Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk

·
Okunma
·
Beğeni
·
7,9bin
Gösterim
Adı:
Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk
Baskı tarihi:
Ekim 2019
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755398075
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Das Glück in glückfernen Zeiten
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk
Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk
Aramızda bir sessizlik oluyor. Yatış pozisyonumuzu değiştiriyoruz, yorgan hışırdıyor. Başlattığımız tartışma içimde, öncekinden de şiddetli bir biçimde devam ediyor. Traudel'le bu tür konuşmalar yapmaya alışık değilim. Ayrıca, gerçekten korkuyorum. Bana göre, bu konuşma bile, çok korktuğum yıkımın gizlice başladığının bir işareti... Şimdi biraz kafa dağıtmayı çok isterdim, ama cinsel birleşmeden sonra televizyonu açmayı ikimiz de kaba buluruz. Fakat burada böyle karanlıkta yatıp duramam da. Yalnızlık normal de, birdenbire ortaya çıkması öyle iğrenç ki.

Sürekli hayat üzerine kafa yoran ve bir imge avcısı gibi etrafındaki küçük ayrıntıları gözlemleyerek mutluluk kırıntıları yakalamaya, bunlara tutunmaya çalışan bir adam iç dünyasıyla, hayatla, işiyle iyi kötü idare ederken, bir gün her şey sevgilisinin çocuk sahibi olmak istemesiyle altüst oluyor. Dengeler bozulmuş, sorgulama ve hesaplaşma başlamıştır artık…

"Kafka'nın anlatı geleneğini sürdüren Genazino, titiz ayrıntılarla ördüğü romanlarını giderek mükemmelleştiriyor... Bu kitap küçük bir şaheser."
-Jan Bürger, Literaturen-

"Gündelik hayatın ince ince gözlemlenmesi, mizah duygusu, sıradanlığı evrensel bir insanlık durumu olarak yorumlama eğilimi... Genazino'nun tipik özellikleri."
-Ulrich Greiner, Die Zeit-
(Tanıtım Bülteninden)
137 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Bugün biri çıkıp 'sizce dünyada enerji problemi var mı?' diye bir soru sorsa şu cevabı verirdim: 'Evet bayım, kesinlikle dünyada bir negatif enerji problemi var!' Ve daha da kötüsü, bu enerji problemini ortadan kaldıracak elimizde ne bir pozitif enerji santralimiz var, ne de yeraltı rezervlerimiz... Orta Doğu ve Arap Yarımadası dahi bu konuda çaresiz. Modern Batı ve Uzak Doğu da öyle... Negatif enerji, havadaki oksijen gibi yayılıyor ve her geçen gün yeni birilerini daha rüzgarına katıp dünyayı sarmaya devam ediyor... Eğer bu hızla yayılmaya devam ederse lanet bir gezegen olup çıkacağız sonunda...

Neyse, bu girizgah dursun bir köşede... Önce Wilhelm Genazino'nun bu sıra dışı kitabı hakkında konuşalım biraz...

Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk; mutsuz bir adamın, daha da kötüsü, mutsuzluğunu bilen bir adamın, hayatın içinde küçük mutluluk kırıntıları aradığı bir modern zaman hikayesi...

Gerhard Warlich, felsefe doktorası yapmış bir çamaşırhane müdürü... Zamanın şartları içinde felsefe doktorası, ona çamaşırhanede bir iş bulmasında oldukça faydalı oluyor! Nakliye şoförlüğü ile başlayan kariyeri zamanla müdürlüğe kadar yükseliyor. Şirketinde çalışan herkesin kendini aldattığını düşünen paranoyak bir patronu var. Tek güvendiği kişi, ona ne kadar güvenmek denirse artık, Warlich oluyor. Ve hazır böyle donanımlı birini yakalamışken onun etinden sütünden sonuna kadar faydalanabilmek için sürekli yeni görevler yüklüyor üzerine... Çamaşırhanenin denetlenmesi, nakliye şoförlerinin yolda kaytarıp kaytarmadığının kontrolü falan derken, iş şirket için yeni iş modelleri ve reklam kampanyaları üretmek ve müşterilerle birebir görüşmeler yapmaya kadar gidiyor...

Tabii okur olarak, buradaki ironi bizi asla şaşırtmıyor. Biliyoruz ki çevremizdeki insanların %80'i sevmediği veya hiç alakası olmadığı bir işle meşgul... Belki kendimiz de bu gruba dahiliz... Ve yine pek çoğumuz işimizde görev tanımına giren görevler dışında onlarca işi üstlenmek durumunda kalıyor... Yani Warlich, bizim Almanya şubemiz gibi çalışan sıradan bir beyaz yakalı aslında...

Beraber yaşadığı hayat arkadaşı Traudel ise bankacı bir kadın ve sırf banka müdürü olmak için yaşadıkları yerin kilometrelerce uzağında bir taşra şubesinde çalışmayı ve her gün 80 km yol gidip gelmeyi kabul ediyor. Onun hikayesi de yabancı değil aslında... Bizde bir laf vardır ya; 'Bir şeyin başı ol da, istersen soğan başı ol' diye... İşte Traudel de bu öğüdü hayat felsefesi yapanlardan biri sadece...

Aralarındaki ilişki temelde sevgiye dayanan, küçük farklılıkları bir oyun gibi görüp 'idare eden' ama iş ciddi konulara geldiğinde büyük çatışmalara gebe olan tanıdık bir ilişki... İlişkide 5+ yıl geçmesine rağmen evlenmek yerine beraber yaşamayı tercih eden çiftlere has o 'tam bağlanamama' ya da 'her an gidebilirim' haline bu ilişkinin satır aralarında da rastlamak mümkün...

Kitap temelde Warlich'in gündelik yaşam içinde yaşadıklarını, hislerini ve kendi kendine geliştirdiği küçük mutluluk arayışlarını monolog tekniğiyle bize aktarırken, fonda modern dünyanın açmazlarını ve bu açmazların insanı nasıl bir kapanın içine soktuğunu samimi bir dil ve akıcı bir kurguyla önümüze seriyor...

Bundan sonrasını, henüz kitapla tanışmamış okur dostlarımın kendi keşiflerine bırakıyorum...
------------------------------
(Teknikçi / Tenkitçi arkadaşlar tam bu noktada incelemeden ayrılabilirler. Çünkü bundan sonraki bölümde lanet olası kendi fikirlerimi paylaşacağım:)
------------------------------
Ben mutluluğun ve mutsuzluğun bulaşıcı olduğunu düşünen insanlardan biriyim. Bunu hayatım boyunca sayısız defa test ettim ve her gün bu tezi güçlendiren durumlar yaşamaya devam ediyorum... O yüzden, toplumda tanık olduğumuz bu baskın mutsuzluğun bir veba salgını gibi kişiden kişiye yayılarak büyüdüğüne eminim artık. Herhangi biriyle yaptığım ayaküstü 5 dakikalık sohbetlerin sonunda bile kendimi yas evinden çıkmış gibi hissediyorum. Normal şartlarda mutsuz olmak için elimde somut bir nedenim olmasa dahi, günün sonunda eve Sami Hazinses gibi dönüyorum çoğu zaman... Başkalarının mutsuzluğunu taşımak gerçekten de içinden çıkılması zor bir durum. Bulduğum en pratik çözüm ise, bende biriken mutsuzluğun fazlasını yine başka birine boca edip kaçmak oluyor. O sürekli hissettiğimiz ama tanımlayamadığımız mutsuzluğun ardında işte bu 'elim sende' oyunu yatıyor maalesef...

İşin garip tarafı ise, karşılaştığım bu kronik mutsuzluk sancılarının pek çoğunun geçerli bir sebebinin olmaması. Gerçek bir mutsuzluğa denk geldiğimde mutlu olacak duruma geliyorum neredeyse!:) En azından harcadığım çabanın bir karşılığı oluyor... Ancak bu devirde gerçek mutsuzları bulmak ve onlarla mutsuzluklarını paylaşmak kolay değil... Varsa yoksa melankoli ve depresyon...

Bu pencereden baktığımız zaman 'mutsuzluk zamanları' ifadesi tam yerini buluyor aslında... Dünden, bugünden, yarından bağımsız bir mutsuzluk zamanı içindeyiz... Sistem, çevre, modern kölelik, tüketim baskısı, ilişkiler, insanın ve insanlığın değersizleşmesi, siyaset, değişen şehir hayatı, sosyal medya dayatmaları ve daha pek çok şey, mutsuzluk zamanının takvim yaprakları gibi sıra sıra duruyor önümüzde...

---------------------------------

Ve ne yazık ki, mutsuzluk zamanlarında yapılan hiçbir faaliyet, aktivite ya da kişisel uğraşılar, hayal edilen etkiyi asla bırakmıyor üzerimizde... Mesela, çevremde koca bir iş yılının ardından bir haftalık yıllık iznini kullanıp tatile giden ve mutlu bir şekilde dönen kimseye rastlamadım henüz. Kadın Phuket Adası'ndan Instagram'a fotoğraf koyuyor, gözünün feri sönmüş, yüzünde sadece yalancı bir Instagram gülümsemesi... Yahu bir insan neden tatilden mutlu dönmez ki?

Gerçi bunun da nedeni az çok belli ya... Sen bir haftalık tatilde en iyi nerede, nasıl dinlenirim diye düşünmek yerine 'nereye gidersem daha cool olur ve Instagram'a daha rahat fotoğraf yüklerim' diye düşünürsen olacağı budur tabii ki... 16 milyon nüfuslu İstanbul'dan kaçıp soluğu yazın 2 milyon nüfuslu Bodrum'da alan ve 8 bin lira bütçeli tam pansiyon tatilinin yarısını oranın yüksek desibelli gece hayatı ve trafiğinde harcayan birinin gözaltı torbalarıyla tekrar İstanbul'daki işine dönmesinden nasıl bir mutluluk hikayesi çıkarabilirsiniz?

Bu sadece basit ve lokal bir örnek tabii ki... Hayatın her alanına uyarlayabiliriz bu döngüyü... Sizi mutlu edeceğini iddia eden bütün tüketim/reklam nesneleri günün sonunda mutsuzluk havuzunuza birkaç damla eklemekten öte bir katkı sağlamaz hayatınıza...
------------------------------
Mutsuzluk üzerine uzun bir yazı yazmak gerçekten çok sıkıcı:) Alın size bir mutsuzluk öğesi daha:) Bu arada hep mutsuzluk zamanlarından bahsettik. Peki ya mutluluk nerede? Warlich böyle zamanlarda mutluluğu nerede aradı? gibi sorular geliyor insanın aklına... Yarım bırakmamak adına birkaç satır da bu konuya değinip yazımızı sonlandıralım...

Warlich, başta da belirttiğim gibi mutsuzluğunun ve nedenlerinin farkında olan bir karakter. Mutsuzluğuyla barışık dersek çok yanlış bir ifade olmaz. O yüzden büyük mutluluk planlarından olabildiğince uzak duruyor. Yolda yürürken, metroya bindiğinde ya da yemek yerken çevresinden geçen insanlara veya nesnelere bakıp küçük mutluluk oyunları türetip onlarla oynuyor. Evet bu oyunlar onu bir şekilde mutlu etmeyi başarabiliyor ama özünde mutsuz olan birini küçük oyunlar ne kadar mutlu edebilirse o kadar mutlu oluyor diyelim...

---------------------

Normalde incelemeleri birine ithaf etmek çok adetim değildir ama kitabı okurken sık sık kulaklarını çınlattığım sevgili Erhan 'ın adını bu incelemede geçirmezsem haksızlık etmiş olurum:)

Wilhelm Genazino'nun yazım tarzını ve cümleleri kullanış biçimini şaşırtıcı derecede Erhan'ın tarzına benzettim. Başka bir ifadeyle, Erhan bir kitap yazarsa sanırım böyle bir kitap yazardı:)

Vakit ayırdığınız için çok teşekkürler...

Şu mutsuzluk zamanlarında herkese mutluluklar diliyorum:)

Keyifli okumalar...
144 syf.
·8 günde·9/10
Bazı kitaplar vardır, kitabın ana karakteri öylesine baskın bir karakterdir ki, konu artık ikinci planda kalır ve kitabı bırakıp karakteri anlatmaya başlarsınız. Çünkü o karakteri anlamak demek, o kitabı anlamakla eş değerdir. Tıpkı Albert Camus'nün Yabancı kitabındaki Meursault gibi...

Açıkçası ben karakterin ön plana çıktığı kitapları çok önemsiyorum ve ayrı bir seviyorum. Gündelik hayatın koşturması ve yaşam mücadelesi içerisinde belki varlığından bile haberimizin olmadığı ne müthiş insanlar yanımızdan geçip gidiyor. Belki otobüste, sokakta, iş yerinde tam yanımızda duruyor; fakat içinde ne müthiş fırtınaların koptuğunu anlayamıyoruz. Bir insan olarak bir başka insanı tanımaya çalışmaktan kaçıyoruz, imtina ediyoruz. Bu noktada Sabahattin Ali'nin bir alıntısı ile sormak istiyorum:

"Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir! Niçin bunu anlamakta bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?"

İşte Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk'ta Gerhard Warlich isimli bir karakter var ki, sayfalarca anlat bitiremezsin. Öylesine özgün, öylesine farklı bir karakter... Eskimiş pantolonunu balkondaki ipe asan, iklimin ve tozun etkisiyle eprimesini günden güne izleyip bundan anlamlar çıkartan, hatta hayatın anlamını çıkartan bir karakter. Sabahattin Ali'nin tabiriyle, kendi kafasının içinde yaşayanlardan. Biraz Raif Efendi, biraz aylak adam Bay C., biraz Meursault... Böylesine özgün bir karakter ile karşı karşıyayız kitapta.

Gerhard Warlich, günümüzü mutsuzluk çağı olarak tanımlıyor ve kendisi de aslında tüm davranışlarıyla bu mutsuzlukla baş etmenin yollarını arıyor. Büyüleyici bir gözlem gücü var. Beni en çok etkileyen yönü de insanları, nesneleri, hayvanları, kısacası hayatı gözlemleme yeteneğiydi. Bir olayı gözlemlerken, bir anda yerdeki bir karınca ilgisini çekiveriyor ve karıncanın hareketlerini gözlemleyip bir takım manalar çıkararak gülümseyebiliyor. O an onun için karıncanın hareketlerini gözlemlemek bu hayattaki en önemli meşgale haline geliyor. Hatta Gerhard şöyle bir cümle kuruyor: "Bir kitap yazabilseydim başlıca tezi şu olurdu: İnsan felaketleri ancak izleyebilir, kavrayamaz." Yani yanı başında büyük bir felaket gerçekleşse hemen çekirdeğini alıp keyifle gözlemleyebilecek biri.

Gördüğünüz üzere, çok ilginç bir karakter Gerhard Warlich. Neden bu kadar ilginç bir karakter olduğunu ise, kitabı okudukça anlayabiliyoruz. Warlich, felsefe eğitimi almış zeki bir adam ve bir çamaşırhanede müdür olarak çalışıyor. Felsefe eğitimi almış bir çamaşırhane müdürü mü? Evet, tam olarak öyle. Zira felsefe eğitimini tamamladığı 27 yaşlarında, üniversitede aldığı öğrenim kredisini ödemek zorunda kalıyor, hangi işte çalıştığını umursamadan çamaşırhanede çalışmaya başlıyor ve 14 yıl boyunca istemediği ve eğitimini almadığı bu işte çalışıyor.

Bir de uzun yıllardır birlikte yaşadığı kız arkadaşı var: Traudel. Görünüşte normal gibi görünen bir ilişkileri var. En azından Traudel’in evlenmek ve çocuk sahibi olmak istemesine kadar normal görünüyor her şey. Kitabın Traudel'in içerisinde bulunduğu kısımlarında Gerhard Warlich'in kadınlara, erkeklere ve ilişkilere karşı olan ilginç bakış açısını da öğreniyoruz.

Gerhard, insanların mutsuzluklarının incelikli bir hayatı nerede arayacaklarını bilmemelerinden kaynaklandığını savunuyor. Gerhard'ın bizler için bir çözümü de var: Yatıştırma Okulu. Yatıştırma Okulu kurulur kurulmaz, mutluluktan uzak ortamlarda mutluluğun kurulması hakkında seminerler vermeyi planlıyor. Ayrıntılı olarak Yatıştırma Okulu derken ne demek istediğini önümüze sunmuyor; ama ipuçlarını Gerhard Warlich'in hayatı içerisinde yakalayabiliyoruz.

Son olarak, aşırı duyarlı birisi Gerhard. Her şeyde olduğu gibi duyarlı olmada da "aşırılığın" zararlı olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Zira her şeyin fazlası zarar... Şayet siz de aşırı duyarlı biriyseniz, çevrenizi gözlemlemekten hoşlanıyorsanız, bir pantolonun bile eprimesini gözlemlemek, bir karıncayı izlemek hoşunuza gidiyorsa, Gerhard Warlich'i hemen tanımalısınız. Belki hayatınızın karakteridir, belki de hayatınıza yön verecek biridir. Geç kalmayın.
144 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Üzerindekileri çıkar ve rahatlamaya bak… Hayır, hayır! Çıkar dediklerim elbiselerin değil hani şu ötekilerine karşı üzerine geçirdiğin roller bütününden bahsediyorum. Anlayışında bu kadar kıt olamaz, olmalı. Bu gece olmak istediklerimizden sıyrılıp çıplak oturacağız masaya. Ayrıca şu mutsuzluğunu, birde boyun büken yalnızlığını da eve gönder, pek bir sinirime dokunuyorlar. Hadi şimdi anlat, neydi bütün bu olanlar?

Ben Warlich, Gerhard Warlich. Herkes gibi sıradan bir hayatı idame eden, dışarıdan bakıldığında iyi eğitim almış ancak iş bakımından aradığını bulamayan milyonlarca insandan bir tanesiyim. Biraz senim, birazda öteki. Mutlu olması gerekirken mutsuzluğuyla yoğrulan kişiyim. Senin gibi kitap okuyor, gördüğüm ayrıntılara fazlasıyla kafa yoruyorum. Hiçbir şey bilmediğim halde her muhabbete girip, her şeyi biliyormuşçasına yaşıyorum. Aslında yaşantım kötü de denmez. Tıpkı sen gibi ve senin deyimin ile “ne yerde sürünüyorum, ne de ayağı kalkıyorum.” Ben Warlich, Gerhard Warlich.

“İki kişiyken yalnız olmak istemiyorum.” (Alıntı #47488959 )

Yazar hakkında bildiğim birkaç şey vardır Alman asıllı olduğu ve 1943 yılında doğduğu… Liseyi bitirdikten sonra iş hayatına atılmış ve bir dönem sonra ise Alman Dili, felsefe ve sosyoloji eğitimi gördü. 1965 yılında ise kitapları yayımlanmaya başladı.

Yazarın üslup tarzı benim çok hoşuma gitti. Birinci tekil şahıs ile kurguya dayanmadan kişinin sıradanlığını anlatması ve okuru bu denli içerisine çekip, sıkmadan sayfalarca ilerlemesi muazzam bir yetenektir. Eğer ki bir kitap yazacak olsam, kesinlikle tarzım bu olmalı derim.

“...her insanın kendi içinde yalnız olduğunu, ayrıca bu yalnızlığın kötü bir şey olmadığını söyleyemiyorum. Kendi içlerinde yalnız ol­duklarını şiddetle inkâr eden bir sürü insan olduğunu biliyorum.” (Alıntı #47489316 )

Kitap özeti verip ya da zaman ilerledikçe herkes mutsuz oluyor diye klişe cümleler kurmak istemiyorum. Ancak şuna eminim ki çocuk eskiden de çocuktu günümüzde de çocuktur. Bizleri mutsuz kılan yegâne şey yaşımızın ilerlemesidir. Çünkü mutlu bir çağ yaşayıp ardından sıradan ve yükümlülükler insanı strese, dahası ise mutsuzluğa itmektedir. Biz ise bu durumu şöyle ifade ederiz ki nerede eski zamanlar. Eskiden her şey daha iyi ve daha güzeldi deriz. Aslında kendimizi kandırırız, değişen tek şey kendimizizdir. Bunun farkına varırsak eğer mutsuzluğumuzun yaşımızla orantılı olduğunu görür, geçen zamana çamur atmamış oluruz.

Hazır mutsuzluk ile konuya girmeye çalışırken aslında işin özünü bir depresyona, melankoliye bağlamamız hata olmaz. Zaten kitabın sonlarına doğru da bu savımızın doğruluğunu göreceğiz. Warlich işi ve eğitim hayatı gereği aşağı tabakadan bir insan değildir, mutlu olabilmesi için ise birçok sebebi vardır. Lakin ruhundaki hassas yapı bu mutluluğu yaşamasına asla izin vermez. Çünkü Warlich kalabalıklar arasında yalnızdır, ötekilerin yani bizlerin yaptıklarını iyi bir gözlem ile sentezleyip aslında ne kadar gereksiz şeyler ile mutlu olduğumuzu, işin o kadarda kolay olmadığını sayısız kere okuruna vermektedir.

“Başladığım bir cümleyi bitiremediğim anda bıçak gibi saplanıyor yalnızlık.” (Alıntı #47579650 )

Sıkça ve çokça eski yaşantısına inen Warlich o zamanların daha renkli ve mutlu olduğunu savunmaktadır. Elbette herkesin çocukluğu daha mutludur diğer çağlarından. Bu psikolojik açıdan bakıldığında da öyledir, hayat ve yaşam koşullarını sentezlediğimizde de durum aynıdır. Geçmişe takılı kalan insanların en büyük sorunudur bu eskiden çok daha mutluyduk demek. Bu arada demek istiyorum ki çocuk her çağda mutludur. Emin olun 2500 yılında da çocuk mutlu olacaktır, 3000 yılına gelindiğinde de…

Şimdi gelelim asıl konuya. Peki, neden mutsuzuz. Parklarda bahçelerde koşan, saçlarını rüzgârla havalandıran çocuklara ne oldu da şimdi kendilerini bu kadar geriye, bu sessiz alanlara çekiyorlar. Çünkü bizler artık unutmuyoruz. Hırsın kölesi olup çok daha fazla mesailer ile para kazanmaya çalışıyoruz. Eskimemiş arabamızı, bir yeni versiyonuyla değiştirmeye çalışıp, bu parayı kazanmak için harcadığımız bütün beden enerjisini bir seneden fazla kullanmayacağımız bir araca yatırıyoruz. Daha güzel kadınlarla beraber olmak ve en güzel evlerde oturmak istiyoruz. Devler liginde savaşa hazırlanan koyunlar gibiyiz. Mutsuzluğumuzu kendimiz yaratıyor, kendimize hak ettiği değeri vermiyor ve bedenen yitirdiğimiz değerlere aldırış etmeden ruhlarımızı dahi heveslerimize köle ediyoruz. Sonuç olarak elimizde kalan tek şey “Ne yaşadık be!” cümlesi.

“Bizi yılların değil, tecrübelerin yaşlandırdığını düşünmüşümdür hep.” (Alıntı #47578318 )

İnsan hep beden yoksunluğundan öldüğünü zanneder. İnsan ölüme ilk önce ruhuyla hazırlanır, iradesiyle tasdikler ve bedeni bundan sonra hastalanmaya başlar. Sayın Wilhelm eserinde bize bunu anlatmak istemiştir. Aklınıza gelecek tek şeyin “Nefes almak yaşıyorum demeye yeter mi?” sorusu olmalıdır. Bir melankoli hastasının konuya dâhil edilmesi ve kurguya dahi gerek kalmadan kendini ustaca okutması ana karakterin bize olan benzerliğinden kaynaklanmaktadır.

“Bir kez sevmiş olan ve hala seven biri, kendini aşka elverişli bir hale getirmenin ne kadar zor olduğunu, ne kadar uzun sürdüğünü bilir. İnsan acı çekerken anlar, aşk için emek vermeye bir daha kolay kolay kalkışmayacağını. Çekilen acı bir tür aşk tembelliği yaratır. Acı çeken kişi, bu kadar ağır bir işi boşu boşuna yaptığından korkar.” (Alıntı #47585695 )

Kalabalıklar arasında yalnızsanız, iletişim sorunu yaşıyor ve kimsenin sizi anlamadığını düşünüyorsanız, birçok şeyin size mutsuzluk getirdiğini hissediyorsanız ve dahi mutlu anlarınızda mutsuzluk özlemi çekiyorsanız; uzatmayın ve bir profesyonel destek alın. Bu tür şeyler bir başlangıçtır ve daha ilerisi kesinlikle can kaybıyla biten acı hadiseler bütünüdür.

Kitabım Ayrıntı Yayınları’ndan ve çevirisi beklediğimden çokça iyi. Yazar hayatına çok az ve önsöze gerek duymayan yazar ile çevirmen direk konuya giriyor. Güzel bir karmaşanın içerisinde başlayan eserimiz toplam 11 bölüm ile okuruna sunulmaktadır. Sayfa kalitesinden ödün verilmemiş ve gayet akıcı bir dil ile okurunu sıkmadan yazıya aktarılmıştır. Kitap kapağı için ayrıca teşekkür etmek isterim.

Sözün özü; başından sonuna kadar iyi bir okumanın karşılığı olan bu şaheser gerçekten hem okunulası, hem de tavsiye edilesidir. Gözü kapalı bir şekilde alıp, sindirerek, düşünerek ve yazar ile görüş kritikleri yaparak okuyabilirsiniz.

“İnsan ölmeden çok önce yaşar ölümlülüğün evrelerini.” (Alıntı #47502405 )

Diyeceklerim bu kadar. Şimdi rollerini giy ve sıkıca geçir bedenine bilirsin bu mevsimde geceler yanıltıcı oluyor. İstemem hasta olmanı, sevgi ile kal.
144 syf.
·3 günde·9/10
Aşırı duyarlılığın yıkıcı etkisi mi bu, yoksa tamamen kişinin öz safsatalarıyla mı alakalı bilemiyorum ama, bu kitap çok uç noktalardan dokunuyor insana. Bana öyle oldu.
Kitabın baş karakterinden sinen bi' olgunluk sonucu galiba, irili ufaklı tüm gerçeklik kırıntılarını içsel bi' göz devirişle kabullendim. Çünkü bunların pek çoğu yaşamaktan, pek çoğu gözlemden, birazı da öngörüyle bulaşıyor zaten insana.
Hayatın sıkıcı yanları nedir? Tekdüzelik, monotonluk içinde akan(!) günleri yaşamamızdaki temel itki nedir, ya da var mıdır öyle bi' şey?
Baş karaktere sanki farklı bi' zamanda farklı bi' yerde rastlamışım, onunla çok derin bi' konuşma yapmışım, bu konuşmada kendi "köşeli" fikirlerimden bahsetmişim gibi, samimiyetle serpiştirmiş tüm o iç sıkıntıları hayatına. Keşke yaşamasaydı böylesini! Okurken bu kadar duyarlı olursan, bu kadar incelikli düşünürsen, nesnelerden derin kurgulara varıp orada hayatının, o ölümcül monotonluktaki hayatının, yaşıyorluğuna dair "yerine uygun" bi' imgede, sembolde, bi ' harekette, devinimde ararsan, o anki yaşıyorluğunu hatta tüm varlığını bi' karton uçuşmasına bağlarsan olacağı budur dedim.

