Ölümcül Hastalık Umutsuzluk

8,7/10  (25 Oy) · 
74 okunma  · 
40 beğeni  · 
2.350 gösterim
SørenKierkegaard; şu Danimarkalı filozof, varoluşçulu­ğun babası... Kierkegaard'a göre umutsuzluk evrenseldir, çünkü insan sonluluk­tan sonsuzluğa geçişi umutsuzluk yoluyla gerçekleştirir. Umutsuzluk kaçınılmazdır, onu bir an olsun yabana atamayız. Benliğin iflah olmaz hastalıklarına karşılık umut üzerine topyekûn iyimser bir felsefe geliştirmek ruhumuza yapılabilecek en ağır saldırılardan biridir. Bir mustarip kötü bir teselliyle avutulabilir mi? Umut üzerine gerekli-gereksiz sarfedilen sözler ölümcül bir hastanın yanında yapılan gaflara benzeyecektir ve pek az teskin edicidir! Oysa umudunu sonuna kadar tüketmiş bir ruh hali gerçeği kavramak adına daha doğru bir adım atmış olur. Umutsuzluk kaçınılmazdır, insanın karşıtların bir sentezi olmasının, daha doğrusu diyalektik bir varlık oluşunun gereğidir. Sonlu varlığı ile sonsuz varlığı arasına sıkışan insan "kendi olma" sürecini umutsuzluk içinde yaşar.

Kierkegaard için umutsuzluk ölümcül hastalıktır. Bu hastalıktan ölünmesinden veya bu hastalığın fiziksel ölümle sona ermesinden çok, bu hastalığın işkencesi, can çekişen ama ölemeden ölümle savaşan kişi gibi ölememektedir, sürekli bir can çekişme hali içindedir. Ölümcül hastalık dar anlamda kendisinden sonra hiçbir şey bırakmadan ölüme giden bir hastalık demektir. Ve umutsuzluk budur. Umutsuzluğun özü yaşamın hiçbir şey olmamasıdır.

Kierkegaard bir dinin çerçevesi içinde yapıtlar üretmesine karşılık aynı zamanda insanoğlunun en temel sorunlarını ortaya koyar. Kierkegaard birden ve doğrudan varoluş gizeminin içine dalar. Hegel'de en üst noktasına ulaşan akıl ve sistem felsefesine karşı bireyin varoluşunun akıldışılığını, paradoksunu açığa serer.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2013
  • Sayfa Sayısı:
    143
  • ISBN:
    9789758717064
  • Orijinal Adı:
    Sygdommen Til Döden
  • Çeviri:
    M. Mukadder Yakupoğlu
  • Yayınevi:
    Doğu Batı Yayınları
  • Kitabın Türü:
Elif Kimya 
 17 Oca 14:47 · Kitabı okudu · 9 günde

Varoluşçuluk felsefesinin öncülerinden sayılan Soren Kierkegaard, bu kitabında tıp dilinde " depresyon, uyumsuzluk, ve karamsarlık " diye adlandırılan başlıkların temel sebebi olan umutsuzluğu konu almış. Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde umutsuzluğun ne olduğuna, bu durumu tespit etmeye ayırmış. İkinci bölümü ise umutsuzluğu nasıl tedavi edebilirize. Kierkegaard' e göre her insan umutsuzluğu yaşar, çünkü umutsuzluk evrenseldir. Ben' in ve tinin hastalığı olan umutsuzluğun üç sebepten oluştuğunu söylüyor. " Bir Ben'i Olduğunun Farkında" Olmayan Umutsuz Kişi (Bu, Gerçek Bir Umutsuzluk Değildir); Kendisi Olmak İstemeyen Umutsuz Kişi Ve Kendisi Olmak İsteyen Umutsuz Kişi. (sayfa: 15) " Bugün maddi ve manevi koşullarımız ne olursa olsun hepimizi saran umutsuzluğu bilgisel ve bilimsel paradigma içinde açıklayamayız. Psikiyatrist ve psikologlara göre bu paradigmanın içinde umutsuzluğunun sebebi bir uyumsuzluğun sonucu gibi algılanmaktadır. Fakat Soren bunun tam aksini söyler: "Umutsuzluk uyumsuzluğun değil, kendine yönelen ilişkinin bir sonucudur." Bu durumda umutsuzluğun kaynağı uyumsuzluk değil, ben' dir.


İlk bölümde " Umutsuzluk Ölümcül Hastalıktır " diyen Soren, umutsuzluğunun kaynağını, varlığın transandan yanıyla olan ilişkisinin kesilmesinde görür. Çünkü; " İnsan sonsuzluk ile sonlunun, geçici ile kalıcının, özgürlük ile zorunluluğun bir sentezidir." Birey ölümü bir son olarak düşündüğü için umutsuzluğa kapılır. Ama kitabın ikinci kısmında " Umutsuzluk Günahkarlıktır " diyor Soren ve ilk bölümde ölümcül dediği umutsuzluğu, bu bölümde sağaltmanın yollarını sunuyor. Umutsuzluktan kurtulmanın yolunun inanç olduğunu savunuyor. Sonu düşündüğümüz için umutsuzluğa düşeriz, ama iyi bir hristiyan ölümün son olmadığını bilir diyor. Yani dindar filozof dünyada umutsuzluğun tek çaresinin tanrıya yönelmek olduğunu düşünüyor.


Aslında Soren için filozof doğru sıfat değil. Çünkü kendisi bir düşünce akımı, dizge oluşturmadığı için, filozof yerine mütefekkir (düşünür) demek daha doğru bir tanım olur. Soren dindar ve oldukça varlıklı bir ailenin çocuğuydu ve aldığı din eğitimi sayesinde kendisi de dindar bir birey olarak yetiştirildi. Bu eğitimi sayesinde din ve felsefeyi ilk birleştiren düşünürlerin başındaydı. Fakat dindar olmasına rağmen bütün hayatı boyunca din adamlarıyla bir çatışma içinde oldu, en büyük düşmanı ilan etti onları. Çünkü onların anlattığı Hristiyanlık inancının yozlaştığını, basit bir teolojiye teslim olduğunu düşündüğü için, onlara karşı durdu. Gerçek Hristiyanlık inancının bireyselliğe indirgendiğinde doğru olarak yaşanabileceğini iddia etti ve bunun yaygınlaşması için kendi mücadelesini verdi. Bu kitapta bu konudaki düşüncelerini okuyucusuna sunmuş.


Soren kitaplarını daha önce okumuş arkadaşlar, onun mizahi anlatımını farketmişlerdir. Soren' i diğer felsefecilerden ayıran özelliklerinden biri de bu yanıydı. Çünkü diğer düşünürler felsefe ve mizahı bir arada kullanmışlardır. O ise hayatı çok fazla ciddiye almamayı, sonumuzun ölüm olduğunu bildiğimiz halde para için, kariyer için kısacası hayat için çabalamanın mantıksızlığını savunuyordu. Ona göre bu dünyaya gönderilmemizin tek sebebi vardı, iman etmek, iyi bir insan ve kul olmak. İbrahim' in tanrısı için oğlunu kurban etmesi gibi güçlü bir iman. İnsanların dünyaya bu kadar anlam yüklemesiyle dalga geçer, eleştirirdi. Hatta bu durumu açıklayan bir sözü var: " Büyüyüp gözlerimi açtım ve gerçek dünyayı görünce gülmeye başladım ve hala gülüyorum. Hayatın anlamının geçim sağlamak olduğunu gördüm, hayatın amacı; yüksek mahkemede yargıç olmaktı. Aşkın en müthiş ve eğlenceli yanı; zengin bir kızla, adamla evlenmekti, çoğunluğa göre bu akıllıca bir şeydi. Tutku; nutuk atmak demekti, cesaret; on dolar ceza yeme riskini göze almaktı. İçtenlik; bir yemekten sonra " bir şey değil - afiyet olsun " demekti ve Allah korkusu da; yılda bir kez ayine girmekti. İşte ben bunları görünce güldüm. " Evet, Soren Kierkegaard insanların kaygı ve umutsuzluğunu dünyaya bu kadar anlam yüklemelerine bağlıyordu. Onun için esas olan imandı. Felsefenin anahtar kelimesi ise gülmekti, kahkaha atmaktı. Hayat sana acı çektirdiğinde umursama, istediğini yap. Ben burada misafirim, kalmam deyip küstahça kahkahalar atmanın bizi iyi hissetireceği savunusundaydı. Hayata sırtını dönüp, tanrıya yönelmenin bize huzur vereceğini, umutsuzluktan kurtaracağını söylüyordu.


Başta da dediğim gibi Soren bir dizge oluşturmadığı halde " Varoluşçuluk " felsefesinin kurucusu kabul ediliyordu. Çünkü onun kaygı, endişe, din hakkındaki görüşleri Sartre, Camus, Heidegger, Jaspers ve Nietzsche gibi önemli isimlerin kaynağı oldu ve bu yüzden Soren " Varoluşçuluk " un öncüsü kabul edildi. Soren Kierkegaard, bu kitabında akıl ve inanç diyalitiğinin analizini yapmış. İdealist filozof diye bilinen Hegel' in dizgelerine, savunularına karşı çıkan Soren, onun insan akıldan ibarettir önermesine karşılık inançtan bahseder. Yani bu kitabı Hegel ' in akıl ve tin felsefesine bir antitez olarak okuyabilirsiniz. Bu kitabı özellikle intihara meyilli arkadaşlara öneririm. Ve evet, bu kitabı okurken çok zorlandığım doğrudur :) Çünkü olumlu başlayan bir cümlenin sonu olumsuz bitebiliyor. Böyle olunca konu nasıl buraya geldi deyip, cümlenin başına dönebiliyorsunuz. Konsantre gerektiren bir kitap. Soren okurken gerçekten rahatladığımı hissedebiliyorum. Hani bazen çok bunalırız, bir arkadaşımıza gider bizi teselli etmesini, rahatlatmasını bekleriz. İşte bu kitabı okurken öyle hissettim. Soren anlattı, ben dinledim ve yavaş yavaş sorun ettiklerimin aslında ne kadar boş meseleler olduğunu düşündüm. Bu yüzden intihara meyilli arkadaşlara iyi geleceğini düşünüyorum. Yalnız Kierkegaard okumaya başlamak için bu kitabın doğru bir başlangıç olacağını sanmıyorum. Çünkü dediğim gibi konsantre isteyen bir kitap ve Soren ' in anlatımını daha önce tecrübe etmemiş biri için anlaşılması güç, sıkıcı bir kitap olabilir. Öncesinde Kahkaha Benden Yana ya da Baştan Çıkarıcının Günlüğünü okuyabilirsiniz... Böyle dedim diye bu kitabı okumamazlık etmeyin, zira şiddetle tavsiye ederim. :)