Ölüm Nedeni: BilinmiyorAhmet Erhan

·
Okunma
·
Beğeni
·
752
Gösterim
Adı:
Ölüm Nedeni: Bilinmiyor
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
133
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754947014
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
"Ölüm Nedeni: Bilinmiyor", nihilizm kıyılarında dolaşan bir şiir toplamı. Anlaşılır yanı ise, patolojisinin toplumsal-bireysel gerçeklikte yatıyor olmasıdır. Türkiye'nin son çeyrek yüzyıldaki insanı; insanlık onurunu ayaklar altına alan egemenlik tarzı, bireyi hiçlik eksenine yerleştirmiştir. Bu şiirdeki güçlü ölüm çığlığı, bütün öldürümlere yöneltilmiş bir başkaldırı; aşağılayanı (faşizmi), aşağılanmış benliğini teşhir masasına yatırarak aşağılama girişimi olarak görülmelidir. Albert Camus'nün şu sözleri, Ahmet Erhan için de geçerlidir: 'Sade ve romantikler, Karamazof ya da Nietzsche, sırf gerçek yaşamı istedikleri için girdiler ölüm dünyasına.' "
-Adnan Satıcı-
(Arka Kapak)
Ölüm neydi?
Ölüm bir oyundu benim için sadece bir oyun.

Ölümle ilk kez 3 4 yaşlarında tanıştım. Babamın kuzeni Sinan abim ölmüştü. Abi dediğime bakmayın öldüğünde 13 yaşındaydı. Halbuki ben onu çok büyük bir adam zannederdim. Yıllar sonra mezar taşındaki tarihlerden yaşını hesaplayınca çok şaşırmıştım. Öldüğünde benim zannettiğim gibi koskocaman bir adam değil küçücük bir çocuktu.

İlkokuldan sonra okumayınca babası onu bir elektrikçiye çırak olarak vermişti meslek öğrenmesi için. Mesleği öğrenemeden elektrik çarpması sonucu ölmüştü. Ölüm nedeni çok bilinen bir şeydi.

Onunla oyunlar oynardık. "Ben ağaç olayım sen yaprak ol" demişti. El bileklerimi sımsıkı tutarak beni kendi etrafında hızlıca döndürürdü. Çok hoşuma giderdi bu oyun. Korku ve heyecan karışımından çığlık çığlığa gülerdim o beni döndürürken. Şu an bu yazıyı yazarken bile hala o seslerimi duyuyorum sanki.

Etraftakilerin bağırıp çağırmasına aldırmazdık. Kolu kopar çocuğun diyen sesler yükselirdi. Zaten amaç buydu ben kopmak istiyordum. Rüzgarın şiddetiyle savrulma korkusuna kapılan bir yaprak gibiydim ama ağacım beni sımsıkı tutuyordu, kopmuyordum dalımdan.

Bir gün telefon çaldı. Sinan abim ölmüştü. Annemle babam telaşlı ve üzgündü. Bense çok sevinmiştim. Sinan abime gidecektik ve dünyayı unuturcasına yaprak - ağaç oyunu oynayacaktık nasıl sevinmem.

Ben ağacımda savrulmaya gittiğimi zannediyordum ama ağacım kökünden kopmuştu meğer. Bir yatağa yatmış uyuyordu Sinan abim. Rengi değişmişti ama neden değiştiğini düşünmek aklıma gelmemişti. Oyunumuzu oynamak istiyordum sadece.

Kalk dönelim kalk diyerek onu dürtüyor, beyaz örtülerin arasından ellerini bulup dışarı çıkartıyordum yine bileklerimi tutsun ve beni döndürsün diye. Ben ellerini çıkardıkça birileri örtüyor, dokunma sakın korkarsın çık dışarı diyordu. Sinan abim uyanmadan gitmemeye kararlıydım.

Etraftakiler beni uzaklaştırmayı başaramayınca babamı çağırdılar. Babam beni aldı arka tarafa götürdü. Büyük bir kazanda su ısıtılıyordu. "Sinan abini yıkayacağız sen bize yardım et ateşe odun atalım suyu ısıtalım" demişti babam. Evet bu yıkanma olayı bana o an için çok mantıklı gelmişti. Sinan abim çok kirlenmişti yüzü gözü kapkara olmuştu. Yıkanınca yine ağaç olurdu ve biz oyunumuzu oynarız diye düşündüm.

Sonra onu getirdiler bulunduğumuz yere. Kazanı indirdiler ben babamın kucağındaydım ve yukarıdan suya bakıyordum. Sanki Sinan abimin yüzü o suyun içindeydi ve bana gülümsüyordu. Kazanın yere konulmasından oluşan sarsıntıyla dalgalanırken Sinan abimin yüzü bir süre sonra suyun içinden kaybolmuştu. Bana ne olduğunu bilmediğim ölümü açıklıyordu o su yansıması ve o artık yoktu kaybolmuştu demeye çalışıyordu. İlk kez böyle bir şey olmuştu ve ne olduğunu anlayamayacak kadar küçüktüm.

Sonra su kazanını alıp hep beraber içeri girdiler. Beni ağaçtan yapılmış bir masanın üstünde yine ağaçtan yapılmış boş bir tabutun başında bıraktılar. Sinan abini yıkayıp getireceğiz sen burada uslu uslu oyna demişti babam. O gelene kadar ben üzerinde boş tabutun bulunduğu masanın etrafında dönmeye başladım. Sinan abim yıkanıp temizlenince gelir bana katılırdı nasılsa. Bir ara masaya çıkıp tabutun içine yattım. Ne kadar güzel bir yataktı bu böyle. Ayakkabılarımı çıkartmayı unuttuğum için tabutta bir kaç minik ayak izim kalmıştı.

Babam tabutu almaya geldiğinde
"Bak buraya bastım kirlendi"
dedim mahcup bir edayla.
Olsun diyerek beni yere indirdi.
''Baba bana bu yataktan al'' dedim. Garip garip yüzüme baktı ve bu sefer hiç cevap vermemişti. Tabutu alıp içeri gitti sonra hep beraber tabutu omuzlayıp götürdüler. İçinde Sinan abimin yattığını fark etmemiştim bile. Hala onu bekliyordum yıkanıp gelecek ve oynayacaktık.

Geçen zamanda birkaç kere hatırlattığım halde ne babam bana bir tabut almıştı ne de Sinan abim gelmişti oyun oynamaya. Onu, ayak izlerimle kirlettiğim tabutuyla son yolculuğuna uğurlamıştım bilmeyerek ve yıllar sonra anlamıştım elektrik çarpması sonucu simsiyah bir ölüm rengine büründüğünü.

Yarın Sinan abimi ziyarete gideceğim. Belki rengi düzelmiştir. Belki tabutundaki ayak izlerim silinmiştir. Belki yerinden kalkar ve kaldığımız yerden devam ederiz savrulan yaprak oyunumuza.

Artık hayat beni döndürüyor kendi etrafında ve yine savruluyorum Sinan abi ama ben hayata güvenemiyorum sana güvendiğim kadar çünkü el bileklerimi çok gevşek tutuyor.

Ölüm hala bir oyun benim için, sadece bir oyun. Etrafında dönüp durduğumuz, adına hayat dediğimiz ağaçtan, eninde sonunda kopacağımız bir yaprağız hepimiz.

Ahmet Erhan için ise ölüm tam anlamıyla yaşamın kendisiydi. Ölümü yaşam olarak algılayıp şiirlerle bize sunmayı amaçlamıştı. Ahmet Erhan demek aslında ölüm demekti. Arkadaşların güpegündüz ölümleri!! kendisinde şiddetli bir ölüm isteği oluşturmuştu ve Alacakaranlıktaki Ülke kitabıyla başlayan ölüm şiirleri yolculuğuna son kitabına kadar devam etmişti.

Havada uçuşan iplerin boynumdan başka takılacak yeri olmadığını söyleyerek idamlara tepki olarak kendini kurban etmeyi amaçlamıştı. Yaşamını uzun bir ölüm olarak benimsemiş, her çaresizliğine kurtuluş yolu olarak ölümü seçmişti günde üç öğün ölmeyi istediğini söyleyerek. Şair olmanın ömre zarar olduğunu biliyordu ,çünkü sevdiği şairler hep intihar ediyordu sonunda.

''Şiirlerinde ölümüne neden olarak alkolü seçmiş ve alkolle kendini öldürmek istemişti. Çünkü alkol ona babasından kalan önemli bir mirastı. Şiirlerinde defalarca yer verdiği hatta kimi zaman yücelttiği alkol, kendisinin yıllar boyu şiirlerle davet ettiği ölümü getirmiş ve ölümüne önemli bir gerekçe olmuştu. Zira Ahmet Erhan gırtlak kanserinden dolayı hayatını kaybetmiştir. Artık ölüm nedeni biliniyor...''

Son paragraf Mete Özgür'e aittir.
Şairler Ölmez!

Günün birinde Ahmet Erhan ve şiirleri hakkında bir şeyler yazacağım aklımdan geçen bir şey değildi. Şiir kitaplarına ve şairlere yapılabilecek her inceleme, eksik kalır, devamı vardır zannımca. Söylenebilecek bir şey olmadığını düşünür insan öncelikle, ama bir açıldı mı ağzı şiirden-şairden yana, susmak bilmez. Bu da eksik kalan, devamı olan belki de susmak bilmeyen o incelemelerden olacak.

Ahmet Erhan, yaşadığı coğrafyaya ve zamana tanıklığı ile dikkat çeken, şiirlerinde doğa ile insanı buluşturan-karşılaştıran, insanı, insan hakları'nı gözeten, bazen mayhoş bazen ayıltan-dirilten dizeleriyle; zamanın en önemli şairlerindendir. Dizelerini yaşadığı dönemden gelen acılı günlerin, sıkıntılı süreçlerinden doğmuş, çaresizlik, umutsuzluk, yalnızlık ve baskın bir ölüm duygusu ile biçimlendirir. Yani şiirlerini yazmak mı istemiş, yazmak mecburiyetinde mi kalmış, tartışılır. Bana sorarsanız, şiirler kendini yazdırtmış. Aslına bakarsak, ticarete dönüştürülmeyen, dönüştürülmesi düşünülmeyen, hele ki yaşamdan doğan acılarsa işlediği hamur; her şiir kendini yazdırtır, şair sadece yazma işlevi gören bir kalemdir.

Üniversiteye ilk gittiğim zamanlarda, çok zor günler geçirmiştim. Yanı başımda gerek dert ortağım, gerek sığınağım olan şiirlerin sahiplerinden biridir de o... Yorgun ve bitap düşmüş bu genç yaşlılığımda, daima yanı başımda olan muteber şairlerimdendir. Hiç unutmam, unutacağıma da ihtimal vermediğim atlattığım kötü bir dönemde, sürekli yanımda bulunan bir şiir'in sahibidir. Tam 1 ay'a yakın her sabah fecrini gördüm, ve istisnasız her sabah fecrini gördüğüm o zamanlarda, Eser Gökay yorumuyla bana eşlik ettiği şiiridir;
"-Bugün oturdum ölümü düşündüm-
Yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken"

Erhan, günün birinde dünyayı terk edeceğini bilen, hatta en iyi bilen şairlerdendir.
Şöyle yer verir bu duruma dizelerinde;
"Sen ki çoktan
Bir mermerle değiştirdin yaşamını
Üstünde doğum ve ölüm tarihin yazıyor"
Ve o mermerde beş yıl önceki, bugünün tarihi yer alıyor: 4 Ağustos

Şimdi aklınızdan geçen, 'ya ben şimdi bu binbir sıkıntının işlendiği şiirleri okursam, zaten yaşamdan da zevk almıyorum, intihar etmemi mi istiyorsunuz?' sorusuna gelince; hayır, aksine Erhan okumak dirayet verir, bilinç verir, azim verir diyorum. Tamam Erhan bunları söyleyebilir; "Yalnızlık, ölümün üvey kardeşi."
"Çıkılmaz buradan artık diyor bir ses, hiç değilse kapıları iyice örtün." diyebilir. Ama bu durumlar karşısında çaresiz ol, yalnız ol, ya da öl demiyor. Bunların var olduğunu bil, bunlarla yaşamayı öğren diyor zannımca. Ölüme inat edebilmeli her şeye rağmen. Tabir-i caizse Ahmet Erhan, yaşamı boyunca ölümü yaşayan bir insandır. Erhan'ın yaşam biçimi kendine ait olduğu gibi, bakışı da kendine özgüdür. Yani özneldir. Erhan, şiirlerinde insanın varoluşsal sorunlarını şiirleştirilir. Ama bu öznellik, aynı zamanda genel bir durumu da ifade eder. Mesela “Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın” derken, bu dizelerde aynı duyguyu-durumu yaşayanların ortak bir özelliğini dile getirir.

Esas itibariyle şiirlerinin okunması gereken, yaşamış olduğu o yılların zorluğunu şiirlerine yansıtan, benim tekrar tekrar dönüp okuyacağım eserler arasındadır bu kitabı da.
Ahmet Erhan, tanındığı kesim tarafından haddizatında -çok- sevilen, ama pek tanınmayan hatta kitaplarının bulunması pek bir hezimetli olduğu bir değerimizdir. Sağ olsun, kendi elleriyle PDF hazırlayıp, sitemizin güzide hatta emektar kullanıcılarından olan DUA , bizi bu sorunla baş başa bırakmayıp, elinden geldiğince bu sorunu aşmamız için bu uğurda emek harcıyor. Okumaktan haz aldığı kadar, okutmak ve okunmasından da haz alıyor. Kendisine teşekkürü borç bilerek, pek bir değer-anlam taşımasada emeği ve sevgisi karşısında, bu incelemeyi ona ithaf etmek istiyorum. Yine etkinliği düzenleyen ve bir o kadar Ahmet Erhan seven dostum İbrahim... 'e de, emeği ve düşünceliliği için çok teşekkür ederim.

Onca okunan dizeden sonra bir yazma isteği ister, istemez doğuyor;

Yüzüm, yüzüm ki ruhumun aynası
Hık demiş burnundan düşmüş gibi her şey;
Elemlerle sıvanmış
Ellerim öyle ki, titriyor yalnızlıktan
Yalnızlık insana ne katar demeyin
Hatta mümkünse siz hiçbir şey demeyin
Ben bileyim, bir kedi niye miyavlar
Bir insan niye hırlar, ben bileyim...

Ne demişti o şair;

"İnsan dediğin saçaktaki
Güvercinin farkında olacak.." M. Altıok

Herkese keyifli ve farkındalık yaratan okumalar diliyorum, incelemeye vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.078 Oy)17.462 beğeni39.444 okunma2.110 alıntı165.165 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.844 Oy)8.133 beğeni25.973 okunma620 alıntı126.485 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.993 Oy)12.459 beğeni31.706 okunma2.777 alıntı132.365 gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar
    8.4/10 (3.883 Oy)3.755 beğeni14.278 okunma1.022 alıntı69.105 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.453 Oy)8.400 beğeni22.796 okunma1.446 alıntı105.392 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.961 Oy)8.352 beğeni23.204 okunma1.127 alıntı112.701 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.525 Oy)5.801 beğeni15.218 okunma2.212 alıntı78.456 gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (2.429 Oy)2.167 beğeni7.866 okunma3.316 alıntı51.004 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (3.971 Oy)3.492 beğeni11.689 okunma1.011 alıntı47.645 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.248 Oy)5.353 beğeni18.122 okunma686 alıntı92.145 gösterim
Ölüm Nedeni: Bilinmiyor, Ahmet Erhan'ın kişisel otopsi raporudur. Böyle bir rapor ancak ve ancak; ölüm, hayatına ve şiirlerine bu denli nüfuz etmiş bir şairden beklenirdi. Aslında ölüm deyince akla başka şairler de gelir. Ahmet Haşim ya da Cahit Sıtkı Tarancı gibi... Fakat ölüm, anlamsal olarak daha öznel bir formda yer eder Ahmet Erhan şiirlerinde.


Ahmet Erhan, şiirlerinin müthiş bir yalınlık ve samimiyet içermesine rağmen bilinirlik açısından kendi dönemi şairlerinin süksesinden uzaktır. Bunda en büyük payın dönemin toplumcu şiir tavrının olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim, Ahmet Erhan şiirlerine çokça temel olan ölüm teması, toplumcu tavırdan uzak ve öznel olarak nitelendirilmiş ve yadsınmıştır. Yani toplumcu tavıra göre ölmek, dünyayı değiştirmekle açıklanmıyorsa yada en azından toplumsal bir gerekçeye dayanmıyorsa kabul edilemez görülmüştür. Toplumcu şiir anlayışı ve sol kimliğine rağmen bile çok fazla sahiplenilmemiştir. Bunu bu kitapta olmasa da diğer bazı şiirlerinde görmek de mümkündür.

Kitabın ilk ve son şiirlerine bakıldığında, tam bir bütünlük içerdiğini görüyoruz. Otobiyografi şiiriyle başlayan ve Kalıt şiiriyle sona eren kitap boyunca ölümüne gerekçeler arar Ahmet Erhan. "Bilinmiyor" dese de hemen her şiiri bir gerekçe listeler. Bunun yanında doğum nedeninin de bilinmediğini belirtir ve cevabı annesinden bekler.
"Sekiz Şubat Bindokuzyüzellisekiz.
Doğum nedeni: Bilinmiyor. Ülkesi: Akdeniz.

Anne, niye doğurdun anne beni?" s. (98)

Hemen ardından, doğumuyla birlikte, aynalarda yeni bir yüzün ve birahanelerde yeni bir masanın da doğduğunu söyler Ahmet Erhan. Alkol ona babasından kalan önemli bir mirastır aslında. Alkol bayrağını babasından devralan Erhan hep babasına hayran bir çocuktur. Gel gelelim, şiirlerinde defalarca yer verdiği hatta kimi zaman yücelttiği alkol, kendisinin yıllar boyu şiirlerle davet ettiği ölümü getirmiş ve ölümüne önemli bir gerekçe olmuştur. Zira Ahmet Erhan gırtlak kanserinden dolayı hayatını kaybetmiştir. Artık ölüm nedeni biliniyor...


İyi kitaplar...
"Ahmet Erhan'ın ikinci şiir kitabınıda okumuş oldum. Okumama vesile olan İbrahim...'e ve DUA'ya tekrardan çok teşekkür ederim. Ahmet Erhan'ın bu şiir kitabını okuduğumda baya etkilendim. Şiir dizelerinde içindekilerini, hüznünü, mutluluğunu başarılı anlaşılır bir kalemle okurlarına yazmış. Bir şiir dizesinde şunları der."

İkigen Sonsuzluğu
Ben her fırtınaya bir kanat verdim.
Yollara düşemediğim bundandır şimdi.
Nicedir silindi defterimden
Özgürlük diye bir sözcük, üç heceli

Her duyguda bir iki gen sonsuzluğu
Ne yapsam birbiriyle hiç kesişmeyen
Kendimi savunduğum sular da
Anaforlanarak geri dönüyor birden.

Yalnızlık diye bir sözcük, üç heceli
Sen kaleminle bir daha geç üstünden.

Her dizesinde, ayrı ayrı dramatik olaylar var. Gırtlak kanseri nedeniyle hayatta gözlerini yummuştur. Mekanı cennet olsun. Bu güzelim şiirleri okursuz bırakmayalım. Herkese keyifli okumalar...
*Ah, güzel Ahmet Abim benim... Dağılmış pazar yerine benziyor memleket.
Diyerek şiirlerinde ondan bu şekilde bahseden Edip'in mirasiydi vasiyetiydi Ahmet Erhan.
Bize bir solukta yaşamayı öğreten yaşadıkça şiirin önemini hatırlatan..
" Akdeniz'e doğru koşuyorum " diyerek bize Akdenizi kutsal kılan Ahmet Abi.

Bu kitabina adını verdiği -Ölüm nedeni: Bilinmiyor, şiiri ile başlıyor bu eserin hikayesi.. bol ölüm, bol umutsuzluk.. 0
Zaten çağımızın virüslü yalanı değilimdir gerçeklikten uzak kalis. Ahmet Erhan bu gerçeklikle her şiirinde yüzlesmiştir.
Ben bu şiiri daha önce hiç yazmadım
Kalemler ağladı, ben yazmadım
Gittim bir sürü saçmalık yaptım
Bir zaman ölüme taktım aklımı
Yağmurlara denizlere sorulara aşklara ve daha pek çok şeye...
Çevremde hiç akranım kalmadı sonra
Elim ayağım kalbim aklım sobe
Ey babam, ey babam seni de anmaz oldum!
Şimdi nasıl olduğunu bilsem,
ya kendimi öldürürdüm
ya da çiçekleri sulardım...
Yağmurlar dinince yüzün başlardı
Bir çocuk utanırdı yanaklarından
Bir çocuk, gitgide dalgınlaştığından...
Seni sevmek bir kitaptı açılıp kapanan
Açıldığı oldu da kapandığı olmadı
...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölüm Nedeni: Bilinmiyor
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
133
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754947014
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
"Ölüm Nedeni: Bilinmiyor", nihilizm kıyılarında dolaşan bir şiir toplamı. Anlaşılır yanı ise, patolojisinin toplumsal-bireysel gerçeklikte yatıyor olmasıdır. Türkiye'nin son çeyrek yüzyıldaki insanı; insanlık onurunu ayaklar altına alan egemenlik tarzı, bireyi hiçlik eksenine yerleştirmiştir. Bu şiirdeki güçlü ölüm çığlığı, bütün öldürümlere yöneltilmiş bir başkaldırı; aşağılayanı (faşizmi), aşağılanmış benliğini teşhir masasına yatırarak aşağılama girişimi olarak görülmelidir. Albert Camus'nün şu sözleri, Ahmet Erhan için de geçerlidir: 'Sade ve romantikler, Karamazof ya da Nietzsche, sırf gerçek yaşamı istedikleri için girdiler ölüm dünyasına.' "
-Adnan Satıcı-
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 37 okur

  • Amaterasu
  • Yasemin safiye
  • aslihan a
  • Muhtesim Yiğit
  • Vashtar
  • G.ü.l....
  • ESLEM
  • Mustafa Diyar
  • Esra
  • Fırat Mişe (Cyrano)

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (5)
9
%33.3 (5)
8
%26.7 (4)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%6.7 (1)