Kitap, kendi iç filozofluğunu yaşarken an be an anılarla nesnelerle, kişilerle ve tüm bunların düşünsel ifadeleriyle avunan, gittikçe içe/dibe batan bi' adamın, talihsiz birinin yaşamını anlatıyor. Bu yaşam kuşkusuz salt ona ait değil. Okumaya başladığım andan itibaren sorular çıktı kitaptan. Öylesine ortak noktalar buldum ki, baş karakterin hikayesine ortak olmamam mümkün değildi. Kitapta her ne kadar bir kurgu kişisinin hikayesi anlatılsa da, kitap reele ulaşıp size de o devingen, aktif ve nihai soruları yöneltiyor. Bu nedenle Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk'u okumak benim için farklı ve sorgulayıcı bi' okuma oldu...

Anlatmakla bitiremeyeceğim kadar iç geçirmeli, boyun eğmeli, kaş çatmalı ifadeler var kitapta.
Görünürdeki akışkan hayatın ardında katı, monoton bi' dünya var. Bu dünyadan korunmak için bazen içsel filozofluklarımız oluyor, içsel dehalıklarımız...Orada derinlere dalmak kaçınılmaz ve tehlikeli olabiliyor bazen. Ve tüm bu çapraz yalanın içinde yani, dışın akışkanlığına karşı için monoton "görünüyor" olması olayının aslında tam tersinin geçerli olması durumu anlatılıyor. Bu hengâme hiç uzak değil, hatta denebilir ki çok yakın. Bu yüzden okumanızı öneririm.
144 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Bazı kitaplar vardır. Seveceğime emin olduğum ama tam verim alabilmek için en doğru zamanı beklettiğim. Puslu Kıtalar Atlası gibi, Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk gibi. Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk'un beni çeken ilginç bir havası vardı. Uzaktan uzaktan takip ettiğim, kavuşma vaktimizin yavaş yavaş yaklaştığını hissettiğim kitaptı o. Derken sürpriz bir kargoyla kavuştuk kendisiyle. Üstelik sevgili kitapdostum Murat Sezgin/Duvar/ 'e sözkonusu kitaba ne kadar ihtiyacım olduğundan hiç bahsetmediğim halde seveceğimi düşünmüş. Bu nasıl güzel bir histir.

"Son zamanlarda bir düşüşteyim. Kelimenin tam anlamıyla bir düşüş bu. Ayağa kalkmaya çalıştıkça yeniden tökezliyor ve daha da dipte buluyorum kendimi. Sanki bir kuyudayım ve sesimi kimseye ulaştıramayacakmışım gibi de korkuyordum. Ancak son aylarda öyle güzel kargolar aldım ki Türkiye'nin dört bir yanından. Huzur ve mutluluk çıktı içlerinden hep. Haberleri bile olmadan yüreğimdeki yaraların varlığından; sarıp sarmaladılar. "Ne güzel insanlar biriktiriyorum," diye düşündüm tam da o zaman. Kiminle, nerede olduğunuz, ne yaptığınız hiç önemli değil. Yüreğinizin ellerinden kim tutuyor önemli olan sadece bu. Şu ve ya bu sebepten, hatta belki de sebepsizce, ve ya çözümü olmayan bir derde üzüldüğünüz zamanlarda da üzgün olduğunuzu söylemekten çekinmeyin. İzin verin onlara ihtiyacınız olduğunu bilsin insanlar. Bu zayıflık değildir. İzin verin, başka ruhlar dokunsun ruhunuza, çünkü ancak o zaman çiçekler açacak ruhumuz." Dedim kargoyu alınca. Oysaki o zaman henüz kitabı okumamıştım bile. Hemen başladım ama.

"Ölüm sebebi olarak da şunu yazardı ölüm raporuna: Aşırı duyarlılık." (sy. 94) diyen bir kahraman ile de böyle tanıştım. Kahraman dediğime bakmayın, kendini öyle görmek istese de içten içe hiçbir zaman bir kahraman olamadığı için utançla dolu bir adam bu. Hatta "akut bir utanç sorununun tetiklediği depresyondan muzdarip" (sy.131) olduğunu iddia ediyor. Ne kadar da ilginç değil mi? Bir insanın en ufak ayrıntılarda boğulup gitmesi ve bunun tamamen bir sorun haline dönüşmesi. "Bir bahçe çitinin direğine takılmış çocuk eldiveni kimseyi duygulandırmıyor." (sy.9) diyor mesela kahramanımız. Haydi itiraf edin, kim dikkat ediyor o eldivenin yalnızlığına ve melankolisine? Melankoli sürekli olduğunda ruha zarar verse bile arada ihtiyacımız yok mudur? Birazcık duyarlılık kimsenin mi işine gelmez?

Sevgili kahramanımız çok sarsıcı olaylar yaşadıktan sonra bile kendini iyi hissedebilmesi için başını önüne eğmiş bir köpek görmesi yeterli oluyor. Öyle ince bir gözlem yeteneği var ki, bunu mesleğe dönüştürebilse ne kadar da mutlu bir hayatı olurdu. Yarısı yenmiş bir kek görerek başlattığı bir düşünce zincirinin uçları nerelere gidiyor. Yahut çok sıradan bir cümle bile sırf ahengi için hoşuna gidebiliyor. Ne dersiniz; birazcık incelik öğrenmemiz gerekmez mi? Ama sadece birazcık. Aşırı duyarlılık da sağlığa zarar. Yoksa yaşanacak gibi mi bu hayat?
144 syf.
İnce ince bir günlük yaşam gözlemi..
Sıradanlığın evrensel ve insansı hali..
Kafka anlatım tarzı..
Titiz, yüksek gözlem gücünün fark edip içselleştirdiği ayrıntılar..
İmge, fenomen avcılığı..
Öyle bir av şöleni ki;avcı hem mutlu hem mutsuz, kitabın ismiyle müsemma olarak.

Kendini gerçekleştiren kehanet gibi, kendini doğrulan duygu durumları..
"Hayatımın, afetin gerçekleşmesini beklemekten ve hayatımla iç içe geçmesini gözlemlemekten ibaret olacağını biliyordum."gibi.

Kitap,okuyucuyla bir bağlılık,kitabı bitirdikten sonra bile süren bir vefa resitali, bir iç dünya kucaklaşması,hele de duygu ve fenomenler bir düzlemde buluşuyorsa;
Tanınmayan bir sevilenle rastlaşmak gibi...

Ve aynı enerji frekansındaki kitaplara tevafuk etmek,gerçekten okuduğum her kitapla doğruladığım bir tez.

Kitabı bitireli bir kaç saat oldu ve hala sorguluyorum;
Hangi duygu durumları marazidir?
Duyumsadığımız duygulardan ötürü suçlanabilir,psikiyatri kliniğine yatırılabilir miyiz?
Kendinle,iç sesinle konuşmak psikolojik bir septom mudur?
Evlenip,çocuk sahibi olup,toplumsal normlara göre yaşamak ve hissetmek midir normal(!)olmak?

Ebeveynler ve onlarla geçirdiğimiz zaman dilimleri ve bu zaman dilimlerinde oluşup,bilinçaltına kazınan fenomenler yakamızı hiç bırakmayan,geçmiş zaman kalıntıları mı olacak?

Geçmiş ve gelecek marazından bir yol bulup,öteye(şimdiye) geçmek mümkün mü ve ne kadar?
Biraz olsun yol gösterebilir,belki!!!

https://youtu.be/volxiDneyro
144 syf.
·4 günde·9/10
Wilhelm Genazino’yu bu kitapla tesadüfen tanışmadan önce hiç bilmiyordum. Kendisi hakkında biraz araştırma yaptığımda öğrendim ki, Alman edebiyatının önde gelen isimlerindenmiş. 
Bu kitap için sadece bir roman olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğunu düşündüğüm Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk, birey teması ve bireyin yaşadığı çelişkileri, toplum tarafından olması gereken hayatı ve ilişkileri gözler önüne seriyor. Kitapta kendinizden bazı davranışlar görebiliyorsanız eğer bilin ki siz doğru bir yaşantı sürüyorsunuz. Küçük ayrıntılarda bir şeyler arayan, bunlardan çıkarımlar yapan birisiniz. Özellikle bazı paragraflarda evet bunu bende yapmıştım dedim inanın. Çok şaşırdığım şey ise bu kadar güzel bir anlatımla bu kadar güzel bir hayattan bir parça ile bir kitap nasıl kurgulanır nasıl bu kadar okuyucunun içine işler? Yazarın okuduğum ilk kitabı beni gerçekten çok etkiledi.
144 syf.
·Beğendi·8/10
Son zamanlarda çevreme şöyle bir baktığımda  dışarıda mutlu gibi görünmeye çalışıp da içinde tarifi imkansız mutsuzluklar yaşayan bir yığın insan görebiliyorum. Her şey yolundaymış gibi görünüp sırf eşi dostu çevresi tarafından sorgulanmayayım diye mutsuzluklarını bastırıp gülen yüzler dolu etrafımız.

