Olağanüstü Bir Gece

8,1/10  (590 Oy) · 
1.327 okunma  · 
523 beğeni  · 
4.996 gösterim
Olağanüstü Bir Gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesidir. Sıradan bir Pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak “suç” işler. Böylece yeniden “hissetmeye” başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. İçindeki haz dolu esrime, aynı günün akşamında onu gece âleminin son atıklarının arasına, “hayatın en dibindeki lağımlara” sürükleyecek, varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır.
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2017
  • Sayfa Sayısı:
    80
  • ISBN:
    9786053326090
  • Orijinal Adı:
    Phantastische Nacht
  • Çeviri:
    İlknur İgan
  • Yayınevi:
    Türkiye İş Bankası Yayınları
  • Kitabın Türü:
Oğuz Aktürk 
 02 Nis 22:52 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

İnsan kendinden bir şeyler bulduğu kitapları daha çok sever, bu bir gerçek. Olağanüstü Bir Gece'yi okurken benim için yazılmış bir biyografi kitabı okuyor gibi bir hisle okudum. Neden mi? Hadi beni dinleyelim isterseniz.

Zamanında herhangi bir şeye dair kıpırtı bile uyanmayışlarım, duygudan ve manevi değerlerden uzak kalışım, tam bir donukluk halinde hayata ve olaylarına karşı bakışım, yapay heyecanlarım, gösterişlerim... Bu kitap tamamen benim hafızamı tazelememi sağladı. Bunun başka bir önemi daha var benim için. Kitabın konusunun geçtiği yerler Ring Caddesi, Prater gibi mekanlar. Viyana'dayken ve kendimi tanımak için henüz bir çabam yokken bu mekanlarda bulunmuştum. 1913'te değil fakat 2013'te. 100 yıl farkımız var kitabın karakteri ile tam olarak. Fakat tek bir farkımız var ki o da, karakterin bu donukluk halinin farkındalığında olması, benim ise o zamanlar bunun farkındalığında bile olmamam. Beni benden iyi tanıyan bir arkadaşım sayesinde bunun farkına varmıştım.

Prater'de bulunduğum ve anın tadını çıkarmaya çalıştığım o zamanlarda, insanların tekrarlarından ve boş sözlerinden duyulan bir sıkılmışlık, kitabın karakterinde olduğu gibi bende de mevcuttu. Karakterin parayla yaşadığı şiddetli istemsizliği ve kabullenememezliği kendi benliğimle yaşamıştım. Karakterin bu kabullenememezlik için bir nedeni vardı fakat benim nedenlere bile ihtiyacım olmadığını hissetmiştim sanki. İlgilenmemesi gerektiğini hissettiği şeylerle ilgileniyor oluşu o kadar güzel bir bellek tazelemeydi ki benim için... Sadece o ruh halinde bulunan insan anlayabiliyor sanırım, Zweig'ın da dediği gibi; Kelimelerle anlatılamıyor bazı şeyler.

İnsanların bizim içimizdeki ruhsal dönüşümleri görememesi o kadar güzel bir nimet ki, hayatlar belki de sırf bunun için yaşanılabilir şeyler. Zira hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığı bu kitapta sık sık bahsedilen konulardan.

Kitapta bahsi geçen at yarışı mevzusu benim için insanların hayatlarını ortaya koyma ihtiyacından kaynaklanıyor. Bir risk alınıyor, en olmadık insan kazanabiliyor ve hayatı değişebiliyor sırf bu yüzden.

Sarhoşluğun en güzelinin kendini tanımak için bir kıvılcım olduğu bu hayat sadece 70 sayfalık bir kitaba sığdırılmış. Bazen lafı uzatmaya gerek yoktur, dünya size sadece Viyana'da iken bile çılgınca görünebilir.

Bunu okuyan ve beğenen Aslı Erdoğan'ın Mucizevi Mandarin kitabını da mutlaka sever diye düşünüyorum.

Rogojin 
 22 Oca 13:06 · Kitabı okudu · 3 günde · 10/10 puan

Tatilimin bu başyapıtla başlaması ne güzel oldu. Bu sıkıcı, kara bulutların her yeri griye boyadığı pazar günü, dodi yanıbaşımda artık on dokuzuncu yaşının ortalarına giderken zar zor nefes alarak, ciğerlerinde gürültüyle solumaya çalışarak yatarken, içerden çamaşır makinasının sesi, annemin sesi, komşuların sesi birbirine karışmış odama doluşurken, ve odamda, yani koca ömrümün neredeyse tamamının içinde geçtiği loş ışıklı, soluk ve artık kirli mavi renkli duvarlı odamda, raflarımda artık çok sevdiğim iki insanın birbirinden güzel hediye kitapları sıralanmış bana gülümseyerek bakarken, okunacakları güne dek böyle mahcub ve güzel; pespaye, dağınık, ayrıca uykusuz uzandım yatağıma ve öyle okumaya devam ettim kitabımı. Dün başlamıştım okumaya, aylar olmuştu Stefan Zweig okumayalı, en son okuduğum kitabını sevdimse de çok da iyi bulmadığımı hatırlıyorum, öyle de yazmıştım hem..ama şimdi... Olağanüstü Bir Gece'yi okurken hem yazarı neden sevdiğimi hatırladım hem de kendimi bu tadı doya doya tadabilmek için sayfalara bıraktım. Hayatı sahteliklerle, kendi sınıfının göz aldatıcı konforlarıyla darmadağın olmuş bir adamın, artık duyguları nasırlaşmış, hiç birşey hissemediğinin farkına azar azar varan bir insanın bir suçla kendine gelişini, silkelenişini, hakikatin farkına varışını anlatıyor kitap. Hayatım boyunca en çok ilgimi çeken temalardan birisi bu olmuştur: kendi kendiyle karşılaşan, konforlu hayatları bu karşılaşmayla dağılan, kendini tanıdığını sandığı onca senedir aslında sadece bir yanılsamayla yaşadığını anlayan karakterler...Orhan Pamuk'ta aşk bir başkasına dönüşmekti, insan ancak o insana dönüştükçe kendi oluyor ama bir yandan da kendisi ortadan kayboluyordu; Katzenbach'ın psikoanalist'inde karakterimiz bir suç aracılığıyla kendini 50 yaşında tanımaya başlıyor ve o da suçla canlanıyor ve hayat buluyordu. Vampirle Görüşme adlı muazzam güzellikteki eserinde Anne Rice, vampire dönüşen bir karakter aracılığıyla insan olmanın ya da olamamanın trajedisini anlatıyordu. Ancak hiç bir karşılaşma, hiç bir dönüşüm, hiç bir yüzleşme Zweig'ın bu eserindeki kadar güzel değil; çünkü suçtan, suçun insana yaptıklarından böylesi hayat fışkırması, betonlaşmış ve insanı öldüren, ruhunu güdük bırakmış yaşamamışlıkları yıkarak ışık dolu bir hayat sevinci çıkaran hiç bir suç, hiç bir yüzleşme yok o eserlerde. Kitabın son 20 sayfası herhalde yazarın da eserleri arasında çıtanın en yükseklere çıktığı, hayat ve insan sevgisiyle, varoluş sevgisiyle üslûbun şiirleştiği ve içimizi titretmeden bırakmayan güzellikte bir karşılaşma, ve insanlaşma öyküsü olarak son buluyor. Karakterimiz kendini bulmak üzere kendini kaybederken, hiç yapmadığı şeyleri yapmak üzere ilk kez samimi ve kendisi olurken, yakaladığı bu damarda hissettiği yaşam sevgisi şaşırtıyor insanı. Kendimiz olabildiğimiz anlar, kendimiz olduğumuz yerler, yani şu an burası gibi, bu kitap sitesi gibi yerler, ve sevdiğimiz nice insan, kendimiz gibi olabildiğimiz, zayıflıklarımız ve suça meyillerimizle bizler ne kadar da sahiyiz, ne kadar da gerçeğiz. Kınayan bir bakıştan ya da sözden incinmeden bu sayfalara bırakırken kendimizi, biz edebiyatla iyileşenler Zweig'ın bu karakterine ne kadar da benzemekteyiz.. çünkü bizler de aynı dertle muzdarip ve aynı yükle beli bükülmüş insanlar değil miyiz, bizler de samimi olamamanın derdiyle yorgun ve bitap düşmüşlerden değil miyiz, ve buraya, bu siteye gelip de okudukça ve okuduklarımız üzerine nice şeyler yazdıkça bizler de bir suçla aydınlanmayı, kendimizi bulabilmeyi, kendimize ya da bir başkasına dönüşebilmeyi umut etmekte değil miyiz? Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti diyen yazarın karşısında, bir gün bir suç işledim ve bütün hayatım değişti diyen bu Zweig karakteriyle aynı damardan, aynı soydan değil miyiz bizler de? O yüzden buralarda değil miyiz? İçimizde biriken ve artık dışa taşan bunca söz, bunca kelime ve hikâye, bu karakter gibi bir suçla kendini bulmayı bilerek ya da bilmeyerek isteyen ve arzulayan bizlerin suç ortağı değil mi? ve buraya her yazdığımızda, kendi düşünce ve hislerimizi, bizler de yaşadığımız yüzleşmelerle biraz daha samimi ve sahici değil miyiz? Bütün hayatımız bizim, kitabın son satırlarında söylediği gibi yazarın, "bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde kaybedecek birşeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan, bütün insanları anlar" sözleriyle kalbimize fısıldadığı gibi, insanın kendini anlaması, kendini anlayan insanların bütün insanları anlaması ve bu anlayış sebebiyle şefkat ve merhametle insanları kucaklaması uğruna ter döküşümüz ve gayret edişimizden ibaret değil mi?

yani edebiyatla içi dolup taşan bizler; ancak bir suçla kendine gelebilen, ve iyileşmek için suça bulaşan bizler edebiyata ve onun sıcak ve sarmalayıcı sıcaklığına ve arkadaşlığına, yarenliğine muhtacız... yani; edebiyat bir suçtur. Bu suç bize kendimizi keşfetmeyi, kendimizle yüzleşmeyi ve bu yüzleşmeyle başkalarına şefkat ve sevgi duyabilmeyi öğretir. Sait Faik bir suçludur, aynen Çehov gibi. Jack London gibi. Bizler, yani edebiyatla hayatı ve insanları sevmeye çalışan ve edebiyatla kendini iyileştirmeye çalışanlar, biz yalnızlar, biz pazarları ve sair günler evlerinin küçük odalarında bir başka suça gönül indirenler, bütün sokak dozer sesleriyle inlerken ve baktığımız onca kedi kayıpken, artık kalp ağrısından saklanarak yataklara, ama anlamaya ve sevmeye yazgılı bütün edebiyat seven insanlar gibi, suçumuzla yaşamaya devam ediyoruz. O halde; nice zamandır söylediğim gibi, iyiki edebiyat var.

iyiki edebiyat var.

Samet Ö. 
 08 May 23:59 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Spoiler olabilir siz yine de bir okuyun öyle gelin :)
Yine stefan zweig yine tek atımlık ama sindirmesi zor,düşünce bağırsağında emilmesi daha da zor bir başyapıt.
Bir an için çok çok aç olduğunuzu düşünün, yıllardır bir şeyler tüketmişsiniz ama hiçbir şey yememişsiniz, arayış içindesiniz ve sonra çok lezzetli ama küçücük bir tatlı(hadi baklava olsun) atmışsınız ağzınıza, bitmesin diye hareketsiz bekliyorsunuz ama eriyor, tükeniyor sonunda. İşte kitap bitince uzun zamandır hissetmediğim bu hissi tattım tekrardan. İşte dedim, incelemeye değer bir kitap.

Zweig okuyanlar bilir, en başta biraz ısındırır sizi sonra olaylar öyle bir çiçek açar ki bahar gelmişçesine rengarenk olur olay döngüsü.

Hepimiz hayatımızın bir döneminde bir tükenmişliğe doğru ilerleriz, yaşamın anlamsızlığı bir yana bizim yüklediğimiz, gerçek olmasını umduğumuz, hayat dağına tırmanırken kullandığımız kamamız olan anlamımız elimizden kayıp terk eder bizleri.
Duygusal bir donukluk sendromuna tutuluruz, bazısı için her şeyi yapacak parasının olmasıdır sebep; bazısı içinse hiçbir şeye sahip olamamanın acısıdır. İntihar düşüncesi de geçer zihnimizden, sanki varlığını yok olarak kanıtlamak mümkünmüş gibi. İşte bunun son bulduğu, zamandaki bir kopma noktası vardır, zweig buna olağanüstü bir gece demiş. Hepimizin böyle bir gecesi vardır (ya da olacaktır) kim bilir. O andan sonra başka biri oluruz,hayatımızın geri kalanında o gecenin izini taşırız. Eğer o bilet ayağımızın dibine düşmese o gece belki de hiç gerçekleşmeyecekken, kaderimiz üzerindeki etkimizin bir yanılsamadan ibaret olduğu daha iyi nasıl suratımıza çarpılabilir ki?

Yalnızlığın insan ruhunda uyandırdığı dalgalanmaları bu kadar güzel ortaya koymak, betimlemeler ve karakter analizlerindeki derinlik kendisinin bir Freud hayranı olmasının bir getirisi olsa gerek.

Toplum insanın tutkularını öyle bir köreltir ki tek tip bir insan olursunuz. Başkaları ne yapıyorsa siz de ben kimim demeden aynısını yaparsınız. Sınıfsal toplum düzeninin ve insanları belli kalıplara sığdırarak ayrıştırmanın mantıksızlığı insanların belli toplulukların akımına kapılıp onun üzerinden kendini tanımlamasının yetersizliği de bunun bir sonucudur zaten.
At yarışı yapılan stadyumun kapanmasıyla sembolize edilen, Hayat yolculuğumuzda daha fazla daha fazla diyerek kendimizi boş bir hevese kaptırmamız sonra bunun devamında hayatımızı harcamamız, sonra her şeyin bitmesi ölüm geldiğindeki ruh halimizi anlatıyor. Öfkeliyiz çaresiziz haksızlığa uğramış gibiyiz ama yapacağımız bir şey yok. Zaman celladı karşısında çaremiz var mıdır?

Kısa kitapları daha çok severim, en uzun olanlar onlardır çünkü. Birkaç saatte okunur ama sindirmesi bazen birkaç ciltlik kitap okumak kadar uzun sürer. Beynime üşüşen düşünce ırmaklarına bir su yolu açar, yön verir.
Son olarak bu kitabın modern klasikler arasında hep ayrı bir yeri olacağını biliyorum çünkü her insan zaman çizgisinin sonuna gelip aşağıya düşer ama hiç tükenmeyecek olan şey insanın kendini buluşunun benliğinin okyanusunu keşfinin hikayesidir. Kitaptan çok sevdiğim bir alıntıyla bitireyim:

"Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan, bütün insanları anlar.”

Kübra E. 
24 May 02:37 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Kitabı bir gece vakti okuyup bitirmem de benim için kitaba ayrı bir anlam kazandırdı.

Kitabın konusuna gelirsek...
Canlıların kendini yavaş yavaş uykuya bıraktığı gece, bir adamın ruhunda uyanışa neden olacaktır.
Böyle bir gece, ancak "Olağanüstü Bir Gece" olabilir.


Birçoğumuz, yığınlar içerisinde yaşayıp gidiyoruz.
Hep bir yaşam telaşesi içinde, hissetmeden, düşünmeden yaşıyoruz.
Peki, bu gerçekten yaşam denen şeyin kendisi mi? Yoksa bir yanılsamadan mı ibaret?
Varoluşunuzu sorgulamanıza neden olacak bir kitap daha...


Bir adamın kendini keşfine eşlik etmeye var mısınız?
Eğer yanıtınız olumlu ise, bu kitabı mutlaka okuyun.


Kadim dostlarımız olan kitaplarla kalın. :)

Ayşenur 
20 Nis 09:02 · Kitabı okudu · 1 günde · 6/10 puan

Yolculuk esnasında okuduğum ince bir kitap. Çok okunanlar listesinde olduğu ve çevremde hep fazlaca olumlu yorumlar yapıldığı​ için beklentisini yüksek tuttum sanırım. Bana çok ilgi çekici gelmedi. Abartılacak kadar iyi bulmadım. Tabi herkesin bakışı farklı.
Akıcı bir anlatımı var. Her şeye sahip olan, her istediğini yapan, zengin bir hayat süren amaçsız bir insanın yaşadığı gel-gitleri psikolojik tahlillerle sunmuş yazar. Parasal yönden zengin bir hayat yaşayan etrafında da bu tarz insanlar bulunan bir adamın hissisleştiğini farketmesi ve bu farkındalıktan yola çıkarak kendini bulmasını anlatıyor. Maddi yönden zengin olsa da insan manevi açıdan boşluktaysa yaşamının bir değeri olmuyor. İllaki buhranlar, huzursuzluklar yaşıyor.
Zaten yazar kitabın sonunda son nokta atışı yapmış :
" Ve bir kez kendi içindeki​ insanı anlamış olan bütün insanları anlar. "
Keyifli okumalar...

Nurhan Işkın 
 27 Nis 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

Kahramanımız ailesinin bıraktığı miras ile hayatını idame ettiren, zenginlik içinde yaşayan bir beyefendidir. Otuz altı yıllık yaşamında her şeyi elde etmiş, doymuş ve hayattan hiç bir beklentisi olmayan günü yaşayan ve kendisi ile aynı şartlara sahip arkadaş çevresinde söz sahibi, sevilen, sayılan bir birey olarak da hiç bir beklentisi olmadığı için artık iyice hissizleşen bir adamdır...

Katıldığı bir at yarışında başına gelen küçük bir olay onun duygu dünyasında çelişkiler yaşamasına sebep olurken daha fazlasını deneyimleme dürtüsünü de beraberinde getirir...

Şehrin aylak takımının takıldığı yere gittiğinde ise kendisine yabancı olan ama çok mutlu olan bu insanların bir şekilde varlığından rahatsız olduklarını, kendi iç dünyasında hissederken, hissizleşen duygularının artık farkına varmaya başlamasına ve kendini yeniden keşfetmesini sağlayacaklardır..

esraaltunerrr 
28 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Hastanede randevumun gelmesini beklerken okurum kısa bir kitap diye yanıma aldığım ve sıra gelene kadar okuduğum bir kitap. Oldukça muazzam anlatımı var. Bittiğinde neden bitti diye üzüldüğüm bir kitap oldu. Özeti kitabın tanıtımında yapılmış olduğundan konusuna değinmeyeceğim. Bir yerlerde sıkışıp kalmış ve bir aydınlanmayla püf diye kıvılcım saçıp hayatının yörüngesini değiştiren, öğrettikleriyle kılavuz kitap olmaya Önder bir kitap. Yani öykü kadar kısa değil, roman kadar uzun olmasını istediğin fakat roman da değil, tatlış minnoş bir novella. Keyifli okumalar.

mehmet pak 
 09 Tem 18:30 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Söylenmek için söylenmiş sözler, gidilmek için gidilen yerler, önceden programlanmış bir hayat ve bu hayatın içerisinde burjuvazinin maddi olarak zengin ama yaşam olarak dar ve bir o kadar sahte yaşantısının içerisinde kıvranırken, dönüşmüş olduğu robota bile imrenen bir insan düşünün. Bu yaşamın içerisinde hissizleşmemek mümkün mü? Kafanızı kaldırıp baktığınız hiç bir şey gerçek değil.Hisleriniz gerçek değil, yaşamınız gerçek değil, başkalarından çalmış olduğunuz hayatların, sizlere kazandırmış olduğu zenginlik, çok fakirsin be arkadaşım... Hayatın her alanında önceden programlanmış yaşamının sahteliğini fark edebilmek ve bunun dışında gerçek, bir o kadar geniş, bizlerin yaşamına dahil olmak için bedel ödemen gerekir arkadaşım. Ekmek arası köfte yemen gerekir. Üç beş arkadaş bozuklukları ortaya koyup,toplanan para ile bir akşam yemeği yemen gerekir. Son paran ile sigaramı alayım ,yoksa yemek yiyeyim diye tercih yapman gerektiğinde, aç yatacağını bile bile son paranı sigaraya vermen gerekir. Çiğköfte yoğururken alnından akan bir damla terin köfteye meze olduğunu bilmen gerekir, tavana bir parça atmayı unutma ha sakın. Tarlada çapa yapman gerekir. Gece kondu sokaklarında yıkıma gelen kepçelerin karşısında bizimle birlikte dimdik durman gerekir. Engels gibi babanın fabrikasında çalışan işçileri, babana karşı örgütlemen gerekir. Sevgilin dudaklarında aşkın şarabını içmen gerekir. Öyle altında son model araban, Rezzadan hediye aldığın milyonluk kol saatin, bilmem kaç bin tl lik takım elbisen,kendi vicdanını rahatlatmak için göstermelik yardımların ile bizlerin hayatına dahil olamazsın. Bizlere kömür yardımında bulunmayacaksın arkadaşım eğer gerçekten samimiysen ve bizlerin hayatına dahil olmak istiyorsan, kömüre neden muhtacız diye soranların yanında saf tutacaksın. Bizden çaldıklarını atacaksın bir kenara yüreğini ortaya koyarak geleceksin. Ne olduğun hiç önemli değil, nerede kimlerin yanında olduğun önemli.Ne olduğun hiç önemli değil, neye hizmet ettiğin önemli.Sonuçta, bir burjuva ailesinde doğmak senin tercihin değildir. Ama bu hayattın dar sınırlarını aşmak ve gerçek yaşamın, gerçek hayatın, gerçek insanların arasında yüreğinle var olmak senin tercihindir.

'' Karşılaştığım insanlar hep aynılarıydı; yüzlerini de, jestlerini de artık biliyordum.'' Burjuvazi yaşamının klişeleşmiş, şekilci,yapay ve sahte yüzünü bu sözlerle ifade eden Zweig '' Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.'' diyerek anlamaya çalıştığı insanların hayatına karışmak ister. Buna dahil olmak kolay değildir. Belki kitapta bunu başaramamış olabilir ama kendi sınıfının sahteliğini, kirliliğini, yapaylığını, hissizliğini,şekilciliğini, acımasızlığını anlamıştır. İyiliğin ve kötülüğün arasındaki çizginin inceliğini fark eder. Ve artık sizin burjuva yaşamınızın düz kumsallarında değilim diyerek, rest çeker geçmişine. Hoş geldin arkadaşım, artık sende yüreğinle bizimlesin.

Cihan Yıldız 
04 Ara 2015 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 7/10 puan

Oldukca dikkat cekici bir isme ve kapak resmine sahip, yetmiş sayfalik, tek atimlik bir kitap.

Kitabin ismi, insana her ne kadar derin his ve hazlarla gecirilmis bir kadin-erkek iliskisini anlatiyor gibi görünse de öyle bir durum olmadigini belirtmeliyim.

Öncelikle kurgu Zweig'e ait değil, katıldığı savaşlardan birinde hayatını kaybeden Avusturyali bir subayin, cekmecesinde bulunan notlarin derlenmesiyle olusturulmus bir kitap. Bu nedenle Zweig'in diğer kitaplarindaki tadı alamiyorsunuz, en azindan ben alamadim.

Kurguya değinecek olursak; bir burjuva olarak bol parali ve rahat bir yaşam süren, arzularını karsilamakta hic zorlanmayan, yaşamı boyunca maddi sıkıntılar çekmemiş bir subayin, burjuva kültürü içine hapsoluşu, geçirdiği sıkıntısız hayat sebebiyle duyarsizlaşması ve yaşadığı olağanüstü geceden sonra esas hayatı farkedişi konu edilmiş. Yani tam bir yeniden doğuş hikayesi.

Yer yer Zweig'in dokunuşlarini farketsem de hikayenin ona ait olmadığını fazlasiyla hissettim. Zweig'in etkileyici karakter analizlerinin yerini mekan, manzara ve doğa betimlemeleri almıştı. Açıkçası pek aradığımı bulamadim ama yine de kötüydü diyemem, okunabilir.

Selin 
10 Ağu 03:50 · Kitabı okumadı · Puan vermedi

Stefan zweing kitaplari ne kadar ince bazilarii 100 sayfa bile yok insan almakta tereddüt yasiyor bu kadar ince bir Kitabi :) :) Hikâye yarim falan mi kaliyor acaba? :) anlamadim. Okumak isteyebilirim sanirimm ama tatmin eder mi Bilemedim

Kitaptan 367 Alıntı

Ezgiperest 
14 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.

Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 69)Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 69)
kitapları seven 
23 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümse kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında!"

Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 37)Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 37)
Umut 
12 Şub 01:08 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Gülerek, sohbet ederek dalgalanan bir insan kalabalığının ortasında ben kendi kendimi arıyordum, içimdeki o yitik insanı arıyordum…

Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 36)Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 36)
Oğuz Aktürk 
02 Nis 17:29 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Bir avuç para.
Birisi üzerime aniden bir tabanca çevirse yüreğim etrafımdaki bunca insanın yüreğinin bir avuç para için attığı kadar atmazdı.

Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 14 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 14 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Yağmur SÖNMEZ 
23 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

...ilk kez bu dünyaya ait birisi için var olduğumu hissediyordum.

Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 57)Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 57)

Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek birşeyi yoktur artık.

Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 69 - İş Bankası Kültür Yayınları)Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 69 - İş Bankası Kültür Yayınları)
Umut 
12 Şub 12:45 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kendi kendimi anlamaya başladığımdan beri diğer pek çok şeyi de anlıyorum: Açlıkla bir vitrini seyreden birinin bakışları beni kahreder, bir köpeğin neşeyle sıçrayışı büyüleyebilir.

Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 68)Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 68)
fazi 
06 Mar 13:50 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Stefan Zweig - Olağanüstü Bir Gece
"Fakat başkalarının gençlik dedikleri şey benden çoktan geçip gitmişti zaten."

Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 10 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig (Sayfa 10 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
37 /

Kitapla ilgili 1 Haber

2017’nin En Çok Satan 10 Kitabı!
2017’nin En Çok Satan 10 Kitabı! 2017 yılında yerli ve yabancı en çok satan kitaplar, popüler kitap sitelerinin hazırladığı listelere göre hazırlandı.