Nietzsche'nin Tanrı Öldü Sözü ve Dünya Resimleri Çağı

·
Okunma
·
Beğeni
·
528
Gösterim
Adı:
Nietzsche'nin Tanrı Öldü Sözü ve Dünya Resimleri Çağı
Baskı tarihi:
Mart 2001
Sayfa sayısı:
102
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758149223
Kitabın türü:
Çeviri:
Levent Özşar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Asa Kitabevi
Martin Heidegger, bu kitapta iki yazısı ile karşımıza çıkıyor: Nietzsche'nin Tanrı Öldü Sözü ve Dünya Resimleri Çağı. Başka birçok şeyin yanı sıra, bu iki yazı, özünde, Batı metafiziğinin tarihini, bununla ilintisine, Batı'nın tarihini, bununla ilintisine, Batı'nın tarihini Varlık bakımından aydınlatma girişimidir.
Nietzsche ile Batı metafiziği, yeni bir döneme girdi. O, varolanın Varlığını güç istemi, hakikati ise adalet olarak anladı. Heidegger'in kelimelerinde bu durum yansımasını şöyle bulur: "Varlığın başına hiç gelmektedir." Güç isteminin kendini koruma-arttırma perspektifinden koyduğu değerlerle Varlık, Hiç olmaktadır.
Erim Asya
Erim Asya Nietzsche'nin Tanrı Öldü Sözü ve Dünya Resimleri Çağı'ı inceledi.
102 syf.
·3 günde
Hegel ve bolca Kant'a maruz kaldığım bir aylık kitap serüveninden sonra M. Heidegger ile buna bir son veriyorum. Çünkü Hristiyan kulübü üyeleri olan bu adamlar tarafından bolca metafizik safsatası ile dolduruldum. Yine de onlara dindar oldukları için saldıracak değilim nitekim Kant'ın ilk galaksiler içeren evren düşüncesi gibi çığır açan veyahut Hegel gibi evrenin başlangıcına dair devrimsel görüşler ortaya atan kişileri affedebilirim. Gel gelelim kitabın konusuna. Aslında kitap Nietzsche'nin sözünü anlatmanın dışında çok göze batan bir şey yapıyor. Onu çok sert bir şekilde eleştiriyor. Nitekim onu bu konuda yadırgamamız gerekir çünkü Nietzsche'yi bir katil olarak görüyor. Nietzsche'nin Tanrıyı öldürmesi bir başkaldırı cinayetidir. Ve bu cinayeti Nietzsche üstün insan ile birlikte işlemiştir.

Kitap bütün genel hatları ile böyledir kendi yazısı ile daha net bir özet geçmek gerekirse Heidegger der ki ; "Nietzsche düşüncesini ortaya attığında Batı metafiziğini son evresine soktu. Bu evrede metafizik bir anlamda kendini öz olanaklarından yoksun bıraktığından, onun öteki olanakları da görülmez olur. Nietzcshe'nin altüst etmesinden sonra metafiziğe kendi özsüzlüğüne, düzensizliğine saplanmaktan başka bir yol kalmadı."

Kitabı yazarken arasına bir öz eleştiri niteliğinde ufak bir bölüm yerleştirmiştir ki benim Hristiyanlar Kulübü diye nitelendirdiğim filozofların genel durumunu özetler niteliktedir. "Bir kez daha uyaralım; Nietzsche'nin sözü, Batı tarihinin iki bin yıldır süregelen yazgısını dile getirir. Biz bütün hazırlıksız toplananlar, Nietszche'nin bu sözü üzerine bir konuşmayla bu yazgıyı değiştirmeyi ya da onun hakkında yeterli bilgi edinmeyi düşünemeyiz. "
102 syf.
·20 günde·Beğendi·7/10 puan
Zamaninda anlaşılamayan su anda da tanrı tanımaz diye burun kıvrılan büyük filozof nietzschenin meşhur sözü tanrı oldu sözünden ne anladigimizi,nietzschenin ne anlatmak istedigini;amor fati,nihilizm,üstinsan kavramlarını yine bir filozof olan Martin heideggerden okudum oldukça faydali ama biraz beyni yoran kısa bir felsefe kitabı,iyi okumalar...
Nietzsche 1887 yılında bir yazısında bir soru sordu. "Hiççilik ne anlama gelir?" yanıtladı. "En yüksek değeri değerden düşürmek." (Güç İstemi, Aforizma. 2)
Nietzsche buna Yetkinleşmemiş Hiççilik der. Nietzsche bu konuda şunu söyler (Güç İstemi. A.28. y. 1887) : "Yetkin olmayan Hiççiliğin biçimleri: Biz tam da onların ortasında yaşıyoruz. Şimdiye kadarki değerleri yeniden değerlendirmeksizin Hiççilikten kurtulma girişimi ise karşıtını yaratır, sorunu derinleştirir"
Schopenhauer'e göre kötümserlik, dünyaların en kötüsü olan bu dünyada yaşamın yaşanmaya da onaylanmaya da değmediği inancıdır. Bu Öğretiye göre yaşam da, bir bütün olarak yaşam olarak varolanlar da yadsınacaktır. Nietzsche'ye göre bu tür kötümserlik "zayıflığın kötümserliğidir". Zayıflığın kötümserliği her şeyde yalnızca karanlığı görür, o her şeyde başarısızlığın temelini bulur, her şeyin sonunda felaketin daniskasına uğrayacağını bildiğini ileri sürer. Buna karşılık, güçlü kötümserlik, güçlü olduğundan kendini kandırmaz, tehlikeli olanı görür.
Kaçık adam- Öğle öncesi aydınlığında bir fener yakan, pazar yerinde koşarken durmadan "Tanrıyı arıyorum! Tanrıyı arıyorum!" diye bağıran kaçık adamı duymadınız mı? Oradakilerin çoğu tanrıya inanmayanlar olduğu için onun böyle davranması büyük bir kahkahanın patlamasına yol açtı, onu kışkırttılar ."Ne, yolunu mu şaşırmış?" diye sordu biri. Bir başkası "bir çocuk gibi yolunu mu kaybetmiş" dedi. “Yoksa saklanıyor mu?”, “Bizden korkuyor mu?”, “Yolculuğa mı çıkmış?”, “Yoksa göçmüş mü?” Onlar birbirlerine böyle bağırarak güldüler. Kaçık adam onların arasına sıçrayıp bakışlarıyla onları delip geçerek "Tanrı nerede?" diye sorar, "şunu da söyleyeceğim, onu biz öldürdük -sizlerle ben! Onun katiliyiz hepimiz. Ama bunu nasıl yaptık? Denizi kim içebilir? Bütün çevreni silmemiz için bize bu süngeri kim verdi? Onu güneşinin zincirlerinden kurtarır iken ne yaptık biz yeryüzünde? Nerede gidiyor şimdi dünya, biz nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Sürekli, boş yere geriye, öne, yana, bütün yönlere atılıp durmuyor muyuz? Üst alt kaldı mı? Sanki sonsuz bir hiçte yolumuzu yitirmiyor muyuz? Boş uzayın soluğunu hissetmiyor muyuz? Hava giderek soğumuyor mu? Giderek daha çok, daha çok gece gelmiyor mu? Öğleden önce fenerleri yakmak gerekmiyor mu? Tanrıyı gömen mezar kazıcılarının yaygarasından başka bir ses duyuyor mu­ yuz? Tanrısal çürümeden-Tanrının çürümesinden başka koku duyuyor muyuz? Tanrı çok çürüdü. Tanrı öldü! Tanrı öldü! Tanrı öldü! Tanrı öldü gitti! Onu öldüren de biziz! Bütün, katil­ lerin katili olan biz nasıl avunacağız? Dünyayı şimdiye dek elinde tutan, en kutsal, en güçlü olan bizim bıçaklarımızla kana bulandı. Kim temizleyecek bu kanı bizden? Hangi suyla arıtabiliriz kendimizi? Nasıl bir kefalet törenini düzenlesek, hangi kutsal oyunu oynasak? Bu eylemin büyüklüğü bizim için fazla büyük değil mi? Bu ancak eylemi gerçekleştirene yaraşır sayıldığı için bizim tanrı olmamız gerekmiyor mu? Hiçbir zaman daha büyük bir eylem olmadı, şu da var ki, bizden sonra doğacak olan, bu eylem uğruna şimdiye kadarki tarihlerden daha yüksek bir tarihin bir parçası olacak!" kaçık adam burada susar, dinleyenlere bakar: Onlar da suskun, söylenenleri yadırgamış halde ona bakarlar. Sonunda kaçık adam elindeki fenerini yere atar, fener söner, parçaları çevreye dağılır. Sonra "çok erken geldim, daha zamanı değildi. Bu tekinsiz olagelme daha yolda, yolculuğunu sürdürüyor. O daha hâlâ insanların kulağına ulaşmadı. Şimşeğin de gökgürültüsünün de zamanı var. Yıldızların ışığının zamanı var, siz yaptıktan sonra bile, görülmüş, duyulmuş olmak için işin zamanı var. Bu eylem onlara hâlâ en uzak yıldızdan bile uzak, ama yine de bunu onlar yaptı!" Kaçık adamın aynı gün farklı kiliselere daldığı, içerde Requiem aeternam deo’yu söylediği anlatılıyor. Dışarı sürülmüş, sorguya çekilmiş; ama o şu yanıtı vermiş hep "Neden hâlâ buradasınız, niçin tanrıların türbesinde ya da mezarının başında değilsiniz?
Nietzsche, bir tanrının ölmesi, Tanrıların can vermesi gibi yadırgatıcı bir düşünceye gençliğinden beri inanmaktaydı. 1870 de ilk yazısı olan "Die Geburt der Tragödie"nin [Tragedyanın Doğuşu] son düzeltmelerini yaptığı dönemde düştüğü bir notunda, eski Almanca’daki şu söze inandığını belirtir: "Bütün tanrılar ölmeli". Genç Hegel "Glauben und Wissen" [inanç ile Bilgi] (1802) adlı yazısının sonunda "Yeni çağın dininin dayandığı duygu şudur; Tanrı öldü..." diye yazar. Hegel'in sözü, Nietzsche'ninkinden farklı bir şey düşünür. Bununla birlikte ikisi arasında, kendini bütün metafiziğin özünde gizleyen, özlü bir bağ bulunur. Paskal'ın Plutarkhos'tan aldığı “Le Grand Pan est Mort" [Yüce Pan öldü!] (Pensees, 695) sözü, karşıt bir temelden çıksa da, aynı alana aittir. Biz önce "Fröhliche Wissenschaft" yazısının 125 nolu parçasındaki tüm metne kulak verelim. Bu parça "Der Tolle Mench" [Kaçık Adam] diye adlandırılmıştır.
Metafizik tarihin açık alanıdır, burada duyuüstü dünyanın, ülkülerin, Tanrının, ahlak kurallarının, usun yetkesinin, ilerlemenin, çoğunluğun mutluluğunun, kültürün, uygarlığın yapıcı güçlerini yitirip boşalmasının yazgısı yaşanır. Biz duyuüstü dünyanın özünün özsüzleştirilmesine, çürüme diyoruz.
Gerçek olan her şeyin etkin gerçekliği olduğu düşünülen duyuüstü dün­yanın duyuüstü temeli gerçek dışı [unwirklich] hale gelmiştir. Metafizik bakımdan düşünülen "Tanrı öldü" sözünün metafi­zikteki anlamı budur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nietzsche'nin Tanrı Öldü Sözü ve Dünya Resimleri Çağı
Baskı tarihi:
Mart 2001
Sayfa sayısı:
102
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758149223
Kitabın türü:
Çeviri:
Levent Özşar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Asa Kitabevi
Martin Heidegger, bu kitapta iki yazısı ile karşımıza çıkıyor: Nietzsche'nin Tanrı Öldü Sözü ve Dünya Resimleri Çağı. Başka birçok şeyin yanı sıra, bu iki yazı, özünde, Batı metafiziğinin tarihini, bununla ilintisine, Batı'nın tarihini, bununla ilintisine, Batı'nın tarihini Varlık bakımından aydınlatma girişimidir.
Nietzsche ile Batı metafiziği, yeni bir döneme girdi. O, varolanın Varlığını güç istemi, hakikati ise adalet olarak anladı. Heidegger'in kelimelerinde bu durum yansımasını şöyle bulur: "Varlığın başına hiç gelmektedir." Güç isteminin kendini koruma-arttırma perspektifinden koyduğu değerlerle Varlık, Hiç olmaktadır.

Kitabı okuyanlar 21 okur

  • Gül
  • Viyan
  • clk33
  • Hüseyin Yakın
  • Castiel
  • Hüseyinloi
  • Deniz yüzmez
  • Yahya
  • mpiac
  • Eva

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.6 (2)
9
%28.6 (2)
8
%28.6 (2)
7
%14.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0