Adı:
Niteliksiz Adam 1
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
472
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052060667
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Aylak Adam Yayınları
Baskılar:
Niteliksiz Adam 1
Niteliksiz Adam 1
Kayıp Zamanın İzinde ve Ulysses’le birlikte modernist roman türünün ve aynı zamanda Dünya Edebiyatı’nın başyapıtlarından olan Niteliksiz Adam tam metniyle 4 cilt halinde, M. Sami Türk’ün çevirisiyle Türkçede! Musil'in 1920’lerin başından 1942’de ölümüne güne değin üzerinde çalıştığı ancak tamamlamayı başaramadığı Niteliksiz Adam, görünürde ana karakter Ulrich’in nitelik kazanma çabalarını ve bir grup Avusturyalı entelektüelin Paralel Faaliyet adını verdikleri bir oluşum içerisinde “önemli bir şeyler” yapma teşebbüsünü anlatırken, özünde “hiçbir şey yapamamanın” romanıdır; herkes eyleme geçmek ister ama geçemez, herkes çok ciddidir ama bu ciddiyet zamanla trajikomik bir hal alır, kitapta aslında çok şey anlatılır ancak bir yandan da hiçbir şey anlatılmaz; Niteliksiz Adam, her şeyin ve hiçbir şeyin romanıdır. Hem kesinlik hem de belirsizliklerle doludur. Fikirsizlik üzerine yazılmış, fikirlerle dolu devasa bir eserdir.

“Bu kitap bir hiciv değil pozitif bir konstrüksiyondur.

Bu, bir psikoloğun kitabı değildir.

Bir düşünürün kitabı değildir (çünkü düşünce unsurlarını öyle bir düzene sokmaktadır ki o düzen)

… bir şarkıcının kitabı değildir.

Başarılı olan, başarılı olmayan bir yazarın kitabı değildir.

Kolay da zor da bir kitap değildir, çünkü bu tamamen okura bağlıdır.

Böyle devam etmek zorunda kalmadan, bu kitabın ne olduğunu bilmek isteyen herkesin onu bizzat okumasının

(benim veya başkalarının hükmüne güvenmeyip bizzat okumasının) en iyisi olacağını söyleyebileceğimi zannederim.”
- ROBERT MUSIL -
552 syf.
·16 günde·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Niteliksiz Adam kitabını yorumladım: https://youtu.be/fAJGZH1rfg8

Oğuz : Oğuz
Niteliksiz Adam 1 : NA1

https://i.hizliresim.com/y0J3mN.jpg

NA1 : Beni neden buraya getirdin Oğuz?
Oğuz : Ben senin içindeki cümleleri bu kafede çizik çizik ettim NA1. İçindeki matematiksel bir düzenle kurulmuş, bilimsel formül gibi oluşmuş ve bugüne kadar hiç duymadığım betimlemeli cümlelerden bazılarını okurken işte burada sesli bir şekilde şaşırmış ve insanları kendime baktırmıştım istemeyerek de olsa. Hiçbir insan bana bugüne kadar böyle olağanüstü şeyler dememişti, çok ciddiyim. Bugüne kadar hiçbir kitaba yapmadığım şeyi sana yaptım 16 gündür beraber olduğum arkadaşım. Ben de bunun için sana çay ısmarlamaya geldim.
NA1 : Teşekkür ederim fakat bizim Viyana'da Melange adında bir kahve vardır, biraz daha niteliklidir sizin Türk kahveniz ya da çayınız gibi olamasa da. Onun için senin beni okuma cesareti gösterme niteliğine karşılık ben yine namıdiğer niteliksizliğimle bu çayı içmeyeceğim, üzgünüm dostum.

https://i.hizliresim.com/6JpXQ9.jpg

NA1 : Oğuz, kalk gidelim buradan... Beni kimse okumak istemiyor gibi bir duyguya kapılıyorum. Çetin bir kitabımdır ben, öyle hemen anlayamazsın içimdeki bazı şeyleri. 3-4 kere okusan da çözümlemekte zorlanabileceğin çetin cümleler içeririm.
Oğuz : Şurada bildiğim bir kahvehane var. Okumak nitelikli bir eylemdir, seni daha çok niteliksizleştirmemi ister misin?
NA1 : Bayılırım.

https://i.hizliresim.com/3EWqNp.jpg

Oğuz : Mutlu musun?
NA1 : Hiç olmadığım kadar. Zaten okunmuyordum, en azından dışarıdaki insanların bensizken ne yaptığını öğrenme fırsatı buldum. Oğuz, buradan da gidelim. Yalnızlığım bastırdı yine iyice.
Oğuz : Peki.

https://i.hizliresim.com/Rn8PXn.jpg

NA1 : Şu an şu salıncakta sallanıp nitelikli zevklerimi doyurmak yerine insanların göz ardı ettiği, giriş paragrafımda bile yazılan Atlantiğin üzerindeki barometrik minimumlarımın Rusya üzerinde biriken maksimuma dönüşünün bu salıncakta sallanışıma etki edeceği merkezkaç kuvvetini düşünüyorum. Böyle akıl dolu şeylerle rahatlayabilmek ve aklını kullanmak varken neden sallanayım Oğuz, ben manyak mıyım? Siz insanlar nasıl etrafınızda böyle şeyler olup bitiyorken hiçbir şey olmuyormuş gibi sallanabiliyorsunuz?
Oğuz : Ne desen haklısın NA1.
NA1 : Anne ve babamı özledim ben Oğuz, beni onların yanına götür.

https://i.hizliresim.com/p6MWjn.jpg

Oğuz : İşte geldik.
NA1 : Nasıl yani? Ben bu göğe uzayan uzamlar sayesinde mi okunabiliyorum yani?
Oğuz : Tabii ki de, ne sandın? Bak, sizin gibi kitapları okuyan insanlar böyle yeni yeni fidanlar diktiği için sen şu an yaşıyorsun. Fakat benden, seni meyve ya da sebzeymiş gibi toprağa ekip de yeni basımının çıkacağını da bekleme. Sen edebiyatın Elvis Presleyi gibi bir kitapsın. Aslında gövdeler senin yazarın Musil ya da Proust, Joyce, Dostoyevski, Broch gibi isimlerden meydana gelir ve sizden etkilenen diğer yazarlar da bu ağacın göğe doğru giden yemyeşil uzamlarına benzerler NA1.
NA1 : İşte buna gerçekten şaşırdım...

https://i.hizliresim.com/kO7WA9.jpg

Oğuz : Bak NA1, işte senin memleketin Viyana. Sen neredeyse 100. doğum gününü kutlayacaksın ve aslında oraya aitsin. İçinde bahsettiğin Avusturya Macaristan İmparatorluğu'nun en önemli kentlerindendir Viyana. Aslında Viyana, içinde bahsettiğin gerçeklik ile düşün olasılıkları arasındaki gidip gelişleri, beynin sağ ve sol lobunun iki ayrı kutbu gibi içerisinde hem tarihi bir dokuyu hem de modernizmi taşır. Aslında sen de içinde bunları anlatmak istemiştin, değil mi?
NA1 : Şu Viyana gözlerimde tütüyor Oğuz, ne yalan söyleyeyim. Burjuvazinin çöküşüne şahit oldum ben. Varmayı istemek ile kurtulmayı istemek arasında gittim geldim aynı senin gibi. Atonal bir müzik parçasıyım ben Oğuz. Düzensizlikler arasında bir düzen oluşturucuyum, zaten sen de beni okudun bunları görmüşsündür. Her zaman tercih edilen nitelikler arasında bir niteliğe sahip olmaya ihtiyaç duymayan bir sonrasızım ben. Akıl ve ruhun senteziyim. Barok üslubunda bir kitabım aslında, değil mi?
Oğuz : Evet, kesinlikle. Doğru kelimeler Barok, bulanıklılık ve sonrasızlık. Barok mimarisinin o göz alıcı süslü dünyasını hatırlıyorum da, gerçekten de senin kitabında boşluğun o göz alma ihtiyacı hissetmediği mistik Barokluğunu öğrendim ben NA1. Kendimin sahip olduğu bulanıklığa sende de şahit oldum. Sen Paralel-Eylem'i anlatırken burjuvazinin de bir bakıma toplumda tikel bazda rol alan bireylerin çöküşü gibi çökmesini izledim yavaş yavaş.

https://i.hizliresim.com/NZ813L.jpg

NA1 : Şu an bana gösterdiğin şehir hayatı ve insanların burjuvazi tavırları sadece çok fazla gerçek. Anlıyorsun beni değil mi Oğuz? Ben bundan bunalıyorum işte. Yapmacık gerçekliklere hiç gelemem. 244. sayfada demiştim sana, bu kadar tamamlanmış ve eksiksiz gözüken bir dünyanın içerisinde, kiliselerin, binaların, üzerindeki gök kubbenin, bütün bu ağaçların, insanların içerisinde en ilgisiz kalan, en muhtaç soluk insandır. İşte bundan sonra Ulrich, niteliksiz adam olmayı istemişti, biliyorsun.

En azından beni okurken beyninin eski bir makine odası çalıştırıldığında o odadaki makinelerin tozlarından arındırılarak tekrar çalışmaya başlaması gibi çalıştığını biliyorum. İçimdeki fiziksel, düşsel, sosyolojik, etimolojik ve edebi dünyayı bu şehirde bulamazsın sen Oğuz.
Oğuz : Haklısın. Zaten ben seni okurken aklımda hep tek bir düşünce vardı : "1984 hamdım, Şibumi piştim ise Niteliksiz Adam 1 yandım seviyesidir."
NA1 : Beni evime götür Oğuz.

https://i.hizliresim.com/az8Gjg.jpg

NA1 : Oh my Ulrich! Bu kitaplıkta yer kalmamış bana Oğuz? Sen, bana verdiğin değeri böyle mi gösteriyorsun yani?
Oğuz : Şey, kusura bakma NA1. Sana daha özel bir yer düşünmüştüm.
NA1 : Nasıl yani?
Oğuz : Diyorum ki, sen beni bugüne kadar en çok etkileyen sadece kitaplardan değil "şey"lerden birisin NA1. Onun için artık benle dolaşmanı ve dünyaya da senin içindeki o kendini tekrar tekrar okutan cümlelerle bakmak istiyorum.
NA1 : Tamam, sen bilirsin.

https://i.hizliresim.com/Yg8NME.jpg

Oğuz : Artık damarlarımdasın NA1, hani iliklerime kadar işledin derler ya bizim Türkler, işte bunu hissediyorum. 316. sayfada altını çizdiğim alıntından anlamıştım bunu. En azından senden sonra gelen kitapları senin gözünle anlamlandırabilmek için bir başlangıç yapmış oldum senin sayende. Bunun için çok teşekkür ederim. Ama seni okumamı sağlayan Hakan S.'yedir en büyük teşekkürüm. Onun etkinliği olmasa seni de okuyamazdım belki.

Ulrich sana benim için en özel şarkılardan biri olan şu şarkıyı hediye ediyorum, çünkü hem senin bulanıklığını, hem de benim bulanıklığımı, ikimizin de gerçeklik ile düş arasında gidiş gelişlerimizi, ikimizin de insanları ve hayatımızdaki olguları matematiksel olarak anlamlandırabilme eşiklerimizi hatırlatıyor bana tekrar :

"Çünkü dünya benden ibaret
Öyle olmayaydı şayet
Kafatasımın içinde ne diye dolanıyo
Bütün bu güzellik bütün bu rezalet
Hepsi benim hepsi bana ait"

https://www.youtube.com/watch?v=ZXYaTnyaJok
552 syf.
·11 günde·10/10
Saçlarımı 'kaskatı ve kendi başına duran, mükemmelliğiyle bir yabanarısı kovanına benzeyen bir topuz' halinde toplamışım, kulağımda inci küpelerimle. Dile kolay yüzyılın romancılarından birinin kapısı önündeyim. Böyle insanı büyüleyen, hapseden, on kere okutan cümleleri yazan adamın karşısında ne yapılır? Ama ondan sonrası karanlık. Kapının deliğinden gördüğüm yüzeysel kesitlere ayrılmış parçaları hayal gücümle birleştirip tamamlayacağım bir konumda mıyım, kapı aralık kalmış da içeriğin bir kısmına hakim bir kısmına yabancı durumda mıyım, yoksa tüm çıplaklığıyla önüme serileni gözlerimle beynim kavradı mı bilmiyorum.

Bu kitabın türü felsefi kurgu olarak geçiyor. Ben olsam 'denemesel roman' olarak uydururdum Montaigne'in Denemeler ine atıfta bulunarak. Baş düşünür Niteliksiz Adam olan kahramanımız Ulrich'in 'hem gördüklerinin onu hep yeniden düşünmeye itmesi, hem de çok fazla düşünme karşısında ürkmesi' sebebiyle karşılaştığı, ucundan kıyısından ilintisi olan her konudaki eylemi çoğunlukla düşünmek olduğundan ve her şeyde iki ayrı yan keşfetmeye ilişkin bir yeteneğe sahip olduğundan felsefe, müzik, evlilik, yeni, eski, askerlik, gazetecilik, din, bilim, ruh, ekonomi, mantık, irade, bilinç, ahlak, aptallık, sanat ve hatta erkek gülümsemesi hakkındaki fikirleri 3-4 sayfalık kısımlar olarak romanın parçalarını oluşturuyor. Oku-koy kenara bir kitap değil anlayacağınız, rastgele bir sayfayı gözünüze kestirip bir süre dünyadan uzaklaşabilirsiniz.

1913'te Viyana'da başlar konu. "Hani o sıralar aynı anda Hitler, Stalin, Troçki, Tito, Freud ve Musil'in olduğu; Jung'un Kafka'nın, Picasso'nun, Rilke'nin Proust'un da o dönemlerde ara ara uğradığı şehirde".* 83 yaşındaki Avusturya-Macaristan (aslında ikili monarşinin hüküm sürdüğü, Avusturya Macaristan ortaklığı değil de, Macaristan'ın güç kontrolü yoluyla elde tutulduğu ve buna paralel olarak da halkların da aslında hiçbir şekilde sempati duymadığı, karmaşanın hüküm sürdüğü bir imparatorluk )imparatoru Franz Joseph'in 65 yıllık taht serüveninin 70 i dolduracağı yılı, Almanya'ya nispet olarak Avusturya Yılı olarak kutlamak fikri çıkar 'parlak' bir beyinden. Ve bunu halkı 'sadece pazarları gittiği kiliseden' tanıyan bir soylunun, imparatorluk sevgisiyle dolu olduğunu düşündüğü halktan gelme, yani tabandan gelme bir istek olduğunu tüm kalbiyle hissettiği ve tabii ki halk bu işlerden anlamayacağı için(!) soylular ile, burjuva ile, bilim adamları ve sanatçılar ile ileriki adımlar için bir komisyon kurulur. Ve olaylar gelişir. Birinci Dünya Savaşı, bir çöküşün öncesinde elit tabakanın arasında buluyoruz kendimizi.

The Guardian'da yazılana göre en çok raflarda bulunup, en çok yarım bırakılan kitaplardan biri olarak tanınıyormuş, bizim Tutunamayanlar'ın makus talihine sahip anlayacağınız. Döneminin geçmiş gelecek çatışmasını evrensel değerlendirebileceğimiz bir kurguya sahip. Buram buram kalite kokuyor.

Musil'e gelirsek, ömrünün sonuna kadar bu kitapla uğraşıyor ve tamamlayamadan ölüyor. Önünde saygı ile eğilmekten başka bir eyleme girişemeyeceğimiz, kelime yelpazesi bu kadar geniş, zihinlerimizle dans eden cümlelerle haşır neşir olmak, bir yaşam gerektiriyor demek ki. Nasıl bir insanmış? "Musil bir çok niteliği olan bir adamdır. Bakımlıdır, idmanlıdır, ayakkabıları Viyana'nın bütün kafelerinin en parlak ayakkabılarıdır, günde bir saat halter kaldırıp diz büker. Muazzam kibirlidir. Kendini bir yandan çok küçük ve aciz hissederken diğer yandan da daha büyük bir iş için, yüzyılın romanını yazmak için yetenekli olduğunu düşünür."* O sırada felsefe doktoru ve mühendis, imparator ve krallık kütüphanecisi ünvanlarına sahip. Bütün birikimini aktarmış.

Musil ilk deneyimlerini hayat kadınları ile yaşamış ve ilk evliliğinde de karısı başkası ile evliyken tanışıp boşanmasını beklemiş. Acaba bundan mı bütün evli kadın karakterlerin sadakatsizliğe eğilimi var kitapta? Ve kadınların değerini kendisinin belirleyebileceğine işaret olarak mı, dişi karakterlerin çoğuna isimleri yerine Ulrich'in belleğindeki yansımalardan yeni tanımlamalar kullanıyor? Ulrich de kendini bulmuştur şüphesiz Musil, özdeşleştirmiştir. O da askermiş zamanında Ulrich gibi, bilimde de felsefede de birikimleri ortak. Neden birine ismiyle seslenmezsiniz de yeni ad takarsınız?

Bir de cinayet var tabi. Zebercet gibi sevilmemiş, toplumda yer edinememiş, 'görülmemiş' bir geçmişe sahip zanlı enine boyuna cezai ehliyet bakımından sorgulanıyor kafamızda. Aklamaya çalışmak mümkün müdür sınırlı ehliyet gibi kavramlarla, akıl hastalığı ve hukuğun kesişim alanlarında nasıl davranmalı gibi sorularla yönünüzü şaşırtıyor. Suçluyu neredeyse beraat ettirecek ve bizi ikna edecek Ulrich. Ulrich'in böyle bir karakteri var, düşünme eylemini bir çembere benzetirsek, o çemberin tüm noktalarına ayak basarak dolanıyor ve bizi de ardı sıra sürüklüyor.

Sayfalar dolusu not almışım, alıntılar yazmışım, toparlayabildim mi bilmiyorum ana hatlarıyla benim izlenimlerim bunlar. Zorlayıcı bir eser, sayfa atlamanın kolay olmadığı, derinlikle işlenen konularla birlikte. Ahmet Cemal 60 sayfalık bir önsöz yazmış, benimkine uzun demeden önce bir düşünün derim:) Metin Bey'in tavsiyesiyle önsözü pas geçmiştim, ona dönüş vakti geldi. Metin T./Duvar/ ve Hakan S./Duvar/ sayesinde mükemmel bir yazarla ve kitapla tanıştım. Çok teşekkür ederim. Ve devamını da merak ediyorum.

Yeterince vakti olup sabırla okuyanlara teşekkür ederim.

* Alıntılar 1913: Fırtından Önce den. Şahane ve üst düzey bir kültür sanat romanı. İlgililere kesinlikle tavsiye ederim.
472 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
"Birisi kırmızı bir burun görünce, üstünkörü, burnun kırmızı olmasıyla nedense yetinir ve dalga boyuyla mikromilimetrik olarak tamı tamına söylenebilmesine rağmen bunun kırmızının tam olarak hangi tonu olduğunu neden hiç sormaz, bunları öğrenmek aslında önemli olabilirdi; halbuki insan, içinde yaşadığı şehir gibi, çok daha karmaşık bir mesele söz konusuyken, bunun tam olarak hangi şehir olduğunu daima bilmek ister." -Sayfa 14

Beni daha kitabın başlarında sarsan bir cümleydi yukarıdaki gördüğünüz alıntı. Daha kitabın başlarında nasıl farklı bir düşünce yapısıyla karşı karşıya kaldığınızı, yazarın incelikle üzerinde düşündüğü fikirlerini, kitap boyunca üzerinize boca edeceğini görebiliyorsunuz. Bu öyle bir boca ediş ki sanattan, spora, felsefeden, matematiğe, siyasetten, toplumsal eleştiriye türlü türlü fikir sağanağına -son derece özel bir dille- maruz kalıyorsunuz.

"Ulrich de kompozisyonunda vatan sevgisi hakkında, ciddi bir vatan sevdalısının kendi vatanını asla en iyi vatan olarak göremeyeceğini yazar; hatta içine doğan bir yıldırımın hızıyla -bu yıldırımda neler olduğunu görmekten çok onun ışıltısıyla gözleri kamaşsa da- yazdığı o şüpheli cümlenin peşine bir ikincisini de eklemiş, muhtemelen Tanrı'nın bile dünyası hakkında ihtimaller üzerinden konuşmayı tercih edeceğini yazmıştı, çünkü tanrı dünyayı yaratır, yaratırken de onun gayet tabii başka türlü olabileceğini de düşünür." -Sayfa 27

Bir yazar neden kitabın ana karakterinin adını "Niteliksiz Adam" ismini koyar ki? Bu bir modern insan eleştirisi mi yoksa kendi karmaşıklığına, kafası karışıklığına bir dokunduruş mu? Modern zamanın çarpıklığına, kaotik ortamına, kraldan çok kralcılığına, bozulmuş yapısına mı bir atıf yoksa? Yoksa var olduğu topluma uyumsuz, tutunamayan değil tam tersine inadına tutunmayan fakat her daim ilgi çekici bir karakterin başrol oynadığı "alayına gider" bir roman mı?

"Walter'in nutku tutulmuştu, aranıyor, sendeliyordu. Birden patladı: "Niteliksiz bir adam o!"
Clarissa kıkırdayarak, "Ne dedin?" diye sordu.
"Hiç, Hiçbir şey işte!"
Ama bu söz Clarisse'i meraklandırmıştı.

Walter, "Bu gün onlardan milyonlarca var," diye iddiada bulundu. "Çağımızın yarattığı bir insan nesli bu!" Kazara söylediği söz kendisinin de hoşuna gitmişti; bu söz onu sanki bir şiire başlıyormuşçasına, daha tam bir anlam çıkarmadan konuşmaya devam etmeye sevk etti. "Ona bir bak! Sence neye benziyor? Hekim gibi, tüccar, ressam veya diplomat gibi mi duruyor?

Clarissa makul bir tavırla, "Durmuyor, çünkü değil," dedi.
"Peki, acaba matematikçi gibi mi görünüyor?!"
"Bilmiyorum; matematikçiler nasıl görünür, bilmem!"
"Çok doğru bir şey söyledin! Matematikçi dediğin bir şeye benzemez; yani entelektüelliği o kadar geneldir ki belli bir içeriği yoktur!" - Sayfa 89

Ve Kakanya. İki milletli, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na yazarın verdiği ismidir Kakanya. Birbirinden ayrık yapılara sahip iki milletin zorunlu ortak imparatorluğu. Tersliklerin memleketi, kara mizahın konu edinebileceği malzemenin bolluk bereket içerisinde bulunduğu enteresanlık yurdu.

"Üstelik Kakanya'da dahiler daima hödük sanılır ama asla başka yerlerde olduğu gibi, hödükler dahi sayılmazdı."
-Sayfa 46

Kitabın birinci bölümü ana karakterimizin Ulrich'in yaşamına bir göz atıştır. Tanrı yazar, bize Ulrich'i ve çevresini detaylı bir şekilde tanıtır -tabii ki hayata ve her şeye dair fikirleriyle birlikte. Sevgililerini, arkadaşlarını, babasını, niteliksiz adama dönüşünü kısa kısa bölümler halinde anlatır bize Musil. Niteliksiz Adama dönüşümünü dedim değil mi, hadi biraz da bu kısma değineyim.

Ulrich 32 yaşında, paralı, güçlü kuvvetli, bilgili, matematikçi, kadınlar için ilgi çekici fakat hayatta tüm bu elindekilere rağmen herhangi bir "şey" olamamış birisidir. Birçok mesleği, birçok uğraşıyı denemiştir ama hiçbirinde kal(a)mamıştır. Aslında bir aylak adam değildir, zihni bir makineymiş gibi konuşur, çeşitli düşüneler üretir hayata dair. Fakat hiçbir şekilde toplumda bir yerin içinde kendini konumlandıramaz. Zihni modern zamanın zehriyle beslenmiş, bir tutunmayandır kendisi tıpkı arkadaşı Walter gibi. Her ikisi de dehalarını eylemsel olarak kullanamazlar. Fikir bazında muhteşemdirler ama iş bunu kullanmaya ve toplumun içerisinde sivrilip parıldamaya geldiğinde atalet giysisi vücutlarını sarıp sarmalar ve onları hareketsiz bırakır.

Kitabın ikinci bölümü ise bir Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yani Kakanya paradosidir: Paralel-yapı. Kont Leinsdorf'un himayesinde Ulrich'in kuzini güzeller güzeli Diotima'nın evinde, Paralel-yapı adlı imparatoru ve böylelikle de imparatorluğu yüceltme toplantıları başlar. Bu toplantılar kraldan çok kralcıların toplandığı, kaotik ve kakafonik ortamıyla tam bu imparatorluğa yakışan, Ulrich'in kara mizahıyla bizlere gösterilen çürümüş toplumun kendince eylemsellik çabalarıdır. Herkesin kendi fikrini ve menfaatini kolladığı, ortaya tonla fikrin saçılıp hiçbir eylemin gerçekleşmediği, suya sabuna dokunulmaktan itinayla kaçınıldığı keşmekeş ortamıdır. Aslında bu bölümde yazar, bulunduğu toplumu ve sistemi son derece güzel, naif bir dille kıyasıya eleştirir. Toplum da tıpkı Ulrich gibi eylemsizdir. Eyleme geçmeye çalışılır ama yararsız birkaç denemeden öteye geçemez. Yani sonuç koskoca bir sıfırdır.

Niteliksiz Adam, yazar Robert Musil'in ömrünü adadığı son derece özel bir dille yazılmış modern zaman ve toplum eleştirisidir. İçerisinde tonla karakteri barındıran, birçok güzel tespit ve insanlara yönelik eleştirel düşünceyi barındıran bir edebiyat harikasıdır. Yazarın son zamanlarında parasızlık nedeniyle yaşadığı sağlık sorunları sonucunda ne yazık ki tamamlanamadan Musil ölmüştür. Yazar, üniversitede felsefe, psikoloji, matematik ve fizik okumuştur. Bir anlamda Ulrich karakteriyle hem kendini anlatıp hem de bulunduğu zamanda kendini bulamamış, varoluşsal sıkıntılar çeken insan yaşamına ışık tutmuştur. Ben ayrıca Niteliksiz Adam romanının, Türk edebiyatının son derece kıymetli eserleri olan, Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ına ve Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ına da esin kaynağı olduğunu düşünüyorum.

Son olarak birkaç sözde kitabın çevirmeni Sami Türk için söyleyeyim. Niteliksiz Adam 1 ve 2 kitapları Ahmet Cemal çevirisiyle yıllar önce YKY tarafından yayınlanmıştı. Fakat bu iki kitap romanın yalnızca yarısını oluşturuyordu. 2018 Yılında Aylak Adam Yayınları cidden çevirmen Sami Türk'le birlikte büyük bir iş başarıp bu koca kitabın tamamını çevirip bastılar. Açıkçası çeviri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki benim gözüme batan herhangi bir şey olmadı. Okurlara bu baskının çevirisini rahatlıkla önerebilirim. Tabii ki Ahmet Cemal son derece büyük bir çevirmen. Arada mutlaka bir lezzet farkı olacaktır ama bu farkın çok büyük olmayacağından da rahatlıkla emin olabilirsiniz.

İncelemeyi de kitaptan şu güzel alıntıyla bitiriyorum.

"İnsan, iradesini seçtiği sürece özgürdür; onun insani arzuları, yani duyuların uzviyeti de denebilecek arzuları varsa, kısacası doğru düzgün düşünemiyorsa o zaman özgür değildir."
-Sayfa 431
552 syf.
·21 günde·Beğendi·9/10
Robert Musil yazar olmasının yanında aslında mesleğinde çok başarılı olan bir Makine Mühendisidir. Mühendislik harikası kelimelerle yazmış olduğu eserlerini gözlem yeteneği, eserlerindeki derin, etkileyici karakterler ve imgelemeler ustası ve okuduğum her metin eserleri ile bu nedenlerden dolayı zorlayan bir yazardır. Niteliksiz Adam eseri Musil'in aslen dört cilt olarak yayınlanmış, içinde yaklaşık 650 bin kelime bulunmaktadır. Musil hayatını adayarak bu kitabı yazıp, bir çok kez düzeltmeler ve eklemeler yaparak enflasyonla beraber kaybetmiş olduğu servetini ve yoksulluğu ile beraber aslında tam olarak bitirmeden vefat etmiştir. Ülkemizde bu eser iki cilt olarak yayınlanmış ve oldukça zor bir metindir. Fakat buna rağmen etkileyici ve başarılı bir şekilde ülkemizde Ahmet Cemal tarafından çevrilmiştir.

Edebiyatta bütün büyük yapıtların ya yeni bir tür kurduğu ya da önce yayınlanmış olan eserleri ortadan kaldırdığı söylenir. Bu eseri ile Musil yeni bir çağ başlatıp farklı bir çok unsurları ile gözler önüne seren dünyanın sorunlarını anlatarak eski bir çağın bitişini gözler önüne seriyor. Bu şekilde dünya edebiyatında haklı olarak özel bir yere mal olmuş bir eser ile karşı karşıyayız. Aynı anda hem kurmaca bir kurgu, hem kitabın baş kahramanı olan Ulrich'le otobiyografi ile Musil kendi yaşadığı döneme ait güncel değinmeler, toplum yapısında bozulan sistemi etkileyen bozukluklara, ahlak, din, edebiyat, insan ve toplum ilişkileri, adalet, bilim, kapitalist düzen sonucu yaşanan aksaklıklar ve eşitsizlik sonucunda oluşan haksız gelir paylaşımı sonucunda ciddi burjuvazim kendi iç dünyasındaki tüm çelişkilerine rağmen gözlem yeteneği ile toplumun sık yapraklı gölgeliğinin altında sağ kalmaya çalışan bir ruh yapısıyla okuyucusuna aktarıyor. Bu dünyaya aittir Musil'in, "Niteliksiz Adam" kitabında gerçekleşenler bu dünyadır... Ulrich ile tinsel yolculuğu esnasında hiç bir zaman yalnız kalmayan, duygusallık ya da öteyi görmekle de ilgisi olmayan her zaman özenle hazırlanan geleceği önceden sezdiren sağlam bir yapısıyla oluşturan tek başına doğru bildiklerini ifade eden bir insan gerçekliğinin yanında çağların da en derin, en özel hakikatlerini anlatıyor.

Bu kitabı okurken kendinizi bir araştırma görevlisi veya tonlarca topraktan birkaç gram altın elde etmeye çalışan bir madenci gibi hissedebilirsiniz.
552 syf.
·4 günde·10/10
Musil bu eseri ile benim sevdigim yazarlar arasına girdi. Ahmet Cemal'in çevirisi de guzel eline sağlık ama 10 yılda 2 cilt yayınlayacak kadar hızlı bir ceviri. Ahmet Cemal'in Cevirmedigi 1200 sayfa var. Mecburen diğer ceviriden okuyacağım.

Yazarin hazin sonu her zaman beni üzmüş olsa bile Musil ölümsüz kalmıştır bu eser sayesinde.

Kitabin içeriğine gelecek olursak.

Bu kitapta pek çok temel konu var, hepsini adlandırmak veya doğru olanı seçmek imkansız. Belki de ağır basan terimleri burada listelemem yeterlidir. Bu konulardan herhangi biri, karakterler veya yukarıda bahsedilen deneme tarzı olsun olmasın, az çok ayrıntılı olarak ele alınır:
Gerçek ve Olasılık
Çıplaklık ve Normallik
Marifet
Ruh
Bilim ve Gizemcilik
Duygular, İçgüdü ve Aşk
Mantık ve Zihin
Dil, Kelimeler ve Eksikliği

Ahmet Cemal Kitap ile ilgili 10 madde saymış bir yazısında

1) Çökmekte olan bir toplumda yaşayan yazar, bu çöküşü betimlemekten kendini alamaz. En kötüsü ise yazarın kendini ve okuru tedirgin edici olgular konusunda tartışmaya kalkışması, pisliği altınla kaplaması ve dünyanın çoktandır çığırından çıkmış olmasına karşın sanki bu dünyada her şey çok iyi gidiyormuş gibi yapmasıdır; boş sözler ve yalan edebiyatın ölümcül günahıdır.

2) Modern insan klinikte doğuyor ve klinikte ölüyordu: O halde aynı zamanda bir klinikte yaşamalıydı! - Bu istemi daha kısa süre önce ünlü bir yapı sanatçısı ortaya atmıştı, iç düzenleme alanında reform yapan bir başkası ise, insanın insana birlikte yaşayarak güvenmeyi öğrenmek zorunda olduğu ve kendini dıştan ayırarak kapanma hakkının bulunmadığı gerekçesiyle konutlarda sürmeli duvarlar istemişti. O sıralarda tam da yeni bir çağ başlamıştı (aslında her an bir yenisi başlar), ve yeni bir çağ yeni bir üslubu gereksinirdi.

3) Ne yazık ki, alışılmadık sayıda insan gönümüzde yine alışılmadık sayıda insana düşmanlık duymaktadır. İnsanın kendi çevresi dışında yaşayan insanlara karşı alabildiğine bir güvensizlik beslemesi, yani bir Germenin bir Yahudiyi değil, fakat bir futbolcunun da bir piyanisti anlaşılmaz ve değersiz bir yaratık yerine koyması, kültürün temel özelliklerinden biridir.

4) Ama kendimize insanlığın nasıl olup da bu kadar değişebildiğini sorduğumuzda bunun yanıtı, insanlığın yürümeye çok erken kalkışan, akıllı bir çocuğun yaptığından farklı bir şey yapmadığıdır; insanlık yeryüzüne oturmuş ve oturduğu yere, bedeninin güvenilir, fakat pek soylu olmayan bir kısmıyla, söylemek gerekir ki, neresiyle oturuyorsa orasıyla temas etmiştir.

5) Örneğin gençlik döneminde yaşam, henüz tükenmek bilmeyen bir yarın gibi, her yanı olanaklarla ve hiçlikle dolu olarak insanların önünde uzanıp gider, buna karşılık öğlen vakti ansızın onların kendi yaşamı olduğunu ileri sürebilme hakkına sahip bir şey beliriverir ve bütünü açısından bu, günün birinde kendisiyle, yirmi yıl boyunca, tanışmaksızın mektuplaşılmış birinin ansızın karşımızda oturuvermesi kadar şaşırtıcıdır ve insan bu kişiyi aslında zihninde çok farklı canlandırmıştır. Bundan çok daha tuhafı ise, insanların çoğunun bunun ayırdına hiç varmamalarıdır; kendilerine gelmiş, yaşamları onlarınkine karışmış olan insanı adeta evlat edinirler, onun yaşantılarını şimdi kendi niteliklerinin ifadesi, onun yazgısını da kendi hizmetleri veya mutsuzlukları sayarlar.

6) Ulrich hemen bir sigara yakarak konuşmasını sürdürdü: "İnsan yalnızca iyi değildir, fakat her zaman iyidir; bu, çok büyük bir ayrım demektir, anlıyor musun? İnsanın kendine duyduğu bu sevginin sofizmine hep gülünür, ama aslında bundan insanın asla kötü bir şey yapamayacağı çıkarımına varmak gerekir; insan yalnızca kötü bir biçimde etkin olabilir, o kadar. Bunu bilebilseydik, bir toplumsal ahlakın doğru çıkış noktasına varabilirdik."

7) İyi'nin ve kötü'nün "değişmez değerler" olmadığı, yalnızca "işlev değerleri" niteliği taşıdıkları, bu nedenle eserlerin iyiliğinin tarihsel koşullara, insanların iyiliğinin ise onların niteliklerini değerlendirmeye yarayan psikoteknik beceriye bağımlı olduğu anlaşıldıktan sonra, neyin iyi, neyin kötü olduğu konusunda bin yıldır süregelen gevezelik kimi ilgilendirebilir!

8)İnsanın olanaklarına, planlarına ve duygularına önce önyargılar, görenekler, güçlükler ve her türden kısıtlamalarla, tıpkı bir delinin sırtına deli gömleğinin geçirilmesi gibi, sınırlar konulması gerekir, belki ancak bundan sonradır ki insanın ortaya koyabilecekleri kök salabilir, değer ve süreklilik kazanabilir; bu düşüncenin taşıdığı anlamları görmezlikten gelmek, gerçekten de neredeyse olanaksızdır!

9)Bak şimdi çok doğru bir şey söyledin! Bir matematikçi hiçbir şeye benzemez; başka deyişle, o kadar genel anlamda zeki görünür ki, belirli tek bir içeriği yoktur! Roma Katolik Kilisesinin rahipleri dışında, bugün kimse görünmesi gerektiği gibi görünmüyor, çünkü kafalarımızı ellerimizle oranla daha da kişiliksiz kullanıyoruz; matematiğe gelince, o bu durumun doruk noktası, hani insanların günün birinde et ve ekmek yerine haplarla beslenmeye başlaması halinde, çayırlar, buzağılar, tavuklar hakkında artık bir şey bilmeleri gerekmemesi gibi!

10) Güçlerin egemenliğindeki bir ortak yaşamda, insan fazla duraklamadığı ve düşünmediği takdirde, her yol iyi bir hedefe götürür. Hedefler kısa vadelidir; ama yaşamın kendisi de kısadır ve böyle bir tutum sayesinde insan yaşamda en yüksek erişme oranına ulaşır ve insanın mutlu olmak için bundan fazlasına da gereksinimi yoktur.

Yazara Gelince
Avusturyalı romancı, hikâyeci ve deneme yazarı. 20. yüzyılın en önemli romancılarından ve roman türüne özgün katkıları kuşku götürmez yazarlarındandır. Başyapıtı Niteliksiz Adam yarım kalmasına rağmen James Joyce'nin Ulysses ve Marcel Proust'un Geçmiş Zaman Peşinde adlı dev eserleriyle birlikte modern romanın zirvesini oluşturur.

Tam adı Robert Edler Von Musil'dir. 1880 yılında Klagenfurt'da doğdu, 1942'de Cenevre'de öldü. Öğrenim hayatı, tıpkı Kafka'da olduğu gibi, babasının isteği doğrultusunda geçmiş, babasının istediği okullarda okumuş ve yine onun isteği üzerine makine mühendisi olmuştur. Daha sonra Berlin Üniversitesi'nde felsefe, psikoloji, matematik ve fizik okuyarak psikoloji alanında doktora yaptı. Henüz 26 yaşındayken yayımladığı Genç Törlessadlı romanı ile birden bire eleştirmenlerin dikkatini çekmiş, kendini tamamen yazarlığa vererek dönemin önemli üniversitelerinden gelen asistanlık tekliflerini geri çevirmiştir. Edebiyatta, özellikle biçimi ön plana çıkaran yazarları eleştirmiş 'sanat sanat için değil, sanat hayat içindir' anlayışını savunmuştur. Tüm edebi yaşamı boyunca sosyal ve toplumsal sorunlarla uğraşmış, bunları romanına ustalıkla yerleştirmesini bilmiştir. 1930 yılında ilk cildi yayımlanan başyapıtı Niteliksiz Adam ile hayatı boyunca uğraşmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı bir türlü bitirememiş, özellikle üsluba verdiği önem nedeniyle bazı bölümlerini defalarca yazmıştır. Bu eserinde, I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının kültürel uyuşmazlığını, güvensizliklerini, kırgınlıklarını büyük bir ustalıkla yansıtır. Gerek eserlerinin derinliği, gerek sanata bakışı ve gerekse yapıtlarının sanatsal nitelikleriyle Robert Musil, 20. yüzyılın en büyük Alman romancılarından biri olmasının yanında, modern romanın da temel taşlarından biridir. Adı okurlar tarafından pek duyulmasa da eleştirmenlerce genellikle Franz Kafka, James Joyce, Marcel Proust ve Virginia Woolf gibi modern romanın önemli isimleriyle birlikte anılır. En önemli eseri olan Niteliksiz Adam yarım kalmış olmasına rağmen dünya edebiyatının anıt romanlarndan biridir. Çağdaş romanın oluşumunda önemli katkıları vardır.'

Son olarak ölümsüz bir yazarin son mektubu
Robert Musil'e yazdığı bir mektupta Thomas Mann, şöyle demişti: "Ölümsüzlüğünden sizinki kadar emin olduğum bir başka yaşayan Alman yazarı yok!" Ne yazık ki ölümsüzlük, borç karşılığı gösterilebilecek bir ipotek değildir ve karın doyurmaya da yaramaz. Avusturyalı romancıların en büyüğü, 1942'de sığınmacılığın yoksulluğu içersinde öldü; geride kalan belgeleri arasında şu not bulundu: "Artık devam edemem! Kendim üzerine yazıyorum, ve yazar olduğumdan bu yana bu, ilk kez oluyor. Söylemek istediklerim, başlıkta. Ve son derece ciddi... Enflasyondan önce, bana sade koşullarda ulusuma bir yazar olarak hizmet etmemi sağlayan bir mal varlığına sahiptim. Çünkü bu ulus, sözünü ettiğim olanağı bana kitaplarımı satın alarak sağlamıyordu. Kitaplarımı okumuyordu. Ancak kitaplarımı okuyan birkaç bin ya da on bin kişi vardı, ve bana bugünkü ünümü getiren eleştirmenler ve amatörler de onların arasındaydı. Şu tuhaf ün! Güçlü, ama yüksek sesli değil. Çoğu kez üzerinde düşünmeye zorlandım: Bu ün, bir görünümün varolmasıyla varolmaması konusunda düşünülebilecek en çelişkili örnek..." Ve ikinci bir not: "yaşamım, ...her gün kopabilecek bir pamuk ipliğine bağlı ve son yıllarda, Niteliksiz Adam üzerinde çalışırken, insanın can düşmanı için bile istemeyeceği epey zamanlarım oldu." Ve isviçre'deki acı sürgünden, bir vatansızın örümcek ağı kadar zayıf yaşamından önce, onu umursamayan bir vatanda yazdıkları: "Gerçekte ise, daha Niteliksiz Adam \ yazmaya başladığımdan bu yana o kadar yoksulum ve yaradılışım nedeniyle her türlü para kazanabilme olanağından öylesine yoksunum ki, yalnızca kitaplarımın geliriyle, daha doğru söylemek gerekirse, yayıncımın belki de böyle bir gelirin gerçekleşebileceği umuduyla bana verdiği avanslarla yaşıyorum."

Iyi Okumalar
552 syf.
·29 günde·Beğendi·Puan vermedi
Öncelikle bu kitap için bir inceleme yazmak haddime değil, biliyorum, ancak bunu bir inceleme gibi değil bir yorum gibi görürsek daha iyi olabilir.Bunu da belirttikten sonra yorumuma geçebiliriz

Bir yazarla tanıştığımda kendime keşfedilmesi beklenen yeni bu dünyada gibi hissediyorum. Bu sefer de Robert Musil ile tanıştık. Kendisi tam bir beyefendi olmakla birlikte, beni birazcık zorladı diyebilirim. Hatta şöyle söylersek daha güzel olabilir, yazdıklarıyla beni düşünmeye sevk etti ve bu beni birazcık yordu. Elbette her şeyin önümüze koyulup, gelmesine alışkın olduğumuz için tüm bunlar. Rahatlığı alıştık, efendim. Bu kitaplarda da böyle olur kimi zaman. Ancak Robert Musil, yazdıkları ile düşünmenize sağlıyor. Çoğu cümleyi sindirebilmek için en az iki üç kez okudum. Hayata karşı çok güzel tespitleri var.

Açıkçası ben kitabı bir matematik problemine benzettim,hatta bir fonksiyon problemine. Her cümle içerisinde büyük anlamlar içeriyordu. Her cümlenin, her düşüncenin, birbiriyle bir ilişkisi vardı.Cümlelerde derin anlamlar yüklüydü, anlamadığım sindiremediğim çoğu cümle olmuştur eminim. Ancak kitapta alıntı için işaretlediğim yerlere bakınca, kitabın bana bir şeyler kattığını söyleyebilirim. Ufkumu genişletti mesela konulara farklı yönlerden bakalabileceğini gösterdi, her şeye kuşkuyla yaklaşabileceğini...

Peki kim bu "Niteliksiz adam" derseniz, onu Robert Musil'in şu alıntısı en güzel şekilde anlatıyor."Ulrich'in görünüşünden hiçbir meslek tahmin edemezsin, ama yine de mesleği olmayan bir adam gibi görünmüyor. Şimdi, onun nasıl biri olduğunu düşün: Ne yapması gerektiğini her zaman bilir; bir kadının gözlerinin içine bakabilir; her an her şey üzerinde hararetle düşünebilir; boks yapabilir. Yeteneklidir, iradesi güçlüdür, önyargısızdır, cesurdur, dirençlidir, ataktır, düşüncelidir - bunları asla birer birer sınamak istemiyorum, bütün bu niteliklere sahip olabilir. Çünkü onlara sahip değil! Bu nitelikler onu olduğu adam yaptılar, yolunu çizdiler, ama yine de ona ait değiller. Öfkelendiğinde, içinde bir şeyler gülüyor. Üzüntülüyken bir şeylerin hazırlığı içinde oluyor. Bir şeyden ötürü duygulandığında onu reddediyor.Her kötü eylem, ona herhangi bir bakımdan iyi gözükecektir. Bir şeyi ne saydığı ona göre hep olası bir bağlama göre kesinleşecektir. Onun için kesin olan hiçbir şey yok. Her şey değişebilir, bir bütünün, sayısız bütünlerin parçasıdır ve bütün de muhtemelen onun hiç tanımadığı bir üstbütüne aittir. Bu yüzden yanıtlarından her biri ancak kısmi bir yanıttır, duygularından her biri, yalnızca bir bakış açısıdır ve onun için önemli olan, hiçbir konuda konunun ne olduğu değildir, onun için her zaman önem taşıyan, yalnızca öyle rastgele bir 'olduğu gibi'dir, bir eklentidir."
Siz de Ulrich'i yada Niteliksiz Adamı merak etmiş olabilirsiniz.

Kitabın önsözünde incelemesi bulunan Virgil Newmoianu'ya göre Musil, Ulrich tipiyle kendi düşüncelerini ait büyük ve bir biyografi vermeye çalışmış. Bir de bu açıdan bakın olaylara.

Sitede katıldığım ilk okuma etkinliği olması sebebiyle bu kitabın bende ayrı bir yeri var. Etkinlikte katkısı geçen herkese teşekkür ederim.

İyi Okumalar (İyi düşünmeler :))
552 syf.
·Puan vermedi
Her gün bilinçsizce bir yerlere doğru hareket ediyor , işe gidiyor , televizyon izliyor ama hiç düşünmüyoruz . Sanki böyle bir yetimiz hiç yokmuş gibi . Bir günüm diğer günümle tamamamen aynı . Yaşamıyoruz .Transta gibiyiz . Ve En korkuncu transa girmeye herkes hevesli . Sanırım düşünmek çok yorucu . Ya da yeterince materyalist değil . Robert Musil’in ünlü eseri “Niteliksiz Adam” (alm. Der Mann ohne Eigenschaften) da anlatılan materyalist bir insan olan Niteliksiz adam gibiyiz . Bu kitabı özgün kılan bir şeyler var . Mesela içinde bulunduğumuz durumu çok iyi anlatması gibi . Giderek kim olduğumuz , ne olduğumuz , benliğimiz önem kaybediyor . Niteliksizleşiyoruz . Bu kitapta bu süreci anlatıyor adım adım . Herkes aynı şeyi giymeye , aynı şeyi yemeye , aynı olmaya ve aynı düşünmeye o kadar hevesli ki ... Ah pardon , düşünmeye değil . Çünkü birileri düşünür , diğerleri kafa sallar.

Kafa sallayıcılar artıyor . Hiç kimse düşünmediği için de adalet yok . kıymet yok . Değer yok . Herşeyin bir fiyatı var . İnsan olabilmenin bir fiyatı var . Merhamete değer olabilmenin bir fiyatı var . Sanırım herkes kendi içinde bu durumdan rahatsız . Ama kimsenin baş kaldırıcak gücü yok . Bazılarıysa bu durumun suçlusu olmakla birlikte en çıkarlısı . Hayatımızın merkezine tüketmeyi , sahip olmayı koyarken ; değerleri , vicdanı , iradeyi çekip çıkarıyorlar içimizden . Bazıları da direniyor , elinden geldiğince Ama büyüyen karedeliğin bizi biz , insan , yapan şeyleri alması bize boyun eğdiriyor . Çünkü sağ duyumuz olmadığı sürece hiç bir şey baş kaldırmaya yeterli bir gerekçe değil . Sağ duyumuz yoksa anlamlı olan tek bir şey var eşyaya sahip olma . Niteliksiz bir adam , adamsız niteliklerden oluşur demiş Robert Musil . Niteliksizleşiyoruz , biz böyle niteliksizleştikçe ; insan olmaktan çıkıyor birer etiket oluyoruz . 

23.02.2016


https://dahavakitvar.blogspot.com.tr/...iksizlesmek.html?m=1
552 syf.
·Puan vermedi
'Artık devam edemem . Kendim üzerine yazıyorum ve yazar olduğumdan yana bu ilk kez oluyor ' Robert musil
niteliksiz adam ve en az kitabin kendisi kadar yalin bir çarpıcılıkta olan ernest Fisher in Roberthe Musil hakkında yazdığı inceleme yazısı . inceleme yazisinı okurkenKendi kendime sadece şunu sordum böyle bir inceleme yapmak için kaç fırın ekmek daha yemem gerekir .
Robot musil ve niteliksiz adamdan bahsetmeme gerek yok.
Ve tabiki bir çevirmen olarak ustam Ahmet Cemali bir kez daha saygıyla anıyorum .
552 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Robert Musil, reform ve rönesansın etkisiyle kültürel, bilim, sanayi ve siyasal alanlardaki değişikliklerin toplum hayatını etkilemesiyle, geleneksel olandan kopuşu ve ortaya çıkan değişim zihniyetini ifade eden etkilerin, yoğun bir şekilde hissedildiği fikir ve sanat akımı olan modernizm döneminde, roman türüne özgün katkıları ile bilinç akışı tekniğini kullanışı, bilim, sanat ve teknik bilgileri eserlerine monte edişiyle James Joyce, Heinrich Mann, Thomas Mann, Hermann Broch, Franz Kafka, Virginia Woolf ile birlikte 20. yüzyıl edebiyat döneminin en önemli isimleriyle birlikte zirvede değerlendirilmektedir.
Robert Musil, uslüba önem vermiş, sanatın hayat için icra edilmesini gaye edinip, bu prensibi benimseyerek; sosyal sorunlarları, çalkantıları sergilemeyi amaçlayarak romanına büyük bir ustalıkla yansıtmıştır. Çağdaş romanın temel taşlarından biri olan Robert Musil’in tamamlayamadığı başyapıtı “Niteliksiz Adam” dünya edebiyatının anıt romanlarındandır. Kurmaca bir kurgu ile dönemin maşeri yapısında sistemi etkileyen İçtimai sorunları anlatarak, uyuşmazlık ve çelişkilerin geleneksel tarzdan uzaklaşarak üstesinden gelinip-gelinemeyeceğine odaklanır; adalet, ahlak, din, aşk, edebiyat, sanat, bilim, teknik üzerine; kapitalist düzen sonucu yaşanan aksaklıklara rağmen ayakta kalmaya çalışan, insan ilişkilerinin tinsel çöküşte uyum sağlamaya yönelik direnciyle, maneviyatın manevi değerlerce belirlenip, geçmişe doğru ve geleceğe yönelik, düşünce derinliklerini, değişimden bireylerin aldığı etkiyi vurgular.

NİTELİKSİZ ADAM

Robert Musil, 20. Yüzyılın en önemli yazarlarından biri ve tamamlayamamasına rağmen başyapıtı Niteliksiz Adam, James Joyce'un "Ulysses"i ve Marcel Proust'un “ Kayıp Zamanın İzinde” serisi ile birlikte Modernist edebiyat döneminin en değerli eserleri olarak kabul ediliyor.

Robert Musil, toplumu eleştirmekten ziyade durum tespiti yapıyor, entelektüel çevrelerde düşünsel anlamda yaşanan sorunsalın karakterler üzerindeki etkilerini işlemektedir. Ülkede olup bitenlerin o ülke halkının kişilikleriyle açıklamanın eksik olacağını çünkü bir insanın; ev hayatında, iş hayatında, cinsel hayatında, bilinçatında, sınıfsal vs birçok karakteri olduğunu belirtiyor. Burjuva kesimdeki bencillik, sığlık,umursamazlık gibi özelliklerin toplumu sürüklediği çöküşe; katı yüreklerinin, doyumsuzluklarının başlattığı savaşlara dem vurur. Bir tarihçi gibi değil ama sosyolog yetkinliğiyle çağa, dönemin yaşama biçimine, kafası karışık değişen insanlara, kaybolan değerlere, yoğun tahlil ve betimlemelerden, modernist ve postmodernist düşünceler izinde geçmişe ve geleceğe yönelik, mülahaza derinliklerini tarihsel olaylarla harmanlayarak sunuyor ve kara mizah etkisiyle okura yorumlama seçeneği, sezgi gücüyle düşünme yetisi sunuyor.

Romanın konusunu; Ulrich’in yani Niteliksiz Adam’ın etrafındaki olaylar oluşturuyor. İyi bir tahsile sahip ama hayatta belirli bir amacı, geleceğe yönelik hedefleri olmadığından mütevellit yaşadığı dönemde anlaşılamayan Ulrich; dönemin muhafazakar zihniyetlerinin insanlığın temeli olarak dini, ahlaki değerleri maneviyatında barındıran; gelenek ve göreneklerine sahip çıkan; vatanlarına, milletlerine faydalı; iyi bir kariyere sahip olma gerekliliğini kabul görmeleri sebebiyle ''ÖZELLİĞİ ÇOK NİTELİĞİ YOK '' diye tabir edilir ve içinde yer aldığı entelektüel çevre değişime direnirken o gelişmeleri garipsemez hatta olağan görür.

Avusturya İmparatorluğu ile Macaristan Krallığı’ndan oluşan yazarın 'İmpkralya' diye adlandırdığı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nu simgeleyen ülkede olayların kurgusundan ziyade kapanan imparatorluk devriyle yaşanan değişikliklerin toplum üstündeki etkisi,monarşilerin çöküşü ile birlikte feodal sistemin yerini kapitalizmin almasıyla endüstriyel gelişmelerin ; elektriğin kullanımı ,motorlu taşıtların hayatı hızlandırarak yaşam alışkanlıklarını başkalaştırması, eylemsizlikten sıkılıp eylem arayışında olan insanların ellerinde kronometrelerle koşuşturma çağına, Barok’un gösterişli canlılığının izlerinden pratik hayata atılmasını toplum bilimine ek olarak ruh bilimle de değerlendirir.
552 syf.
·13 günde·Beğendi·8/10
Thomas Mann bu romanin Kayıp Zamanin İzinde ve Ulyssesle beraber 20.yylın en büyük üç romani olduğunu söylemiş.
Bu yüzden kitaba başlamadan önce çok heycanlıydım.Kolay okunmayacagının farkındaydım.Ama bekledigimden de zordu okumak.
Kıtapta uç katman var.Birinci katmanda Bırinci Dünya Savasi ve İkıncı Dünya Savaşı arasındaki Avusturyada siyasi olaylar, toplumsal değısimler ve çatışmalar var.Yahudileri,koministleri,soyluları,köleliğın kalintilarini,toplumun alt tabakasindan insanları görüyoruz. Her ne kadar toplumsal elestiriler olsa da yazarın taraf tuttuğunu ya da bir tarafı kötüledigini hissetmedim.İkınci katmanda başkahraman Ulrich ve diger kisiler var.Kısiler hem bireysel olarak hem de toplumsal yönleriyle derinlemesine verilmiş.Özellikle zenci uşak Süleyman(yazara göre modern köle) ve nevrotik Clarisse çok dikkatimi çekti.
Son katmanda ise merkezde Ulrich olmak üzere felsefi düşünceler ve eleştiriler verilmiş.Neredeyse her cümle üzerinde düşünme(ki düsünme çok yorucudur)ve çözümleme ihtiyacı duyuluyor.
Keşke felsefi bilgim daha iyi olsaydı o zaman kitabi daha iyi özümseyebilirdim.Benim için unutulmaz bir okuma deneyimi oldu.
552 syf.
·69 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle yüzyılın en iyi romanları arasında gösterilen Niteliksiz Adam romanı toplamda 3 ciltlik bir roman. Son cildi Robert Musil beyin kanaması geçirip ölünce yarım kaldı. 3.cilt haric diger iki cilt Türkçe'ye Ahmet Cemal tarafından çevrildi.

Birinci cilt 864 ve ikinci cilt 1310 sayfa olmak üzere bitmemiş haliyle 2000 sayfadan fazla.

İnceleme baştan aşağıya SPOİLER!!! içermektedir. Uyarayım.
Hem kitabın bölüm bölüm özeti, hem de incelemesini birarada yazdım.
İncelemem 2 cilti de kapsamaktadır.

Musil sonradan Avrupa'da yükselişe gececek olan faşizmin ayak seslerini bu romanında öngörmüştür.

l-
Doğum ve Giriş

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ya da Kakanien'in başkenti Viyana'da dünyaya geliyor kahramanımız Ulrich.
Önce matematikçi, sonra orduda teğmen oluyor ve Napolyon gibi başarılı bir komutan olamayınca da ordudan istifa ediyor.

ll-
Bonadea ile Karşılaşma

İmparatorluk, çayın içine atılan şeker gibi erime sürecine girmiştir.
Birşeyler olmalı-birseyler yapılmalı diye düşünen Ulrich'i üç kişi dövüp cüzdanını çalarlar.
Oradan arabasıyla geçen ve yüksek mahkeme yargıcıyla evli olan soylu Bonadea, Ulrich'i arabasına alır.

lll-
Paralel Eylem

Almanya, İmparatorlarının otuzuncu yıl taht şenliklerine başlarken, Avusturya ise misilleme olarak 1918'i Avusturya Yılı ilan eder. Bütün halkın bu kutlamalara katılması için Kont Leinsdorf önderliğinde 'Paralel Eylem' grubu oluşturulur.
Toplantilar genelde Ulrich'in kuzeni Diotima'nin evinde gerçekleşir ve Ulrich de bu grubun genel sekreteridir.
Grubun önde gelenleri arasında General Stumm ile Alman Sanayici Arnheim de vardır. Amaç Almanya'nın kimliği altında ezilen Avusturya'nın gücünü tüm dünyaya göstermek.

lV-
Aşk Öğretmeni Diotima

Diotima, bakanlıkta çalışan Tuzzi ile evlidir.
Diotima'nın gerçek adı Ermelinda ikinci adı da Hermine'dir.
Diotima Platon'un aşk öğretmeni rahibe Diotima'dan gelmedir.
Diotima, bütün soyluları evinde topladığı ve ateşli/heyacanlı konuşmalar yaptığı için bütün soylular bu aşk ögretmenine aşıktır. Fakat Diotima'nın bedeni kocası Tuzzi'ninse ruhu da Arheim'ındır.
Diotima, toplumsal kuralların dışına çıkamadığından kocasını da boşayamaz.

V-
Moosbrugger Olayı

O sıralar en çok konuşulan Moodbrugger olayıydı. Bir marangoz olan Moosbrugger,gece Viyana sokaklarında dolaşırken, köprü üstünde bir fahişe görür ve fahişe onun peşine düşer. Moosbrugger ne kadar da kovsa gitmez, durunca kız da durur, koşunca kız da koşar ve bir parka geldiklerinde Moosbrugger kızı çılgınca tutar, boğazını keser, memelerini kopartır, karnını yarıp dışarı boşaltır bağırsaklarını. Otuzbeş yerinden bıçaklar kızı ve ancak rahatlar.
Defalarca akıl hastanesine girip çıkan bu dengesiz adam, o anda-olay esnasında bilincini yitirmiş miydi yitirmemiş miydi? Bu soru mahkemede de tartışılır ve hakim idama mahkum eder Moosbrugger'i.

Avusturya bu konuda ikiye bölünmüştür: bir kısım suçlu der, ötekilerse beden suçlu da olsa ruh suçsuzdur, o anda da cezai ehliyeti yoktur der.
Daha sonra avukatlar kararı temyize götürürler.

Vl-
Clarisse

Clarisse Ulrich'in arkadaşı Walter'le evli genç, güzel, piyano çalan, Nietzsche okuyan bir kadındır. İlk zamanlar kocasını çok seven Clarisse, daha sonra Ulrich'den hoşlanmaya başlar.
Walter içten içe Clarisse ile Ulrich'i kıskanmaya başlar ve Ulrich de bunu hisseder.

Walter ısrarla Clarisse'den bir çocuk istemektedir. Walter'in çocuk isteklerinden bunalan Clarisse ise bir gece habersiz Ulrich'in evine gider ve Ulrich'e der ki: Walter bir çocuk istiyor benden ama ben Ulrich o çocuğu senden istiyorum, sen de benim gibi tuhaf-gizli ve farklısın.

Ulrich ise Clarisse anında teşhisi koyar ve bu kadın bir delidir der.
Clarisse ani bir hareketle Ulrich'in dudaklarına yapışır, Ulrich ise Clarisse'i üstünden atar ve evden dışarı atar.

Vll-
Gerda

Gerda, Lloyd Bankası müdürü Leo Fischel'in yaramaz, güzel ve 23 yaşındakı kızıdır.
Leo Fischel herşeye karşı olan ve kendisine pis kapitalist diyen kızından yaka silkmiştir.
Ulrich ise Gerda'nın sevgilisi Hans Sepp ile aşk, evlilik ve mülkiyet konularında sık sık tartışır.
Gerda, Ulrich'e her zaman yakın ilgi göstermiştir.

Gerda bir akşam Ulrich'in evine gider, Ulrich buna çok sevinir. Hemen öpüşmeye başlarlar. Ulrich, Gerda'yı soymaya başlarken Gerda der ki: henüz hazır değilim, durumu anlayışla karşılayan Ulrichse hemen geri çekilir.

Vll-
Alman Sanayici Arnheim

Arnheim, doktor, yazar ve büyük alman sanayiciydi.
Ruhtan söz ederdi sürekli.
Ruh ve kömür fiyatlarını(para ve imanı) özel şahsında birleştirmişti bu adam ve paralel eylem'in içindeydi.
Galiçya'daki petrol yataklarını satın almaktı amacı ve ayrıca Diotima'ya körkütük aşıktı.
Arnheim, Diotima'yı kocasından istemeyi düşünse de toplumsal kurallardan çekindiğinden bunu yapamıyordu.

lX-
Tarih ve İnsan

Tarih ki yazarsız oluşur büyük bölümü,
bir merkezden gelişerek değil fakat çevreden oluşur.
O insan ki, hem yamyam hem de moderndir.
Yine o insan ki, alışkanlıklardan-ön yargılardan ve topraktan oluşur.
Ne rahattır şu insanlar,
tarih ilerlerken kendileri ve imparatorlukları, yerinden sayarlar.
Ne çöküşü algılarlar ne de geçişi.

X-.
Paralel Eylem'in Çöküşü

Büyük bir protestoya neden oldu Paralel Eylem hareketi.
Parael eylemi almanlar alman karşıtı, slavlar slav karşıtı, halk da kendine karşı bir eylem olarak gördü.

Sarayında olanları seyreden Kont çok üzgündü ve bir yerde hata yaptık Ulrich dedi.

Xl-
Babamın Ölümü

Senatoda olan Ulrich'in hukuk uzmanı babası hastanede ölünce, Ulrich'e ölüm telgrafı çekilir. Annesini daha çok küçükken kaybeden Ulrich, babasını da kaybedince dünyada yapayalnız kaldım der.
Ulrich babasının cenazesinde büyük bir sürprizle karşılaşır: çocukluğundan beridir görmediği kızlardeşi Agathe'yi görür.
İki kardeş birbirine sıkıca sarılır, hasret giderirken Ulrich, seni bulmuşken bırakmam der Agathe'ye.
Artık Agathe Ulrich'in herşeyidir.

Xll-
Matematik ve Hayat

Bir bütündür matematik,
kuralları sabit
sonuçları değişmezdir.
ne acı ne hayalkırıklığı ne de sürpriz vardır matematiğin doğasında.
ama hayat
ne kadar toplarsan topla
asla ulaşamaz bir bütüne.

Xlll-

Agathe/Yasak Aşk/Evrensel Tema

Ulrichle Agathe el ele Tuna nehri kıyısında gezer, ağaçlar altında oturur ve kuşların ötüşlerini dinlerler.
Ulrich giderek kızkardeşi Agathe'ye aşık olur ve onun o çekim merkezinden çıkamaz, Ulrich toplum ve onun kurallarını hiçe sayar bu noktada ve bu yasak aşktan kendini geri çekmez.
Agathe ise Ulrich'in tersine toplum kurallarına ve toplumsala büyük önem atfeder.

Ulrich, topluma ve işe yaramaz insanlığa şöyle seslenir:
- Kimi sevdiğim sizi ne ilgilendirir.
Eğer benim için başka her kadından daha hoşsa neden aşık olmayayım kızkardeşime? Yasak olduğu için mi?Tehlikeye soktuğu için mi soyun devamlılığını? Peki ya bundan vazgeçersek, sizler ayıp diye adlandırdığınız için mi?!
Oysa bu ayıp YASALDI eski zamanlarda.
Büyük Goethe der ki:
ah sen simdi kapanmış zamanlarda
kızkardesim ya da karımdın.

XlV-
Birey Üzerinde Kapitalizm

Neden sonuna kadar gidemiyordum
sevgilim ve kızkardeşim Agathe'yle.
Neden toplumdan korkuyorduk bu kadar.
İnsan toplumsal bir varlık diye: nedir bu birey üzerindeki kapitalizm.
Neden sürekli bireyi engelliyor, kolları arasında sıkıyordı bu toplum kapitalizmi.
Neden bana aşık olduğu halde, bu lanet toplum yüzünden, ileri gidemiyor-kendini bana tam bir teslimiyetle bırakamıyordu Agathe.
Neden aramızda bir duvar gibi,
süreklu duruyor-yükseliyordu
bu toplumsal kapitalizm.
Neden evlenemiyordum Agathe'yle
neden bir çocuğum olamıyordu ondan
neden neden neden!!!

XV-
Agathe ile Aşk/Devam
(bu son bölümü şiirsel bir özet halinde yazdım.)

Bir gece dışarıya operaya gidecektik Agathe'yle.
Güzel ve serin bir geceydi.
Şeftali gibi olgun ve parlak bir ay yükseliyordu Viyana üstünde.
Aşkım Agathe hazırlanırken o kadar güzeldi ki,
dayanamadım ve onu pencerenin kenarına-ayın altına çektim
o güzel göğüslerinin hareketini ta içimde hissettim
ve onu öptüm
sonuna kadar gidip
uçurumdan düşmek istedim
ama Agathe yine ürktü
ve engel oldu bana yine
olmuyor işte Ulrich dedi
------aslında bizler korkunç eylemsizleriz
bir yaşama biçimi değildir sınırsız bireycilik
unutma ki insan toplumsal bir varlıktır.
Toplumsalla bütünleşmeyen bütün bireycilikler yokolmaya mahkumdur.

Agathe'yle aşkımız, tutkulu/melankolik bir çıkmaza girmişti.

- Roman tamamlanamadığından bu yasak aşk acaba nasil sonuclanacakti diye merak etsem de bütün ömrünü bu kitaba veren Robert Musil beyin kanamasından ve İsviçre/Cenevre'de büyük bir yalnızlık ve yoksulluk ve unutulmuşluk içersinde öldü.

Ünlü yazar Thomas Mann şöyle yazmış günlüğüne Niteliksiz Adam için:

“Işıltılar saçan bu kitap epik komedi ile deneme arasındaki hassas dengeyi çok iyi muhafaza ediyor. Tanrı’ya şükürler olsun ki bu artık bir roman değil alışılmış mânâda. Goethe’nin dediği gibi her mükemmel eser kendi türünü aşar ve mukayese kabul etmez yeni bir şey olur. Alaycı tarzı, zekâsı ve maneviyatı ile bu eser son derecede dini, çocuksu ve şiirsel”

Niteliksiz Adam romanı, bir modernite eleştirisidir. Bir çöküş ve geçiş romanıdır. Adına modern insan denen o çalkantılı dönemin aslında bir gerileme dönemi olduğunun dışavurumudur.
Ben
yalnızca rastlantıyım, diye sinsice
gülümsemekteydi gereklilik; güzellik ise şu
itirafta bulunuyordu: önyargısız bakıldığında,
görünüşüm cilt veremine yakalanmış bir
hastanın yüzünden pek farklı değildir.
Bu, yaşamın çelişkililiği, tutarsızlığı ve eksikliği diye adlandırılan o bilinen hikâyedir. Bunun karşısında gülümsenir ya da iç çekilir.
Sanki bütün dünya bizden birtakım şeyleri düzeltmemizi beklemekte, ve bu insanların yarısı söze "...kurtulmak istiyoruz" diye başlarken, öteki yarısı "...varmak istiyoruz" diye başlıyor!
Robert Musil
Sayfa 433 - YKY, 11.Baskı, Çeviren: Ahmet Cemal
Nietzsche’nin deyişiyle “hakikat uğruna ruhsal açlık çekemeyen” insanlardan nefret ediyordu; hep yarı yoldan geri dönen, duraklayan, zayıflıktan kurtulamayan bu insanlar, ruhlarını ruha ilişkin gevezeliklerle avuturlar ve, akıl ruha sözde ekmek yerine yalnızca taş verdiğinden, sütte yumuşatılmış çöreklerden farksız dini, felsefe ve kurmaca duygularla beslerlerdi.
Robert Musil
Sayfa 128 - undefined
Ve insan biraz dikkat ettiği
takdirde, herhalde her zaman henüz varmış olan
son gelecekte gelmekte olan Eski Zaman'ı
görebilir.
Akşam olmuştu. Oda siyahtı. Piyano siyahtı. Birbirini seven iki insanın gölgeleri siyahtı. Clarisse'nin gözleri karanlığın içinde birer ışık noktası gibi yanıyordu, ve Walter'in acıdan tedirgin ağzında bir dişin minesi, fildişi gibi parlıyordu. Dışarıdaki dünyada devletlerle ilgili en önemli olaylar gerçekleşiyor olabilirdi, ama görünüşe bakılırsa bu, nahoş yanlarına karşın, Tanrının dünyayı uğruna yarattığı anlardan biriydi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Niteliksiz Adam 1
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
472
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052060667
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Aylak Adam Yayınları
Baskılar:
Niteliksiz Adam 1
Niteliksiz Adam 1
Kayıp Zamanın İzinde ve Ulysses’le birlikte modernist roman türünün ve aynı zamanda Dünya Edebiyatı’nın başyapıtlarından olan Niteliksiz Adam tam metniyle 4 cilt halinde, M. Sami Türk’ün çevirisiyle Türkçede! Musil'in 1920’lerin başından 1942’de ölümüne güne değin üzerinde çalıştığı ancak tamamlamayı başaramadığı Niteliksiz Adam, görünürde ana karakter Ulrich’in nitelik kazanma çabalarını ve bir grup Avusturyalı entelektüelin Paralel Faaliyet adını verdikleri bir oluşum içerisinde “önemli bir şeyler” yapma teşebbüsünü anlatırken, özünde “hiçbir şey yapamamanın” romanıdır; herkes eyleme geçmek ister ama geçemez, herkes çok ciddidir ama bu ciddiyet zamanla trajikomik bir hal alır, kitapta aslında çok şey anlatılır ancak bir yandan da hiçbir şey anlatılmaz; Niteliksiz Adam, her şeyin ve hiçbir şeyin romanıdır. Hem kesinlik hem de belirsizliklerle doludur. Fikirsizlik üzerine yazılmış, fikirlerle dolu devasa bir eserdir.

“Bu kitap bir hiciv değil pozitif bir konstrüksiyondur.

Bu, bir psikoloğun kitabı değildir.

Bir düşünürün kitabı değildir (çünkü düşünce unsurlarını öyle bir düzene sokmaktadır ki o düzen)

… bir şarkıcının kitabı değildir.

Başarılı olan, başarılı olmayan bir yazarın kitabı değildir.

Kolay da zor da bir kitap değildir, çünkü bu tamamen okura bağlıdır.

Böyle devam etmek zorunda kalmadan, bu kitabın ne olduğunu bilmek isteyen herkesin onu bizzat okumasının

(benim veya başkalarının hükmüne güvenmeyip bizzat okumasının) en iyisi olacağını söyleyebileceğimi zannederim.”
- ROBERT MUSIL -

Kitabı okuyanlar 170 okur

  • Mely Morenica
  • Nihan Alkan
  • Gsfhjcdss kgddbkufd
  • John young
  • Ozan Mutlu
  • Esraa
  • Bikubleokur
  • Turhan Yıldırım
  • Hilmi Sevinç
  • Nagihan Hanbarcı

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%5 (3)
9
%0
8
%3.3 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları