Ölmeye Yatmak (Dar Zamanlar 1)

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.349
Gösterim
Adı:
Ölmeye Yatmak
Alt başlık:
Dar Zamanlar 1
Baskı tarihi:
Haziran 2014
Sayfa sayısı:
485
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051417332
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Ölmeye Yatmak
Ölmeye Yatmak
"İnsan krapon kâğıdından kanatlar takınca kelebek olduğuna inanır. Koyun postunda koyun, kurt postunda kurt […] Ülkü de giydirilebilir üstünüze ve Etlik tepeleri dağ gözükür gözünüze."

Ölmeye Yatmak romanı biçim açısından da ilginç. Çok geniş bir dönemi anlatmak isteyen romancı, Aysel'in ruh dünyasının yanı sıra toplumsal olayları, Aysel'i Doçent Aysel haline getiren koşulları yarı belgesel bir tarzla eserine katmış.
-Selim İleri-

Ağaoğlu'nun Ölmeye Yatmak adlı romanı, kadının cins kimliğini, bireyselliğini el yordamıyla araması, sorgulamasını ifade eder. Cumhuriyet kadın aydınının özgürlük ve dişilik arasındaki çıkmazını, bu romanındaki kadın tiplemesi, Aysel çok iyi bir şekilde betimler.
-Nilüfer Göle-
(Tanıtım Bülteninden).
485 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Dar Zamanlar üçlemesinin ilk kitabını okurken sürekli aklıma kimlik çatısması geldi. Osmanlının son döneminde başlayıp Cumhuriyetin ilanıyla hızlanmış olan modernleşme çabasının halkın gelenek ve töreleriyle çatışması, o dönemde yaşayan ve büyüyen roman kahramanları( Aysel-Anlatıcı, Ali, Aydın, Dündar Öğretmen) üzerinden anlatılıyor. Toplumun bireye dayattığı yaşam tarzı, hatta düşünce tarzı ile kendi istekleri arasında sıkışan bireyin hayat karşısında bocalamaları tarihsel sıra ile irdelenmiş. Romanın psikolojik yanı sıra yarı belgesel tarafının da ayrıca göz önünde bulundurulması gerekli, Cumhuriyetin ilk yılları ve hemen akabinde 2. Dünya savaşı sırasında Türkiye'nin durumu, insanlarının gelişimi, dinlenen şarkılar okunan kitaplar hepsi çok gerçekçi ve yerinde okuyucuya verilmiş.

Muhafazakar bir ailenin kızının sosyololi doçenti oluncaya kadarki yaşamı ve kimlik arayışını okuyup, "kadın olma"nın ve "kendi" olmanın psikolojik ve sosyolojik zorluklarını da ayrıca düşündürüyor bu harika roman( inceleme de diyebiliriz).

Hiç bir paragrafından sıkılmadığım, tam bir açlıkla okuduğum bu kitaptan sonra en kısa zamanda, üçlemenin diğer iki kitabını da okuyacağım.

Bkz: "Bir Düğün Gecesi" , "Hayır"
400 syf.
·5 günde
"Hiçbir şeye başlanılmamış sanki. Hiçbir şey eskimemiş. Yeniden eskitmeye başlamak. Aynı şeyi hep yeniden, yeniden denemek. Kendine hiçbir şey katmadan ve üstelik usanmadan, usanmaya kendinde hak tanımadan. Kadın olmadan önce insan olduğunu kendine bile unutturarak. Kendini yeniden pekiştirerek, sonsuza dek hep aynı yerde dönerek, dönerek ... Kimbilir, bu belki de derimizin altına zorla tıkıştırılmış bir hastalıktır. "

Ölmeye Yatmak "Dar zamanlar" üçlemesinin ilk kitabı.

Kitap, Aysel'in(Anlatıcı) bir otel odasında yatağa girerek ölüme yatmasıyla başlıyor.
"Köşedeki yatağı açtım. Çırılçıplak içine girdim; ölmeye yattım."(syf:7)

Ölümü bekleyen Aysel otel odasında geçirdiği bir buçuk saatlik süreçte iç hesaplaşmaya gidiyor, ilk önce kendini daha sonra toplumu sorguluyor. Kendiyle ve toplumla hesaplaşmaya giden Aysel bizi yaklaşık 30 yıl süren bir döneme götürüyor.
Ankara'da bir okul müsameresi ile başlayan bu süreç, Aysel'in ve ilkokul arkadaşlarının, ailesinin, çevresinin 1938-1968 yılları arasında toplumsal olaylar ekseninde yaşadıklarını anlatıyor.

Bir dönem kitabı olan Ölmeye Yatmak, Cumhuriyet dönemi Türkiyesi'nin bir portresini çiziyor. Atatürk'ün ölümünden sonra Türkiye'nin yaşadığı buhranları, İkinci Dünya Savaşı'nın getirmiş olduğu ağır ekonomik koşulları, Çok partili hayata geçişteki sancılı süreci ve 27 Mayıs İhtilali gibi olayları yarı-gerçek bir belgesel tadında bazı yerlerde taşlamalar ile okuyucuya aktarıyor.

Kitabın dili sade ve akıcı, okurken çok keyif aldım,diğer iki kitabı(Bir Düğün Gecesi,Hayır...)da okumak için sabırsızlanıyorum.Tüm kitapseverlere tavsiye ederim,keyifli okumalar..
399 syf.
·8 günde
Bu kitabını da okuduktan sonra anladım ki Türk romanının üstadesi Adalet Ağaoğlu’dur. Öyle sağlam bir kurgu, öyle güzel bir anlatım.

Bir kere kitapta ustaca kullanılmış bir geriye dönüş tekniği var-ki bu teknikle yazmanın hiç de kolay olmadığını düşünüyorum- Okurken bir an için ''ne alaka ya, ben bunları niye okuyorum şimdi'' diyorsunuz ama ilerde öyle güzel ve öyle alakalı bir yerde çözüme kavuşuyor ki mesele ister istemez bir ''heee...'' dedirtiyor size.

Ölmeye Yatmak, Dar Zamanlar üçlemesinin ilk kitabı. Birbirinden çok farklı zamanları anlattığı için sırayı bozmanın bir sakıncası olmayacağını düşünerek seriye o an elimde olan ikinci kitapla, Bir Düğün Gecesi ile, başlamıştım. Bu kitabı bitirdikten sonra ise üçlemenin sırasına sadık kalmak gerektiği kanısındayım. Çünkü benim gibi seriye ikinci kitaptan dalacak olursanız bu kitabın ana karakteri olan Aysel’den nefret etme ihtimaliniz var.


Kitap, çocukluk yılları cumhuriyetin ilk zamanlarına denk gelen birkaç çocuğun hayatları ekseninde gelişiyor. Başlarda anlatımı sıkabilir hatta kitabı yarım bırakmak istemenize bile sebep olabilir ancak biraz sabır gösterirseniz kendinizi yavaş yavaş ilerleyen olaylar zincirini merakla izlerken bulacaksınız. Ben ilk kısımları okurken bunun bir dönem romanı olduğunu ve günümüzde okunmasının pek bir yararı dokunmayacağını düşünmüştüm ancak kitabın ilerleyen bölümleri bu yargımı yerle bir etti.


Ölmeye Yatmak, milletçe orta yolu bulmak konusunda ne kadar zayıf olduğumuzu çok iyi şekilde ortaya koyan bir roman. Ne yazık ki öyleyiz, uçlarda yaşamakta, en ufak bir meselede kolayca iki kutuba ayrılmakta üstümüze yok. Hepimizin ortak değeri olan Mustafa Kemal’in çağdaşlaşma yolundaki öğütlerini hayata geçirmek konusunda bile durum bu şekilde. Bir kısım bunların özünü anlamadan yüzeysel düşünerek bunları dikte etmeye çalışırken bir kısım eski akıldışı geleneklerde diretip Atatürk’e neredeyse düşman oluyor. İşte romanın ilk kısımları bu sorunu anlatıyor.


Kitabın bölümleri arasına konulmuş gazete haberleri ve o dönemin tarihi olaylarının anlatıldığı bölümlerle cumhuriyetin ilk yılları, Atatürk’ün ölümünden sonraki olaylar, İkinci Dünya Savaşı yılları ve bu dönemde Türkiye’nin nasıl bir süreçten geçtiği, Varlık Vergisi, Soğuk Savaş yılları ve hatta 60 darbesi anlatılmış. Bu yönüyle yalnızca bir roman anlatımı olmanın ötesine geçilerek olayların geçtiği dönemin gerçekliği de aktarılmış. Adalet Ağaoğlu romanlarında sık karşılaştığımız bir durum.


Kitabın kahramanları bir ilçe ilkokulunda Dündar öğretmenin öğrencileri olan ve daha sonra mezun olarak ülkenin farklı farklı yerlerine dağılıp her biri farklı bir kesimin düşüncesini benimseyen kişiler; Aysel, Aydın, Ali, Sevil, ... Öğrenciyken kimi köylü, esnaf, işçi çocuğu kimi de ilçenin forslu sınıfının çocuğu olan bu kahramanlar kitap boyunca yaşamın çeşitli evrelerinden geçip farklı yerlere geliyorlar. Arada bir yolları kesişiyor tabi, hatta bazen birinin haberini diğerinin mektubundan öğreniyoruz.


Adalet Ağaoğlu’nun her kitabında mutlaka hayranı olacağım bir kadın karakterle karşılaşıyorum. Buradaki Aysel’di (Bir Düğün Gecesi’nde ise Tezel). Aysel, yetiştiği çevreye karşı durarak okuma savaşı vermiş bir kadın ve başlarda tek gayesi ülkesine faydalı olmak. Aysel kitap boyunca toplumsal yargıları, cinsiyet rollerini, birey olma kaygısını, ülkesine yararlı olma ülküsünü sorgular. Yazar, bu sorgulamayı, romanı kaleme alırken Aysel’e, onun bocalayan hallerini okurken de biz okurlara yaptırır.


Aysel toplumun kalıplaşmış değer yargılarına bütünüyle aykırı hareket eden bir karakterdir. Kızların erkeklerle arkadaşlık etmesinin hoş görülmediği bir ortamda Ali ile dostluk kurar, ona mektup yazar. Kızların okutulmasını hoş karşılamayan bir çevreye sahip olmasına rağmen okumakta diretir hatta yurtdışına eğitim almaya bile gider. Hocayken öğrencisi ile birlikte olur. Ölmeye yatar. Ve bütün bu aykırı hallerini ayıplayan topluma karşı da kitabın sonunda sağlam bir cevabı vardır:

Yeterince saygıdeğer değilsem değilim. Her şeyde haklı ve doğru olmak için her şeyin haklı ve doğru olması gerek. (#33542453)
485 syf.
·10/10
Okumaya başlamadan önce, hakkında tek bir fikre dahi sahip olmadığım bir kitaptı Ölmeye Yatmak; yalnızca bir arkadaş tavsiyesi üzerine, konusunun ne olduğunu bile bilmeden okumaya başlamıştım. İyi ki de okumuşum, öyle çok etkilendim ki Adalet Ağaoğlu'nun üslubundan, şu dört yüz seksen beş sayfanın tek bir sayfasını bile sıkıcılaştırmayışından, yine de umutla biten sonundan, içeriğinden, ekseriyetle verebileceği hemen her şeyi verişinden... Bu virgüller uzar gider.

Açıkça, çekinmeden oluşturulan bir Cumhuriyet Dönemi eleştirisi, bugün bize de ışık tutan bir eleştiri, yersiz konuşmalardan, eleştiri kalıbına sokulan gevezeliklerden çokça uzak. Zira madalyonun öteki yüzü, dönemini ve geçmişini her yönüyle anlamak isteyenler için cılız gibi görünen güçlü bir ışık. Söylenecek çok şey var aslında fakat ben uzatmak istemiyorum, yalnızca şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Mutlaka tavsiye ederim. Dikkatli okumalar.
485 syf.
Böyle bir kitap yeniden yazılır mı? Yazılır. Ama kendini bir kurucu nesille ilişkilendiren onun parçası olan birileri lazım. Yani bir kuşağın sorumluluğunu omuzlarında taşıyabilmek gerekiyor. Şu an böyle bir durum yok. Ama cumhuriyetin ilk yetiştirdiği kuşak için böyle bir durum vardı dolayısıyla bu romanı ayrıksı yapan özelliklerden biri bu.

Cumhuriyetin ilk dönem sloganları vs üzerinden yapılan bazı iğnelemelerden hareketle kitapta bir kurucu felsefe eleştirisi olduğu söylenebilir. Ki Adalet Ağaoğlu'nun kendi yaşamına ve vardığı politik sefaletine bakarsak bu kesinlikle doğru da olabilir ama ben metin temelli yaklaştığımdan o kadar kesin konuşma taraftarı değilim. Doğrusu o kısımlar çok ilgimi de çekmedi. Nihayetinde Aysel'in bir kişiliğinin olması da aslında cumhuriyetin bir getirisi. Ve ben Aysel'in kişiliğiyle ilgiliyim daha çok.

Aysel'i, Yalçın Küçük çok beğenmiş. Özgür kadın diyor, buna katılıyorum. Ama tabi feminist bakışıyla değil bu. Bir kere çelişkileri var ve bu özgürlük işareti. Mücadelesi, fikri, zaafları vs var bunlar hep özgür olmanın getirileri. Bu açıdan öncü bir karakter olabilir. Her şeyden önce içine girdiğimiz bir karakter. Bunda bilinç akımı tekniğinin de katkısı var tabi. Bir şey söylerken aslında başka bir şey hissettiğini vs hep biliyoruz ve bu Aysel'i müthiş gerçek kılıyor. Böyle olunca da sevmek kaçınılmaz oluyor.

Cumhuriyet eleştirisi yanında bir de yasak aşk mevzusu var bu kitapla alakalı lafı edilen ki ikisine de çok katılmıyorum. Çok kritik bulmuyorum iki mevzuyu da. Bir kere yasak aşk yok bu romanda çünkü aşk yok. Her duygusunun zerresine bile şahit olduğumuz Aysel'in aşkı yaşayamayacak kadar tükenmez bir bilinç, derin bir yükseklik ve adanma duygusu olduğunu biliyoruz. Belki ondan, belki karşısındakilerin silikliğinden ben fark edemedim bir aşk durumunu. Engin bir prototip, yer yer karikatür hatta. Sadece üzerinden bir toyluk eleştirisi yapılabilir, belki işlevi odur bilemiyorum. Aşk yok ama bir çekim var elbette ki o da Aysel gerçekliğinin bir parçası. Ölmeye yatmanın sebebi olarak da görmüyorum. Belki görünürde. Bazen tetikleyici olur ufacık bir olay. Bence öyleydi.

Bu kitap 80 sonrası yazılsaydı Yalçın Küçük küfür romanı diyebilirdi buna. Bu potansiyel mevcut çünkü. Ama bu aslında insan olmanın getirdiği bir potansiyel. Diyalektik diyoruz buna. Solcu ya da devrimci olunca çelişkilerinden zaaflarından pat diye arınamıyorsun ve hatta kendini sorgulamaların bir ömür boyunca sürüyor. Çünkü kavrayış derin ve yaşam da çok çetrefilli.

Post modern teknikle gerçekçi roman yazılır mı? Yazılır. Gerçeğin öyle kolayca kendini ele vermediği, mevcut şablonların yetersiz kaldığı noktada bu tarz deneyler gereklidir hatta. Yeter ki gerçeğin peşinde olsun.





--spoiler--









''Ve Aysel bir nisan sabahı yeniden doğar. Tükenmiş, suyu çekilmiş Aysel'i elbirliğiyle yeniden doğurttuk.''

--spoiler--
485 syf.
·14 günde·Beğendi·8/10
Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoplu'nun Dar Zamanlar üçlemesinin ilk kitabı.
Ölmek için bir otel odasına giren, ve ölmeye yatan bir cumhuriyet kadınının, Aysel'İn, odadaki bir buçuk saatlik iç hesaplamasını anlatmaktadır. Bu iç hesaplaşma, cumhuriyetin ilk dönemlerinde küçük bir kasabadaki ilk okul bitirme piyesiyle başlayan ve otel odasında biten yaklaşık 60 yıllık bir süreyi kapsamaktadır.
Kİtap, içerik olarak oldukça zengin. Yakın tarihimizin olaylarını oldukça objektif bir şekilde ortaya koymuştur. Bu açıdan bakıldığında tarihi bir kaynak kitabı değerindedir.
Öte yandan cumhuriyetin ilk yıllarını bir kadının gözünden dinlemek de çok etkileyiciydi. Aysel'in ailesi ve olmak istediği aydın kişi arasındaki sıkışmışlığı başarılı aktarılmıştır.
Dili oldukça yalın, akıcı...
Özetle çok beğendiğim bir kitap oldu...
485 syf.
·20 günde·9/10
Okumaya başlamadan önce kesin sıkıcı bir kitaptır diye düşündüğüm ama okumaya başladıktan sonra aslında sıkıcı bir kitap değilmiş dediğim bir kitap, Ölmeye Yatmak.. Yazar 1938 ile 1970 arasında geçen dönemi çok objektif bir şekilde anlatmış. O dönemin insanların, kültürünün yapısını bu kitabı okuyan biri çok iyi anlayabilir. Bu kitapta bir kez daha gördüm modernleşirecek diye kendi kültürümüzden ve dinimizden uzaklaşıp batıya benzeyebilmek için yapılan maymunlukların ne kadar iğreti durduğunu. Kitabın başlarında daha bunu görebiliyoruz. Kendini aydın gibi gören bir hoca sırf öğrencisi başını sallayarak şiir okuyor diye Kuran okur gibi okuma diyebiliyor. Yani bunu daha 10 yaşlarındaki bir çocuğa diyor. Kim bilir bunun gibi sözleri bu çocuklara 5 yıllık ilkokulları boyunca kaç defa etmiştir? Yani çocuk da böyle kendi kültürünün dininin küçük göründüğü bir yerde ister istemez kendi değerlerinden uzaklaşır. Hatırlarım 6. Sınıfın ilk sosyal bilgiler dersini. Hoca bizle tanışır tanışmaz Osmanlının torunlarıyız söylemini ağır bir şekilde eleştirip böyle düşünenler o zaman Ermenilere Erzurum’u versin gibi söylemlerde bulunmuştu. Daha ilk ders arkadaşım ve 12 yaşında çocuklarız. Ne diye direk bu konuyu konuşursun ki! Hiçbir şey anlamadan dinliyoruz öyle hocayı. Kimsede demiyor “Aga bu ne diyor?”. Sonradan tabi aklımız başımıza gelince anladık hoca alttan alta kendi saçma düşüncelerini bize empoze etmeye çalışıyormuş.
Neyse uzatmadan kitaba döneyim ben. Yazar bazı bölümlerinde dönemin olaylarını gazete küpüründen alınmış gibi okuyucunun önüne sermiş. Bu da o zamanları daha iyi anlamamıza katkıda bulunuyor. Kitabın dili de öyle zor değil. Kitap rahatlıkla akıp gidiyor.
Kendime dedim kitabı okurken, o günlerde yaşasaydım bu aklımla ne yapardım diye. Abi kesinlikle diyorum okumazdım okul falan. Bugünkü eğitimi eleştiriyoruz ama o günkü daha da berbatmış. Okul okuyup batılı olmayı modernleşme olarak gören ve elimde bira varken köyümdeki köylünün saçına bağladığı örtüyü batılı olamamış diye iğretiyle bakan biri olacağıma bir köyde it gibi çalışan bir ırgat olurdum daha iyi. Son olarak demek isterim ki aslında şunu anlıyoruz ki demokrasi de yalanmış. Gene kim baştaysa o kişinin görüşleriyle şekillendirilmeye çalışılıyor toplum her devirde olduğu gibi. Ondan demokresiyi de öyle çok şeyapmamak lazım. Neyse neyse sözü fazla uzatmışım. İnşallah hepimiz karşımızdaki insanın görüşlerine saygı duyabilen bir birey olabilmeyi başarabiliriz.
485 syf.
·4 günde·7/10
Dündar öğretmen, öğrencileri Aysel, Aydın, Ali, Namık, Ertürk ve daha niceleri.
Cumhuriyetin ilk yillari, toplumun değişime ayak uydurma çabaları, geçmişten kopamama, batılılaşma çabaları Dündar öğretmen ve öğrencilerine olan etkilerini görüyoruz bu eserde.
Dar Zamanlar üçlemesinin ilk kitabi.Eser mektupların, günlüklerin katkisiyla daha samimi bir hava oluşturmuş.Cumhuriyetin ilk zamanlarını, insanlar üzerindeki etkilerini öğrenmek için uygun bir eser.İyi okumalar.
485 syf.
·17 günde·Beğendi·8/10
Mustafa Kemal'in ölüm yılı olan 1938'de, Ankara'ya 200 km uzaklıkta bir ilçede ilkokulu bitiren bir öğrenci kuşağının, Cumhuriyetin inişli çıkışlı, zaman zaman karanlıklara boğulan aydınlanma yolundaki yaşam mücadelelerini anlatan bir dönem romanı "Ölmeye Yatmak".

Adalet Ağaoğlu tarafından 1968-1971 yılları arasında yazılmış ve 1973'de baskısı yapılmış olan bu roman, yakın zamanlarda okuduğum dönem romanları arasında, anlattığı dönemi en gerçekçi anlatan eserlerden birisi. Yine yakın bir zamanda okuduğum ve yine 1973 yılında baskısı yapılmış olan Vedat Türkali'nin "Bir Gün Tek Başına" romanına göre, yaşadığı toplumu daha geniş bir pencereden anlatan roman.

Dündar öğretmenin, Cumhuriyetin ilk yıllarında edindiği "irfan ordusu" yetiştirme görevinin eserleri olan öğrenciler, bir toplumun en renkli çeşitliliği içinde, düzenden ya da düzen muhalifliğinden nemalanan ya da her halükarda her düzen tarafından ezilen yaşam döngüsünün içinde karşımıza çıkıyorlar.

Baş karakter olarak karşımıza çıkan Aysel, kendisini çevreleyen tüm muhafazakar kalıplara karşın, okumaya olan istekliliği ile, önündeki engelleri tek tek aşmaya çalışırken, hem önündeki engelleri hem de hedeflerini sorgulayan bir gerçekçilikle romana ağırlığını koruyor. Kendisini çevreleyen muhafazakarlığı, bir erkek olarak değil kadın olarak direnmenin güçlüğünü yaşamının her aşamasında bizlere sergiliyor.

Ancak romanda beni en çok etkileyen ve zorlayan karakter, Dündar öğretmenin zoru ile köyünde anasının dizi dibinden alınıp Ankara'ya okumaya gönderilen ve hayata bir türlü düzene girmeyen Ali oldu. Aysel'in bile yaşamının bir döneminden sonra düzenin nimetlerinden faydalanmaya başladığı bir süreçte, Ali hayatta hak ettiğini alamayan bir karakter olarak yürek dağlayıcı idi.

Cumhuriyet'in 93. yıl dönümüne denk gelen bugünlerde okuduğum bu kitap, cumhuriyetin ilk dönemlerinde, özellikle 2. dünya savaşı dönemlerinde geçirdiği aşamaların hiç de kolay, hiç de coşkularımıza vesile olacak düzeyde geçmediğini bizlere hatırlatan dönem eseri olmuş. Toplumda dönüşümü hedefleyen bir aydınlanma girişiminin taklitçilik ve simgesellik düzeyini aşmakta zorlanması ile toplumun tutuculuğunu direnç noktası yapan diğer bir akımın çekişmesi, gerek arka planda gerekse de alt karakterlerde açık bir şekilde görülüyor.

Yasak bir aşk hikayesini de içeren bu toplumsal dönüşüm sürecinin eseri olan "Ölmeye Yatmak", soru işaretlerini arttıran bir öğrenme sürecine eşlik ediyor.
485 syf.
·4 günde
“ Her şeyde haklı ve doğru olmak için her şeyin haklı ve doğru olması gerek.”
İlk Adalet Ağaoğlu kitabım. Güzel bir dönem romanıydı, su gibi içtim kitabı. Katıldığım/ katılmadığım yerleri elbette oldu. O döneme şahitlik etmek keyifliydi.
Bana bu kitabı tavsiye eden sevgili Sergen, teşekkürler:)
Serinin devam kitaplarına da başlamak için sabırsızlanıyorum:)
485 syf.
·Puan vermedi
Adalet Ağaoğlu'nun okuduğum ilk kitabıydı. Özellikle bir kadının gözünden yakın tarihimizin anlatılması çok ilgi çekici. Kullandığı üslup yapıtın içeriğiyle doğru orantılı olarak oldukça çarpıcı. Okurken adeta kitabı yaşıyorsunuz, diyebileceğim nadir kitaplardan.
485 syf.
·Puan vermedi
Köylü Aysel’in adım adım doçent olma yolunu ve cumhuriyet sonrası dönemde halkta meydana gelen değişmeleri Adalet Ağaoğlu romanında değişik anlatım türleri kullanarak( tek bir türe bağlı kalmamış, örneğin; anı, mektup ya da birinci tekil kişi anlatımı ya da hakim bakış açısı gibi) okuyucuya aktarıyor. Keyifle okumanız dileğiyle.
Acaba hiç kendim olmuş muydum? Hiç kendimiz olduk mu? Görevlerin birlikte götürülmediği bir yerim oldu mu hiç?
Ama o sıra kendimi nerede bulursam kendiliğinden oluyordu bu. Sonra, kendimi bulduğum yerde gereksizliğimi de buluyordum.
Saatin yüreğini dinliyorum. Durmuş. Evet. Ben ölümümü beklerken, o ölmüş demek!
Ölebilen tek şey bu. Zaman.
Adalet Ağaoğlu
Sayfa 283 - Everest Yayınları
İyi bir gazeteci, gördüğü bir olayın her cephesini, hatta görünmeyen cephesini bile iyi aksettirebilen insandır.
Adalet Ağaoğlu
Sayfa 266 - Everest Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölmeye Yatmak
Alt başlık:
Dar Zamanlar 1
Baskı tarihi:
Haziran 2014
Sayfa sayısı:
485
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051417332
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Ölmeye Yatmak
Ölmeye Yatmak
"İnsan krapon kâğıdından kanatlar takınca kelebek olduğuna inanır. Koyun postunda koyun, kurt postunda kurt […] Ülkü de giydirilebilir üstünüze ve Etlik tepeleri dağ gözükür gözünüze."

Ölmeye Yatmak romanı biçim açısından da ilginç. Çok geniş bir dönemi anlatmak isteyen romancı, Aysel'in ruh dünyasının yanı sıra toplumsal olayları, Aysel'i Doçent Aysel haline getiren koşulları yarı belgesel bir tarzla eserine katmış.
-Selim İleri-

Ağaoğlu'nun Ölmeye Yatmak adlı romanı, kadının cins kimliğini, bireyselliğini el yordamıyla araması, sorgulamasını ifade eder. Cumhuriyet kadın aydınının özgürlük ve dişilik arasındaki çıkmazını, bu romanındaki kadın tiplemesi, Aysel çok iyi bir şekilde betimler.
-Nilüfer Göle-
(Tanıtım Bülteninden).

Kitabı okuyanlar 450 okur

  • Emel Altınbıçak
  • Büşra Kurt
  • Bir Dilek
  • Berov Beroviç
  • Gülnaz Eliaçık Yıldız
  • Gökhan kaymaz
  • Galip temiz
  • Selda Emir
  • özgeck
  • Mehmet Akburu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.8
14-17 Yaş
%0.9
18-24 Yaş
%18.6
25-34 Yaş
%30.1
35-44 Yaş
%29.2
45-54 Yaş
%14.2
55-64 Yaş
%2.7
65+ Yaş
%2.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.5
Erkek
%33

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22 (28)
9
%17.3 (22)
8
%32.3 (41)
7
%15.7 (20)
6
%6.3 (8)
5
%3.9 (5)
4
%0
3
%0
2
%0.8 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları