Ölüm Nedeni: BilinmiyorAhmet Erhan

·
Okunma
·
Beğeni
·
642
Gösterim
Adı:
Ölüm Nedeni: Bilinmiyor
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
133
ISBN:
9789754947014
Kitabın türü:
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
"Ölüm Nedeni: Bilinmiyor", nihilizm kıyılarında dolaşan bir şiir toplamı. Anlaşılır yanı ise, patolojisinin toplumsal-bireysel gerçeklikte yatıyor olmasıdır. Türkiye'nin son çeyrek yüzyıldaki insanı; insanlık onurunu ayaklar altına alan egemenlik tarzı, bireyi hiçlik eksenine yerleştirmiştir. Bu şiirdeki güçlü ölüm çığlığı, bütün öldürümlere yöneltilmiş bir başkaldırı; aşağılayanı (faşizmi), aşağılanmış benliğini teşhir masasına yatırarak aşağılama girişimi olarak görülmelidir. Albert Camus'nün şu sözleri, Ahmet Erhan için de geçerlidir: 'Sade ve romantikler, Karamazof ya da Nietzsche, sırf gerçek yaşamı istedikleri için girdiler ölüm dünyasına.' "
-Adnan Satıcı-
(Arka Kapak)
Ölüm neydi?
Ölüm bir oyundu benim için sadece bir oyun.

Ölümle ilk kez 3 4 yaşlarında tanıştım. Babamın kuzeni Sinan abim ölmüştü. Abi dediğime bakmayın öldüğünde 13 yaşındaydı. Halbuki ben onu çok büyük bir adam zannederdim. Yıllar sonra mezar taşındaki tarihlerden yaşını hesaplayınca çok şaşırmıştım. Öldüğünde benim zannettiğim gibi koskocaman bir adam değil küçücük bir çocuktu.

İlkokuldan sonra okumayınca babası onu bir elektrikçiye çırak olarak vermişti meslek öğrenmesi için. Mesleği öğrenemeden elektrik çarpması sonucu ölmüştü. Ölüm nedeni çok bilinen bir şeydi.

Onunla oyunlar oynardık. "Ben ağaç olayım sen yaprak ol" demişti. El bileklerimi sımsıkı tutarak beni kendi etrafında hızlıca döndürürdü. Çok hoşuma giderdi bu oyun. Korku ve heyecan karışımından çığlık çığlığa gülerdim o beni döndürürken. Şu an bu yazıyı yazarken bile hala o seslerimi duyuyorum sanki.

Etraftakilerin bağırıp çağırmasına aldırmazdık. Kolu kopar çocuğun diyen sesler yükselirdi. Zaten amaç buydu ben kopmak istiyordum. Rüzgarın şiddetiyle savrulma korkusuna kapılan bir yaprak gibiydim ama ağacım beni sımsıkı tutuyordu, kopmuyordum dalımdan.

Bir gün telefon çaldı. Sinan abim ölmüştü. Annemle babam telaşlı ve üzgündü. Bense çok sevinmiştim. Sinan abime gidecektik ve dünyayı unuturcasına yaprak - ağaç oyunu oynayacaktık nasıl sevinmem.

Ben ağacımda savrulmaya gittiğimi zannediyordum ama ağacım kökünden kopmuştu meğer. Bir yatağa yatmış uyuyordu Sinan abim. Rengi değişmişti ama neden değiştiğini düşünmek aklıma gelmemişti. Oyunumuzu oynamak istiyordum sadece.

Kalk dönelim kalk diyerek onu dürtüyor, beyaz örtülerin arasından ellerini bulup dışarı çıkartıyordum yine bileklerimi tutsun ve beni döndürsün diye. Ben ellerini çıkardıkça birileri örtüyor, dokunma sakın korkarsın çık dışarı diyordu. Sinan abim uyanmadan gitmemeye kararlıydım.

