Ölü Kadınlar MemleketiBurçe Bahadır

·
Okunma
·
Beğeni
·
909
Gösterim
Adı:
Ölü Kadınlar Memleketi
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
288
ISBN:
9786058596788
Yayınevi:
Ayizi Kitap
Bunca zaman sonra daha eşit, daha güçlü, daha özgür bir konumda olması gerekirken biz kadınlar, şimdi yaşamak, hayatta kalmak için uğraşıyoruz. Sokakta yürüyebilmek, sevebilmek, dayak yememek, tecavüze uğramamak, satılmamak için kan döküyoruz.

Burçe Bahadır, kocasını öldürmekten hüküm giymiş iki kadınla ve karısını öldürmüş üç erkekle hapishanede konuştu. Öldürülmüş bir kadının babasını, bir başkasının ablasını dinledi. Cinayetlerin hikayesini yazdı. Ölü Kadınlar Memleketi, kadın cinayetlerinin neden politik cinayetler olduğunu anlamamızı sağlıyor. Nasıl yakınımızda olduklarını, içinde yaşadığımız atmosferin bu cinayetleri nasıl kolaylaştırdığını görüyoruz.

"Son sözün ne olur?" diyorum. Havva gözlerini gözlerime dikiyor. Ama şimdi ne çenesini kaldırmış öfkeyle, ne de sinirden elleri titriyor; öyle bırakmış kendini, öyle acılı, öyle yalnız ve çaresiz: "Eğer ki bir erkek seni öldürürüm diyorsa, kadın ona inansın" diyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Bir inceleme yapmış olmak için yazmıyorum. Okuyun ve okutturun diye yazıyorum. Sessiz kalmayın, kormayın ve esir olmayın diye yazıyorum. Kitabı okumayanlar bu yazımı okuduktan sonra ekleyin listenize. Lütfen! Kitap o kadar içten o kadar samimi ...
Burçe Bahadır aslında bir gazetecidir. "Kadın Cinayetleri" ne yönelik bir belgesel çekmek istiyor. İşe koyuluyor. Beklediği desteği göremiyor ama yılmıyor. Önce kadınların, sonra erkeklerin bulunduğu bir cezaevine gidiyor. İki kadın ve üç erkek zanlıyla konuşuyor. Hikayelerini dinliyor. En son İstanbul'a geliyor. Burada"Kadın Cinayetlerini Durduracağız" adında bir platform var. Burada cinayete kurban gitmiş kadınların yakınlarıyla çekim yapıyor. Çekimler tamamlanıyor ama bir belgesel olamıyor. Nihayetinde Burçe Bahadır yazmaya başlıyor.
Kitabın etkisinden uzun bir süre çıkabileceğimi sanmıyorum. Bazı yerleri ikrah ederek okudum. Nefretle, hüzünle okudum. Asıl beni bu kadar etkileyen yaşananların birebir gerçek olması. Düşünmesine bile tahammül edemezken...
Lütfen okuyun. Okutturun. Gün yüzüne çıkartın bu kitabı. Ataerkil düzeni reddedin. Eğer kitabı okursanız ne demek istediğimi gayet iyi anlayacaksınız.
Bu burda dursun.
https://www.kadincinayetlerinidurduracagiz.net

1K sayesinde tanıştığım, düşüncelerimde ne kadar haklı oldugumu gösteren ve biraz daha kadın bakış açısını kazanmamı saglayan, keske yazılmasına hic gerek olmasaydı dedigim,gercekleri bir bir yüzünüze çarpan bir kitap. Aslında biraz da bilinçli olarak 8 Mart'ta bitirdim kitabı çünkü o gün nedense insanlar kadınlar konusunda diğer günlere nazaran biraz daha duyarlılar. Ben de bu duyarlılık ve kitabın isminin dikkat çekiciliği sayesinde okurlar tarafından okunmaya karar verilmesinin daha kolay olacagına karar verdim.
Bu ülkede yaşanılan ve hala yaşanıyor olan kadın cinayetlerini, ( Son 1 yılda 327 kadın öldürüldü. ) kadınlara yapılan zulmü, birebir olayı yaşayan ve yaşatanlar ile yapılan röportajlarla,toplumun da bakış açısını yansıtarak, aktaran bu kitaba biraz daha ilgi gösterilmesi belki de bir kadını,bir çocuğu veya bir aileyi, toplumu kurtarır. Çünkü gerceklerin yüzümüze carpması bilinci ve farkındalığı arttıracaktır.
İncelemeyi de 8 Mart'ta yazmak istedim ama biraz da plansız bir yolculuga çıkınca incelemeyi yazamadım tam olarak. Ama benim söylemek istediklerimi,söyleyeceklerimi ve daha fazlasını sevdigim bir kadın anlatmış zaten. Bu sebepten bugün icin size ait olan 24 saatin 18 dakikasını ayırmanızı istiyorum.
İyi seyirler ve sonrasında tabi ki iyi okumalar.

https://youtu.be/ZdeFof81xKs
Öncelikle yorumumu okumanızı rica edeceğim. Belki etkili bir anlatımla karşınızda olamayacağım fakat eklediğim 30'u geçik alıntının bazı kişileri çekmeye muvaffak olabildiğini görerek sizleri de o alıntıları okumaya davet edeceğim. Kitabın şuanki temel insanlık ayıbımızı konu aldığını söylemeye gerek duymuyorum. Kadın'a verilmeyen o yaşama hakkı, doğuştan erkeğe verildiği zannedilen o güç her satırda sizi rahatsız edecek. Başlangıçta bir yenilik için teklif olarak sunulmuş bir öneri, belgesel yapılmak amacıyla karara bağlanıyor. Bu uğurda vazgeçmeyerek, birinci ağızlardan olayın detaylarını dinleyerek bilgi ediniyor sayın Burçe Bahadır. Ve bu aile içi şiddetin, kadına karşı olan zulmün, verilmeyen hakların, hak yerine verilen cezaların ve alınan yaşama hakkının nedenlerini ve sonuçlarını araştırarak bilinçlendirmek istemiş bizi. Katili de dinleyeceksiniz, mazlumun babasını da, ablasını da. Kendinizi her birinin yerine koyacaksınız. Ben dahi, 21. Yüzyılda bu kitabın yazılmasına gerek duyulduğu için utanan ben dahi, feminizmi savunmaya çalışan ben dahi bazı yanlışlarım olduğunu farkettim. Kız arkadaşlarıma karşı olan tutumlarımın farkettiğim kısmınlarını değiştirdim.

Kitabı benden sonra okuyup, bana düşüncelerini mesaj yoluyla gönderen bir ablam da oldu. Ona şu şekilde cevap verdim ;

" Ben nefes alamamıştım ilk seferinde. Sonra bir düşünce deryası, bilgilenmenin verdiği savunma isteği. Sorgulama aşaması vs. "

"Bu kitap insanların akıllarını başlarına getirebilecek bir kitap. Okuyanlar olarak, sesimizi ne kadar çıkarsak da bu tür saçmalıkların devam ettiğini ve önlem alınmadığı gibi önlemi de azaltarak ilerlediğimizi anlamış kişiler olarak, tek yapabileceğimiz insanlara bu kitabı okutmak, okumalarını 'rica etmek' bence."

Okuyup, okutmanızı her an rica ediyor olacağım. Kitabın pdf'si elimde mevcut. İsteyenlere link olarak da, mail olarak da atabilirim. Lütfen "isteyin"
Hayatta kalmak, yaşayabilmek için eşini öldürmekten hüküm giymiş iki kadın, namusunu (!) korumak için eşlerini öldürmüş üç adam, kızı öldürülmüş bir baba ve kardeşini kaybetmiş bir ablayla röportaj yapıyor Burçe Bahadır.
Karsını öldüren adamları bulup onlara bir zamanlar sevdikleri, aynı evi aynı sofrayı paylaştıkları eşlerini neden öldürdüklerini, bu noktaya nasıl geldiklerini sormak istiyor yazar. Aslında kadın cinayetlerini konu alan bir belgesel çekmek istiyor. Binbir zorlukla girdiği cezaevinde yaptığı röportajları sonra kitap haline getiriyor.
Medyadan sadece bir parçasını duyduğumuz, ah vah deyip hayıflandığımız belki de hak etmiş ama diyerek ahkam kestiğimiz kadın cinayetlerini konu almış yazar.
Kitabın fazla samimi bir anlatımı var. Bazı yerlerde olayları objektif değerlendirmek yerine tek taraflı kalmış. Vermek istediği mesaj önemli. Keşke insanlar bu durumları hiç yaşamasa. Tecavüz olmasa, kadın bedeni satılmasa keşke... Tüm canlıların güvende, huzur içinde yaşayacağı bir toplum olabilmemiz dileğiyle... İyi okumalar
Hergün 3.cü sayfa haberlerinde okuduğumuz bazen görmezden geldiğimiz, bazen açık penceden duyduğumuz bir karı koca kavgası...
Bu kitap cezaevlerinde yatan kocalarını öldüren kadınların ve eşlerini öldüren sözde adamların kitabı...
Okurken tecavüze, çocuk gelinlere, şiddete, zorla satılmaya, açlığa şahit olacaksınız. Kadın olmak hele ki bu ülkede öyle zor ki...
Kadın güzel, bakımlı ve zevkli olacak ama çok dikkat çek­meyecek, becerikli olacak ama erkekten öne geçmeyecek, akıllı olacak ama ondan daha hızlı düşünmeyecek, iyi sevişe­cek ama tecrübeli olmayacak, mutfakta harikalar yaratacak ama çok masrafa girmeyecek, şefkatle dokunacak ama arzu uyandırmayacak, olaylara hakim olacak ama otoriter dav­ranmayacak ... İşe gidecek, para kazanacak, evi çekip çevire­cek, çocuklara iyi anne, kocasına bağlı bir kadın olacak. En ufak bir kusur, en küçük bir pürüzde cezasının kesilmesine karşı koymayacak.
Ya da karşı koyabilir isterse ... Demokratik bir ülkedeyiz ni­hayetinde ...
Namusla ilgili en çok baskı uygulayanlar, hep en namussuz­lardan çıkıyor. Kendileri dışındaki herkes sinsin, korksun, ezilsin ki, etraf bomboş, tam da dilediğince cirit atabile­cekleri hale gelsin istiyorlar. 1 O yaşındaki kızlarla evlenmek isteyen adamlar, kendi torununun, yeğeninin memelerine, kalçalarına, bacaklarına bakan sapıklar, cinsel ilişki deyin­ce ırza geçmeyi anlayanlar, namustan, ahlaktan bahsetmeye doyamıyor.
Bu "dede" torununu, torunu yaşındaki başka bir kızı kadın olarak, yatağa atılacak, üstüne çıkılacak, içine boşalınacak bir "şey" olarak görüyor. O sebepten açık giyinmesini is­temiyor. Başka herifler de öyle düşünecek kendi "torunu" hakkında, güya onu engellemeye çalışıyor. Adamın sapık­lığına engel olmak için yine kadın vazgeçecek özgürlüğün­den. 1 O yaşındaki kız, dedesi yaşındaki adamlardan ve hatta öz dedesinden, öz amcasından kat kat giyinerek koruyacak kendini. Adam kendinden utanmıyor, muhtemelen bunun utanılacak bir durum olduğunun farkında bile değil; gelininden karısından, torunundan da utanmıyor ki onları da fikrine önem verilecek birileri olarak görmüyor zaten- açık açık söylüyor. Biri çıkıp sen 1 O yaşındaki kıza ne gözle ba­kıyorsun diye hesap sorsa, muhakkak yürekten inandığı bir açıklama yapar diye düşünüyorum. Kendi nefsine hakim olabilmek için çocuktan sorumluluk bekliyor.
Biz zaten, erkekler korusun diye kadının namusunu, ka­dından sorumluluk beklemez miyiz? Erkek nefsine söz ge­çiremez belki diye, kadın kendini sakınsın istemez miyiz?
Erkeğin yaptığı ve yapamadığı her halt için aslında kadın sorumlu değil midir? Zaten işin sonunda kadının başına patlamaz mı erkeğin başarısı, başarısızlığı, kendi nefsini ya­kasından tutup tutamayışı.
Kocan seni döverse babanın evine git. "Senin yanın koca­nın evi, gelinlikle gittin kefenle çıkarsın" diyeceklerdir. O zaman karakola sığın. "56. şikayetini de aldık, hadi evine dön, inşallah ölmez de sağ kalırsan seneye belki korumaveririz" derlerse yılma, kadın sığınma evine git. "Yer kal­madı, kapasitemizin çok üzerindeyiz, bu manyaklar karı bırakmadı dövülmedik" diye senden çok dert yanarlarsa, başka şehre kaç. Bütün sığınma evlerini dene. Olmadı çalış, kendi canını kurtarabilmek için çocuklarını terk etmek zo­runda kal. Sonra da çocuklarını bırakıp kaçıp gitmiş kadın ol. Herkes senden nefret etsin, hor görsün seni çocukların. Yine de yılma, yaşamak için çabala. İş bul, çalış. Bu defa kocanın ailesi senin için orospuluk yapıyor desin. Vazgeç­me. Önüne gelen herkese, orospuluk yapmadığını, hiç kim­seye başını bile kaldırıp bakmadığını zaten yıllardır sanantecavüz eden, döven, hakaretler savuran adamdan sonra er­keklerle çok da sağlıklı ilişki kuramadığını anlat. Yine mi anlamadılar, sadece yaşamak istediğini söyle onlara. Bu iş devam ederse, hayatını biraz olsun düzene koyabilirsen, ço­cuklarını da yanına alacağını, onları terk etmediğini, onları doğurmak, bakmak için neler çektiğini, o ruh hastasına sırfnbu sebeple tahammül ettiğini ama artık gücünün tükendi­ğini söyle onlara. Yine de anlamayacaklar ... Yeni işinde ve mahallende seni yumurtadan şimdi çıkmış bir civciv kadar savunmasız gördük­leri için bıyıklarını buran adamlardan da koru kendini bu arada. Kocanı terk edebildiğin, bu düzene kısa bir süreliğine bile olsa karşı koyabildiğin için her an vermek istediğini zan­neden, bu yüzden de pek kıymetli kocalarını ve selamlarını senden esirgeyen kadınımsılardan da koru kendini. Kenar mahallenin kuru temizleme dükkanında ya da bir küçücük çeviri şirketinde iş bulabilirsen ne mutlu sana ama yeni işin­deki patronundan da sakın kendini, zira kimsesiz kadınları en çok kendini güçlü sanan erkekler sever.Bunların hepsini aynı anda, hiç düşmeden, sekmeden becere­bilmen lazım. Becerebilecek misin? Bütün bunlara gücünün yetmesi lazım. Yoksa sorarlar sana işte. Niye polise gitmedin,
ailenle neden paylaşmadın derdini, bir iş aramamanın sebebi ne? Neden elinden gelen ya da gelmeyen her şeyi yapmadın?
Hadi bakalım, şimdi hepsine bir bir cevap ver.
Gerçekleri yalnız çocuklar bu kadar açık ve seçik görür zaten.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölü Kadınlar Memleketi
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
288
ISBN:
9786058596788
Yayınevi:
Ayizi Kitap
Bunca zaman sonra daha eşit, daha güçlü, daha özgür bir konumda olması gerekirken biz kadınlar, şimdi yaşamak, hayatta kalmak için uğraşıyoruz. Sokakta yürüyebilmek, sevebilmek, dayak yememek, tecavüze uğramamak, satılmamak için kan döküyoruz.

Burçe Bahadır, kocasını öldürmekten hüküm giymiş iki kadınla ve karısını öldürmüş üç erkekle hapishanede konuştu. Öldürülmüş bir kadının babasını, bir başkasının ablasını dinledi. Cinayetlerin hikayesini yazdı. Ölü Kadınlar Memleketi, kadın cinayetlerinin neden politik cinayetler olduğunu anlamamızı sağlıyor. Nasıl yakınımızda olduklarını, içinde yaşadığımız atmosferin bu cinayetleri nasıl kolaylaştırdığını görüyoruz.

"Son sözün ne olur?" diyorum. Havva gözlerini gözlerime dikiyor. Ama şimdi ne çenesini kaldırmış öfkeyle, ne de sinirden elleri titriyor; öyle bırakmış kendini, öyle acılı, öyle yalnız ve çaresiz: "Eğer ki bir erkek seni öldürürüm diyorsa, kadın ona inansın" diyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 23 okur

  • Damla
  • Helin masyan
  • Büşra AKTÜRK
  • Milk Floyd
  • Nursel Güneş
  • Simurg  (ϜϓſϞ)
  • Damla Güven
  • Helin şehir
  • zülal
  • Ayşenur

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%62.5 (10)
9
%6.3 (1)
8
%18.8 (3)
7
%12.5 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0