Nah Kalkınırız

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.595
Gösterim
Adı:
Nah Kalkınırız
Baskı tarihi:
28 Şubat 1999
Sayfa sayısı:
158
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754180718
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Nah Kalkınırız
Nah Kalkınırız
1972'de kurulan Nesin Vakfı, ortalama 40 çocuğu ve 10 çalışanıyla -gönüllüleri de sayarsak- 60 kişilik cıvıl cıvıl bir ailedir. Vakfın ana binası Çatalca'da, 15 dönümlük yemyeşil bir bahçe içindedir. Her çocuğun ayrı bir odası vardır. İlk ve orta eğitimdeki çocuklarımız Çatalca'daki devlet okullarında okurlar. Yüksek öğretimdeki gençlerimiz, bulundukları kentlerde, varsa Nesin Vakfı'nın evlerinde, yoksa kiralanan bir evde ya da yurtlarda kalırlar. İlkokul çağına girmeden Vakf'a katılan çocuklar, bir meslek edininceye, daha doğrusu kendi ayakları üstünde duruncaya değin, Vakf'ın koruması altındadır. Nesin Vakfı'nda neredeyse yok yoktur: 25.000 kitaplık kütüphanesi, tiyatro salonu, yüzme havuzu, spor ve oyun alanları, seramik atölyesi, müzesi, bilgisayar odası, hayvanları (inek, koyun, keçi, tavuk, bıldırcın, tavşan, hindi, ördek...) çeşit çeşit meyve ağaçları, sebze bahçeleri, marangozhanesi... Ve elbette aziz Nesin her zaman bizimle birliktedir. Nesin Vakfı'nın gelirleri, Aziz Nesin'in yapıtlarının telif haklarından, Nesin Vakfı'nın konutlarının kiralarından ve bağışlardan oluşmaktadır.
200 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİTMEYECEK...
Temmuz 1995, sıcak bir yaz günü. Ev telefonu ( o zamanlar cep teli yoktu ) gün boyu çaldı ve ben gözüm yaşlı beni arayıp başsağlığı dileyenlere teşekkür ediyorum. Ortaokul 2. sınıfta “Gözüne Gözlük” le başlamışım Aziz Baba’yı okumaya ve âşık olmuşum ona.
Akşam oldu, ana haber bültenleri Nesin Vakfı’nın duvarının dışında canlı yayında
onun nereye gömüleceğini merak ediyor . Onu tanıyan bilir, bir mezarı olsun istemedi. “ Beni vakfın bahçesine gömün üzerimde çocuklar koşsun,oynasın.” diye vasiyet etti.
6-7 çukur açıldı, birine gömüldü; nereye gömüldüğünü oğlu Ali Nesin, Müjdat Gezen ve birkaç kişi daha biliyor.
Dozerin sesi hâlâ kulaklarımda . Haber kanalları helikopter kiralamış çukuru tespit etmek için bu yüzden tüm çukurlar aynı anda kapatıldı ve dediği gibi oldu....
“Türkiye’de mezarlıklar dinlere göre ayrılmıştır. Dinsizler için mezar yeri yok. Bense Müslümanların “ Yatacak yeri yok!” dediklerindenim... :((“ demişti bir kitabında...
-Kaygılanma, buna insanlar karar vermeyecek.... :( ... -
USLANMA HİÇ HEP DELİ KAL...
Türklerin % 60’ı aptaldır dedi, aptallar ayaklandı memlekette...
Sonra bir röportajında dinledim diyordu ki :
“Ben de bir aptallık yaptım % 60’ı aptaldır dedim; Türk milletinin %40’ı zekidir deseydim hiçbir şey olmayacaktı ama ben aynı şeyi söylemiş olacaktım. :) Şimdi bu %60 aptala ben de giriyorum. :))
-Ev telefonu ben üniversiteye başlarken bağlanmıştı evimize ve faturalar şimdiki cep faturalarından çok daha yüksekti . Zaten zor bağlanmış telefon, ben her öğleden sonra Nesin Vakfını arıyorum. Derdim mi ne? Aziz Nesin’le tanışmak, sesini duymak. O sekreter kadın benden çok ister olmuştu görüştürmeyi ama hiç kısmet olmadı. Eee neden mi bıraktım aramayı? Faturaları gören ev halkı uçuk rakamlar karşısında önce araştırma soruşturma yapmış , faili bulamayınca telefonu kapattırma tehditleri savurmuştu, beyaz bayrak çektim ben de :))-
HOŞÇA KAL GÜZEL DÜNYAM...
Kara mizahın dev ustası...
Güldürürken düşündürür...
Vururken sever...
Severken döver...
Medyatik değildi, göz önünde olmaktan hoşlanmazdı... “Arkadan itiyorlar, önden tepiyorlar, arada kalıyorsunuz. “ demişti bu konuyla ilgili. :))
İnançsızlığından vurdular onu.... Sanki hüküm kendilerininmiş gibi... :(
Yılda 4 kimsesiz çocuğu vakfa alan , yediren, giydiren, meslek sahibi yapan bir yazar o...
Ne anlaşılmamayı amaç edinen ve gösterişli laflar eden bir postmodern ...
Ne bizi bile depresyona sokacak denli insanı irdeleyen bir egzistansiyalist...
Ne de derdi sembollere sığınmak olan sembolist....
Ne sürrealist, ne üstkurmaca derdinde bir yazar...
Derdi neyse söyler yüzüne, saklamaz, saklanmaz...
Yerel söyleyişler, ağızlar, argo, küfür... yasak tanımaz...
“Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın
Ölüme erken, seviye geç
Yine gecikmişim, bağışla sevgilim
Seviye on kala, ölüme beş...”
SON SÖZ:
Yüzleşmek mi istiyorsun kendinle, insanınla,ülkenle?
Oku o halde....
Okumadan elalemin sözlerine kanma...
200 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
"Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden Kovarlar."

