Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom

·
Okunma
·
Beğeni
·
43.246
Gösterim
Adı:
Nietzsche Ağladığında
Baskı tarihi:
Ağustos 2016
Sayfa sayısı:
432
ISBN:
9789755391465
Kitabın türü:
Orijinal adı:
When Nietzsche Wept
Çeviri:
Aysun Babacan
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Yoğun ve sürükleyici olan yeni bir düşünce romanı sunuyoruz: Nietzsche Ağladığında. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek...

Sahne Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyana'sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk.

Aktörler Nietzche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrı'yı öldürmüş. "Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır" diyor. Daha sonra, "Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenebilirsiniz?" diyecek. Ümitsiz.

Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca "ama" pozisyonunda yaşamış biri.
Freud: Breuer'in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.

Salomé: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var.
KONU Ümitsizlik. Bir gün, erkeklerin başını döndüren kadın, Salomé, Nietzsche'den habersiz Breuer'e gelir. "Avrupa'nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin" der. Breuer, Salomé'yi tekrar görebilmek umuduyla "peki" der. Ve varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade... ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar..

Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere...
“Acı hakikatleri söyleyen bir öğretmen, rağbet görmeyen bir kâhin,” kendini böyle tanımlıyor Nietzsche. Fikirlerinin bulunduğu çağın üstünde olduğunu ve kendi ölümünden sonra değerleneceğini, geleneksel değerlerin ve evlilik gibi kurumların basit olduğunu insanı aciz duruma düşürdüğünü, ümidin kötülüklerin en kötüsü olduğunu savunuyor. İncelemeye bunlarla başlamak istemezdim ama Nietzsche’nin bu gibi düşünceleri beni biraz ürküttü. İnsanın kendi özgürlüğünü bulması adına kurmuş olduğu aile düzenini bozması, çocuklarını kendi özgürlüğü için geride bırakması bana özgürlükten ziyade kaçış gibi geliyor. Kitaptaki şu cümle demek istediğim şeyi daha iyi açıklayabilir: “Yaptığım seçimler başkalarını tutsak ediyorsa ben o özgürlüğü seçemem.”

Kitapta çoğumuzun mutlaka bir kere ismini duyduğu geniş bir karakter kadrosu var. Josef Breuer, Nietzsche, Sigmund Freud, Lou Salome, Richard Wagner gibi. Kitapta dostluk havasında süren bir aşk üçgeni var (Ree-Salome-Nietzsche). Giderek artan tartışmalarla Lou ve Nietzsche’nin arası bozulur. Bu aşk üçgeninde ihanete uğradığını düşünen Nietzsche derin bir ümitsizliğe kapılır. Bu ümitsizlikten sonra çok zorlu süreçler geçirmeye başlayan Nietzsche’nin haline dayanamayan Lou Salome Doktor Breuer’e başvurur. Doktor Breuer yardım etmeyi kabul eder ve gelişen olaylardan sonra Nietzsche ile yaptığı seanslarla modern psikanalize zemin hazırlar. Tabi bu konuyla ilgili bazı gerçekleri söylemek isterdim ama kitabı okuyacaklar için keyif kaçırıcı olabileceğini düşünüyorum.

Psikanaliz deyince akla ilk gelen kişi olan Sigmund Freud’un bilinçaltı ve rüyalarla ilgili olan düşüncelerine de yer veriliyor kitapta. Bilincimiz dışında kontrol edemediğimiz bir bilincin daha olduğunu, gördüğümüz rüyaların bu bilincin bize yansıması olduğunu, kişinin geçmiş hayatından yola çıkarak rüyaların ne anlama geldiğini hakkında çıkarım yapılabileceğini söylüyor.

Ne kadar kitaptaki bazı düşünceleri yadsımasam da kitabın okunması gereken bir kitap olduğunu, doğru bir şekilde anlaşıldığında yeni bir bakış açısı kazanacağınızı ve okurken keyifli vakit geçireceğinizi temin edebilirim. İyi okumalar.
Nietzsche Ağladığında kitabını okumaya başlamadan öncesine kadar birileri bana Niçe deyince aklımda okunması zor, fikirlerini hiçbir zaman anlayamayacağım büyük bir filozof, sadece felsefe ile uğraşan insanların ilgilendiği, sıradan insanların anlamayacağı insanüstü biri gelirdi.
Bu kitabı okuduktan sonra ise Nietzsche felsefesine daha sıcak bakabildiğimi, en azından onu okuma cesaretini kendimde bulduğumu belirtmek isterim.
Kitap tarihsel 3 kişiliğin bir kurgu etrafında bir araya getirilmesinden ibaret. Nietzsche ve Breur'un konuşma seanslarında okur olarak kendinizi bir anda sohbetin bir parçası gibi hissetmeye başlıyorsunuz.
Yazarın dili çok sade ve anlaşılabilir cümleler kullanılmış. Romanın içindeki bir parça olay da okurken sıkılmanızı tamamen engelliyor.
Felsefeye, Nietzsche felsefesine giriş olabilecek bir kitap sanırım.

Benzer kitaplar

Merak uyandırarak başlayan, özellikle son 70 sayfaya kadar yoğun olarak düşünce sancıları yaşatan ve sonrasında çözülen düğümlerle etkilenerek okuduğum bir baş yapıt. Breuer ve Nietzsche'nin diyalogları ile beyin fırtınaları yaşattığı, tekrar okumayı düşündüğüm kitap, en azından bir kere okunmalı. Doyurucu ve zekice kurgulanmış romanın gerçek verilerle harmanlanması da etkisini arttırıyor. Yazılacak çok şey var ama her okur hissesine düşecek payı kendi almalı diye düşündüğüm için yazmayacağım ;) Kitaplarla kalınız...
Kaliteli bir kitap olduğunu bilmemin yanı sıra Nietzsche Ağladığında başlığını okuyunca kitabın içeriği hakkında epey meraklanmıştım. Kitabı bitirince ise bu başlığın ne kadar isabetli bir seçim olduğunu gördüm. Bu arada kitabın ismini Irvin Yalom'un eşi önermiş.

Bütün insanların hayatta bazı kırılma noktaları vardır. Her birimiz hayatla mücadele edebilmek, kendimizi savunabilmek ve yara almamak için güçlü bir duruş sergilemeye çalışırız fakat kimi zaman öyle anlar gelir ki, bir kaya gibi güçlü gözüken insanlar gözyaşlarını tutmanın ağırlığına daha fazla dayanamaz ve kendini bir anlığına da olsa çaresizliğin ellerine bırakır. İşte bu anlar yaşamdaki kırılma anlarıdır ve bu anlardan sonra mutlaka hayatımızda büyük, küçük bir şeyler değişir. Nietzsche de her ne kadar dimdik dursa da nihayetinde bir insan olduğu için o da günün birinde gözyaşlarını daha fazla tutamaz ve bu kırılma noktasından payını alır.

Kitabın konusuna gelecek olursak; Nietzsche'nin eski kız arkadaşı Lou Salome'nin Viyanalı ünlü doktor Bruer'e gelerek, Almanya'nın kültürel geleceğinin tehlikede olduğunu söyleyerek Nietzsche'yi ümitsizlikten kurtarmasını istemesiyle başlar her şey. Tabii arada Lou Salome'nin olduğunu bilmemesi şartıyla. İşte o güne dek kendini hastalarına adamış, evliliği çok da iyi gitmeyen, belirli yaşam kalıpları arasına sıkışıp kalmış Dr. Bruer; Nietzsche ile tanıştıktan sonra yepyeni bir yolculuğa adım atar. Bu yolculukta roller değişmiştir artık. Hasta olan Nietzsche kimi zaman doktor, doktor olan Bruer ise kimi zaman hasta olur.

Nietzsche ile Dr. Bruer'in aralarında geçen diyaloglar fazlasıyla doyurucu. Bu bölümleri okurken Nietzsche'nin fikirlerini de hatırlamış oluyor okuyucu. Nietzsche ile Bruer'in yaptığı her görüşmeden sonra birbirleri hakkındaki düşüncelerini yazmaları da romanın kurgusu açısından güzel bir yön bana kalırsa. İki insanın da çaresizliği, yaşamın belli anlarına sıkışıp o anlardan bir türlü kurtulamamaları, kendilerine uzatılacak bir yardım eli beklemeleri etkileyici bir şekilde yansıtılmış. Kitabın sonunda ise başladığınız noktadan çok farklı bir yere gelmiş oluyorsunuz.

Sıkılmadığım, aksine yer yer merak ettiğim, keyifli bir okuma deneyimi oldu benim için. Yazarın da kitabın sonunda ifade ettiği üzere eserde yer alan kimi bilgilerin gerçekliği olmasına rağmen çoğusu kurgudan oluşuyor. Siz de benim gibi kitabı okumak konusunda geç kaldıysanız eğer, daha fazla gecikmeyin derim. :)

"Ölümümden sonra ün kazanacak bir filozof olmamla, bir gün benim günümün mutlaka gelecek olmasıyla, hatta ebedi yinelemenin olduğunu bilmekle övünmeme rağmen yalnız başına ölecek olmak korkusunu üzerimden atamıyorum. Öldüğünüzde, bedeninizin günlerce hatta haftalarca bulunmayacağını, ancak bir gün bir yabancının burnuna gelen iğrenç bir kokuyla keşfedileceğini bilmek nasıl bir şey biliyor musunuz?"
#spoiler#
Kitabı okurken aynı olayları yaşamamış olsanız bile mutlaka Size de yol gösteren kelimeler ile karşılaşıyorsunuz. ..bir nevi ücretsiz terapi yaşatıyor kahramanlar size..en çok aklıma işleyen görüş ,beynimizi ne saçma şeylerle çöplüğe dönüştürüp doldurdurdugumuz ..önemli zannettiğimiz olaylar ,onsuz nefes alamam dediğimiz insanlar ,iş, kariyer,en iyi ben olmalıyım duygusu ..bizi biz olmaktan çıkartan tüm bu üzerimize yapışmış etiketlerin hepsi aslında "Çöp "
Aslında her gün bir sayfayı açıp aynı gece o sayfayı kapatmayı öğrenmeli insan çünkü "yarın bugünden farklı olacak "
Birde kafama takilan bir bölüm var .
Mezarlıkta yapılan yürüyüş bölümü ki orda meşhur Rothschild family nin mezarı ..bu bölümde gizli bir şeyler olduğundan suphelenmekteyim :) arastiracagim efendim.:))
Bence okunması gereken kitaplar listesinde olması gereken bir yapıt "nietzsche ağladığında " tam bir sonbahar mevsimi kitabı. .
Sevgiyle kalın. ..
Bu kitaba dair birşeyler söylemek ne kadar da zor.Tam birşeyler yazacakken karşıma "bıyıkları ağzını kapatmış ,ne söyleyeceğini asla kestiremeyecegimiz bir Nietzsche" fotoğrafı belirince kağıda çekinerek dökebildigim, hareketsiz bir kalemin oluşturduğu nokta kadar kısıtlı.

Bir filozof ve bir doktor.Ama hangisi doktor hangisi filozof belirsiz.Belki ikisi de.Her insanın içinde taşıdığı iki duygu.Bir yerden eleştirip duvarları yıkarken,diğer taraftan iyileştirme içgüdüsü.

"Psikolojik Cerrahi" ya da "Hadsiz manevi yaralar içindeki kalbe, ameliyatı cerrahiye nevinden bir tedavi".

Dışarıdan herşey normal ama içerde çok zor bir ameliyat var.Akan kan değil duygular. Aşırı "duygu"akışından halsiz düşmüş bir hasta. Karşısında dikiş atmayı bilmeyen, yaraların açık kalarak acıması ,daha da kötüsü bu duruma alışması gerektiğini söyleyen bir doktor.

"Evet, hastalığımı kutsamalıyım, kutsamalıyım. Bir ruhbilimci için kişisel acı, bir nimet sayılır; varoluşun acılarıyla yüzleşilecek bir eğitim alanı.”

Ya da tedavi olmayı reddeden ama ruhu ve bedeni buna muhtaç bir hastayla, hayatının en ağır vakasıyla karşılaşmış , ailesi ,sevdikleri ve hastalarına karşı sorumluluk sahibi bir doktor.

"Derinlere inin.Farkedeceksiniz ki yaşlanma ,sevdiklerini kaybetme ve dostlarından uzun yaşamanın asıl acı yanı, sizi inceleyen gözlerin bulunmamasıdır. Hiç kimsenin dikkat etmediği bir yaşamdan duyulan dehşet ."

Yazar, karakterlerin fikirlerinden daha çok içinde bulundukları ruh halini işliyor.İnsanların yaralarını ve zaaflarını fazlasıyla tespit etmiş olan Nietzsche' nin dünyasının neden yalnızlık ve acılar içinde, migren nöbetlerine tutulmuş olduğunu görüyor ve  bu durumun nasıl içindeki sevgiyi ve başkalarıyla ortak bir yaşam kurabilme ihtimalini yok ettiğini anlayabiliyoruz.

"Aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları yaşayanlar birbirlerini anlarlar" demiş Mevlana. Her ne kadar hatalar ve zaaflarla dolu olsak da ve  bu gerçek ilk etapta bizleri birbirimizden uzaklaştırsa da, acizlik ve sonsuz ihtiyaç içerisindeki duygularimiza, benzer seylerin iyi geldiği gerçeği, "insan olma" ortak paydasında buluşturur bizi. Farklı düşüncelere sahip olsak bile...Tıpkı Dr Breuer ve Nietzsche de olduğu gibi.

Aşina olduğumuz psikolojik terimlerin kullanılması ,akıcı ve başarılı bir şekilde kurgulanmış içeriğinin yanında , bu kitabın bence  en müthiş tarafı, doktor kontrolünde Nietzche okuyabiliyor olmak.:) Bu durumu o kadar çok sevdim ki yine bir psikiyatrist olan Mustafa Ulusoy'un 'Nietzche Ve Babaannem' kitabını okumak bir sonraki hedefim.

-Gözyaşlarının dili olduğunu düşünüp onları kendi sesinle konuşturabilir misin?Anlat bana!Neler diyorlar?
...
-Bana bir bakın .Gözyaşlarımı durduramıyorum.
-Bu iyi Friedrich."Güçlü gözyaşları" temizler...
İyi okumalar dilerim.:)
- Bir sen, Bir ben, Bir de Nietzsche -

Nietzsche'nin yazdığı ve içinde bulunduğu kitapların ağır olmasına karşın duru ve akıcılığı ile bir çırpıda bitirebileceğiniz hatta bitmesin diye okumaya kıyamayacağınız bitince de tekrar okumak isteyeceğiniz türden. Kitap genel olarak Nietzsche'nin Salome ile olan- olamayan aşk hayatını, içinde bulunduğu psikolojik durumu, ümitsizliği ele alıyor. Kitap sizi öylesine içine çekiyor ki kendinizi Nietzsche ve Bruer'in bulunduğu odada 3'üncü bir koltukta oturmuş onları dinler vaziyette buluyorsunuz.

- Azıcık ucundan spoiler
Her insan pılını pırtını (yok ise ne mutlu) toplayıp hiç bilmediği bir şehrin sokaklarında kaybolup, hiç tanımadığı bir insanla oturup sohbet etme arzusuna kapılmıştır muhakkak. Kitapta asıl -nedensizce- vurgun yediğim kısım Bruer'in hipnoz yoluyla bunu deneyip bu arzunun hiçte hayal ettiğimiz gibi "laylaylom" olmadığı gerçeğini yüzümüze çarpması.

Dipnot- İncelemeyi otobüste yazmaya kalkıştım, 2 durak öteden sesleniyorum şuan. Denemeyiniz.
Açıkçası bu kitap okuduğum en güzel kitaplardan bir tanesi... Adeta kafama balyozla vuruluyormuş gibi hissettim. Herkese tavsiye ediyorum.
Psikoloji ve felsefeye yön vermiş dev isimlerin kahramanları olduğu bu ustaca hazırlanmış roman, okuyana kendi kendini tedavi etme imkanı sunuyor.Takıntılar, hali hazırda varolan kurulu düzeni yıkıma götüren şiddetli tutkular ve bilinçaltıyla ilgili okuyucunun kafasındaki kör noktaları aydınlatan, ölmeden önce okunması gereken nadide bir eser.
Nietzsche ve Breuer, alanında önemli iki insan. Gerçekte hiç karşılaşmamış bu iki insan bu kitapta karşılaşıyor ve ortaya oldukça değerli bir kitap çıkıyor. Hayatın, ilişkilerin, gerçeğin irdelendiği, felsefe ile yoğrulmuş, insanı düşünmeye sevk eden bir kitap Nietzsche Ağladığında..

Ben kitabın başına oturduğum an gerçeklikten kopuyor ve kendimi Nietzsche ve Breuer'in arasında buluyordum. Öyle ki kitaba nasıl daldıysam durağımı kaçırıyordum az daha. Kitap öyle bir lokma da hazmedilecek bir kitap değil, yoğun, düşündürücü ve insanı içsel yolculuğa sürükleyebilecek nitelikte bir kitap.

Irvin Yalom çok önemli iki insanı bir araya getirmiş, kitapta başka önemli isimler de var, Freud, Lou Salome, Anna O. gibi. Yazar bence çok cesurca bir girişimde bulunmuş ve ortaya güzel de bir iş çıkarmış. Kitabın dili hiç sıkıcı değildi, kelimeler olağanüstü bir hızda akıyor. Bu sıra zihninizde dur durak bilmeden çalışmaya başlıyor tabii, çünkü yazar hayatla, ,insanlarla, ilişkilerle ilgili çok önemli noktalara değiniyor. Nietzsche ve Breuer kendi felsefesini savunurken sizde kendinizinkini şekillendiriyorsunuz. Düşündürmek açısından oldukça verimli bir kitap anlayacağınız.

İçeriği ile ilgili bilgi vermek istemiyorum, kitabı okuyun, görün. Düşünün, kitabın o güzel havasını soluyun. Yalnız benim kitapla ilgili şöyle bir sorunum oldu, kitaptan etkilendim, kitabı beğendim, muhtemelen ileride bir kez daha okumak isterim ama kitabı sevemedim, sebebini tam olarak anlayamasam da çok sevemedim kitabı. Kitapta bir şeye ısınamadım, belki bu Nietzsche'nin doğru bulmadığım düşüncelerinden kaynaklanıyordur, bilmiyorum, bunu zamanla anlayacağımı düşünüyorum. Dediğim gibi bu kitap bir lokmada hazmedilecek bir kitap değil, kitap zihnime bir çok tohum attı, zaman içinde bunların şekillenip asıl hallerini alacaklarına inanıyorum..

Fazla uzattım, bence okuyun bu kitabı, düşünün ve kendi yargılarınızı keşfedin.
İyi okumalar.

http://yorumatolyesi.blogspot.com/...zsche-agladgnda.html
"Ölümün son iyiliği, bir daha ölümün olmamasıdır." diyor Nietzsche.Evet karamsarlıkta master yapmış bir filozof; acılarının, hastalıklarının kutsal olduğuna inanıyor ona göre Filozof Nietzsche olmasını sağlayan unsurlar bunlar. Doktor Breuer; Nietzsche'nin hem doktoru hemde hastası. Doctor Breuer'in Nietzscheye sunduğu hileli bir anlaşma psikolojinin temelleri oluşturan ilk adım sayılabilir.
Kitap boyunca sürekli olarak bir zihin yorgunluğu yaşadım hem Nietzsche hemde Breuer gibi düşünmek özellikle Nietzcheyi anlamak...
Okuduğum kitaplar arasında ki en üst sırayı hakeden bir kitap. Tamamen düşüncelerin savaştığı, hayatın çelişkilerini ortaya koyan, insanı her daim düşünmeye sevk eden bir baş yapıt. İçeriğinden biraz bahsetmek isterdim ama her bölümü birbiriyle o kadar bağlı ki ayırıp ortaya koyamıyorum diyebileceğim tek şey mutlaka bu kitaba biraz zaman ayırmanız gerektiği.
''Belki de sevdiğiniz insanları düşünmektesiniz; ama daha derinlere inin... Sonunda, sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz. Siz, bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz. Siz arzuyu seviyorsunuz, arzu edilen şeyi değil...''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nietzsche Ağladığında
Baskı tarihi:
Ağustos 2016
Sayfa sayısı:
432
ISBN:
9789755391465
Kitabın türü:
Orijinal adı:
When Nietzsche Wept
Çeviri:
Aysun Babacan
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Yoğun ve sürükleyici olan yeni bir düşünce romanı sunuyoruz: Nietzsche Ağladığında. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek...

Sahne Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyana'sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk.

Aktörler Nietzche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrı'yı öldürmüş. "Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır" diyor. Daha sonra, "Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenebilirsiniz?" diyecek. Ümitsiz.

Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca "ama" pozisyonunda yaşamış biri.
Freud: Breuer'in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.

Salomé: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var.
KONU Ümitsizlik. Bir gün, erkeklerin başını döndüren kadın, Salomé, Nietzsche'den habersiz Breuer'e gelir. "Avrupa'nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin" der. Breuer, Salomé'yi tekrar görebilmek umuduyla "peki" der. Ve varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade... ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar..

Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere...

Kitabı okuyanlar 5.062 okur

  • Mehmet
  • Meryem tuza
  • Erkin
  • GÖKTEN ÇAĞRI AKTAN
  • Cezmi şeker
  • Emin Karataş
  • Hafsa zengin
  • Ne var ne yok
  • Hanife Ertürk
  • Sena

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%11.6
14-17 Yaş
%2.9
18-24 Yaş
%20
25-34 Yaş
%27.5
35-44 Yaş
%26.6
45-54 Yaş
%8.5
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65
Erkek
%35

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%45.8 (789)
9
%29.1 (500)
8
%16 (275)
7
%5.6 (96)
6
%1.5 (25)
5
%0.8 (14)
4
%0.5 (8)
3
%0.2 (4)
2
%0.2 (4)
1
%0.3 (6)

Kitabın sıralamaları