Neoliberal İktidar ve Özne (Foucault'nun İzinde Güncel Bir İnceleme)

·
Okunma
·
Beğeni
·
73
Gösterim
Adı:
Neoliberal İktidar ve Özne
Alt başlık:
Foucault'nun İzinde Güncel Bir İnceleme
Baskı tarihi:
20 Haziran 2019
Sayfa sayısı:
296
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052601860
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nota Bene Yayınları
Neden kaygılıyız? Neden endişeliyiz? Neden her eylemimizi bir "kazanç" sağlamak için gerçekleştirilmesi gereken bir performans olarak kurgulamak zorunda kalıyoruz? Birbirimize güveniyor muyuz? Birbirimizi destekliyor muyuz? Yoksa, "kazanmak" ve "rekabette öne geçmek" artık hayatta kalmanın tek yolu haline geldiğinden, birbirine hınç ve haset duyan birer düşmana mı dönüştük? Neyin yoksunluğunu çekiyoruz? Gerçekten özgür müyüz? Parçası olduğumuz, kurulmasında ve işlemesinde rol aldığımız iktidar ilişkileri ve ekonomik rasyonalite toplumlarımızı, siyaseti, demokrasiyi, çalışma biçimlerimizi, yaşam deneyimimizi ve öznelliğimizi nasıl dönüştürüyor? Nasıl bir dünyada yaşadığımızı ve kim olduğumuzu gerçekten biliyor muyuz?

Bu sorunların yanıtlarını, Michel Foucault’nun eleştirel analiz hattının izinde, son yıllarda giderek belirginleşen gerilimleri, çelişkileri, iktisadi ve yönetimsel krizleri yorumlayarak arayan Başak Coşkun, şirketlerdeki iş deneyiminden süzülenleri akademik yazının katkılarıyla birleştirerek, neoliberal yönetimsellik tartışmasını anlaşılır kılmak için incelikle kullanıyor.

Coşkun’un çözümlemesi, ‘homo economicus’ olarak kurulan neoliberal özneye ve bu özneyi artık tüm varoluş alanlarını bütünüyle kapsamış olan piyasaya bağlayan iktidar düzeneklerine çarpıcı bir bakış sunuyor. ‘Homo economicus’ büyük özel sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda "kendine yatırım yapan" ve kendini "insan sermayesi" olarak kuran bir girişimci öznedir. Neoliberal yönetimselliğin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini de sorgulayan çalışmanın vardığı sonuç, neoliberal rasyonalitenin sınırlarını aşmak için hem bir düşünme ve eleştiri sürecine hem de kolektif özgürlük pratiklerine ve dayanışmaya ihtiyacımız olduğudur. Mevcut iktidar ilişkilerini tersine çevirmenin ve özgürleştirici bir siyasetin yolu buradan geçmektedir.
296 syf.
Günümüz devlet aklının (üst akılın) neoliberal politikalar çerçevesinde dönüştürdüğü insanı, Foucault'nun analizlerini referans alarak irdeleyen ve yerel ölçekte yazılmış olan muazzam eserlerden biri. Günceli bu kadar doğru analiz edebilen ve teorik içeriği hayli zengin olan böyle kitaplar, bu ülkede malesef pek de rastladığımız türden kitaplar değil.

Başak Coşkun bu kitabında neoliberal politikanın iktidarını ve bu otoriter idarenin yarattığı toplumsal etki ve dönüşümleri; psikolojik, siyasi, ideolojik, felsefi, antropolojik yönlerden ele alarak özne üzerinde oluşturulan dönüşümü gözler önüne seriyor.

Foucault'cu bakış açısının eleştirel dinamiğinin etkisiyle sistem içi ekonomik krizleri ve bu değişken ekonomik dönemlerde gelişen yönetimsel krizleri ele alırken özel sektörün tam hakimiyet kurduğu neoliberal ekonomi düzeninde dönüştürdüğü insanı* da çok yönlü olarak ele almaktadır.

Hem içinde yaşamaya debelendiğimiz bu neoliberal sistemin teşhirini yaparken hem de bu yalnızlaştırıcı, tüketici, yabancılaştırıcı, yok edici sistemden kurtuluşun yollarını çiziyor. Kitap her ne kadar Foucault'cu bir yaklaşımla yazılmış olsa da Pierre Dardot ve Nikolas Rose gibi antikapitalist düşünürlerin yaklaşımlarından da etkilenildiğini ve haliyle içeriğin oldukça zenginleştiğini söyleyebilirim. Oldukça güzel ve günceli doğru yakalayabilmiş bir eser. İlgilisine tavsiyemdir.
Piyasa ekonomisi ile ticarileşmemiş toplum birbirini tanımlar ve birbirine destek olur. Bunlar, içi boş uzam ve çerçeve gibi, fotoğraf objektifini oluşturan içbükey ve dışbükey mercek gibi kendi aralarında anlaşır.
Neoliberalizm, insanları kendilikleri üzerinden yönetirken, onların bazı bilinç dışı korku (özellikle ölüm korkusu) ve kaygılarını tetikler ve ilkel savunma mekanizmalarının kullanımını zorunlu hale getirir ya da bu savunma mekanizmalarının kullanımını elverişli hale getirir.

Bunlardan biri "saldırganlıktır".

Bunun bizim için önemi şudur: içinde yaşanılan çevre ve yaşamsal çerçeve de saldırganlığı üretebilir, artırabilir veya azaltabilir. Dolayısıyla, belirli bir iktidar modelini ve toplumsal akdi insanların ‘a priori’ olarak saldırgan olduğu varsayımına göre yapılandırmak, saldırganlığı kışkırtır ve üretir. Dolayısıyla, serbest rekabet ve kolektiflikten uzak bir bireyselcilik anlayışı etrafında inşa edilen neoliberal düzen, başlı başına saldırgan tepkiselliği artırmaya, yeniden üretmeye ve ürettikçe giderek artan şekilde saldırganlık varsayımına dayalı bir sisteme kapanmaya yol açar.
Günümüzde üniversitelerin ve çeşitli eğitim kurumlarının amacı kendi kendilerini şirketlerin ihtiyaç duyduğu beceri, bilgi, yetenek ve karakter özelliklerine sahip olmak üzere eğiten; hatta işsizlik dönemlerinde bile girişimcilik yeteneklerini kullanarak piyasadan ve son gelişmelerden kopmayan ve kendilerini her an istihdam edilebilir ekonomik özneler olarak kuran bireyler yetiştirmektir.
Sistemin en ciddi krizlerinde bile "başka bir dünya düzeni" talebinin güçlü bir şekilde ortaya çıkmamasının temel nedeni, neoliberal özneleştirme ve özneleşme süreçleridir. Dünyamızın içinde bulunduğu krizin boyutlarını anlamak ve gerçek anlamda bir dönüşüm gerçekleştirebilmek de ancak bu özel tipte dünya imgelemini anlamak ve değiştirmekle mümkün olabilir.
Kendilerini "liberal" olarak gören yönetimsellik rasyonalitelerinin tipik özelliği çoğunlukla piyasa, sivil toplum ve aile olarak özetlenebilecek üç alanın haklarına referans vererek aynı anda hem siyasi alanın sınırlandırılmasını ve hem de bu alanların serbestliğini ihlal etmeden bu alanlardaki olaylar üzerinde eylem gösterilmesini sağlayacak bir dizi teknik icat etmektir.
Foucault Biyopolitikanın Doğuşu’nda neoliberalizmi analiz ederken kullanacağı planının aslında "yönetimsel aklın" ve "akılsallık/rasyonalite biçimlerinin" planı olduğunu söyler.

Şiddeti dışlayan, pozitif bir iktidar modeli olarak yönetimsellik, disipline göre çok daha etkin ve ekonomik olan "özyönetimi" kullanır. Böylelikle de, öteki (insanlar) üzerindeki müdahale maskelenerek çok daha sert ve keskin şekilde uygulanmış olur.
Hükümranlık, hükümetin merkezine dair temel soruyu sorarak bir toprağı kapitalleştirir, disiplin bir mekanı inşa eder ve kendisine öğelerin hiyerarşik ve işlevsel dağılımı sorusunu sorar, güvenlik ise dönüşebilir ve çok işlevli bir çerçevede düzenlenmeleri gereken olası öğeler ve olaylar dizisinden hareketle bir ortamı oluşturmaya çalışır.
Mülkiyet hakkını kutsal bir doğal hak olarak mı kabul etmek gerekir, yoksa bu hakka çoğunluğun mutluluğu üzerindeki etkilerine göre faydasına göre mi bakmak gerekir?
''Neoliberalizm aslında, insanları kendi cinsiyetlerine karşı körleştirir. Çünkü, neoliberalizm yaşamsal ve öznel alanı, cinsiyet kaygıları üzerinden değil ekonomik kaygılar üzerinden inşa eder.

Fakat, cinsiyet eşitsizliğinden daha da önemli bir etkisi olur neoliberalizmin: kadınların ve erkeklerin kendi psişeleri içinde bir bölünmeye yol açar.
(..)
Bireyi kategorize ederek, bireyselliğiyle belirleyerek, kimliğine bağlayarak, ona hem kendisinin hem de başkalarının onda tanımak zorunda olduğu bir hakikat yasası dayatarak doğrudan gündelik yaşama müdahale eden, bireyleri özne yapan
iktidardır.''

- Foucault

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Neoliberal İktidar ve Özne
Alt başlık:
Foucault'nun İzinde Güncel Bir İnceleme
Baskı tarihi:
20 Haziran 2019
Sayfa sayısı:
296
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052601860
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nota Bene Yayınları
Neden kaygılıyız? Neden endişeliyiz? Neden her eylemimizi bir "kazanç" sağlamak için gerçekleştirilmesi gereken bir performans olarak kurgulamak zorunda kalıyoruz? Birbirimize güveniyor muyuz? Birbirimizi destekliyor muyuz? Yoksa, "kazanmak" ve "rekabette öne geçmek" artık hayatta kalmanın tek yolu haline geldiğinden, birbirine hınç ve haset duyan birer düşmana mı dönüştük? Neyin yoksunluğunu çekiyoruz? Gerçekten özgür müyüz? Parçası olduğumuz, kurulmasında ve işlemesinde rol aldığımız iktidar ilişkileri ve ekonomik rasyonalite toplumlarımızı, siyaseti, demokrasiyi, çalışma biçimlerimizi, yaşam deneyimimizi ve öznelliğimizi nasıl dönüştürüyor? Nasıl bir dünyada yaşadığımızı ve kim olduğumuzu gerçekten biliyor muyuz?

Bu sorunların yanıtlarını, Michel Foucault’nun eleştirel analiz hattının izinde, son yıllarda giderek belirginleşen gerilimleri, çelişkileri, iktisadi ve yönetimsel krizleri yorumlayarak arayan Başak Coşkun, şirketlerdeki iş deneyiminden süzülenleri akademik yazının katkılarıyla birleştirerek, neoliberal yönetimsellik tartışmasını anlaşılır kılmak için incelikle kullanıyor.

Coşkun’un çözümlemesi, ‘homo economicus’ olarak kurulan neoliberal özneye ve bu özneyi artık tüm varoluş alanlarını bütünüyle kapsamış olan piyasaya bağlayan iktidar düzeneklerine çarpıcı bir bakış sunuyor. ‘Homo economicus’ büyük özel sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda "kendine yatırım yapan" ve kendini "insan sermayesi" olarak kuran bir girişimci öznedir. Neoliberal yönetimselliğin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini de sorgulayan çalışmanın vardığı sonuç, neoliberal rasyonalitenin sınırlarını aşmak için hem bir düşünme ve eleştiri sürecine hem de kolektif özgürlük pratiklerine ve dayanışmaya ihtiyacımız olduğudur. Mevcut iktidar ilişkilerini tersine çevirmenin ve özgürleştirici bir siyasetin yolu buradan geçmektedir.

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Mete Kurtoğlu
  • Uğur De Molinari

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (1)
9
%50 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0