Adı:
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Baskı tarihi:
Temmuz 2013
Sayfa sayısı:
204
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054764457
Kitabın türü:
Orijinal adı:
As Intermitências da Morte
Çeviri:
Mehmet Necati Kutlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Baskılar:
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Adı bilinmeyen bir ülkede, dünya kuruldu kurulalı görülmemiş bir olay gerçekleşir: Ölüm, o güne kadar yerine getirdiği görevinden vazgeçer ve hiç kimse ölmez. Bir anda ülkeye dalga dalga yayılan sevinç çok geçmeden yerini hayalkırıklığı ve kaosa bırakır.

İnsanların ölmemesi zamanın durduğu anlamına gelmemektedir, ezeli bir yaşlılıktır artık onları bekleyen. Hükümetten kiliseye, sağlık kurumlarından ailelere, şirketlerden mafyaya kadar herkes ölümün ortadan kalkmasının getirdiği sonuçlarla mücadele etmek zorundadır. Ancak ölüm, beklenmedik bir kimlikle ve umulmadık duygularla insanların arasına geri döner.

Ölüm ve ölümsüzlük karşısında insanın şaşkınlığını, çelişkili tepkilerini ve ahlaki çöküşünü, edebi, toplumsal ve felsefi anlamda derinlikli bir biçimde işleyen José Saramago, geçici olanla ebedi olanı birbirinden ayıran kısa mesafenin meseli sayılacak Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u, başladığı gibi bitiriyor: "Ertesi gün hiç kimse ölmedi."
(Tanıtım Bülteninden)
Ülkemizde toplu ölümler olunca kimi suçlarız? Tabii ki hükümeti... Peki ölüm greve çıksa ve hiç kimseye uğramasa kimi suçlarız? Yine hükümeti :) Çünkü oluşan kaos ortamlarında en çok hükümetin başı belaya girer.
Ölüm ülkeye uğramaz olunca da aynısı olur. Ölümden kurtulmanın iyi bir şey olduğunu sanan ve sokaklara dökülen insan toplulukları mı dersin, bayrak asıp yollarda dans edenler mi dersin, yatakta azap çektiği halde ölemeyenler ve ölmenin illegal yollarını bulmaya çalışanlar mı dersin...
Eğer din de siyasete alet ediliyorsa o ülkede, din camiasının da hükümetle başı belaya girer. Çünkü ölüm yoksa cennet-cehennem olgusu da yoktur. Tanrının işi bitmiştir. Din eleştrilir hale gelmiştir. Ama zıt fikirde olanların da türediği ülkede tam bir kaos yaşanır. Ülke resmen ikiye bölünmüş gibidir: Ölümün gitmesinden memnun olanlar, ölümün tekrar gelmesini iple çekenler. Bir yerlerden tanıdık mı geldi?

Saramago, hükümetin bu karışık durumla başa çıkmasını anlatırken felsefe de yapar aslında. Var olan rejimi eleştirir, din tüccarlarını eleştirir, hükümetlerin böyle durumlarda - sırf durumu kurtarmak adına - yönettiği insanlardan habersiz nasıl saklı gizli işlere bulaştığını da anlatır. Ölümün aslında sorumluluklardan ve sıkıntılardan kaçış yöntemi olduğunu, ölümsüzlüğün tahmin ettiğimizden daha zor sonuçlara sebep olduğunu gösterir.

Peki greve giden ölüm tekrar iş başı yapacak mıdır? Hükümet bir anlaşmaya gidecek midir ölümle? İşte bundan sonra kitap değişik bir masalsı anlatıma doğru sürükleniyor. Sizi de içine çekiyor ister istemez.
Hani Orhan Veli der ya bir şiirinde:
"Öyle bir havada gel ki,
Vazgeçmek mümkün olmasın!"
Belki de ölüm, öyle bir havada gelecektir.

Uzun zamandır kurgudan zevk almama hastalığıma ilaç gibi geldi bu kitap. Değişik ve keyifli olan kurgusuyla insanı sürüklüyor. Saramago'nun kendine has üslubunu da çok özlemişim. İlk defa kendisini okuyacak olanların bunu göz ardı etmemeleri gerekir. Zira kendisi Virgüllerin Efendisidir. :)

Keyifli okumalar...
Etkinlik boyunca sayısız Saramago eseri okudum ve itiraf ediyorum bir yazarı bu kadar sevebileceğimi düşünmemiştim. Tarza alışmak başlarda zor gelse de, kitaplar değiştikçe virgüller beni adı bilinmeyen ülkelere aldı götürdü.. Okumadığım kitaplarını da mutlaka okuyacağım..

İsmi nedeniyle etkinliğin sonuna bırakmıştım Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u. İyi ki de öyle yapmışım. Konu ise şöyle;
Adı bilinmeyen ülkede önceleri her yerde olduğu gibi ölüm varmış; yaşlananlar, hastalananlar vakti gelince ölüyormuş. Ne yazık ki gençleri ve çocukları da gafil avlıyormuş ölüm. Sonra bir yılbaşı ertesi kimse ölmemeye başlamış. Önceleri sonsuza kadar yaşam zırvalarına sevinirken, işin ciddiyetini kavradıkça korkmaya başlamış insanlar.. Hastalar ve yaşlılar ölmek için yalvarır duruma gelmiş, aileler ne yapacaklarını şaşırmış. Hükümet, sigorta şirketleri, cenaze hizmetlerinde çalışanlar ve daha niceleri isyan etmeye başlamış. Kiliselere güven kalmamış, inançlar sarsılmış, yetmemiş bir de işin içine mafya girmiş. O da yetmemiş greve giren ölümün nerelerde çalışmaya devam ettiğini aramaya koyulmuş halk.. Hastanelerde yatanlar artmış, ekonomik sorunlar boy göstermiş, işler çığrından çıkmış, kısacası ölüm olmadan yaşayamaz duruma gelmiş adı bilinmeyen ülkenin insanları.. Sonra bir şey olmuş, hem de öyle bir şey ki insanlar yaşadıklarına sevinseler mi öleceklerine üzülseler mi bilememişler.. (Bundan sonrası ipucuna girer o nedenle gerisi kitapta :D)

Sonlara doğru öyle farklılaştı ki eser, bu kadar iyi yazılamaz dedim kendi kendime..
Okurken aklıma birçok soru geldi bunlardan biri en önemli olandı bence;
Öleceği zamanı bilerek yaşamak mı daha kötüdür yoksa hiç ölmeyeceğini ve hastalıklarla boğuşsan da yaşayacağını bilmek mi?
Elimde öyle bir kitap vardı ki, her bölüm ayrı güzeldi hele ki son kısım ah o son kısım. Sanırım uzun süre unutamayacağım okuduklarımı.

Ölüm kadar belirsiz, birçok insanı korkutan, yaşamak olsun da her şeye razıyım diyen insanlara yazmış Saramago. Hem düşündürmüş hem de dine, kiliseye ve inanca dokunmuş ucu yazılanların. Yani imzasını atmış yine.

Sonsuza kadar yaşasam diyenlere, ölümsüzlüğü bulsak çok güzel olmaz mı cümlelerine, keşke herkes mutlu mesut yaşasa hayat bayram olsa teranelerine bu kitapla cevap vermiş Saramago.
Okuyun dostlarım, pişman olmayacaksınız :)
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (16.005 Oy)19.936 beğeni45.631 okunma3.586 alıntı193.015 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.750 Oy)9.713 beğeni27.260 okunma2.007 alıntı126.273 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.945 Oy)9.217 beğeni30.248 okunma927 alıntı146.777 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.790 Oy)8.405 beğeni24.030 okunma957 alıntı95.964 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.297 Oy)6.656 beğeni17.683 okunma2.990 alıntı90.481 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.141 Oy)13.970 beğeni36.189 okunma3.794 alıntı153.895 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.629 Oy)4.113 beğeni13.662 okunma1.547 alıntı56.531 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.259 Oy)9.256 beğeni27.609 okunma2.936 alıntı121.820 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.930 Oy)9.468 beğeni26.624 okunma1.829 alıntı136.251 gösterim
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    8.6/10 (6.386 Oy)6.089 beğeni18.031 okunma2.300 alıntı96.498 gösterim
José Saramago'nun bilinmeyen ülkesinden merhabalar! Bir kez daha misafir oldum bilinmeyen ülkeye. Gerçi Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş ile 5. Saramago eserini okumuş oldum ve kendimi ülkenin bir ferdi gibi hissetmiyor değilim. Fazla uzatmadan kitabın konusuna gelmek istiyorum.

Bilinmeyen bir ülke, isimsiz karakterler... Aralık ayının son günü, saatler gece yarısı olur ve yeni yıla girer girmez ülkede ölüm faaliyetini durdurur. "Yeni yıl, yeni hayat, ölümsüz hayat."
Ne ölü, ne sağ sayılacak kadar hasta olanlar için ölmek bir kurtuluştur fakat nerede bu ölüm? Ölümle yaşam arasında bir sınır var sadece, tek çözüm ülke sınırını geçip ölmek! Yani ölüme yürümek bu olsa gerek!
Peki herkes ölümü mü arıyor? Tabii ki hayır. Ölümsüzlüğe sevinen de bir o kadar çok ülkede.
Ölümün yok olması birçok aksaklığa sebep olur. Huzur evleri ölümsüz yaşlılarla dolar, sigortacılara yapılacak ödemelere gerek kalmaz, levazımatçılar isyan eder. Hükümet çözüm yolları arar.
Kilise ve din adamları Tanrı'nın ölümü göndermesi için duaya başlar. Çünkü ÖLÜM OLMAZSA YENİDEN DOĞUŞ OLMAZ VE KİLİSENİN BİR İŞLEVİ KALMAZ.
Din adamları, "AMA ŞİMDİ TESPİHLERİ ÇALIŞTIRMA VAKTİDİR." diyerek ölümü isterler Tanrı'dan.

İşin bir de siyasi boyutu var tabii. Siyasetin kirli oyunları olmazsa olmaz! Ahh insan her durumu fırsata çevirirsin değil mi? Hiç şaşırtmadı beni İNSAN!
Ortaya Maphia çıkar bu kriz ortamında. Aslında mafya ama klasik olmamak adına MAPHİA olmuştur adı. Hükümet ile işbirliği yapar maphia. Neden mi? ÇÜNKÜ DEVLETİN KİRLİ İŞLERİNİ YAPTIRACAĞI BİRİLERİ OLMALI...


Veee bir gün ÖLÜM çıkar ortaya. ÖLÜM, MEKTUP, EFLATUN ZARFLAR. Bir de ben bu bölümü okurken üzerimde EFLATUN gömlek olması nasıl bir tesadüftür. Tamam, irkilerek etrafıma bir göz gezdirdiğimi itiraf ediyorum...

Ölüm geri geldikten sonra kitabın konusu bambaşka bir boyuta geçiyor ve asıl hikaye burada... Artık kişisel bir hesaplaşma başlıyor. Saramago'ya göre ölümün cinsiyeti nedir? Hadi tahmin edin... Buradan sonrasında detay vermek istemiyorum okumayanlar için.

Bu eserinde de José Saramago okuyucuyla sohbet eder gibiydi, akıcı üslubu yine yerinde tabii. Hayranlığım bir kez daha arttı bu adama. Çok severek okudum, benim sıradaki Saramago kitabım KABİL. Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş da tavsiyedir, okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim...
Ertesi gün hiç kimse ölmedi. Ama herkes yaşlanmaya ve hastalanmaya devam etti. Böylece ölmemek, adı bilinmeyen bu ülkede tam bir kaosa yol açtı.

Artık hükümetten kiliseye,sağlık kurumlarından cenaze levazımatçılarına herkesin derdi başından aşkındır. Ölmeyen ağır hastalar hastanelerde biriktikçe koridorlarda bile yatan hastalar belirmeye başlar,sigorta şirketleri ve levazımatçılar iflasa doğru yola koyulurlar. Ne de olsa ölümün olmadığı ülkede hayat sigortasına kimse gerek duymaz. :) "Ölüm" yoksa "Diriliş" yok mantığıyla kilise elindeki gücün kaybolacağı telaşına düşer. Daha neler neler...

Ölmenin yolu keşfedildiginde ise Saramago'nun muhteşem hicivleri; devlet ve mafya ilişkisine,basın organlarına,dine,toplumun göstermelik ahlak anlayışına değinir. Hem de muhteşem bir ince mizahla yapar bunu.

Sonra ölüm geri gelip taktik değiştirmeye karar verir ve bütün düzeni bir kez daha alt üst eder. Buralar spoiler değil zira ben kelimelere Saramago kadar hakim değilim ki toplumun yozlasmasının tablosunu çizebileyim burada.

Kitabın sonu müthiş. Ölüm keşke hepimize böyle gelse. ;) Kitap başladığı gibi "Ertesi gün hiç kimse ölmedi." şeklinde bitiyor.

Kitapta yazarımız çokça kelimelere ve yazım kurallarına takmış ve bunlarla ilgili dokundurmalar yapmış.

Saramago gerçekten toplumu çok iyi gözlemlemiş bir yazar,okuduğum iki kitabında da ahlak kişinin kendisi için mi toplum için mi,davranışlarımızı belirleyen hangisi konuları üzerine güzel hicivler var. Konuşma paragraflarının olmaması nedeniyle okuması biraz zahmetli bir yazar. Ama kitabın son sayfasını okuyup,kitabı bir kenara koyup değerlendirmeye başladığınızda "dolu dolu bir kitap okudum" mutluluğunu yaşıyorsunuz. Üzerine düşünmemizi istediği çok konu kalmış oluyor kitaptan geriye.

Ölümsüzlük fikri bence vampir kültürlerinde olduğu haliyle cezbedici,bir yatağa bağımlı olarak sonsuza kadar yaşama fikri epey can sıkıcı. :)

Kitaptaki ölümsüzlük üzerine son olarak şu videoyu bırakıp bitiriyorum. Okurken hep aklımda döndü durdu.

 https://youtu.be/0xfQQvHUw_s
Jose Saramago'nun okuduğum üçüncü kitabı. Yazar, bu kitabıyla artık beni de bir Saramago hayranı yaptı diyebilirim.

Yazar, bu defa ölüm konusunu irdeliyor. Tabiiki her zamanki kendine has uslubuyla, bunu yapıyor. Arka arkasına sıralanan ve birbirinden virgüllerle ayrılmış kısa cümleler şeklinde yazılmış, arada bir de noktalar konmuş , uzun parağraflar. Yazar kitap yazmıyor sanki bir yerde oturmuş bize masal anlatıyor. Benim Saramago kitaplarını okurken hissettiğim böyle bir şey.

Kitabın konusuna gelince : Hani hep insanlar ölümden şikayet ederler ya , keşke ölüm olmasa derler ya, işte Saramago, sanki bunlara cevap niteliği taşıyan bu kitabında, ölümün aniden ortadan kalktığı bir ülkede olanları bize anlatıyor. Olayları, müthiş bir hayal gücü ve kendine has esprütüel yaklaşımıyla, inceden inceden bazı şeyleri eleştirip, mesajlar vererek adeta bir masal anlatır gibi bize sunuyor.

Ben büyük keyif alarak okudum. Okunmasını da tavsiye ederim.
Size önce biraz Saramago’dan bahsetmek istiyorum. Korkmayın, internette yer alan şeyleri tekrar etmeyeceğim. Ben, benim gördüğüm Saramago’dan bahsedeceğim.

Mevcut düzene hiç uy(a)mayan, iktidarla asla barışmayan bir insan o. Sancılarını susturmak için hiçbir zaman dine sarılmamış. Kendinden yola çıkarak; insan ruhunu eşelemiş hep, insanın zihin dünyasına otopsi yapmış. Onu okurken kendinizi bir aynanın önünde çırılçıplak görebilirsiniz. Zihninizin içini, dürtülerinizi, arzularınızı, davranışlarınızın temel dayanaklarını, korkularınızı, korkularınızın size neler yaptırdığını………
Farkına varamadığımız, hiç düşünmediğimiz, hep kabul ettiğimiz “şeyleri” bir bir yatırır otopsi masasına. Birçok psikologtan daha çok psikologtur kendisi.

“Kurallar yıkılmak içindir.” Diye düşünmüştür hep. Bu yüzden her kitabında farklı bir düzeni alt üst etmiş, her seferinde başka bir ütopya/distopya kurmuştur. Kiminde ölümü öldürmüş, kiminde gözlerimizi kör etmiş, kiminde kişiliğimizi bölmüş ve her bir parçaya yaşama hakkı vermiştir. İsimsiz kahramanlar yaratmıştır, çok daha iyi empati yapabiliriz böylece. Adı bilinmeyen ülkelerden, adalardan söz eder, oralara gitmemiz, oralarda yaşamamız kolaylaşır böylece. Zamandan uzak durur olabildiğince, böylece okuduğumuz an içinde buluruz kendimizi o zamanın.

Yazım kurallarına kafa tutmuştur en çok. “Demek anlaşılmak/anlatmak için noktalama işaretlerine ihtiyaç duyuyoruz öyle mi?” demiş, “O zaman alın size noktalama işaretsiz kitaplar! Korkmayın, onları da anlayacaksınız, yeterki okuyun.” Demiştir.

Kitaplar kör karanlık arazilerdir, içlerine daldıktan sonra bazı şeyler yolunuzu aydınlatır, noktalama işaretleri de bunlardan biridir. Saramago, yolumuzu aydınlatan o küçük ışık parçalarını kaldırır ve “Yürüyün, korkmayın, okuma bittiğinde yolun sonunu kendi imkanlarınızla bulmuş olacaksınız! Bunu yapabilirsiniz, hadi!” der bize.

Kimi okurlar için bu durum can sıkıcı bir hal alır, fakat ben bundan çok hoşlanıyorum. Saramago’nun bu tavrı; yani yalnızca nokta ve virgül kullanarak bir yazması, bana kendimi özgür hissettiriyor. Nerede ne yapmam, “nasıl anlamam” gerektiğini bana dikte eden o kurallar yok ve ben kendi anlam dünyamı kendim inşa ediyorum! Teşekkürler Saramago!

Daha fazla uzatmadan kitaba geçeyim; kitap adı bilinmeyen bir ülkede geçer, zaman da belirsizdir.
Kahramanlar isimsizdir, yalnızca ana kahraman olan ölümün adı “Ölüm”dür; dikkat, büyük harfle! “Normalde” ölüm, olguyu ifade eden bir kelimedir herhangi bir özel duruma tekabül etmez, bu sebeple büyük harfle yazılmaz. Fakat Saramago tek bir harf ile karşı gelir bu “normalde uygulanan kurala.”
Her ne kadar Saramago ayırmamış olsa da kitap iki farklı bölüm gibi “düşünülebilir”.

“Ertesi gün hiç kimse ölmedi.” Diye başlar yazmaya.
Bu ilk bölümde ölümün aniden ortadan kalktığı bir kaos ortamını, yaşayan insanların gözünden anlatır Saramago. Toplum, din, siyaset, ekonomi temaları etrafında bol bol analiz ve eleştiri içerir bu bölüm. Birçok klinik psikologtan ve sosyologtan çok daha iyi yapar bu işi, onlardan da daha cesurdur üstelik!
Ölümün ortadan kalkışı ile birlikte kendisini “ölüm olgusu” üzerinden var eden “din kurumu”nun varlığı tehlikeye girer doğal olarak.
Şöyle birkaç alıntı yapayım;

“Ölüm ortadan kalktığında, diriliş de olmayacaktır, diriliş umudu ortadan kalktığında da kilise yok olur” (s.18)

“İnsanların bütün hayatlarını boyunlarında ölüm korkusuyla yaşamaları için varız biz, bunun ötesinde, ölüm anı geldiğinde, o anı bir kurtuluş anı olarak algılamalarına da çalışırız dedi. cennet, cehennem ya da benzer kavramlara gelince, doğrusu ölümden sonra ne olduğu konusuyla sanıldığı kadar ilgili değilizdir, din, sayın düşünür, dünyevi bir konudur aslında, öbür tarafla ya da göğün yedi katıyla hiçbir ilgisi yoktur. duymaya alışık olduğunuz sözler bunlar değil tabii ama biz de sattığımız malın daha çekici olması için bir şeyler yapmak zorundayız." (s.35)

“Dinlerin varoluş nedeninin temelinde, ölüm olgusu yatmaktadır, din ile ölümün ilişkisi ateş ile barut gibidir, ateş olmadığı sürece barutun işlevi olmayacaktır.” (s.38)

Ölümün ortadan kalkışı ile birlikte; bir düşünün, neler olur?
Kaos. Tek kelime, kaos!
Her şeyi devletten bekleyen “halk” karmaşa içine düşer. Fakat söz konusu karmaşayı çözmek devletin yetki ve yeteneği kapsamında olmadığı için, otorite zayıflar.
Sigorta şirketleri batar, cenaze levazımatçıları iflas eder. Hastaneler ilelebet dolu kalır; hasta, yaşlı ve asla ölmeyen insanlar için huzur evleri türemeye başlar.
İnsanlar bu durumun yalnızca kendi ülkelerinde olduğunu, sınırın ötesindeki ülkelerde insanların öldüğünü keşfeder ve böylece ölmek isteyen; yaşlı, acılar ve ağrılar içindeki yakınlarını o ülkeye taşımaya başlarlar, kaçak yollarla. Devlet bu durum karşısında çaresizdir, hiçbir şey yapamaz. Böylece maphia denen bir örgüt türer, bu örgüt yüksek meblağlar karşılığında kişilerin sınırı geçmesinde onlara yardımcı olur. Daha sonra bu örgüt ile devlet gizli bir anlaşma yaparak yeni bir düzen kurarlar.

Ne kadar tanıdık değil mi?
Siyasetçiler koltuklarının, din kurumu itibarının, illegal örgütler de rantın peşinde. Kim diyor Saramago ütopya/distopya yazıyor diye, çıksın ortaya! Gördüğünüz gibi kendisi gayet gündelik yaşantımızı, toplumsal gerçekliklerimizi kaleme alıyor. İç dünyalarımıza değinmesi de cabası. Lütfen.

Kitabın ikinci bölümünde bu eleştiri ve analiz temposu düşürülüyor ve objektif “ekonomi, din, devlet, siyaset” odağından uzaklaşarak, daha çok ana kahramanımız olan “Ölüm”e odaklanıyor.
Ölüm geri dönüyor!
Fakat bu sefer yöntemini değiştiriyor ve ölecek olan herkese, bir hafta öncesinden mektup gönderiyor. Buyurun, kaosa bir de buradan yakın. :)
Yine bir kaos ortamı, bir hafta sonra öleceğini bilen insanlar kendilerini uyuşturucuya, sekse, alkole veriyor. Yine.

Bu bölüm Ölüm’ün gözünden kaleme alınıyor. Saramago, o aykırı kişiliğini bir kez daha konuşturarak, ölümü bir kadın olarak tasvirliyor. Çirkin, korkunç, kaba ölüm imgesi yerine; zarif, çekici ve güzel bir ölüm çiziyor bizlere. İlk bölümün sonlarına doğru “arzulanan, aranan, istenen” ölüm; bu tasvirle tamanlanıyor adeta.

Şöyle diyor olabilir mi Saramago acaba; “Siz hep ölümden korktunuz, onu korkunç, tiksinti verici, istenmeyen olarak bellediniz. Ama asıl korkmanız, sakınmanız gereken o değil. Korkmanız gereken; ölümün varken de yokken de hileye başvuran, kargaşa çıkaran, çığırından çıkan insandır!”
Olabilir mi, ben soruyorum sadece…
Çünkü bir şey hiç değişmiyor; ölüm yokken de varken de iktidar acımasız, din sömürü ile ayakta kalıyor ve insan hep ikiyüzlü!

Bitireyim.
Ölüm insanlara eflatun renkli mektuplarla, bir hafta sonra öleceğini bildiriyor. Fakat içlerinden birine (bir erkeğe) mektup gitmiyor, yani gidiyor da sürekli geri dönüyor. Ölüm mektubu gönderiyor, mektup geri dönüyor, geri dönüyor, geri dönüyor.
Ölüm, bu kişiyi merak ediyor. Mektubun neden sürekli geri döndüğünü merak ediyor. Böylece kadın kılığına girerek bu adamı yakından tanımaya onun yanına gidiyor ve kitap başladığı cümle ile bitiyor:
“Ertesi gün hiç kimse ölmedi.”
Ertesi gün kimse ölmedi. Evet kimseler ölmedi ama herkes, her şey karıştı.

Yine Saramago yine müthiş kurgu. Saramago’nun beşinci eserinini de kitapağacı okuma grubu sayesinde okudum. Hemen yazarla ilgili ön bilgi vereyim ki sizlerin de fikri oluşsun. Yazar Nobel Edebiyat ödüllü bir yazar. Yazarın biçemi gayet dikkate değer. Kitaplarında noktalama işareti olarak nokta ve virgülden başkasını kullanmıyor. Anlatım dili de oldukça muzipçe; bu da, okuyucuyu yazara bağlayan bir diğer etken. Okuyucuyla konuşarak yazmış eserini.

Konuya geçtiğimizde ise gerçekten çok fazla şey yazabilirim ama kısa kısa irdeleyip spoiler vermemek adına çabalayacağım.

Ölüm… Evet ölüm günlerden bir gün artık olmuyor. Kimseler istese de ölemiyor ve bir kaos ortamı oluşuyor. Ölümsüz bir dünya düşünebiliyor musunuz ? Yazar bunu bize sormuş. Ölümün kesilmesi ile birlikte dini, siyasi ve ekonomik sorunlar çıkıyor. Gerçekten muazzam bir hiciv. Ölümün olmadığı ve dünyada kilise kaos yaşıyor ve inanç sorgulanıyor. Siyasiler çaresiz kalıyor şiddet de artıyor, düzensizlikte ama kiliseler de dua edenler de artıyor. Yani tam bir zıtlıklar üzerine kurulmuş bir romana dönüşüyor.

Bununla mı bitiyor. Sonrasında ölüm bakıyor bu durum çok rahatsızlık verdi. Size 1 haftalık 10 günlük bir mühlet. Bir zarf alacaksınız; o zarf tarihinden itibaren hazırlığınızı yapın diyor. Şimdi yazar burada da bize sormuş. Öleceğinizi bildiğiniz son on gününüz kalsa ne yapardınız ?

Kısa başlıklara geçiyorum çünkü bir sürü kurgu ve konu barındırıyor. Din-Siyaset ilişkisini çok iyi irdelemiş. Tüm konuların yanında bir felsefik bir eser. İnançsız bir toplumu örneklemiş. Ölmek ve ölmemek için verilen çabalardan faydalanan sigortacılar, cenaze hizmetleri ve levazımatçıların çok güzel bir ekonomik kurgusu var. Devlet – Mafya işbirliği kesinlikle harika bir konuydu. Sanat ve klasik müzik konuları. Hayvanseverliğe verilen önem ve dikkat. Cumhiriyetçilik ve Kraliyet yani yönetim sistemlerini eleştiriş. Vicdanlara sesleniş; yani yaşlılar bile ölemiyor bu durum ailede sıkıntılar yaratıyor ve bakım zorluğu ortaya çıkıyor hastaneler taşıyor bu durum karşısında takılan tavır ve siyasi duruş. Ölümü kadına yorma; bir nevi Proust’un kara çarşaflı kadın gibi devamlı Proust’u örnekleme. Müziğin önemi ve en güzeli de sevgi, aşk, birliktelik. Son kısımlarında ölümün bile çaresizliği anlatılmış sevgi karşısında.

İnanın çok çok daha fazlası var kitapta. Doğallığı bozmamak bence en önemli etken. Hepimiz öleceğiz ve ölmeliyiz. Çünkü düzen bu. Yazar bunu düşündürerek tüm hicivleri ve düşünceleri sorgulatmış. Gerçekten Nobel’i hak ettiğini düşündüğüm yazar. Gerek Körlük, Kabil ve Görmek eserleriyle olsun ya da bu eseriyle her zaman eleştirel, sorgulayıcı ve sorgulatıcı bir yazım tarzı var. Her kitabında irdeleyip bizi doğruya yön göstermek için sorgulatıyor. Kırıp dökmüyor ama düşündürtüyor. Sadece şunu düşünün teknoloji ve sağlıkta ilerliyoruz. İlerde belki 150 yaşında ölümler olacak. Ama bu sizce doğru mu ? Kimse ölmek istemez ama sonucunda neler olur ? Yaşlanacağız, yorulup yüzümüzde kırışıklıklar olacak, dizlerimiz tutmayacak ve ölemeyeceğiz. Yada nüfus patlayacak sonrasında savaşlar, buhranlar yaşanacak. Doğa bile ölümsüz değil. Kayalar, çiçekler, ağaçlar bile ölürken bizler ölmezsek bu Dünya ne olur düşünebiliyor musunuz ? Gerçekten sorgulatıcı ve farkındalık oluşturan bir eser.

İlk okumaya başlayanlar asla bu adamın kitapları ile de başlamamalı. Ama alıştıktan sonra gerçekten çok iyi düşünceler barındıran bir şahsiyet. Benim şöyle bir görüşüm var. Bir kitap okuduktan sonra; okuyanların arasında herkese farklı anlamlar kattıysa, farklı düşünceleri aşıladıysa gerçekten iyi bir kitaptır. Bazı kitaplar sadece bütün konuları kişilere aynı şekilde aşılar ama bu eser okuyan herkese farklı bir düşünce, farklı bir kafa yapısı gösteriyor.

Dinle ilgili zaafiyeti olanlar, inanç sorgulaması ve Tanrı’yı yok saymasından dolayı bu kitabı beğenmeyebilir ve saçma bulabilirler. Ama kitabın anlattığı konular itibariyle ben bir tavsiye veriyorum ve inceleme yapıyorum.

Mutlaka okunulması gereken yazar ve eser. Çevirmene de on puan vermek gerek. Müthiş çeviri. Kırmızı Kedi’ye teşekkürler sunuyorum. İyi okumalar….
Kim istemez ki ölümsüz olmayı? Peki ya bir gün ölüm bizi gerçekten terk ederse yine ölümsüzlüğün mükemmelliğini düşünür müyüz? Ölüm bir gün terk eder ülkeyi ve ülkede büyük bir panik başlar.Daha sonra eflatun renkli mektuplar yolu ile tekrar dönüş yapar .Artık herkes ölümünü bir hafta öncesinden eflatun renkli mektuplar yolu ile öğrenecektir.Ama ölümün atladığı bir şey vardır ,AŞK.Ölüm aşık olursa ne mi olur okuyup öğrenmek lazım...
Okuduğum ilk Saramago kitabı bu kitap. İlk kez tanıştım, ilk kez dünyasına yolculuk yaptığım bir yazar oldu. Ölüm hiç bu kadar farklı bir üslupla anlatılmamıştır sanırım. Ölüm ile alakalı kitaplar okumama rağmen Saramago'nun diline ve anlatımına bayıldım. Ölüm üzerine yapılmış bir felsefe...İnsanların belki de en çok korktuğu şey "ÖLÜM" ve bu kitabı okuduktan sonra sizin de ölüme karşı bakış açınızda iyileşmenin olduğunu göreceksiniz. Kitabın ilk bölümünde ölüm ile yaşam arasına sıkışmış bir topluluk ele alınmış. Bu topluluk üzerinde yaşamın tüm evrelerinin devam ettiği sadece ölüm kavramının 7 ay boyunca semtlerine hiç uğramayışının önce sevindirici bir haber olarak insanların yüzünü güldürmesi, daha sonradan bu durumun devam etmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik, sağlık ve psikolojik sorunlar... Kitabın ikinci bölümünde ölümün tekrar gelmesi ve insanlara eflatun renkli zarflar gelmesi. Son bölüm ise ölüm ile viyolonselci arasında yaşanan olaylar. Kitabın sonu da başladığı gibi bitiyor. Ertesi gün hiç kimse ölmedi...
Oldukça sıradışı bir eser. Ölümün aslında bizler için bir nimet olduğundan bahseden bu eserde yazarın bazı görüşlerine katılmasamda okuduğum için pişman olmadım. Cümleler özenle seçilmiş ancak noktalama işaretlerine pek fazla dikkat edilmemiş. Cümleler anlamsızca virgüllerle birbirine bağlanmaya çalışılmış olup sanki nokta kullanılmasını en aza indirgenmek istenmiş. Bunun birazda yazıldığı dili aynen Türkçe'ye uyarlamaktan kaynaklanan bir sorun olduğunu düşünüyorum. Sonuç itibariyle okunabilir. İstifade etmeniz dileğimle...
ölüm gerçekten var mı
yoksa ölüm hiç var olmadı mı
kitabını okuduğum ve henüz filmini izleyemediklerimden
çok güzel bir keyif aldım teşekkür ederim bana bu kitabı oku diye kafamın etini yiyenlere
Öncelikle José Saramago'dan bahsedelim biraz. Portekizli bir yazar, edebiyatı harikulade. Bunu kitaplarının inceliğinden ve kurduğu cümlelerin açıklığından anlayabiliyoruz. Tam bir cümle cambazı. Kurduğu kısacık cümleler dahi uzun süre düşündürür hani.
Bütün kitap paragrafsız ve çoğunlukla nokta ile bitirmemiş cümlelerini. Cümleler arasına virgül koyarak ayırmış. Böyle yapması bir anlamda benim hoşuma gitti. Sanki düşüncenin akışı bozulmadı ve o ortamda ben de varmışım gibi diyalogları paragrafsız ve aralıksız okumak keyifliydi. Kitap konusu ve içeriğine gelelim.
Spoiler olabilir bastan diyeyim, ölümün isimsiz bir kasabada yeni yıl başlangıcında bir anda yok oluşu, hasta olanlar hastalıklarından kıvrananlar belki de ölümüne 5 sn kalan kişilerin dahi ölemediği anın gelişi ile başlar kitap. İlk başta bu düşünce insanları mutlu eder fakat bir süre sonra hasta olanların acılarının bitmeyişi, hastanelerin hastalar ile dolması, herkesin çalışması ve kimsenin emekli olmaması, sigorta şirketlerinin bu durumu karlı bulmayışı gibi sonsuz bilinmez bir gelecek, belki de bize her şeyin sonunun olmasının çok daha güzel olduğu fikrini getirir akla. Tabi bu esnada hükümet, medya, mafya denilen kişiler, eczacılar, cenaze levazımatçısı gibi işleri ve ne yaptıkları belli olan mesleklerin ya da kurumların rutin işlerinde değişim geçirerek manasal dönüşümlerinden bahseder. Mesela mafya; ölümü onaylayan kişileri ölüm olan diğer ülkeye götürür ve orada cenaze levazımatçıları da defin işlemlerini yaparlar; çeşitli hayvanların kullanıldığı yas törenleri ile.
Mizah mihenk taşı olmuş resmen. Bir anda yok olan ölüm bir anda geri döner. Hem de ufak bir mektupla.
Bu sefer de bir bir kaos ortamı oluşur doktorlar fazla fazla mesai yaparlar tabi mezarlara ise ne olduğunu tahmin etmek zor değil.
Ölüm dediğimiz ve sadece iskeletten oluşan metafiziksel varlık, ismini küçük harflerle yazarak imzaladığı ve insanların bir hafta içinde öleceğini bildiren küçük mektuplar gönderirir.
Ölümün dahi amacından saptığı bir nokta romanın sonlarında gerçekleşir. Sanırım beni en çok etkileyen kısım ölüm öldürmekten ve bu ruhsuz hissiz bedeninden bezmiş ve görevine son verir. Tam bir kara mizah :) bu arada tırpanı ile yaptığı sohbetler de çok çok keyifliydi. José Saramago sevenler muhakkak okumalı. :)
"Hayat böyleydi işte, kaşıkla verir verir sonra bir gün kepçeyle verdiklerinin tümünü geri alırdı."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Baskı tarihi:
Temmuz 2013
Sayfa sayısı:
204
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054764457
Kitabın türü:
Orijinal adı:
As Intermitências da Morte
Çeviri:
Mehmet Necati Kutlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Baskılar:
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Adı bilinmeyen bir ülkede, dünya kuruldu kurulalı görülmemiş bir olay gerçekleşir: Ölüm, o güne kadar yerine getirdiği görevinden vazgeçer ve hiç kimse ölmez. Bir anda ülkeye dalga dalga yayılan sevinç çok geçmeden yerini hayalkırıklığı ve kaosa bırakır.

İnsanların ölmemesi zamanın durduğu anlamına gelmemektedir, ezeli bir yaşlılıktır artık onları bekleyen. Hükümetten kiliseye, sağlık kurumlarından ailelere, şirketlerden mafyaya kadar herkes ölümün ortadan kalkmasının getirdiği sonuçlarla mücadele etmek zorundadır. Ancak ölüm, beklenmedik bir kimlikle ve umulmadık duygularla insanların arasına geri döner.

Ölüm ve ölümsüzlük karşısında insanın şaşkınlığını, çelişkili tepkilerini ve ahlaki çöküşünü, edebi, toplumsal ve felsefi anlamda derinlikli bir biçimde işleyen José Saramago, geçici olanla ebedi olanı birbirinden ayıran kısa mesafenin meseli sayılacak Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u, başladığı gibi bitiriyor: "Ertesi gün hiç kimse ölmedi."
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.035 okur

  • Okan K.
  • Meliha İpek
  • Bükre
  • Burak Şen
  • Gamze&ibrahim
  • Quzelqurto
  • Fatmagül Erçelebi
  • Hilalin Gölgesindeki Adam
  • Mahmut
  • Çağdaş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.1
14-17 Yaş
%1.5
18-24 Yaş
%20.7
25-34 Yaş
%37.8
35-44 Yaş
%24.8
45-54 Yaş
%7.8
55-64 Yaş
%2.2
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.2
Erkek
%33.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.9 (89)
9
%24.5 (104)
8
%27.3 (116)
7
%14.4 (61)
6
%6.6 (28)
5
%3.1 (13)
4
%1.6 (7)
3
%0.5 (2)
2
%0.5 (2)
1
%0

Kitabın sıralamaları