Neyzenler Kahvesi Bir Neyzenin Hatıraları

·
Okunma
·
Beğeni
·
115
Gösterim
Adı:
Neyzenler Kahvesi Bir Neyzenin Hatıraları
Baskı tarihi:
Şubat 2000
Sayfa sayısı:
76
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758434015
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pan Yayıncılık
...
İşte bu Fazlı bestekârdı azizim. Ama o da Hakkı gibi, postüm bestekârı, eserlerini kimselere vermeyenlerden. Şehnazbuselik bir takım yapmış. Aman ya Rabbi, ne kadar zarifti. Bir kış günü sabahın erken saatlerinde tekkeye damladığım zaman onu uyduruk bir nota sehpası önünde çalışır buldum. Beni görünce toparlanmak istedi. 'Yok yahu!' dedim. 'Sen üflemene bak!.. Ben bir çay içip kaçacağım.' Kandı. Biraz huzursuz da olsa çalışmaya devam etti. Hafiften bir dem tutmaya başladım. Hoşlandı. İkinci besteye beraber girdik. Fazlı sesini iyice kıstı. Ben de adeta fısıltıyla üflüyorum. Sıra ağır semaiye gelince ben sustum. Beste güzeldi. Gerçekten güzeldi. Ama güfte... Üflemeye devam edersem hıçkırıklarımı tutamayacaktım. Hemen nota defterimi çıkardım. Tam kopya edecektim ki Fazlı hızla notlarını topladı. 'Aman' demeye fırsat kalmadan terketti tekkeyi. Koltuk değneğini Fazlı'da hiç görmediğim bir hırsla vuruyordu taşlara. Şiiri ancak mealen hatırlıyorum. 'Misafirin olduğum şu üç günlük dünyada bana ikramın zulm oldu. Rahmetmedin; bari sabır ihsan et!' kabilinden isyankârâne bir niyazdı. Bütün gün hırsının geçmesini bekledim. Yatsı ezanından sonra dükkânına gittim. Zaten orda yatıyordu. Çadırcılar Caddesi'nin yegâne çadırcı ustasıydı. Güler yüzle karşıladı. Biraz hoşbeşten sonra, Kumkapı'ya gitmeyi teklif ettim. Yüzüme acayip bir gülüşle bakıp kabul etti. Kar yağıyordu. Daltaban Yokuşu'nda benim pabuçlar kaymaya başladı. Fazlı'nın koluna girdim. Soğan Ağa'ya kadar üç bacak bir patrisa, kahkahalarla indik. Kapatmak üzere olan bir tuhafiyeciden çorap alıp ayakkabılarımın üstüne giydim de Fazlı'ya bâr olmaktan kurtuldum. Kumkapı'da Çamur Şevket'in meyhanesini herkes bilir. Ününü mezelerine borçlu. Masayı donattırdım. Aklımca Fazlı'yı sarhoş edip eserleri kopyalayacağım. Bîr iki kadeh sonra meseleyi açtım. Yüzünde hep o garip gülümseme vardı. 'Ben onu yaktım Doğan' dedi. İnanmadım. O hâlâ tebessüm ediyordu. 'Şair yanılıyordu Doğan' dedi. Anlayamadığımı zannedip izah etti. 'Derdi veren sabrı da vermese, insan yaşamaya güç bulur mu?' Meyhanenin kirli tavanından okuyormuş gibi gözlerini oraya dikip Orhan Veli'yi yaşattı. Ömrün şu garip hâlini gör bir bak da Bir tek kökü kalmış ağacın toprakta Dünya ne kadar tatlı ki binlerce kişi Kolsuz ve bacaksız yaşayıp durmakta - Dünya tatlı Doğan... O kadar tatlı ki, daha beter olsaydım, gene de yaşamaya devam ederdim, gibime geliyor. Yine tavandan okumaya başladı. Şu karşı yaylada göç katar katar Bir güzel sevdası belimi büker Bu ayrılık bize ölümden beter Geçti dost kervanı eyleme beni. - De bakalım Doğan, Pir Sultan'ın belini hangi güzel büküyordu? - Ne bileyim Fazlı'cığım. Adamın yaşadığı tarih bile meşkuk. Kimbilir hangi köy dilberidir? Bakışlarında nefret mi yoksa iğrenme mi vardı; anlayamadan merhamete dönüştü. - Değil Doğan, değil!.. Ölümden beter ayrılık, kervanla Pir Sultan'ın ayrılığı. Bel büken güzel dünya. Dünya sevdası Pir'i kervandan ayırıyor. Taş gibi kaskatı ve ifadesizdi suratı. İçmeye devam ettik.
...
76 syf.
·Puan vermedi
Neyzenler Kahvesi ismini ilk defa Neyzen Volkan Yılmaz ağabeyin İnstagram hikayelerinde gördüm. Biraz araştırdım ve mutlaka okumam gereken bir kitap olduğuna karar verdim.
Kitap Pan Yayınları’ndan çıkıyor ve 76 sayfa. Baskısı varken yanlış hatırlamıyorsam 5₺ imiş. Fakat baskısı olmadığı için şu an nadirkitap.com ‘da aşırı fahiş fiyatlara satılıyor. Eder mi? Derseniz bir sahhaf çırağı olarak cevap veremeyeceğim kadar zor bir soru olur...
Kitabı uzun süre aradım. Bir yerlerden PDF halini buldum. Kitap haline getirip de okuyamadım.
Twitter’da yazdım elinde olup satmak isteyen varsa alabileceğimi ama yine olmadı.
Derken birkaç ay sonra Bursa’da mukîm bir dostumdan mesaj aldım. Kitabı kitap formunda fotokopi ile bir kitapçının sattığını yazmış dostum. Çok sevindim. Göndereceğini söyledi ve heyecanlı bekleşe başladım ben de. Dostum Mehtap hem ebru hem de ney öğrencisi. Sağ olsun bir tane de battal ebru göndermiş. Şad oldum...
Kitap biraz bende Üsküdar’da Bir Attar Dükkanı intibası uyandırdı.
76 sayfa ama bir haftadır henüz 15. sayfaya falan gelebildim. Zira çabuk bitsin istemiyorum ve yazanları kendi musiki hayatımla mukayeseli hayallerle okuyorum.
Kitap bittikten sonra daha detaylı yazacağım ama şu kadarını söyleyebilirim ki gelenekli sanatlarımızla uğraşan, özellikle ney sazına hevesli herkesin okumasını tavsiye edebileceğim bir eser...
76 syf.
·9 günde·Beğendi·6/10 puan
Kitabın başlığından da anlaşılacağı gibi bir neyzenin, neyzenler ile hatıratını içermektedir. Müzik, özellik ile ney ile ilgilenen için tadı damakta kalan bir eser, bir çok neyzeni tanıma yada daha yakından tanıma fırsatı sizleri cezbediyor ise mutlaka kitaplığınızda bulundurun.
Çoğu neylerde alt ve üst neva perdeleri birbirini tutmaz. Aslında bu biraz da neyzenin acemiliğindendir. Tenor farkını ton farkı zannederler. Kimbilir kaç saz bu zan yüzünden sakat- lanıp gitmiştir. Neyzen kısmı, çıkardığı sesin perdeden değil, kulaktan ve dudaktan olduğunu anladığı zaman neyzen olur.
Taksimin bir çeşit emprovize beste olduğunu söyleyenler yanılıyor. Kelime anlamı itibarıyla bakarsak, irticâlî olduğu bile söylenemez. Çünkü sanatkâr taksim ettiği makamı gayet iyi bilir. İyi bdmek için de, bu makamı iyi bilecek kadar çalışmıştır. Taksime, belki, ama o da belki, spontane beste denilebilir. Fakat emin olun, bu söz bile tartışma kaldırır. Çünkü sanatkâr, hangi makamdan taksim ediyorsa, daha evvel, o makamdan yaptığı taksimlerdeki güzel nağmeler kulağında klişeleşmiş olur. Ve tabii, bir nevi kendini tekrara düşer. Tavır dedikleri, biraz da bu zaten.
ney glissando yapabilen yegâne aerofonik sazdır. Bu yüzden kulağı sağlam olmayan bir neyzen, bütün fasıl heyetini falsoya düşürebilir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Neyzenler Kahvesi Bir Neyzenin Hatıraları
Baskı tarihi:
Şubat 2000
Sayfa sayısı:
76
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758434015
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pan Yayıncılık
...
İşte bu Fazlı bestekârdı azizim. Ama o da Hakkı gibi, postüm bestekârı, eserlerini kimselere vermeyenlerden. Şehnazbuselik bir takım yapmış. Aman ya Rabbi, ne kadar zarifti. Bir kış günü sabahın erken saatlerinde tekkeye damladığım zaman onu uyduruk bir nota sehpası önünde çalışır buldum. Beni görünce toparlanmak istedi. 'Yok yahu!' dedim. 'Sen üflemene bak!.. Ben bir çay içip kaçacağım.' Kandı. Biraz huzursuz da olsa çalışmaya devam etti. Hafiften bir dem tutmaya başladım. Hoşlandı. İkinci besteye beraber girdik. Fazlı sesini iyice kıstı. Ben de adeta fısıltıyla üflüyorum. Sıra ağır semaiye gelince ben sustum. Beste güzeldi. Gerçekten güzeldi. Ama güfte... Üflemeye devam edersem hıçkırıklarımı tutamayacaktım. Hemen nota defterimi çıkardım. Tam kopya edecektim ki Fazlı hızla notlarını topladı. 'Aman' demeye fırsat kalmadan terketti tekkeyi. Koltuk değneğini Fazlı'da hiç görmediğim bir hırsla vuruyordu taşlara. Şiiri ancak mealen hatırlıyorum. 'Misafirin olduğum şu üç günlük dünyada bana ikramın zulm oldu. Rahmetmedin; bari sabır ihsan et!' kabilinden isyankârâne bir niyazdı. Bütün gün hırsının geçmesini bekledim. Yatsı ezanından sonra dükkânına gittim. Zaten orda yatıyordu. Çadırcılar Caddesi'nin yegâne çadırcı ustasıydı. Güler yüzle karşıladı. Biraz hoşbeşten sonra, Kumkapı'ya gitmeyi teklif ettim. Yüzüme acayip bir gülüşle bakıp kabul etti. Kar yağıyordu. Daltaban Yokuşu'nda benim pabuçlar kaymaya başladı. Fazlı'nın koluna girdim. Soğan Ağa'ya kadar üç bacak bir patrisa, kahkahalarla indik. Kapatmak üzere olan bir tuhafiyeciden çorap alıp ayakkabılarımın üstüne giydim de Fazlı'ya bâr olmaktan kurtuldum. Kumkapı'da Çamur Şevket'in meyhanesini herkes bilir. Ününü mezelerine borçlu. Masayı donattırdım. Aklımca Fazlı'yı sarhoş edip eserleri kopyalayacağım. Bîr iki kadeh sonra meseleyi açtım. Yüzünde hep o garip gülümseme vardı. 'Ben onu yaktım Doğan' dedi. İnanmadım. O hâlâ tebessüm ediyordu. 'Şair yanılıyordu Doğan' dedi. Anlayamadığımı zannedip izah etti. 'Derdi veren sabrı da vermese, insan yaşamaya güç bulur mu?' Meyhanenin kirli tavanından okuyormuş gibi gözlerini oraya dikip Orhan Veli'yi yaşattı. Ömrün şu garip hâlini gör bir bak da Bir tek kökü kalmış ağacın toprakta Dünya ne kadar tatlı ki binlerce kişi Kolsuz ve bacaksız yaşayıp durmakta - Dünya tatlı Doğan... O kadar tatlı ki, daha beter olsaydım, gene de yaşamaya devam ederdim, gibime geliyor. Yine tavandan okumaya başladı. Şu karşı yaylada göç katar katar Bir güzel sevdası belimi büker Bu ayrılık bize ölümden beter Geçti dost kervanı eyleme beni. - De bakalım Doğan, Pir Sultan'ın belini hangi güzel büküyordu? - Ne bileyim Fazlı'cığım. Adamın yaşadığı tarih bile meşkuk. Kimbilir hangi köy dilberidir? Bakışlarında nefret mi yoksa iğrenme mi vardı; anlayamadan merhamete dönüştü. - Değil Doğan, değil!.. Ölümden beter ayrılık, kervanla Pir Sultan'ın ayrılığı. Bel büken güzel dünya. Dünya sevdası Pir'i kervandan ayırıyor. Taş gibi kaskatı ve ifadesizdi suratı. İçmeye devam ettik.
...

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • Güngör Barış Görgin
  • Harun
  • Halil İbrahim Güneşer
  • Rumy
  • Mehtap Serin
  • Emrah Arabacı

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%50 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0