·
Okunma
·
Beğeni
·
20.376
Gösterim
Adı:
Ölü Ozanlar Derneği
Baskı tarihi:
Aralık 2016
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055261122
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilge Kültür Sanat Yayınları
Baskılar:
Ölü Ozanlar Derneği
Ölü Ozanlar Derneği
Ölü Ozanlar Derneği
Geleneklere olan bağlılığı ve katı disiplin kurallarıyla ünlü Welton Akademis'nin öğrencilerinin okul ve yatakhane arasında geçen tekdüze hayatları yeni İngilizce öğretmenleri John Keating'in okullarına gelmesiyle bir anda değişir. İyi birer üniversiteye girmeleri için onları çok yoğun bir tempoda çalışmaya zorlayan öğretmenleri ve ebeveynlerinin aksine,bu ele avuca sığmaz adamın onlardan tek bir isteği vardır: Anı yaşamaları ve hayatlarını olağanüstü kılmaları. Byron, Shelly, Keats ve Shakespeare ile edebiyatın büyülü dünyasına dalan gençler Keating'in öğrencilik yıllarında üye olduğu gizli bir kulüp olan Ölü Ozanlar Derneği'ni de yeniden canlandırırlar. Ne var ki daha yeni kavuştukları özgürlüklerinin trajik sonuçları olabileceğini çok geçmeden farkına varacaklardır. "Acaba Ölü Ozanlar Derneği'nin bu yeni nesil üyeleri hayallerini yıkmaya kararlı otoritelerin baskısından kurtulmayı başarabilecekler midir?"
160 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Öhöm öhöm!
Yavrum geçin artık yerinize bakın zil çaldı!
Evladım! Kime diyorum ben acaba?
Bugünkü dersimizde öğretmen öğrenci ilişkilerinden bahsedeceğiz.

Sert tarih hocası gitti İnci Küpeli geldi, her şey yolunda, tamam sakin:))
Bilenler bilir iki yıllık (sakın küçümsemeyin ha:)) öğretmenlik tecrübem var. Bu iki yılda neler neler öğrendim ne güzel duygular tattım bir ben bilirim:)) Bana bu duyguları tattıran miniklerime teşekkürü borç bilirim...

Okul ve iş hayatım boyunca öğrendiğim en önemli şey dersi sevdiren kişinin öğretmenden başkasının olmadığıdır. Ancak bu durum malesef öğretmenlerimiz tarafından göz ardı edilmiş durumda. Fazlasıyla... Öğrencilik hayatımızdan biliyoruz ki annemizden babamızdan daha çok görürüz öğretmenlerimizi ve sınıf arkadaşlarımızı. Ancak okulu, sınıfı sevgi dolu bir yuva haline getirecekleri yere sert yüz ifadesi ile bir sınıfı dize getirebileceğini düşünüyor çoğu öğretmenimiz. İstisnalar var tabii... Peki sadece ders anlatıp hiçbir çocuğun kalbine dokunmadan yapılan öğretmenlik, gerçekten öğretmenlik mi? Çocukları gülümsetmeden, kahkahalarını bilmeden yapılan öğretmenlik, öğretmenlik mi? Nerede kaldı o kutsal meslek?
Hayatta hiçbir şey bir çocuğun gülücüğü kadar güzel olamaz... Ve bir çocuğun gülümsemesi bütün sızıları dindiren bir krem gibidir... ( özlem/Duvar/ senin kremlerin gibi:))

Kitabımızda da hayatı yarış atına çevrilmiş yatılı lise öğrencilerinin hayatına misafir oluyoruz. Enfes bir kitaptı ve sonu çok etkileyici bitti... Tüm çocukların hayatını değiştiren bir öğretmen var kitapta. Okurken işte, dedim, bende böyle bir öğretmen olmalıyım, Bay Keating gibi... Kitapta hayatlarını şiirle, sanatla değiştiren, bundan büyük bir keyif alan, hayatın iliğini emen harika öğrenciler var. Özellikle Shakespeare'den yapılan alıntılara kitap daha da bir mükemmelleşiyor...

Atatürk "ÖĞRETMENLER, YENİ NESİL SİZLERİN ESERİ OLACAKTIR!" derken sadece dersleri iyi anlatın demiş olamaz. Altındaki anlamı çok daha fazla düşünüp irdelemek gerekli bence...
Bütün öğretmenlerimize ve öğrencilerimize sevgi ve saygıyla...
Bunu da eklemezsem olmaz:))
https://youtu.be/jTjv1R50GrM
160 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Eğitim çağındaki çocuklar, öğretmenler, aileler, idareciler.. Herkesin okuması gereken kısa ama içinde büyük dersler barındıran bir eser. Eminim herkes çok beğenecektir. Dili de oldukça yalın ve hiç sıkmıyor. Başlanıp çabucak bitirilebilecek bir kitap.
136 syf.
Teşekkürler Bay Keating....

Herşeyin başında Eğitim şart deriz ama kimse eğitim sisteminin eseri olduğunu kabul etmez evet eğitim şart ama kime ve neye göre şart. Herkes her mesleği gönülden icra etmez mesele gönülde olani cikarmaktir. Egitim çağındaki bireylerin meslek seçimleri hakkinda fikirlerini sormak yeri geldim mi onlari gözlemleyerek yeteklerini orataya cikardigimiz zaman vede yapmış olduklarına önem vererek o yolda yürümesine destek olsak işte o zaman daha başarı birey ve daha başarılı toplum olmazmiyiz
136 syf.
·1 günde·8/10
Kim ulan bu Bay Keating?


Ben size söyleyeyim; hayatın içinden çıkan bir süper kahraman, bizlerden biri, bilin bakalım kim ve tabii ki de bu benim, demeyeceğim. Keating; tüm genç kızların hayallerini süsleyen genç, yakışıklı ve sıradışı bir edebiyat öğretmeni felan da değil. Keating, Keating'dir arkadaşlar. Namıdiğer 'Kaptan'. İmaja ve kariyerine önem veren bir akademisyen değil, öğrencilere, hülasa herkese kendi olabilmeyi, kendileri olabilmeyi öğretmeye çalışan örnek bir eğitimcidir. Her şeyden önce Keating'de şu duruma dikkat edilmesi gerekiyor; Keating, nasıl olmak istediğini de, nasıl olmak istemediğini de çok iyi biliyor. Bizler belki olmak istediğimiz kişiler olamayız, ama kimse de bizi olmak istemediğimiz bir kişi olduramasın.


Neden böyle bir giriş yaptığımı sizlere kısaca anlatayım; çünkü kitaba dair var olan 147 incelemenin okuduğum bir kaç başlıca incelemelerinde genellikle şöyle anılmış; güzel bir kitap ve okunmaya değer bir eser, eğitim sistemi, aile baskısı, bıla bıla... Değil arkadaş değil, okunmaya değer felan değil, anlaşılmaya değer bir kitap. Anlaşıldıktan sonra monoton ve ezbere bir yaşama sırt dönülecek, yüzünü yaşama dönecek bir kitap; 'Carpe Diem'i hayat felsefesi haline getirebilecek bir kitap. Alışılagelmiş geleneksel bir yaşam tarzının aksine, anı yaşamayı hayatı olağanüstüleştirmeyi öğütleyen bir kitap. Çünkü bu hayatta gelmişlikten sonra en büyük gerçek bu hayatı terkedişimiz olacaktır, şöyle ya da böyle bizi bekleyen bir ölüm hakikati var, bizden bir şeyler bekleyenlerin de böyle bir hakikati var, herkes için kaçınılmaz bir gerçeklikken ölüm, bu yaşam ancak insanın kendi elleriyle şekillendirilmeli-gerçekleştirmeli. Neden okumak değil de anlamak diye diretiyorum; eğer okursan, sadece böyle bir karaktere imrenebilirsin, ötesine geçmez -geçmesi çok ender rastlanan bir durum olur-. Yok eğer anlarsan, gerek aile ebeveynlerin gerek eğitiminden sorumlu insanlar, en yakın çevren ve diğer tüm herkese karşı; senin kim olmak istediğini veya kim olmanı istediklerinin yerine, senin kim olduğunu gösterebilirsin. Burda şu soruları sorabiliriz;
Başarı bizden istenilen midir, bizim istediğimizdir?
Başarı-mız bizi mi mutlu etmelidir, bizden başarı bekleyenleri mi?



Kitap özetle şöyle; bir şeyleri idraktan sonra, hayata olan bakış açımız değişir ve çoğumuz bir Keating olmayı isteriz, çünkü Keating 'olmasını istediği kişidir' fakat, kimimiz bu yolda Neil gibi bir tercih vermek zorunda kalırız ve sonumuz da ona benzer, kimimiz Neil'in başından geçeni yedirememiş delilerden olur, kimimiz de hain-çiyan-çakal olur (bunlar hiç bitmez sanırsın Allah'ın emri), kimimiz çiyansevmeyenlerden olup, buna karşın yapmış olduklarımızdan bize bir son sunulur. Olay her ne kadar kara kuru bir defterle başlamış olsa da, hikaye öyle kuru kuru ilerlemiyor. Çok basit bir olay örgüsü olduğu halde, içeriği kabinin içine sıkışıp kalmıyor. Karakterler üzerinde işlenmiş duygular; Baskın bir hayat, hayal, özgüven, şımarmak, utanmak-çevresel sindirilmişlik ve hafifmeşreplik olup -bence öyleydi- :) öğrencilerin tümüne farklı kişilikler yüklenmesi, aslında birbirinden farklı kişiler oldukları halde, bazı verilecek kararlar karşısında -bazı küfler haricinde- yek vücut olabilmeleri çok iyi işlenmiş. Kitap bittiğinde kuvvetle muhtemel çevrenizde bu tür sorunlar içerisinde olan arkadaşlarınıza da okutmak isteyeceksiniz. Ve dilinizde anı yaşamak ve sanatın özgürleştiriciliğine dair cümleler olacak.


Peki ya, yazar tüm bu olup bitenlerin neresinde; yazar kitabın ön ve arka kapağı arkadaşlar, ve bence Keating olabilme hayalini kendinde bulunduran kişi de yazar, hayaline ulaşamayacağı çaresizliğiyle Neil karakteri olarak kendini ön plana çıkarmayı başarıyor, bunların gerisinde kalan kahramanlık ve korkaklık durumlarını yine bir diğer karakterler de işlediği taslaklar bütünü bize yazarı tanıtıyor. Okuru ile yazarı arasında edinilen yakınlık yine benzeri az rastlanır durumlardan. Ve yine yazarın geniş bir şiir yelpazesine sahip olduğunu, bizi; Shakespeare, Byron, Shelly ve Keats gibi edebiyat büyüklerinin imgeler ve şiirleri eşliğiyle, güzel ve anlamlı bir yolculuğa çıkarmasında görüyoruz. Herkesin anlayacağı bir dilden yazılmışlığı; sıradanlığından değil, anlaşılması içindir. Tanrı bizi, postu kurdu andıran, çakallar sürüsünden korusun. Kitapta işlenilen eğitim ve ailenin bunda baskıcılığı, elbette ortaya atılan yepyeni bir düşünce değil, ama toplumsal ve kültürel manada yaşamımızı fazlasıyla derinden etkileyen bir konu, biz her ne kadar kendimizi özgür bireyler olarak ilan etsek bile birtakım kuralcıların bizi ikna ettikleri sözleşmeli köleler olduğumuz gerçeğini yadsıyamayız. Bugün eğitim adı altında hükümet elleriyle gerçekleştiriliyor; eğitim sistemi malumunuz, üzerine konuşmaya değer bile bulmuyorum. Asfalta ekmek banılmayacağına, hükümet-devlet denilen zatların sadece binasal ilerlemeler katettiklerinde de çoğumuz hemfikirizdir. Turgut Cansever'in dilediği gibi, şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal edenlerden olmayalım; şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal edersek, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.


Herkese farkındalıklı, bol sorgulamalı okumalar dilerim. Tavsiye etmiş olduğum anlaşılmıştır zaten. Kitabı bana minimanilize ettiği kütüphanesi içerisinden hediye eden Esther. Sema 'ya teşekkürleri borç bilirim, en az filmi kadar kitabı da sevdim.
160 syf.
·Puan vermedi
Toplumda kabul görmüş normların ve kemikleşmiş zihniyetlerin sınırını zorlayan, derinine inilirse kafamızdaki at gözlüğünü çıkartıp atan, özgür ruhlu bir eser.
136 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
“Sözcükler ile yaşamınıza yaptığı yumuşacık dokunuşu içinizde hissedecek, kendi hayatınızı sorgulayan 'kısa ama anlam dolu' bir yolculuğa çıkacaksınız. Günlük rutinlerinize bir mola verin ve 'Ölü Ozanlar Derneği' ile tanışın."

~Ç News

*
SPIOLER vardır, SPOILER yoktur, hepsi birdir, hayat başlı başına bir SPIOLER değil midir?
*
Hayatımıza baktığımızda ne kadar anlamlı olup olmadığının tahlilini yapmaktan bile çok uzağızdır çoğu zaman. Neden doğduk, neden yaşıyoruz, nereden geldik, nereye gidiyoruz, öyle ya da böyle elbet bir gün öleceğiz, peki o zaman hayatı kavramak varken, neden ondan bu kadar uzağız, neden hissetmemiz gerekeni değilde, nefret etmemiz gereken şeyleri daha çok hissediyoruz?

Ölü Ozanlar Derneğini ister izleyin, ister okuyun, isterseniz de ikisini birlikte yapın, kalbinize bir şekilde dokunmayı başaracaktır, buna emin olun…

Geçenlerde Johnny Deep’in son filmi The Professor’i izlerken bir kez daha anladım ki, yaşadığımız hayatı gerçekten kavrayamıyoruz ve hissedemiyoruz. Günlük rutinlerin ve koşuşturmaların peşinde oradan oraya sürükleniyoruz. Kapıldığımız rüzgârın farkında değiliz, farkında olmadığımız gibi, ne olduğunu anlamadığımız için elimizde bir yol haritası bile yok, sürüklenirken birkaç şeye çarpıyoruz ve evet bu diyoruz, sonra o olmadığını anlıyoruz. Ve süre gelen tekrarlardan ibaret bir yaşam döngüsüne saplanıyoruz.

Özellikle hayatını bir şirkete girip para kazanmak gibi çok basit bir hayalle kaplayan insanlara çok üzülüyorum. Bunun için yıllarca okumaları, lisans, yüksek lisans, doktoralar bilmem neler… Ne için? Yetmeyen kısmı hangisi? Yoksa sevdiğiniz için mi bir üst basamak? Belki, belki de değil… Hayat paradan ibaret olmamakla birlikte, insanlar bunu sadece araç olarak kullanmaları gerektiğini hala anlayamadılar. Para amaç olamaz, araç olabilir. Amaç; sadece “siz” yani kendiniz olmalısınız. Araç kaybolduğunda, amacınız kaybolmaz, sadece başka bir araç bulmak için uğraşırsınız o kadar.

Sistemin içinde kaybolan onca insana karşı, sistemin karşısında duran insan ve insanlar da vardır. İşte bu kitapta karşımıza John Keating çıkıyor. Söylediği onca şeye karşın, kitabın özünü oluşturan ana maddeyi okuyucuya ya da izleyiciye veriyor ve diyor ki;

"<<Anı yaşayın.>> Hayatlarınızı olağanüstü kılın." #45376192

Zaman dediğimiz şeyi elle tutamadığımıza, geçip gittiğinde de geri getiremediğimize göre, bu kıymetli şeyi nasıl anlamlandırabiliriz? Tabi ki Anı Yaşayarak…

Dün unutulur, yarın bilinmezliğin dağlarında gezebilir, ama An dediğimiz şey, işte o an yaşadığın andır, nefes aldığın, baktığın, kokladığın, nefesini verdiğin, yürüdüğün, koştuğun, sevdiklerine sarıldığın, paylaştığın, paylaşıldığın, sağlığın, hastalığın… hepsi o anda gizlidir. Dün dünde kalır, geri getiremezsin, yarının hayalini kurarsın ama o hayalde kaybolursun, Anın kıymetini bilmedikten sonra ne dün vardır ne de yarın…

İşte tam bu noktada “The Professor” filmine geri dönmek istiyorum. Ölü Ozanlar Derneği ile benzer noktada karşımıza çıkıp, geçirdiği hayatı ne kadar boşa geçirdiğini anlayan karakteri tam önümüze seriyor ve ölüm gelmeden önce bunu anlayın diyor. Etrafınıza bir bakın ve neler dönüyor anlayın, sizi seven insanların farkına varın, dışarıda bir hayat var ve kapana kısılmayın, ömrünüzü bir hiç uğruna harcamayın… Paranın kölesi olmayın, para sizin köleniz olsun. İhtiyaçlarınızı karşıladığınızı sandığınız bu banknotlar aslında insanlığa yani bize sahip oluyor farkında değiliz. Para konusunu bu kadar dillendirmemin sebebi şudur:

Neden üniversiteye gidiyor çoğu insan? Dünyaya veyahut ülkesine hayırlı işler yapmak için üniversiteye gidenlerin oranı nedir mesela? Çok az desek bizim için yeterli olacaktır. Mutlu olmak için değil, mutsuz olmak için olabilir mi? İnsanlar daha iyi işlerde çalışmak için bu yolun diplomadan geçtiğini sanır. Aslında köşeyi dönen insanların çoğunun yolu üniversiteden bile geçmemiştir. Üniversiteyi para kazanmak için araç haline getirip, parayı da amacınız haline getirdiğinizde, çalışan kölelerden farkınız kalmayacaktır. Para elbet lazımdır ama; hayatınızı, bedeninizi, en iyi yıllarınızı onu kazanmak için harcayacak kadar da lazım mıdır?

İki sohbet etmek istediğin insan dönüp dolaşıp paradan konu açıyorsa orada dur, hayatında yanlış giden bir şey var bunu anla. Etrafında ki insanların basitliğini anla ve kendine çeki düzen ver. Çalıştığın yerdeki insanla konuştuğun tek şey para ise orada dur ve düşünmeye başla. Üniversite okurken tek hayal iyi bir şirket, ünvan ve paraysa orada dur derin bir nefes al ve hemen bu gelecekten uzaklaş.

Kendine bir ara ver, kazancının hepsini neye harcadığını bir düşün? İhtiyacın olamayan neleri aldın ve ihtiyacın olmadığın halde aldığın şeyler için ne kadar çalışman gerekiyor? Gerçekten seni anlayan ve seven insanlarla geçirebileceğin vaktini hiç ihtiyacın olmayan şeyleri almak için saatlerce çalıştığın işte geçiriyorsun bunun farkına var. Hayat yalnızken bile bu soruyu sordurur, hatta daha fazla sordurur. İnsan yalnızken kendi ile daha çok konuşur, daha fazla sorgular, neden sorusu hep vardır çoğu zaman belki yanıt bulmaz. Belki de bir yanıta ihtiyaç yoktur, bir harekete ihtiyaç vardır. İnsan olduğunu ve yaşadığı dünyanın bir şekilde armağan olduğunu anlamaya, doğanın güzelliği karşısında şaşkın şaşkın etrafa bakmaya, gökyüzünde bulut olmaya ihtiyacı vardır insanın.

Bir edebiyat öğretmeni, ders müfredatını kenara bırakıp, öğrencilerine Anı yaşayın diyorsa, bakın sizden yıllar önce mezun olmuş olanlar artık toprak oldu, sizin de olacağınız şey odur, yaşamınızın kıymetini bilin diyorsa, orada derin bir nefes alıp, hayatınızı gözden geçirmeniz gerektiğinin zamanı gelmiş demektir.

Nereden geldik, nereye gidiyoruz?

Nereden geldiğini unut, nereye gideceğini de düşünme; sadece Anı Yaşa, kıymetini bileceğin tek an yaşadığın o anda gizlidir. Yapmayı ertelediğin ne varsa, erteleme, korkma ve cesaretli ol…

Rotasız Seyyah ‘ı bilir misiniz? İçimizden biridir, yani ülkemizden bir gezgin. Peki nasıl gezgin olmaya karar vermiştir? İşte tüm bu söylediklerimi yaparak karar vermiştir. Peki neden istediğimiz şeyi yapmıyor ve istemediğimiz işlerde çalışıyoruz? Çünkü karar vermek yerine korkuya teslim oluyor, ay sonu maaş hesabında ki ödülümüzün köleliğini kutluyoruz. Eğer kitabı okumadıysanız ve Mehmet Genç ile tanışmadıysanız, tanışmanızın vakti çoktan gelmiş demektir.

Çok şey kaçırıyoruz, o kadar çok şey kaçırıyoruz ki, ne kaçırdığımızı dahi bilmiyoruz. Bu satırları yazan kişi hayatında anı yaşayacağı çok fırsatlar yarattı kendisine ve bundan çok memnun bilin isterim. Okul hiçbir zaman umurumda olmadı, çalıştığım iş kariyer uğruna bedenimi feda ettiğim bir yer hiçbir zaman olmadı, her zaman anın kıymetini bilmeye çalıştım ve geçmişi; geleceğin inşasında kullanmadım. Gelecek benim için yazdığım şu sözcükten sonra gelen sözcükten ibaret yani şu an dan ibaret. Bir önceki sözcükler veya paragraflar geçmişte kaldı ve ben sadece şu andayım. Kıymetini biliyorum, sizlerde kıymetini bilin.

Küçük mutlulukların da kıymetini bilin çünkü hayatınız büyük mutlulukların çevresinde kurulmayacak… Kierkegaard’a kulak verelim, çünkü;

"Her anın önemi var." #32146712

Çünkü;

"Hayat yalnızca geriye dönük bir şekilde anlaşılabilir; ama ileriye dönük bir şekilde yaşanmalıdır." #32146518

Çünkü;

"Kimse dünyaya ne zaman gelmek istediğinizi sormaz, kimse ne zaman gitmek istediğinizi sormaz..." #32174628

Anı Yaşayın… Dünya iyi ya da kötü bir yer, bunu aklınızdan çıkarın, sadece yaşadığınız anın değerini bilin. Kötü bir deneyim olsa dahi, kıymetini bilin, yeri gelir o kötü deneyimi bile arayacak duruma gelirsiniz. Arthur Schopenhauer ‘in çok sevdiğim bir alıntısına kulak vermenizi istiyorum;

"...hiçbir insan mutlu değildir; bütün hayatı boyunca hayali bir mutluluk peşinde koşup durur...

...onu nadiren ele geçirir ve ele geçirse bile, geçirmesiyle birlikte bir yanılsamadan, bir düş kırıklığından başka bir şey kalmayacaktır geride; ve kural olarak sonunda bütün umutları suya düşecek ve limana bir enkaz halinde girecektir.

O halde yalnızca her an değişip duran şimdiden ibaret olan ve şimdi sona eren bir hayatta mutluluk olmuş mutsuzluk olmuş hepsi birdir.” #32445788

“…mutluluk olmuş mutsuzluk olmuş hepsi birdir.”

Her yaşam değerlidir, her beden bu yaşamı değerli kılmalıdır. İnsan ruhunu kaybetmemeli tüm olumsuzluğa rağmen, son nefesini verene kadar, hayata tutunmalıdır. Tek bir yaşam hakkınız var bu hayatta, onu da ölene kadar hayatta tutun. Anı yaşamak için fırsatları kaçırmayın, o fırsatları yaratın. Gerekirse, taşı sıkıp suyunu çıkarın ama paraya teslim olup, yaşamınızı köleleştirmeyin. Çünkü, en değerli çalışan dahi olsanız kıçınıza tekme basılacağı o an, her şeyin ne kadar boş olduğunu hatırlayacaksınız. Bunu ölüm kapınızı çaldığında ya da iş işten geçtiğinde de anlarsınız.

Dünya çok berbat bir yer değil, sadece insanlar berbat etmek için çok fazla uğraşıyor o kadar. Bazen rüzgarı karşımıza alıp, kendi seçeneklerimizi yaratmalıyız.

Kitabı okuyun, filmini izleyin;
The Professor’ı da izleyin,
Rotasız Seyyah ‘ı da mutlaka okuyun...

İnsan yapmak isterse, bir yolunu bulur yapar, yeter ki insanın yapabileceği bir şey olsun.

Başarının canı cehenneme, başarısız olun. Yeter ki;

ANI YAŞAYIN!

“CARPE DIEM”

"...kim ne derse desin sözcükler ve fikirler dünyayı değiştirecek güce sahiptir." #45377381

Sağlıcakla kalın...
160 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Eğitim sistemi.. Konu başlığı bu olunca herkesin söyleyecek onlarca şeyi var. Yok efendim sistem mi varmış, böyle mi eğitim olurmuş, çocuğa böyle mi bir şey öğretilirmiş,eğitimciler eskisi gibi değilmiş, mışta mişte.. Herkesin şikayetçi olduğu ama bir türlü elini taşın altına koyup şikayetçi olduğu şeyi değiştirme amacı gütmediği, değiştirmeye çalışana da bir etiket yapıştırıp arkasından konuştuğu kısaca herkesin konuşup kimsenin yapacak bir şey bulamadığı eğitim sistemi..

Şimdilerde eğitim alan bir birey sonrasında ise eğitimci olacak benim bu konuda söyleyecek onlarca şeyim var ama söylemem gereksiz,boşuna,zaman kaybı. Şimdi çoğumuz çevçevenin içinde bulunan resimleriz . Hepimiz sadece kendimizden haberdarız. Ama asıl güzellik çevrenin içinden değil dışından bakıldığında.. Kitapta aynı bunun gibi. Baktın bir şey göremiyorsun yer değiştir yeterli gelmedi mi yeniden yer değiştir. Görebilene kadar aradığın şeyi görüş açını sürekli değiştir. Hem ne kadar çok yerden bakarsan o kadar fazla güzellik görürsün.

Kitabı öneririm dostlar. Herkese hepinize. Öğretmen olana, olmak isteyene.. ebeveyn olana, olmak isteyene.. Herkese..

Keyifli okumalar.: )
160 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Öğrencilerin adeta robot muamelesi gördüğü bir lisede, okula yeni bir İngilizce öğretmeni gelmesiyle kalıplaşmış yaşamlarda yeni kapılar aralanır. Ölü Ozanlar Derneği adı altında bir grup genç gizli bir mağarada toplanıp, ölü ozanların şiirlerini okurlar. Zamanla adeta gözleri dünyaya başka gözlerle bakmaya başlar.
Son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan biriydi. Okumayan çok şey kaybeder. "Carpe Diem" Günü yaşayın, hayatlarınızı olağanüstü kılın...
160 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Ölü Ozanlar Derneği romanı, herkesin mutlaka okuması gereken eserlerden biri. Dili, sade ve anlaşılır. Konusu ve verdiği mesajlar ile etkileyici bir klasik.

Kitabın konusu; İngiltere’de 8taşrada zengin ailelerin çocuklarının okuduğu disiplinli bir okulda geçmektedir. Okulun ismi Welton Akademisidir. Bu akademiye Keating adında bir ingilizce öğretmeni gelir. Keating sıra dışı birisidir, dersleri ve fikirleri 7 öğrenciyi çok etkiler. Bu 7 öğrenci, onun bu okulun eski bir öğrencisi olduğunu ve Ölü Ozanlar Derneği isimli gruba üye olup okuldan atılmış olduğunu öğrenirler. Kendileri de bu derneği tekrar canlandırmaya karar verirler. Böylece ara ara okulun dışında bir mağarada toplanırlar ve şiirler okurlar.

Kitabı okurken aklıma bizim klasik öğretmen dizileri geldi.
160 syf.
·79 günde·Beğendi
Filmini de izleyenler bilir, okuyanlar da keza...

“Carpe Diem”
birçok anlama gelebilir hayatla ilgili. Ama en önemli şu anda varlığımızın farkında olmaktır...

YAŞIYORSUN BU HAYATI BE diyenler vardır etrafımızda hepimizin, ama bu yaşamak öyle; yemek yemek su içmek sevişmek işe gitmek uyumak ile alakalı değil, şu anda, şu saniyede, her nefes alıp verilişin farkında olarak yaşamaktan bahsediyorum.

Bir sürü ses vardır beynimizde bize yol gösterme cüretinde bulunan eş dost akrabalarımız. Susarız, kıramayız, aman benden büyüktür deriz susarız... kendi kendimize konuşur ve sonra büyük bir “keşke” deriz.

Demeyin... kendi fikirlerinizi söyleyin, HAYIR deyin! Ben bunu böyle istemiyorum. Bazen zor olacaktır bu evet, bazen yeri değildir ama ne olursa olsun kendi kazdığınız çukura düşün başkasının engeliyle yıkılacağınıza. Sanattan, sorgudan, meraktan da vazgeçmeyin....


NOT: FİLMİNİ DE MUTLAKA İZLEYİN.
Tıp, hukuk, işletme, mühendislik… bunlar asil meşgalelerdir ve hayatı sürdürmek için gereklidir. Ama şiir, güzellik, romantizm, aşk. Bunlar, hayatı, uğruna sürdürdüğümüz şeylerdir.”
İnsan, insan ırkının bir üyesi olduğu için şiir okur ve insan ırkı tutkuyla doludur! Tıp, hukuk, bankacılık, bunlar hayatı devam ettirmek için gerekli. Ama şiir, aşk, sevgi, güzellik? Bunlar da bizim yaşama nedenlerimiz!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölü Ozanlar Derneği
Baskı tarihi:
Aralık 2016
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055261122
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilge Kültür Sanat Yayınları
Baskılar:
Ölü Ozanlar Derneği
Ölü Ozanlar Derneği
Ölü Ozanlar Derneği
Geleneklere olan bağlılığı ve katı disiplin kurallarıyla ünlü Welton Akademis'nin öğrencilerinin okul ve yatakhane arasında geçen tekdüze hayatları yeni İngilizce öğretmenleri John Keating'in okullarına gelmesiyle bir anda değişir. İyi birer üniversiteye girmeleri için onları çok yoğun bir tempoda çalışmaya zorlayan öğretmenleri ve ebeveynlerinin aksine,bu ele avuca sığmaz adamın onlardan tek bir isteği vardır: Anı yaşamaları ve hayatlarını olağanüstü kılmaları. Byron, Shelly, Keats ve Shakespeare ile edebiyatın büyülü dünyasına dalan gençler Keating'in öğrencilik yıllarında üye olduğu gizli bir kulüp olan Ölü Ozanlar Derneği'ni de yeniden canlandırırlar. Ne var ki daha yeni kavuştukları özgürlüklerinin trajik sonuçları olabileceğini çok geçmeden farkına varacaklardır. "Acaba Ölü Ozanlar Derneği'nin bu yeni nesil üyeleri hayallerini yıkmaya kararlı otoritelerin baskısından kurtulmayı başarabilecekler midir?"

Kitabı okuyanlar 5.089 okur

  • Eylül Filazi
  • Samet Taşdemir
  • Baran Karaoğlan
  • Ebru.
  • Tugay buz
  • Umut Şaşkın
  • Sude Çakmak
  • Ömer Faruk
  • İPEK ERDEM
  • Süeda

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%6.4 (89)
9
%4 (56)
8
%3.9 (55)
7
%0.9 (12)
6
%0.5 (7)
5
%0.1 (1)
4
%0.1 (2)
3
%0.1 (1)
2
%0
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları