Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş

·
Okunma
·
Beğeni
·
28,3bin
Gösterim
Adı:
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Baskı tarihi:
17 Haziran 2019
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052982617
Kitabın türü:
Orijinal adı:
As Intermitências da Morte
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Baskılar:
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Adı bilinmeyen bir ülkede, dünya kuruldu kurulalı görülmemiş bir olay gerçekleşir: Ölüm, o güne kadar yerine getirdiği görevinden vazgeçer ve hiç kimse ölmez. Bir anda ülkeye dalga dalga yayılan sevinç çok geçmeden yerini hayalkırıklığı ve kaosa bırakır.

İnsanların ölmemesi zamanın durduğu anlamına gelmemektedir, ezeli bir yaşlılıktır artık onları bekleyen. Hükümetten kiliseye, sağlık kurumlarından ailelere, şirketlerden mafyaya kadar herkes ölümün ortadan kalkmasının getirdiği sonuçlarla mücadele etmek zorundadır. Ancak ölüm, beklenmedik bir kimlikle ve umulmadık duygularla insanların arasına geri döner.

Ölüm ve ölümsüzlük karşısında insanın şaşkınlığını, çelişkili tepkilerini ve ahlaki çöküşünü, edebi, toplumsal ve felsefi anlamda derinlikli bir biçimde işleyen José Saramago, geçici olanla ebedi olanı birbirinden ayıran kısa mesafenin meseli sayılacak Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u, başladığı gibi bitiriyor: "Ertesi gün hiç kimse ölmedi."
204 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Etkinlik boyunca sayısız Saramago eseri okudum ve itiraf ediyorum bir yazarı bu kadar sevebileceğimi düşünmemiştim. Tarza alışmak başlarda zor gelse de, kitaplar değiştikçe virgüller beni adı bilinmeyen ülkelere aldı götürdü.. Okumadığım kitaplarını da mutlaka okuyacağım..

İsmi nedeniyle etkinliğin sonuna bırakmıştım Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u. İyi ki de öyle yapmışım. Konu ise şöyle;
Adı bilinmeyen ülkede önceleri her yerde olduğu gibi ölüm varmış; yaşlananlar, hastalananlar vakti gelince ölüyormuş. Ne yazık ki gençleri ve çocukları da gafil avlıyormuş ölüm. Sonra bir yılbaşı ertesi kimse ölmemeye başlamış. Önceleri sonsuza kadar yaşam zırvalarına sevinirken, işin ciddiyetini kavradıkça korkmaya başlamış insanlar.. Hastalar ve yaşlılar ölmek için yalvarır duruma gelmiş, aileler ne yapacaklarını şaşırmış. Hükümet, sigorta şirketleri, cenaze hizmetlerinde çalışanlar ve daha niceleri isyan etmeye başlamış. Kiliselere güven kalmamış, inançlar sarsılmış, yetmemiş bir de işin içine mafya girmiş. O da yetmemiş greve giren ölümün nerelerde çalışmaya devam ettiğini aramaya koyulmuş halk.. Hastanelerde yatanlar artmış, ekonomik sorunlar boy göstermiş, işler çığrından çıkmış, kısacası ölüm olmadan yaşayamaz duruma gelmiş adı bilinmeyen ülkenin insanları.. Sonra bir şey olmuş, hem de öyle bir şey ki insanlar yaşadıklarına sevinseler mi öleceklerine üzülseler mi bilememişler.. (Bundan sonrası ipucuna girer o nedenle gerisi kitapta :D)

Sonlara doğru öyle farklılaştı ki eser, bu kadar iyi yazılamaz dedim kendi kendime..
Okurken aklıma birçok soru geldi bunlardan biri en önemli olandı bence;
Öleceği zamanı bilerek yaşamak mı daha kötüdür yoksa hiç ölmeyeceğini ve hastalıklarla boğuşsan da yaşayacağını bilmek mi?
Elimde öyle bir kitap vardı ki, her bölüm ayrı güzeldi hele ki son kısım ah o son kısım. Sanırım uzun süre unutamayacağım okuduklarımı.

Ölüm kadar belirsiz, birçok insanı korkutan, yaşamak olsun da her şeye razıyım diyen insanlara yazmış Saramago. Hem düşündürmüş hem de dine, kiliseye ve inanca dokunmuş ucu yazılanların. Yani imzasını atmış yine.

Sonsuza kadar yaşasam diyenlere, ölümsüzlüğü bulsak çok güzel olmaz mı cümlelerine, keşke herkes mutlu mesut yaşasa hayat bayram olsa teranelerine bu kitapla cevap vermiş Saramago.
Okuyun dostlarım, pişman olmayacaksınız :)
236 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
José Saramago'nun bilinmeyen ülkesinden merhabalar! Bir kez daha misafir oldum bilinmeyen ülkeye. Gerçi Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş ile 5. Saramago eserini okumuş oldum ve kendimi ülkenin bir ferdi gibi hissetmiyor değilim. Fazla uzatmadan kitabın konusuna gelmek istiyorum.

Bilinmeyen bir ülke, isimsiz karakterler... Aralık ayının son günü, saatler gece yarısı olur ve yeni yıla girer girmez ülkede ölüm faaliyetini durdurur. "Yeni yıl, yeni hayat, ölümsüz hayat."
Ne ölü, ne sağ sayılacak kadar hasta olanlar için ölmek bir kurtuluştur fakat nerede bu ölüm? Ölümle yaşam arasında bir sınır var sadece, tek çözüm ülke sınırını geçip ölmek! Yani ölüme yürümek bu olsa gerek!
Peki herkes ölümü mü arıyor? Tabii ki hayır. Ölümsüzlüğe sevinen de bir o kadar çok ülkede.
Ölümün yok olması birçok aksaklığa sebep olur. Huzur evleri ölümsüz yaşlılarla dolar, sigortacılara yapılacak ödemelere gerek kalmaz, levazımatçılar isyan eder. Hükümet çözüm yolları arar.
Kilise ve din adamları Tanrı'nın ölümü göndermesi için duaya başlar. Çünkü ÖLÜM OLMAZSA YENİDEN DOĞUŞ OLMAZ VE KİLİSENİN BİR İŞLEVİ KALMAZ.
Din adamları, "AMA ŞİMDİ TESPİHLERİ ÇALIŞTIRMA VAKTİDİR." diyerek ölümü isterler Tanrı'dan.

İşin bir de siyasi boyutu var tabii. Siyasetin kirli oyunları olmazsa olmaz! Ahh insan her durumu fırsata çevirirsin değil mi? Hiç şaşırtmadı beni İNSAN!
Ortaya Maphia çıkar bu kriz ortamında. Aslında mafya ama klasik olmamak adına MAPHİA olmuştur adı. Hükümet ile işbirliği yapar maphia. Neden mi? ÇÜNKÜ DEVLETİN KİRLİ İŞLERİNİ YAPTIRACAĞI BİRİLERİ OLMALI...


Veee bir gün ÖLÜM çıkar ortaya. ÖLÜM, MEKTUP, EFLATUN ZARFLAR. Bir de ben bu bölümü okurken üzerimde EFLATUN gömlek olması nasıl bir tesadüftür. Tamam, irkilerek etrafıma bir göz gezdirdiğimi itiraf ediyorum...

Ölüm geri geldikten sonra kitabın konusu bambaşka bir boyuta geçiyor ve asıl hikaye burada... Artık kişisel bir hesaplaşma başlıyor. Saramago'ya göre ölümün cinsiyeti nedir? Hadi tahmin edin... Buradan sonrasında detay vermek istemiyorum okumayanlar için.

Bu eserinde de José Saramago okuyucuyla sohbet eder gibiydi, akıcı üslubu yine yerinde tabii. Hayranlığım bir kez daha arttı bu adama. Çok severek okudum, benim sıradaki Saramago kitabım KABİL. Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş da tavsiyedir, okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim...
208 syf.
·5 günde·10/10
Ertesi gün hiç kimse ölmedi. Ama herkes yaşlanmaya ve hastalanmaya devam etti. Böylece ölmemek, adı bilinmeyen bu ülkede tam bir kaosa yol açtı.

Artık hükümetten kiliseye,sağlık kurumlarından cenaze levazımatçılarına herkesin derdi başından aşkındır. Ölmeyen ağır hastalar hastanelerde biriktikçe koridorlarda bile yatan hastalar belirmeye başlar,sigorta şirketleri ve levazımatçılar iflasa doğru yola koyulurlar. Ne de olsa ölümün olmadığı ülkede hayat sigortasına kimse gerek duymaz. :) "Ölüm" yoksa "Diriliş" yok mantığıyla kilise elindeki gücün kaybolacağı telaşına düşer. Daha neler neler...

Ölmenin yolu keşfedildiginde ise Saramago'nun muhteşem hicivleri; devlet ve mafya ilişkisine,basın organlarına,dine,toplumun göstermelik ahlak anlayışına değinir. Hem de muhteşem bir ince mizahla yapar bunu.

Sonra ölüm geri gelip taktik değiştirmeye karar verir ve bütün düzeni bir kez daha alt üst eder. Buralar spoiler değil zira ben kelimelere Saramago kadar hakim değilim ki toplumun yozlasmasının tablosunu çizebileyim burada.

Kitabın sonu müthiş. Ölüm keşke hepimize böyle gelse. ;) Kitap başladığı gibi "Ertesi gün hiç kimse ölmedi." şeklinde bitiyor.

Kitapta yazarımız çokça kelimelere ve yazım kurallarına takmış ve bunlarla ilgili dokundurmalar yapmış.

Saramago gerçekten toplumu çok iyi gözlemlemiş bir yazar,okuduğum iki kitabında da ahlak kişinin kendisi için mi toplum için mi,davranışlarımızı belirleyen hangisi konuları üzerine güzel hicivler var. Konuşma paragraflarının olmaması nedeniyle okuması biraz zahmetli bir yazar. Ama kitabın son sayfasını okuyup,kitabı bir kenara koyup değerlendirmeye başladığınızda "dolu dolu bir kitap okudum" mutluluğunu yaşıyorsunuz. Üzerine düşünmemizi istediği çok konu kalmış oluyor kitaptan geriye.

Ölümsüzlük fikri bence vampir kültürlerinde olduğu haliyle cezbedici,bir yatağa bağımlı olarak sonsuza kadar yaşama fikri epey can sıkıcı. :)

Kitaptaki ölümsüzlük üzerine son olarak şu videoyu bırakıp bitiriyorum. Okurken hep aklımda döndü durdu.

 https://youtu.be/0xfQQvHUw_s
208 syf.
·8 günde·9/10
İnsanlar hakkında hala daha görünüşe göre yargıya varmak ve hele ki bunu böyle bir platformda yapmak...
Bazen gerçekten yobazlığın kitap okumayla alakasının olmadığı, zihin denen oluşumun kendi içinde bir evrime ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Evet eğitim bizi kurtaramıyor çünkü aldığımız eğitim gerçekliği yitirdi.

Kitap incelemesine böyle başlamak biraz garip oldu evet. Aslında çok da inceleme yazılacak, her önüme gelene ille de okuyun ya da biliyor musunuz ben bunları, bu kitaptan öğrendim çok ilginç diye dillere düşürüp anlatacağım bir eser değil. Yanlış anlaşılmasın!! Kitabı ya da yazarı eleştirme gibi bir derdim yok yani amacım esere "vasattır" etiketi yapıştırmak değil. E peki niye yazdın derseniz de paylaşmış olduğum alıntılara tesettürlü bir arkadaşımızın yaptığı yorumdu. Tesettürlü diye belirtmemin nedeni de şekile göre yargıda bulunduğum için değil...

"Kapalı olmana rağmen nasıl böyle bir alıntı paylaşıyorsun"diye uyarma nezaketi(!) göstermiş olmasından dolayı. Alıntının bağlantısını vermiyorum ama yazarın tanrıya dair bir varoluş tanımını yaptığı kısmı içeriyordu. Mevzunun ne olduğunu bilmeden ya da yazarın, kitabın içinde nasıl bir olay örgüsü, kişi bağlantısı ya da var oluş tezi yazdığını düşünmeden(!) Hatta ve hatta kapalı ya da açık olsun bir insanın tanrıya bakış açısını belirli bir kalıba sığdıran zihniyetten bezdim. Mevzu hakaret falan değil(!) ki zaten bu hususta hassas davranırım. Ama burda bari böyle şeyler yapmayın kurban olayım. Ahlak bekçiliği, yargılama, ithamda bulunma, şekilcilik... daha nice salt değişmezlik, bilerek ya da bilmeyerek hepimizin yaptığı bir şey haline dönüştü. Bu konuda kendimi de çok eleştiririm ama en azından insanlara sen bu haldeyken nasıl böyle bir şey yaparsın(düşünürsün) gibi bir ithamda (yargılamada) bulunmam. Nice açık kişi vardır ki senin o (göya) savunma ihtiyacı duyduğun tanrıya senden daha çok bağlıdır. Bilemezsin!

Neyse kitaba gelirsek; Saramago gerçekten çok farklı bir kişilik olmalı ki tarihe, dine, yaşama ya da insana dair olguları bambaşka bir gözle görüp ifade edebiliyor. Ölüm, devlet, Tanrı, yaşam, kargaşa... tüm bu bahsettiğim konular kitap içinde sistemli bir oluşumun birer elemanı olarak ele alınmış. Yani hepsini hem ruhani, varlık boyutunda hem de meta olarak size sunuyor. Başlarda sıkılmadım değil belki de bu kitabı okuyacağım vakti doğru seçmedim, o yüzden de uzun sürdü bitişi. Ama sonuna doğru, yani ölümün dilinden anlatıldığı bölümler ziyadesiyle tatmin edici.. Zaten bu yüzden çok fazla alıntı yaptım sanırım :)
Ben keyif aldım umarım siz de alırsınız :)
236 syf.
·7 günde·Puan vermedi
ÖLÜM OLMASAYDI, ONU İCAT ETMEK ZORUNDA KALIRDIK.
VOLTAİRE

ÖLÜM OLMASAYDI, HAYAT BÜTÜN GÜZELLİĞİNİ KAYBEDERDİ.
VASİLYEVİÇ GOGOL

Taa milattan 4000 yıl önce (Sümer-Babil) arkadaşının ölümü üzerine ölümsüzlük arayışına çıkan sağlık tanrısı Gılgameş'i tutun da, Lokman Hekim, simyacılar, gençlik çeşmeleri, genetik çalışmalar yelpaze çok geniş. Oldukça eski zamanlardan beri hep ölümsüzlüğü arayıp yaşamımızı uzatmaya çalışmışız, hep bunu istemişiz. Hayallerimizi bu ömre hiç sığdıramamış 20 yaşında da 80 yaşında da olsak ölümü kendimize yakıştıramamışız. Peki ölümsüzlük? Gerçekten? Hadi canım!
(İnsanların ölümsüzlük arayışı için bakınız - https://www.gercekbilim.com/...-olumsuzluk-bolum-1/ )

Bir dakika uçtuk. Kitabı anlatacaktım ben.
Saramago ile başlayalım. Kendisi Portekizli. Yazar, şair, oyun yazarı, gazeteci. Kitabı okumadan önce birkaç incelemeye göz gezdirdiğimde onun genel olarak kitaplarında var olan bir düzeni bilinmeyen ülkesinde yıkıp sonuçlarını irdelediğini öğrendim, tıpkı bu kitapta ölümün ortadan kalkması gibi. Yine öğrendiklerim arasında noktalama işaretlerine kafa tutuşu var. Kitapta sayfaları çevirirken en çok dikkatimi çeken hatta beni korkutan nokta, paragrafların uuupuzun oluşu ve noktanın çok az kullanılması oldu. Her yere virgül koymuş, cümle aralarına, konuşmalara, olaylara... Virgül,virgül,virgül... Ama anlaşılmayacak bir şey yok, hoşuma gittiğini söyleyebilirim.

Devamm...

'Ertesi gün hiç kimse ölmedi.' kitabımız böyle başlıyor. Pat! Bilinmeyen ülkemizdeki herkes ölümsüz artık. Taam da hayallerimizdeki gibi. Derken aslında ölümsüzlüğün hiç de masum olmadığını görmeye başlarsınız. Yaşlanmaya, hastanmaya devam ediyorsunuzdur. Ağır hasta olursunuz, yatalak olursunuz. Ölmek üzeresinizdir ama ölmezsiniz geri kalan tüm hayatınızı birinin gözlerinin içine kendinize acıyan bir şekilde bakarak geçirmek zorundasınız artık. İşin sadece bireysel boyutundan bahsediyorum. Arka planda ilk çatırdayanlar CENAZE LEVAZIMATÇILARI oldu, eh nedeni oldukça açık. Ardından HASTANELER terminal dönem hastalar ne iyileşiyorlar ne de ölüyorlardı, yatak sayısı maximum artırıldığı halde yetişmek imkansız hale gelmişti. SİGORTA ŞİRKETLERİ... Sanırım bu durumdan her türlü kârla ayrılan istisnai bir grup. Hele HUZUREVLERİnin yakınmaları inanılmaz şaşırttı. Bunların yanında SİYASET VE KİLİSE... Çevirmedik dolapları kalmadı. Çıkarları için ne bataklara bulaştılar. İğreniyorum.
"Ülke hiç olmadığı kadar karışmıştı, güç odakları karmaşa içindeydi, otorite sarsılmıştı, değerler hızla altüst olmuş, vatandaşlık bilincinin kaybı tüm çevrelerde hissedilir olmuştu ve büyük bir ihtimalle tanrı bile işlerin nereye doğru gittiğini bilmiyordu." (s.76)

Karmaşa burada son bulmadı tabi ki...

Peki ya şöyle olsa ne olur? Elinize eflatun renkli bir zarf geçse ve dese ki: 'Sevgili Bayan, yaşamınızın bir hafta içerisinde son bulacağını üzülerek bildiririm, bu kararı geri döndürmenin ya da kalan süreyi uzatmanın imkânı bulunmamaktadır, kalan sürenizi olabildiğince iyi değerlendiriniz, sadık hizmetkârınız, ölüm'(küçük harfle!)
Ne yapardınız öleceğinizi bilseydiniz ya da her gün, bugün o zarf bana gelecek mi acaba diye düşünseydiniz?

İki türlü de olan şu, KAOS!!

Anlatımına gelince daha çok okurla konuşur gibi örnek verecek olursak "öylesine öfkeliyim ki olanları nasıl anlatacağımı bilemiyorum..." diyor ve anlatmaya başlıyor. İkna olmayacağımız yerleri biliyor ve oralarda araya girip bizleri ikna etmeyi başarıyor ve yoluna devam ediyor.
Kitabın sonunuysa hiç öyle beklemiyordum. Ölümün gayet güzel bir kadın olarak tasvir edilmesi şaşırtmışken son olanlar iyice etkiledi.
Daha fazla anlatmamak adına kendimi bin bir zorlukla durduruyorum :P
Bence ölüme, ölümsüzlüğe enteresan bir bakış için okunmalı bu kitap.

Körlük ile Saramago yolculuğuna devam...
236 syf.
·13 günde·Beğendi·8/10
"Ertesi gün hiç kimse ölmedi."
* * *
Adı bilinmeyen bir ülkede oldukça garip bir olay gerçekleşir. Ölüm, o güne kadar yerine getirdiği görevinden vazgeçer ve hiç kimse ölmez. Ve bundan sonra yaşananlar Josè Saramago' nun muazzam yazım tekniğiyle anlatılır.
* * *
Şimdiye kadar okuduğum en enteresan kitaplardan biri oldu. Birkaç yerinde okurken sıkılsam da genel olarak çok sevdiğim bir kitaptı. Özellikle son elli sayfayı soluksuz okudum ve sonunu da çok beğendim.
204 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Youtube inceleme videosu: https://youtu.be/s7xwQx1D09E

İnsanoğlunun çok büyük bir kısmı yaşadığı süre boyunca ölümü hesaba katmadan yaşamayı tercih eder. Bir gün onun ansızın geleceğini bilirsiniz ama ölüme ne kadar hazırlıklı olduğumuz muamma. Jose Saramago’nun bu kitabı sizi Ölüm ile ilgili düşünmeye sevk eder. Onun varlığı kaçınılmazdır ama ya ölüm bir anda kaybolursa. Bugün insanoğlunun ölümsüzlüğü aradığı bir dünyada yaşıyoruz. İlaç firmaları, bilim insanları ve doktorlar insanı daha uzun nasıl yaşatabiliriz diye uğraş veriyorlar ve nitekim başarılı da oldular. Çünkü bugün insan ömrü ortalaması 70 ila 100 yaş arasındayken bundan yüzlerce yıl önce 40 yaşını görmek büyük bir mucizeydi. Yüzlerce yıl sonra ise insan büyük bir meseleyle baş başa kalacak.

Yazarımız ölümün olmadığı distopik bir bölge hayal etmiş ve ölüme ihtiyacı olanlarla, ölümsüzlükten faydalanan insanlar arasındaki kaosu yazmış. Başta her şey çok iyi gidiyordu, insanlar ölümün olmamasını büyük bir memnuniyetle karşılamıştı ama bu fikir giderek insanları tedirgin etmeye başladı ve beyni kemirmeye başlayan böcek gibi rahatsızlık verdi. Böyle bir durumdan ilk olarak din etkilenmeye başlar. İnsanlar bugüne kadar güvendikleri dini inançlarının sarsıldığını görürler. Yine Böyle bir durumda cenaze hizmetlerinin varlığının bir manası kalmaz.

Ölüm gitmiştir ama hastalıklar olduğu gibi durur. Dolayısıyla hastaneler ağzına kadar dolup taşar. Bütün bu olanlar karşısında suç artış gösterir, ortaya bu durumdan faydalanan mafyalar çıkar. Tüm bu hadiselerden en çok etkilenen ise hükümet olur.

Jose Saramago’nun bu ölümsüz eseri sizi de bu dünyanın içine aldığı gibi Ölüm hakkında bolca düşünmenizi sağlıyor. Yine her Saramago tavsiyesinde söylediğim gibi yazarın yazım dilinden bahsetmem gerekirse, uzun uzun paragraflar ve bolca virgüllerin arasında sizi farklı bir dünya bekliyor. Kısa sürede alışacağınız ve alıştığınızda da büyük bir hayranlık duyacağınız yazardır kendileri. Mutlaka incelemenizi tavsiye ediyorum.
204 syf.
Size önce biraz Saramago’dan bahsetmek istiyorum. Korkmayın, internette yer alan şeyleri tekrar etmeyeceğim. Ben, benim gördüğüm Saramago’dan bahsedeceğim.

Mevcut düzene hiç uy(a)mayan, iktidarla asla barışmayan bir insan o. Sancılarını susturmak için hiçbir zaman dine sarılmamış. Kendinden yola çıkarak; insan ruhunu eşelemiş hep, insanın zihin dünyasına otopsi yapmış. Onu okurken kendinizi bir aynanın önünde çırılçıplak görebilirsiniz. Zihninizin içini, dürtülerinizi, arzularınızı, davranışlarınızın temel dayanaklarını, korkularınızı, korkularınızın size neler yaptırdığını………
Farkına varamadığımız, hiç düşünmediğimiz, hep kabul ettiğimiz “şeyleri” bir bir yatırır otopsi masasına. Birçok psikologtan daha çok psikologtur kendisi.

“Kurallar yıkılmak içindir.” Diye düşünmüştür hep. Bu yüzden her kitabında farklı bir düzeni alt üst etmiş, her seferinde başka bir ütopya/distopya kurmuştur. Kiminde ölümü öldürmüş, kiminde gözlerimizi kör etmiş, kiminde kişiliğimizi bölmüş ve her bir parçaya yaşama hakkı vermiştir. İsimsiz kahramanlar yaratmıştır, çok daha iyi empati yapabiliriz böylece. Adı bilinmeyen ülkelerden, adalardan söz eder, oralara gitmemiz, oralarda yaşamamız kolaylaşır böylece. Zamandan uzak durur olabildiğince, böylece okuduğumuz an içinde buluruz kendimizi o zamanın.

Yazım kurallarına kafa tutmuştur en çok. “Demek anlaşılmak/anlatmak için noktalama işaretlerine ihtiyaç duyuyoruz öyle mi?” demiş, “O zaman alın size noktalama işaretsiz kitaplar! Korkmayın, onları da anlayacaksınız, yeterki okuyun.” Demiştir.

Kitaplar kör karanlık arazilerdir, içlerine daldıktan sonra bazı şeyler yolunuzu aydınlatır, noktalama işaretleri de bunlardan biridir. Saramago, yolumuzu aydınlatan o küçük ışık parçalarını kaldırır ve “Yürüyün, korkmayın, okuma bittiğinde yolun sonunu kendi imkanlarınızla bulmuş olacaksınız! Bunu yapabilirsiniz, hadi!” der bize.

Kimi okurlar için bu durum can sıkıcı bir hal alır, fakat ben bundan çok hoşlanıyorum. Saramago’nun bu tavrı; yani yalnızca nokta ve virgül kullanarak bir yazması, bana kendimi özgür hissettiriyor. Nerede ne yapmam, “nasıl anlamam” gerektiğini bana dikte eden o kurallar yok ve ben kendi anlam dünyamı kendim inşa ediyorum! Teşekkürler Saramago!

Daha fazla uzatmadan kitaba geçeyim; kitap adı bilinmeyen bir ülkede geçer, zaman da belirsizdir.
Kahramanlar isimsizdir, yalnızca ana kahraman olan ölümün adı “Ölüm”dür; dikkat, büyük harfle! “Normalde” ölüm, olguyu ifade eden bir kelimedir herhangi bir özel duruma tekabül etmez, bu sebeple büyük harfle yazılmaz. Fakat Saramago tek bir harf ile karşı gelir bu “normalde uygulanan kurala.”
Her ne kadar Saramago ayırmamış olsa da kitap iki farklı bölüm gibi “düşünülebilir”.

“Ertesi gün hiç kimse ölmedi.” Diye başlar yazmaya.
Bu ilk bölümde ölümün aniden ortadan kalktığı bir kaos ortamını, yaşayan insanların gözünden anlatır Saramago. Toplum, din, siyaset, ekonomi temaları etrafında bol bol analiz ve eleştiri içerir bu bölüm. Birçok klinik psikologtan ve sosyologtan çok daha iyi yapar bu işi, onlardan da daha cesurdur üstelik!
Ölümün ortadan kalkışı ile birlikte kendisini “ölüm olgusu” üzerinden var eden “din kurumu”nun varlığı tehlikeye girer doğal olarak.
Şöyle birkaç alıntı yapayım;

“Ölüm ortadan kalktığında, diriliş de olmayacaktır, diriliş umudu ortadan kalktığında da kilise yok olur” (s.18)

“İnsanların bütün hayatlarını boyunlarında ölüm korkusuyla yaşamaları için varız biz, bunun ötesinde, ölüm anı geldiğinde, o anı bir kurtuluş anı olarak algılamalarına da çalışırız dedi. cennet, cehennem ya da benzer kavramlara gelince, doğrusu ölümden sonra ne olduğu konusuyla sanıldığı kadar ilgili değilizdir, din, sayın düşünür, dünyevi bir konudur aslında, öbür tarafla ya da göğün yedi katıyla hiçbir ilgisi yoktur. duymaya alışık olduğunuz sözler bunlar değil tabii ama biz de sattığımız malın daha çekici olması için bir şeyler yapmak zorundayız." (s.35)

“Dinlerin varoluş nedeninin temelinde, ölüm olgusu yatmaktadır, din ile ölümün ilişkisi ateş ile barut gibidir, ateş olmadığı sürece barutun işlevi olmayacaktır.” (s.38)

Ölümün ortadan kalkışı ile birlikte; bir düşünün, neler olur?
Kaos. Tek kelime, kaos!
Her şeyi devletten bekleyen “halk” karmaşa içine düşer. Fakat söz konusu karmaşayı çözmek devletin yetki ve yeteneği kapsamında olmadığı için, otorite zayıflar.
Sigorta şirketleri batar, cenaze levazımatçıları iflas eder. Hastaneler ilelebet dolu kalır; hasta, yaşlı ve asla ölmeyen insanlar için huzur evleri türemeye başlar.
İnsanlar bu durumun yalnızca kendi ülkelerinde olduğunu, sınırın ötesindeki ülkelerde insanların öldüğünü keşfeder ve böylece ölmek isteyen; yaşlı, acılar ve ağrılar içindeki yakınlarını o ülkeye taşımaya başlarlar, kaçak yollarla. Devlet bu durum karşısında çaresizdir, hiçbir şey yapamaz. Böylece maphia denen bir örgüt türer, bu örgüt yüksek meblağlar karşılığında kişilerin sınırı geçmesinde onlara yardımcı olur. Daha sonra bu örgüt ile devlet gizli bir anlaşma yaparak yeni bir düzen kurarlar.

Ne kadar tanıdık değil mi?
Siyasetçiler koltuklarının, din kurumu itibarının, illegal örgütler de rantın peşinde. Kim diyor Saramago ütopya/distopya yazıyor diye, çıksın ortaya! Gördüğünüz gibi kendisi gayet gündelik yaşantımızı, toplumsal gerçekliklerimizi kaleme alıyor. İç dünyalarımıza değinmesi de cabası. Lütfen.

Kitabın ikinci bölümünde bu eleştiri ve analiz temposu düşürülüyor ve objektif “ekonomi, din, devlet, siyaset” odağından uzaklaşarak, daha çok ana kahramanımız olan “Ölüm”e odaklanıyor.
Ölüm geri dönüyor!
Fakat bu sefer yöntemini değiştiriyor ve ölecek olan herkese, bir hafta öncesinden mektup gönderiyor. Buyurun, kaosa bir de buradan yakın. :)
Yine bir kaos ortamı, bir hafta sonra öleceğini bilen insanlar kendilerini uyuşturucuya, sekse, alkole veriyor. Yine.

Bu bölüm Ölüm’ün gözünden kaleme alınıyor. Saramago, o aykırı kişiliğini bir kez daha konuşturarak, ölümü bir kadın olarak tasvirliyor. Çirkin, korkunç, kaba ölüm imgesi yerine; zarif, çekici ve güzel bir ölüm çiziyor bizlere. İlk bölümün sonlarına doğru “arzulanan, aranan, istenen” ölüm; bu tasvirle tamanlanıyor adeta.

Şöyle diyor olabilir mi Saramago acaba; “Siz hep ölümden korktunuz, onu korkunç, tiksinti verici, istenmeyen olarak bellediniz. Ama asıl korkmanız, sakınmanız gereken o değil. Korkmanız gereken; ölümün varken de yokken de hileye başvuran, kargaşa çıkaran, çığırından çıkan insandır!”
Olabilir mi, ben soruyorum sadece…
Çünkü bir şey hiç değişmiyor; ölüm yokken de varken de iktidar acımasız, din sömürü ile ayakta kalıyor ve insan hep ikiyüzlü!

Bitireyim.
Ölüm insanlara eflatun renkli mektuplarla, bir hafta sonra öleceğini bildiriyor. Fakat içlerinden birine (bir erkeğe) mektup gitmiyor, yani gidiyor da sürekli geri dönüyor. Ölüm mektubu gönderiyor, mektup geri dönüyor, geri dönüyor, geri dönüyor.
Ölüm, bu kişiyi merak ediyor. Mektubun neden sürekli geri döndüğünü merak ediyor. Böylece kadın kılığına girerek bu adamı yakından tanımaya onun yanına gidiyor ve kitap başladığı cümle ile bitiyor:
“Ertesi gün hiç kimse ölmedi.”
208 syf.
·5 günde·10/10
Ertesi gün kimse ölmedi. Evet kimseler ölmedi ama herkes, her şey karıştı.

Yine Saramago yine müthiş kurgu. Saramago’nun beşinci eserinini de kitapağacı okuma grubu sayesinde okudum. Hemen yazarla ilgili ön bilgi vereyim ki sizlerin de fikri oluşsun. Yazar Nobel Edebiyat ödüllü bir yazar. Yazarın biçemi gayet dikkate değer. Kitaplarında noktalama işareti olarak nokta ve virgülden başkasını kullanmıyor. Anlatım dili de oldukça muzipçe; bu da, okuyucuyu yazara bağlayan bir diğer etken. Okuyucuyla konuşarak yazmış eserini.

Konuya geçtiğimizde ise gerçekten çok fazla şey yazabilirim ama kısa kısa irdeleyip spoiler vermemek adına çabalayacağım.

Ölüm… Evet ölüm günlerden bir gün artık olmuyor. Kimseler istese de ölemiyor ve bir kaos ortamı oluşuyor. Ölümsüz bir dünya düşünebiliyor musunuz ? Yazar bunu bize sormuş. Ölümün kesilmesi ile birlikte dini, siyasi ve ekonomik sorunlar çıkıyor. Gerçekten muazzam bir hiciv. Ölümün olmadığı ve dünyada kilise kaos yaşıyor ve inanç sorgulanıyor. Siyasiler çaresiz kalıyor şiddet de artıyor, düzensizlikte ama kiliseler de dua edenler de artıyor. Yani tam bir zıtlıklar üzerine kurulmuş bir romana dönüşüyor.

Bununla mı bitiyor. Sonrasında ölüm bakıyor bu durum çok rahatsızlık verdi. Size 1 haftalık 10 günlük bir mühlet. Bir zarf alacaksınız; o zarf tarihinden itibaren hazırlığınızı yapın diyor. Şimdi yazar burada da bize sormuş. Öleceğinizi bildiğiniz son on gününüz kalsa ne yapardınız ?

Kısa başlıklara geçiyorum çünkü bir sürü kurgu ve konu barındırıyor. Din-Siyaset ilişkisini çok iyi irdelemiş. Tüm konuların yanında bir felsefik bir eser. İnançsız bir toplumu örneklemiş. Ölmek ve ölmemek için verilen çabalardan faydalanan sigortacılar, cenaze hizmetleri ve levazımatçıların çok güzel bir ekonomik kurgusu var. Devlet – Mafya işbirliği kesinlikle harika bir konuydu. Sanat ve klasik müzik konuları. Hayvanseverliğe verilen önem ve dikkat. Cumhiriyetçilik ve Kraliyet yani yönetim sistemlerini eleştiriş. Vicdanlara sesleniş; yani yaşlılar bile ölemiyor bu durum ailede sıkıntılar yaratıyor ve bakım zorluğu ortaya çıkıyor hastaneler taşıyor bu durum karşısında takılan tavır ve siyasi duruş. Ölümü kadına yorma; bir nevi Proust’un kara çarşaflı kadın gibi devamlı Proust’u örnekleme. Müziğin önemi ve en güzeli de sevgi, aşk, birliktelik. Son kısımlarında ölümün bile çaresizliği anlatılmış sevgi karşısında.

İnanın çok çok daha fazlası var kitapta. Doğallığı bozmamak bence en önemli etken. Hepimiz öleceğiz ve ölmeliyiz. Çünkü düzen bu. Yazar bunu düşündürerek tüm hicivleri ve düşünceleri sorgulatmış. Gerçekten Nobel’i hak ettiğini düşündüğüm yazar. Gerek Körlük, Kabil ve Görmek eserleriyle olsun ya da bu eseriyle her zaman eleştirel, sorgulayıcı ve sorgulatıcı bir yazım tarzı var. Her kitabında irdeleyip bizi doğruya yön göstermek için sorgulatıyor. Kırıp dökmüyor ama düşündürtüyor. Sadece şunu düşünün teknoloji ve sağlıkta ilerliyoruz. İlerde belki 150 yaşında ölümler olacak. Ama bu sizce doğru mu ? Kimse ölmek istemez ama sonucunda neler olur ? Yaşlanacağız, yorulup yüzümüzde kırışıklıklar olacak, dizlerimiz tutmayacak ve ölemeyeceğiz. Yada nüfus patlayacak sonrasında savaşlar, buhranlar yaşanacak. Doğa bile ölümsüz değil. Kayalar, çiçekler, ağaçlar bile ölürken bizler ölmezsek bu Dünya ne olur düşünebiliyor musunuz ? Gerçekten sorgulatıcı ve farkındalık oluşturan bir eser.

İlk okumaya başlayanlar asla bu adamın kitapları ile de başlamamalı. Ama alıştıktan sonra gerçekten çok iyi düşünceler barındıran bir şahsiyet. Benim şöyle bir görüşüm var. Bir kitap okuduktan sonra; okuyanların arasında herkese farklı anlamlar kattıysa, farklı düşünceleri aşıladıysa gerçekten iyi bir kitaptır. Bazı kitaplar sadece bütün konuları kişilere aynı şekilde aşılar ama bu eser okuyan herkese farklı bir düşünce, farklı bir kafa yapısı gösteriyor.

Dinle ilgili zaafiyeti olanlar, inanç sorgulaması ve Tanrı’yı yok saymasından dolayı bu kitabı beğenmeyebilir ve saçma bulabilirler. Ama kitabın anlattığı konular itibariyle ben bir tavsiye veriyorum ve inceleme yapıyorum.

Mutlaka okunulması gereken yazar ve eser. Çevirmene de on puan vermek gerek. Müthiş çeviri. Kırmızı Kedi’ye teşekkürler sunuyorum. İyi okumalar….
208 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bir sabah uyanıyorsunuz ve ölümün artık ülkenizi terk ettiğini öğreniyorsunuz!!!
İnsanların ölümsüzleşmesi ülkedeki tüm sistemi alt üst eder öyle ki yöneticiler mafyadan yardım almaya başlarlar, emeklilik sistemi ve mutlu son adını verdikleri huzurevleri sistemi değişir, ülkede büyük bir kaos yaşanır ve bu nedenle insanlar ölümün geri gelmesini istemeye başlar.
İnsanoğlu işte hep olmayanı ister.
Ölüm terk ettiği ülkeye bir gece vakti bir mektupla geri döner ve artık herkes daha mutlu olacağını zanneder oysa ölümün oyunları bitmez ki bu defa da seçtiği kişilerin adreslerine mektup göndermeye başlar mektubu alan kişiler bir hafta içerisinde öleceklerini öğrenirler.İnsanlar ölümden kaçmak için adres değişikliğini bile düşünürler oysa ölümden kaçılmayacağını kısa sürede anlarlar.
Ve Ölüm bile aşka yenik düşüp ölümlü olmayı seçer en sonunda.
Tek solukta okuyabileceğiniz muhteşem bir eser.
204 syf.
·19 günde·Puan vermedi
Merhabalar değerli 1k sakinleri,

Bu buluşmamızda Şadiye Peker arkadaşımızın öneri kitabı kura ile seçilmişti. Moderatör olarak da toplantımızı kendisi yönetti. Çok güzel, verimli ve keyifli bir kitap incelemesi oldu. Grupça aşağıdaki soruları cevaplamaya çalıştık:

1-Bireysel ve toplumsal açıdan değerlendirmek gerekirse "Ölüm" nedir?
2-Ölüm dünyevi bir kavram mi yoksa dinî bir kavram mıdır? Dinî bir kavram ise eğer din ve ölüm arasındaki ilişki nedir?
3-Toplumsal çözülmeler karşısında hükümet, din, inanç gibi kurumlar ahlâkî değerlerini yitirmeden ayakta kalabilir mi?
4-Ölümün var oluşu da olmayışı da istenmeyen durumlardandir. Bir kavramın böylesine çelişkili olması neyle açıklanabilir?
5-Kitapta ölümün cinsiyeti kadın olarak belirlenmiş, oysa benim zihnimde her zaman eril bir yere sahip olmuştur. Ölümün bir kadın şeklinde tasvir edilmesinin barındirdığı bir anlam var mıdır? Ya da ölümün bir cinsiyeti olmalı mıdır?
6- Ölümsüz bir dünya her zaman kulağa hoş gelmiştir. Oysa ölümün olmadığı bir dünyada yaşlılık ve hastalığın da ortadan kalkması gerekmez mi? Bunun olması tam anlamıyla dinlerde bahsedilen cennet kavramına mi tekabül eder?
7-Muzik, iyileştirici bir güce sahiptir. Zira kitapta müzik ölümü bile iyileştirmis ve aşkın pençesine düşürmüştür. Müzik ve aşk yüceltilerek yok sayılan aslında ölüm mü, din mi, Tanrı mıdır?
8-İnanclarin temelinde yatan olgu ölüm müdür? Ölümün olmayışı, Tanrı fikrinin önüne geçebilir mi? Ya da ölüm ve Tanrı aynı şeylerdir diyebilir miyiz?
9-Her şeyin bir başlangıcı ve bitişi vardır. Başlangıcı olan insan türü neden sonunun gelmesini istemez?
10-Sevgi mi daha güçlüdür, ölüm mü?

KATILIMCILAR:
Şadiye Peker(Moderatör)
@lalobaa
@dr_dagdelen
Ümit Yıldız
Evrim
Mehmet Ergn
Mustafa VURAL
Tuba Sevim

TOPLANTIDAN KARELER:
https://www.instagram.com/...igshid=1ipw8gug9nx3n
208 syf.
·6 günde·Puan vermedi
“Ertesi gün hiçkimse ölmedi.” Böyle başlayan bir kitap düşünün, sonunun da bu cümleyle bitmiş olanından. Okuduğum ilk cümle beni o kadar farklı diyarlara sürükledi ki, hayal kurmamak elimde değildi. Henüz kitaba başlamadan sanırım saatlerce denize bakarak içimde yarattığım bir dünyanın akıntısına sürüklendim, evet tek bir cümleyle. Ki mutlaka siz de benim gibi olursunuz sanırım.
Düşününce aslında ilk başlarda o kadar güzel ve cazip geliyor ki kimsenin ölmeyecek olması. Biraz daha derinleştikçe kaosa dönüşüyor ortalık. Ki zaten yeterince ölüm varken kaos yokmuş gibi.
Yaşarken neyin kıymeti doğru düzgün biliyor ki? Bir düşünün evrende var olan hiçbir şeyde canlılarda, bitkilerde, coğrafyada, akarsularda kusur mümkün değil. Yani yıldızlar üzerimize düşmüyor, ya da deniz tersine dönmüyor, insan elini kaybetse bile birebir aynısını yapamıyor. Böyle bir dünyaya sahipken ölümün olmamasının kıymetini de bilemezdik biz. Sonsuzluğun getirdiği o rahatlıkla çığrından çıkardık.
Düşüncelerime ara verip kitap hakkında kabaca bahsetmek istiyorum sizlere. Yaşamak isteyen insanlara yazmış bu kitabı Saramago, ne olursa olsun da yeterki yaşayayım diyenlere. Şairinde dediği gibi “Yaşamak yani, ağır bastığından.” Oldukça güzel yanıt vermiş bence yaşamak isteyenlere.
İlk cümlesinin beni saatlerce hayal kurdurduğu bir eser içinde elbette okuduğum her sayfasında duraklattığını da belirtmek isterim. Acaba yaşamımızı öleceğimiz zamanı bilerek mi yaşasak daha iyi olurdu bilmeden mi sorusu da geliyor akıllara, bence bilmeden yaşamak. Başka türlü bu hayata devam edemezdik. Tamamiyle farkındalık yaratmış yine, ki eserlerini ne zaman okusam etkisinden çıkmam pek mümkün olmuyor zaten. Ve son olarak Umberto Eco’nun bir sözüyle sonlandırmak istiyorum; “Ne yani bu dünyanın bir de cehennemi mi var?”
Yakarışlar gökyüzüne sekiz ayda ulaşmıştı, gerçi marsa ulaşmak bile altı ay sürüyordu ama tabii ki gökyüzü daha ötede, basit bir hesapla yeryüzünden on üç milyar ışık yılı ötede olmalıydı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Baskı tarihi:
17 Haziran 2019
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052982617
Kitabın türü:
Orijinal adı:
As Intermitências da Morte
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Baskılar:
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Adı bilinmeyen bir ülkede, dünya kuruldu kurulalı görülmemiş bir olay gerçekleşir: Ölüm, o güne kadar yerine getirdiği görevinden vazgeçer ve hiç kimse ölmez. Bir anda ülkeye dalga dalga yayılan sevinç çok geçmeden yerini hayalkırıklığı ve kaosa bırakır.

İnsanların ölmemesi zamanın durduğu anlamına gelmemektedir, ezeli bir yaşlılıktır artık onları bekleyen. Hükümetten kiliseye, sağlık kurumlarından ailelere, şirketlerden mafyaya kadar herkes ölümün ortadan kalkmasının getirdiği sonuçlarla mücadele etmek zorundadır. Ancak ölüm, beklenmedik bir kimlikle ve umulmadık duygularla insanların arasına geri döner.

Ölüm ve ölümsüzlük karşısında insanın şaşkınlığını, çelişkili tepkilerini ve ahlaki çöküşünü, edebi, toplumsal ve felsefi anlamda derinlikli bir biçimde işleyen José Saramago, geçici olanla ebedi olanı birbirinden ayıran kısa mesafenin meseli sayılacak Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u, başladığı gibi bitiriyor: "Ertesi gün hiç kimse ölmedi."

Kitabı okuyanlar 4.182 okur

  • Bülent Öcalan
  • Emine Karademir
  • Abdulkadir Çelik
  • Nope
  • Gülşah
  • Umur Yılmax
  • Merve
  • Zeynep DOGAN
  • Alp
  • ^LiBeRi AeQuOr^

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.1
14-17 Yaş
%1.5
18-24 Yaş
%20.7
25-34 Yaş
%37.8
35-44 Yaş
%24.8
45-54 Yaş
%7.8
55-64 Yaş
%2.2
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.2
Erkek
%33.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.3 (286)
9
%21 (295)
8
%27.7 (389)
7
%16.8 (236)
6
%6.5 (92)
5
%3.3 (46)
4
%0.9 (13)
3
%0.9 (12)
2
%0.6 (9)
1
%0.3 (4)

Kitabın sıralamaları