Ölmeye Yatmak Dar Zamanlar 1

8,3/10  (41 Oy) · 
122 okunma  · 
41 beğeni  · 
1.751 gösterim
"İnsan krapon kâğıdından kanatlar takınca kelebek olduğuna inanır. Koyun postunda koyun, kurt postunda kurt […] Ülkü de giydirilebilir üstünüze ve Etlik tepeleri dağ gözükür gözünüze."

Ölmeye Yatmak romanı biçim açısından da ilginç. Çok geniş bir dönemi anlatmak isteyen romancı, Aysel'in ruh dünyasının yanı sıra toplumsal olayları, Aysel'i Doçent Aysel haline getiren koşulları yarı belgesel bir tarzla eserine katmış.
-Selim İleri-

Ağaoğlu'nun Ölmeye Yatmak adlı romanı, kadının cins kimliğini, bireyselliğini el yordamıyla araması, sorgulamasını ifade eder. Cumhuriyet kadın aydınının özgürlük ve dişilik arasındaki çıkmazını, bu romanındaki kadın tiplemesi, Aysel çok iyi bir şekilde betimler.
-Nilüfer Göle-
(Tanıtım Bülteninden).
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2014
  • Sayfa Sayısı:
    485
  • ISBN:
    9786051417332
  • Yayınevi:
    Everest Yayınları
  • Kitabın Türü:
Kaan Ö. 
 04 Ağu 03:34 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Diğer incelemelerde konuya az çok değinilmiş, cumhuriyet devrimleri, halkta taban bulmayan bazı değişim çabaları, idealler, hayal kırıklıkları, arada kalmışlık vs. vs... Kitap iyi işlenmiş karakterler eşliğinde 1930'ların sonlarından 70'e kadar uzanan bir Türkiye panoraması sunuyor bizlere. Kitabın yayınlanma tarihi 1973. Ama bu kitabın 2017 yılında farklı bir farklı bir incelemeye tabi tutulması gerektiğini düşünüyorum.

Hani bazıları derler ya solcular anca rakı masasında vatan kurtarır diye. Haklılar. Rakıyı severiz. Vatanı da severiz. Hem de çok severiz. Bizim farkımız; bazılarının değil, herkesin mutlu olduğu bir vatan düşleriz. Sadece vatan da değil, bütün dünya. Düşlerimiz büyüktür. Dolayısıyla hayal kırıklıklarımız da... Bi bok olmaz bu ülkeden de insanlarından da deriz. Biz nasıl bu hale geldik deriz. Şikayet ederiz. Konuşuruz da konuşuruz. Rakı biter, söz bitmez. Sonra işe, okula gideriz. Çalışırız, mücadele ederiz. Çokça yeniliriz. Güce itaat etmezsen zordur bu ülkede hayat. İş bulmak zordur. Onurlu kalmak zordur. Hak aramak zordur. Kimimiz ölmeye yatar bazen. Nuriye gibi, Semih gibi... Anlamazlar. Aslında ölmek istemeyiz. Yaşamayı severiz biz. Daha pek çok şey severiz. Ağaçları severiz. Hayvanları severiz. Sevişmeyi severiz. Varsın birileri kültürümüzde yok desin. Hırsızları sevmeyiz mesela. Betonu da sevmeyiz. Griyi sevmeyiz. Gökkuşağının renklerini severiz. Adalet isteriz herkes için. Eşitlik isteriz. Mevzu derin. Çok şey düşündürdü bana bu kitap, yudum yudum okudum. Rakı gibi. Acıydı. Çok düşündürdü. Ama en çok bugünlere nasıl geldik onu düşündürdü.

Biraz da Zülfü Livaneli konuşsun, sonra belki bir şeyler daha söylerim:

"Eskiden Kemal Sunal filmleri çok tutulduğu için, insanın aklına ister istemez Şaban tiplemesi ile Recep İvedik tiplemesini karşılaştırmak geliyor. Şaban, büyük göçün başlangıcında köyden şehre yeni gelen, alçakgönüllü gecekondu mahallelerinde oturan, başını döndüren şehir karşısında köy safiyeti taşıyan, etrafa şaşkın şaşkın bakan bir tipti. Şehrin katakullilerine aklı ermezdi. Yüksek binalara bakarken şapkası düşerdi. Gördüklerine hayran olurdu. Karşısına çıkan kızın yüzüne bakarken ağzını toplayamazdı. Şaban zamanla şehre alıştı. Oturduğu gecekondunun yerine kaçak bir bina dikti, altına da bir dükkân açtı. Akrabalarıyla birlikte siyasi bir partinin yandaşları arasına girdiği için himaye edildi. Artık kentlilere çekinerek bakmıyordu, eline para geçmişti. Kentli kızları aşağılıyor, sokakta karşısına çıkanlara amaçsızca kötülük ediyor, ikide bir “Haaayt ulan!” diye bağırıyor, milli maçlardan sonra silah sıkıyordu. Yüzünden o insani gülümseme silinmiş, tam tersine gördüklerini aşağılayan, hakaret eden bir nefret anlatımı yerleşmişti. Kentin yeni efendisiydi o ve eski efendileri aşağılama hakkına sahipti. Böylece Şaban Recep’leşti. Ve Türk toplumu kendi yüzünü Şaban’da değil, bu yeni Recep’te görmeye başladı. Çünkü Şaban’lar hızla azalıyor, Recep’ler ise her geçen gün artıyordu. İstanbul’un “kodamanlarını” önüne diziyor ve “Adam olun laaan!” diye bağırıyordu."

Bu noktada araya giriyorum. Evet devrimler acıdır. Acıtır. Bu toprakların tarihi de cumhuriyet sonrası da dahil acı olaylarla doludur. Çok yanlışlar yapılmıştır. Ama bu yanlışlarla yüzleşmek, hatalardan ders çıkarmak ve daha iyi bir gelecek inşa etmek bizlerin elindedir. 31 yaşındayım. Çok genç bir yaş aslında, ama bu ülkede geçmişte çekilen acılardan geliştirilen kompleksler üzerinden gösterilen siyasi reaksiyonun kimseye fayda sağlamadığını öğrenmeye yetti. İntikam hırsı gözleri kör eder. Vicdanı kurutur. İktidar zamanla yozlaşır, uzun süre aynı elde kalması tehlikelidir. Bugün yaşadıklarımız tam olarak güç yüzüğünü ele geçiren ezilmişlerin zulmü değil de nedir? Söz tekrar Livaneli'nde:

"Bu dönüşümü siyasi bir gelişme sananlar fena halde yanılır. Mesele kültürün değişimidir. Bu toplumun kültürü değişti, başkalaştı. Şaban’lar Recep’leştikten sonra, kendisine uygun yerel ve genel iktidarları elbette bulacaktı. Bir sonuçtu bu. Otuz yılı aşkın bir süredir, medya başta olmak üzere birçok kurum “Recep’leşmeyi”, yani lumpenleşmeyi destekledi. İstanbul’un sözüm ona “elit” leri, gazeteleri ve televizyonlarıyla Şaban’ın Recep’leşmesine müthiş destek verdi. Aydınlar lumpenlere bayıldılar, onları başlarına çıkardılar. Müzik müzik olmaktan çıktı, haykırışlar ve böğürtüler haline dönüştü; İstanbul’un görünümü değişti; televizyonlar insan soyuna yakışmayacak rezilliklere açtılar ekranlarını. Böylece cehenneme giden yolun taşlarını döşemiş oldular. Siyasi partiler ayrım tanımadan Recep’leşen topluma kucak açtı. Kendileri de Recep’leştiler.
Sonuç ortada. Ey anlı şanlılar!
Bundan sonra bu süreci tersine çeviremezsiniz. Biz size yıllar boyunca bu gözlemleri aktarıp; kültür, değerler, gelenekler falan dedikçe kös dinlediniz. Şimdi sizi de yutmaya başlayan ve sonunda yok edecek olan yeni toplum hepinize hayırlı olsun."

Livaneli'nin yazısı umutsuz bitiyor. Yazı 2010'da yazılmış ve tam olarak öngördüğü şeyleri yaşıyoruz. Ben gelecek için umutsuz değilim. Ama umudum öyle 3-5 yıl sonrası için değil. İdealimdeki vatanı görmeye ömrüm yetmez belki ama biliyorum ki bu topraklarda akıl ve bilimi sarmalayan zincirler kırılmıştır bir kere. Artık "uygarlık nehri tersine akıtılamaz".

Ahmed Arif'in dizeleri ilaçtır bana:
"...
Öyle yıkma kendini
Öyle mahzun öyle garip
Nerede olursan ol
İçerde dışarda derste sırada
Yürü üstüne üstüne
Tükür yüzüne celladın
Fırsatçının fesatçının hayının
Dayan kitap ile dayan iş ile
Tırnak ile diş ile
Umut ile sevda ile düş ile
Dayan rüsva etme beni

Gör nasıl yeniden yaratılırım
Namuslu genç ellerinle
Kızlarım oğullarım var gelecekte
Her biri vazgeçilmez cihan parçası
Kaç bin yıllık hasretimin koncası
Gözlerinden gözlerinden öperim
Bir umudum sende anlıyor musun?"

Uzun oldu biraz ama son söz üçlemenin 2. kitabı "Bir Düğün Gecesi"nin ilk cümlesi olsun :)

"-İntihar etmeyeceksek içelim bari!"

Muzaffer Akar 
14 Mar 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Dar Zamanlar üçlemesinin ilk kitabını okurken sürekli aklıma kimlik çatısması geldi. Osmanlının son döneminde başlayıp Cumhuriyetin ilanıyla hızlanmış olan modernleşme çabasının halkın gelenek ve töreleriyle çatışması, o dönemde yaşayan ve büyüyen roman kahramanları( Aysel-Anlatıcı, Ali, Aydın, Dündar Öğretmen) üzerinden anlatılıyor. Toplumun bireye dayattığı yaşam tarzı, hatta düşünce tarzı ile kendi istekleri arasında sıkışan bireyin hayat karşısında bocalamaları tarihsel sıra ile irdelenmiş. Romanın psikolojik yanı sıra yarı belgesel tarafının da ayrıca göz önünde bulundurulması gerekli, Cumhuriyetin ilk yılları ve hemen akabinde 2. Dünya savaşı sırasında Türkiye'nin durumu, insanlarının gelişimi, dinlenen şarkılar okunan kitaplar hepsi çok gerçekçi ve yerinde okuyucuya verilmiş.

Muhafazakar bir ailenin kızının sosyololi doçenti oluncaya kadarki yaşamı ve kimlik arayışını okuyup, "kadın olma"nın ve "kendi" olmanın psikolojik ve sosyolojik zorluklarını da ayrıca düşündürüyor bu harika roman( inceleme de diyebiliriz).

Hiç bir paragrafından sıkılmadığım, tam bir açlıkla okuduğum bu kitaptan sonra en kısa zamanda, üçlemenin diğer iki kitabını da okuyacağım.

Bkz: "Bir Düğün Gecesi" , "Hayır"

failimuhtar 
02 Kas 2016 · 10/10 puan

Okumaya başlamadan önce, hakkında tek bir fikre dahi sahip olmadığım bir kitaptı Ölmeye Yatmak; yalnızca bir arkadaş tavsiyesi üzerine, konusunun ne olduğunu bile bilmeden okumaya başlamıştım. İyi ki de okumuşum, öyle çok etkilendim ki Adalet Ağaoğlu'nun üslubundan, şu dört yüz seksen beş sayfanın tek bir sayfasını bile sıkıcılaştırmayışından, yine de umutla biten sonundan, içeriğinden, ekseriyetle verebileceği hemen her şeyi verişinden... Bu virgüller uzar gider.

Açıkça, çekinmeden oluşturulan bir Cumhuriyet Dönemi eleştirisi, bugün bize de ışık tutan bir eleştiri, yersiz konuşmalardan, eleştiri kalıbına sokulan gevezeliklerden çokça uzak. Zira madalyonun öteki yüzü, dönemini ve geçmişini her yönüyle anlamak isteyenler için cılız gibi görünen güçlü bir ışık. Söylenecek çok şey var aslında fakat ben uzatmak istemiyorum, yalnızca şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Mutlaka tavsiye ederim. Dikkatli okumalar.

