Adı:
Nietzsche Ağladığında
Baskı tarihi:
Ağustos 2016
Sayfa sayısı:
432
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755391465
Kitabın türü:
Orijinal adı:
When Nietzsche Wept
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Yoğun ve sürükleyici olan yeni bir düşünce romanı sunuyoruz: Nietzsche Ağladığında. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek...

Sahne Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyana'sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk.

Aktörler Nietzche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrı'yı öldürmüş. "Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır" diyor. Daha sonra, "Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenebilirsiniz?" diyecek. Ümitsiz.

Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca "ama" pozisyonunda yaşamış biri.
Freud: Breuer'in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.

Salomé: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var.
KONU Ümitsizlik. Bir gün, erkeklerin başını döndüren kadın, Salomé, Nietzsche'den habersiz Breuer'e gelir. "Avrupa'nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin" der. Breuer, Salomé'yi tekrar görebilmek umuduyla "peki" der. Ve varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade... ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar..

Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere...
430 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
“Acı hakikatleri söyleyen bir öğretmen, rağbet görmeyen bir kâhin,” kendini böyle tanımlıyor Nietzsche. Fikirlerinin bulunduğu çağın üstünde olduğunu ve kendi ölümünden sonra değerleneceğini, geleneksel değerlerin ve evlilik gibi kurumların basit olduğunu insanı aciz duruma düşürdüğünü, ümidin kötülüklerin en kötüsü olduğunu savunuyor. İncelemeye bunlarla başlamak istemezdim ama Nietzsche’nin bu gibi düşünceleri beni biraz ürküttü. İnsanın kendi özgürlüğünü bulması adına kurmuş olduğu aile düzenini bozması, çocuklarını kendi özgürlüğü için geride bırakması bana özgürlükten ziyade kaçış gibi geliyor. Kitaptaki şu cümle demek istediğim şeyi daha iyi açıklayabilir: “Yaptığım seçimler başkalarını tutsak ediyorsa ben o özgürlüğü seçemem.”

Kitapta çoğumuzun mutlaka bir kere ismini duyduğu geniş bir karakter kadrosu var. Josef Breuer, Nietzsche, Sigmund Freud, Lou Salome, Richard Wagner gibi. Kitapta dostluk havasında süren bir aşk üçgeni var (Ree-Salome-Nietzsche). Giderek artan tartışmalarla Lou ve Nietzsche’nin arası bozulur. Bu aşk üçgeninde ihanete uğradığını düşünen Nietzsche derin bir ümitsizliğe kapılır. Bu ümitsizlikten sonra çok zorlu süreçler geçirmeye başlayan Nietzsche’nin haline dayanamayan Lou Salome Doktor Breuer’e başvurur. Doktor Breuer yardım etmeyi kabul eder ve gelişen olaylardan sonra Nietzsche ile yaptığı seanslarla modern psikanalize zemin hazırlar. Tabi bu konuyla ilgili bazı gerçekleri söylemek isterdim ama kitabı okuyacaklar için keyif kaçırıcı olabileceğini düşünüyorum.

Psikanaliz deyince akla ilk gelen kişi olan Sigmund Freud’un bilinçaltı ve rüyalarla ilgili olan düşüncelerine de yer veriliyor kitapta. Bilincimiz dışında kontrol edemediğimiz bir bilincin daha olduğunu, gördüğümüz rüyaların bu bilincin bize yansıması olduğunu, kişinin geçmiş hayatından yola çıkarak rüyaların ne anlama geldiğini hakkında çıkarım yapılabileceğini söylüyor.

Ne kadar kitaptaki bazı düşünceleri yadsımasam da kitabın okunması gereken bir kitap olduğunu, doğru bir şekilde anlaşıldığında yeni bir bakış açısı kazanacağınızı ve okurken keyifli vakit geçireceğinizi temin edebilirim. İyi okumalar.
432 syf.
·4 günde·8/10
Bu kitabı bir cümle ile özetle derseniz şunu söyleyebilirim:
Yalnızca okursanız anlayamazsınız, içine girerseniz çıkamazsınız!

Lou Salome küstahça sayılabilecek bir notla Dr. Breuer ile görüşme talebini iletmiş ve bunda başarılı olmasıyla olaylara ilk adımımızı atmış oluyoruz bizde. Her şeyin başı sayılabilecek bu notun sonrasında olanlar ise notu unutturacak düzeyde. Doktora neden ihtiyaç duyarız? Şikayetlerimiz için bir çözüm ararız. Ama Salome'nin amacı çok farklı. Hasta kendisi değil, ama hastalığın sebebinin kendisi olduğunu düşünmekten son derece rahatsız halde çareyi Dr. Breuer'de arıyor. Bundan sonra olacaklar için karakterleri tanımamızda fayda var.

Aşağıdaki kişilerin tanımları kitabın arka kapağından alıntıdır.
Nietzsche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Ümitsiz.
Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın.
Freud: Breuer'in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.
Salome: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor.

Nietzsche en büyük kaygısı ümitsizlik olsa da sık sık sağlığından şikayet ediyor ve bunun için neredeyse Avrupa'da başvurmadığı doktor yok. Neler mi şikayetleri? Biraz bahsedeyim: Hastanın elini ayağını kesen korkunç baş ağrıları; durup dururken mide bulantıları, baş dönmesi, denge kaybı, iğrenme, kusma, iştahsızlık, yemeklerden tiksinme; ateş, gecede iki üç kez çamaşır ve pijamalarını değiştirmesine yol açan sırılsıklam terlemeler; zaman zaman bütün kaslarını işlemez duruma getiren halsizlik nöbetleri; gastrit sancıları; kanlı kusmalar; bağırsak spazmları; şiddetli kabızlık; hemoroit ve görüşünü engelleyecek kadar ağır göz rahatsızlıkları; göz yorgunluğu, göz bulanıklığı, görüş kaybı, gözlerde sulanma ve acı, özellikle sabahları ışığa karı aşırı hassasiyet. En yakın arkadaşlarının önerisi üzerine tesadüfen (olduğunu sanarak) Dr Breuer'e tedavi için başvuruyor. Tabi doktor da seve seve kabul ediyor. Bundan sonrası mı?

İki büyüğün çarpışması olarak nitelendirebileceğimiz olaylar zincirinin ucunu elimize alıyoruz. Tamamen güç düellosuna dönüşeceğini sandığımız cümlelerin ışığında resmen kendimiz bile aydınlanabiliriz. Normal bir sohbet sırasında bile (iki filozof için geçerli tabii ki) öyle aforizmalar var ki, insanın etkilenmemesi elde değil.
Örnekleri: #38710979 #38717887 #38739718 #38806166 Yaşamla ilgili olan bu metaforlar, insanın zihnindeki şimşeklerin gözlerinin önünde çakmasına sebep oluyor resmen
Bu konuşmalar sırasında sık sık durup düşündüm. Anlamların derinliğinin bende neler uyandırdığını ve ne hissettiğimi bulmaya çalıştım ben de. İçine girmeye çalıştıkça kitabı daha çok elimde tutup okuduğum kağıt düzinesi olarak değil de, bir uzvummuş gibi hissettim. Daha fazlasını istedim. Daha fazla içine girmek ve bu düşsel zenginliklerden sonuna kadar faydalanabilmek. Aslında faydalanabilmek değil de anlamlandırmaya çalışabilmek desem daha doğru olur çünkü faydalanacak kadar anlamlandırabileceğim konumda olduğumu düşünmüyorum. Anca çabalayabilirim.

Dr Breuer aslında göründüğü kadar masum biri değil. Kendi şikayetleri de var. Psikolojik olarak takıntılarından asla vazgeçemiyor. Hatta öyle bir dereceye gelmiş ki, saplantıları gerçek hayatını engelleyecek derecede büyümüş, büyümüş ve onu ele geçirmiş. Nasıl bir düşünce hayatınızı ele geçirebilir ve yaşamanıza engel olacak kadar saplantı haline gelebilir ? Görüşlerini paylaştığı çok değerli dostu Freud. Onunla sık sık bu konuları paylaşıp fikirlerine başvurması da ileride atacağı adımlarda büyük rol oynuyor. İki farklı görüş bir ortak noktayı oluşturuyor. Yani Breuer ve Freud'un görüşleri. Freud, Breuer ile çok yakın ve onu bir abi, bir yol gösterici, bir hoca olarak görüyor. İkisi de birbirine son derece sadık. Yediği içtiği ayrı gitmiyor, hatta düşündükleri şeyler bile aynı. Genelde aynı şey üzerine yoğunlaşıp olayların köküne inmeyi tercih ediyorlar. Çözüme ulaşana, sorunun kaynağını bulup yok edene kadar.

Başta bu doktor-hasta ilişkisinin bir amacı, bir çıkarı vardı. Dr Breuer'in yaptığı bir anlaşma desek daha doğru olabilir. Ama Dr Breuer, Nietzsche'den öyle etkileniyor ki( etkilenmemesine şaşardım) gücü elinde tutmanın tek yolunun teslim olmak olduğunun farkına varıyor ve bu yolu deniyor. Nietzsche'ye teslim oluyor. Onun öğretilerinin ve fikirlerinin derinliğine girip, büyük bir deha sayabileceği kişiyle tanışmasına vesile olduğu için Salome'ye minnet duyuyor. Başlarda Salome'den etkilendiği için kabul ettiği bu anlaşma zamanla farklı bir amaca hizmet ediyor. Doktor hasta, hastaysa doktor oluyor. Burada biraz şaşırmıştım açıkçası. Neden mi? Siz çok tecrübeli bir doktor olsanız, kendinizi henüz bu alanda deneyimi bile olmayan birinin kollarına bırakır mıydınız? Her ne kadar düşünceleriniz, ideolojileri uysa da karşısındaki kişinin cümle anaforlarıyla baş edemeyen ve teslimiyete mecbur olduğunun farkında olan doktorumuz bunu yapıyor.

Sonuç. İki büyük dostluk. Güven ağlarının örüldüğü bir ilişki. Yavaş ama sıkı sıkıya birbirine bağlanmış iki kişi bütün günahlarını, sırlarını karşısındakine sunuyor ve çaresizliklerine çare aramıyor. Onlarla yaşamanın verdiği gücü kabulleniyor ve daha kalıcı eserler ortaya çıkarıp iz bırakacağına olan inancını törpülüyor. İyi ki de bu yolda ilerliyorlar. Aralarına hiç kimseyi almadan, sade ve güvenilir ilişkilerinin ulaştığı ilginç boyutta ben kitabın içine iyice girmiştim ve çıkamayacağımı anladım. Öyle ki Dr. Breuer sonradan Salome ile görüşmesine rağmen sımsıkı sarıldığı dostuna asla ihanet etmiyor, aksine Salome'yi eli boş ve hüsrana uğramış bir şekilde gönderiyor. Bu sonu hak eden bir bağ, sizin de gözlerinizi yaşartacaktır ve emin olun. Nietzsche hiç ummadığı bir anda Dr. Breuer'e umut oluyor ve sarsıntılı geçen hayatını sağlam bir zemine oturtuyor. Sonrası ise tam bir duygu şöleni. En coştuğum yerlerden birisi. Kitabın da adını taşıyor hatta. ''Nietzsche Ağladığında'' her şey çözüme kavuşacak. Onun yanaklarından dökülen yaşların çığlıkları bile insanı yaralamaya yeter. Öldürmek mi? Onun tarzı değil. Yaralı halde yaşamayı ve yaşatmayı her şeye tercih edebilecek birsi. Ne de olsa en meşhur sözlerinden birisi ''Beni öldürmeyen şey güçlendirir.''

Bu kitapta geçen olaylar gerçek değildir(kitabın arka kapağında belirtilen bazı metinler hariç). Yazarın hayal gücü ve aynı zamanda yaşamış bu insanları böyle güzel birbirine bağlaması da ustalığının göstergesidir bence. Aynı anda yaşanmış olsa ancak bu kadar güzel anlatılabilir, aktarılabilir. Nietzsche'nin önerdiği çözümler, Freud'un buldukları ve yaptığı hipnozlar hepsi ileride çığır açacak şeyler ve bunun ilk adımlarını kitabımızda canlı canlı görüyoruz. Bitirdiğime üzüldüğüm bir kitap. İleride kesinlikle ama kesinlikle tekrar okuyacağım ve kaç kere okursam o kadar farklı anlamlar çıkarabileceğime inandığım bir kitap. Tavsiye ederim.

Bu kitabı kuzenimden ödünç alarak okumuştum ama mutlaka kitaplığımda bulunması gereken kitaplardan birisi olarak görüyorum. Yazarın da Nietzsche'nin de diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum.
432 syf.
·35 günde·Beğendi·9/10
Nietzsche Ağladığında kitabını okumaya başlamadan öncesine kadar birileri bana Niçe deyince aklımda okunması zor, fikirlerini hiçbir zaman anlayamayacağım büyük bir filozof, sadece felsefe ile uğraşan insanların ilgilendiği, sıradan insanların anlamayacağı insanüstü biri gelirdi.
Bu kitabı okuduktan sonra ise Nietzsche felsefesine daha sıcak bakabildiğimi, en azından onu okuma cesaretini kendimde bulduğumu belirtmek isterim.
Kitap tarihsel 3 kişiliğin bir kurgu etrafında bir araya getirilmesinden ibaret. Nietzsche ve Breur'un konuşma seanslarında okur olarak kendinizi bir anda sohbetin bir parçası gibi hissetmeye başlıyorsunuz.
Yazarın dili çok sade ve anlaşılabilir cümleler kullanılmış. Romanın içindeki bir parça olay da okurken sıkılmanızı tamamen engelliyor.
Felsefeye, Nietzsche felsefesine giriş olabilecek bir kitap sanırım.
432 syf.
·18 günde·9/10
Merak uyandırarak başlayan, özellikle son 70 sayfaya kadar yoğun olarak düşünce sancıları yaşatan ve sonrasında çözülen düğümlerle etkilenerek okuduğum bir baş yapıt. Breuer ve Nietzsche'nin diyalogları ile beyin fırtınaları yaşattığı, tekrar okumayı düşündüğüm kitap, en azından bir kere okunmalı. Doyurucu ve zekice kurgulanmış romanın gerçek verilerle harmanlanması da etkisini arttırıyor. Yazılacak çok şey var ama her okur hissesine düşecek payı kendi almalı diye düşündüğüm için yazmayacağım ;) Kitaplarla kalınız...
432 syf.
·6 günde·8/10
Kaliteli bir kitap olduğunu bilmemin yanı sıra Nietzsche Ağladığında başlığını okuyunca kitabın içeriği hakkında epey meraklanmıştım. Kitabı bitirince ise bu başlığın ne kadar isabetli bir seçim olduğunu gördüm. Bu arada kitabın ismini Irvin Yalom'un eşi önermiş.

Bütün insanların hayatta bazı kırılma noktaları vardır. Her birimiz hayatla mücadele edebilmek, kendimizi savunabilmek ve yara almamak için güçlü bir duruş sergilemeye çalışırız fakat kimi zaman öyle anlar gelir ki, bir kaya gibi güçlü gözüken insanlar gözyaşlarını tutmanın ağırlığına daha fazla dayanamaz ve kendini bir anlığına da olsa çaresizliğin ellerine bırakır. İşte bu anlar yaşamdaki kırılma anlarıdır ve bu anlardan sonra mutlaka hayatımızda büyük, küçük bir şeyler değişir. Nietzsche de her ne kadar dimdik dursa da nihayetinde bir insan olduğu için o da günün birinde gözyaşlarını daha fazla tutamaz ve bu kırılma noktasından payını alır.

Kitabın konusuna gelecek olursak; Nietzsche'nin eski kız arkadaşı Lou Salome'nin Viyanalı ünlü doktor Bruer'e gelerek, Almanya'nın kültürel geleceğinin tehlikede olduğunu söyleyerek Nietzsche'yi ümitsizlikten kurtarmasını istemesiyle başlar her şey. Tabii arada Lou Salome'nin olduğunu bilmemesi şartıyla. İşte o güne dek kendini hastalarına adamış, evliliği çok da iyi gitmeyen, belirli yaşam kalıpları arasına sıkışıp kalmış Dr. Bruer; Nietzsche ile tanıştıktan sonra yepyeni bir yolculuğa adım atar. Bu yolculukta roller değişmiştir artık. Hasta olan Nietzsche kimi zaman doktor, doktor olan Bruer ise kimi zaman hasta olur.

Nietzsche ile Dr. Bruer'in aralarında geçen diyaloglar fazlasıyla doyurucu. Bu bölümleri okurken Nietzsche'nin fikirlerini de hatırlamış oluyor okuyucu. Nietzsche ile Bruer'in yaptığı her görüşmeden sonra birbirleri hakkındaki düşüncelerini yazmaları da romanın kurgusu açısından güzel bir yön bana kalırsa. İki insanın da çaresizliği, yaşamın belli anlarına sıkışıp o anlardan bir türlü kurtulamamaları, kendilerine uzatılacak bir yardım eli beklemeleri etkileyici bir şekilde yansıtılmış. Kitabın sonunda ise başladığınız noktadan çok farklı bir yere gelmiş oluyorsunuz.

Sıkılmadığım, aksine yer yer merak ettiğim, keyifli bir okuma deneyimi oldu benim için. Yazarın da kitabın sonunda ifade ettiği üzere eserde yer alan kimi bilgilerin gerçekliği olmasına rağmen çoğusu kurgudan oluşuyor. Siz de benim gibi kitabı okumak konusunda geç kaldıysanız eğer, daha fazla gecikmeyin derim. :)

"Ölümümden sonra ün kazanacak bir filozof olmamla, bir gün benim günümün mutlaka gelecek olmasıyla, hatta ebedi yinelemenin olduğunu bilmekle övünmeme rağmen yalnız başına ölecek olmak korkusunu üzerimden atamıyorum. Öldüğünüzde, bedeninizin günlerce hatta haftalarca bulunmayacağını, ancak bir gün bir yabancının burnuna gelen iğrenç bir kokuyla keşfedileceğini bilmek nasıl bir şey biliyor musunuz?"
432 syf.
·Beğendi·10/10
Kendimiz, bazen kendimize yardım edemezken bir başkasına yardım ederek kendi sorunlarımızdan kurtulabileceğimizi düşünürüz.Işte burada sevgili Prof.Nietzsche yardım eden , Josef Breuer yardım alan.Ama ne yazık ki bunlar olayların görünen yüzü.Bu hayatta en çok yardım eden en çok yardıma ihtiyaç duyandır.


Kafamizdan atmaya çalıştığımız bir düşünceyi,bir kaygıyi,bir aşkı,bir korkuyu,bir zaafı… ve de birçok şeyi aslında biz yaratırız ama onu çöplüğüne geri göndermeye gelince ondan kurtulmak yerine o şeyle yaşamaya veya ona alışmaya çalışırız.Kimse mükemmel değildir kelimesi bu kitap için biçilmiş kaftan bir söz.Bizler en güzel olanı sevmiyoruz en çok nefret ettiğimizi seviyoruz.Ve daha sonra bundan kurtulmaya çalışırız,ama sorun en başında nefret !


“Kendi kendimizden sakladiğımız bazı şeyler vardır henüz anlamını keşfedemediğimiz.” Bazen nasıl yaşamamız gerektiğini bir başkasından duymaya ihtiyac duyarız.Atladigimiz nokta bu defa bize anlatılan yaşamı yaşarız yine istediğimiz yaşamı yaşayamayız.Özgür düşünce ile özgür bir yaşam için “Amor fati;yazgını seç,yazgını sev.”
432 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
#spoiler#
Kitabı okurken aynı olayları yaşamamış olsanız bile mutlaka Size de yol gösteren kelimeler ile karşılaşıyorsunuz. ..bir nevi ücretsiz terapi yaşatıyor kahramanlar size..en çok aklıma işleyen görüş ,beynimizi ne saçma şeylerle çöplüğe dönüştürüp doldurdurdugumuz ..önemli zannettiğimiz olaylar ,onsuz nefes alamam dediğimiz insanlar ,iş, kariyer,en iyi ben olmalıyım duygusu ..bizi biz olmaktan çıkartan tüm bu üzerimize yapışmış etiketlerin hepsi aslında "Çöp "
Aslında her gün bir sayfayı açıp aynı gece o sayfayı kapatmayı öğrenmeli insan çünkü "yarın bugünden farklı olacak "
Birde kafama takilan bir bölüm var .
Mezarlıkta yapılan yürüyüş bölümü ki orda meşhur Rothschild family nin mezarı ..bu bölümde gizli bir şeyler olduğundan suphelenmekteyim :) arastiracagim efendim.:))
Bence okunması gereken kitaplar listesinde olması gereken bir yapıt "nietzsche ağladığında " tam bir sonbahar mevsimi kitabı. .
Sevgiyle kalın. ..
432 syf.
·5 günde·10/10
Friedrich Nietzsche... Pos bıyıklı filozof.
Nietzsche herkes tarafından okunur ama,
Herkes tarafından anlaşılamaz maalesef.
Tanrı'nın öldüğünü iddia eder,
"Tanrınız öldü ve sadece cahiller ağladı. Ve eğer cehenneme inanıyorsanız, o zaman orada görüşürüz!" der.
"Görüşürüz be dostum!" demek isterdim bende senin yüzüne.
Tanrı'ya inanmamanın insanı coşkuya sürükleyeceğini iddia eder,
Ama nedense kendi yaşamında o coşkunluğu bir türlü yakalayamaz.
Yakalanacak gibi değil ki, yakalansın.

Neyse gelelim kitaba,
Harikulade bir iş çıkarmış Irvin D. Yalom.
Nietzsche'nin hayatının bazı kesitlerini muhteşem sunmuş.
Tam bir görüşler şöleni var.
Aforizmalar havada uçmuş, durmuş.
İçindeki düşünceler çatışması,
İnsanı sığ, çelişik bir perspektiften almış,
Her gün yeniden doğmuşçasına zincirlerini bir bir kırdırmış,
Tutarlı bir çerçeveye sığdırmış.

İnsan filozof bile olsa, kadının şehvetine bırakıyor kendini.
Sonra gelsin semptonlar, ümitsizlikler,
Gitsin hastalıklar, ağrılar, sızılar.
Kendini görüyor, kendini tanıyorsun okuyunca adeta.

Şu üçleme beni mest etti.
Josef Breuer, Friedrich Nietzsche, Sigmund Freud...
Ne muazzam tartışmalardı öyle.
Bazı yerlerinde akıl tutulmaları yaşadım.
Masadan kalktım, kafamı ovdum, geri oturdum çoğu kez.

Sonuç olarak;
Bu kitabı okumadığınız sürece, hep bir tarafınız eksik kalacak...

Saygılarımla,
432 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Bu kitaba dair birşeyler söylemek ne kadar da zor.Tam birşeyler yazacakken karşıma "bıyıkları ağzını kapatmış ,ne söyleyeceğini asla kestiremeyecegimiz bir Nietzsche" fotoğrafı belirince kağıda çekinerek dökebildigim, hareketsiz bir kalemin oluşturduğu nokta kadar kısıtlı.

Bir filozof ve bir doktor.Ama hangisi doktor hangisi filozof belirsiz.Belki ikisi de.Her insanın içinde taşıdığı iki duygu.Bir yerden eleştirip duvarları yıkarken,diğer taraftan iyileştirme içgüdüsü.

"Psikolojik Cerrahi" ya da "Hadsiz manevi yaralar içindeki kalbe, ameliyatı cerrahiye nevinden bir tedavi".

Dışarıdan herşey normal ama içerde çok zor bir ameliyat var.Akan kan değil duygular. Aşırı "duygu"akışından halsiz düşmüş bir hasta. Karşısında dikiş atmayı bilmeyen, yaraların açık kalarak acıması ,daha da kötüsü bu duruma alışması gerektiğini söyleyen bir doktor.

"Evet, hastalığımı kutsamalıyım, kutsamalıyım. Bir ruhbilimci için kişisel acı, bir nimet sayılır; varoluşun acılarıyla yüzleşilecek bir eğitim alanı.”

Ya da tedavi olmayı reddeden ama ruhu ve bedeni buna muhtaç bir hastayla, hayatının en ağır vakasıyla karşılaşmış , ailesi ,sevdikleri ve hastalarına karşı sorumluluk sahibi bir doktor.

"Derinlere inin.Farkedeceksiniz ki yaşlanma ,sevdiklerini kaybetme ve dostlarından uzun yaşamanın asıl acı yanı, sizi inceleyen gözlerin bulunmamasıdır. Hiç kimsenin dikkat etmediği bir yaşamdan duyulan dehşet ."

Yazar, karakterlerin fikirlerinden daha çok içinde bulundukları ruh halini işliyor.İnsanların yaralarını ve zaaflarını fazlasıyla tespit etmiş olan Nietzsche' nin dünyasının neden yalnızlık ve acılar içinde, migren nöbetlerine tutulmuş olduğunu görüyor ve  bu durumun nasıl içindeki sevgiyi ve başkalarıyla ortak bir yaşam kurabilme ihtimalini yok ettiğini anlayabiliyoruz.

"Aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları yaşayanlar birbirlerini anlarlar" demiş Mevlana. Her ne kadar hatalar ve zaaflarla dolu olsak da ve  bu gerçek ilk etapta bizleri birbirimizden uzaklaştırsa da, acizlik ve sonsuz ihtiyaç içerisindeki duygularimiza, benzer seylerin iyi geldiği gerçeği, "insan olma" ortak paydasında buluşturur bizi. Farklı düşüncelere sahip olsak bile...Tıpkı Dr Breuer ve Nietzsche de olduğu gibi.

Aşina olduğumuz psikolojik terimlerin kullanılması ,akıcı ve başarılı bir şekilde kurgulanmış içeriğinin yanında , bu kitabın bence  en müthiş tarafı, doktor kontrolünde Nietzche okuyabiliyor olmak.:) Bu durumu o kadar çok sevdim ki yine bir psikiyatrist olan Mustafa Ulusoy'un 'Nietzche Ve Babaannem' kitabını okumak bir sonraki hedefim.

-Gözyaşlarının dili olduğunu düşünüp onları kendi sesinle konuşturabilir misin?Anlat bana!Neler diyorlar?
...
-Bana bir bakın .Gözyaşlarımı durduramıyorum.
-Bu iyi Friedrich."Güçlü gözyaşları" temizler...
İyi okumalar dilerim.:)
432 syf.
·5 günde
- Bir sen, Bir ben, Bir de Nietzsche -

Nietzsche'nin yazdığı ve içinde bulunduğu kitapların ağır olmasına karşın duru ve akıcılığı ile bir çırpıda bitirebileceğiniz hatta bitmesin diye okumaya kıyamayacağınız bitince de tekrar okumak isteyeceğiniz türden. Kitap genel olarak Nietzsche'nin Salome ile olan- olamayan aşk hayatını, içinde bulunduğu psikolojik durumu, ümitsizliği ele alıyor. Kitap sizi öylesine içine çekiyor ki kendinizi Nietzsche ve Bruer'in bulunduğu odada 3'üncü bir koltukta oturmuş onları dinler vaziyette buluyorsunuz.

- Azıcık ucundan spoiler
Her insan pılını pırtını (yok ise ne mutlu) toplayıp hiç bilmediği bir şehrin sokaklarında kaybolup, hiç tanımadığı bir insanla oturup sohbet etme arzusuna kapılmıştır muhakkak. Kitapta asıl -nedensizce- vurgun yediğim kısım Bruer'in hipnoz yoluyla bunu deneyip bu arzunun hiçte hayal ettiğimiz gibi "laylaylom" olmadığı gerçeğini yüzümüze çarpması.

Dipnot- İncelemeyi otobüste yazmaya kalkıştım, 2 durak öteden sesleniyorum şuan. Denemeyiniz.
432 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Açıkçası bu kitap okuduğum en güzel kitaplardan bir tanesi... Adeta kafama balyozla vuruluyormuş gibi hissettim. Herkese tavsiye ediyorum.
432 syf.
·33 günde·7/10
"Ölümün son iyiliği, bir daha ölümün olmamasıdır." diyor Nietzsche.Evet karamsarlıkta master yapmış bir filozof; acılarının, hastalıklarının kutsal olduğuna inanıyor ona göre Filozof Nietzsche olmasını sağlayan unsurlar bunlar. Doktor Breuer; Nietzsche'nin hem doktoru hemde hastası. Doctor Breuer'in Nietzscheye sunduğu hileli bir anlaşma psikolojinin temelleri oluşturan ilk adım sayılabilir.
Kitap boyunca sürekli olarak bir zihin yorgunluğu yaşadım hem Nietzsche hemde Breuer gibi düşünmek özellikle Nietzcheyi anlamak...
''Belki de sevdiğiniz insanları düşünmektesiniz; ama daha derinlere inin... Sonunda, sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz. Siz, bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz. Siz arzuyu seviyorsunuz, arzu edilen şeyi değil...''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nietzsche Ağladığında
Baskı tarihi:
Ağustos 2016
Sayfa sayısı:
432
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755391465
Kitabın türü:
Orijinal adı:
When Nietzsche Wept
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Yoğun ve sürükleyici olan yeni bir düşünce romanı sunuyoruz: Nietzsche Ağladığında. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek...

Sahne Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyana'sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk.

Aktörler Nietzche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrı'yı öldürmüş. "Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır" diyor. Daha sonra, "Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenebilirsiniz?" diyecek. Ümitsiz.

Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca "ama" pozisyonunda yaşamış biri.
Freud: Breuer'in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.

Salomé: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var.
KONU Ümitsizlik. Bir gün, erkeklerin başını döndüren kadın, Salomé, Nietzsche'den habersiz Breuer'e gelir. "Avrupa'nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin" der. Breuer, Salomé'yi tekrar görebilmek umuduyla "peki" der. Ve varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade... ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar..

Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere...

Kitabı okuyanlar 7.205 okur

  • kübra aykın
  • Leblebi tozu
  • Yasemin Eriş
  • Melahat Bodur Kıran
  • Didem Alp
  • Sevde Emine ÖZARSLAN
  • Sümeyye Bilece
  • fatih özer
  • Mehriye Altıok
  • Renaz Ata

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%19.7
14-17 Yaş
%2.2
18-24 Yaş
%17.2
25-34 Yaş
%26.7
35-44 Yaş
%23.1
45-54 Yaş
%7.6
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%2.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.1
Erkek
%34.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%47.1 (1.125)
9
%28.6 (683)
8
%15.9 (379)
7
%5.3 (126)
6
%1.5 (35)
5
%0.9 (21)
4
%0.3 (8)
3
%0.2 (4)
2
%0.2 (5)
1
%0.2 (4)

Kitabın sıralamaları