Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz?

·
Okunma
·
Beğeni
·
635
Gösterim
Adı:
Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz?
Baskı tarihi:
Mart 2009
Sayfa sayısı:
276
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054183166
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cumhuriyet Kitapları
Bu kitap, çağımızın gerçeklerinin yanı sıra, 200 yıla yaklaşan "Aydınlanma" hareketimizin verilerinden yola çıkarak bu sorulara eğiliyor; Türkiye'de demokrasinin yeniden kurulması kavgasında, temel doğruların altını bir kez daha çizerken, kendimize özgü sorunlarımızı da belirtiyor.
(Arka Kapak)
Okuması gereken bir kitap... Demokrasi savunucusu olan Server Tanilli ve bu uğurda bedel ödemiş, sakat kalmış ve Paris'e sürgün edilmiş... Demokrasinin önündeki engellere, bir aydın olarak tarafsız bakış açısı ile değinerek, çözüm yolları sunuyor... Bu sorunlardan biri de Kürt sorunu, bu konudaki saptamaları da önemlidir...Demokrasinin önünde ne kadar engel varsa çözüme ulaşmadan demokrasiye geçilmesi mümkün değil... Kelime oyunları ya da sorunları yadsıyarak bir yere varılmamaz, demokrasiye asla geçilemez...
« Demokrasi, geri kalmış ülkelerde, halkların kendi çıkarlarının bilincine varmalarını sağlayan en güvenli yoldur » Server Tanilli.

Dünya üzerinde, pratikte ve teoride iki tip demokrasi vardır: Batılı ve Marksist demokrasiler. Pratikte batılı demokrasi için söylenecek çok şey var, özetle: « Parlemento düzeni, çok partililik ve seçim » olmazsa olmazdır ; değişmez olan, « çoğulculuk » tur elbette. Teoride Marksist demokrasideyse: Tabiatı gereği düşünceler özgürce örgütlenebilmelidirler; geçici nitelikteki « gösteri ve yürüyüşler » den « dernekleşme » ye ve « partileşme » ye hatta « ademi merkeziyetçiliğe (yerel yönetimcilik) » dek uzanır bu yapı.

Tarih boyunca « Burjuvazi », artı-değer yoluyla işçi-emekçi sınıfını sömürmüştür. Bu bağlamda, batı demokrasisi, gerek özgürlük, gerekse siyasal iktidarı örgütlendirme teknikleriyle, aslında kendi çıkarlarını savunma amacını taşımıştır. Bu tip demokrasilerde gerçek özgürlük olmadığı gibi; özgürlük kavramı yalnızca burjuva sınıfındakiler içindir. Aslında bakış açınızı değiştirdiğinizde, bu rejimin diktatörlük-totaliterizm-otokrasi hatta faşizm olduğunu anlarsınız. Şöyle de diyebiliriz: Batılı Demokrasi = Faşizm = Şoven Milliyetçilik! Tüm bu bağlamın altında yatan kötülük; DEMOKRASİ DÜŞMANI EMPERYALİZMDİR.

Ekonomik yönden bağımsızlık, teknoloji üreten-satan, sanayileşmiş bir ülke için « demokrasi » şarttır. Faşizmde öğreti: Eylemin ardından gelir; amacı da, yapılıp biteni açıklamak ve haklı göstermektir. Faşistlerin, sosyalist devrim ve liberal demokrasi korkuları yüzünden, ülkemizde Cumhuriyet kurulduğu günden bu yana « Komünizmle Mücadele ve Kürt Düşmanlığı » her daim ileri demokrasinin yerleşmesinde, engel oluşturmuştur.

Son 200 yıldır; Türkler, Kürtler, Anadolu’da yaşayan herkes, bir aydınlanma hareketinin içindedir. Bu hareket, zaman zaman gerici devrimlerle askıya alınsa da (27 Mayıs 1960 [kısmen], 12 Mart 1971, 24 Ocak 1980, 12 Eylül 1980), hızını kesse de, aydınlanma süreci yoluna devam etmeyi bilmiştir.

SORUN NEDİR?

1960’lardan beri -kapitalizmle de flört eden (OYAK mesela)- « Ordumuz » un, rejim üzerindeki vesayet sorunu, özellikle bugünlerde çok tartışılmaktadır. Süreç içerisinde, doğrusu da budur, askeri otorite siyasi iktidara bağımlı hale getirilmeye çalışılmıştır. Sıkıntıların nedeniyse, askeri eğitimde subaylara her şeyin üstünde oldukları bilincinin aşılanması ve askerin, halka rağmen, kendisini anayasanın bile üzerinde görebilmesidir (bakınız devrim ve ihtilaller). Diğer bir sorun « işçi-emekçi topluluk » tur. 1960’larda güçlenen ve meclise girebilen TİP (Türkiye İşçi Partisi) 5-10 yıllık bir süreçte, işçilerin yönetime hakim olabilecekleri korkusuyla feshedilmiştir (12 Mart 1971 Faşist Devrimi). İşçi kesimi, devletin mütamadiyen baskısı altında kalmış ve asimile edilmeye çalışılmıştır. Diğer çok önemli bir sorun da « Kürt Sorunu » dur. Tek partili (statükocu dikta) CHP dönemleri de dahil olmak üzere; 1923’lü yıllardan günümüze dek iktidara gelen tüm sağ-muhafazakar parti yönetimleri (Ecevit’in CHP ve DSP dönemleri de dahil) kürt meselesinde iki yüzlü davranmışlardır. Bir toplum yok görülmüştür ve devletçe sindirilmişlerdir. Kürtlerin sorunları, hep uygun bir zamana ertelenmiştir, iktidarlarca. Türkler hep bütünleştirici ve birleştirici, aksine Kürtler ise; bir devlet görüşü olarak, hep bölücü addedilmiştir, hükümetlerce. Tüm yukarıdaki sorunlar, aslında, ileri demokrasinin ülkemiz sınırlarında serbestçe dolaşmasını engellemek ve tüm toplumu demir bir yumruk altında tutabilmek üzerine programlanmıştır. Halkı ve işçi sınıfını da epeyce uyutmuştur bu politikalar. Uyutmaya da devam ediyor. « Ülkenin bölünme tehlikesi var! » tiyatrosu oynanmaya devam edilmektedir, iktidar partilerince. Bu şoven milliyetçi söylemler hükümetlere, sadece, iktidarlarını sağlamlaştırma kabiliyeti vermektedir. Ülkenin doğusunda, tamamı Kürt vatandaşı olan KCK (Koma Civakên Kurdistan) üyelerinin, kolluk kuvvetlerince, tutuklanması ve yargı erkimiz tarafından yargılanması, batı illerimizde oy kullanan ulusalcı vatandaşlarımızın gözünü boyarken; ülkenin batısında, Ergenekon olayı yüzünden, hemen hiçbiri Kürt vatandaşı olmayan bilim insanı, akademisyen, gazeteci, yazar ve askerlerin tutuklanması ve yargılanması, doğu illerimizdeki potansiyel Kürt oylarını alabilmek adına yapılan tiyatrolardır.

NASIL BİR DEMOKRASİ?

Bir ülkenin birliği ve bütünlüğü, o ülkeyi oluşturan tüm halk topluluklarının varlık ve kimliklerinin, tüm vatandaşlar tarafından içsel kabulüyle mümkündür. Her iki tarafın mücadelesi de dağda, bayırda, topla ve tüfekle değil; aksine fabrikalarda, tarlalarda, tüm üretim alanlarında katmadeğer yaratarak; elbette ülkenin parlementosunda (TBMM) siyasi olanaklarla yapılmalıdır. Kitlelerin güvenini kazanmak anahtar kelimedir. Ülkemizde, halkımıza umut ve cesaret verecek, dinamizm katacak yeni bir sol siyasi harekete ihtiyaç vardır. Oluşacak bu yeni siyasi oluşum, kuvvetle muhtemel, ülkeyi ileri demokrasiye götürebilecektir. Bu yeni görüş: Irkçı ve Şoven milliyetçi görüşlerden uzak olmalıdır. Ayrıca, emperyalist ülkelerin ekonomik, siyasi, askeri baskılarına dirençli olmak durumundadır. Dış politikada ilkesi barışçıl ve kararlı olmalıdır. Elbette, ülkede yaşayan tüm halklara eşit mesafede durabilen ve empati kabiliyeti olan bir yapıda olması da elzemdir. Bu yeni oluşumu işçi sınıfı dahil herkes desteklerse; 500 yıllık demokrasi, 200 yıllık da aydınlanma serüvenimizde bizler kârlı çıkacağız. Bu süreç çok zordur ve yollar barikatlarla çevrilidir. Ama her kim diğeri için empati kurup, herkesle kendi eşdeğeri gibi iletişim kurarsa, bizler için aşılamayacak engel de yoktur.

Süha DEMİREL, 17 Nisan 2011.

***

Kitap Künyesi:

Server Tanilli
Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz?
Cem Yayınevi
7.Baskı, Kasım 1995
Türkiye’de, tekelci burjuvazi, demokrasiye saldırıp zorbalığını dayatmada, daima iki araç kullanmıştır: “Komünizm düşmanlığı” ile “Kürt düşmanlığı” . İşçi sınıfının iktisadi, siyasal ve sosyal istemleriyle örgütlenme girişimleri, her zaman komünizm suçlamasıyla engellenmiştir. Kürt halkının ulusal demokratik istemleri de bölücülük suçlamasıyla...
Askeri okullarda olsun, Harp okullarında olsun, doğrudan doğruya söylenmese de, komutan adaylarının, Atatürkçülük bahane edilerek, çeşitli ders, konferans ve telkinlerle demokratik sürece müdahaleye hazırlandığı gerçektir. Ordunun siyaset dışı kalması Atatürkçülüğün temel ilkelerinden bir olduğu halde, orduda düpedüz politika yapılmaktadır: Barış düşmanı, demokrasi düşmanı, halk düşmanı bir politikadır bu. Her ordu müdahalesinde ileri sürülen İç Hizmet Kanunu’ndaki “Cumhuriyeti koruma ve kollama” görevi sadece bir kılıftır; kaldı ki bu görev, hiçbir zaman “Cumhuriyeti yönetme” yetkisi anlamında da yorumlanamaz.
Demokrasimizin bir temel sorunu da “Kürt sorunu” dur. Uzun yıllar tabu haline getirilmiş bu sorundan, bugün adıyla sanıyla kamuoyunda söz edilmeye başlanması önemli bir gelişme. Gerçekten, Kürt sorunu bütün yönleriyle ele alınmadıkça ve onunla ilgili olarak geliştirilecek gerçekçi çözümler üzerinden özgür bir tartışma ortamına gidilmedikçe, Türkiye’de demokrasi sürgit vesayet altında tutulmaktan kurtulmaz ve Batılı bir çerçeve içinde gelişemez...
Kürtler, Türkiye’nin doğusunda ve güneydoğusunda yaşayan, 8-10 milyon dolayında nüfuslarıyla bu bölgedeki çoğunlukta olan bir halktır. İsa’dan önceye çıkan bir tarihi, ayrı bir dili ve özgü bir kültürü vardır bu halkın. “Ön Asya’da yaşayan Türk asıllı bir kavim” , ya da “dağlı Türk” gibi iddialara karşın, Türk de değildirler, nasıl Türkler Kürt değildir. Öyle de olsa, Anadolu’nun o eşsiz mozaiğinde, onu daha da göz alıcı kılan apayrı bir renktir bu halk; onlarsız Anadolu solgun bir çiçeğe döner. Bu dürüst, bu yiğit ve bu mert halk Türk değil, doğru; ama biz Türkler, en karanlık günlerimizde yanı başımızda görmüşüzdür onları: Ulusal Bağımsızlık Savaşımızda, Türk Ahmet’in yanında Kürt Mehmet de dirsek dirseğe savaşmıştır. Öyle olmuştur; çünkü bizler kadar onlar da, aynı bağımsızlık ruhu ile canlı idiler; onların da savaşıydı aynı zamanda.
Kürtler, bağımsızlık nedir bilen insanlardır.
Bütün bunlara karşın ne olmuştur tavrımız onlara karşın?
Bugüne değin, tüm siyasal iktidarlar, tüm siyasal partiler Kürtlere karşın ne olmuştur tavrımız onlara?
Bugüne değin tüm siyasal iktidarlar, Kürtlere karşı “ikiyüzlü bir politika” izlemiş; Kürtlerin varlığı resmi planda yadsınırken, uygulamada tam tersi bir yol tutturmuştur. Gerçekten, bir yandan “Kürt yok Türk vardır” edebiyatı sürer ve sürdürülürken, öte yandan Doğu’da yaşayan yurttaşlar ulusal bütünlüğe karşı toplum dışında bir konumda gösterilmiş ve onlara kuşku ile bakılmıştır; bu tutum, ırkçı ve bölücü politikalara haklılık sağlayan, bölgeye yönelik iktisadi, askeri, kültürel, eğitim ve güvenliğe değin bütün politikalara damgasını vuran bir açışına, sürekli toplumsal bir değer yargısına yol açmıştır. Örnek verelim:

 Anayasa başta olmak üzere, tüm kanunlar, genel nitelik de taşısalar, Doğu’da Türkiye genelinden ayrı biçimde yorumlanır ve uygulanırlar.

 Doğu’da temel yurttaşlık haklarının özgürce kullanılması yalnız toprak ağalarına özgüdür; geniş köylü yığınlarının bu haklardan yararlanma özgürlüğü yoktur.

 Doğu’da kişisel sorumluluk kavramına itibar edilmez: Basit bir zabıta olayında, sanık ve kaçak izlenmesinde bütün bir köy ya da kasaba halkının, çoluk-çocuk ve genç yaşlı ayırımı yapılmadan, günlerce karakolda işkence görmesi doğal bir güvenlik uygulaması sayılmaktadır.

 İzleme, koğuşturma ve soruşturmalarda sanıkların “ölü olarak ele geçmesi” ya da – Sıddık Bilgin olayında olduğu gibi- “kaçarken vurulmuş olması” , hemen hemen yalnız Doğu’da rastlanan bir olaydır.

 Resmi güvenlik güçleri dışında, aşiretler arası düşmanlıklara dayanarak “köy koruculuğu” “adı altında silahlı milislerle güvendiği sağlama uygulaması da yalnız Doğu’da vardır.

 Doğu’da toplantı ya da gösteri yapma girişimi her zaman kuşkuyla karşılanır; düzenleyiciler fişlenerek sürekli baskı altında tutulurlar.

 Ekonomik açıdan Doğu, zengin yer altı ve yerüstü kaynaklarına karşın, Türkiye’nin “mahrumiyet bölgesi” olarak bırakılmıştır. Doğu’daki yurttaşlarımızın kendi dilleri ile özgürce konuşmaları, yazı yazmaları ve yayın yapmaları da yasaktır.

 Bütün siyasal iktidarlar, devlet gücünü toprak ağalarının hizmetine sunarak, köklü bir toprak reformunun, hizmetine sunarak, köklü bir toprak reformunun yapılmasına karşı çıkarak, köklü yığınlarını ezmeyi ve baskı altında tutmayı, bölgeye özgü bir yönetim biçimi olarak, benimsemişlerdir.
Ekonomik açıdan Doğu, zengin yer altı ve yerüstü kaynaklarına karşın, Türkiye’nin “mahrumiyet bölgesi” olarak bırakılmıştır.
Doğu’da temel yurttaşlık haklarının özgürce kullanılması yalnız toprak ağalarına özgüdür; geniş köylü yığınlarının bu haklardan yararlanma özgürlüğü yoktur...
Gerçekten, bir yandan “Kürt yok Türk vardır” edebiyatı sürer ve sürdürülürken, öte yandan Doğu’da yaşayan yurttaşlar ulusal bütünlüğe karşı toplum dışında bir konumda gösterilmiş ve onlara kuşku ile bakılmıştır; bu tutum, ırkçı ve bölücü politikalara haklılık sağlayan, bölgeye yönelik iktisadi, askeri, kültürel, eğitim ve güvenliğe değin bütün politikalara damgasını vuran bir açışına, sürekli toplumsal bir değer yargısına yol açmıştır...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz?
Baskı tarihi:
Mart 2009
Sayfa sayısı:
276
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054183166
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cumhuriyet Kitapları
Bu kitap, çağımızın gerçeklerinin yanı sıra, 200 yıla yaklaşan "Aydınlanma" hareketimizin verilerinden yola çıkarak bu sorulara eğiliyor; Türkiye'de demokrasinin yeniden kurulması kavgasında, temel doğruların altını bir kez daha çizerken, kendimize özgü sorunlarımızı da belirtiyor.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 16 okur

  • Süha Demirel
  • Ozan deniz
  • Beste Ekiz
  • Selvi Akman
  • Koray Ugur ERBAS
  • hüseyin arslan
  • aysun dinç
  • Hayati NURAL
  • Rahime Kaya
  • gokalp ulugbay

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%60 (3)
9
%0
8
%20 (1)
7
%0
6
%0
5
%20 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0