Devamı: https://www.kitapofisihakan.com/...manlarinda-mutluluk/
144 syf.
·8/10
Gerhard Warlich, bir çamaşırhanede yönetici olarak çalışmaktadır. Felsefe eğitimi almış biri olarak yaptığı işi sevmeyen, ancak, başka işlere yönelme konusunda da yeterli iç motivasyona sahip olmayan ana karakter, günlük yaşantısındaki her şeye kendince farklı anlamlar yüklemektedir. Bu yaklaşımından çoğunlukla mutsuz olmasına karşın, zaman zaman da mutluluk duymaktadır. Sıklıkla çocukluğuna dönen ve annesini her fırsatta anımsayan,
Sevgilisi Traudel ile birlikte yaşamakta olan karekterimiz, sevgilisinin çocuk yapma isteğiyle birlikte ilişkisine ve kendine hızla yabancılaşmaya başlamış, bu yabancılaşma beraberinde yalnızlığı da getirmeye başlamıştır. Traudel'in ;"İki kişiyken yalnız olmak istemiyorum" uyarıları da artık işe yaramamaktadır.
Sonunda, Warlich, terapi seanslarına katılmak üzere bir kliniktedir... Kitabı bitirdiğimde çok beğendiğimi düşündüm. Beğendiğim şey yazarın ayrıntılarda yakaladığı samimiyet ve bir insanın iç dünyasını okura aktarmaktaki başarısıydı. Yazarın dili, yer yer Kafka ve Camus'a da benzemekte bu nedenle de zihinlerde hoş bir okuma keyfi bırakmaktadır. Öneririm.
144 syf.
·Beğendi·9/10
Buram buram Kafka kokuyordu.Bireysel temalardan yalnızlık ve aidiyetsizlik duygularını işlemiş.Yazar sosyoloji,felsefe ve edebiyat eğitimi görmüş bunu cümlelerin derinliğinden de anlayabilirsiniz zaten.Çeviri de çok güzeldi.Dikkat derin içsel sorgulamalar içerir!!!Keyifli okumalar.
144 syf.
"İnsanın önemli anlarda, dilsizleşen bir filozof olduğunu keşfetmesinden daha korkunç bir şey olamaz."

Sürekli hayat ve akışı üzerinde kafa patlatan ,aşırı duyarlı bir adamın iç dünyasında yaptığım bu gezi beni çok etkiledi.
Gündelik hayat ve içten geçen hayat en ince ayrıntıları ile gözlemlenmiş. O yüzden bu kitap ya çok sevilir ya hiç sevilmez.
Kesinlikle belirtmeliyim ki, ben bu kitabı çok sevenlerden oldum.
Ne korkunç, daha şimdiden hayat tecrübelerim var! Ama hayattaki en önemli tecrübelerimden biri, şimdiye kadar kapıldığım kaygıların hemen hemen hepsinin lüzumsuzluğunun ya da anlamsızlığının er ya da geç ortaya çıkması.
Wilhelm Genazino
Sayfa 76 - Ayrıntı Yayınları, 2. Baskı
Devamlı bir "dehşete kapılma hâli" içinde yaşıyorum. "Sürekli dehşet" benim "her şeye karşı hazırlıklı olma" isteğimden kaynaklanıyor.
Bir kez sevmiş olan ve hala seven biri, kendini aşka elverişli bir hale getirmenin ne kadar zor olduğunu, ne kadar uzun sürdüğünü bilir. İnsan acı çekerken anlar, aşk için emek vermeye bir daha kolay kolay kalkışamayacağını. Çekilen acı bir tür aşk tembelliği yaratır. Acı çeken kişi, bu kadar ağır bir işi boşu boşuna yaptığından korkar.
Wilhelm Genazino
Sayfa 117 - Ayrıntı Yayınları, 2. Baskı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk
Baskı tarihi:
Ekim 2019
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755398075
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Das Glück in glückfernen Zeiten
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk
Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk
Aramızda bir sessizlik oluyor. Yatış pozisyonumuzu değiştiriyoruz, yorgan hışırdıyor. Başlattığımız tartışma içimde, öncekinden de şiddetli bir biçimde devam ediyor. Traudel'le bu tür konuşmalar yapmaya alışık değilim. Ayrıca, gerçekten korkuyorum. Bana göre, bu konuşma bile, çok korktuğum yıkımın gizlice başladığının bir işareti... Şimdi biraz kafa dağıtmayı çok isterdim, ama cinsel birleşmeden sonra televizyonu açmayı ikimiz de kaba buluruz. Fakat burada böyle karanlıkta yatıp duramam da. Yalnızlık normal de, birdenbire ortaya çıkması öyle iğrenç ki.

Sürekli hayat üzerine kafa yoran ve bir imge avcısı gibi etrafındaki küçük ayrıntıları gözlemleyerek mutluluk kırıntıları yakalamaya, bunlara tutunmaya çalışan bir adam iç dünyasıyla, hayatla, işiyle iyi kötü idare ederken, bir gün her şey sevgilisinin çocuk sahibi olmak istemesiyle altüst oluyor. Dengeler bozulmuş, sorgulama ve hesaplaşma başlamıştır artık…

"Kafka'nın anlatı geleneğini sürdüren Genazino, titiz ayrıntılarla ördüğü romanlarını giderek mükemmelleştiriyor... Bu kitap küçük bir şaheser."
-Jan Bürger, Literaturen-

"Gündelik hayatın ince ince gözlemlenmesi, mizah duygusu, sıradanlığı evrensel bir insanlık durumu olarak yorumlama eğilimi... Genazino'nun tipik özellikleri."
-Ulrich Greiner, Die Zeit-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 613 okur

  • Öznur Demirci
  • Zeliha Başer
  • gamze
  • Zehra
  • İlayda Akın
  • Ceren Diler
  • Bahar Yunus
  • Fatih
  • şevval
  • Malayani

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.4
14-17 Yaş
%6.9
18-24 Yaş
%20.7
25-34 Yaş
%34.5
35-44 Yaş
%20.7
45-54 Yaş
%8.6
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%5.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%77.1
Erkek
%22.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.8 (28)
9
%18.6 (44)
8
%31.2 (74)
7
%17.7 (42)
6
%8.4 (20)
5
%3 (7)
4
%1.7 (4)
3
%1.3 (3)
2
%0.4 (1)
1
%0.4 (1)