Bir etkinlik incelemesi olarak böyle bir yazarı okutturduğu için Tuco Herrera 'ya ve böyle hoş bir etkinliği düzenlediği için NigRa 'ya teşekkürlerimi sunarım.

Aziz Nesin dedik ilk kez okuyoruz dedik. "Aziz Nesin bu, güldürürken düşündürüyor." demek isterdim, herkes gibi... Ancak belki ruhsal durumumdan dolayı belki de mizahının bana güldürücü gelmemesinden dolayı mıdır bilmem ama kitabı okurken yüzüm pek gülümsemedi, kusura bakmayın. Ama farkettiğim bir şey var. Bu adamın açık sözlülükle yaptığı ince dille eleştirileri ve yazıldığı döneme rağmen halen ki durumumuza hitap ettiğini farkettim. Belki de halimize acıdığımdan dolayıdır komik gelmemesinin sebebi. Şahsen bu güzel bir şey, hatta tüm ironilerinde alttan alttan başka bir yerlere de güzel göndermeler yapıyor. Ancak işte bazı hususlardan dolayı hayal kırıklığı yaşadım diyebilirim. Örnek vereyim; ben biraz edebi bir şey bekliyordum. Aslında böyle bir beklenti içine girmem de gülünç... Bir de yukarıda değindiğim üzere herkes "Kahkahalara boğuldum." diyince ben de gerçekten gülmeyi bekliyordum ki. Yaptığı mizahlarda şahsen biraz abartıya kaçıyor gibi. Belli bir denge göremedim ne yazık ki mizahında. Bilmiyorum, belki de ben bir felsefe eser okuyormuş gibi irdeleye irdeleye okuduğum için de olabilir. O yüzden çok da linç etmeyin.

"Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar." dedik, çok doğru dedik. Aziz Nesin'in hayatını kısaca araştırınca onun hakkında pek çok tahminlerim tuttu. Tabi insan bu kadar haklı ve doğru şeyleri yazınca "BİRİLERİNİN" gözüne batar ve düşünce suçu olsun hapis veyahut sürgün olsun bunlar kaçınılmazdır. Dediklerim çoğu şeyi yaşayan Nesin inadım inat demiş ve yazmaktan asla vazgeçmemiş. Bu konuda çok takdir ettim gerçekten Tuco'nun dediği kadar varmış. Bu yüzden yazarı sevdim diyebilirim çoğu sürgüne yollanan yazarlar ve şairler gibi...

