·
Okunma
·
Beğeni
·
210,2bin
Gösterim
Adı:
Olağanüstü Bir Gece
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059320238
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları
Ne olması gerekirdi ki, diye düşündüm, beni, vücudumu böyle alev alev yakacak, sesimi ağzımdan kendi iradem dışında fırlatacak bir ateş seviyesine yükseltecek kadar heyecanlandırsın?

Hâli vakti yerinde, kendi küçük zevklerini zorlanmadan elde eden bir adamın ruhunun ölmeye başladığını dehşet içinde fark etmesi, onu insanlığını yeniden keşfedeceği olayların içine itiyor. Daha önce küçümsediği duygulara kendisinin de kapılmasını tetikleyen küçücük bir hâdise yaşaması gerekiyor.
80 syf.
·6 günde·8/10
Bir askerin anısı olarak okuyoruz kitabı. Seçkin bir burjuva olan, hayattan artık tat alamayan bir adamın, bir gün içerisinde başından geçenlerle kendini keşfetmesini anlatan bir Stefan Zweig öyküsü. Diğer öykülerine nazaran daha az beğenmekle beraber yine de Zweig kalitesini belli eden bir yapıt.

Şaka olsun diye yaptığı bir şey sonra canını sıkmış, vicdanını rahatlatmak için giriştiği işler neticesinde de avare yaşamı anlam bulmuş.

Hikayenin sonunda başka insanları mutlu etmenin verdiği zevkin en güzeli olduğuna karar veriyor karakterimiz. Kendisini örnek almak isteyen varsa özellikle kahramanın son haline bakmaları daha güzel olur.

Bu satırlarla son buluyor kitap;

"Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar."

Orijinal ismi : phantastische nacht

Okurken sizi bir duygusallığa bir mantık kavramını düşünmeye çekiyor. Her sayfası bir kitabın bir bölümde anlatmak istediği mesajı veren anlam yüklü bir eser. Ben okurken çok keyif aldım umarım sizde alırsınız.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
80 syf.
·Puan vermedi
Kitabın detaylı video incelemesi şuradadır: https://youtu.be/u8WVopbYRcs

Metin incelemesi ise aşağıdadır. Beğenseniz de beğenmeseniz de yorum yapmayı lütfen unutmayın ki "insan eleştirildikçe gelişir." ;)

Zweig okumayı seviyorum. Özellikle de onun şu kısacık ama kocaman kitaplarını...

"Olağanüstü Bir Gece", o olağanüstü geceyi, bizi tam on altı sayfa boyunca merak ettirerek hayal ettiriyor. Hep bir gizem içinde, "Acaba ne ki?" diye heyecanla kendini okutmaya devam ediyor. Ateşli bir tutkuyla yeni baştan yaşanan 7 Haziran 1913 günü, saat öğleden sonra üçü on altı geçe...

O güne, geceye gidene kadar, başkarakterimizin her şeyi görmüş, her şeyi yaşamış, her şeye doymuş halleriyle dolduruyoruz zihnimizdeki kitap haritasını. Karaterin içsel dürtüleri, haz anlayışı, yaşama bakışı gibi konularda doğrudan onun ağzından bilgiler ediniyoruz. Sonra o an geliyor, 7 Haziran 1913 ve olmuşluktan sıkılmış bu adamın değişiminin ilk adımıyla tanışıyoruz.

"Bu olağanüstü gecenin ansızın karşıma çıkarttıkları, kapanıp kalmış ruhumun birdenbire açılması, geçmişimin en karanlık yanlarının, en gizli dürtülerimin şimdi apaçık karşımda duruyor olması tuhaftı." diyor kitapta karakterimiz. Yani geçmişinde burjuva değildi. Sonrasında burjuva oldu ve geçmişine dönük hasretini ona hatırlatan bu olağanüstü gece, onu özüne döndürmüştü.

