Adı:
Ölümcül Hastalık Umutsuzluk
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758717064
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sygdommen Til Döden
Çeviri:
M. Mukadder Yakupoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğu Batı Yayınları
SørenKierkegaard; şu Danimarkalı filozof, varoluşçulu­ğun babası... Kierkegaard'a göre umutsuzluk evrenseldir, çünkü insan sonluluk­tan sonsuzluğa geçişi umutsuzluk yoluyla gerçekleştirir. Umutsuzluk kaçınılmazdır, onu bir an olsun yabana atamayız. Benliğin iflah olmaz hastalıklarına karşılık umut üzerine topyekûn iyimser bir felsefe geliştirmek ruhumuza yapılabilecek en ağır saldırılardan biridir. Bir mustarip kötü bir teselliyle avutulabilir mi? Umut üzerine gerekli-gereksiz sarfedilen sözler ölümcül bir hastanın yanında yapılan gaflara benzeyecektir ve pek az teskin edicidir! Oysa umudunu sonuna kadar tüketmiş bir ruh hali gerçeği kavramak adına daha doğru bir adım atmış olur. Umutsuzluk kaçınılmazdır, insanın karşıtların bir sentezi olmasının, daha doğrusu diyalektik bir varlık oluşunun gereğidir. Sonlu varlığı ile sonsuz varlığı arasına sıkışan insan "kendi olma" sürecini umutsuzluk içinde yaşar.

Kierkegaard için umutsuzluk ölümcül hastalıktır. Bu hastalıktan ölünmesinden veya bu hastalığın fiziksel ölümle sona ermesinden çok, bu hastalığın işkencesi, can çekişen ama ölemeden ölümle savaşan kişi gibi ölememektedir, sürekli bir can çekişme hali içindedir. Ölümcül hastalık dar anlamda kendisinden sonra hiçbir şey bırakmadan ölüme giden bir hastalık demektir. Ve umutsuzluk budur. Umutsuzluğun özü yaşamın hiçbir şey olmamasıdır.

Kierkegaard bir dinin çerçevesi içinde yapıtlar üretmesine karşılık aynı zamanda insanoğlunun en temel sorunlarını ortaya koyar. Kierkegaard birden ve doğrudan varoluş gizeminin içine dalar. Hegel'de en üst noktasına ulaşan akıl ve sistem felsefesine karşı bireyin varoluşunun akıldışılığını, paradoksunu açığa serer.
(Tanıtım Bülteninden)
Varoluşçuluk felsefesinin öncülerinden sayılan Soren Kierkegaard, bu kitabında tıp dilinde " depresyon, uyumsuzluk, ve karamsarlık " diye adlandırılan başlıkların temel sebebi olan umutsuzluğu konu almış. Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde umutsuzluğun ne olduğuna, bu durumu tespit etmeye ayırmış. İkinci bölümü ise umutsuzluğu nasıl tedavi edebilirize. Kierkegaard' e göre her insan umutsuzluğu yaşar, çünkü umutsuzluk evrenseldir. Ben' in ve tinin hastalığı olan umutsuzluğun üç sebepten oluştuğunu söylüyor. " Bir Ben'i Olduğunun Farkında" Olmayan Umutsuz Kişi (Bu, Gerçek Bir Umutsuzluk Değildir); Kendisi Olmak İstemeyen Umutsuz Kişi Ve Kendisi Olmak İsteyen Umutsuz Kişi. (sayfa: 15) " Bugün maddi ve manevi koşullarımız ne olursa olsun hepimizi saran umutsuzluğu bilgisel ve bilimsel paradigma içinde açıklayamayız. Psikiyatrist ve psikologlara göre bu paradigmanın içinde umutsuzluğunun sebebi bir uyumsuzluğun sonucu gibi algılanmaktadır. Fakat Soren bunun tam aksini söyler: "Umutsuzluk uyumsuzluğun değil, kendine yönelen ilişkinin bir sonucudur." Bu durumda umutsuzluğun kaynağı uyumsuzluk değil, ben' dir.


İlk bölümde " Umutsuzluk Ölümcül Hastalıktır " diyen Soren, umutsuzluğunun kaynağını, varlığın transandan yanıyla olan ilişkisinin kesilmesinde görür. Çünkü; " İnsan sonsuzluk ile sonlunun, geçici ile kalıcının, özgürlük ile zorunluluğun bir sentezidir." Birey ölümü bir son olarak düşündüğü için umutsuzluğa kapılır. Ama kitabın ikinci kısmında " Umutsuzluk Günahkarlıktır " diyor Soren ve ilk bölümde ölümcül dediği umutsuzluğu, bu bölümde sağaltmanın yollarını sunuyor. Umutsuzluktan kurtulmanın yolunun inanç olduğunu savunuyor. Sonu düşündüğümüz için umutsuzluğa düşeriz, ama iyi bir hristiyan ölümün son olmadığını bilir diyor. Yani dindar filozof dünyada umutsuzluğun tek çaresinin tanrıya yönelmek olduğunu düşünüyor.


Aslında Soren için filozof doğru sıfat değil. Çünkü kendisi bir düşünce akımı, dizge oluşturmadığı için, filozof yerine mütefekkir (düşünür) demek daha doğru bir tanım olur. Soren dindar ve oldukça varlıklı bir ailenin çocuğuydu ve aldığı din eğitimi sayesinde kendisi de dindar bir birey olarak yetiştirildi. Bu eğitimi sayesinde din ve felsefeyi ilk birleştiren düşünürlerin başındaydı. Fakat dindar olmasına rağmen bütün hayatı boyunca din adamlarıyla bir çatışma içinde oldu, en büyük düşmanı ilan etti onları. Çünkü onların anlattığı Hristiyanlık inancının yozlaştığını, basit bir teolojiye teslim olduğunu düşündüğü için, onlara karşı durdu. Gerçek Hristiyanlık inancının bireyselliğe indirgendiğinde doğru olarak yaşanabileceğini iddia etti ve bunun yaygınlaşması için kendi mücadelesini verdi. Bu kitapta bu konudaki düşüncelerini okuyucusuna sunmuş.


Soren kitaplarını daha önce okumuş arkadaşlar, onun mizahi anlatımını farketmişlerdir. Soren' i diğer felsefecilerden ayıran özelliklerinden biri de bu yanıydı. Çünkü diğer düşünürler felsefe ve mizahı bir arada kullanmışlardır. O ise hayatı çok fazla ciddiye almamayı, sonumuzun ölüm olduğunu bildiğimiz halde para için, kariyer için kısacası hayat için çabalamanın mantıksızlığını savunuyordu. Ona göre bu dünyaya gönderilmemizin tek sebebi vardı, iman etmek, iyi bir insan ve kul olmak. İbrahim' in tanrısı için oğlunu kurban etmesi gibi güçlü bir iman. İnsanların dünyaya bu kadar anlam yüklemesiyle dalga geçer, eleştirirdi. Hatta bu durumu açıklayan bir sözü var: " Büyüyüp gözlerimi açtım ve gerçek dünyayı görünce gülmeye başladım ve hala gülüyorum. Hayatın anlamının geçim sağlamak olduğunu gördüm, hayatın amacı; yüksek mahkemede yargıç olmaktı. Aşkın en müthiş ve eğlenceli yanı; zengin bir kızla, adamla evlenmekti, çoğunluğa göre bu akıllıca bir şeydi. Tutku; nutuk atmak demekti, cesaret; on dolar ceza yeme riskini göze almaktı. İçtenlik; bir yemekten sonra " bir şey değil - afiyet olsun " demekti ve Allah korkusu da; yılda bir kez ayine girmekti. İşte ben bunları görünce güldüm. " Evet, Soren Kierkegaard insanların kaygı ve umutsuzluğunu dünyaya bu kadar anlam yüklemelerine bağlıyordu. Onun için esas olan imandı. Felsefenin anahtar kelimesi ise gülmekti, kahkaha atmaktı. Hayat sana acı çektirdiğinde umursama, istediğini yap. Ben burada misafirim, kalmam deyip küstahça kahkahalar atmanın bizi iyi hissetireceği savunusundaydı. Hayata sırtını dönüp, tanrıya yönelmenin bize huzur vereceğini, umutsuzluktan kurtaracağını söylüyordu.


Başta da dediğim gibi Soren bir dizge oluşturmadığı halde " Varoluşçuluk " felsefesinin kurucusu kabul ediliyordu. Çünkü onun kaygı, endişe, din hakkındaki görüşleri Sartre, Camus, Heidegger, Jaspers ve Nietzsche gibi önemli isimlerin kaynağı oldu ve bu yüzden Soren " Varoluşçuluk " un öncüsü kabul edildi. Soren Kierkegaard, bu kitabında akıl ve inanç diyalitiğinin analizini yapmış. İdealist filozof diye bilinen Hegel' in dizgelerine, savunularına karşı çıkan Soren, onun insan akıldan ibarettir önermesine karşılık inançtan bahseder. Yani bu kitabı Hegel ' in akıl ve tin felsefesine bir antitez olarak okuyabilirsiniz. Bu kitabı özellikle intihara meyilli arkadaşlara öneririm. Ve evet, bu kitabı okurken çok zorlandığım doğrudur :) Çünkü olumlu başlayan bir cümlenin sonu olumsuz bitebiliyor. Böyle olunca konu nasıl buraya geldi deyip, cümlenin başına dönebiliyorsunuz. Konsantre gerektiren bir kitap. Soren okurken gerçekten rahatladığımı hissedebiliyorum. Hani bazen çok bunalırız, bir arkadaşımıza gider bizi teselli etmesini, rahatlatmasını bekleriz. İşte bu kitabı okurken öyle hissettim. Soren anlattı, ben dinledim ve yavaş yavaş sorun ettiklerimin aslında ne kadar boş meseleler olduğunu düşündüm. Bu yüzden intihara meyilli arkadaşlara iyi geleceğini düşünüyorum. Yalnız Kierkegaard okumaya başlamak için bu kitabın doğru bir başlangıç olacağını sanmıyorum. Çünkü dediğim gibi konsantre isteyen bir kitap ve Soren ' in anlatımını daha önce tecrübe etmemiş biri için anlaşılması güç, sıkıcı bir kitap olabilir. Öncesinde Kahkaha Benden Yana ya da Baştan Çıkarıcının Günlüğünü okuyabilirsiniz... Böyle dedim diye bu kitabı okumamazlık etmeyin, zira şiddetle tavsiye ederim. :)
İntihara, günaha ve hayal gücüne aşırı meyilli her umutsuzun okuması gereken bir kitap. Dindar varoluşçumuz Kirkıgor, bu defa bize umutsuzluk diyalektiğini enine boyuna sunuyor. Ve kitap bittiğinde bütün umutsuzluk veren hislerin bu diyalektiğe takılıp öldüğünü görüyorsunuz. Eğer iyi okursanız mükemmel bir ruh reçetesi.
Umut inançtan doğar. Umutsuzluk zorunluluk ve olasılığın dengeli olmadığı bireylerde olur. Zorunluluk Tanrıya benini açmada ve sınırlar koymada, olasılıkta Tanrının her şeye kadir olmasında dengede durur. Umut inançla doğar fakat düşünceyle (tefekkürle) sürdürülür.
Mutlaka okunmalı.
"Kierkegaard bir dinin çerçevesi içinde yapıtlar vermesine rağmen aynı zamanda insanoğlunun en temel sorunlarını ortaya koymuştur. Kierkegaard birden ve doğrudan varoluş gizeminin içine girmiştir."

Kierkegaard'ın bir filozof mu yoksa teolog mu olduğu, sıkça tartışılan bir konudur. Bunların ikisi birden olmayı başaran nadir kişilerden biridir desek yerinde olur. Eserlerinde özellikle belli bir noktadan sonra, yoğun bir şekilde Hristiyanlık'tan bahsettiğini, ilgili referanslar verdiğini görüyoruz. Ama sadece belli bir dinin sınırları içinde kalsa idi böyle geniş bir şekilde insana hitap edemezdi. Genel olarak bakarsak, o Hristiyanlık yazıları belki çoğu okuyucuyu ilgilendirmeyen bilgiler ama onlarla beraber yazılanlar her zaman okuyucuyu sarsan yazılar.

Kitapla ilgili bilgi vermek gerekirse, kitabın İngilizce çevirisinde orijinal adı "Sickness unto Death"dir. Dilimize "Ölümle Sonuçlanacak Hastalık: Umutsuzluk" olarak çevrilebilirdi ve bence daha çok yakışırdı. Kitabın adının şöyle bir önemi var, Türkçe adı ile bakarsak, sanki üstad umutsuzluk düşüncesini lanetliyor gibi oluyor. Bir diğer nokta ise, çevirmen Mukadder Yakupoğlu'nun kitabın alt metindeki isminden bahsetmemesidir. O da  "Dinsel Canlandırma ve Uyanış için İsev Ruhbilimsel bir anlatı"... Burayı yazmamasının nedeni olarak, daha fazla dinsel atıftan uzak durma çabası olarak düşünüyorum.

Kierkegaard bu kitabı 1849'da yazmıştır, bundan beş yıl önce yazdığı "Kaygı Kavramı" ile bu kitap arasında birçok bağlantı vardır, bu açıdan birbirlerini tamamladıklarını da söyleyebiliriz.


       "Umutsuzluk tam da insanların tinsel yazgılarının bilincinde olmamalarıdır."

Kierkegaard'ın felsefesinde öncelik verdiği olgunun 'tekil birey' olduğunu biliyoruz, hatta günlüğünde şöyle yazar:

     "Eğer mezar taşıma tek bir cümle yazsaydım 'tekil birey' yazardım."

Kierkegaard'a göre, tekil bireyi yok eden umutsuzluk hissidir. Diğer taraftan, kaygı duygusu gibi, umutsuzluk duygusu da kişinin kendisini bulması için çok önemlidir. Yani, hassas dengeyi bulmalı.


"İnançsız bir insan erdemli olabilir ama aynı zamanda günahkârdır. O halde umutsuzluk günahkârlıktır. Erdemli insan inançsız olduğunda meydan okuyan biri olarak umutsuzdur. Onun için ölüm sondur, sonsuzlukla bağlantısı kopmuştur."

Kierkegaard'a göre, kişi sonsuzlukla bağını koparıp, birey olamadıktan sonra erdemli olup olmaması da bir değişiklik yaratmaz. İnanç hayati önemdedir, kimsenin onun gibi inanmasına gerek yok ama bir şekilde, bir inanç olmalı.


"Bir ruh olmak; nihayet havada kalan bir kapris olmayıp tamamen mantıksal bir görüştür ve bu görüş abartı içermez."

Ruh olmak veya tekil birey olmak günümüzde çok kolay olmasa da, hatta bir anlamda alay konusu olsa da, üstada göre tamamen gerçekçi duruştur, ebediyet ile kucaklaşmadır.


"Ben, kendisi ile ilişki içinde, kendisi olmak isterken, kendi saydamlığı içinde, onu ortaya koyan gücün içine dalmaktadır."

Burada da, yine ebediyet hususu geçerli. 'Ben', kaygı veya umutsuzluk ile kendisi olma çabası sergilerken, ebedi ile bütünleşir.
Henüz üniversite ikinci sınıftayken okutmustu hocamız bize bu kitabı. Yani ders kitabı olarak altını çize çize not ala ala okumuştuk. Önemli gördüğüm yerlerin altını cizeyim derken bir de baktım kitap okunmaz halde aslında bunun olmasının sebebi kitabın tamami önemlidir değil anlaşılması inanılmaz zor bir kitap ve bir satırın önemli olup olmadığına karar vermeniz için bir kaç kez okumanız gerekiyor. Anlayınca da müthiş keyif alıyordum ve bu defa da anladığım ve beğendiğim için bir kaç kez okuyordum. Benim için yeri apayrı bir kitap. Kierkegaard duygusal bir filozofumuzdu iç dünyası karanlık ketum duygularını pek yansitamaz ancak söz konusu felsefe oldu mu kaya gibi sert düşüncelere sahiptir. Onun felsefesini benimaememe gibi bir lüksünüz olamaz insanı içine çeken yoğunlukta yapar felsefesini. Tanrı'yla olan bağı etkilenilmeyecek gibi değil umutsuzluğun kişinin kendi içinde oluşturduğu ve Tanrısizligin bir sonucu olduğunu anlayabilirsiniz onda. Felsefi terminolojiniz sağlamsa Kierkegaard'la tanismaniz gerekir.
Umutsuz kişinin olmak istediği ben, hiçbir zaman olamadığı ben'dir.
Kierkegaard, 3 insan tanımı yaparak metnini açıyor : Ben'i olduğunun farkında olmayan insan, Ben'i olduğunun farkında olan ve kendisi olmak istemeyen, ben'i olduğunun farkında olan ve kendisi olmak isteyen.

Kierkegaard insanın manevi dünyasıyla ilgilenerek, yaşadığı çöküşleri hiçbir bilimin irdeleyemeyeceği bir derinlikte ele almış, aynı zamanda umutsuzluğu reddetmenin, umutsuz olmadığını söylemenin de umutsuzluk olduğunu belirttiği durumu göstermiştir.

Ne yazık ki her şeyin maddeleştiği bir dünyada yaşayan günümüz insanı, farkında olmadan, Kierkegaard’ın yüz elli yıl önce mükemmel bir biçimde betimlediği umutsuzluğun içinde çırpınmaktadır
Huzur mu arıyorsunuz? Öyleyse elinizdeki yanlış kitap. Huzur kaçırmak için yazılmış sanki. Kierkegaard eserlerini dinin çerçevesinde sunar. Ama aynı zamanda insanlara temel sorunlarıyla yüzleşme imkanı verir. Kierkegaard'a göre umutsuz insan ölemeyen ama ölümcül bir hastalıkla boğuşan ve tek kurtuluşu ölüm olan çaresiz insandır. Sürekli can çekişir. Din, inanç ve varoluşçuluk sentezinden oluşmuş paradoksal bir kitap.
Kierkegaard'a varoluşçuluğun babası sayıldığı için büyük bir sempati duyuyordum.Kitabı okumamdaki başlıca etkenlerden biri o dönemlerde büyük bir umutsuzluk ve tükenmişlik içinde bulunmamdı.Bir hocamın tavsiyesi ile okudum ve umutsuzluğun kaçınılmazlığını,hayatın bir parçası olduğunu öğrendim.
Bu kitap; umutsuzluğu en katı biçimiyle dile getiren, bir bedende sıkışıp kalan ruhun en derin ihtiraslarından kaçıp kurtulma derdinde kendi varoluşunu bir et yığınına hapsedilmişliği kabullenemeyen, bir inancın doğmalarını yıkmayı amaçlarken aslında ondan kendini soyutlayamayan bir adamın en ince ayrıntısına kadar benlik ve umut ikilisinin durumunu gözler önüne sererken, paradoksal bir anlatımla bize sunulmasıdır. İnsan her zaman umutsuzluğa düşer çünkü kendi olmayı hiç beceremez, başkası olma uğrunda kendi benliğini kaybettiği zaman artık onda olmayan bir başka benliği oluşur ve bu da umutsuzluğa düşmekten kendini alıkoyamaz. Önümüzde hayallerimiz, hedeflerimiz ve hiç ulaşamayacağımızı bildiğimiz kendimizi orda bulmak istediğimiz yer bizim önümüze acımasızca umutsuzluk duvarlarını örer ta ki o duvara çarpıp gerçeklerin soğuk ve sert yüzüyle karşılaşana dek. Gerçekler, bizim orda hiç bulunamayacak kadar güzel hayallerimizin, kendimizi orda sanmamız kadar acımasız. Hayatını bir kurtuluşa adarken inancını ön plana koyan varoluşun babası olarak bildiğimiz Kierkegaard'ın aslında öyle bir kurtulusun olmadigini, ama onu bırakmamamız konusunda (kendi dogmalarından da desek yanlış olmaz) bizi gerektiğinde günah paradoksuyla gerekse inancının gerekliği konusunda Tanrı karşısındaki tutumu son derece önemli bir o kadar da kaçınılmaz olduğunu insanın ilikerine kadar sorgulamasına olanak veren bir umutsuzluk sahası koyuyor okuyucunun önüne. Belki de bir "Anti-Crist" okuma olanağı olsaydi kierkegaard'ın bu eserini kendi inancının sınırından uzaklaştırması gerektiğine inanırdı. Yine de bir "Umutsuzluk" heykelini "Ben" ve "Inanç" bağlamında, olması gerekenin değilde olanın sınırlarında analiz etmesi, canlandırması mükemmel ötesi bir şey. Her okuyucunun kesinlikle okumaması gereken eğer okursa kendinden bir şeyleri feda etmesi gereken bir kitap. En çok da kendinden uzaklaşmanın, geride umutsuzluğa maruz kalmış bir ruh bırakmış olabileceğini söylemesi inancını eleştirdiği halde onda kopukluğa sebep olmamasıyla açıklanabilir. Bu kitabın "Bulantı" ya zemin hazırladığını ikisinin bir birinden hiç haberleri olmadığını varsayarsak bile aynı çatıda birleştiğini söyleyebiliriz. Okuyanlara tek bir tavsiyem var anlayarak ve bitirme derdinde olmadan olmalarıdır. İyi okumalar...
okumaya başladım ancak fazlaca bir şey anladığımı düşünmüyorum. felsefi metinlerin çevirilerindeki eksikliklerden kaynaklandığını düşünmeye başlayacağım yakında...
Danimarkalı filozofun umutsuzluk üzerine yazdığı bu kitabı büyük bir keyifle okuduğumu söyleyemem.
O kadar çok “umutsuzluk” “umutsuzluk “ kelimesi geçiyor ki içiniz dışınız umutsuzlukla doluyor.
Çevirisinden mi bilmiyorum akıcı gelmedi bana aynı şeylerin tekrarına çok düştüm ve sıkıldım. Farklı kelimeler farklı ifadeler bekliyordum.
Tanrım!
İşe yaramaz şeyleri görmemize engel ol,
Sen’in tüm gerçeğini görmek için her şeyi gören gözler ver. Danimarkalı inançlı bir filozof gözünden umutsuzluk ve hayatın arasındaki bağlantı.
kitabı okumak çok zorladı beni. ağır ve anlaşılması biraz zor bir kitap. ama yine de okunabilecek zaman ayrılabilecek bir kitap. genel olarak çelişkili cümleler göze çarpsa da varılan noktada tüm cümleler aslında aynı şeye hizmet ediyor.
Umutsuzluk bir avantaj mıdır yoksa bir kusur mudur?
Saf diyalektik içinde kalırsak her ikisidir.
Bir şeyden umutsuzluğa düşmek,
hâlâ gerçek umutsuzluk değildir,
sadece başlangıçtır
Çünkü insanların dilinde ölüm, herşeyin sonudur ve söylendiği gibi yaşam sürdüğü sürece umut vardır..
Ölüm en büyük tehlike olduğu sürece, yaşamdan birşeyler beklenir, ama diğer tehlikenin sonsuzluğu keşfedildiği zaman, ölüm için umut beslenir.
Soren Kierkegaard
Sayfa 20 - Doğubatı Yayınları, Çevirmen: Mehmet Mukadder Yakupoğlu
Genelde kendini hasta görmeyen birinin sağlıklı olduğu zannedilir: Hele, iyi olduğunu kendisi söylüyorsa..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölümcül Hastalık Umutsuzluk
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758717064
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sygdommen Til Döden
Çeviri:
M. Mukadder Yakupoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğu Batı Yayınları
SørenKierkegaard; şu Danimarkalı filozof, varoluşçulu­ğun babası... Kierkegaard'a göre umutsuzluk evrenseldir, çünkü insan sonluluk­tan sonsuzluğa geçişi umutsuzluk yoluyla gerçekleştirir. Umutsuzluk kaçınılmazdır, onu bir an olsun yabana atamayız. Benliğin iflah olmaz hastalıklarına karşılık umut üzerine topyekûn iyimser bir felsefe geliştirmek ruhumuza yapılabilecek en ağır saldırılardan biridir. Bir mustarip kötü bir teselliyle avutulabilir mi? Umut üzerine gerekli-gereksiz sarfedilen sözler ölümcül bir hastanın yanında yapılan gaflara benzeyecektir ve pek az teskin edicidir! Oysa umudunu sonuna kadar tüketmiş bir ruh hali gerçeği kavramak adına daha doğru bir adım atmış olur. Umutsuzluk kaçınılmazdır, insanın karşıtların bir sentezi olmasının, daha doğrusu diyalektik bir varlık oluşunun gereğidir. Sonlu varlığı ile sonsuz varlığı arasına sıkışan insan "kendi olma" sürecini umutsuzluk içinde yaşar.

Kierkegaard için umutsuzluk ölümcül hastalıktır. Bu hastalıktan ölünmesinden veya bu hastalığın fiziksel ölümle sona ermesinden çok, bu hastalığın işkencesi, can çekişen ama ölemeden ölümle savaşan kişi gibi ölememektedir, sürekli bir can çekişme hali içindedir. Ölümcül hastalık dar anlamda kendisinden sonra hiçbir şey bırakmadan ölüme giden bir hastalık demektir. Ve umutsuzluk budur. Umutsuzluğun özü yaşamın hiçbir şey olmamasıdır.

Kierkegaard bir dinin çerçevesi içinde yapıtlar üretmesine karşılık aynı zamanda insanoğlunun en temel sorunlarını ortaya koyar. Kierkegaard birden ve doğrudan varoluş gizeminin içine dalar. Hegel'de en üst noktasına ulaşan akıl ve sistem felsefesine karşı bireyin varoluşunun akıldışılığını, paradoksunu açığa serer.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 109 okur

  • Serhad
  • Mustafa Dal
  • Ayşegül Elmacı
  • Furkan Doğan
  • Myç
  • daral_1988
  • Ruveydâ
  • ostrakismos
  • ~gül
  • Yusuf Ay

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.8
14-17 Yaş
%3.8
18-24 Yaş
%17.3
25-34 Yaş
%51.9
35-44 Yaş
%15.4
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%7.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%41.2
Erkek
%58.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.3 (12)
9
%11.4 (4)
8
%25.7 (9)
7
%11.4 (4)
6
%8.6 (3)
5
%8.6 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0