Özetle, genel olarak kitabı sevdim diyebilirim. Başka kitapları da okuyacağım ama şimdi değil. Hayatımda uzun bir periyoda yayacağım eserlerini. Pek bir edebi beklenti içine içine girmezseniz ve mizahi yönden topluma ve yönetime yönelik 5'e 10 kalas kalınlığında geçirmeler görmek istiyorsanız okuyun, okutun. Tek bir kitabını okuyarak böyle şeyler söylemem belki yanlış olabilir. Ancak ben de bir şeyler karalamak istedim. Saygılar.

Gereksiz bir incelemenin sonuna geldik, vaktini ayırıp okuyan herkesten özür dilerim. Zaten onca güzel incelemeler varken benimki arada kaynar. Ama olsun bir kişi bile okusa paylaşmaya devam edeceğim.
200 syf.
·29 günde·Puan vermedi
Aziz Nesin okuma etkinliği ile birlikte yaptığım ilk incelemem. Umarım benden sonra okuyacak olanlara az da olsa birşeyler aktarabilirim. Aziz Nesin, daha iyi, daha güzel ve yaşanılır bir yer olması için çaba harcadığımız ülkemizin aklımıza gelebilecek tüm çarpıklıklarını kendine özgü mizahi diliyle anlatan; bunların ileride olabileceğini önceden görüp biz gelecek nesilleri uyaran-öğütler veren, memleketine ve insanına düşkün yazar... 

Genel olarak Aziz Nesin, öykülerinde sade ve anlaşılır olmakla beraber, gayet açık sözlü bir dil kullanmıştır. Ancak Aziz Nesin öykülerini ön plana çıkartan en önemli unsur gözlem yeteneğidir. Yaşadığı dönemdeki toplum sorunlarını ve yurdum insanının karakteristik özelliklerini çok ince detaylarıyla gözlemleyebilmiş ve okuyucuya mizahi bir dille aktarmıştır. Öykülerine konu ettiği ülke sorunlarını bir makale havasında anlatmış olsa idi eminim herkes sıkıcı bulacak, pek okuyanı olmayacaktı. Ancak sorunları mizahi bir dille aktarması kitabı eğlenceli hale getiriyor ve okuyanları sıkmıyor. Ve de ileri görüşlü olması, kitaptaki öykülerin konusu bugün bile okuyan insana tanıdık geliyor.

"Nah Kalkınırız" kitabındaki bir çok öyküyle bizleri güldürürken, bir yandan da günümüzde bu sorunların büyüyerek devam ettiğini, değişmediğini, bunlara alıştığımızı ve en acısı duyarsız kaldığımızı düşünüyorum. Yaşadığı dönemin toplumunu, kurumlarının işlevsizliğini, insanlarının duyarsızlığını, kuralsızlığı yaşadığı anılarla hikayeleştirerek bizlere anlatmış. Ben birkaç öyküsü dışında diğer tüm öykülerini kısmen gülerek ama daha çok üzülerek okudum. Ancak içlerinden "Du Bakali N'olecak, Bu Memleket Batar ve özellikle son öyküsü Nah Kalkınırız" öykülerini çok beğendim. Geçmişte olduğu kadar günümüz sorunlarının da özeti gibiydi. Düşünürken gülmek isteyen tüm arkadaşlara tavsiye ediyorum. Herkese iyi okumalar:)
158 syf.
·2 günde
Her kapıyı açan rüşvet olurken nah kalkınırız!

Müdürler, memurlar vb. kişiler üstüne para aldıkları işi nöbetçi öğrenciye yaptırırken naah kalkınırız!

Kendimizdeki eksiklikleri görmeyip başkalarının kusurlarının dedikodusunu yaparken naaah kalkınırız!

KPSS den 80-90 alanlar bile atanamazken naaah kalkınırız!

Ülkede bu kadar işsizlik varken naaaah kalkınırız!

Bu kadar işsizlik varken iş beğenmeyen insancıklarla naaaaah kalkınırız!

Cenazede bile ölünün arkasından konuşurken naaaaaah kalkınırız!

Çocuklarımızı küçümser, “bacak kadar boyunla karışma!” dersek naaaaaaah kalkınırız!

Çocuk istismarı bu kadar çokken naaaaaaaah kalkınırız!

Kadınlarımıza değer vermezsek naaaaaaaaah kalkınırız!

Kadın cinayetleri almış başını gitmişken naaaaaaaaaah kalkınırız!

Eşyalarımızla, yediğimizle, içtiğimizle, gittiğimiz yerlerle hava atarsak naaaaaaaaaaah kalkınırız!

Sosyal medyayı hayatımızın merkezi haline getirirsek naaaaaaaaaaaah kalkınırız!

“Du’bakalım nolcek” deyip hiçbir şey yapmayıp her şeye tepkisiz kalırsak naaaaaaaaaaaaah kalkınırız!
200 syf.
·8/10
Aşık Veysel Şatıroğlu'na birçok halk ozanı ölmeden önce ziyaretine gider, onunla beraber onun türkülerini söyler, ondan feyiz alırlar. Ne var ki Aşık Veysel, kendisini ziyarete gelen hiç bir ozanın önünde ayağa kalkmaz, gelenleri oturduğu yerden selamlar hoş geldin eder, zaten gelen halk ozanlarininda Veysel'den böyle bir beklentisi yoktur. Çünkü Veysel onlar için coookktaaann Veysel olmuştur.
Gel zaman git zaman Mahsuni Şerif Veysel'i ziyarete gider; Veysel, Mahsuni Şerif' in geldiği kendisine haber edilince ayağa kalkar, onu ayakta karşılar, ayakta ona hoş geldin eder. Mahsuni Şerif gittikten sonra etrafındakiler üstata sorar; üstat bu zamana kadar seni ziyarete gelen kimsenin önünde ayağa kalkmışlığın yoktur, bu ufak tefek adamın önünde ayağa kalkmışlığın ne ola?
Veysel işte o zaman Mahsuni Şerif için dillerden dillere dolaşan cevabı verir: Bu gelen Pir Sultan Abdal'dır
O günden sonra Mahsuni Şerif'e çağın Pir Sultan'ı denir.

Aziz Nesin'in eserini okuyup bitirdikten sonra kendimce yazara çağın Nasreddin Hoca'sı demek geldi. Neden derseniz?
Onun da Nasreddin Hoca gibi mizahi yönü, hazır cevapliligi, keskin zekası ve hiç bir dinsel kisve altına girmeyişi buna net bir cevap değil midir?
Yazar dönemin carpikliligina, gidişatın yanlışlılığına, küpünü doldurup halkı sömürene en güzel cevabı güldürerek vermemiş midir? Çünkü gülmek bir eylem biçimidir, yazarında çarpık düzene karşı sergilediği en güzel ve en büyük eylemdir gülmek ve güldürmek.

Tarihe baktığınız zaman uyanış ve uyandırılışlarda hep bir taraf zarar görmüş ve kan dökülmüştür. Oysa Nesin'in uyandırmışlığı kanla değil mizahladır. Elindeki en tehlikeli silah, kalemidir.
Yazar kalemini kullanırken ayak ve koltuk altlarımızı değil, beynimizi gıdıklar. Yüzümüze bir tebessüm düştüğü gibi beynimize de kuşku ve düşünüp soru sormanın gel-gitleri düşer. Yani yazar güldürürken arkadan iş çevirmiyor, düşündürüyor ve uyandırıyor.

Ufak tefek olduğu için bu adamı küçümseye bilirsiniz belki, ama siz onun öyle ufak tefek olduğuna bakmayın işlevi büyüktür ustanın :)) uyandırma konusunda en cenap horozdan daha gür çıkar sesi. Gerçi hoş vakitsiz öten horoz muamelesi cooookkk görmüştür ama yine de vaz geçmemiştir eğriye eğri, doğruya doğru demekten.

Kitabı bitirdikten sonra Aziz Nesin'ne şu soruyu sordum:
Aziz, nesin?
O da bana şu cevabı verdi:
Ben bir mizahcıyım. Her zorluk, her acı çeken de ille de mizahçı olmaz elbet, ama bu ağır koşullar kişinin mizahçı yeteneğini geliştirir... Mizahçı , kırgınlıklarını, nefretini, kinini, öfkesini, hıncını, bilinçli bir biçimde gerçekten yıkılması gereken hedefe yöneltebilir ve mizah silahını halkın yararına kullanabilirse, bir olumlu yıkıcı olur. Mizahçı sınıfıyla özdeşleşmiş olduğundan, kendini anlatırken sınıfını anlatmış olur...

Kitaptaki her öykü çok güzeldi ama en çok "Du Bakali N'olecak" ve "İğdiş Edilmiş İnsanlar Ülkesinde Ayıp Yeri Yerinde Kalmış Biri" öyküleriydi

Bu arada Tucco Herrara'ya selam olsun Kırmızı Tuborg yoktu dolabimda incelememe Efes Fıçı eşlik etti. Hatamiz varsa affola
Keyifli okumalar...
200 syf.
Sevgili Aziz Nesin;İLeri görüşlü,insanları,devleti eleştirmekten korkmayan..Beni kahkaha attırarak güldüren ki kolay gülen bir insan değilimdir.Seni sevmeme ve okumama sebep çok şey var..Aziz Nesin okuyun derim başkada birşey demem..:))İyiki bu dünyaya gelmişsin ve yazar olmayı seçmişsin...
200 syf.
·Beğendi·8/10
Toplumu, devleti farklı açılardan eleştiren, her bölümde güleceğiniz, hatta kahkaha atabileceğiniz, gayet akıcı bir Aziz Nesin kitabı. İçerisindeki olay ve durumlar o kadar bizden ki, o kadar bugünümüzü anlatıyor ki, şaşırmamak elde değil. Sadece "Du bakali n'olecak" bölümü için bile alınmalı bu kitap. Bu bölümde kahkahalar atmıştım. Tavsiye edilir arkadaşlar. :)
200 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10
Aziz Nesin’in, yazım tarzını en iyi bildiğim yazar olduğunu söyleyebilirim. Onun kitaplarını, ilkokul yıllarımda okumaya başlamıştım. Evimizde ve yakın akrabalarımın hepsinde birkaç Aziz Nesin kitabı bulunurdu ve ben bu kitapları hiç sıkılmadan tekrar tekrar okurdum. Hatta sıkılmak ne kelime, her defasında kahkahalar okumalarıma eşlik ederdi.

Aziz Nesin kitapları, uzun zamandan beridir, hep elimin altında olan ama okumak için gözlerimin önüne gelmeyen kitaplardı. 2017 yılı, okuma rotasını belirlerken, her ay bir olarak Aziz Nesin kitabını okumayı hedefledim. Bunda Aziz Nesin’in okumamış olduğum kitaplarını kitaplığıma eklemek kadar, artık Nesin Yayınlarından çıkan yeni kitapları edinerek Vakfa cüzi de olsa katkıda bulunmaktı.

“Nah Kalkınırız”, Aziz Nesin’in ilk baskısı 1988 yılında yapılan kitabı. Bugüne kadar 100.000 baskı yapmış. Toplam 20 öyküden oluşuyor. Belirtilen yazılış tarihlerine göre, öyküler 1985 ile 1988 yılları arasında yazılmış. Öykülerin büyük çoğunluğu bir toplumsal soruna eşlik ediyor. Ama öykünün gözü, sorunun kendinden çok, toplumun ve insanların o soruna nasıl yaklaştığına, davranış kalıplarına odaklanıyor. “Du Bakali N’olecak”, “Bu Memleket Batar”, “Bizim Oranın İnsanları”, “Yiyin Allahaşkına”, “Elim mi Deyiğ Gardaş”, "Son Görevimizi Yaptık”, “Nah Kalkınırız” öyküleri toplumsal davranış kalıplarına yönelmiş birer sondaj çalışmasının eserleridir.

Yalnızca şaşıran, şaşırdıkça sindiren, sinmişliğini kendine göre çarpık çözümler üreten bir toplumun trajikomik görüntüsünü resmediyor bize. “Nah Kalkınırız”da olduğu gibi, ‘Nah Kalkınırız’ deyip tepkisini yumuşatmak yerine el hareketleri ile tepki gösteren bir vatandaşa ise, karakoldaki bir polis akıl veriyor. Her gelişmeye ‘Ne Olacak Acaba?’ diye tepki gösteren kahvehane ahalisine, o ahaliden birisinin anlattığı bir kıskanç Arap hikayesi yeterli cevabı veriyor.

Aziz Nesin öyküleri ile sırf topluma değil aydınlara da bakıyor ve en sert eleştirileri onlara yöneltiyor. “Bir Pişmaniye İstidası”, “Korkacak Ne Varmış”, “19 Şubat Gününün Mana ve Ehemmiyeti” öyküleri 1980’lerin baskıcı rejimi karşısında yeterince dik duramayan, aksine sefilleşen, karanlık köşelere sığınan aydınlara tutulan fener ışığı.

Yöneticiler de Aziz Nesin’in mizahından nasibini alır ama 80’li yılların koşullarından ötürü biraz perde ardından. “Muasır Medeniyet Seviyesi” öyküsünde, Kenan Evren halka seslenir ama bunu sadece o dönemi iyi bilen insanlar fark edebilir. “İğdiş Edilmiş İnsanlar Ülkesinde Ayıp Yeri Yerinde Kalmış Biri” hikayesi de bir ülkede yönetimi ele geçiren altı okkalık taşaklı yedi yiğidin ülkesindeki gariplikler anlatılır.

En ilginç ve benim en çok beğenimi kazanan hikayeleri ise “Kırk Basamaklı Hela Ne oldu” ile “Hay Adı Batsın” hikayeleri oldu. “Kırk Basamaklı Hela Ne oldu” öyküsünün Gaziantep’de yazımlı olması ve büyük olasılıkla Gaziantep’in yitirilen, saygı gösterilmeyen tarihi değerlerini işlemesi benim için özellikle önemliydi. Ama bu konuyu esas değerli kılan, klasik bir Aziz Nesin mizahı ile anlatılması.

“Bir Muzır Öykü: Vah Yavrum Vah” öyküsü, toplumda kadına yönelik iğfalci, şiddet içerikli bakışın hiç değişmediğini bizlere ispatlıyor. Bu yönüyle bu öyküler belki de bize, ilerleyen, gelişen bir toplum olmadığımızı ispatlıyor. Yerimizde sayıyoruz, ya da en fazla iki ileri bir geri gidiyoruz.

Aziz Nesin öyküleri, kelime zenginliği, anlatım gücü ve özgünlüğü açısından oldukça değerli. Ama zannedersem Aziz Nesin öykülerini esas zenginleştiren gözlem gücüydü. O yaşadığı toplumun ruhuna kadar sızmıştı. Bize o ruhu ancak mizah dili ile anlatabildi. Belki de diğer anlatım şekillerinin çok kırıcı ve yıpratıcı olduğunu düşündüğünden. Mizah dili dışında kullandığı tek yöntemde (Türkiye toplumundaki aptallık oranı iddiası) başı çok ağrıdı. Ve zannedersem bu toplumu kendisine en iyi mizah yolu ile anlatabileceğine, bu olay sayesinde bir kez daha ikna oldu.

Aziz Nesin sayesinde, 2017 okuma serüvenimin çok renkli olacağına inanıyorum. Nah Kalkınıyoruz, bu inancımı pekiştiren bir kitap oldu.
200 syf.
·20 günde·Beğendi·8/10
İçerisindeki 20 kısa öyküden sadece birini severek okuyamadım. -Bir Muzır Öykü: Vah Yavrum Vah- Onun dışında Nesin'in okuduğum ilk kitabıydı. Geç kalınmışlık hissi uyandırmadı açıkçası yirmili yaşlar ilk kez okuyacak kişi için ideal bence. Türk yazarları okumaya bir süre ara vermiştim, Nesin ile geri dönüş yapmak güzel geldi zira kendisi yakın dönem edebiyatçısı olduğu ve vakti zamanında "bazı" kişilerin davranışlarını öngörebildiği için kitabı okurken, ülkenin hangi durumlarına nokta atışı yaptığını anlayabildim. Öyle siyasi falan değil ha... Sakın yanlış anlaşılmasın... Hatta epey güldüm okurken. Sekiz vermemin sebebi sanırım o sevemediğim öykü ve imla hataları yüzünden. Sürekli kitap okumaya vakti olmayan, aman şuradan bir iki sayfa okuyayım ya da uzun olunca ucu kaçıveriyor diyenlere çok güzel kısa kısa öyküler.
200 syf.
·Beğendi·5/10
Bazı yerleri saçma ama çok gzl bi kitap aynı zamanda da komik. Ben aziz nesin aşığıyım her kitabını severek okuyorum.. Bunuda severek okudum.. Bana kitap okumayı sevdiren ilk yazar..
200 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
Aziz Nesin hikayelerini okurken farklı tepkiler verebiliyorsunuz .Büyük numara hikayesi şu ana kadar en çok hoşuma giden hikâyesi.Bizi anlatıyor aptallığımızı,susarak kabullenişimizin yanlış olduğunu anlatıyor her hikayesinde bizi nasıl uyutulduğumuzu.Aziz Nesin okuyunca birşeylerin farkına varıyorsunuz.Değerini bilemediğimiz aydınlardan biri.Bu ülkenin %60'ı Aptal dedi mahkemeye verildi mahkemede kanıtladı ama ona yetmedi hikayeleri,kitaplarıyla her kesime kanıtlamaya çalışılıyor hâlâ.....
Her şey olup bitmiş, evli evine, evli olmayan sıçan deliğine çekilip gitmiş, o iyi insanın ölüsü de toprağın altında kalakalmıştı.
Aziz Nesin
Sayfa 54 - Nesin Yayınevi
Baba bana bal al
Bal nerde ulan
Bal bakkalda baba
Para nerde ulan
Bal yoksa top al
Hop hop
Hani bana top
Hop hop
Nah sana top
Ne gülüyorsun ulan
Aziz Nesin
Sayfa 81 - Nesin Yayınevi - 30. Baskı
Dünyanın ve tarihin en mütekâmil ve en mükemmel Kanun-ı Esasi’si olan anayasımıza ve gerek çıkmış ve gerek istikbalde çıkacak ve çıkması muhtemel bilcümle kanunlarımıza ve diğer ve sair kanunlarımıza ve kanun kuvvetindeki kararnamelerimize, talimatname ve nizamnamelerimize, salnamelerimize ve daha bilumum namelerimize ve anlardaki emir ve nehiylerin cümlesine harfiyyen ve bütün kalbimle inanıp iman ettiğimi ve anlara muhalif düşen ve düşecek olan cümle fikir ve hareketleri inkâr ve reddettiğimi itiraf ederim.

Mevcut olan ve tabu denilen bütün dokunulmazlara gerek lisanen, gerek fiilen, gerek neşren ve gerek kaş ve gözle ve gerek el ile ve parmak ile ve gerek bilek işareti ile hiçbir zaman ve hiçbir yerde bundan böyle temas etmeyeceğime ve herhangibir iymada bulunmayacağıma namusum, haysiyyetim ve vicdanım üzerine yemin ederim.

Televizyonda büyüklerimiz konuşurlarken, gaflet devrimde maalesef yaptığım gibi bundan böyle anlara dilimi çıkarmayacağıma, nanik yapmayacağıma, anlarla istihza etmeyeceğime, ister doğru ister yanlış hangi mevzuda konuşurlarsa konuşsunlar, ister maval ister kaval, parmaklarımı açıp elimi kafamın hizasında döndürerek terelelli tene tenni tenenaaa misullu işaretler yapmayacağıma, anlara hiçbir zaman gülmeyeceğime, şayet gülenlere şahit olursam onları en yakın emniyet makamlarına ihbar edeceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.

İşbu itirafnamemden evvel yazıp çizip ve söyleyip ku nuşruldarımın kâffesinin hükümsüz olduğunu beyandan iftihar duymaktayım. Dilimden hatalı kelam, elimden hatalı hareket, kalbimden hatalı niyet ve kendimden hatalı fiil sadır oldu ise cümlesinden pişmanım efendim.

Tarihte onaltı büyük devlet kurmuş olmamızla iftihar edip, nasıl olup da bu onaltı devleti batırmış olduğumuzu hiçbir zaman düşünmeyeceğime dahi yemin billah ederim.

Damarlarımızdaki kanın, gıdasızlıktan demiri az olsa dahi, az demirli ama son derecede asil olduğuna inanarak büyüklerime hürmet ile merbutiyetimi arz eder ve günün birinde bendenize kan vermek iktiza ederse, halis ve asil kan bulunup verilmesini, aksi takdirde kanı bozukların ve kansızların kanından verilmeyerek kahramanca ölüme terk edilmemi vasiyet ederken, büyüklerimin ellerinden ve eteklerinden bus eder, küçüklerimi de evvelallah icabında döve döve ve icabında söve söve anları da kendim gibi adam ederek, bir zamanlar benim sukut ettiğim derekelere sukut etmemelerine ceht ve gayret edeceğime söz veririm.
Aziz Nesin
Sayfa 78 - Nesin Yayınevi
"Bildiğiniz gibi, hepsi değil ama, masalların pek çoğu, çocukları da, büyükleri de uyutmak içindir ve bu yüzden pek çok ülkede devlet adamları, hükümet adamları, siyaset adamları, ilerigelenler, büyük adam sayılanlar, halkı uyutmak için masal anlatırlar ya da anlattıkları şeyler masaldır."
Aziz Nesin
Sayfa 54 - Adam Yayınları
Tarihte onaltı büyük devlet kurmuş olmamızla iftihar edip, nasıl olup da bu onaltı devleti batırmış olduğumuzu hiçbir zaman düşünmeyeceğime dahi yemin billah ederim.
Aziz Nesin
Sayfa 79 - Nesin Yayınevi
''Zavallı yoksullar, iyilik bile yapamazlar ki, cennette bir yer kapabilsinler. Sömürgenler, iyilik yapmak hakkını bile yoksullara bırakmamışlardır. Kötülük yapmak da iyilik yapmak da ancak onların hakkıdır.''
Aziz Nesin
Sayfa 53 - Adam Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nah Kalkınırız
Baskı tarihi:
28 Şubat 1999
Sayfa sayısı:
158
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754180718
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Nah Kalkınırız
Nah Kalkınırız
1972'de kurulan Nesin Vakfı, ortalama 40 çocuğu ve 10 çalışanıyla -gönüllüleri de sayarsak- 60 kişilik cıvıl cıvıl bir ailedir. Vakfın ana binası Çatalca'da, 15 dönümlük yemyeşil bir bahçe içindedir. Her çocuğun ayrı bir odası vardır. İlk ve orta eğitimdeki çocuklarımız Çatalca'daki devlet okullarında okurlar. Yüksek öğretimdeki gençlerimiz, bulundukları kentlerde, varsa Nesin Vakfı'nın evlerinde, yoksa kiralanan bir evde ya da yurtlarda kalırlar. İlkokul çağına girmeden Vakf'a katılan çocuklar, bir meslek edininceye, daha doğrusu kendi ayakları üstünde duruncaya değin, Vakf'ın koruması altındadır. Nesin Vakfı'nda neredeyse yok yoktur: 25.000 kitaplık kütüphanesi, tiyatro salonu, yüzme havuzu, spor ve oyun alanları, seramik atölyesi, müzesi, bilgisayar odası, hayvanları (inek, koyun, keçi, tavuk, bıldırcın, tavşan, hindi, ördek...) çeşit çeşit meyve ağaçları, sebze bahçeleri, marangozhanesi... Ve elbette aziz Nesin her zaman bizimle birliktedir. Nesin Vakfı'nın gelirleri, Aziz Nesin'in yapıtlarının telif haklarından, Nesin Vakfı'nın konutlarının kiralarından ve bağışlardan oluşmaktadır.

Kitabı okuyanlar 156 okur

  • SeRaKa
  • Ayberk Erdem Çiftçi
  • Ezgi Cakir
  • Sîdar Ronahî
  • özge
  • Mert Gökçe
  • Caner Tuncer
  • Melike Balçık
  • Bardamu
  • Kadir

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0