Ölüm Məhbusunun Son Günü

·
Okunma
·
Beğeni
·
32.089
Gösterim
Adı:
Ölüm Məhbusunun Son Günü
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
2000029957963
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Qanun Nəşriyyatı
Viktor Hüqonun, 1829-cu ildə nəşr olunmuş ilkin əsərlərindən olan qısa bir romanıdır. Əsərdə, edama məhkum edilmiş şəxsin öz dilindən son günləri nəql edilir. Romanın əsas məqsədi edam qanununun faciyəvi gerçəkliyini göz önünə sərməkdir. Belə ki, məhkum üçün düzəlmə haqqını tamamı ilə yox edən edam, həm də, sağalacaq bir çox yaranı da çiy qoyur. Edam, sadəcə məhkum üçün deyil, eyni zamanda onun yaxınları üçün də bir faciə xarakteri daşıyır. Məzmun etibarilə olduqca təsirli olan bu əsər, xüsusən də, məhkumun kiçik qızı ilə olan görüş səhnəsi ilə insanda qəribə bir əhval yaradır. Kitabda məhkum: "Bir müddət öncə mən də hər kəs kimi bir insan idim" - deyir. Lakin, bir müddət ərzində O, zahirən o qədər dəyişir ki, hətta öz qızı belə onu tanımır. Bu ifadələr öz ölümünü gözləmənin insan üzərində yaratdığı təsirin bir nümunəsidir. Bəli, edamı qorxunc qılan, başın Gilyotin adı verilən xüsusi bir mexanizma arasında kəsilməsi ilə yanaşı, həm də, insanın, onun üçün müəyyənləşdirilmiş bir ölüm gününü bilməsi və gözləməsidir. Ölüm hər kəs üçün var. Kitabda belə bir cümlə mövcuddur: "Əslində hər kəs, GÜNÜ NƏMƏLUM bir ölümün məhkumudur." lakin, öləcəyimiz anı bilmək, hətta ölümün özündən belə daha qorxuncdur
136 syf.
Victor Hugo'nun romanlarında en çok kullandığı ''sefil'' sözcüğünü ilk kez bu romanda kullanmıştır.Hugo bundan yaklaşık iki asır önce idam gibi korkunç bir cezalandırmanın insanlığa faydası olmadığını fark edip toplumu bilinçlendirmek için yazmıştır ve ilk basıldığında ismini saklamıştır..O devirdeki insanların idamı zevkle izlediğini vurgulamış ve bunu eleştirmiştir.Bir insan ne kadar da büyük suç işlese bile idamı hak etmediğini savunur.Yok etme gücü sadece tanrıya özgü olduğunu savunur.Cezayı verip insanı yok etmek yerine suçluları iyileştirmeyi öğütlemiştir.1829 yılında verdiği bu öğütler ancak 1982 yılındaki sosyalist parti tarafından gerçekleştirilmiştir.Okunması gereken bir klasik olduğunu düşünüyorum.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10·
Bir İdam Mahkumunun Son Günü/Vıctor Hugo
Kitabın adı bile konusuna dair detay veriyor aslıda. O yüzden aman konusunu anlatmayayım çabası içerisine girmeden yorum yapmaya çalışacağım. Kitap uzunca bir önsözle başlıyor. Sabırla okumanızı tavsiye ederim. Çünkü dönemin adelet sisteminden ve siyasi hayatından bir çok bilgi içermekte, böylelikle kitabın konusuna daha hakim olacak ve anlamanıza yardımcı olacaktır. Yazar idama mahkum olan bir gencin neler hissedebileceğine dair ne kadar çok duygu varsa kaleme dökmüş, bir nevi mahkumun iç sesi olmuş. Bir insanın ölüme giden yolda neler hissettiğini muazzam ifade etmiş. Bu konuda takdiri hak ediyor. Boşuna klasikleşmiş bir eser değil anlayacağınız.
Tüm bunlar bir kenara, sizlerden aklıma takılan işin içinden çıkamadığım konu hakkında yardımınızı rica ediyorum!
Dönemin adalet sisteminde idam var, belli başlı suçlar işlenirse cezası ölüm. Dönemin şartları göze alınırsa yazar büyük cesaret örneği sergilemiş ve kendi dünya görüşüne ters olan ölüm cezalarını insani bulmadığı için bir protesto niteliğinde bu kitabı kaleme almış.
Kendi görüşlerimi bir kaç kelime ile ifade etmek isterim; savaşın her türlüsüne, yakıp yıkmaya, can almaya, zulme karşı biriyim. İnsanların insanca yaşamaları en büyük arzum. Hal böyle olunca evet idam bir insanın yaşam hakkını elinden almak gibi duruyor. Acıkcası kitabi okurken çok fazla çelişkide kaldım ve bu yüzden yardım talep ediyorum...
Bir bebeğin ırzına geçip her türlü işkenceyi yapan bir caninin yaşam hakkı olmalı mı?
Genç bir kadın, amacı okuldan evine gitmek olan ve şöför tarafından tecavüze uğrayıp öldürülen bir kadının katili ölümü haketmiyor mu?
Sadece canı adam öldürmek istediği için, sırf zevk için adam öldüren güzünü kan bürümüş bir katil ölümü hak etmiyor mu?
Tüm bu sorulara cevabınız hayır ise, peki bu saydıklarım sizlerden birinin yakını olsaydı yine böyle mi düşünürdünüz?
İnanın ben tüm bu sorulara cevap verdim ve ailelerinin yerine de koydum kendimi fakat bir çözüm bulamadım!!!

Sevgiyle ve kitapla kalın...
  • Beyaz Geceler
    8.4/10 (2.059 Oy)1.902 beğeni6.793 okunma2.520 alıntı43.847 gösterim
  • Kumarbaz
    8.2/10 (1.999 Oy)1.901 beğeni6.846 okunma1.771 alıntı38.905 gösterim
  • İnsancıklar
    8.1/10 (1.531 Oy)1.508 beğeni5.559 okunma2.375 alıntı35.299 gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (3.399 Oy)3.148 beğeni11.623 okunma6.443 alıntı142.700 gösterim
  • Ermiş
    8.4/10 (2.209 Oy)1.956 beğeni6.209 okunma4.247 alıntı34.112 gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (1.615 Oy)1.509 beğeni6.020 okunma1.824 alıntı39.033 gösterim
  • Martin Eden
    9.1/10 (2.195 Oy)2.172 beğeni5.417 okunma3.342 alıntı47.397 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (4.221 Oy)4.515 beğeni13.912 okunma8.310 alıntı122.738 gösterim
  • Sokrates'in Savunması
    8.5/10 (1.565 Oy)1.523 beğeni5.866 okunma1.638 alıntı38.538 gösterim
  • Dava
    7.9/10 (2.360 Oy)2.328 beğeni8.903 okunma1.753 alıntı55.855 gösterim
136 syf.
İNTİKAM ALMAK BİREYSELDİR, CEZALANDIRMAK TANRI'NIN İŞİDİR!

Nike'ın ünlü sloganı ''JUST DO IT'' bir idam mahkumunun son sözü imiş. Sadece yap!

Tarih : 15 Mart 1832, 186 yıl önce!

Yer : Dijon / FRANSA

Gelişmiş bir Fransa'da adaleti sağlayacak idam şartları:

1-Bir adet suç
2-Mahkeme - Jüri
3-Bicetre Hapishanesi
4-Temyiz sonrası edebiyatı
5-Greve Meydanı
6-Cellat
7-Giyotin
8-Alkış
9-SON

Asılsız bir iddianame bu! Biletler tükenmiş Greve Açık Hava Tiyatrosu'nda. Bulutların güneşi saklamadığı nitelikli bir gün. İçindeki soluğun hava ile buluşması için eşsiz bir fırsat. Günlerdir soğuk odaları resmeden bir zihne ilaç olacak cinsten. Bugün geriye kalan ömrün ilk günü. Bir yandan da geriye kalan ömrün son günü. Meydan şimdilik boş. Tek eğlenebildikleri ve yargılarını savurabildikleri alana ne erken ne de geç gelirler. Ancak muhakkak gelirler. Saatler sayılmadığında çabuk geçer. Sayılı zamanın çabuk geçtiği de az biraz efsane. Tüm düşünceler uğultular eşliğinde kalpten beyne taşınıyor. Bu taşınma olası bir sonun öncesini temsil ediyor. Temyiz sonrası bir nevi bu sona hazırlanmış tüm beden. Ah insanlar! Ölüm 3-4 km ötende seni seyrediyor ancak hala kalabalık içte düşük profil. Onlar okumamış, onlar cahil, onlar en öndeki adamın sesini taklit eden çıkarcı bir sürü. Bütün bunların ne önemi var? Biraz sonra milyonlarca bilgiyi ve düşünceyi sakladığım beynimi sol lobu ile birlikte evrende bırakacağım. Bavulumu çoktan topladım. Ruhumu da alıp gideceğim Greve Meydanı'ndan.

Ruhumu alıp, kafamı bedenimden ayrı dünyaya bırakınca tüm dünyada görülür bir temizlenme olacak. Meydanda toplanan insanlar bundan ibret alıp bir daha suç işlememek adına kaderle anlaşacaklar. Anneler, babalar, eşler, çocuklar üzülmeyecek. Sonsuza kadar süren bir iyilik kaplayacak evreni. Yaşasın dünya, yaşasın kalabalıklar! Bir soluk eksildi paylaştığımız nefeslerden. Lütfen celladı alkışlayın... (Kitaba dair içimden geçenler)

Victor Hugo'yu herkes Sefiller adlı kült kitabından bilir. Determinizm (belirlenimcilik) ve hümanizm akımlarının neferlerinden biri olup, işbu eserini 26-27 yaşlarında kaleme almıştır. Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere her okur kahramanın öleceğini bilerek kitabı okur. Ancak kitabın içine girince apayrı duygular karşılıyor sizi. Beklentiler, inişler - çıkışlar, empati, duyarlılıklar. Ne diyebilirim ki tam anlamıyla dağıldım.

Konumuz idam olunca akla sorular sorular sorular geliyor. Toplum nedir? İnsan nedir? Adalet nedir? Kendimizi bildik bileli bir hengamenin içindeyiz. Bir insan olarak toplum odaklı bir yaşam sürüyoruz. Kader döngüsünün de bir sonucu olarak nedenler ve sonuçlara sahibiz. Pratikte suç işlemek diğer tüm eylemlerin kafada sonuçsuz olarak kaldığı bir yerde devreye giriyor. (Çoğu zaman)

Dünya nüfusunun %60'ının yaşadığı Çin, Hindistan, ABD ve Endonezya'da idam cezası yasaldır. Bu demek oluyor ki dünya nüfusunun %60'ı her an ölüm cezası ile karşı karşıya. Minicik sabilere yapılan insanlık dışı saldırılardan sonra idam da ülkemizde çokça konuşulmuştu. İdam cezasının olumlu ya da olumsuz sonuçları her zaman bir tartışma konusu olmuştur.
Ancak bu konuda uzlaşma noktasına varmak neredeyse imkansız. Aslında yargı ile mantık aynı masaya otursa büyük bir uzlaşı ile kalkabilirler. Ancak kabullendiğimiz yargılar ile her insanda farklı tezahür eden mantık insanlığın varoluşundan beri ortak bir noktaya varamamışlar. Adaletin uygulanabilirliği, şeffaflığı da altta kalanın canı çıksın oyununa istinaden her daim kirliliğini korumuştur. Düşünün tazminattır alamazsın yaşamın devam eder, alacak davasıdır kaybedersin alamazsın yaşamın devam eder, haksız bir hapis cezası hayatın yine bir şekilde devam eder. Ancak idam cezasının ne tür bir geri dönüşü olabilir? Bu konu öyle uzaaaar gider. Semih beyin #31306783 nolu gönderisini bir okuyun derim.

Fransız edebiyatı'na Balzac ve Emile Zola ile biraz soğuk bakar olmuştum. Sefiller'i yıllar önce okumuş etkisinden uzun süre çıkamamıştım. Yeniden ele almam gerekiyor sanırım :) Keyifli okumalar dilerim.
136 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Victor Hugo'dan kısa sayılabilecek ama insanda çok derin izler ve düşünceler bırakan bir eser. Bir idam mahkumunun, mahkumiyetinden, giyotinle idam edilişine kadar geçen zamandaki iç dünyasını yansıtan muhteşem bir kitap.

Yazar burada, bu durumdaki bir insanın yaşayabileceği duyguları belkide en hafif şekliyle bize yansıtıyor. Çünkü böyle bir olayda insanın soğukkanlı ve her şeyi kabullenişi gibi bir duygu seli içerisinde olması mümkün değil. Örneğin: ölümüne saatler kala insan, bırakın rüya görmeyi uyuyamaz bile. O yüzden de buradaki anlatım bana göre o insanın yaşayabileceği en hafif iç duygularıdır. Ama buna rağmen, bu kadar hafif anlatım bile okuıyucu üzerinde, acı bir duygusallık ve idam karşıtlığı sağlamaya yetiyor. Zaten yazarında vermek istediği mesaj idamın ne kadar acı ve gereksiz bir ceza olduğunu bildirmektir. Bunda da insan vicdanında başarıya ulaşıyor ama gerçek dünya da maalesef dileği gerçekleşmiyor. Çünkü dünyanın bir çok ülkesinde her gün bu acılar yaşanmaya devam ediyor.

Ben kitabı, insanın iç dünyasında gerçekten derin izler bırakan bir kitap olarak değerlendiriyorum ve kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
İdam Mahkumu!
Bağlayın ellerini, çırpınmasın ölüme giderken! Saçlarını da tıraş edin, kesilen kafası güzel görünsün! Gömleğinin boynunu kesmeyi unutmayın, bıçak güzelce koparsın kafasını!
Ha birde söyleyin dışarıdaki insanlara, az kaldı istedikleri vahşet gelmek üzere!
Merhamet diyorum, doğadaki tüm canlılarda sınırsızca bulunan merhamet neden biz insanoğlunda yok?

Büyük bir meydan canlanıyor zihnimde. Meydanın tam ortasında, bıçağı ışıl ışıl parlayan bir giyotin! Ama nedendir bilmem, gözüm giyotinin bıçağına boynunu dayayan adamda değil, bu vahşeti dört gözle izleyen kafalarda.
Nasıl bir vicdansızlıktır ki, ölen bir insanın ölümünü zevkle izleyebilenler var. Vardı..
Halka ibret olsun diye kesilen baş, aslında sadece halka zevk veriyordu. Kana susamış, masum görünen yamyamların önüne atılan zavallı bir baş!

Merak ediyorum, giyotinle olmasa da insanların canını vahşice alan ve buna seyirci kalan milyonlar hala neden kana doymuyor?
136 syf.
·7/10
Sanırım bu hayatta insanlar için eşit olan bir şey varsa o da ölmektir. Victor Hugo ‘ da kitabında ölümün soğuk yüzünü bize çok başarılı bir şekilde göstermiş. Bu haliyle kitap bizi yaşama daha çok bağlıyor. Şu anda bile birileri bu hayattan kopup gidiyor birileri de hayata yeniden başlıyor hiç farkına varmadan. Her şeyin farkına varıp hayatlarımızı güzelce geçirmemiz dileğiyle Sevgili Okurlar.
136 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Hangisi daha kötü olurdu?
Hür olmadan yaşamak mı? Yoksa ölüm mü?
Kitabı okurken bu soruyu soruyor insan kendine .

Kitap bir idam mahkumunun son haftalarından son saatine kadar yaşadığı olayları, iç çatışmalarını , düsüncelerini, umutlarını umutsuzluklarını anlatıyor.
Okurken mahkumun yerine kendini koymamak elde değil. Son ana kadar hep bir kurtuluş aratıyor. Kendisini hiç hatırlamayacak kızıyla olan konuşması hüzünlendirse de mahkumun işlediği suçtan bahsedilmemiş belki suçunu bilseydik mahkumun tarafında ve idam karşıtı düşüncelere sahip olurmuyduk bilemiyorum.
Son olarak insanın idam hakkında düşüncelerini değiştiren bir kitap ve herkesin okuması gerektiği bir kitap olduğunu düşünüyorum.
149 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
İşlediği suçtan dolayı idama mahkûm edilen birinin kendisini idama götüren süreci aşırı detaya girmeden çok güzel bir şekilde anlatıyor.

Hugo'nun bence bu kitabı kaleme alış sebebi olarak; idamın hiçbir işe yaramadığını göstermeye çalışmas, toplumun idamı bir aktivite olarak görerek idam anını panayır alanına çevirmesi. Mahkumun bu anları yazıya dökerek çektiği sıkıntıların adli merciler ve kral tarafından anlaşılarak bu cezanın ortadan kaldırmayı amaçladığını düşünüyorum.

2 gün önce suçsuz yere 4 ay cezaevinde kalan masumluğu anlaşılınca salıverilen bir dostum ve ortamdaki gardiyan arkadaş ile cezaevi ve mahkumluk konulu sohbetimiz neticesinde bu kitaba başlayıp bitirdim. Filmlerde görmeye alıştığımız hapishane şartları nerdeyse aynı minvalde devam ettiğini öğrenmem hoşuma gitmedi. Suçlu yada suçsuz bu tarz bir cezaya çarptırılmak insanı çıldırtma boyutuna kısa zamanda çok rahat bir şekilde getirebileceğini, sayfalar ilerledikçe aynı imkanlarda ben olsam kendimi kaybederim dedirten bir şaheser olmuş. Bazı suçlarda acaba ölen mi suçlu, öldüren mi? Sorusunun cevabı çoğu zaman ölen suçlu olarak cevap buluyor. Okuyunca anı canlandırarak dizlerinizin bağı çözülmüş kendinizi giyotine hazırlarken bulabilirsiniz. İyi okumalar.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kendimi mahkumun yerine o kadar koymuşum ki, elim sürekli boynuma gitti.
İçimde sürekli mide bulantısı baş kaldırdı.
(Yine baş yazmışım. Uzun süre baş sözünü duymak istemiyorum.)

"Ne geçecek ki" diyor " benim başımı alınca insanların eline." mahkum. (yine baş dedim :(( )
Bazen af etmek lazım.

Mutlaka okumalısınız.
136 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Saat 03.11
Kitabı açtığımda saat 01.00'i gösterirken ne kadar mutluydum oysaki.Sessiz geçen gecemin tek sorunu belki de sadece uyku denilen hazzın henüz bana uğramamış olmasıydı.Başucumda duran Victor Hugo'yu açmamla bitirmem bir oldu.Ben okurken çabuk sıkılan ve sık sık mola veren biriyim ve bu eseri okurken bırak mola vermeyi yerimden dahi kımıldamadım.

Bu trajik kitabın konusundan uzun uzadıya bahsetme ihtiyacı duymuyorum zira eserin adı çok şey hakkında ipucu niteliğindedir.Ama Victor Hugo hakkında üç beş övgü dolu cümle etmeden incelemeyi bitirmek istemiyorum.Dönemin zihniyeti öyle bir zihniyet ki yapılan bu insan kıyımından zevk alıp alkışlayan ve piyes izler gibi izlemeye gelen bir topluluk.Böyle bir zamanda idama,giyotine,ölümlere çok sert bir tepki göstermiş V. Hugo.Topluma rağmen toplumu karşısına alarak toplum için bir şeyler yapmaya çalışmış gerçek bir sanatçıdır benim gözümde.

Sanırım bu eser sayesinde bu gece bana rahat bir uyku yok.Hatta iki üç gün etkisinden kurtulamayabilirim ama iyiki varsın Hugo. :)
136 syf.
·9/10
Doğarken ensemizde "ölüm" ile doğarız ama büyüdükçe unuturuz bu sonu...dünya telaşıyla...Belkide "ödül" olarak verilmiştir bu unutuş...

Bu iyi bir şey mi yoksa kötü mü?

Dinimizce kötü kabul edilir çünkü ölümü unutmak tamamen dünyaya bağlanmak,kul olduğunu unutmak,ibadetlerini aksatmak zincirleme gelişen vakalardır...Tasvip edilmez...

Öte yandan sürekli "ölüm"düşüncesi de yaşamı mahveder hele bir de "idam" mahkumu olmuşsa insan...Her saati,her saniyeyi sayarak ÖLMEK...

Ne zaman öleceğini bilmenin verdiği acı, hiçbir acıyla kıyaslanamaz uzaklıkta, ölmemek için son ana kadar umut beslerken, ölümün hep kendimizden başkaları için varolduğuna inanırken aniden bu kararla yüzyüze gelmek ve ölüm saatini bilmek bu bekleyişin yarattığı stresi her bir hücreye yaşatan muhteşem bir eser...

Kısa ama insanın kendini,yaşamını hesaba çekmesine vesile mutlaka okunması gereken klasiklerden.Keyifli okumalar:)
136 syf.
·3 günde·10/10
Son 24 saati kalan bir mahkum. Sadece 24 saat... Arkasında bırakacağı iki anne ve bir kız evlat. Suçlu bir şekilde anılacağı utanç dolu bir idam. Üstelik Giyotin ile infaz edileceği bir idam.

Giyotin nedir? Giyotin, idam mahkûmunun başını kesmek amacıyla, doktor tarafından icat edilmiş bir çeşit idam aracı. Giyotin 1792 yılında kullanılmaya başlanmış. İdam bir anda gerçekleşmiyor, acı verici bir süreç oluyormuş. Hatta bu dönemde, ölüm acısız ve hızlı olsun diye kurbanın ailesi cellatlara para bile teklif ediyormuş. Zamanla izlemek o kadar popüler bir eğlence haline gelmiş ki, programların satışını yapmaya başlamışlar. İnsanlar idamı izlemeye çocuklarıyla beraber gelirlermiş.
Ne kadar vahşet dolu bir şey! Bir insanın acı bir şekilde ölümünü, çocuğun ile birlikte izlemek, bunu da normal bir şeymiş gibi çocuğuna empoze etmek! İşte bu eser bize insanoğlunun şiddetten beslendiğinin kanıtıdır. Biz insanların asıl sorunu bu bence; empati yapamamak. Kendimizi başkalarının yerine koysak belki de bu kadar acımasız olamayız.

Victor Hugo, bu romanla idam cezasına taviz vermez bir tavırla karşı çıkar. İnsanların idam hakkında pervasız düşüncelerini de dile getirir. Yazarımız kitabında idam mahkumunu okutmuyor, adeta yaşıyor ve yaşatıyor. Okuyanları ikilem içerisinde bırakıyor. Acaba bu mahkum bu cezayı hak ediyor mu etmiyor mu? diye düşünüp duruyoruz. İdam Mahkumunun suçu açıklanmıyor, bu da kafalarda bir soru işareti bırakıyor. Birazcık empati kurabilmek için kesinlikle okunması gereken eserlerden biri. Bence Victor Hugo 'ya başlamak için de iyi bir seçenek. İyi okumalar dilerim :)
Konuşmaya ve cevap vermeye layık bir insanla karşılaşamamak..
Victor Hugo
Sayfa 8 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 11.Basım
Temyiz sizi bir uçurumun tepesinde asılı tutan ve kopana dek sürekli çıtırdadığı duyulan bir ipten ibarettir.
İçinde bulunduğum bu umutsuz konumda,bazı anlar oluyor ki
insan bir saç teliyle bir zinciri kırabileceğine inanıyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölüm Məhbusunun Son Günü
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
2000029957963
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Qanun Nəşriyyatı
Viktor Hüqonun, 1829-cu ildə nəşr olunmuş ilkin əsərlərindən olan qısa bir romanıdır. Əsərdə, edama məhkum edilmiş şəxsin öz dilindən son günləri nəql edilir. Romanın əsas məqsədi edam qanununun faciyəvi gerçəkliyini göz önünə sərməkdir. Belə ki, məhkum üçün düzəlmə haqqını tamamı ilə yox edən edam, həm də, sağalacaq bir çox yaranı da çiy qoyur. Edam, sadəcə məhkum üçün deyil, eyni zamanda onun yaxınları üçün də bir faciə xarakteri daşıyır. Məzmun etibarilə olduqca təsirli olan bu əsər, xüsusən də, məhkumun kiçik qızı ilə olan görüş səhnəsi ilə insanda qəribə bir əhval yaradır. Kitabda məhkum: "Bir müddət öncə mən də hər kəs kimi bir insan idim" - deyir. Lakin, bir müddət ərzində O, zahirən o qədər dəyişir ki, hətta öz qızı belə onu tanımır. Bu ifadələr öz ölümünü gözləmənin insan üzərində yaratdığı təsirin bir nümunəsidir. Bəli, edamı qorxunc qılan, başın Gilyotin adı verilən xüsusi bir mexanizma arasında kəsilməsi ilə yanaşı, həm də, insanın, onun üçün müəyyənləşdirilmiş bir ölüm gününü bilməsi və gözləməsidir. Ölüm hər kəs üçün var. Kitabda belə bir cümlə mövcuddur: "Əslində hər kəs, GÜNÜ NƏMƏLUM bir ölümün məhkumudur." lakin, öləcəyimiz anı bilmək, hətta ölümün özündən belə daha qorxuncdur

Kitabı okuyanlar 5.164 okur

  • ߣSIKTAS'LI
  • Leyla

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0
8
%0.1 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları