Giriş Yap

Ölü Canlar

8.010 üzerinden
4.099 Puan · 635 İnceleme
484 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
Gogol, Gogol.. Dostum nasıl anlatmalı seni.. Yaptığın muzipliklerden mı bahsetmeli yoksa ince zekandan mı? Bu arada şundan da sitem etmeden geçemeyeceğim, sırf tasarladığın gibi olmadı diye yakmak zorunda mıydın bu güzel eserin ikinci cildini? Ben Gogol okurken her zaman kendimi çok sevdiğim bir arkadaşımla vakit geçiriyormuşum gibi hissederim. Hani neredeyse hepimizin çevresinde bir arkadaş tipi vardır; size ağzına geleni söyler ama kızamazsınız, aksine o bunları söylerken gülmekten karnınıza ağrılar girer. Tabi ne demek istediğini anlarsınız ama söyleyişi o kadar komiktir ki, kızamazsanız. İşte benim için Gogol o dur. Gogol’un her eseri ince bir zekanın ürünüdür. Sizi doyasıya eğlendirir, eğlendirirken de bir o kadar eleştirir. Eleştirinin de en kayda değeri budur herhalde. Kimseyi üzmeden, kızdırmadan, kimseyle tartışmaya girmeden yapılan. Ayrıca Gogol’un eserlerinde bir diğer unsurda; Dostoyevski, Tolstoy gibi tanınmış diğer Rus yazarlarından daha gerçekçi daha toplumsal olmasıdır. Örneğin Dostoyevski genel de düşünce üzerine yazar, eserlerinde işlediği alt tabakadan kişilerse Petersburg’un sarhoşları, ayyaşları ve faişeleridir, yer mekan genelde Petersburg’dur. Gogol ise Petersburg dışına da çıkmıştır eserlerinde. Mujikleri, memurları, toprak sahiplerini, subayları kısacası neredeyse tüm rus insanın işlemiş, adeta yaşadığı dönemin fotoğrafını çekmiştir. Esere geçecek olursak, eser İlahi Komedya’ dan esinlenerek üç cilt olarak tasarlanmıştır. İlk ciltte Rusya’nın kötü yanları yazılmış ve yayımlanmıştır. İkinci ciltteyse olması gerekenler, iyiler düşünülmesine rağmen yazar bir türlü istediği karakterleri oluşturamamış ve geçirdiği bir bunalım esnasında ikinci cildini yakmıştır. Elimizde kalan ise birinci cilt ile ikinci cildin bazı parçalarıdır. Yani bu kitap tamamlanmış değildir. Yaklaşık 350. Sayfadan sonra eksikler başlar, bazı bölümler yarıda kesilirken bazı bölümler hiç yoktur. Eserde baş karakter Rus çiftlik sahiplerinin çiftliklerini gezerek onlardan ölü canlar satın almaktadır. Yazar böylece Rus toprak sahiplerini, köylülerini ve yaşadığı dönemin feodal sistemini tüm açıklığıyla anlatmış ve eleştirilerini yapmıştır. Ayrıca bütün eserlerinde olduğu gibi dönem memurlarının yozlaşmışlığını işlemeyi de eksik etmemiştir. Eseri, benim gibi Gogol okumaktan hoşlananlar ve dönem Rusya’sının feodal yapısını görmek isteyenlere tavsiye ediyorum. İlk defa okuyacaklar içinse Gogol’a bu eserinden başlamamalarını öneririm. Öncelikle birkaç hikayesini okuyup tarzını görmeleri faydalarına olacaktır. Herkese keyifli okumalar dilerim.
·
2 yorumun tümünü gör
Reklam
484 syf.
·
5 günde
·
9/10 puan
Nikolay Vasilyeviç Gogol'ün "Ölü Canlar" isimli bu kitabı, edebiyat otoritelerince onun en önemli eseri olarak kabul edilmektedir. Gogol bu eseri üzerinde on yıldan fazla süre çalışmıştır; fakat geçirmiş olduğu psikolojik bir kriz (manik depresif psikoz) neticesinde eseri tamamlayamamıştır. 1852 yılının 11-12 Şubat tarihlerinde Gogol geçirmiş olduğu son ve en büyük kriz esnasında eserinin ikinci cildine ait el yazmalarını ateşe atarak yakmıştır. Eser böylece yarım kalmıştır; ancak ateşten kurtarılan bir takım sayfalarla Rus basım editörlerince eserin ikinci cildi de "tamamlanmıştır." Gogol'ün uzun süre üzerinde çalıştığı bu romanını yazmasında elbette bir amacı ve vermek istediği bir mesajı vardır. Zaten daha kitabın hemen başında amacını açık bir şekilde bizlere söylemektedir. Onun amacı, yaratmış olduğu bir kahramanı (Pavel İvanoviç Çiçikov), Rus topraklarında dolaştırarak Rus insanının eksiklerini, ayıplarını göstermektir. Yani Gogol, Ölü Canlar isimli bu kitabında Rus toplumunu anlatmaktadır. Fakat "Rus toplumunu anlatıyor, bizi ilgilendirmez," diyemeyiz. Çünkü fazlasıyla bizi de ilgilendirmektedir. Peki yazarın vermek istediği mesaj nedir? Yazar Rus toplumu nezdinde Dünya'ya neyi öğütlemektedir? Anlamaya çalışalım bakalım: Öncelikle her yazar, mesajını okuyucuya iletirken farklı teknikler kullanmaktadır. Kimi yazar semboller kullanır, kimi yazar net ifadeler kullanarak açıkça mesajını ortaya koyar, kimi yazar ise yarattığı karakterlerin kişiliğinde mesajı verir... Tabii ki yazarların kullanmış oldukları teknikleri çoğaltmak mümkün. Gogol ise seçtiği karakterler nezdinde mesajını vermeyi seçen bir yazardır. Bugüne kadar 4 kitabını okudum, hepsinde de Gogol'ün seçtiği karakterler mesajın ta kendisiydi. Bu sebeple onun eserlerinde detaylı karakter analizleri büyük önem taşımaktadır... Romanın konusu, Pavel İvanoviç Çiçikov isimli bir dolandırıcının, Rusya'daki son nüfus sayımdan sonra ölmüş olan ama resmiyette hala yaşıyor gibi görünen köleleri, onların sahiplerinden canlıymış gibi satın alarak bunları devlete ipotek etmek, devletten de ipotek karşılığında para almaktır. Esasında Rus halkı ölmüş köleleri sattığının farkındadır; ama yine de Çiçikov onlara para teklif ettiği için seslerini çıkarmamaktadırlar. Böylece devletin dolandırılmasında dolaylı yoldan yardımcı olmaktadırlar. Pavel İvanoviç Çiçikov ortalama bir Rus insanıdır. Gogol kasıtlı olarak böyle seçmiştir. Çünkü amacı Çiçikov'u veya dolandırıcılığın kötü yönlerini anlatmak değildir. Yukarıda da belirttiğim gibi, onun amacı, Çiçikov'u karşılaştırdığı diğer Rus karakterleri nezdinde Rus insanının eksiklerini ve ayıplarını göstermektir. Gogol bu yöntemle, yaşadığı dönemin Rusya'sını, toprak ağalarını, soyluları, rüşveti, memuriyeti, bürokrasiyi, Rus halkını adeta bir tablo gibi resmederek önümüze koymuştur. Peki yazar neden erdemli ve mükemmel bir karakter seçerek Rus insanının eksik yönlerini göstermemiştir? Sonuçta en kolay yol bu olurdu. Zira dönemin diğer yazarları genelde mükemmel karakterler seçerek mesajını vermektedir. Gogol bu duruma kitapta şöyle cevap veriyor: "Evet, her şeye karşın romanımıza kahraman olarak erdemli bir insan seçilmemiştir. Bunun nedenini de açıklayabilirim. Çünkü bırakalım da şu zavallı erdemli insan bir rahat soluk alsın artık. Çünkü olur olmaz herkesin ağzında bir erdemli insandır gidiyor. Çünkü adeta bir beygire döndürüldü erdemli insan: Üzerine binip, kıçına sopayı basmayan yazar kalmadı. Çünkü erdemli insanın anasından emdiği süt burnundan getirildi ve ondan artık ne erdemin e’si, ne de kemik üzerine gerilmiş bir deriden başka bir beden kaldı. Çünkü erdemli insana hep ikiyüzlü davranıldı. Çünkü erdemli insana hiç saygı duyulmadı. Yeter artık! Sıra alçakları arabaya koşmada! Öyleyse biz de bizim alçağımızı koşalım arabaya!." Peki erdemli olmayan, hatta yazarın tabiriyle "alçak" olan Çiçikov mu suçludur, onu böyle yetiştiren anne-babası mı, yoksa Rus halkı mı? İşte yazarın mesajı, Çiçikov'un babasının onu yatılı okula bırakırken verdiği öğütlerde saklıdır. Çiçikov'un babası onu yatılı okula bırakırken şu şekilde öğütler vermiştir: "Bak Pavelciğim, derslerine çalış, yaramazlık yapma, en önemlisi de öğretmenlerinin ve okul yönetiminin gözüne gir. Yönetimin gözüne girdin mi derslerinde başarısız da olsan, Tanrı akıldan, bilimden yana yüzüne gülmemiş de olsa, işlerin yine de yolunda gider. Sınıf arkadaşlarınla pek düşüp kalkma, onlardan sana hayır gelmez; ille arkadaş olacaksan zengin çocuklarıyla arkadaş ol, gerektiğinde sana bir yardımı dokunsun. Kimseye bir şeyini verme, öyle bir tutum içinde ol ki başkaları sana bir şeylerini versinler; paranın değerini bil, her meteliğin üzerine titre: Para dünyada en güvenilir şeydir." Yani Gogol diyor ki, sen çocuğuna böyle öğütler verirsen, onun da erdemli ve düzgün bir insan olmasını bekleyemezsin. Sen erdemli ve düzgün bir vatandaş olmazsan ve çocuğunu bu şekilde yetiştirmezsen, memurun rüşvet alması da devlet büyüklerinin zulüm etmesi de gayet doğaldır. Zira onlar da senin gibi biri tarafından yetiştirilmiştir ve kendisinden önce giden kişilerin aynı davranışlarını sergilemektedir. Önce sen kendini, dolayısıyla çocuğunu düzelt, sonra devlet ve kurumlar düzelecektir... Katılırsınız veya katılmazsınız; ama Gogol'ün düşüncesi ve mesajı budur. Ben bu görüşe çoğunlukla katılmıyorum. Acaba bizi bu kadar ahlaksız ve alçak yapan nedir? Sadece yetiştirilme şeklimiz ve çevremizden gördüklerimiz mi? Yoksa ahlaklı ve düzgün biri olmanın değer görmemesi mi? Eğer sen devlet olarak seçimlerinde liyakatsizliği ve her türlü "olumsuz muameleyi" meşru kılarsan, vatandaş da liyakatsizliği ve olumsuz davranışları benimser... Gogol'ün beni en etkileyen yönü, yönetim sistemlerinin açıklarını ve eksiklerini muazzam bir şekilde tespit edip acımasızca eleştirmesiydi. Hatta bu sebeple onu Dostoyevski'den daha fazla sevebileceğimi düşünmüştüm. Oysaki Gogol'ün sisteme karşı gelen bir yazar olmadığını, onun eleştirdiğinin halk olduğunu bu kitapla daha net gördüm. Biraz hayal kırıklığına uğradım; ama Gogol tamamıyla haksız sayılmaz. Elbette düşüncesinin tutarlı yönleri var. Sonuçta çözülemeyen bir kısır döngü bu. "Halk iyi olursa yönetim iyi olur diyenler" ve "yönetim iyi olursa halk iyi olur" diyenler tarih boyunca çatışmıştır. Son olarak, Gogol'ün zaman zaman romanı yarıda kesip biz okurlarla sohbet havasında derdini anlatmaya çalışması benim adıma güzeldi. Sevdiğiniz bir yazarın bizzat sizinle iletişime girmesi bence hoş bir şeydir. Eleştirenler olmuş; ama onlara katılmıyorum. Ayrıca bu durumun Gogol'ün aslında bir öykü ve senaryo yazarı olması ile yakından ilgili olduğunu da düşünüyorum. Romanı okurken onun bir öykü yazarı olduğunu hissediyorsunuz. Peş peşe okuduğum 4 Gogol kitabından oldukça olumlu izlenimlerle ayrıldım. Herkese keyifli okumalar dilerken Gogol okumaları yapmam konusunda beni sıkça uyaran ve tüm Gogol kitaplarımı bana hediye eden 1000kitap.com/MadameAdeline 'e teşekkürlerimi iletiyorum.
·
5 yorumun tümünü gör
376 syf.
·
4 günde
Bir insanı okumak bir toplumu okumaktır!
Şüphesiz 19. yüzyılda yetişmiş Rus edebiyatının en büyük isimlerinden biri de Nikolay Gogol’dür. Onun eserlerini okumaya Dostoyevski’nin “Hepimiz Gogol’ün Paltosu’ndan çıktık” sözü üzerine “Palto ve Burun” hikâyesini okuyarak başladım. Bu kitabı okuduğumda Dostoyevski’nin neden böyle bir söz söylediğini daha iyi anladım. Özellikle de ondan etkilenen ve bir yönüyle onun Paltosu’ndan çıkan Dostoyevski, Tolstoy, Gorki, Turganyev, Çehov gibi yazarların eserlerini okuyunca bu sözün anlamını daha da iyi kavradım. O nedenle “Ölü Canlar”ı okumak benim için ayrı bir keyif oldu diyebilirim.         • • • Gogol, hikâye ve oyunlarında olduğu gibi “Ölü Canlar”da da romanın kahramanı Pavel İvanovich Çiçikov’un hikâyesi üzerinden 19. yüzyıl Rus toplumunu anlatıyor bizlere. Üç cilt olarak tasarladığı eserinin birinci cildinde, o dönem Rus toplumunun devlet görevlilerinden aileye ve bireylere kadar yozlaşmasını, çarpıklıklarını, sahtekârlıklarını, ikiyüzlülüklerini, hırslarını, bencilliklerini, kurnazlıklarını, tembelliklerini, adaletsizliklerini ve günlük yaşamlarını en ince ayrıntısına kadar resmediyor. Devlet görevlilerinin, beylerin ve zenginlerin lüks, debdebe, ihtişam ve büyük bir israf içerisindeki yaşamlarını; yoksul sınıfların ve köylülerin de sefaletini, acıklı hallerini ve kurnazlıklarını bir bir ortaya koyuyor. • • • Ölü Canlar’ın birinci cildi yayınlandığında Gogol, özellikle üst sınıflardan ve devlet yetkililerinden büyük eleştiriler alıyor. Bu eleştiriler üzerine geçmişte yaşadığı psikolojik rahatsızlığı nüksediyor ve ikinci cildi yazdığı halde bir buhran anında yakıyor. Hizmetçisi yakılan ikinci cildin bir kısmını kurtarıyor ve bu kısımlar bir araya getirilerek editörlerin de katkısıyla tekrar hazırlanarak yayınlanıyor. Nitekim ikinci cildi okurken yer yer cümleler ve konular arasındaki kopuklukları fark ediyorsunuz. Doğrusu Gogol’ün, eserin ikinci ve üçüncü cildini de sağlıklı bir şekilde tamamlamasını çok arzu ederdim.    • • • Kitabı okurken Gogol’ün eserini neden üç cilt olarak tasarladığı herkes gibi benim de aklıma takıldı. Küçük bir araştırma yaptığımda yazarın, Dante’nin “Cehennem”, “Araf” ve “Cennet” olarak kaleme aldığı “İlahi Komedya”sından esinlendiğini gördüm. Yazarın, eserinin birinci cildinde Rus toplumunun bozulan yönlerini, ikinci ve üçüncü cildinde ise yardımseverlik, adalet, ahlâk ve vicdan gibi iyi yönleri ile geleceğe umutla bakmayı sağlayacak insan hikâyelerini yazmayı plânladığını öğrendim. • • • Her ne kadar eser tamamlanmamış olsa da anlatımında sizinle konuşuyormuş havası, kullanılan mizahi dili, gerçek yaşamdan alınan örnekleri, toplumun tamamını temsil eden karakterleri, psikolojik ve sosyolojik tahlilleriyle okurken insanı derinden etkiliyor. Ayrıca olay örgüsü olarak toplum, aile ve birey şeklinde bütünden parçaya doğru bir anlatıma sahip olması yaşanan sorunları nerede aramamız gerektiği konusunda da önemli ipuçları sunuyor. Adeta “Yoğurt neyse kaymağı da odur!” diyerek “toplum neyse yetiştirdiği insanlar da odur!” mesajı veriyor. • • • Kitabı okurken yüzyıllar geçse de insanların hırslarının, istek ve arzularının değişmediğini gördüğümü belirtmeliyim. Bu yönüyle kitabın yarım kalsa da neden klasikler arasında yer aldığını daha iyi anladığımı söylemeliyim. Elbette Gogol’ün eserlerini okurken "bu eserinden mi başlanmalı?" diye bir soru akla gelebilir. Ben şahsen Gogol’ün eserlerini okumaya “Palto”, “Burun”, “Fayton” gibi kısa hikâyeleri ile “Müfettiş” gibi oyunlarından başlamanın daha iyi olabileceğini; Gogol’la tanıştıktan sonra da “Ölü Canlar”ın mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum.         “Ne olursa olsun, insan sağlam bir temele dayanmadıkça hayatta kendine iyi bir yol çizmiş olamaz” (#128846804) sözünü merak eden okurlara… Keyifli okumalar dilerim! 
Ölü Canlar
8.0/10 · 18,2bin okunma
·
3 yorumun tümünü gör
479 syf.
Gogol'ün paltosundan bildiriyorum...
Ekselansları! Hangimiz gerektiğince iyiyiz? Dürüstüz? Doğruyuz? Gogol'ün biyografisini okurken Ukrayna'da doğmuş olsa da soyunun Türklere dayandığına dair bir varsayım okumuştum. Açıkçası Türk mü, Ukraynalı mı, Rus mu bunun peşine düşemeyecek kadar dünyalı bir yazar. Her ülkeden vatandaş kalkıp Gogol benim hemşehrim diyebilir. Mezarından kaldırıp sorsalar onun da buna itirazı olacağını sanmam. Gogol Rus yaşamı üzerinden aslında evrensel sorunlara değinmiştir, tam da bu yüzden evrenselliği kaçınılmazdır. Ölü Canlar'ın yarım olduğunu, yakıldığını duymayanınız kalmadı. Lisede farklı bir yayınevinde ilk kez okuduğumda şaşırmış, üzülmüş, kendi hayalimde eksik kalan parçaları tamamlamıştım. Pirince giderken elindeki bulgurdan olan Çiçikov'un yaşamı 1842'li yılların Rusya'sında her insanın ''California Dream''iydi şüphesiz: KISA YOLDAN ZENGİN OLMAK... Biraz daha açarsak az çalışıp zengin olmak, eğer seçme şansı varsa hiç çalışmadan zengin olmak... Çiçikov'u kahraman yapan Gogol'ün onu alıp başrole koyması mı yoksa ''kahraman'' sıfatının yalnızca olumlu anlamda kullanılmayacağından mı ileri geliyor? Çiçikov aslında bir simge. Tüm yaşamını adadığı zenginlik hayali tüm insanlığın hayallerini süslerken ''yarını düşünmekten bugünü yaşayamama'' sorunsalının da tam merkezine düşürüyor. Çünkü hayallerden yaşama yer kalmıyor. O kadar çok hayal var ki bir ip olsa çekilecek, bir adım olsa atılacak, kaç versta olursa olsun yürünecek. Ama yok, insan hayalleriyle birlikte gömülmeye razı. O kadar çok karakter gelip geçiyor ki ''Ölü Canlar'' temalı romanımızın içinde. Her biri apayrı ders. Biri başıboşluğun (domuz gibi yaşamanın) bedelini bizlere öğretiyor, diğeri çalışkanlığıyla (özellikle toprak konusunda) nasıl saygın bir insan olabileceğimizi öğretiyor. Her telden insan var. Bu haliyle didaktik bir eserdir Ölü Canlar. Yaşamın ta kendisidir. En başta Gogol'ün Türk olduğundan dem vurduk. En önemli noktalardan biri de Gogol - Puşkin ortaklığıdır. Ukrayna'daki yaşamını bırakıp St. Petersburg'a orta sınıf bir memur olma hayaliyle gelen Gogol başarılı olamayınca içindeki şairane adamı durduramamış Puşkin'in ocağında bulmuş kendsini. Rus Edebiyatı'nın iki temel taşının yolu burada kesişmiş. Gogol için everest Puşkin'dir. Müfettiş adlı kitabını yazıp sürgüne yollandığında yine Puşkin'in yol göstericiliğinde başlar bu esere. Roma'da iş bu eserini yazarken acı haberi alır: Puşkin düelloda yaşamını yitirmiştir. Bu acı ve hayal kırıklığının perdelediği bir ortamda bitirir eserini Gogol. Belki de ilk büyük yıkımını ustasının ölümünde yaşamıştır. Şimdi hazır konu Müfettiş'ten açıldı. İyi bir yazar iseniz, ya da buluşunuzla iyi şeyler başarmışsanız tebaanın sizi ceza ile ödüllendirmesi kaçınılmazdır. Evet belki Müfettiş kitabında Gogol bürokrasi sınıfını hicivlemiş, kimsenin cüret edemediği noktalara değinmiş olabilir ancak tarihin her noktasında yazarlar, filozoflar, bilim - ilim adamları bunu yaşamış. Dünyada birtakım gelişmeler yaşanıyor olabilir ama düşünce tarihi karanlık kalmaya devam ediyor. Son olarak Dostoyevski'nin o meşhur ''Hepimiz Gogol'ün paltosundan çıktık'' pasajından yola çıkarak üşüdüğümüzü belirtmeliyim. Edebiyat dünyası kendini daima yeniliyor. Akımlar, yazarlar, değerli romanlar. Gelgelelim şu da bir gerçek ki dünyamızın bir Gogol'ü daha olmayacak.
·
2 yorumun tümünü gör
Reklam
Reklam
2
65
644 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42