Ol Dedi Oldu 1 (Big-Bang'in Nefes Kesen Öyküsü)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1308
Gösterim
Adı:
Ol Dedi Oldu 1
Alt başlık:
Big-Bang'in Nefes Kesen Öyküsü
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
291
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756446492
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şule Yayınları
Ol Dedi Oldu 1 adlı eserinde Taşkın Tuna, Big Bang'in nefes kesen öyküsünü Kur'an'ın ışığında anlatıyor. Uzay-zaman kavramı, kara delikler, atomun derinlikleri ve daha birçok konu son derece anlaşılır bir dille, ayet ve hadisler eşliğinde aktarılıyor. Evrenin doğumunu anlatan çalışmada, elektronun hareketinden yıldızların oluşumuna, kuasarlardan bir bitkinin damarlarına yürüyen özsuya kadar sayısız bilgi, bir roman tadı ve akıcılığıyla okura sunuluyor.
312 syf.
Bu kitabın devamı -ikincisi- olduğu için, onu okumadan buna yorum yapmakta tereddüt etmiştim.Çünkü, birinciyi okurken, yazar ikinci kitabın birincinin devamı ve tamamlayıcısı olduğunun sinyalini vermişti.Ama düşünüyorum ki, bir çok tekrarlardan vazgeçerek ikisini bir kitap halinde suna bilirdi
. Birinci bölümüyle gerçekten mükemmel.İkinci bölüm birinci bölümün daha genişletilmiş "roman havasında" açıklayıcı şekli, son bölüm ekstra ve düşündürmeye açık konuları ihtiva eder.
Modern bilimin ulaştığı en son keşif ve bilgilerden, bu bilgilere ve keşiflere yol açan yüzyıllar öncesi buluşlara kadar değinen bu eser, okuyucusunu hayret ve şaşkınlık içinde bırakacaktır.Bir tarafta makrokozmik denilen sonsuz büyüklüğe açılan kusursuz evren sistemi; bir tarafta da, mikrokozmik denilen sonsuz küçüklüğe açılan atom modeli sistemi (atomaltı "alem" ).Kitabı okurken sonsuz büyüklük ve sonsuz küçüklük arasında "yalpalayıp" kalmıştım.
291 syf.
Eğer bu yazıyı okumaya karar verdiyseniz,
İnançlarınızdan/İnançsızlığınızdan bağımsız olarak okumaya başlayınız.

Barış Özcan'ın "İçinde her şey olan bir resim" adlı videosunu izlemiştim. Video, "Evinizin ya da odanızın duvarına sadece tek bir resim asmak durumunda kalsaydınız, nasıl bir resim seçerdiniz?" diye başlıyordu. Barış Özcan, cevap olarak, Pablo Carlos Budassi isimli bir müzisyenin NASA robotlarından, teleskoplardan, uydulardan elde edilen verileri kullanarak yaptığı gözlemlenebilir evrenin logaritmik resmini seçmişti. Çok etkileyici bir resimdi. Merak edenler baksınlar; armut piş ağzıma düş, yok. Siz hangi resmi seçerdiniz? Bu kitabı da o ara okumaya başlamıştım. Sadece bilime ilgisi olanların değil herkesin anlayabileceği şekilde teknik şeylere sizi boğmadan yazmaya çalışacağım. Hazy'den Cosmos'u da şuraya iliştiriyorum ve başlıyorum https://m.youtube.com/watch?v=eEyOCavt4y4 

Küçük olanla bir giriş yapayım yani insanla...

Her insan biriciktir; küçük alem/evren demişler sana. Vücudunda 'kütle' olarak en ağır nokta değil ama kimsenin taklit edemeyeceği, kainatı içine sığdırabilen bir şeye sahipsin: Beyin... Hem sen evrenin içindesin, hem evren senin içinde!

Kainat > Beyin mi?
Beyin > Kainat mı?

Dünyadan yavaş yavaş yükselerek genişleyen kısmi evren görüntüsünü hemen hemen herkes bilir. Dünya nokta olup, sonra da ortadan kayboluncaya kadar ilerleyen bir görüntü akışı... Hiçbir şey sorgulattı mı bu görüntü size bugüne kadar? Başka bir şey daha sorayım: Sizce tüm yeryüzünde kaç adet kum tanesi vardır? Bilim adamları, 10 üzeri 18 değeri ile açıklıyorlar. Peki, yıldızların adeti mi daha çok kum taneleri mi? Cevabım kum taneleriydi benim... Yanılmışım. İlk duyduğumda dumur olmuştum. Neden sonra araştırmaya başlayınca, daha evvel başkalarının da aklına gelen bir soru çaktı kafamda(çok akıllı biri olduğum için değil yanlış anlaşılmasın, sade vatandaş sorusuydu) : Madem ki kum tanelerinden daha fazla yıldız var, neden geceleri karanlık oluyor? Sayıları 10 üzeri 22-24 değerleriyle ifade edilen yıldızlar, neden dünyayı önümü görmekte zorlanmadan yürüyebileceğim şekilde ışıl ışıl aydınlatmıyorlar?

Sıkıldın mı? Sabret akıllım... Hangi emoji olmak istediğine karar verdiğin andan daha değerli bir an sunmayı vadediyorum şimdi sana...

6 madde sıralayacağım... 5.'ye gelene kadar vazgeçme oku, kopuş orda başlayacak... NASA'nın uzaya yolladığı teleskoba adını veren Hubble 20.yy'ın ilk çeyreğinde bakın neler diyor:

1. Evrenin genişlemesi sadece bugün için değil, tüm geçmiş zamanlar için geçerlidir.

2. Bizden uzak yıldız toplulukları, bize yakın olanlara oranla daha hızlı uzaklaşmaktadır. Uzayda ne kadar uzağa gidersek, zamanda da o kadar geriye gidiyoruz demektir.

3. Yıldızların bizden uzaklaşmaları sadece bizim merkez olarak kabul ettiğimiz dünyamız için geçerli değil, tüm evren boyutları için geçerlidir. Başka bir ifadeyle, bize uzak bir galaksiden, bizi gözleyen bir gözlemci de bizim de kendisine göre uzaklaştığımızı görecektir. Tüm evren şişmekte, büyümekte ve genişlemektedir. Bu genişlemenin bir merkezi yoktur.

4. Aslında uzaklaşan yıldız toplulukları değil; aradaki uzaydır. Uzayın esnek yapısı lastik gibi uzamakta ve her boyutta genişlemektedir.

5. Madem ki evren genişlemektedir; o halde dün, bugüne göre daha 'küçük' bir evrende yaşamaktaydık. Geçen sene, bin yıl önce, bir milyar yıl önce evren şimdikine göre daha küçüktü. Buradan çıkan sonuç, bize ne kadar şaşırtıcı, ne kadar sarsıcı, ne kadar çarpıcı gelirse gelsin; hakikat odur ki, geriye gide gide öyle bir zamana rastlarız ki, evren o anda en küçük hacim değerine sahiptir. Bu en küçük, bu kozmik yumurta, aslında içinde yaşadığımız evrenin tüm madde ve enerji yumağının yoğun, sıcak ve enerjik yapısını saklar. O halde zamanda geriye giderek bir yaratılış sürecinin başlangıcına ulaşırız ki, bu bize kaçınılmaz bir gerçek olan evrenin yaratılmış olduğu fikrini açıklıkla ortaya koyar.

6. Bu gerçeklerin ışığı altında, uzun süreden beri bir türlü anlaşılmayan ve üzerinde çeşitli tereddütlerin bulunduğu Olber Paradoksu, geceleri gökyüzünün niçin aydınlık değil de karanlık olduğunu izah edemiyordu. Bu görüş, tüm yıldızların yerlerinde 'sabit' olduğu esasına dayanıyordu. Eğer yıldızların mevkii değişmiyor ise, geceleri onlardan yayılan ışığın da gökyüzünü aydınlatması gerekirdi. Oysa şimdi artık biliyor ve öğreniyoruz ki, yıldızlar yerlerinde sabit değildir, uzaklaşmaktadır.

Vay be... Demek ki zamanın hep geleceğe doğru akması, geleceği bilemememiz, "hatırlayamamamız", geleceğin değiştirilememesi için hiçbir zaman geçmişe gidemeyeceğimiz gerçeği... hepsi evrenin genişliyor olmasından!!!

Bir saat icat ediyorsun. Haklı olarak, buluşunla gururlanıyorsun. Bir iyilik yapıp, saatin ne olduğunu bilmeyen benim için bir de kılavuz hazırlıyorsun. Sonra, ben saatin nasıl kullanılacağını öğrenince, birden, ışık hızından daha hızlı olduğunu iddia ettiğim düşüncelerimle 'nolmuş yani, bunu ben de yaparım' demeye başlıyorum. Hem de daha iyisini! Sonra başlıyorum denemeye, bir şeyler çıkarıyorum ortaya... Fakat ne göreyim; gördüğüm ilk saat kadar güzel olmuyor yaptıklarım... Bükemediğim eli öpmek ağır geliyor... Zira büyük bir evren var ya içimde... Kim ki rekabetçidir, yok olacaktır demiş Jack London adeta piyanonun tuşuna okşayıcı ince bir dokunuş yapan piyanist edasıyla... Anlamayana davul zurna da az, o ayrı!

İçinde yaşadığımız Dünya'nın evrenin merkezinde olmadığı kanıtlandığı halde, nereden geliyor sendeki bu 'benmerkezcilik'? Bre insan, psikoseksüel gelişiminin 3 - 6 yaş arasını kapsayan fallik döneminde mi bir kaçak var? Hayır, uyurken dahi 25 wattlık bir ampülü çalıştırabilecek beyine sahipsin, uyandığında beyninin sahip olduğu enerjinin saçtığı ışık mı gözlerini kör ettiği için bu kadar kibirlisin? Ben, Ben'i anlayamadım...

Ekseriyetle kendini fazla önemsiyorsun. Değersizliğinin farkında mısın, acziyetinin ya da? Daha yeni ekilmiş bir ağaç haftada en fazla 55 litre suya ihtiyaç duyup, bu suyu da yeraltı suyu olarak doğaya geri bırakırmış... Kaç yaşındasınız siz? Şu ağacın yaptığı ile eşdeğer bir iyilik yaptınız mı birine veya doğaya? Ağaç örneğini bilerek öne çektim yoksa şunu soracaktım: Varolanların(bu kelimeyi kasti seçtim) en şereflisi, en akıllısı olan siz, Güneş'ten daha fazla dünyaya yarar sağladığınızı düşünüyor musunuz? Sizin oluşumunuz mu daha zor(sana göre) yoksa Güneşinki mi? Akıllandıkça boyun eğeceğinize... Neyse!

Geçmişte yaşayan insanların beyinleri daha büyükmüş. Evren genişlemeye devam ederken tuhaf bir şekilde beyinler küçülmüş fakat gücü, verimliliği artmış!!! Eee o zaman, 2000 sene evvelki söylenenleri bile henüz idrak etmeye başlayan sizin, salt akıldan ziyade mesnet teşkil edecek bir şeye daha ihtiyacınız yok mu?

"... Gözünü gökyüzüne çevir ve bak! Bir çatlak görebiliyor musun?..."

Görebiliyor musunuz hakikaten?

"... Sonra bir daha tekrar bak! Nihayet gözün yorgun ve aciz olarak geri döner."

Prof. Paul Davies, 1987 yılında yayımladığı bir kitabında şöyle demiş: "Çağımızın en önemli bilimsel keşfi, evrenin yaratılmasıdır. "

Descartes ne söylemiş bir de ona bakalım:
" Tanrı bilinmezse hiçbir şeyin kesin bilgisi yoktur. "

Gıcırdamayı duymuyor musunuz soru işareti ünlem
312 syf.
Aklın, dehanın, mantığın, zihnin iflas ettiği yer. Asla layıkıyla anlamak mümkün değil. Sayılar rakamlar karşısında hayretten hayrete sürüklüyor. Şaşırmamız, hayretten şükre geçmemiz için sağlam bir tevekkül zemini oluşturulmuş. Bilinçsizce yaşadığımız bu evrene hayran kaldım.
Gel de içten bir haykırışla, "SÜPHANALLAH!" deme!
312 syf.
·Puan vermedi
Kitap dünyanın yaratılışını merak edenler için gerçekten çok açıklayıcı.Bing Bang teorisinin nasıl gerçek olduğunu gözler önüne seriyor.Başta küçük bir nokta iken nasıl bu boyutlara kadar genisleyebildi ve hala da genişliyor anlıyoruz.Evren sabit bir olgu değil canlı yaşayan bir olgu ve tüm canlılar gibi onun da ömrünün sonu gelecek.
312 syf.
"Yarabbi benim hayretimi arttır(Hz muhammed)" Bir kitap bu kadar mı güzel anlatır yaradılış teorisini ! Kanıtları ve yazmış olduğu bilimsel bilgiler ardından kuran-ı kerimden vermis olduğu ayetlerle şaşkınlığımı kat ve kat artırarak sayfalarını sabırsızlıkla çevirdiğim kesinlikle okunması gereken bir eser.Bitirdiğim an duymuş olduğum burukluk neyseki devamı olan 2. kitabını görmemle azıcık geçti.Bu hafta içinde sipariş ettiğim 2. kitabın geleceğini bilmek dahi beni heyecanlandırıyor.Okurken hayranlığınız her sayfayı çevirdiğinizde katlanarak artacak.Özellikle sayısal çıkışlı biri olarak lisede sadece soruları çözerken kullandığım fakat niçin hangi sebeple bulunmuş olduğunu bilmediğim formüllerin kimler tarafından nerede ne şekilde bulunmuş olduğunu öğrenmek beni ayrıca mutlu etti.Bu kitap üzerine sayfalar dolusu yorum yazabilirim fakat daha fazla uzatmadan bilhassa da sayısal bölüm okumakta olan yada gönlünü böyle bilimsel araştırmalara vermiş meslek grubundaki bütün bireylerin okumasını tavsiye ediyorum.
312 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Kitap için Big-Bang'in Nefes Kesen Öyküsü diyebiliriz. Konu itibariyle Bilim-Teknoloji-Mühendislik alanlarına hitap ediyor. Diğer kitaplardan ayrılan en önemli özelliği, kitabın adından da anlaşılacağı gibi yazarın bilimsel hadiseleri ayetlere bağlaması. Daha doğrusu bilimsel keşiflerin ayetler ile desteklenmesi diyebiliriz. Değinilen bir çok mevzu var. Ama bu tarz kitaplar seviyorsanız, beğenirsiniz. Tavsiye ediyorum.

Tanıtım Yazısı'ndan;
Evren sahnesinin perdesi açıldığından bu yana varız. Hem izleyicisi hem de oyuncusu olduğumuz bu sahnede bizden önce olanlar ve bizden sonra olacaklar üzerine pek çok teori ortaya atıldı. Taşkın Tuna bilimin ışığında evrenin serüvenini ele alırken, bizi keyifli olduğu kadar düşündürücü bir yolculuğa çıkarıyor. Uzay-zaman kavramı, kara delikler, atomun derinlikleri ve daha pek çok konu bu kez inaç felsefesinin ve İslam'ın ışığıyla aydınlanıyor. Bu kitabı, ayetleri doğrulamak için değil, bilimin gerçeklerini İslam'ın bakışı ile değerlendirmek üzere kaleme aldığını önemle vurguluyor Tuna.

Evrenin doğumunu açıklayan Big Bang teorisinin ayrıntılarıyla incelendiği çalışmada; elektronun hareketinden yıldızların oluşumuna, kuasarlardan bir bitkinin damarlarında yürüyen özsuya kadar sayısız bilgi arasında bir yolculuğa çıkıyoruz. 14 milyar yıl öncesinden günümüze kadar uzanan, roman tadında bir yolculuk...
291 syf.
·9/10
Evren’in ve dahası aklımıza bile gelmeyecek şeylerin ... Yaratılışın en uç noktasına kadar giden, her sayfasında hayrete düşürüp, inanmak için binlerce sebep bulduran güzel bi kitap...
"Aklımın almadığı tek şey, bu evrenin aklımıza nasıl sığmış olmasıdır." ( Albert Einstein )
Taşkın Tuna
Sayfa 71 - Şule
Hani demişler ya,''İnsan düşünen bir hayvandır.''diye! Ben burada biraz da mizahi bir yaklaşımla ''Sadece kendini düşünen insan, hayvandır.'' diyorum.
"Gördüklerimiz güzeldir, anladıklarımız daha da güzeldir ama kavrayamadıklarımız hepsinden daha güzeldir." ( Niels Steensen )
Ok yayı sever ve yaya muhtaçtır.Bebek anneye muhtaç, anne bebeğe muhtaç.Gül bülbüle, bülbül de güle muhtaç.Arı çiçeğe, çiçek arıya muhtaç.Hasta hekime, hekim de hastaya muhtaç.Öğrenci öğretmene, öğretmen öğrenciye muhtaç.Güzel aynaya, ayna güzele muhtaç.Dünya güneşe, güneş dünyaya muhtaç.Güneş kainata, kainat güneşe muhtaç.Her biri bir başka şeye muhtaç.Herkes herkese muhtaç!
'Dünyanın evrimi daha yeni sona ermiş bir havai fişek gösterisine benzetilebilir.Birkaç öbek kırmızılık, küller ve duman.'
''Eğer kişi,
Akıllı ve çalışkan ise takdir et.
Akıllı değil de çalışkan ise dikkat et.
Akıllı olup da tembel ise ikaz et.
Hem akılsız, hem de tembel ise,
Yaradana havale et!''

Siz hangi gruba girmek isterdiniz?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ol Dedi Oldu 1
Alt başlık:
Big-Bang'in Nefes Kesen Öyküsü
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
291
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756446492
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şule Yayınları
Ol Dedi Oldu 1 adlı eserinde Taşkın Tuna, Big Bang'in nefes kesen öyküsünü Kur'an'ın ışığında anlatıyor. Uzay-zaman kavramı, kara delikler, atomun derinlikleri ve daha birçok konu son derece anlaşılır bir dille, ayet ve hadisler eşliğinde aktarılıyor. Evrenin doğumunu anlatan çalışmada, elektronun hareketinden yıldızların oluşumuna, kuasarlardan bir bitkinin damarlarına yürüyen özsuya kadar sayısız bilgi, bir roman tadı ve akıcılığıyla okura sunuluyor.

Kitabı okuyanlar 131 okur

  • AstroTeyze
  • Kitap Kafa
  • burcu çelik
  • Enes Can
  • Murat UZER
  • AsiMavi
  • ibrahim çetinkaya
  • Beyza Usta
  • sude
  • Mücahit Yılmaz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.8 (21)
9
%33.3 (16)
8
%12.5 (6)
7
%0
6
%8.3 (4)
5
%0
4
%2.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0