Ne İdik Ne Olduk (Hatıralar)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.251
Gösterim
Adı:
Ne İdik Ne Olduk
Alt başlık:
Hatıralar
Baskı tarihi:
1985
Sayfa sayısı:
238
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hülbe Yayınları
Baskılar:
Ne İdik Ne Olduk
Ne İdik Ne Olduk
Paris Sefiri Suat Davas Bey'in büyük kızı anlatmıştı. Bursa'nın dağ köylerinden birine gittiklerinde, yaşlı bir kadının evine de uğramışlar. Bu mütevazı evin duvarında, san'at değeri küçümsenmeyecek bir kış manzarası çizili imiş. Misafirlerin hayretli bakışlarını tebessümle seyreden köylü kadın, şehirli misafirlerini uzun zaman merakta koymamış, yaz gelince, evini badana ettiğini ve duvara da, tipili karlı bir kış manzarası yaptığını, kış gelince de, badanaları tazeleyip, bu sefer de yeşillikli çiçekli ekinli harmanlı bir yaz resmi çizdiğini söylemiş. Bir gün de Avukat Abdülhak Kemal Yörük Bey'in Göztepe'deki köşkünde çok tatlı ve göz okşayıcı bir yağlı boya bahar tablosu görmüştüm. Kemal Bey'in zevcesi Hayriye Yörük Hamım, bunu, hiç resim dersi görmemiş, hocası olmamış kayınvaldesinin yapmış olduğunu söylemişti. Köyde, şehirde buram buram tüten ve fırsat kollayıp baş kaldırarak, işleme olan, oya olan, çizgi, yazı, nakış, süs, ziynet, oyma, döğme, daha daha neler ve neler olan o asil san'at heyecanımıza ne oldu ki, derine kaçan sular gibi, görünmezlere karışıp gitti? Elden ele, ustadan çırağa geçen o şifahi mirası kimler kaptı ve nerelere götürdü? Amma, bizi kimler bu hale getirdi diyerek vakit kaybetmemiz yeter artık... Kimler getirdi ise getirdi işte. Belki de kendi kendimize kıymışızdır. Zira insanoğlunun kendi kendine ettiğini, ona hiç bir düşman edemez. Şu halde bir çıkar yol, bir çare aramak gerek. Mademki ortada her parçası bir tarafa dağılmış bir kadim medeniyet cesedi yatıyor. Onu mumyalayacak yerde, bıraktığı dölü kurtaralım. Evet bu dünyaya parmak ısırtan medeniyeti biz yaralayıp bereledik ve nihayet öldürdük. Islahat dedik, inkılap dedik ve bu hesapsız ters adımlar adına, bin yılımızın kafasını kopardık. Ölüler dirilmez. Ancak zürriyetlerinde yaşarlar. İşte hiç değilse, onun canına kıymayalım, onu besleyip geçmişin bereket ve mirası ile nafakalandırarak, yaşatmak yollarını arayalım. Bu günün Türk çocuğu hemen hemen geçmişinden habersiz…
240 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sâmiha Ayverdi, uzun süredir okumak istediğim bir yazardı; bu kitabıyla da onu ilk kez okuma fırsatı buldum. Kendi hatıralarını da naklettiği bu eserinde son derece önemli tespitlerde bulunmuştur. Üstelik sadece bununla yetinmeyip çözüm önerileri de sunar. Altını çizip tekrar tekrar okuduğum birçok paragraf oldu. Özellikle “Havaya Uçurulan Köprü, Ne Oldu Bize, Türk Toprağındaki Yahudiler, Ey Muhammed Ümmeti, Dergâhlar ve Mason Locaları, Bir Sünnet Düğünün Düşündürdükleri ve Yarınki İstanbul” bölümlerini çok beğendim. Dili biraz ağır olsa da herkese tavsiye ederim..
240 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
"Olmak ya da olmamak... İşte bütün mesele bu!" diye başlasak da bu yazıya aslında en doğrusu meselenin " Ne olduğumuz ya da ne olacağımız."
Önce teşhis sonra tedavi. Bunu ilk önce Mehmed Akif' in şiirlerinde gördüm. Hocazade ile Köse İmam' da, Âsım' da... Bir teşhis olmalı ve bu teşhise uygun tedavi.

İşte Sâmiha Ayverdi de önce teşhis edip sonra tedavi eden muharirlerden.

1905 doğumlu Sâmiha Ayverdi iyi bir eğitim almış ve kendisini felsefe, edebiyat , tarih ve tasavvuf gibi pek çok alanda yetiştirmiş. Tek eğitim tek bakış açısı yerine pek çok eğitim ve çoklu bakış açısı.
Osmanlının son dönemiyle birlikte  Cumhuriyet' in altmış yılına şahitlik eden Ayverdi bu şanslı olma halini:  " Şayet ben de 1905 yerine 1926' da doğmuş olsaydım, hatalı planlanmış bir geçiş devresinin çocuğu olarak, bu gadre uğramış (hakkı yenmiş) nesillerin evlatlarından beter olabilirdim," cümleleriyle ifade etmiştir.
İçinde yetiştiği aile ortamı, ailenin ahbablık ettiği kimseler Ayverdi' nin yetişmesinde çok etkilidir.
Ayverdi içinde yaşadığı topluma baktığında gördüğü şey " garplılaşma çabasıdır" Babası Osmanlı saraylarında hizmet etmiş bir oğul Türkçeyi küçümsemekte ve sohbeti Fransızca yapmayı teklif etmektedir. Ya da bir muharrir eşi Fatih semtini ve bu semtte ikamet eden insanları küçümsemekte ve alaya almaktadır. Halbuki semte adını veren Fatih Türk milletinin öz be öz atasıdır.
Sâmiha Ayverdi gördükleri, duydukları karşısında hayretler içerisindedir.
"Yüzyılların teknesinde mayalanıp dünyâya medeniyet ve adâlet sadakası dağıtagelmiş olan Türk, şimdi dağarcığını varından yoğundan boşaltmakta tereddüt etmeyen ve kıyasıya harcadığı millî varlığından boş kalan bu dağarcığı başka ülkelerin nîmetleriyle doldurmaya servet, sâman sahibi olup bir hoşça eyyam sürmeye can atmaktadır."

... " bir kere daha anladım ki, Türk milleti yalnız rejim değiştirmekle kalmamış, sırtındaki vatan, îman , an'ane ve tarih zırhını da deldirmiş. İşte bu açılan delikten de oluk oluk millî ve manevî değerleri yad ellere kaçırmış. O delik tıkanmazsa, kim bilir daha nelerimiz gidecek, böylece de bizi 'batılılaşma' tuzağına arkamızdan itenler, iflasımız topunun sesi ile bayram edeceklerdir. " diyerek aslında Türk milletinin halini özetlemiştir.

Ne olduğumuzu unuttuğumuz gibi ne olacağımıza da karar verememiş halimiz karşısında ise Ayverdi: "Ey Muhammed Ümmeti! Üç yüz yıl dünyaya ışık tutan sen , neden şimdi karalıklardasın? Neden elindeki meş' aleyi söndürüp, kâzip fecirlerin yalancı aydınlığına muhtaç olmaktasın? Sen uyanırsan, dünya da uyanır. Hem de beşerî ilahî bir muvâzene ile. Artık, tek kanatla uçmak sevdasından baş çevir. Senin gaflet, cehalet ve rehavetindir ki dünyayı rehbersiz bıraktı.
....
Müdahale üstüne müdahale görmüş, ne İncil , İncil' dir, ne de Tevrat , Tevrat' dır...
Ya sen müslüman geçinen, sen, tek harfi dahi tahrife uğramamış Hak kelâmı, bu tevhit çerâğını beşeriyete getiren peygamberinin yolunda yürüyüp dünyayı aydınlatacak yerde, kendini niçin ondan mahrum edip karalıklarda kalıyorsun? " demekte ve Müslüman Türk milletini sarsmaktadır. Ama ne yazık ki Türk milleti bu sarsmadan pek etkilenmemiş ve Ayverdi yaşadığı bir olay karşısında bu acı gerçekle bir kez daha yüzleşmiştir:
Bir gazeteci çıkartmak istediği mecmûanın provalarını Ayverdi Hanımefendi' ye gönderip fikrini almak ister . Emanet cihetiyle baktığı provayı baştan sona okuduğu halde Ayverdi ne edebi, ne içtimâî, ne de bir mizahi muhtevaya rastlamaz. Hiçbir yönü ile cemiyete faydası olmayacak, yazı kalabalığı olduğuna kanaat getirdiğini gazeteciye aktardığı zaman aldığı cevap karşısında dehşete düşer:
" İşte ben de bu cevabı istiyordum," demektedir gazeteci.
" Eğer Sâmiha Hanım beğenmiş olsaydı mecmûanın sürümü olmazdı. Bizim okuyucuya hava cıva gerek. Ona ciddî bir şeyler okutmaya kalkışırsak batarız."


Bu gibi birkaç olaya daha şahitlik eden Ayverdi bu acayip hal karşısında:
"Türk münevveri, baktığını görmez hale gelmiş. Görebilse , gördüğü kadar da düşünebilse, uyanacak ve bakar körlükten kurtulacaktır. Şu halde ilk iş Türk idrâkini perdeleyen gaflet pençesini , milli ve hamasî bir eğitim ve öğretim ile düşürmek gerekmektedir." diyerek özetlemiş ve bir reçete sunmuştur. Kitaplarıyla, fikirleriyle bu reçeteyi sürekli tekrarlayan Sâmiha Ayverdi Hanımefendi' ye saygı ve minnetle...
240 syf.
·Beğendi·10/10
Çok geç tanışmış
Çok geç tanımış olmanın müteessiri içreyim
Seniha Ayverdiyi...
İçerisinde ki her satırı çizmek isteyeceğiniz onlarca satır var.
Okurken Türk insanının elinden kalbinden zihninden ne çok şeyin alındığını üzüntüyle okuyor kaybettiğimiz olanca şeyi hatırlıyorsunuz.
' ne idik ne olduk' sahi.
2019 un 6. Kitabı #okudumbitti.
#semihaayverdi
Küçük yaşlarda vitaminler, güneş ve deniz banyoları; daha sonra seyâhatler, partiler ve çeşit çeşit eğlencelerle büyüttükleri çocuklarının bomboş bıraktıkları kafaları ve yürekleri, pusuda bekleyen kötülerin ve kötülüklerin cirit oynadıkları bir bataklık hâline geliyorsa, mes'ûlü evlatlar mı, yoksa analar, babalar mı?
Samiha Ayverdi
Sayfa 164 - 5. baskı, 2017
Ey Muhammed ümmeti!
Üç yüz yıl dünyâya ışık tutan sen, neden şimdi karanlıklardasın? Neden elindeki meş'aleyi söndürüp, kâzip fecirlerin yalancı aydınlığına muhtaç olmaktasın?

Sen uyanırsan, dünya da uyanır. Hem de beşerîilahi bir denge ile. Artık, tek kanatla uçmak sevdâsından baş çevir. Senin gaflet, cehâlet ve rehâvetindir ki, dünyâyı rehbersiz bıraktı.

Îseviyim, diyen de; Mûseviyim diyen de, peygamberlerini utandıran kavimler olmaktan kurtulamadılar.

Ya sen? Ne yazık ki, sen, yâni biz de, öyleyiz. Bize tevhid ehli demek, Muhammedî ahlâkı, bir kenara itmiş olan biz gâfillere, âhir zaman Peygamberi'nin ümmeti demek ne mümkün?
(...)

Ya sen, müslüman geçinen, sen, tek harfi dahi tahrife uğramamış Hak kelâmı, bu tevhid çerağını beşeriyete getiren peygamberinin yolunda yürüyüp dünyayı aydınlatacak yerde, kendini niçin ondan mahrum edip karanlıklarda kalıyorsun?
Samiha Ayverdi
Sayfa 107 - 5. baskı, 2017

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ne İdik Ne Olduk
Alt başlık:
Hatıralar
Baskı tarihi:
1985
Sayfa sayısı:
238
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hülbe Yayınları
Baskılar:
Ne İdik Ne Olduk
Ne İdik Ne Olduk
Paris Sefiri Suat Davas Bey'in büyük kızı anlatmıştı. Bursa'nın dağ köylerinden birine gittiklerinde, yaşlı bir kadının evine de uğramışlar. Bu mütevazı evin duvarında, san'at değeri küçümsenmeyecek bir kış manzarası çizili imiş. Misafirlerin hayretli bakışlarını tebessümle seyreden köylü kadın, şehirli misafirlerini uzun zaman merakta koymamış, yaz gelince, evini badana ettiğini ve duvara da, tipili karlı bir kış manzarası yaptığını, kış gelince de, badanaları tazeleyip, bu sefer de yeşillikli çiçekli ekinli harmanlı bir yaz resmi çizdiğini söylemiş. Bir gün de Avukat Abdülhak Kemal Yörük Bey'in Göztepe'deki köşkünde çok tatlı ve göz okşayıcı bir yağlı boya bahar tablosu görmüştüm. Kemal Bey'in zevcesi Hayriye Yörük Hamım, bunu, hiç resim dersi görmemiş, hocası olmamış kayınvaldesinin yapmış olduğunu söylemişti. Köyde, şehirde buram buram tüten ve fırsat kollayıp baş kaldırarak, işleme olan, oya olan, çizgi, yazı, nakış, süs, ziynet, oyma, döğme, daha daha neler ve neler olan o asil san'at heyecanımıza ne oldu ki, derine kaçan sular gibi, görünmezlere karışıp gitti? Elden ele, ustadan çırağa geçen o şifahi mirası kimler kaptı ve nerelere götürdü? Amma, bizi kimler bu hale getirdi diyerek vakit kaybetmemiz yeter artık... Kimler getirdi ise getirdi işte. Belki de kendi kendimize kıymışızdır. Zira insanoğlunun kendi kendine ettiğini, ona hiç bir düşman edemez. Şu halde bir çıkar yol, bir çare aramak gerek. Mademki ortada her parçası bir tarafa dağılmış bir kadim medeniyet cesedi yatıyor. Onu mumyalayacak yerde, bıraktığı dölü kurtaralım. Evet bu dünyaya parmak ısırtan medeniyeti biz yaralayıp bereledik ve nihayet öldürdük. Islahat dedik, inkılap dedik ve bu hesapsız ters adımlar adına, bin yılımızın kafasını kopardık. Ölüler dirilmez. Ancak zürriyetlerinde yaşarlar. İşte hiç değilse, onun canına kıymayalım, onu besleyip geçmişin bereket ve mirası ile nafakalandırarak, yaşatmak yollarını arayalım. Bu günün Türk çocuğu hemen hemen geçmişinden habersiz…

Kitabı okuyanlar 56 okur

  • e z g i

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0