Adı:
Ölü Ozanlar Derneği
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055261122
Kitabın türü:
Çeviri:
Gül Yılmaz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nokta Yayınları
Baskılar:
Ölü Ozanlar Derneği
Ölü Ozanlar Derneği
Ölü Ozanlar Derneği
Todd Anderson ve arkadaşlarının Welton Akademisi'ndeki yaşamları, yeni İngilizce öğretmenleri Bay Keating'in gelmesiyle birlikte inanılmaz biçimde değişir. Bay Keating onlara olağanüstü ve farklı bir hayatın kapılarını açar. Ondan etkilenen yedi arkadaş, Ölü Ozanlar Derneği'ni tekrar faaliyete geçirirler. Bu gizli dernekte ailelerin baskı ve beklentilerinden uzakta tutkularını özgürce yaşayabilmektedirler. Keating onları ünlü ozanların büyük eserleriyle tanıştırdığında yalnızca dilin güzelliğini öğrenmekle kalmayıp, yaşamın her ne kadar önemli olduğunu da ayrımsamışlardır.
141 syf.
·9/10
Eveet sonunda uzun zamandır merak ettiğim “Ölü ozanlar derneği”ni okumuş bulunuyorum. Kitabı merak etme sebeplerimden biri (en büyük sebebi) “Carpe diem” :))

Bu siteye giriş yaptıktan sonra profil ismi olarak kendi ismimi değil de en sevdiğim latince ifade olan ve benim her yerde logoma dönüşmüş olan “carpe diem”i kullanmak kararı aldım. Her şey bundan sonra başladı :Dd.
Kaç tane mesaj geldi “Ölü ozanlar derneği”ni okudunuz mu, “Ölü ozanlar derneği” filmini izlediniz mi gibisinden. Acaba neden herkes “Ölü ozanlar derneği”ni soruyor diye merak ettim açtım araştırdım kitabı. Bir de ne göreyim. “Carpe diem” kitabın esas konusu :D.

Ben bu ismi lise yıllarından bu yana bu kitaptan ve filmden hiçbir haberim olmadan kullanıyordum. Ama gel gör ki “Carpe diem” felsefesine ait çok güzel bir kitap varmış. İsmimin vesilesiyle tanıştım bu kitapla ve iyi ki tanışmışım.

Daha fazla sizin kafanızı meşgul etmeden incelememe geçeyim :))

*******
~Kitaptan bazı olaylara değineceğimden dolayı SPOİLER olabilir. Şimdiden uyaralım da sonra “Senin yüzünden spoiler yedim” gibi şeyler duymayalım :)

*******
Hepimizin içinde gizli tutkular, gün yüzüne çıkmasını bekleyen yeteneklerimiz var. Peki hepimiz bu yeteneklerimizi değerlendiriyor muyuz? Küçüklüğümüzden beri “Büyüyünce ne olacaksın” sorusuna kalıp haline gelmiş yanıtlar veririz: doktor, öğretmen, polis, avukat ve s. Ama hiçbir çocuğun ağzından ben yazar; oyuncu; müzisyen; ressam, olmak gibisinden şeyler pek duymadım. Belki de istemişlerdir ama çoğu zaman ebeveynler tarafından “Yazar olup da ne yapacaksın git doktor ol” gibi şeyler duyduklarından dolayı bu isteklerini dile bile getirmez olurlar. #53414619

Ebeveynlerimizin elbette üstümüzdeki haklarını ödeyemeyiz ama haklılar mı çocukları bu kadar kalıba sokmakta? Benim oğlum (kızım) öğretmen; avukat; doktor olacak derken çocuğa da fikrini sormak gerekmez mi? Yazar; oyuncu bunlar meslek değil mi? Eğer çocuğunuz bu alanda kendini iyi ve yetenekli hissediyorsa ona köstek yerine destek olmak daha iyi olmaz mı? Tabii ki de daha güzel olur.

Çocukların psikolojisini oluşturan temel unsur ailedir. Çocuklarınızı kendinizden uzaklaştırmak istemiyorsanız onlara söz hakkı tanıyın. Yeteneklerini keşfetmelerine izin verin. Bir konuda kendini iyi görüyorsa arkasında durun. Sadece maddi olarak değil manevi olarak destek olun. Yoksa onların da sonu Todd gibi olur ve sizden uzaklaşırlar( #53407779 ). Daha da ileri giderse Neil gibi bir trajedik sonla karşı- karşıya kalırsınız...

Kitabı okurken daha bir kaç sene önce sırf üniversiteyi kazanamadı diye kendini asan çocuk geldi aklıma... O çocuk o kadar çok psikolojik baskı görmüş ki hem evden, hem hocalardan üniversiteye giremediğinden dolayı canına bile kıymış #53486973 .Her sene böyle haberler duyuyoruz maalesef. Ailesinin baskısı yüzünden kendi canına kıyan yüzlerle genç var.

Bu yüzden anne babalar çocuklarının sözlerine fikirlerine saygı duymalılar. Yoksa sonunda fikirlerine saygı duyacak bir çocukları bile kalmayacak...

Kitaptaki ikinci güzel mesaj hocalara veriliyor.
Kitabı okudukca keşke bir tane bile olsa Bay Keating gibi hocam olsaydı dedim. Ama maalesef tüm hocaların ister lisede, isterse de üniversitede yaptığı tek şey kitaptaki kendilerine dayatılan konuları bize ezberletmek. #53330038
Beyni geliştirmek, çocuğun özgür düşünmesini sağlamak hiçbirinin umrunda değil. Ve bu yüzden “okumuş cahiller”in sayı günü günden artıyor.

Öğretmen çocuğa yol gösterendir. Psikolojini etkileyen ikinci etken öğretmen baskısı. Bu yüzden öğretmenler çocuk psikolojisini çok iyi bilmeli ve her çocuğa kendi psikolojisine göre davranmalı. Todd gibi nice çocuklar var kendine kapanan, fikrini söylemeye çekinen. Böyle çocuklara kitaptaki bilgiden önce kendini ifade etmesi öğretilmeli. Keşke bunu hocalar anlayabilseler ve çocuklara buna göre davransalar.

Kitap her açıdan anlaşılması ve ders çıkarılması gereken bir kitap. Okurken çok duygulandım. Özellikle ebeveynlere ve öğretmenlere okutmamız gereken bir kitap. Belki dönüp kendilerine bakarak yaptıklarını sorgulamalarına vesile olur.

Vee incelememe hayat felsefeme ve logoma dönüşmüş “carpe diem”le son vermek istiyorum :)).

“Carpe Diem”- “Anı yaşa”
Hayatımda hep bu felsefeyle yaklaşmaya çalıştım. Anı yaşamak. Bir şeyi yapmak şansımız varsa yapmalıyız. Hayat ertelemeye gelmiyor. Günü gününe yaşamak lazım hayatı. Ne demiş şair:

"Topla gül goncalarını toplayabilirken,

Zaman uçup gidiyor.

Bugün sana gülümseyen çiçekler

Yarın soluveriyor"

Ne olursa olsun hayatı sevin, hayata tutunacak bir şeyler bulun. Ve en önemlisi hep gülümseyin :)). Sizin üzülmenizi isteyenlere inat hep mutluluk olsun yüzünüzde :))
Şunları da bırakayım buraya motive olmak için:

#53473550

#53390176

#53377196

#53348546
160 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Öhöm öhöm!
Yavrum geçin artık yerinize bakın zil çaldı!
Evladım! Kime diyorum ben acaba?
Bugünkü dersimizde öğretmen öğrenci ilişkilerinden bahsedeceğiz.

Sert tarih hocası gitti İnci Küpeli geldi, her şey yolunda, tamam sakin:))
Bilenler bilir iki yıllık (sakın küçümsemeyin ha:)) öğretmenlik tecrübem var. Bu iki yılda neler neler öğrendim ne güzel duygular tattım bir ben bilirim:)) Bana bu duyguları tattıran miniklerime teşekkürü borç bilirim...

Okul ve iş hayatım boyunca öğrendiğim en önemli şey dersi sevdiren kişinin öğretmenden başkasının olmadığıdır. Ancak bu durum malesef öğretmenlerimiz tarafından göz ardı edilmiş durumda. Fazlasıyla... Öğrencilik hayatımızdan biliyoruz ki annemizden babamızdan daha çok görürüz öğretmenlerimizi ve sınıf arkadaşlarımızı. Ancak okulu, sınıfı sevgi dolu bir yuva haline getirecekleri yere sert yüz ifadesi ile bir sınıfı dize getirebileceğini düşünüyor çoğu öğretmenimiz. İstisnalar var tabii... Peki sadece ders anlatıp hiçbir çocuğun kalbine dokunmadan yapılan öğretmenlik, gerçekten öğretmenlik mi? Çocukları gülümsetmeden, kahkahalarını bilmeden yapılan öğretmenlik, öğretmenlik mi? Nerede kaldı o kutsal meslek?
Hayatta hiçbir şey bir çocuğun gülücüğü kadar güzel olamaz... Ve bir çocuğun gülümsemesi bütün sızıları dindiren bir krem gibidir... ( özlem/Duvar/ senin kremlerin gibi:))

Kitabımızda da hayatı yarış atına çevrilmiş yatılı lise öğrencilerinin hayatına misafir oluyoruz. Enfes bir kitaptı ve sonu çok etkileyici bitti... Tüm çocukların hayatını değiştiren bir öğretmen var kitapta. Okurken işte, dedim, bende böyle bir öğretmen olmalıyım, Bay Keating gibi... Kitapta hayatlarını şiirle, sanatla değiştiren, bundan büyük bir keyif alan, hayatın iliğini emen harika öğrenciler var. Özellikle Shakespeare'den yapılan alıntılara kitap daha da bir mükemmelleşiyor...

Atatürk "ÖĞRETMENLER, YENİ NESİL SİZLERİN ESERİ OLACAKTIR!" derken sadece dersleri iyi anlatın demiş olamaz. Altındaki anlamı çok daha fazla düşünüp irdelemek gerekli bence...
Bütün öğretmenlerimize ve öğrencilerimize sevgi ve saygıyla...
Bunu da eklemezsem olmaz:))
https://youtu.be/jTjv1R50GrM
136 syf.
·1 günde·8/10
Kim ulan bu Bay Keating?


Ben size söyleyeyim; hayatın içinden çıkan bir süper kahraman, bizlerden biri, bilin bakalım kim ve tabii ki de bu benim, demeyeceğim. Keating; tüm genç kızların hayallerini süsleyen genç, yakışıklı ve sıradışı bir edebiyat öğretmeni felan da değil. Keating, Keating'dir arkadaşlar. Namıdiğer 'Kaptan'. İmaja ve kariyerine önem veren bir akademisyen değil, öğrencilere, hülasa herkese kendi olabilmeyi, kendileri olabilmeyi öğretmeye çalışan örnek bir eğitimcidir. Her şeyden önce Keating'de şu duruma dikkat edilmesi gerekiyor; Keating, nasıl olmak istediğini de, nasıl olmak istemediğini de çok iyi biliyor. Bizler belki olmak istediğimiz kişiler olamayız, ama kimse de bizi olmak istemediğimiz bir kişi olduramasın.


Neden böyle bir giriş yaptığımı sizlere kısaca anlatayım; çünkü kitaba dair var olan 147 incelemenin okuduğum bir kaç başlıca incelemelerinde genellikle şöyle anılmış; güzel bir kitap ve okunmaya değer bir eser, eğitim sistemi, aile baskısı, bıla bıla... Değil arkadaş değil, okunmaya değer felan değil, anlaşılmaya değer bir kitap. Anlaşıldıktan sonra monoton ve ezbere bir yaşama sırt dönülecek, yüzünü yaşama dönecek bir kitap; 'Carpe Diem'i hayat felsefesi haline getirebilecek bir kitap. Alışılagelmiş geleneksel bir yaşam tarzının aksine, anı yaşamayı hayatı olağanüstüleştirmeyi öğütleyen bir kitap. Çünkü bu hayatta gelmişlikten sonra en büyük gerçek bu hayatı terkedişimiz olacaktır, şöyle ya da böyle bizi bekleyen bir ölüm hakikati var, bizden bir şeyler bekleyenlerin de böyle bir hakikati var, herkes için kaçınılmaz bir gerçeklikken ölüm, bu yaşam ancak insanın kendi elleriyle şekillendirilmeli-gerçekleştirmeli. Neden okumak değil de anlamak diye diretiyorum; eğer okursan, sadece böyle bir karaktere imrenebilirsin, ötesine geçmez -geçmesi çok ender rastlanan bir durum olur-. Yok eğer anlarsan, gerek aile ebeveynlerin gerek eğitiminden sorumlu insanlar, en yakın çevren ve diğer tüm herkese karşı; senin kim olmak istediğini veya kim olmanı istediklerinin yerine, senin kim olduğunu gösterebilirsin. Burda şu soruları sorabiliriz;
Başarı bizden istenilen midir, bizim istediğimizdir?
Başarı-mız bizi mi mutlu etmelidir, bizden başarı bekleyenleri mi?



Kitap özetle şöyle; bir şeyleri idraktan sonra, hayata olan bakış açımız değişir ve çoğumuz bir Keating olmayı isteriz, çünkü Keating 'olmasını istediği kişidir' fakat, kimimiz bu yolda Neil gibi bir tercih vermek zorunda kalırız ve sonumuz da ona benzer, kimimiz Neil'in başından geçeni yedirememiş delilerden olur, kimimiz de hain-çiyan-çakal olur (bunlar hiç bitmez sanırsın Allah'ın emri), kimimiz çiyansevmeyenlerden olup, buna karşın yapmış olduklarımızdan bize bir son sunulur. Olay her ne kadar kara kuru bir defterle başlamış olsa da, hikaye öyle kuru kuru ilerlemiyor. Çok basit bir olay örgüsü olduğu halde, içeriği kabinin içine sıkışıp kalmıyor. Karakterler üzerinde işlenmiş duygular; Baskın bir hayat, hayal, özgüven, şımarmak, utanmak-çevresel sindirilmişlik ve hafifmeşreplik olup -bence öyleydi- :) öğrencilerin tümüne farklı kişilikler yüklenmesi, aslında birbirinden farklı kişiler oldukları halde, bazı verilecek kararlar karşısında -bazı küfler haricinde- yek vücut olabilmeleri çok iyi işlenmiş. Kitap bittiğinde kuvvetle muhtemel çevrenizde bu tür sorunlar içerisinde olan arkadaşlarınıza da okutmak isteyeceksiniz. Ve dilinizde anı yaşamak ve sanatın özgürleştiriciliğine dair cümleler olacak.


Peki ya, yazar tüm bu olup bitenlerin neresinde; yazar kitabın ön ve arka kapağı arkadaşlar, ve bence Keating olabilme hayalini kendinde bulunduran kişi de yazar, hayaline ulaşamayacağı çaresizliğiyle Neil karakteri olarak kendini ön plana çıkarmayı başarıyor, bunların gerisinde kalan kahramanlık ve korkaklık durumlarını yine bir diğer karakterler de işlediği taslaklar bütünü bize yazarı tanıtıyor. Okuru ile yazarı arasında edinilen yakınlık yine benzeri az rastlanır durumlardan. Ve yine yazarın geniş bir şiir yelpazesine sahip olduğunu, bizi; Shakespeare, Byron, Shelly ve Keats gibi edebiyat büyüklerinin imgeler ve şiirleri eşliğiyle, güzel ve anlamlı bir yolculuğa çıkarmasında görüyoruz. Herkesin anlayacağı bir dilden yazılmışlığı; sıradanlığından değil, anlaşılması içindir. Tanrı bizi, postu kurdu andıran, çakallar sürüsünden korusun. Kitapta işlenilen eğitim ve ailenin bunda baskıcılığı, elbette ortaya atılan yepyeni bir düşünce değil, ama toplumsal ve kültürel manada yaşamımızı fazlasıyla derinden etkileyen bir konu, biz her ne kadar kendimizi özgür bireyler olarak ilan etsek bile birtakım kuralcıların bizi ikna ettikleri sözleşmeli köleler olduğumuz gerçeğini yadsıyamayız. Bugün eğitim adı altında hükümet elleriyle gerçekleştiriliyor; eğitim sistemi malumunuz, üzerine konuşmaya değer bile bulmuyorum. Asfalta ekmek banılmayacağına, hükümet-devlet denilen zatların sadece binasal ilerlemeler katettiklerinde de çoğumuz hemfikirizdir. Turgut Cansever'in dilediği gibi, şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal edenlerden olmayalım; şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal edersek, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.


Herkese farkındalıklı, bol sorgulamalı okumalar dilerim. Tavsiye etmiş olduğum anlaşılmıştır zaten. Kitabı bana minimanilize ettiği kütüphanesi içerisinden hediye eden Esther. Sema 'ya teşekkürleri borç bilirim, en az filmi kadar kitabı da sevdim.
136 syf.
Teşekkürler Bay Keating....

Herşeyin başında Eğitim şart deriz ama kimse eğitim sisteminin eseri olduğunu kabul etmez evet eğitim şart ama kime ve neye göre şart. Herkes her mesleği gönülden icra etmez mesele gönülde olani cikarmaktir. Egitim çağındaki bireylerin meslek seçimleri hakkinda fikirlerini sormak yeri geldim mi onlari gözlemleyerek yeteklerini orataya cikardigimiz zaman vede yapmış olduklarına önem vererek o yolda yürümesine destek olsak işte o zaman daha başarı birey ve daha başarılı toplum olmazmiyiz
160 syf.
·Puan vermedi
Toplumda kabul görmüş normların ve kemikleşmiş zihniyetlerin sınırını zorlayan, derinine inilirse kafamızdaki at gözlüğünü çıkartıp atan, özgür ruhlu bir eser.
136 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
“Sözcükler ile yaşamınıza yaptığı yumuşacık dokunuşu içinizde hissedecek, kendi hayatınızı sorgulayan 'kısa ama anlam dolu' bir yolculuğa çıkacaksınız. Günlük rutinlerinize bir mola verin ve 'Ölü Ozanlar Derneği' ile tanışın."

~Ç News

*
SPIOLER vardır, SPOILER yoktur, hepsi birdir, hayat başlı başına bir SPIOLER değil midir?
*
Hayatımıza baktığımızda ne kadar anlamlı olup olmadığının tahlilini yapmaktan bile çok uzağızdır çoğu zaman. Neden doğduk, neden yaşıyoruz, nereden geldik, nereye gidiyoruz, öyle ya da böyle elbet bir gün öleceğiz, peki o zaman hayatı kavramak varken, neden ondan bu kadar uzağız, neden hissetmemiz gerekeni değilde, nefret etmemiz gereken şeyleri daha çok hissediyoruz?

Ölü Ozanlar Derneğini ister izleyin, ister okuyun, isterseniz de ikisini birlikte yapın, kalbinize bir şekilde dokunmayı başaracaktır, buna emin olun…

Geçenlerde Johnny Deep’in son filmi The Professor’i izlerken bir kez daha anladım ki, yaşadığımız hayatı gerçekten kavrayamıyoruz ve hissedemiyoruz. Günlük rutinlerin ve koşuşturmaların peşinde oradan oraya sürükleniyoruz. Kapıldığımız rüzgârın farkında değiliz, farkında olmadığımız gibi, ne olduğunu anlamadığımız için elimizde bir yol haritası bile yok, sürüklenirken birkaç şeye çarpıyoruz ve evet bu diyoruz, sonra o olmadığını anlıyoruz. Ve süre gelen tekrarlardan ibaret bir yaşam döngüsüne saplanıyoruz.

Özellikle hayatını bir şirkete girip para kazanmak gibi çok basit bir hayalle kaplayan insanlara çok üzülüyorum. Bunun için yıllarca okumaları, lisans, yüksek lisans, doktoralar bilmem neler… Ne için? Yetmeyen kısmı hangisi? Yoksa sevdiğiniz için mi bir üst basamak? Belki, belki de değil… Hayat paradan ibaret olmamakla birlikte, insanlar bunu sadece araç olarak kullanmaları gerektiğini hala anlayamadılar. Para amaç olamaz, araç olabilir. Amaç; sadece “siz” yani kendiniz olmalısınız. Araç kaybolduğunda, amacınız kaybolmaz, sadece başka bir araç bulmak için uğraşırsınız o kadar.

Sistemin içinde kaybolan onca insana karşı, sistemin karşısında duran insan ve insanlar da vardır. İşte bu kitapta karşımıza John Keating çıkıyor. Söylediği onca şeye karşın, kitabın özünü oluşturan ana maddeyi okuyucuya ya da izleyiciye veriyor ve diyor ki;

"<<Anı yaşayın.>> Hayatlarınızı olağanüstü kılın." #45376192

Zaman dediğimiz şeyi elle tutamadığımıza, geçip gittiğinde de geri getiremediğimize göre, bu kıymetli şeyi nasıl anlamlandırabiliriz? Tabi ki Anı Yaşayarak…

Dün unutulur, yarın bilinmezliğin dağlarında gezebilir, ama An dediğimiz şey, işte o an yaşadığın andır, nefes aldığın, baktığın, kokladığın, nefesini verdiğin, yürüdüğün, koştuğun, sevdiklerine sarıldığın, paylaştığın, paylaşıldığın, sağlığın, hastalığın… hepsi o anda gizlidir. Dün dünde kalır, geri getiremezsin, yarının hayalini kurarsın ama o hayalde kaybolursun, Anın kıymetini bilmedikten sonra ne dün vardır ne de yarın…

İşte tam bu noktada “The Professor” filmine geri dönmek istiyorum. Ölü Ozanlar Derneği ile benzer noktada karşımıza çıkıp, geçirdiği hayatı ne kadar boşa geçirdiğini anlayan karakteri tam önümüze seriyor ve ölüm gelmeden önce bunu anlayın diyor. Etrafınıza bir bakın ve neler dönüyor anlayın, sizi seven insanların farkına varın, dışarıda bir hayat var ve kapana kısılmayın, ömrünüzü bir hiç uğruna harcamayın… Paranın kölesi olmayın, para sizin köleniz olsun. İhtiyaçlarınızı karşıladığınızı sandığınız bu banknotlar aslında insanlığa yani bize sahip oluyor farkında değiliz. Para konusunu bu kadar dillendirmemin sebebi şudur:

Neden üniversiteye gidiyor çoğu insan? Dünyaya veyahut ülkesine hayırlı işler yapmak için üniversiteye gidenlerin oranı nedir mesela? Çok az desek bizim için yeterli olacaktır. Mutlu olmak için değil, mutsuz olmak için olabilir mi? İnsanlar daha iyi işlerde çalışmak için bu yolun diplomadan geçtiğini sanır. Aslında köşeyi dönen insanların çoğunun yolu üniversiteden bile geçmemiştir. Üniversiteyi para kazanmak için araç haline getirip, parayı da amacınız haline getirdiğinizde, çalışan kölelerden farkınız kalmayacaktır. Para elbet lazımdır ama; hayatınızı, bedeninizi, en iyi yıllarınızı onu kazanmak için harcayacak kadar da lazım mıdır?

İki sohbet etmek istediğin insan dönüp dolaşıp paradan konu açıyorsa orada dur, hayatında yanlış giden bir şey var bunu anla. Etrafında ki insanların basitliğini anla ve kendine çeki düzen ver. Çalıştığın yerdeki insanla konuştuğun tek şey para ise orada dur ve düşünmeye başla. Üniversite okurken tek hayal iyi bir şirket, ünvan ve paraysa orada dur derin bir nefes al ve hemen bu gelecekten uzaklaş.

Kendine bir ara ver, kazancının hepsini neye harcadığını bir düşün? İhtiyacın olamayan neleri aldın ve ihtiyacın olmadığın halde aldığın şeyler için ne kadar çalışman gerekiyor? Gerçekten seni anlayan ve seven insanlarla geçirebileceğin vaktini hiç ihtiyacın olmayan şeyleri almak için saatlerce çalıştığın işte geçiriyorsun bunun farkına var. Hayat yalnızken bile bu soruyu sordurur, hatta daha fazla sordurur. İnsan yalnızken kendi ile daha çok konuşur, daha fazla sorgular, neden sorusu hep vardır çoğu zaman belki yanıt bulmaz. Belki de bir yanıta ihtiyaç yoktur, bir harekete ihtiyaç vardır. İnsan olduğunu ve yaşadığı dünyanın bir şekilde armağan olduğunu anlamaya, doğanın güzelliği karşısında şaşkın şaşkın etrafa bakmaya, gökyüzünde bulut olmaya ihtiyacı vardır insanın.

Bir edebiyat öğretmeni, ders müfredatını kenara bırakıp, öğrencilerine Anı yaşayın diyorsa, bakın sizden yıllar önce mezun olmuş olanlar artık toprak oldu, sizin de olacağınız şey odur, yaşamınızın kıymetini bilin diyorsa, orada derin bir nefes alıp, hayatınızı gözden geçirmeniz gerektiğinin zamanı gelmiş demektir.

Nereden geldik, nereye gidiyoruz?

Nereden geldiğini unut, nereye gideceğini de düşünme; sadece Anı Yaşa, kıymetini bileceğin tek an yaşadığın o anda gizlidir. Yapmayı ertelediğin ne varsa, erteleme, korkma ve cesaretli ol…

Rotasız Seyyah ‘ı bilir misiniz? İçimizden biridir, yani ülkemizden bir gezgin. Peki nasıl gezgin olmaya karar vermiştir? İşte tüm bu söylediklerimi yaparak karar vermiştir. Peki neden istediğimiz şeyi yapmıyor ve istemediğimiz işlerde çalışıyoruz? Çünkü karar vermek yerine korkuya teslim oluyor, ay sonu maaş hesabında ki ödülümüzün köleliğini kutluyoruz. Eğer kitabı okumadıysanız ve Mehmet Genç ile tanışmadıysanız, tanışmanızın vakti çoktan gelmiş demektir.

Çok şey kaçırıyoruz, o kadar çok şey kaçırıyoruz ki, ne kaçırdığımızı dahi bilmiyoruz. Bu satırları yazan kişi hayatında anı yaşayacağı çok fırsatlar yarattı kendisine ve bundan çok memnun bilin isterim. Okul hiçbir zaman umurumda olmadı, çalıştığım iş kariyer uğruna bedenimi feda ettiğim bir yer hiçbir zaman olmadı, her zaman anın kıymetini bilmeye çalıştım ve geçmişi; geleceğin inşasında kullanmadım. Gelecek benim için yazdığım şu sözcükten sonra gelen sözcükten ibaret yani şu an dan ibaret. Bir önceki sözcükler veya paragraflar geçmişte kaldı ve ben sadece şu andayım. Kıymetini biliyorum, sizlerde kıymetini bilin.

Küçük mutlulukların da kıymetini bilin çünkü hayatınız büyük mutlulukların çevresinde kurulmayacak… Kierkegaard’a kulak verelim, çünkü;

"Her anın önemi var." #32146712

Çünkü;

"Hayat yalnızca geriye dönük bir şekilde anlaşılabilir; ama ileriye dönük bir şekilde yaşanmalıdır." #32146518

Çünkü;

"Kimse dünyaya ne zaman gelmek istediğinizi sormaz, kimse ne zaman gitmek istediğinizi sormaz..." #32174628

Anı Yaşayın… Dünya iyi ya da kötü bir yer, bunu aklınızdan çıkarın, sadece yaşadığınız anın değerini bilin. Kötü bir deneyim olsa dahi, kıymetini bilin, yeri gelir o kötü deneyimi bile arayacak duruma gelirsiniz. Arthur Schopenhauer ‘in çok sevdiğim bir alıntısına kulak vermenizi istiyorum;

"...hiçbir insan mutlu değildir; bütün hayatı boyunca hayali bir mutluluk peşinde koşup durur...

...onu nadiren ele geçirir ve ele geçirse bile, geçirmesiyle birlikte bir yanılsamadan, bir düş kırıklığından başka bir şey kalmayacaktır geride; ve kural olarak sonunda bütün umutları suya düşecek ve limana bir enkaz halinde girecektir.

O halde yalnızca her an değişip duran şimdiden ibaret olan ve şimdi sona eren bir hayatta mutluluk olmuş mutsuzluk olmuş hepsi birdir.” #32445788

“…mutluluk olmuş mutsuzluk olmuş hepsi birdir.”

Her yaşam değerlidir, her beden bu yaşamı değerli kılmalıdır. İnsan ruhunu kaybetmemeli tüm olumsuzluğa rağmen, son nefesini verene kadar, hayata tutunmalıdır. Tek bir yaşam hakkınız var bu hayatta, onu da ölene kadar hayatta tutun. Anı yaşamak için fırsatları kaçırmayın, o fırsatları yaratın. Gerekirse, taşı sıkıp suyunu çıkarın ama paraya teslim olup, yaşamınızı köleleştirmeyin. Çünkü, en değerli çalışan dahi olsanız kıçınıza tekme basılacağı o an, her şeyin ne kadar boş olduğunu hatırlayacaksınız. Bunu ölüm kapınızı çaldığında ya da iş işten geçtiğinde de anlarsınız.

Dünya çok berbat bir yer değil, sadece insanlar berbat etmek için çok fazla uğraşıyor o kadar. Bazen rüzgarı karşımıza alıp, kendi seçeneklerimizi yaratmalıyız.

Kitabı okuyun, filmini izleyin;
The Professor’ı da izleyin,
Rotasız Seyyah ‘ı da mutlaka okuyun...

İnsan yapmak isterse, bir yolunu bulur yapar, yeter ki insanın yapabileceği bir şey olsun.

Başarının canı cehenneme, başarısız olun. Yeter ki;

ANI YAŞAYIN!

“CARPE DIEM”

"...kim ne derse desin sözcükler ve fikirler dünyayı değiştirecek güce sahiptir." #45377381

Sağlıcakla kalın...
136 syf.
·Beğendi·9/10
Öncelikli olarak bu kitabı özellikle anneler ve babalar okumalı! Hani şu koca burnunu çocuklarının hayatına sokup, hiçbir şekilde çocuğunun ne yapacağını düşünmeyen anneler ve babalar!

Öncelikli olarak belirtmek istiyorum ki, genelde kitapların filmlerden daha iyi olduğu söylenir; ancak bunda tersi söz konusu. Neden? Hemen hemen kitapla film arasında uyarlama büyük çoğunluğu aynı olsa da, kitabın görsele dökülmesi daha etkileyici kılıyor. Düşünsenize; Bay Keating, Robin Williams gibi efsane bir oyuncu. Oyuncuların muazzam performansları. Tabii, aralarında Robin Williams ve Ethan Hawke kendini gösterip ön plana çıktı. Kadro çok iyi, oyunculuklar çok iyi, konu çok iyi. Bu kitabın görsele dökülmesi çok iyi. Görsele dökülüp, daha çok kitleye ulaştırılması daha iyi oldu. Kitap da başka ama film daha başka. Filmi önceden izleyince, sık sık karakterlerin suratlarını hatırlamaya çalışıyorsun ve bu da beni kitabı okurken sık sık böldü.

Evet, bu kitabı özellikle anne ve babalar okuması gerektiğini söyledim. Neden? "Bir öğretmen gelir çocukların dünyası değişir" düşüncesinden ziyade, "anneler ve babalar" odak noktasını oluşturuyor kitabın. Disiplin iyidir de, zihinlerdeki zincire taş bağlıyorsa, ayaklara bağ oluyorsa o disiplin, o mükemmellik, gelenek ya da onur, insanlık dışı bir şeydir. Öncelikli olarak bu karanlık düşüncelerden kurtarmak için anne ve babalar bu kitabı özellikle okumalı ve düşünmeli.

Diğer yandan öğretmenler ve öğretmen olacaklar bu kitabı okumalı. "Disiplin" deriz ya, disiplin dediğimiz şey bir öğretmen için ödev verip, sınav yapıp geçmek olmalı. Bakış açısı kazandırmıyorsan, hayata karşı sudan çıkmış balık gibi kalmasını sağlıyorsan hiçbir şey vermeyip, ezberletmeyi görev sayıyorsan, sen bu öğretmenliği yapma! Hele müfredata bağlı olup, müfredat dışı bilgi vermekten acizsen, sen bu işi hiç yapma! Eğitim sistemi, müfredata bağlı kalıp, müfredat dışı bilgi vermekten aciz olan, öğrencilerin ilgisini çekmeyip, parayı tek odak noktası yapan öğretmenler yüzünden bu hâle geldi! Bu kitap, anne ve babaların yanında öğretmenler de mutlaka okumalı. Öğrenme; önce anne ve babayla, sonra da öğretmenlikle başlar. Yaşasın, ezberci zihniyete köle olmamış, gelecek nesle bir şeyler verebilen öğretmenlere! Hani demiş ya Atatürk; "Öğretmenler, gelecek nesil sizin eseriniz olacaktır!" diye, ne kadar da doğru söylemiş.

Bu kitabı aynı zamanda şiir sevenler okumalı ya da şiiri sevmeyenler de olsa okuyup düşünmeli! Ölü Ozanlar Derneği, ne güzel de bir ortam! Şiir okursun, bundan güzel ortam mı var? Hem de korkmadan, cesurca, hem üreterek, hem de üretilmişleri okuyarak! John Keating'lere ihtiyacı var bu dünyanın. John Keating gibi insanlar olsa dünyada, öyle güzel şairler ortaya çıkar ki, biz bile şaşırır kalırız bu durumdan! Şimdilerde şairlik kalemi ele alıp, anlamsız cümleler kurup, bunu "şiir" sanmak. Böylelerini şair olarak görenler, geçmiş zamanlardaki usta şairleri görmezden gelme yetisine sahip olabiliyor. Ne kadar yazık! Günümüzdeki birçok şair de hissiz şair. Hislerine değil, maddiyatına şair.

"Carpe Diem" felsefesine gelelim. Öyle alelade bir şey değil. Anı yaşamak da, herkesin harcı değil. Geçmişle gelecek arasında sıkışıp kalan insanlar olarak bu felsefeyi öğrenmemiz gerek. İşte bu kitap sayesinde akla "Carpe Diem" kazınacak. Özellikle de film sayesinde. Görseller iyi yapıldığı takdirde kimi zaman kitaplardan daha çok akıllarda kalabilir. İşte ben bu kitabın bu felsefeyi kafalarda oturttuğuna, en azından "anı yaşa" sözünü zihinlerde uyandırdığına inanıyorum. Ne kadar anı yaşayabiliyoruz muamma ama, yaşasın anı yaşayanlara, yaşayabilenlere!

Psikolojik olarak sindirilmiş yaşayanlar da okumalı ve bu kitabı ya da filmi hayatının merkezine yerleştirmeli! Kabuğunu kırmalı! O kabuğu kırmak, yaşam enerjisini toplamak da bazen bir kitapta, bazen de bir filmde saklıdır. İşte bu kitap ya da film, hayatın merkezini yerleştirmelik!

Biraz görsele başvuralım!

Filmden efsane Todd Anderson sahnesi:

https://www.youtube.com/watch?v=IrvMrf-Pjhw

Filmin efsanevi son sahnesini hatırlayalım:

https://www.youtube.com/watch?v=eiOojrpXWBE

Leyla ile Mecnun'daki göndermeyi de unutmayalım ve biraz gülelim:

https://www.youtube.com/watch?v=rRl_C6356V0&t
160 syf.
Ülkemizde eğitim sisteminin, öğretmenin, velinin, öğrencinin sorgulandığı bu dönemde (gerçi her dönemde var ama son yıllarda aşırı bir bozukluk mevcut) bu kitabı okumak herkese iyi gelecektir. Sistem açısından bize vereceği detaylı bir bilgi yok bu kitapta ama eğitimcinin ve eğitim kurumlarının(dolaysıyla sistemin ama genel bağlamda) insana bakışının nasıl olabileceği ile ilgili fikir veren güzel bir eser.
Filmi de en az onun kadar güzel.

Özgür ve can sıkıcı olmayan bir eğitimin öğrencileri olumlu yönde etkileyeceğinin güzel bir örneği. Bu kitapta uygulanan eğitim tarzını ülkemizde uygulamak oldukça güç olacaktır. Zira alt yapısı olmayan ve neyi amaçladığı belirsiz bir ucube sistemimiz var. Ama en azından öğretmen ve öğrenci bu tarz bir yaklaşımı (kitapta kaleme alındığı gibi) sergileyerek eğitimimizdeki sıkıcı ve despot yönlerinin etkisini en alt seviyeye çekebilir. Bu da olmazsa en azından aşağı yukarı doğru bir uygulamanın nasıl olduğunu öğrenmiş olursunuz bu eser sayesinde.

Ayrıca içinde çok güzel (kimi zaman düşündüren, kimi zaman entellektüel, kimi zaman güldüren...) sohbetlerin olduğu bir kitap!

Çoğumuz bu kitabı okumuşuzdur ya da en kötü ihtimal filmini izlemişizdir. Bu yüzden sizi çok sıkmadan burada bitireyim sözlerimi.

Bir sinema tutkunu olarak filmi de alın izleyin derim!

Saygılar.
160 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Eğitim sistemi.. Konu başlığı bu olunca herkesin söyleyecek onlarca şeyi var. Yok efendim sistem mi varmış, böyle mi eğitim olurmuş, çocuğa böyle mi bir şey öğretilirmiş,eğitimciler eskisi gibi değilmiş, mışta mişte.. Herkesin şikayetçi olduğu ama bir türlü elini taşın altına koyup şikayetçi olduğu şeyi değiştirme amacı gütmediği, değiştirmeye çalışana da bir etiket yapıştırıp arkasından konuştuğu kısaca herkesin konuşup kimsenin yapacak bir şey bulamadığı eğitim sistemi..

Şimdilerde eğitim alan bir birey sonrasında ise eğitimci olacak benim bu konuda söyleyecek onlarca şeyim var ama söylemem gereksiz,boşuna,zaman kaybı. Şimdi çoğumuz çevçevenin içinde bulunan resimleriz . Hepimiz sadece kendimizden haberdarız. Ama asıl güzellik çevrenin içinden değil dışından bakıldığında.. Kitapta aynı bunun gibi. Baktın bir şey göremiyorsun yer değiştir yeterli gelmedi mi yeniden yer değiştir. Görebilene kadar aradığın şeyi görüş açını sürekli değiştir. Hem ne kadar çok yerden bakarsan o kadar fazla güzellik görürsün.

Kitabı öneririm dostlar. Herkese hepinize. Öğretmen olana, olmak isteyene.. ebeveyn olana, olmak isteyene.. Herkese..

Keyifli okumalar.: )
160 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Öğrencilerin adeta robot muamelesi gördüğü bir lisede, okula yeni bir İngilizce öğretmeni gelmesiyle kalıplaşmış yaşamlarda yeni kapılar aralanır. Ölü Ozanlar Derneği adı altında bir grup genç gizli bir mağarada toplanıp, ölü ozanların şiirlerini okurlar. Zamanla adeta gözleri dünyaya başka gözlerle bakmaya başlar.
Son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan biriydi. Okumayan çok şey kaybeder. "Carpe Diem" Günü yaşayın, hayatlarınızı olağanüstü kılın...
Tıp, hukuk, işletme, mühendislik… bunlar asil meşgalelerdir ve hayatı sürdürmek için gereklidir. Ama şiir, güzellik, romantizm, aşk. Bunlar, hayatı, uğruna sürdürdüğümüz şeylerdir.”
İnsan, insan ırkının bir üyesi olduğu için şiir okur ve insan ırkı tutkuyla doludur! Tıp, hukuk, bankacılık, bunlar hayatı devam ettirmek için gerekli. Ama şiir, aşk, sevgi, güzellik? Bunlar da bizim yaşama nedenlerimiz!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölü Ozanlar Derneği
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055261122
Kitabın türü:
Çeviri:
Gül Yılmaz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nokta Yayınları
Baskılar:
Ölü Ozanlar Derneği
Ölü Ozanlar Derneği
Ölü Ozanlar Derneği
Todd Anderson ve arkadaşlarının Welton Akademisi'ndeki yaşamları, yeni İngilizce öğretmenleri Bay Keating'in gelmesiyle birlikte inanılmaz biçimde değişir. Bay Keating onlara olağanüstü ve farklı bir hayatın kapılarını açar. Ondan etkilenen yedi arkadaş, Ölü Ozanlar Derneği'ni tekrar faaliyete geçirirler. Bu gizli dernekte ailelerin baskı ve beklentilerinden uzakta tutkularını özgürce yaşayabilmektedirler. Keating onları ünlü ozanların büyük eserleriyle tanıştırdığında yalnızca dilin güzelliğini öğrenmekle kalmayıp, yaşamın her ne kadar önemli olduğunu da ayrımsamışlardır.

Kitabı okuyanlar 5.887 okur

  • Zuhal
  • Orhan Pabuçcu
  • aslı
  • Muhammed Burak Durmuş
  • Yusuf
  • Pelin İnan
  • Merve Güzgün
  • Caner ATILGAN
  • M.N
  • Burcu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.4
14-17 Yaş
%8.1
18-24 Yaş
%22.4
25-34 Yaş
%28.2
35-44 Yaş
%27.1
45-54 Yaş
%6.8
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72
Erkek
%28

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31 (498)
9
%18.1 (292)
8
%18.3 (295)
7
%5.7 (92)
6
%2.2 (35)
5
%1.2 (20)
4
%0.2 (3)
3
%0
2
%0.2 (4)
1
%0.3 (5)

Kitabın sıralamaları