Etraftakiler beni uzaklaştırmayı başaramayınca babamı çağırdılar. Babam beni aldı arka tarafa götürdü. Büyük bir kazanda su ısıtılıyordu. "Sinan abini yıkayacağız sen bize yardım et ateşe odun atalım suyu ısıtalım" demişti babam. Evet bu yıkanma olayı bana o an için çok mantıklı gelmişti. Sinan abim çok kirlenmişti yüzü gözü kapkara olmuştu. Yıkanınca yine ağaç olurdu ve biz oyunumuzu oynarız diye düşündüm.

Sonra onu getirdiler bulunduğumuz yere. Kazanı indirdiler ben babamın kucağındaydım ve yukarıdan suya bakıyordum. Sanki Sinan abimin yüzü o suyun içindeydi ve bana gülümsüyordu. Kazanın yere konulmasından oluşan sarsıntıyla dalgalanırken Sinan abimin yüzü bir süre sonra suyun içinden kaybolmuştu. Bana ne olduğunu bilmediğim ölümü açıklıyordu o su yansıması ve o artık yoktu kaybolmuştu demeye çalışıyordu. İlk kez böyle bir şey olmuştu ve ne olduğunu anlayamayacak kadar küçüktüm.

Sonra su kazanını alıp hep beraber içeri girdiler. Beni ağaçtan yapılmış bir masanın üstünde yine ağaçtan yapılmış boş bir tabutun başında bıraktılar. Sinan abini yıkayıp getireceğiz sen burada uslu uslu oyna demişti babam. O gelene kadar ben üzerinde boş tabutun bulunduğu masanın etrafında dönmeye başladım. Sinan abim yıkanıp temizlenince gelir bana katılırdı nasılsa. Bir ara masaya çıkıp tabutun içine yattım. Ne kadar güzel bir yataktı bu böyle. Ayakkabılarımı çıkartmayı unuttuğum için tabutta bir kaç minik ayak izim kalmıştı.

Babam tabutu almaya geldiğinde
"Bak buraya bastım kirlendi"
dedim mahcup bir edayla.
Olsun diyerek beni yere indirdi.
''Baba bana bu yataktan al'' dedim. Garip garip yüzüme baktı ve bu sefer hiç cevap vermemişti. Tabutu alıp içeri gitti sonra hep beraber tabutu omuzlayıp götürdüler. İçinde Sinan abimin yattığını fark etmemiştim bile. Hala onu bekliyordum yıkanıp gelecek ve oynayacaktık.

Geçen zamanda birkaç kere hatırlattığım halde ne babam bana bir tabut almıştı ne de Sinan abim gelmişti oyun oynamaya. Onu, ayak izlerimle kirlettiğim tabutuyla son yolculuğuna uğurlamıştım bilmeyerek ve yıllar sonra anlamıştım elektrik çarpması sonucu simsiyah bir ölüm rengine büründüğünü.

Yarın Sinan abimi ziyarete gideceğim. Belki rengi düzelmiştir. Belki tabutundaki ayak izlerim silinmiştir. Belki yerinden kalkar ve kaldığımız yerden devam ederiz savrulan yaprak oyunumuza.

Artık hayat beni döndürüyor kendi etrafında ve yine savruluyorum Sinan abi ama ben hayata güvenemiyorum sana güvendiğim kadar çünkü el bileklerimi çok gevşek tutuyor.

Ölüm hala bir oyun benim için, sadece bir oyun. Etrafında dönüp durduğumuz, adına hayat dediğimiz ağaçtan, eninde sonunda kopacağımız bir yaprağız hepimiz.

Ahmet Erhan için ise ölüm tam anlamıyla yaşamın kendisiydi. Ölümü yaşam olarak algılayıp şiirlerle bize sunmayı amaçlamıştı. Ahmet Erhan demek aslında ölüm demekti. Arkadaşların güpegündüz ölümleri!! kendisinde şiddetli bir ölüm isteği oluşturmuştu ve Alacakaranlıktaki Ülke kitabıyla başlayan ölüm şiirleri yolculuğuna son kitabına kadar devam etmişti.

Havada uçuşan iplerin boynumdan başka takılacak yeri olmadığını söyleyerek idamlara tepki olarak kendini kurban etmeyi amaçlamıştı. Yaşamını uzun bir ölüm olarak benimsemiş, her çaresizliğine kurtuluş yolu olarak ölümü seçmişti günde üç öğün ölmeyi istediğini söyleyerek. Şair olmanın ömre zarar olduğunu biliyordu ,çünkü sevdiği şairler hep intihar ediyordu sonunda.

Şiirlerinde ölümüne neden olarak alkolü seçmiş ve alkolle kendini öldürmek istemişti. Çünkü alkol ona babasından kalan önemli bir mirastı. Şiirlerinde defalarca yer verdiği hatta kimi zaman yücelttiği alkol, kendisinin yıllar boyu şiirlerle davet ettiği ölümü getirmiş ve ölümüne önemli bir gerekçe olmuştu. Zira Ahmet Erhan gırtlak kanserinden dolayı hayatını kaybetmiştir. Artık ölüm nedeni biliniyor...
Ölüm Nedeni: Bilinmiyor, Ahmet Erhan'ın kişisel otopsi raporudur. Böyle bir rapor ancak ve ancak; ölüm, hayatına ve şiirlerine bu denli nüfuz etmiş bir şairden beklenirdi. Aslında ölüm deyince akla başka şairler de gelir. Ahmet Haşim ya da Cahit Sıtkı Tarancı gibi... Fakat ölüm, anlamsal olarak daha öznel bir formda yer eder Ahmet Erhan şiirlerinde.


Ahmet Erhan, şiirlerinin müthiş bir yalınlık ve samimiyet içermesine rağmen bilinirlik açısından kendi dönemi şairlerinin süksesinden uzaktır. Bunda en büyük payın dönemin toplumcu şiir tavrının olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim, Ahmet Erhan şiirlerine çokça temel olan ölüm teması, toplumcu tavırdan uzak ve öznel olarak nitelendirilmiş ve yadsınmıştır. Yani toplumcu tavıra göre ölmek, dünyayı değiştirmekle açıklanmıyorsa yada en azından toplumsal bir gerekçeye dayanmıyorsa kabul edilemez görülmüştür. Toplumcu şiir anlayışı ve sol kimliğine rağmen bile çok fazla sahiplenilmemiştir. Bunu bu kitapta olmasa da diğer bazı şiirlerinde görmek de mümkündür.

Kitabın ilk ve son şiirlerine bakıldığında, tam bir bütünlük içerdiğini görüyoruz. Otobiyografi şiiriyle başlayan ve Kalıt şiiriyle sona eren kitap boyunca ölümüne gerekçeler arar Ahmet Erhan. "Bilinmiyor" dese de hemen her şiiri bir gerekçe listeler. Bunun yanında doğum nedeninin de bilinmediğini belirtir ve cevabı annesinden bekler.
"Sekiz Şubat Bindokuzyüzellisekiz.
Doğum nedeni: Bilinmiyor. Ülkesi: Akdeniz.

Anne, niye doğurdun anne beni?" s. (98)

Hemen ardından, doğumuyla birlikte, aynalarda yeni bir yüzün ve birahanelerde yeni bir masanın da doğduğunu söyler Ahmet Erhan. Alkol ona babasından kalan önemli bir mirastır aslında. Alkol bayrağını babasından devralan Erhan hep babasına hayran bir çocuktur. Gel gelelim, şiirlerinde defalarca yer verdiği hatta kimi zaman yücelttiği alkol, kendisinin yıllar boyu şiirlerle davet ettiği ölümü getirmiş ve ölümüne önemli bir gerekçe olmuştur. Zira Ahmet Erhan gırtlak kanserinden dolayı hayatını kaybetmiştir. Artık ölüm nedeni biliniyor...


İyi kitaplar...
*Ah, güzel Ahmet Abim benim... Dağılmış pazar yerine benziyor memleket.
Diyerek şiirlerinde ondan bu şekilde bahseden Edip'in mirasiydi vasiyetiydi Ahmet Erhan.
Bize bir solukta yaşamayı öğreten yaşadıkça şiirin önemini hatırlatan..
" Akdeniz'e doğru koşuyorum " diyerek bize Akdenizi kutsal kılan Ahmet Abi.

Bu kitabina adını verdiği -Ölüm nedeni: Bilinmiyor, şiiri ile başlıyor bu eserin hikayesi.. bol ölüm, bol umutsuzluk.. 0
Zaten çağımızın virüslü yalanı değilimdir gerçeklikten uzak kalis. Ahmet Erhan bu gerçeklikle her şiirinde yüzlesmiştir.
Ben Ahmet Erhan'ı Kadıköy'de Alkım kitabevinde tanıdım.
İşbu kitabı ile...
Şiir rafında kitaplara bakarken karşıma kireç yüzlü bir kadın çıktı.
Bu ''Ölüm Nedeni: Bilinmiyor''un gizemli kapağıydı.
Bir kere ve her şeyden önce ismi de ne kadar esrarengiz idi.
Kitabı biraz karıştırdım heyecanla.
İçindeki şiirler ne güzeldi.
Otobiyografi şiiri benim defalarca okuyarak içimi genişlettiğim bir şiir oldu.
Defalarca...
O gün o kitabı aldım elbette.
Ahmet Erhan'ı çok sevdim.
Günün birinde ajans haberlerinde Erhan'ın öldüğünü okudum.
Çok üzüldüm.
Meğer nicedir gırtlak kanseriymiş.
Birdenbire Kadıköy'e, bir daha asla geri gelmeyecek otopsisi yapılmamış o güzel günlere gittim.


Ölüm nedeni: bilinmiyor,
o güzel günlerin....
Ben bu şiiri daha önce hiç yazmadım
Kalemler ağladı, ben yazmadım
Gittim bir sürü saçmalık yaptım
Bir zaman ölüme taktım aklımı
Yağmurlara denizlere sorulara aşklara ve daha pek çok şeye...
Çevremde hiç akranım kalmadı sonra
Elim ayağım kalbim aklım sobe
Ey babam, ey babam seni de anmaz oldum!
Şimdi nasıl olduğunu bilsem,
ya kendimi öldürürdüm
ya da çiçekleri sulardım...
Yağmurlar dinince yüzün başlardı
Bir çocuk utanırdı yanaklarından
Bir çocuk, gitgide dalgınlaştığından...
Seni sevmek bir kitaptı açılıp kapanan
Açıldığı oldu da kapandığı olmadı
...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölüm Nedeni: Bilinmiyor
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
133
ISBN:
9789754947014
Kitabın türü:
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
"Ölüm Nedeni: Bilinmiyor", nihilizm kıyılarında dolaşan bir şiir toplamı. Anlaşılır yanı ise, patolojisinin toplumsal-bireysel gerçeklikte yatıyor olmasıdır. Türkiye'nin son çeyrek yüzyıldaki insanı; insanlık onurunu ayaklar altına alan egemenlik tarzı, bireyi hiçlik eksenine yerleştirmiştir. Bu şiirdeki güçlü ölüm çığlığı, bütün öldürümlere yöneltilmiş bir başkaldırı; aşağılayanı (faşizmi), aşağılanmış benliğini teşhir masasına yatırarak aşağılama girişimi olarak görülmelidir. Albert Camus'nün şu sözleri, Ahmet Erhan için de geçerlidir: 'Sade ve romantikler, Karamazof ya da Nietzsche, sırf gerçek yaşamı istedikleri için girdiler ölüm dünyasına.' "
-Adnan Satıcı-
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 22 okur

  • aslixan
  • Hayriye Ç.
  • İbrahim...
  • Uğur
  • CEYLAN
  • Ahmet Erhan Hayranları
  • DUA
  • Ali Çiçek
  • Morenica
  • °° Vaveyla °°

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30.8 (4)
9
%38.5 (5)
8
%23.1 (3)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%7.7 (1)