Burjuvanın sahte "iyinti" yaşamını ince ince işleyen ve iyi olduğunu sanan burjuvanın bile aslında kötülükler içinde iyi olduğunu, onu iyileştiren şeyin bile kötü olması gerektiğini anlatan kısa ama büyük bir anlatı...

Beni düzenli olarak takip eden arkadaşlarım bilecekler ki benim "iyi kitap" anlayışım, kitapların alıntı yükü ile doğrudan ilgilidir. Yani bir kitap bana ne kadar alıntı veriyorsa o kadar iyidir. Bu bağlamda, bu küçücük, 69 sayfalık kitaptan çıkardığım tam 17 alıntı sanırım kitabın iyiliğini de anlatacaktır. Ki tekraren, bu 17 alıntı sadece benim alımlayabildiklerimden ibaret...

Ben kitabı çok beğendim. Bunca kısa ve bunca büyük eser çok nadir bulunuyor. Kıymeti bilinmelidir.

Bu gecede yaşananların ne olduğundan az sonra bahsedeceğim. Kitabı okumayanlar, aşağıda işaretle ayırdığım paragrafı da okumayıp sonrakine geçsinler :)

----- Okumayan Okumasın Başladı -----

Peki maddi değeri olduğundan haberinizin olmadığı ve daha doğrusu o anda madden değersiz olan ama birkaç saat sonra çok değerli olacak olan bir şeyi başkasından, sırf eğlenmek için almak hırsızlık mıdır? Hatta "şimdi görürsem yanlış anlaşılır..." fikrini de buna katarsak bu duruma "çalma eylemi" diyebilir miyiz?

Bahsi geçen konudan sonra kendini bulduğuna inanan karakterimiz, öncesinde içinde bulunup artık bulunmadığını iddia ettiği burjuva kitleyi ise şöyle çok güzel tanımlıyor: "... bugün öğleden sonra, benim de bir parçası olduğum o soğuk, kemikleşmiş dünyanızın dışına fırlattım kendimi, PİSTONLARIN ÜSTÜNDE DUYGUSUZCA KAYAN ve KENDİ ETRAFINDA KİBİRLE DÖNEN O BÜYÜK MEKANİZMAda sessizce çalışan bir çarktım ben de." Burjuvanın aslında ötekiliğidir buradaki. Aynı, magazin programlarında en çok seyredilen veya takip edilen ya da günümüz için daha anlamlısı olarak, sosyal medyada milyonlarca takipçiye ulaşan burjuvaların o kendi etrafında dönen kibirli, büyük, kocaman mekanizması...

Bu mekanizmanın işleyişinden sıkılanlar mı acaba sapkın yollara sapan burjuvalar? Uyuşturucuya yönelen, türlü cinsel fanteziler üreten, şiddete meyleden ve hatta cinayet işleyen yukarı tabaka insanları, birer olağanüstü gece mi yaşamışlardır bu çarkın içinden çıkabilmek için? Peki neden o çarktan çıkınca her şey anomalikleşiyor? Hastalıklaşıyor... Bir burjuva, sıradan bir yaşama "inerken" neden yolundan çıkıyor?

----- Okumayan Okumasın Bitti -----

Ben bu metni şöyle bitireceğim: Seneler önce, Hülya Avşar'ın bir magazin programına düşen bir ifadesi vardı. Diyordu ki "Jipimin içinde, püfür püfür klimayla birlikte trafikte seyrederken otobüs duraklarında bekleyen ya da yürüyerek yoluna giden insanları gördükçe gerçekten de çok üzülüyorum."

İşte bu kitap, tam da bu durumun tasviridir.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Olağanüstü Bir Gece kitabını önerdim:
https://youtu.be/zAd9Y20INZM

İnsan kendinden bir şeyler bulduğu kitapları daha çok sever, bu bir gerçek. Olağanüstü Bir Gece'yi okurken benim için yazılmış bir biyografi kitabı okuyor gibi bir hisle okudum. Neden mi? Hadi beni dinleyelim isterseniz.

Zamanında herhangi bir şeye dair kıpırtı bile uyanmayışlarım, duygudan ve manevi değerlerden uzak kalışım, tam bir donukluk halinde hayata ve olaylarına karşı bakışım, yapay heyecanlarım, gösterişlerim... Bu kitap tamamen benim hafızamı tazelememi sağladı. Bunun başka bir önemi daha var benim için. Kitabın konusunun geçtiği yerler Ring Caddesi, Prater gibi mekanlar. Viyana'dayken ve kendimi tanımak için henüz bir çabam yokken bu mekanlarda bulunmuştum. 1913'te değil fakat 2013'te. 100 yıl farkımız var kitabın karakteri ile tam olarak. Fakat tek bir farkımız var ki o da, karakterin bu donukluk halinin farkındalığında olması, benim ise o zamanlar bunun farkındalığında bile olmamam. Beni benden iyi tanıyan bir arkadaşım sayesinde bunun farkına varmıştım.

Prater'de bulunduğum ve anın tadını çıkarmaya çalıştığım o zamanlarda, insanların tekrarlarından ve boş sözlerinden duyulan bir sıkılmışlık, kitabın karakterinde olduğu gibi bende de mevcuttu. Karakterin parayla yaşadığı şiddetli istemsizliği ve kabullenememezliği kendi benliğimle yaşamıştım. Karakterin bu kabullenememezlik için bir nedeni vardı fakat benim nedenlere bile ihtiyacım olmadığını hissetmiştim sanki. İlgilenmemesi gerektiğini hissettiği şeylerle ilgileniyor oluşu o kadar güzel bir bellek tazelemeydi ki benim için... Sadece o ruh halinde bulunan insan anlayabiliyor sanırım, Zweig'ın da dediği gibi; Kelimelerle anlatılamıyor bazı şeyler.

İnsanların bizim içimizdeki ruhsal dönüşümleri görememesi o kadar güzel bir nimet ki, hayatlar belki de sırf bunun için yaşanılabilir şeyler. Zira hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığı bu kitapta sık sık bahsedilen konulardan.

Kitapta bahsi geçen at yarışı mevzusu benim için insanların hayatlarını ortaya koyma ihtiyacından kaynaklanıyor. Bir risk alınıyor, en olmadık insan kazanabiliyor ve hayatı değişebiliyor sırf bu yüzden.

Sarhoşluğun en güzelinin kendini tanımak için bir kıvılcım olduğu bu hayat sadece 70 sayfalık bir kitaba sığdırılmış. Bazen lafı uzatmaya gerek yoktur, dünya size sadece Viyana'da iken bile çılgınca görünebilir.

Bunu okuyan ve beğenen Aslı Erdoğan'ın Mucizevi Mandarin kitabını da mutlaka sever diye düşünüyorum.
80 syf.
·Beğendi
Spoiler olabilir siz yine de bir okuyun da gelin.
Yine Stefan Zweig yine tek atımlık ama sindirmesi zor,düşünce bağırsağında emilmesi daha da zor bir başyapıt. Ama dikkat çekilmesi gereken nokta bu kitabın aslında Zweig'in kaleminden çıkmamış olduğudur. Ayrıntılı bilgiyi inceleme altındaki yorumda vereceğim. :)

Bir an için çok çok aç olduğunuzu düşünün, yıllardır bir şeyler tüketmişsiniz ama hiçbir şey yememişsiniz, arayış içindesiniz ve sonra çok lezzetli ama küçücük bir tatlı(hadi baklava olsun) atmışsınız ağzınıza, bitmesin diye hareketsiz bekliyorsunuz ama eriyor, tükeniyor sonunda. İşte kitap bitince uzun zamandır hissetmediğim bu hissi tattım tekrardan. İşte dedim, incelemeye değer bir kitap.

Hepimiz hayatımızın bir döneminde bir tükenmişliğe doğru ilerleriz, yaşamın anlamsızlığı bir yana bizim yüklediğimiz, gerçek olmasını umduğumuz, hayat dağına tırmanırken kullandığımız kamamız olan anlamımız elimizden kayıp terk eder bizleri.
Duygusal bir donukluk sendromuna tutuluruz, bazısı için her şeyi yapacak parasının olmasıdır sebep; bazısı içinse hiçbir şeye sahip olamamanın acısıdır. İntihar düşüncesi de geçer zihnimizden, sanki varlığını yok olarak kanıtlamak mümkünmüş gibi.
İşte bunun son bulduğu, zamandaki bir kopma noktası vardır, Zweig buna olağanüstü bir gece demiş. Hepimizin böyle bir gecesi vardır (ya da olacaktır) kim bilir. O andan sonra başka biri oluruz,hayatımızın geri kalanında o gecenin izini taşırız. Eğer o bilet ayağımızın dibine düşmese o gece belki de hiç gerçekleşmeyecekken, kaderimiz üzerindeki etkimizin bir yanılsamadan ibaret olduğu daha iyi nasıl suratımıza çarpılabilir ki?

Yalnızlığın insan ruhunda uyandırdığı dalgalanmaları bu kadar güzel ortaya koymak, betimlemeler ve karakter analizlerindeki derinlik kendisinin bir Freud hayranı olmasının bir getirisi olsa gerek.

Toplum insanın tutkularını öyle bir köreltir ki tek tip bir insan olursunuz. Başkaları ne yapıyorsa siz de ben kimim demeden aynısını yaparsınız. Sınıfsal toplum düzeninin ve insanları belli kalıplara sığdırarak ayrıştırmanın mantıksızlığı insanların belli toplulukların akımına kapılıp onun üzerinden kendini tanımlamasının yetersizliği de bunun bir sonucudur zaten.
At yarışı yapılan stadyumun kapanmasıyla sembolize edilen, Hayat yolculuğumuzda daha fazla daha fazla diyerek kendimizi boş bir hevese kaptırmamız sonra bunun devamında hayatımızı harcamamız, sonra her şeyin bitmesi ölüm geldiğindeki ruh halimizi anlatıyor. Öfkeliyiz çaresiziz haksızlığa uğramış gibiyiz ama yapacağımız bir şey yok. Zaman celladı karşısında çaremiz var mıdır?

Kısa kitapları daha çok severim, en uzun olanlar onlardır çünkü. Birkaç saatte okunur ama sindirmesi bazen birkaç ciltlik kitap okumak kadar uzun sürer. Beynime üşüşen düşünce ırmaklarına bir su yolu açar, yön verir.
Son olarak bu kitabın modern klasikler arasında hep ayrı bir yeri olacağını biliyorum çünkü her insan zaman çizgisinin sonuna gelip aşağıya düşer ama hiç tükenmeyecek, daha da değerlenecek olan şey insanın kendini buluşunun, benliğinin okyanusunu keşfinin hikayesidir. Zweig'in ifadesiyle:

"Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan, bütün insanları anlar.”
80 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Kendi iç mahkemesiyle hesaplaşip kendi kendisini sorguya ceken icindeki 'Ben'i farkedip kabugundan siyrilarak ozunu kesfeden yani aydinlanma yasayan bir adamin öyküsü..

Zweig'in de dedigi gibi;
"Bir insan kendisini bulduktan sonra, onun bu dunyada kaybedebilecegi hiç bir sey yoktur.Ve o kisi kendi içindeki insanligi anladiktan sonra, bütün insanlari anlayacaktir."
80 syf.
·3 günde·10/10
Tatilimin bu başyapıtla başlaması ne güzel oldu. Bu sıkıcı, kara bulutların her yeri griye boyadığı pazar günü, dodi yanıbaşımda artık on dokuzuncu yaşının ortalarına giderken zar zor nefes alarak, ciğerlerinde gürültüyle solumaya çalışarak yatarken, içerden çamaşır makinasının sesi, annemin sesi, komşuların sesi birbirine karışmış odama doluşurken, ve odamda, yani koca ömrümün neredeyse tamamının içinde geçtiği loş ışıklı, soluk ve artık kirli mavi renkli duvarlı odamda, raflarımda artık çok sevdiğim iki insanın birbirinden güzel hediye kitapları sıralanmış bana gülümseyerek bakarken, okunacakları güne dek böyle mahcub ve güzel; pespaye, dağınık, ayrıca uykusuz uzandım yatağıma ve öyle okumaya devam ettim kitabımı. Dün başlamıştım okumaya, aylar olmuştu Stefan Zweig okumayalı, en son okuduğum kitabını sevdimse de çok da iyi bulmadığımı hatırlıyorum, öyle de yazmıştım hem..ama şimdi... Olağanüstü Bir Gece'yi okurken hem yazarı neden sevdiğimi hatırladım hem de kendimi bu tadı doya doya tadabilmek için sayfalara bıraktım. Hayatı sahteliklerle, kendi sınıfının göz aldatıcı konforlarıyla darmadağın olmuş bir adamın, artık duyguları nasırlaşmış, hiç birşey hissemediğinin farkına azar azar varan bir insanın bir suçla kendine gelişini, silkelenişini, hakikatin farkına varışını anlatıyor kitap. Hayatım boyunca en çok ilgimi çeken temalardan birisi bu olmuştur: kendi kendiyle karşılaşan, konforlu hayatları bu karşılaşmayla dağılan, kendini tanıdığını sandığı onca senedir aslında sadece bir yanılsamayla yaşadığını anlayan karakterler...Orhan Pamuk'ta aşk bir başkasına dönüşmekti, insan ancak o insana dönüştükçe kendi oluyor ama bir yandan da kendisi ortadan kayboluyordu; Katzenbach'ın psikoanalist'inde karakterimiz bir suç aracılığıyla kendini 50 yaşında tanımaya başlıyor ve o da suçla canlanıyor ve hayat buluyordu. Vampirle Görüşme adlı muazzam güzellikteki eserinde Anne Rice, vampire dönüşen bir karakter aracılığıyla insan olmanın ya da olamamanın trajedisini anlatıyordu. Ancak hiç bir karşılaşma, hiç bir dönüşüm, hiç bir yüzleşme Zweig'ın bu eserindeki kadar güzel değil; çünkü suçtan, suçun insana yaptıklarından böylesi hayat fışkırması, betonlaşmış ve insanı öldüren, ruhunu güdük bırakmış yaşamamışlıkları yıkarak ışık dolu bir hayat sevinci çıkaran hiç bir suç, hiç bir yüzleşme yok o eserlerde. Kitabın son 20 sayfası herhalde yazarın da eserleri arasında çıtanın en yükseklere çıktığı, hayat ve insan sevgisiyle, varoluş sevgisiyle üslûbun şiirleştiği ve içimizi titretmeden bırakmayan güzellikte bir karşılaşma, ve insanlaşma öyküsü olarak son buluyor. Karakterimiz kendini bulmak üzere kendini kaybederken, hiç yapmadığı şeyleri yapmak üzere ilk kez samimi ve kendisi olurken, yakaladığı bu damarda hissettiği yaşam sevgisi şaşırtıyor insanı. Kendimiz olabildiğimiz anlar, kendimiz olduğumuz yerler, yani şu an burası gibi, bu kitap sitesi gibi yerler, ve sevdiğimiz nice insan, kendimiz gibi olabildiğimiz, zayıflıklarımız ve suça meyillerimizle bizler ne kadar da sahiyiz, ne kadar da gerçeğiz. Kınayan bir bakıştan ya da sözden incinmeden bu sayfalara bırakırken kendimizi, biz edebiyatla iyileşenler Zweig'ın bu karakterine ne kadar da benzemekteyiz.. çünkü bizler de aynı dertle muzdarip ve aynı yükle beli bükülmüş insanlar değil miyiz, bizler de samimi olamamanın derdiyle yorgun ve bitap düşmüşlerden değil miyiz, ve buraya, bu siteye gelip de okudukça ve okuduklarımız üzerine nice şeyler yazdıkça bizler de bir suçla aydınlanmayı, kendimizi bulabilmeyi, kendimize ya da bir başkasına dönüşebilmeyi umut etmekte değil miyiz? Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti diyen yazarın karşısında, bir gün bir suç işledim ve bütün hayatım değişti diyen bu Zweig karakteriyle aynı damardan, aynı soydan değil miyiz bizler de? O yüzden buralarda değil miyiz? İçimizde biriken ve artık dışa taşan bunca söz, bunca kelime ve hikâye, bu karakter gibi bir suçla kendini bulmayı bilerek ya da bilmeyerek isteyen ve arzulayan bizlerin suç ortağı değil mi? ve buraya her yazdığımızda, kendi düşünce ve hislerimizi, bizler de yaşadığımız yüzleşmelerle biraz daha samimi ve sahici değil miyiz? Bütün hayatımız bizim, kitabın son satırlarında söylediği gibi yazarın, "bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde kaybedecek birşeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan, bütün insanları anlar" sözleriyle kalbimize fısıldadığı gibi, insanın kendini anlaması, kendini anlayan insanların bütün insanları anlaması ve bu anlayış sebebiyle şefkat ve merhametle insanları kucaklaması uğruna ter döküşümüz ve gayret edişimizden ibaret değil mi?

yani edebiyatla içi dolup taşan bizler; ancak bir suçla kendine gelebilen, ve iyileşmek için suça bulaşan bizler edebiyata ve onun sıcak ve sarmalayıcı sıcaklığına ve arkadaşlığına, yarenliğine muhtacız... yani; edebiyat bir suçtur. Bu suç bize kendimizi keşfetmeyi, kendimizle yüzleşmeyi ve bu yüzleşmeyle başkalarına şefkat ve sevgi duyabilmeyi öğretir. Sait Faik bir suçludur, aynen Çehov gibi. Jack London gibi. Bizler, yani edebiyatla hayatı ve insanları sevmeye çalışan ve edebiyatla kendini iyileştirmeye çalışanlar, biz yalnızlar, biz pazarları ve sair günler evlerinin küçük odalarında bir başka suça gönül indirenler, bütün sokak dozer sesleriyle inlerken ve baktığımız onca kedi kayıpken, artık kalp ağrısından saklanarak yataklara, ama anlamaya ve sevmeye yazgılı bütün edebiyat seven insanlar gibi, suçumuzla yaşamaya devam ediyoruz. O halde; nice zamandır söylediğim gibi, iyiki edebiyat var.

iyiki edebiyat var.
80 syf.
İnsanın bir kitapta kendini bulması ne kadarda muazzam bir şey Kitap kısa olmasına rağmen onu sindirmek zamanımı aldı açıkçası, kitabı okurken karakterin o bir günde yaşadığı duyguları sizinde yaşamış olmanız, kendinizden bir parça bulmanız ve hayran kalmanız muhtemeldir. Hemen okumanız gerek türden bir kitap, okuyunuz efendim :)

"Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan, bütün insanları anlar."
80 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yaptığı güzel betimlemeler ve yoğun psikolojik anlatımıyla insanı olayın içinde yaşatıyor adeta. özellikle Satranç ve Olağanüstü Bir Gece eserleri için bunu söylemek mümkün.

Kısa bir bilgi:
Kendisi Hitler'in kazandığını ve dünyanın artık kurtulamayacağını düşünüp eşiyle birlikte intihar etmiştir...
80 syf.
·1 günde·4/10
Yaklaşık 1 sene önce almıştım bu kitabı fakat bir türlü okuyamadım. Hazır evdeyken ve bol bol vaktim varken okumak istedim. 80 sayfa olduğu için rahatlıkla 1 günde bitiyor. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nu okuduktan sonra aynı hevesle başladım okumaya.

Kitabın konusu; Zengin, her şeyi elde eden bir adamın bu zenginlikten doymuş olmasından dolayı hissizleşmiş ve hiçbir şeyden heyecanlanmaz hale gelmiştir. Bir gün bir suç işlemesiyle içindeki insani duygular tekrar gün yüzüne çıkıyor. Adam insanlara yardım etmenin, onlarla sohbet etmenin mutluluğuna varıyor. O olağanüstü geceden sonra hayatı bambaşka ilerliyor.

Açıkçası ben kitabı çok beğenemedim. Artık sonlara doğru bitirmek için okudum. Kitabın sadece isminden ve kapağından dolayı çok ilgi çektiğini düşünüyorum. Yinede okuyabilirsiniz.
80 syf.
·Puan vermedi
Zweig bey'in yine içimizdekileri özetleyen o değerli sayfaları.Sahip olup , bir yandan var olduğunu unuttuğumuz o iyi yönlerimiz.Oldukça rahat bir yaşamı olan karakterimizin aslında mutluluğu ve merhameti o "olağanüstü bir gece'de '' bulması.Maddiyatı satın alan o değerli maneviyatı hatırlayışı.Hayatında dönüm noktası olmayan yoktur , kimimiz büyük bir günahtan kimimiz büyük bir sevaptan döneriz..."Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar." demiş üstad.
80 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Stefan Zweig Olağanüstü Bir Gece eserinde Kitabın kahramanı bir burjuva beyefendisidir. Bir gün hiç ummadığı bir zamanda sevgilisi tarafından terk edilir ve o anda hiçbir şey hissetmediğini fark eder. Fark ettiği şeylerden biri de bu hissizliğinin pek çok konuda olmasıdır. Duyarsız ve hissiz bir insan olmaktan hem rahatsızlık duyar hem de bu durumun kendi yaşantısında bir dönüştürücü olmasını sağladı belirtiliyor.Bu eserde de psikolojik olduğu bir kitaptı bu arada bunu da belirtmek isterim eserin kurgusu Avusturalyalı bir subaya aittir.Kitapta en beğendiğim alıntı ;
. "Çünkü sadece kendi kaderlerini bir gizem olarak yaşayabilenleri gerçek anlamda yaşadıklarına inanıyorum"
Keyifli Okumalar Dilerim
Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.
"Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümse kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında!"
Gülerek, sohbet ederek dalgalanan bir insan kalabalığının ortasında ben kendi kendimi arıyordum, içimdeki o yitik insanı arıyordum…

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Olağanüstü Bir Gece
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059320238
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları
Ne olması gerekirdi ki, diye düşündüm, beni, vücudumu böyle alev alev yakacak, sesimi ağzımdan kendi iradem dışında fırlatacak bir ateş seviyesine yükseltecek kadar heyecanlandırsın?

Hâli vakti yerinde, kendi küçük zevklerini zorlanmadan elde eden bir adamın ruhunun ölmeye başladığını dehşet içinde fark etmesi, onu insanlığını yeniden keşfedeceği olayların içine itiyor. Daha önce küçümsediği duygulara kendisinin de kapılmasını tetikleyen küçücük bir hâdise yaşaması gerekiyor.

Kitabı okuyanlar 60bin okur

  • Zerosimamay
  • Mücahide Yılmaz
  • Phil Connors
  • Gözde Oral
  • Zeh
  • Gülşah
  • Halil TAŞKIN
  • Kafamın içi nefret
  • Batuhan yaman
  • Ramazan Güven

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.1
Erkek
%26.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0 (3)
8
%0 (1)
7
%0 (1)
6
%0
5
%0 (1)
4
%0
3
%0 (1)
2
%0
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları