Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş

8,0/10  (148 Oy) · 
301 okunma  · 
120 beğeni  · 
2.621 gösterim
Adı bilinmeyen bir ülkede, dünya kuruldu kurulalı görülmemiş bir olay gerçekleşir: Ölüm, o güne kadar yerine getirdiği görevinden vazgeçer ve hiç kimse ölmez. Bir anda ülkeye dalga dalga yayılan sevinç çok geçmeden yerini hayalkırıklığı ve kaosa bırakır.

İnsanların ölmemesi zamanın durduğu anlamına gelmemektedir, ezeli bir yaşlılıktır artık onları bekleyen. Hükümetten kiliseye, sağlık kurumlarından ailelere, şirketlerden mafyaya kadar herkes ölümün ortadan kalkmasının getirdiği sonuçlarla mücadele etmek zorundadır. Ancak ölüm, beklenmedik bir kimlikle ve umulmadık duygularla insanların arasına geri döner.

Ölüm ve ölümsüzlük karşısında insanın şaşkınlığını, çelişkili tepkilerini ve ahlaki çöküşünü, edebi, toplumsal ve felsefi anlamda derinlikli bir biçimde işleyen José Saramago, geçici olanla ebedi olanı birbirinden ayıran kısa mesafenin meseli sayılacak Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u, başladığı gibi bitiriyor: "Ertesi gün hiç kimse ölmedi."
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Temmuz 2013
  • Sayfa Sayısı:
    208
  • ISBN:
    9786054764457
  • Orijinal Adı:
    As Intermitências da Morte
  • Çeviri:
    Mehmet Necati Kutlu
  • Yayınevi:
    Kırmızı Kedi Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Hesna S. 
 22 Haz 14:37 · Kitabı okudu · 3 günde

Ülkemizde toplu ölümler olunca kimi suçlarız? Tabii ki hükümeti... Peki ölüm greve çıksa ve hiç kimseye uğramasa kimi suçlarız? Yine hükümeti :) Çünkü oluşan kaos ortamlarında en çok hükümetin başı belaya girer.
Ölüm ülkeye uğramaz olunca da aynısı olur. Ölümden kurtulmanın iyi bir şey olduğunu sanan ve sokaklara dökülen insan toplulukları mı dersin, bayrak asıp yollarda dans edenler mi dersin, yatakta azap çektiği halde ölemeyenler ve ölmenin illegal yollarını bulmaya çalışanlar mı dersin...
Eğer din de siyasete alet ediliyorsa o ülkede, din camiasının da hükümetle başı belaya girer. Çünkü ölüm yoksa cennet-cehennem olgusu da yoktur. Tanrının işi bitmiştir. Din eleştrilir hale gelmiştir. Ama zıt fikirde olanların da türediği ülkede tam bir kaos yaşanır. Ülke resmen ikiye bölünmüş gibidir: Ölümün gitmesinden memnun olanlar, ölümün tekrar gelmesini iple çekenler. Bir yerlerden tanıdık mı geldi?

Saramago, hükümetin bu karışık durumla başa çıkmasını anlatırken felsefe de yapar aslında. Var olan rejimi eleştirir, din tüccarlarını eleştirir, hükümetlerin böyle durumlarda - sırf durumu kurtarmak adına - yönettiği insanlardan habersiz nasıl saklı gizli işlere bulaştığını da anlatır. Ölümün aslında sorumluluklardan ve sıkıntılardan kaçış yöntemi olduğunu, ölümsüzlüğün tahmin ettiğimizden daha zor sonuçlara sebep olduğunu gösterir.

Peki greve giden ölüm tekrar iş başı yapacak mıdır? Hükümet bir anlaşmaya gidecek midir ölümle? İşte bundan sonra kitap değişik bir masalsı anlatıma doğru sürükleniyor. Sizi de içine çekiyor ister istemez.
Hani Orhan Veli der ya bir şiirinde:
"Öyle bir havada gel ki,
Vazgeçmek mümkün olmasın!"
Belki de ölüm, öyle bir havada gelecektir.

Uzun zamandır kurgudan zevk almama hastalığıma ilaç gibi geldi bu kitap. Değişik ve keyifli olan kurgusuyla insanı sürüklüyor. Saramago'nun kendine has üslubunu da çok özlemişim. İlk defa kendisini okuyacak olanların bunu göz ardı etmemeleri gerekir. Zira kendisi Virgüllerin Efendisidir. :)

Keyifli okumalar...

fazi 
14 Tem 00:20 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Etkinlik boyunca sayısız Saramago eseri okudum ve itiraf ediyorum bir yazarı bu kadar sevebileceğimi düşünmemiştim. Tarza alışmak başlarda zor gelse de, kitaplar değiştikçe virgüller beni adı bilinmeyen ülkelere aldı götürdü.. Okumadığım kitaplarını da mutlaka okuyacağım..
İsmi nedeniyle etkinliğin sonuna bırakmıştım Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u. İyi ki de öyle yapmışım. Konu ise şöyle;
Adı bilinmeyen ülkede önceleri her yerde olduğu gibi ölüm varmış; yaşlananlar, hastalananlar vakti gelince ölüyormuş. Ne yazık ki gençleri ve çocukları da gafil avlıyormuş ölüm. Sonra bir yılbaşı ertesi kimse ölmemeye başlamış. Önceleri sonsuza kadar yaşam zırvalarına sevinirken, işin ciddiyetini kavradıkça korkmaya başlamış insanlar.. Hastalar ve yaşlılar ölmek için yalvarır duruma gelmiş, aileler ne yapacaklarını şaşırmış. Hükümet, sigorta şirketleri, cenaze hizmetlerinde çalışanlar ve daha niceleri isyan etmeye başlamış. Kiliselere güven kalmamış, inançlar sarsılmış, yetmemiş bir de işin içine mafya girmiş. O da yetmemiş greve giren ölümün nerelerde çalışmaya devam ettiğini aramaya koyulmuş halk.. Hastanelerde yatanlar artmış, ekonomik sorunlar boy göstermiş, işler çığrından çıkmış, kısacası ölüm olmadan yaşayamaz duruma gelmiş adı bilinmeyen ülkenin insanları.. Sonra bir şey olmuş, hem de öyle bir şey ki insanlar yaşadıklarına sevinseler mi öleceklerine üzülseler mi bilememişler.. (Bundan sonrası ipucuna girer o nedenle gerisi kitapta :D)
Sonlara doğru öyle farklılaştı ki eser, bu kadar iyi yazılamaz dedim kendi kendime..
Okurken aklıma birçok soru geldi bunlardan biri en önemli olandı bence;
Öleceği zamanı bilerek yaşamak mı daha kötüdür yoksa hiç ölmeyeceğini ve hastalıklarla boğuşsan da yaşayacağını bilmek mi?
Elimde öyle bir kitap vardı ki, her bölüm ayrı güzeldi hele ki son kısım ah o son kısım. Sanırım uzun süre unutamayacağım okuduklarımı.
Ölüm kadar belirsiz, birçok insanı korkutan, yaşamak olsun da her şeye razıyım diyen insanlara yazmış Saramago. Hem düşündürmüş hem de dine, kiliseye ve inanca dokunmuş ucu yazılanların. Yani imzasını atmış yine.
Sonsuza kadar yaşasam diyenlere, ölümsüzlüğü bulsak çok güzel olmaz mı cümlelerine, keşke herkes mutlu mesut yaşasa hayat bayram olsa teranelerine bu kitapla cevap vermiş Saramago.
Okuyun dostlarım, pişman olmayacaksınız :)

NigRa 
 21 Haz 23:05 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Ertesi gün hiç kimse ölmedi. Ama herkes yaşlanmaya ve hastalanmaya devam etti. Böylece ölmemek, adı bilinmeyen bu ülkede tam bir kaosa yol açtı.

Artık hükümetten kiliseye,sağlık kurumlarından cenaze levazımatçılarına herkesin derdi başından aşkındır. Ölmeyen ağır hastalar hastanelerde biriktikçe koridorlarda bile yatan hastalar belirmeye başlar,sigorta şirketleri ve levazımatçılar iflasa doğru yola koyulurlar. Ne de olsa ölümün olmadığı ülkede hayat sigortasına kimse gerek duymaz. :) "Ölüm" yoksa "Diriliş" yok mantığıyla kilise elindeki gücün kaybolacağı telaşına düşer. Daha neler neler...

Ölmenin yolu keşfedildiginde ise Saramago'nun muhteşem hicivleri; devlet ve mafya ilişkisine,basın organlarına,dine,toplumun göstermelik ahlak anlayışına değinir. Hem de muhteşem bir ince mizahla yapar bunu.

Sonra ölüm geri gelip taktik değiştirmeye karar verir ve bütün düzeni bir kez daha alt üst eder. Buralar spoiler değil zira ben kelimelere Saramago kadar hakim değilim ki toplumun yozlasmasının tablosunu çizebileyim burada.

Kitabın sonu müthiş. Ölüm keşke hepimize böyle gelse. ;) Kitap başladığı gibi "Ertesi gün hiç kimse ölmedi." şeklinde bitiyor.

Kitapta yazarımız çokça kelimelere ve yazım kurallarına takmış ve bunlarla ilgili dokundurmalar yapmış.

Saramago gerçekten toplumu çok iyi gözlemlemiş bir yazar,okuduğum iki kitabında da ahlak kişinin kendisi için mi toplum için mi,davranışlarımızı belirleyen hangisi konuları üzerine güzel hicivler var. Konuşma paragraflarının olmaması nedeniyle okuması biraz zahmetli bir yazar. Ama kitabın son sayfasını okuyup,kitabı bir kenara koyup değerlendirmeye başladığınızda "dolu dolu bir kitap okudum" mutluluğunu yaşıyorsunuz. Üzerine düşünmemizi istediği çok konu kalmış oluyor kitaptan geriye.

Ölümsüzlük fikri bence vampir kültürlerinde olduğu haliyle cezbedici,bir yatağa bağımlı olarak sonsuza kadar yaşama fikri epey can sıkıcı. :)

Kitaptaki ölümsüzlük üzerine son olarak şu videoyu bırakıp bitiriyorum. Okurken hep aklımda döndü durdu.

 https://youtu.be/0xfQQvHUw_s

insan_okur 
30 Nis 17:32 · Kitabı okudu · 5 günde · 10/10 puan

Ertesi gün kimse ölmedi. Evet kimseler ölmedi ama herkes, her şey karıştı.

Yine Saramago yine müthiş kurgu. Saramago’nun beşinci eserinini de kitapağacı okuma grubu sayesinde okudum. Hemen yazarla ilgili ön bilgi vereyim ki sizlerin de fikri oluşsun. Yazar Nobel Edebiyat ödüllü bir yazar. Yazarın biçemi gayet dikkate değer. Kitaplarında noktalama işareti olarak nokta ve virgülden başkasını kullanmıyor. Anlatım dili de oldukça muzipçe; bu da, okuyucuyu yazara bağlayan bir diğer etken. Okuyucuyla konuşarak yazmış eserini.

Konuya geçtiğimizde ise gerçekten çok fazla şey yazabilirim ama kısa kısa irdeleyip spoiler vermemek adına çabalayacağım.

Ölüm… Evet ölüm günlerden bir gün artık olmuyor. Kimseler istese de ölemiyor ve bir kaos ortamı oluşuyor. Ölümsüz bir dünya düşünebiliyor musunuz ? Yazar bunu bize sormuş. Ölümün kesilmesi ile birlikte dini, siyasi ve ekonomik sorunlar çıkıyor. Gerçekten muazzam bir hiciv. Ölümün olmadığı ve dünyada kilise kaos yaşıyor ve inanç sorgulanıyor. Siyasiler çaresiz kalıyor şiddet de artıyor, düzensizlikte ama kiliseler de dua edenler de artıyor. Yani tam bir zıtlıklar üzerine kurulmuş bir romana dönüşüyor.

Bununla mı bitiyor. Sonrasında ölüm bakıyor bu durum çok rahatsızlık verdi. Size 1 haftalık 10 günlük bir mühlet. Bir zarf alacaksınız; o zarf tarihinden itibaren hazırlığınızı yapın diyor. Şimdi yazar burada da bize sormuş. Öleceğinizi bildiğiniz son on gününüz kalsa ne yapardınız ?

Kısa başlıklara geçiyorum çünkü bir sürü kurgu ve konu barındırıyor. Din-Siyaset ilişkisini çok iyi irdelemiş. Tüm konuların yanında bir felsefik bir eser. İnançsız bir toplumu örneklemiş. Ölmek ve ölmemek için verilen çabalardan faydalanan sigortacılar, cenaze hizmetleri ve levazımatçıların çok güzel bir ekonomik kurgusu var. Devlet – Mafya işbirliği kesinlikle harika bir konuydu. Sanat ve klasik müzik konuları. Hayvanseverliğe verilen önem ve dikkat. Cumhiriyetçilik ve Kraliyet yani yönetim sistemlerini eleştiriş. Vicdanlara sesleniş; yani yaşlılar bile ölemiyor bu durum ailede sıkıntılar yaratıyor ve bakım zorluğu ortaya çıkıyor hastaneler taşıyor bu durum karşısında takılan tavır ve siyasi duruş. Ölümü kadına yorma; bir nevi Proust’un kara çarşaflı kadın gibi devamlı Proust’u örnekleme. Müziğin önemi ve en güzeli de sevgi, aşk, birliktelik. Son kısımlarında ölümün bile çaresizliği anlatılmış sevgi karşısında.

İnanın çok çok daha fazlası var kitapta. Doğallığı bozmamak bence en önemli etken. Hepimiz öleceğiz ve ölmeliyiz. Çünkü düzen bu. Yazar bunu düşündürerek tüm hicivleri ve düşünceleri sorgulatmış. Gerçekten Nobel’i hak ettiğini düşündüğüm yazar. Gerek Körlük, Kabil ve Görmek eserleriyle olsun ya da bu eseriyle her zaman eleştirel, sorgulayıcı ve sorgulatıcı bir yazım tarzı var. Her kitabında irdeleyip bizi doğruya yön göstermek için sorgulatıyor. Kırıp dökmüyor ama düşündürtüyor. Sadece şunu düşünün teknoloji ve sağlıkta ilerliyoruz. İlerde belki 150 yaşında ölümler olacak. Ama bu sizce doğru mu ? Kimse ölmek istemez ama sonucunda neler olur ? Yaşlanacağız, yorulup yüzümüzde kırışıklıklar olacak, dizlerimiz tutmayacak ve ölemeyeceğiz. Yada nüfus patlayacak sonrasında savaşlar, buhranlar yaşanacak. Doğa bile ölümsüz değil. Kayalar, çiçekler, ağaçlar bile ölürken bizler ölmezsek bu Dünya ne olur düşünebiliyor musunuz ? Gerçekten sorgulatıcı ve farkındalık oluşturan bir eser.

İlk okumaya başlayanlar asla bu adamın kitapları ile de başlamamalı. Ama alıştıktan sonra gerçekten çok iyi düşünceler barındıran bir şahsiyet. Benim şöyle bir görüşüm var. Bir kitap okuduktan sonra; okuyanların arasında herkese farklı anlamlar kattıysa, farklı düşünceleri aşıladıysa gerçekten iyi bir kitaptır. Bazı kitaplar sadece bütün konuları kişilere aynı şekilde aşılar ama bu eser okuyan herkese farklı bir düşünce, farklı bir kafa yapısı gösteriyor.

Dinle ilgili zaafiyeti olanlar, inanç sorgulaması ve Tanrı’yı yok saymasından dolayı bu kitabı beğenmeyebilir ve saçma bulabilirler. Ama kitabın anlattığı konular itibariyle ben bir tavsiye veriyorum ve inceleme yapıyorum.

Mutlaka okunulması gereken yazar ve eser. Çevirmene de on puan vermek gerek. Müthiş çeviri. Kırmızı Kedi’ye teşekkürler sunuyorum. İyi okumalar….

fatma 
31 Mar 11:05 · Kitabı okudu · 2 günde · 7/10 puan

Kim istemez ki ölümsüz olmayı? Peki ya bir gün ölüm bizi gerçekten terk ederse yine ölümsüzlüğün mükemmelliğini düşünür müyüz? Ölüm bir gün terk eder ülkeyi ve ülkede büyük bir panik başlar.Daha sonra eflatun renkli mektuplar yolu ile tekrar dönüş yapar .Artık herkes ölümünü bir hafta öncesinden eflatun renkli mektuplar yolu ile öğrenecektir.Ama ölümün atladığı bir şey vardır ,AŞK.Ölüm aşık olursa ne mi olur okuyup öğrenmek lazım...

kays el ecer 
18 May 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

ölüm gerçekten var mı
yoksa ölüm hiç var olmadı mı
kitabını okuduğum ve henüz filmini izleyemediklerimden
çok güzel bir keyif aldım teşekkür ederim bana bu kitabı oku diye kafamın etini yiyenlere

Mithril / Luthien / Bernard 
18 Tem 20:41 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kim hayatının belli bir döneminde ölümsüzlük hayali kurmamıştır ki. Ölümü ertelemek ya da bir gün tamamen engellemek adına her gün teknolojik araştırma ve geliştirmeler yapılmıyor mu? Peki bu isteklerimizle ölümü kızdırdığımızı düşünsek ve ölümün bize tepki olarak “Heh işte tamam dilediğiniz gibi olsun, öldürmüyorum” dediğini… “Öldürmeyen Allah öldürmez” diye bilinir ama işler tam da öyle olmuyor, “Öldürmeyen ölüm süründürür”e evriliyor.
Kitap bana göre iki kısımdan meydana geliyor. İlk kısım “Ertesi gün kimse ölmedi” şeklinde başlıyor ve 7 aylık, ölümün grevini anlatıyor. Kimsenin ölmediği bir dünyanın nasıl olabileceğini fazla gerçekçi bir üslupla ortaya koyuyor. Çöken sigorta sistemleri, emeklilik sistemleri, hastaneler, işsiz kalan defin sektörü çalışanları, insanlara hizmet sunan maphianın ortaya çıkışı, “ölüm olmazsa yeniden doğuş da olmaz, yeniden doğuş olmazsa din elden gider” diye sızlanan kilise ve hepsinin ortasında düzeni korumaya çalışan hükümet. Yine bilinmeyen bir ülkede, isimsiz kahramanların oldukça başarılı ve okuyucuya yepyeni bakış açıları katan ilginç bir hikaye…
İkinci kısım ise biraz farklı. Bir sabah, bir gazete müdürünün eflatun rengi bir mektup almasıyla başlayan ve ölüm ile bir viyolonselci arasında geçen hikayeye odaklanmış ilginç bir bölüm…
Genel olarak ele aldığımızda, yine yazarın düşünce biçimine hayranlık yaratan güzel bir eser.

Hatice Gümüş 
17 Tem 10:08 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Okuduğum ilk Saramago kitabı bu kitap. İlk kez tanıştım, ilk kez dünyasına yolculuk yaptığım bir yazar oldu. Ölüm hiç bu kadar farklı bir üslupla anlatılmamıştır sanırım. Ölüm ile alakalı kitaplar okumama rağmen Saramago'nun diline ve anlatımına bayıldım. Ölüm üzerine yapılmış bir felsefe...İnsanların belki de en çok korktuğu şey "ÖLÜM" ve bu kitabı okuduktan sonra sizin de ölüme karşı bakış açınızda iyileşmenin olduğunu göreceksiniz. Kitabın ilk bölümünde ölüm ile yaşam arasına sıkışmış bir topluluk ele alınmış. Bu topluluk üzerinde yaşamın tüm evrelerinin devam ettiği sadece ölüm kavramının 7 ay boyunca semtlerine hiç uğramayışının önce sevindirici bir haber olarak insanların yüzünü güldürmesi, daha sonradan bu durumun devam etmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik, sağlık ve psikolojik sorunlar... Kitabın ikinci bölümünde ölümün tekrar gelmesi ve insanlara eflatun renkli zarflar gelmesi. Son bölüm ise ölüm ile viyolonselci arasında yaşanan olaylar. Kitabın sonu da başladığı gibi bitiyor. Ertesi gün hiç kimse ölmedi...

Yağmur Gökmen 
19 Haz 14:18 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

Ölümsüzlüğün aslında bizim düşündüğümüz kadar güzel olmayacağını ve bu durumu siyasal, sosyal, kültürel açıdan anlatan bir kitapla karşı karşıyayız. Nobel ödülünü sonuna kadar hak eden bir kitap. Ölümün bile aşka yenik düştüğünü, insanların ölüm olsun olmasın aslında hiç değişmediğini gördüm bu kitapta ve günümüz ile de benzerliklerin hat safhada olması beni hayli şaşırttı. Bittiğine üzüldüğüm bir kitap, hemde çok üzüldüm.

Ölüm bir varmış bir yokmuş… Aslında Jose Saramago okumaya ‘Körlük’ kitabıyla başlamayı düşünüyordum fakat o sıralar basımı olmadığı için alıp okuyamamıştım. Bu kitap da ‘Kitap Kardeşliği’ etkinliği için kitapları incelerken konusuyla dikkatimi çekmişti. Bu sefer de kitabın basımı var ama kitap ortalarda yok! Kaç kitapçıya sorduysam ‘Elimizde kalmadı.’ dedi. Bir süre sonra internetten kitabı sipariş ettim ve kitaba sonunda kavuştum. Kitabı bulduğumu göre sırada okunması vardı. Yanlış zamanlama sebebiyle 1-2 kere elime alıp bıraktım kitabı. Kitap okunmak için bekliyor beni tabi. Bende okumaya başlamak için uygun zamanı kolluyorum. Sarı kapağıyla ben buradayım dercesine bağırdığını duyar gibiydim ve sonunda tekrardan başladım okumaya.
Ah o bitmek bilmeyen virgüller… Diyalogları okurken konuşma sırası kimdeydi, kim dedi, ne dedi, kime dedi, ne oldu, ne bitti… Hoppala al başa tekrar oku. Bu durum okumamı başlarda biraz zorlaştırdı tabi ama yavaş yavaş alıştım gibi, hatta sevdim de Saramago’nun bu tarzını.
Her neyse gelelim kitaba. Adı bilinmeyen bir ülkede yine adı bilinmeyen insanlara sonsuz yaşam hakkı veriliyor. 1 Ocak’ın ilk dakikalarından itibaren bu ülkede hiç kimse ölmüyor. Bu durum ilk başta güzel gözükse de aslında birçok sorunu beraberinde getiriyor. Hastalanan hastalarla, kaza geçirip ‘Bu halde yaşanmaz.’ denilecek insanlarla dolup taşıyor hastaneler. Kimsenin ölmediği bir ülkede yaşlı nüfusuda artıyor haliyle bakımevlerinin de hastanelerden pek bir farkı kalmıyor. Cenaze levazımatçılaır, sigorta şirketleri ölümün gitmesiyle oldukça büyük bir zarar uğruyor. Tek bunlarla bitmiyor sorunlar tabi…
Bir zaman sonra ölüm taktik değiştirerek çıkageliyor. Öleceğimizi kısa bir süre önceden öğrenseydik ne yapardık? Hayatımız nasıl olurdu? Ölümün olmadığı bir hayatı anlattıktan sonra bu sorulara da yanıt veriyor Saramago.
Birçok yerde düşündürdü, sorgulattı. Yeri geliyor düşünmekten bile kaçtığımız ölümü ne kadar gerekli olduğunu anlatmış. Sonsuz bir hayat nasıl olurdu? Öleceğimiz vakti bilseydi neler olurdu? Bunların sonucunda ortaya çıkan sorunlar neler olurdu? Bu sorulara kendi anlatım tarzıyla çok güzel bir şekilde anlattığını düşünüyorum. Konu, kurgu,anlatım olarak okuduğum diğer kitaplara göre biraz daha farklı bir eserdi. Ben beğendim sizlere de tavsiye ederim .
Keyifli okumalar :)

5 /

Kitaptan 188 Alıntı

Salih Çermik 
 22 Haz 10:21 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Belirsizliklerin her zaman bir bedeli olur.

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, José Saramago (Sayfa 190 - Kırmızı Kedi Yayınları - 11. Baskı)Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, José Saramago (Sayfa 190 - Kırmızı Kedi Yayınları - 11. Baskı)
Sevilay Küçük 
16 Tem 16:00 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Herkesin yaşamında kendini zayıf hissettiği anlar olmuştur.

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, José Saramago (Sayfa 153 - Turkuvaz Yayınları)Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, José Saramago (Sayfa 153 - Turkuvaz Yayınları)

Ümitlerin kaderi, biri yok olduğunda diğerinin ortaya çıkmasıdır, işte bu yüzden bunca hayal kırıklığına rağmen dünyadan silinip gitmemişlerdir.

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, José Saramago (Sayfa 200 - Turkuaz Yayınları)Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, José Saramago (Sayfa 200 - Turkuaz Yayınları)