Mithril / Luthien / Bernard 
14 Mar 2016 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 8/10 puan

Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoplu'nun Dar Zamanlar üçlemesinin ilk kitabı.
Ölmek için bir otel odasına giren, ve ölmeye yatan bir cumhuriyet kadınının, Aysel'İn, odadaki bir buçuk saatlik iç hesaplamasını anlatmaktadır. Bu iç hesaplaşma, cumhuriyetin ilk dönemlerinde küçük bir kasabadaki ilk okul bitirme piyesiyle başlayan ve otel odasında biten yaklaşık 60 yıllık bir süreyi kapsamaktadır.
Kİtap, içerik olarak oldukça zengin. Yakın tarihimizin olaylarını oldukça objektif bir şekilde ortaya koymuştur. Bu açıdan bakıldığında tarihi bir kaynak kitabı değerindedir.
Öte yandan cumhuriyetin ilk yıllarını bir kadının gözünden dinlemek de çok etkileyiciydi. Aysel'in ailesi ve olmak istediği aydın kişi arasındaki sıkışmışlığı başarılı aktarılmıştır.
Dili oldukça yalın, akıcı...
Özetle çok beğendiğim bir kitap oldu...

Ahmed Yasir Orman 
20 Mar 2016 · Kitabı okudu · 20 günde · 9/10 puan

Okumaya başlamadan önce kesin sıkıcı bir kitaptır diye düşündüğüm ama okumaya başladıktan sonra aslında sıkıcı bir kitap değilmiş dediğim bir kitap, Ölmeye Yatmak.. Yazar 1938 ile 1970 arasında geçen dönemi çok objektif bir şekilde anlatmış. O dönemin insanların, kültürünün yapısını bu kitabı okuyan biri çok iyi anlayabilir. Bu kitapta bir kez daha gördüm modernleşirecek diye kendi kültürümüzden ve dinimizden uzaklaşıp batıya benzeyebilmek için yapılan maymunlukların ne kadar iğreti durduğunu. Kitabın başlarında daha bunu görebiliyoruz. Kendini aydın gibi gören bir hoca sırf öğrencisi başını sallayarak şiir okuyor diye Kuran okur gibi okuma diyebiliyor. Yani bunu daha 10 yaşlarındaki bir çocuğa diyor. Kim bilir bunun gibi sözleri bu çocuklara 5 yıllık ilkokulları boyunca kaç defa etmiştir? Yani çocuk da böyle kendi kültürünün dininin küçük göründüğü bir yerde ister istemez kendi değerlerinden uzaklaşır. Hatırlarım 6. Sınıfın ilk sosyal bilgiler dersini. Hoca bizle tanışır tanışmaz Osmanlının torunlarıyız söylemini ağır bir şekilde eleştirip böyle düşünenler o zaman Ermenilere Erzurum’u versin gibi söylemlerde bulunmuştu. Daha ilk ders arkadaşım ve 12 yaşında çocuklarız. Ne diye direk bu konuyu konuşursun ki! Hiçbir şey anlamadan dinliyoruz öyle hocayı. Kimsede demiyor “Aga bu ne diyor?”. Sonradan tabi aklımız başımıza gelince anladık hoca alttan alta kendi saçma düşüncelerini bize empoze etmeye çalışıyormuş.
Neyse uzatmadan kitaba döneyim ben. Yazar bazı bölümlerinde dönemin olaylarını gazete küpüründen alınmış gibi okuyucunun önüne sermiş. Bu da o zamanları daha iyi anlamamıza katkıda bulunuyor. Kitabın dili de öyle zor değil. Kitap rahatlıkla akıp gidiyor.
Kendime dedim kitabı okurken, o günlerde yaşasaydım bu aklımla ne yapardım diye. Abi kesinlikle diyorum okumazdım okul falan. Bugünkü eğitimi eleştiriyoruz ama o günkü daha da berbatmış. Okul okuyup batılı olmayı modernleşme olarak gören ve elimde bira varken köyümdeki köylünün saçına bağladığı örtüyü batılı olamamış diye iğretiyle bakan biri olacağıma bir köyde it gibi çalışan bir ırgat olurdum daha iyi. Son olarak demek isterim ki aslında şunu anlıyoruz ki demokrasi de yalanmış. Gene kim baştaysa o kişinin görüşleriyle şekillendirilmeye çalışılıyor toplum her devirde olduğu gibi. Ondan demokresiyi de öyle çok şeyapmamak lazım. Neyse neyse sözü fazla uzatmışım. İnşallah hepimiz karşımızdaki insanın görüşlerine saygı duyabilen bir birey olabilmeyi başarabiliriz.

Sinan Tütüncüler 
30 Eki 2016 · Kitabı okudu · 17 günde · Beğendi · 8/10 puan

Mustafa Kemal'in ölüm yılı olan 1938'de, Ankara'ya 200 km uzaklıkta bir ilçede ilkokulu bitiren bir öğrenci kuşağının, Cumhuriyetin inişli çıkışlı, zaman zaman karanlıklara boğulan aydınlanma yolundaki yaşam mücadelelerini anlatan bir dönem romanı "Ölmeye Yatmak".

Adalet Ağaoğlu tarafından 1968-1971 yılları arasında yazılmış ve 1973'de baskısı yapılmış olan bu roman, yakın zamanlarda okuduğum dönem romanları arasında, anlattığı dönemi en gerçekçi anlatan eserlerden birisi. Yine yakın bir zamanda okuduğum ve yine 1973 yılında baskısı yapılmış olan Vedat Türkali'nin "Bir Gün Tek Başına" romanına göre, yaşadığı toplumu daha geniş bir pencereden anlatan roman.

Dündar öğretmenin, Cumhuriyetin ilk yıllarında edindiği "irfan ordusu" yetiştirme görevinin eserleri olan öğrenciler, bir toplumun en renkli çeşitliliği içinde, düzenden ya da düzen muhalifliğinden nemalanan ya da her halükarda her düzen tarafından ezilen yaşam döngüsünün içinde karşımıza çıkıyorlar.

Baş karakter olarak karşımıza çıkan Aysel, kendisini çevreleyen tüm muhafazakar kalıplara karşın, okumaya olan istekliliği ile, önündeki engelleri tek tek aşmaya çalışırken, hem önündeki engelleri hem de hedeflerini sorgulayan bir gerçekçilikle romana ağırlığını koruyor. Kendisini çevreleyen muhafazakarlığı, bir erkek olarak değil kadın olarak direnmenin güçlüğünü yaşamının her aşamasında bizlere sergiliyor.

Ancak romanda beni en çok etkileyen ve zorlayan karakter, Dündar öğretmenin zoru ile köyünde anasının dizi dibinden alınıp Ankara'ya okumaya gönderilen ve hayata bir türlü düzene girmeyen Ali oldu. Aysel'in bile yaşamının bir döneminden sonra düzenin nimetlerinden faydalanmaya başladığı bir süreçte, Ali hayatta hak ettiğini alamayan bir karakter olarak yürek dağlayıcı idi.

Cumhuriyet'in 93. yıl dönümüne denk gelen bugünlerde okuduğum bu kitap, cumhuriyetin ilk dönemlerinde, özellikle 2. dünya savaşı dönemlerinde geçirdiği aşamaların hiç de kolay, hiç de coşkularımıza vesile olacak düzeyde geçmediğini bizlere hatırlatan dönem eseri olmuş. Toplumda dönüşümü hedefleyen bir aydınlanma girişiminin taklitçilik ve simgesellik düzeyini aşmakta zorlanması ile toplumun tutuculuğunu direnç noktası yapan diğer bir akımın çekişmesi, gerek arka planda gerekse de alt karakterlerde açık bir şekilde görülüyor.

Yasak bir aşk hikayesini de içeren bu toplumsal dönüşüm sürecinin eseri olan "Ölmeye Yatmak", soru işaretlerini arttıran bir öğrenme sürecine eşlik ediyor.

Merlin M 
12 Tem 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Adalet Ağaoğlu'nun okuduğum ilk kitabıydı. Özellikle bir kadının gözünden yakın tarihimizin anlatılması çok ilgi çekici. Kullandığı üslup yapıtın içeriğiyle doğru orantılı olarak oldukça çarpıcı. Okurken adeta kitabı yaşıyorsunuz, diyebileceğim nadir kitaplardan.

Aybeniz Hasanova 
08 Oca 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · 7/10 puan

Ölmeye Yatmak "Dar Zamanlar" üçlemesinin ilk kitabı. Açıkçası pek edebi tat alamadım kitapdan. Ama Türkiye`nin yakın tarihinin belli bir dönemi ile ilgili önemli bilgiler içeriyor. Bu açıdan okunası bir kitap. Serinin diğer kitaplarını da bu yüzden okumayı düşünüyorum.

Kitaptan 40 Alıntı

Muzaffer Akar 
08 Mar 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Acaba hiç kendim olmuş muydum? Hiç kendimiz olduk mu? Görevlerin birlikte götürülmediği bir yerim oldu mu hiç?

Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu (Sayfa 198)Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu (Sayfa 198)

'' Bütün yapaylıkları alt ettiğimi sandığım bir zaman, en yapaylaştığım zamanmış işte. Çabuk ölmek istiyorsam bu düşünceye iyi sarılmalıyım. ''

Ölmeye Yatmak, Adalet AğaoğluÖlmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu
Muzaffer Akar 
07 Mar 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

...
Dar Kapı adlı bir kitap gördü.Cebindeki paraları saydı.Sinemaya gitse kitaba yetmeyecek. Kitaba verse, sinemaya giremeyecek. .....

Okuyor, okuyor;kitaba adını veren esrarengiz dar kapı ne zaman söz konusu olacak, diye safyfaları çabuk çabuk tüketiyordu. Aslında hiç de umduğu gibi bulmuyordu okuduklarını. Hiç kimse, “Açıl susam, açıl!” diye bağırmıyordu. Her şey bir bulanıklık içindeydi. Dar kapı ise bir türlü görünmüyordu.

Bir ara omuzbaşında bir el uzandı. Kitabı Ertürk’ün elinden çekip aldı. Ertürk şaşkın baktı: Nöbetçi subay!
...
Ertürk, bu ilk suçundan ötürü bağışlanınca, bir daha bilmeden suç işlememeyi de öğrendi. “Oku!” diye verdiklerinden gayri hiçbir şey okumamayı, “ Düşün!” dedikleri dışında hiçbir şey düşünmemeyi...
Tehlike vaktinde önlenmişti işte.
Bursa Askeri Lisesi’nin en “itaatkar” bir öğrencisi olarak daha sonraki günler ve yıllarda da büyüklerine sonsuz “gururlar” verdi.

Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu (Sayfa 140)Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu (Sayfa 140)

"Ölmeye yatıyorum, eğer bir sonsuzluk varsa; sonsuzluk olmak istiyorum. İsmi anılmayan, gözleri görmeyen, yaşamayan bir sonsuzluk. “

Ölmeye Yatmak, Adalet AğaoğluÖlmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu
Ayçagül Akar 
05 Mar 2016 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Her şeyde haklı ve doğru olmak için her şeyin haklı ve doğru olması gerek.

Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu (Sayfa 398)Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu (Sayfa 398)
Azul 
22 Tem 16:19 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Gürül gürül akacağım. Her şeyleri sulayacağım. Sonra kendim kuruyacağım, kuruyacağım..."

Ölmeye Yatmak, Adalet AğaoğluÖlmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu
Mithril / Luthien / Bernard 
01 Mar 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Bir kere ekmek karnelerimizin rengi ayrı. Biz sizinle arkadaş olamayız.

Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu (Sayfa 272)Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu (Sayfa 272)
Muzaffer Akar 
08 Mar 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Birer koltukta karşılıklı oturup sigara içmiştik. Ruhi Su’dan halk türküleri söyleyip Nazım Hikmet’ten şiirler okumuştuk. Bizim hala kurtarmayı başaramadığımız ülkeyi onların nasıl kurtaracaklarını anlamaya çalışmıştım.

Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu (Sayfa 194)Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu (Sayfa 194)
Azul 
26 Tem 11:21 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Havada uçuşan her şeyden biraz. Ve savaş bitmiştir ey şen arkadaş! Büyük zaferin gününü terennüm edelim...

Ölmeye Yatmak, Adalet AğaoğluÖlmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu
4 /

Kitapla ilgili 1 Haber

Türk Edebiyatının En İyi 100 Romanı Yeniden Belirlendi!
Türk Edebiyatının En İyi 100 Romanı Yeniden Belirlendi! Eleştirmenler, yazarlar, akademisyenler, edebiyat öğretmenleri ve yayıncıların oluşturduğu 100 kişilik jüri ekibiyle Hürriyet Pazar eki ‘Türk Edebiyatının Gelmiş Geçmiş En İyi 100 Romanı’nı yeniden belirledi.