·
Okunma
·
Beğeni
·
19,4bin
Gösterim
Adı:
Ölümcül Kimlikler
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
134
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750801990
Orijinal adı:
Les Identites Meurtrieres
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Ben kimim?.. Nereye aitim?.. Doğulu muyum yoksa Batılı mı? Nereye aitim?.. Kültürel özellikler beni ne kadar ben yapıyor?.. Toplumsal yapı beni ne kadar belirliyor? Toplumsal ve kültürel koşullanmalardan ne kadar bağımsız düşünebiliyorum ve ne kadar özgür hareket edebiliyorum? Baktığım aynalar sürekli çatlayıp kırılıyor... Gerçekten ben, düşündüğüm ben miyim yoksa bir yanılsamanın içinde debelenip duruyor muyum?.. Son deneme kitabı Ölümcül Kimlikler'de bu can alıcı sorunları irdeleyen Amin Maalouf, böylece romanlarının teorik arka planını da açmış oluyor. Yirmi altı yaşında ülkesinden ayrılıp Paris'e yerleşen Amin Maalouf, ekonomi ve toplumbilim okudu. Gazetecilik yaptı... İlk kitabını 1983'te yayımladı. Bugün bir klasik kabul edilen ilk romanı Afrikalı Leo (1986) Fransız-Arap Dostluk Ödülü'nü, Tanios Kayası (1993) Goncourt Ödülü'nü kazandı. 1988'de yayımlanan ikinci romanı Semerkant ise pek çok dile çevrildi ve yazarı dünya çapında bir ilginin odağına yerleştirdi. Yazınsal sorunlarını kültür arkeolojisi temeli üstüne oturtan Lübnanlı yazar Amin Maalouf'u daha önce yine yayınlarımız arasında çıkan Afrikalı Leo, Doğunun Limanları, Semerkant, Tanios Kayası romanlarıyla Türkiyeli okurlar da çok sevdi ve benimsedi. Şimdi Maalouf, yeni kitabıyla yine önümüzde yeni ufuklar açıyor, kitaplığımızda yerini alıyor.
136 syf.
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsin
Ya nice okumaktır.
x-sonsuz

Amin Maalouf'un işbu kitabı yazması bizler için büyük bir şans. Müslüman bir coğrafyada (!) doğan katolik bir Arap'tır kendisi. Tabii bu kavrama istinaden hali haraptır da. Lübnan'da başladığı hayatına Fransa'da devam etmiştir. Kimlik bunalımlarını ya da çıkarımlarını yaparken de genellikle bu tecrübeden faydalanmıştır. Kitabın başlarında ise şunu demektedir Maalouf: ''Hristiyan olmak ve anadilimin İslamın kutsal dili olan Arapça olması, benim kimliğimi oluşturan temel çelişkilerden biridir'' Biyografisini okuduğumda karşıma şöyle bir ibare çıktı: ''Tarihsel bir kurguyla bütünlemiş romanlarında Umberto Eco ve Orhan Pamuk gibi ünlü yazarlarla benzer şekilde, ilginç tarihi olayları filozofik ve fantastik bir bakış açısıyla, masal tadında işlemiştir.'' Evet! Buna İskender Pala'yı da ekleyebiliriz sanırım. Hatta liste uzar da gider. Neyse dilimiz döndüğünce inceleyelim bizi öldürmekle tehdit eden kimliklerimizi.

Who Am I? Ya da Türkçe sormak gerekirse ben kimim?

Hayallerim, isteklerim, arzularım, değerlerim vs nedir? Günümüz dünyasında bunların pek bir değeri yok. Daha çok hangi dine ya da dile mensup olduğunla ilgilenen toplumlar bütününün içindeyiz. Bu mensupluk bizi altsoy sıfatı ile belli bir grubun içine sürükler.

Amin Maalouf Lübnan'da doğmuş birisi. Birçok örnekte Lübnan'ın sosyo kültürel özelliklerini bize aktarıyor. Ancak anlatırken fark ediyorum aynı coğrafyadan olmanın verdiği benzerlik midir nedir aynı biziz demeden edemiyorum. Biz ne miyiz? Kendinden olanlar ile kendinden olmayanların birbirine çatık kaşlarla ya da düşmancıl gözlerle baktığı bir topluluğuz. Herhangi birisi hakkında çok tanımadan ya da üzerinden çok da fazla vakit geçmeden yargılarımızı savurabilenleriz. İlk amaç hangi grubun üyesi olduğuyla alakalıdır. Eğer kendinden değilse ikincil bir amaca yer yoktur zaten. Çünkü üzücüdür ki kendinden değildir ve doğruların trenini kaçırmıştır. Küçümsemeler, dudak bükmeler, omuz silkmeler kol gezer bedeninde. İşte bizim coğrafyamızda kimlik, diğer dünyalı dostlarımızın bulunduğu coğrafyalara nazaran başka bir mana taşır. Bu coğrafyanın çarkı kan ile dönmekte. Kendinden olanları yüceltmek (!) kendinden olmayanları ise bazen herhangi bir silah kullanmadan yok etmek. İşte tüm mesele bu: Ya bizimlesin ya da topraklasın!

Dünya üzerinde 211 ülke, bir çok din, bir çok dil ve bir çok da akım mevcut. Bu akımların çoğu insanları amaçlar, hedefler döngüsünde gruplaştırır. Bu gruplara katılım ne kadar çok olursa hedefler de o kadar büyür. Ve her grup kendi içinde mutlak bir zehirlenmeye uğrayacaktır. Bu zehirlenmenin sonucunda grup içindeki üyeler kendilerini istemedikleri bir savaşın neferi olarak bulabilirler. Kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum diyen bir insanı eskiden dışlardım. Bunu çok absürt bulurdum hatta. Şimdi ise her şey çok farklı. Aydınlandım mı? Ya da ne değiştirdi düşüncemi? Bu soruların tam anlamda bir cevabı yok benim için. Maalouf'un da dediği gibi ''Bilinçlenme gibi çok belirsiz bir olguya bir tarih koymak kolay değildir.'' Daha doğrusu insanın kendine bile itiraf edemediği durumlar var. Bunu söylerken bile bir itiraf içinde olmak huzur verdi mesela.

Bu yıl okuduğum kitaplar içimde şu cümleyi sesli olarak tekrarlıyor: ''Ben her şeyi öğrenebilecek, elde edebilecek biriyim ancak ben hiçbir şeyi bilmeyen, kimsesiz bir hiçim.'' Bu cümle aslında kitapların içinde yer alan olguların ben de oluşan tezahürü. Cahit Zarifoğlu'nun ''hiçlik'' vurgusu, Hasan Ali Toptaş'ın ''bilmiyorum''u, Fernando Pessoa'nın ''Hepimiz kendi dışımızdaki koşulların tutsağıyız'' demesi. Peyami Safa'nın ''olmak'' dramı işbu kitapta beni tekrar karşıladı.

İnsanoğlu, iyi düşünülmüş ve iyi tanımlanmış kategorilere ayrılmıştır: politik görüşler, dini görüşler, cinsel yönelim, ten rengi, ... zaman zaman, dünyanın herhangi bir bölgesinde, herhangi bir zamanda bu kategorilerden biri aniden önem kazanıyor. Hazır olan formlar, seçimler ve kontenjan sınırı varmışçasına kendimizi hızlı bir şekilde bir grubun, güruhun içine atmak.

Amin Maalouf'un bu makalesi aslında, karmaşık kimlik temasını ele alır ve doğru soruları doğrudan ortaya koyar: doğru olanın üzerinde sonsuza dek tartışmaktan ziyade, en mantıklısı, bir çok konuda mutlaka farklı görüşlerin olmasıdır. İlk adım, diğer yaşam tarzlarına bakmak ve mantığı kavramaktır. Başka bir kişinin kültürününün, düşüncelerinin, yaşayışının büyük bir bölümünü keşfetmek için, tereddütlü bir çeyrek adım bile bazen yeterlidir.

Eğer sorular doğru bir şekilde sorulursa ancak cevaplar umarız. Bazı umutlar benim için tamamen ütopyacı görünüyor: Dünya nüfusunun üç ya da dört dilliliğe dönüşme ihtimali çok zayıftır. Çünkü çoğu azınlık, kültürlerinin ve dillerinin sonsuza kadar yaşayacağı umuduna sahip değildir. Aynı şekilde, eğer birisi beni sokakta tekmeleme hakkına sahip olduğunu düşünüyorsa, yaşam tarzlarına çok saygılı olsa bile, birlikte yaşamamız kuşkusuz imkansız olacaktır. Ötekini terk etmek için yaşama hakkını bırakmak, her şeyden önce, her fikirde olduğu gibi, sıklıkla tartışılan bir fikirdir. Uygulanabilirliği iseee çoook zorr.

Kitap başlı başına bir incelemeden oluşuyor. İncelemeyi incelemiş gibi oldum biraz. Elimden ancak bu kadarı geldi. Sıcağı sıcağına yazsam daha çok şey çıkabilirdi. Muhakkak okuyun arkadaşlar ''kimlik'' konusu bireyselliği aşıp evrensel bir mesele halini almıştır. Bu karmaşayı Lübnan'da doğup kendini Fransız hisseden Katolik bir Arap'tan dinlerseniz daha iyi anlarsınız diye düşünüyorum. Türk olup, Almanya'da Türk, Türkiye'de ise Almancı sıfatı alanlar bu kimlik karmaşasını derinden yaşayan insanlardır en basitinden. Keyifli okumalar.

Dipnot: Haa bu arada demeden edemem Maalouf'un soyu Türk'lere dayanıyormuş :)
136 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Merhaba iyi akşamlar herkese. Kitap hakkında yorum yapmadan önce yaşadığım coğrafyadan bana kalanlardan bahsetmek istiyorum. Okurken “bize ne?” diyebilirsiniz, buna saygı da duyarım. Fakat benim bunu anlatmam gerek. Çünkü yaşadıklarım tamamen bize, biz doğarken, üzerimizden çıkartamayacağımız bir elbise olarak verilen ve azınlık sayılan “Kimlik” ile gerçekleşti. Kürt bir ailenin Kürt kızı olarak hayata geldim. Büyük dedem müslümanlar, erkeklerini katlettiğinde kendileri kaçmayı başarıp köyümüze sığınan Süryani dört kız kardeşten en büyükleri olan Nisan ile evlendi. Peki Nisan inancını yerine getirmeye devam mı etti? Elbette hayır. İsmi gibi inancı da değişti... Kısacası üç nesil önce Süryani ve Müslüman Kürt karışımı olarak oluşan yeni nesil ile devam eden bizler; köpeğin haram sayıldığı, yakın derece akraba olmayan erkeklerden abdestin bozulduğu Şafi Mezhepli Müslüman Kürt kimliği ile yolumuza devam ediyoruz. Evimizde Kürtçe konuşup, Kürt gibi yaşıyoruz. Teknolojinin gelişmemiş olduğu 90’lı yıllarda okula başladığımda tıpkı diğer bölge çocukları gibi tek kelime Türkçe bilmezdim. Çalıştım,çabaladım, girdiğim her sınavdan geçer not aldım ve henüz reşit olmama iki yıl varken üniversiteyi kazandım. Kürt kimliğimle 90’lı yılları bildiğim halde kendimce asla uçlarda yaşamayacağım diyecek kadar da bilinçli olduğumu düşünüyordum. Ta ki üniversiteye gidene kadar. Sınıfta tanışma esnasında bana adım ve yaşadığım şehirden sonra sorulan ilk soru “oy verdiğin parti hangisi, ona göre senle muhattap olacağız?” oldu. Yurt odasında; 16 yıl boyunca ailemle iletişim dilim olan ana dilimin konuşulması yasak olmuştu. “Sen kesin Kürt değilsindir, kara kaşlı, kara gözlü, kıllı değilsin, senin kafatasını ölçeceğiz.” deyip ciddi ciddi kafatasımdan saçma sapan çıkarımlarda bulunan insanlara maruz kaldım. Bunları yaşadıkça uçlara doğru kaydığımı fark ettim.Yıllar geçtikçe özünü unutmadan, bunları aşıp, daha evrensel bakmaya karar verdikçe bu sefer de içinde olduğum karşı taraftan “hain”, “aslını unuttu”, “dönek” damgaları yemeye başladım. Ve bunca yaşananlara rağmen ben kulağımı iki tarafa kapatmayı başardım. En temelde ben ‘insan’ım. Bundan fazlası bende sadece kaosa ve mutsuzluğa neden oldu ve olacak.
Bunları yazdığıma göre şimdi kitap hakkında konuşabilirim. Kendisi de benim gibi ülkesinde azınlık sayılan bir kimliğe sahip olan Amin Maalouf’un kendi kimliğinden yola çıkarak yeryüzünde bize aitlik kazandıran “kimlik” kavramını tarafsız ve eleştirel bakış açısıyla biz okuyuculara aktarıyor. Kitap dört bölümden oluşmaktadır. “Kimliğim, Aidiyetlerim” adlı ilk bölümde; Lübnanlı Hırıstiyan Arap olan ve 26 yaşındayken ülkesinden Fransa’ya gitmek zorunda kalan Amin Maalouf kendi üzerinden kimlik kavramını sorguluyor bu kimlikler yüzünden yaşanılan çatışmaları bu çatışmaların dünya üzerinde nasıl farklılıklar gösterdiğini aktarıyor. “Modernlik Ötekinden Gelince” adlı ikinci bölümde; kişilerin dinsel aidiyetler sayesinde içinde bulundukları dinler doğrultusunda öteki dinlerin sorgulanmasının çelişkilerini anlatıyor. Maalouf’a göre Hırıstiyanlık Kiliseye, Hıristiyanlığa rağmen şu an evrimini olumlu yönde tamamlamış olabilir fakat bu şu an kanla beslenen İslamiyet’in kötü din olduğunu göstermez. Geçmişte İslamiyet hoşgörü ile devam eden bir din iken Hıristiyanlık da tam tersi Ortaçağ Avrupa’sında kanla besleniyormuş. Burada yazar bizlere “İyi ve kötü olan dinler değildir, insanlardır.” demek istemektedir.
“Gezegensel Kabileler” adlı üçüncü bölümde; dünya üzerindeki insanların gelişen teknoloji, değişen koşullar sayesinde zamanla ortak bilgiye, ortak görünüşlere, ortak olan bir çok şeye sahip olduklarını bu sebepten evrenselliğin daha çok yaygın olması gerektiğine vurgu yapıyor.
“Panteri Evcilleştirmek” adlı son bölümde de Nazilerden yola çıkarak demokrasinin vermiş olduğu hakla çoğunluğun seçmiş olduklarının adaleti,barışı, huzuru, refahı getirmediğine vurgu yapmıştır. Demokratik ortamda seçilenlerin; din, dil, ırk, çocuk, genç, yaşlı, erkek, kadın, erkek ayırmadan herkesi ortak payda olan insan’da toplaması gerektiğini dile getirerek denemesini bitiriyor.
Son olarak Sevgili Nazım Hikmet’ten anlamlı güzel bir cümle ile bitirmek istiyorum yazımı.

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...”

Herkese iyi okumalar diliyorum.
134 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
"Ben insanmışım...
Hakkımı Hakk'tan sipariş almışlar,
Düşünce yetime kelepçe takmaya musallat olmuşlar.
Yatıya kalmamış, dudakta okunan iyimser dualar.
Beynime kumanda takmış oynamaktalar, ama çakılmadım."

16.02.2020... Portekiz'in en popüler futbol takımlarından Porto FC'nin Malili oyuncusu deplasmanda takımına galibiyeti getiren golü attıktan sonra, rakibi olan 'eski takımının taraftarları' tarafından ırkçı protestoya maruz kaldı. 11 dk sonra oyundan kendi isteğiyle çıkarken "Yaptığınız utanç verici." diye haykırıyordu. Maç sonrasında röportajında "Ten rengimi seviyorum" dedi.

17.02.2020... Okuduğum bu haber üzerine bu incelemeyi yazma kararı verdim ve zihnimi yokladım biraz.

15.02.2020... Bir şarkı yarışmasında Türkçe bilmeyen annesinin kendisine çocukken söylediği Kürtçe ninniyi söylemek isteyen bir yarışmacı, 20 saniyelik ninni için 30 saniye müsade almaya çalıştı. Neyse ki 21 yıl önceki gibi sahneye çatal fırlatan olmadı.
Ben bu satırları yazarken dünyanın hemen her ülkesinde hiçbir suç işlememiş, ancak 'potansiyel suçlu' addedilen (sanki onu öyle görenlerde kötülük potansiyeli yokmuş gibi) ideolojik mahpuslardan acaba kaçı sırtını dört duvara vermiş, gözlerini tavana dikmiş ve mavi gökyüzünü orada aramaktadır? Siz bu satırları okurken acaba Doğu Türkistan'da Müslüman olmak ve Türk olmak 'ağır suçları'(!) yüzünden kaç kişi Çinlilerce işkenceye ve soykırıma maruz kalmaktadır?

Hemen her yazar, eserini okurlarına sunduktan sonra yüzyıllar sonrasında dahi eserin okunmasını ister ve hedefler. Amin Maalouf ise 98'de yazdığı bu kitabın sonlarında "umarım torunlarım bu kitabı tozlu raflardan çıkartıp okuduklarında bunlarla uğraştığımız için bizi ayıplarlar ve bize gülerler" diyordu. Aradan 22 yıl geçmesine rağmen eser 'malesef' taze...

Ancak hala umut var. Hiçbir topluluğun mevcut hali devamlı değildir. Bugün özgürlüğün, insan haklarının savunucusu Batı dünyası geçmişte çok büyük kıyımların, vahşetlerin, acıların müsebbibidir. Yeter ki "kimlik" kavramını doğru anlayıp çocuklarımıza doğru aktaralım. Aamir Khan'ın filmini "Her Çocuk Özeldir" diye çevirmişlerdi. Onun gibi, "Her insan özeldir" diyebilirsek, herkesi kendi biricik kimliği ile kabullenebilirsek çok şey değişecek. Bırakalım insanlar diledikleri aidiyetlerini öne çıkarabilsin, kendisini onunla ifade etsin.

Kimlik numarasının her hanesindeki rakamın bir aidiyete göre kodlandığı yada bazı rakamların arasındaki ilişkinin bir aidiyeti simgelediği yaygın bir söylentidir. İlk rakam cinsiyetimi, üçüncü rakam dinimi, beşinci rakam etnik mensubiyetimi temsilen oradadır belki de. Ancak beni ben yapan şey birbirinden bağımsız o rakamlar değil, 11 hanenin tamamı değil midir? Bu 11 haneli sayı, yeryüzünde sadece bana özgüdür, sadece beni anlatmaktadır.
"Kimliğim, beni başka hiç kimseye benzemez yapan şeydir."

Kimlik başlı başına felsefesi öğretilmesi gereken bir kavram. İnsan, bir aidiyetten ibaret değildir. Aidiyetlerin bütünüdür. Yine kimlik, genellikle en çok saldırıya maruz kaldığı aidiyet üzerinden savunulur. Kitaptaki ifadesiyle: "Kimlik hasmınki üzerine, ters yönde inşa ediliyor."

Hiç kimse hiçbir şeye tam manasıyla ait değildir. Kimliğin en çok savunulan bileşeni zamanla değişebilir. Öyle zamanlar gelir ki taşımaktan gurur duyduğunuz kimlik numaranızdaki bazı rakamlar sizin hayat boyu pişmanlıklarınız kaynağı olur. O rakamı taşımayan insanlar sizin gözünüzde yeryüzündeki mimli insanlardır. Toplulukların bu 'düşman rakam' anlayışı cinayetlere, katliamlara, insanlık dışı vahşetlere sebep olabilir. Bir an, bir lahza... Ve gözünüzü açtığınızda o rakam size bütün bir yaşamınızı sorgulatabilir.

İnançlara da değinmek gerek kimlik denince. Dinler, insanları etkilediği gibi insanlar da dini etkilemektedir. Hiçbir din, mensuplarına bağnazlığı, öfkeyi, cehaleti, terörü sevdirmez. Ancak bunları benimseyen insanlar bize o dini kötü gösterebilir. Bu nasıl olur peki? Aynı kitabın farklı yorumları farklı coğrafyalarda bambaşka toplulukları şekillendirebilir. İşte o dinin mensupları değişebilirse dini kimlikleri yeryüzünde daha fazla sempati görecektir. Müslümanların bugünkü zilletinin sebebi aslında İslam değildir. Geçmişte Haçlı seferleri ile trajik katliamlara yol açan, bu seferlerde bazen kendi dindaşlarını dahi katleden Hristiyanlar, yerlerini nesiller sonrasındaki daha demokratik, daha adil, daha insani Hristiyanlara bıraktılar. Bir zamanlar barış ve hoşgörü ile anılan İslam da bugünkü terör, cehalet, fakirlik yakıştırmalarından uzaklaşıp hak ettiği değeri tekrardan kazanabilir. Çünkü inandığı kitap belki yüzlerce kez "Hiç düşünmez misiniz?" ya da "Hiç akıl etmez misiniz?" diye sormaktadır. Akıl, vicdan ve sağduyu doğru yorumlarla öne çıkabilir.

Bir topluluğa girmiş bir insanı kazanmak için o insanı kimliğinde taşımak istediği her rakamla kabullenmek gerekiyor. Zaten bir insan kendisini ne kadar çok aidiyeti ile ifade edebilir ve bu ifadeler toplumda ne kadar kabul görürse kendisini o topluluğa o kadar ait hisseder. Bu his sonrasında, içine girdiği topluluğun kültürünü, normlarını ve değerlerini özümser.
Küreselleşme ve çağın iletişim olanakları bize çok büyük imkanlar sunuyor. Kimlik kavramını idrak ettiğimizde insanlık bu imkanları rantabl değerlendirme olanağı bulacaktır.

Kendisine şövalyelik verildiğini hatırlatan prensese, "Bana bir şey verilmedi. Tanrı insanları bir şey yapar." diyordu tüm zamanların en iyi filmi Braveheart'ın kahramanı olan William Wallace.

Korkmayın... Yaratan, yeryüzünü geniş yaratmış. Türlü türlü, renk renk canlılar koymuş içine. Aidiyetlerini sevmek herkesin hakkıdır, ancak onu kutsamanın ve hariçtekileri kabul etmemenin, varlıklarına tahammül göstermemenin insanlık onuruna ve yaratılış gayesine ters olduğu kanaatindeyim.

"Gelin tanış olalım" diyor ya Yunus Emre. Sevmek ve sevilebilmek için dünyanın kimseye kalmadığını hatırlamamız lazım galiba önce. Hiçbir şey bir videodaki yetim kalmış, birkaç öğündür yemek yememiş, "adını dahi bilmeyen" Suriyeli bir yetim kızın gözyaşlarından kıymetli değil.
Cemal Süreya'nın 'Bir mısra daha söylesek sanki herşey düzelecek.' demesi gibi, bir kavramı oturtabilsek sanki her şey düzelecek. Benim ümidim var. İnsanlık onurunu hak ettiği yere kaldırabiliriz.

Başladığım şarkının sözleriyle bitireyim..

"Kime ne ki ben kimim?
Nereye yürüyorum?
Gönlümün bahçesine günde kaç çiçek dikiyorum?
Evimin hangi köşesinde ölmek istiyorum?
Ben de bilmiyorum."
136 syf.
Ölümcül Kimlikler
Amin Maalouf


YAZARIMIZ HAKKINDA KISA BİR BÎLGİYLE INCELEMEME BAŞLAMAK ÎSTÎYORUM.

Arap kökenli Hristiyan bir yazar olan Amin Maalouf Lübnan’da doğar.
Uzun süredir Paris’te yaşayan yazarımiz eserlerini de Fransızca olararak yazar.

"Ölümcül Kimlikler"

Kısaca kitab hakkında elimden geldiğince sizlere nacizane fikirlerimi sunmak isterim.

Yazarımız dört bölüm halinde kaleme aldığı bu kitapta tarihten ve günümüzden örnekler vererek kimlik, aidiyet gibi sorunları ve bunların nasıl birer sorun hale getirildiğini ele almaktadır.
Yazarımız kitabında, doğduğumuz bu dünyada yok olan, kapalı kalmaya mahkûm kalan, elden ele değiştirilmeye çalışırken yıpranan kimliklerimizin bu yolculukta neler çektiğinden dem vuruyor.
Ve kitabın da rastlayabileceğimiz şu can alıcı soruları soruyor bizlere :
‘’ Ben kimim? Nereye aitim?
Doğulu muyum yoksa Batılı mı? ‘’
Kültürel yapılarımız nedeniyle özgürlüğümüzün kısıtlandığı anları birçoğumuz yaşamışızdır.

(Özellikle de "bizler" "ben" doğulular iyi biliriz.)
Neyse uzun konu bilen biliyordur diyelim..

İşte Amin Maalouf diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de kültürün yapısını ve bizlere olan etkisini inceliyor.
kitabının ilk bölümünde kendi kimliği üzerinden olaylara yaklaşarak içinde bulunduğu farklı medeniyetlere ve onların yaşamına değindiği ortak noktalardan bahsediyor.
İkinci kısımda din olgusuna değinirken hoşgörüyü ortak değer olarak görmemiz gerektiğini vurguluyor.
Diğer bölümlerinde de küreselleşme ve tüm bu kimlik kayıplarının çözümü üzerine odaklanan yazar kitabını bitirirken gelecek nesillere şöyle sesleniyor kitabın son sayfasında yer alan can alıcı sözleriyle;

”Umarım ki torunum yetişkin biri olup da, günün birinde rastlantıyla aile kitaplığında bu eseri keşfettiğinde biraz sayfalarını karıştırsın, biraz göz atsın, sonra omuz silkerek ve büyükbabasının zamanında hala böyle şeylerin konuşulmasına ihtiyaç duyuluşuna hayret ederek hemen aldığı tozlu yere geri koysun.”

Umarım...

Yazarımız ; kimliksiz veya herkesin aynı olduğu bir dünya istememektedir.
Her kimlik, kültür kendini korumalı ve karşısındakine saygı duymalı.
Kimliği ölümcül olmaktan ancak bu şekilde kurtarabiliriz.

Amin Maalouf, kaybedilmeye yüz tutan kimliklerimizi bizlere anlatırken bize düşen ise insan olarak ortak duygularımızı yeniden hatırlamak.


Sevgi ve hoşgörü dolu günlere

Ne Haliniz Varsa Gülün Sevgiyle Kalın ..:)
136 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Herşeyin buharlaştığı dünyamızda kimliklerin de sabit olmadığını sürekli bir değişim icin de olduğunu güzel dile getiren eser.kimlik dediğimiz şey teklik degil çokluk ile var olur hepimizde ve bu ölüme kadar değişerek giden süreçtir. Aslında kendimizi birkaç tanımla belirlemek anlamsiz hep değişiyor ıyiki de değişiyor.çünkü insan kendi tercihi olmayan doğuştan tesadüf eseri gelmiş değerler içine kendini hapsederse bir hapishane yaratır hem kendine hem başkalarına karşı. Bu ise kendi dışındaki tüm varlıkları anlama sevme ve empati edimini yok eder..
134 syf.
·5 günde·Puan vermedi
“Bir kitap ruhumuzun buz kesmiş sularını kıracak bir balta olmalıdır,” demiş, Franz Kafka. Bana göre de bir kitap çıplak tenimize değen bir bıçak gibi ürpertici olmalıdır. Hem bizi ürpertmeli hem de harekete geçirmeli.

Eh, ben de böylesi kitaplar okuduğumda yorumluyor, kendimce çıkarımlarda bulunuyorum. Son zamanlarda okuduğum “buz kesmiş suları kıran” kitaplardan biri de Amin Maalouf’un işte bu sert isimli kitabı Ölümcül Kimlikler oldu.

Maalouf Lübnan’da doğmuş büyümüş, Lübnan’da geçirdiği uzun yıllardan sonra Fransa’ya gitmiş bir Hristiyan Arap. Bu denemesini de Fransa’da yaşadığı çok kimliklilik sorunları üzerine yazmış. Önce kendi deneyimleri sonra da farklı coğrafyalardaki kimlik çatışmaları üzerinde durmuş.

Yazarın tarzı bana Ahmet Altan’ı hatırlattı. Bildiğiniz gibi Ahmet Altan da uzun yıllar Türkiye’deki çeşitli kimlik (Kürt, Alevi, LGBT, ateist…) problemleri üstünde durdu. Yazdığı yazılardan dolayı bir süredir tutuklu ve bildiğim kadarıyla ağır müebbet hapisle cezalandırıldı.

Benim için her iki yazarı ortak kılan nokta ise bazı kimliklere karşı nahif davranışları ve liberal tavırları oldu. Amin Maalouf da Ahmet Altan da siyasal İslam’a karşı çok nahif bir tavır sergiledi, sergiliyor. Bu sebepten dolayı Ahmet Altan, kendi ipini kendi çekti, şu an zaten demir parmaklıklar ardında. Amin Maalouf ise Lübnan’da iktidarın cemaatler arasında paylaştırılmasından kısmen memnun. Ama tabi şu an Fransa gibi bir ülkede ikamet etmesinin konforunu yaşıyor. Herkes Maalouf gibi şanslı değil maalesef.

Oysa kimlik denildiğinde benim aklıma “Biz kimliğimizi istediğimizde milletin aklına nüfus cüzdanı geldi,” diyen Ahmet Kaya geldi. Hem hiçbir kimliğe karşı tepkili olmadı hem de varolan kimliğinin getirilerini cesurca talep etti. Onun sonu da Fransa’da gömülmek oldu. Amin Maalouf gibi yıllarca yaşayamasa da.

Yazara getireceğim bir diğer eleştiri radikal İslamcıları kısmen “öfkeli gençler” gibi tanımlamasıydı. 2000 yılında yazılmış bir deneme için bunu zarif bir görüş olarak kabul ediyorum. O yıllardan bu zamana dek IŞİD gibi örgütler Fransa dahil birçok ülkeyi kana boyadı. “Öfkeli gençler” diye tabir üreten öngörüsüz siyasetçiler de tarihin tozlu yapraklarında kaybolmak üzere.

Bu konularla ilgili ülkemizde özellikle bir kendini sorguya çekmeme hali bulunuyor bana göre. Kitabı okuyanlar için belki kitaptaki kimlik sorunlarına ilişkin incelemeler faydalı olacaktır. Baskın ideoloji sorgulanabilecektir. Çünkü Türkiye’de Sünni Türk Erkek ideolojisi her kılcal damara dek girmiş durumda. Sünni ve Türk değilseniz topluma yabancılaştırılıp zamanla da yalıtılıyorsunuz. Bunu baskın kimliklerin var olan durumu anlaması için de kendini sorguya çekip varlığına dışarıdan bakması gerekiyor. Oysa bunun için yoğun bir efor sarfedilmesi gerektiğinden kimse bu yükün altına girmiyor. Maalouf’un da dediği gibi “Karmaşık bir kimlik talep eden herkes toplum dışına itiliyor.”

Maalouf bütün bunların dışında denemesinde genellikle diller, dinler, siyahiler/beyazlar gibi kimlikler üzerinde durmuş. Kimlik üzerinde yazılmış pek çok kitapta olduğu gibi ateistler veya LGBT gibi çok küçük azınlıklar yine konu dışında bırakılmış veya farklı noktalarda değinilip geçilmiş. Bunun denemenin bir eksisi olduğunu sanıyorum.

Kimsenin dili, dini, rengi gibi özelliklerinden dolayı yok sayılmadığı, itilip kakılmadığı, yalıtılmadığı bir toplum dileyerek noktayı koyuyorum.
134 syf.
·2 günde
Söze daha önce okuduğum bir kitaptan bir alıntı ile başlamak istiyorum. Bir soru ile. Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimiz kitabında şöyle soruyor: "Hangimiz yaşamadık, savruluşların sonunda bir yerde bizi bekleyen ismimize düzenlenmiş kimlik arayışını? Hangimizin kendini var etme sorunu olmadı?"

Muhtemelen hepimizin bu tarz bir kişisel sorgulama deneyimi olmuştur. Doğduğumuz coğrafya, ten rengimiz, anne babamız, bazı durumlarda dinimiz ve bunun gibi bir çok değişken bizim tekelimizde olmayan ve yaşamımızı şekillendiren etmenler.

Oysa ki durup düşündüğümüzde bunları biz seçmedik. Türk olmayı seçeniniz var mı ya da bir Alman dünyaya gelmeden önce Alman olmayı seçti mi? Peki neden kendi seçimimiz olmayan bir olgu için fanatik yaklaşımlarımız var? Neden Tanrı Türk'ü korusun, neden üstün ırk Alman ırkı?

Bu sorulara gerçekten cevap verebiliyor muyuz? Objektif olarak. Hiç bir baskı altında hissetmeden. Dini, siyasi, sosyolojik etmenlerden uzak bir şekilde. Bunu yapabildiğimiz zaman belkide kimlik kavgamızı sonlandıracağız. İçimizdeki kimlik kavgasını.

Kendimize bile itiraf edemediğimiz bazı olguları bize basit bir şekilde sorgulama fırsatı tanımış yazar. O kadar basit bir şekilde anlatıyor o kadar yalın ifadeler kullanıyor ki insanın yahu bu kadar basit işte neyin kavgası bu diyesi geliyor.

Her şeyi açıklayan şu alıntıyla devam etmek istiyorum:
"Dünyanın bir cangıla dönüşmesinin önüne geçmek isteniyorsa, geleceğin geçmişteki en kötü görüntülere benzemesinin önüne geçmek isteniyorsa, elli yıl sonra, yüz yıl sonra çocuklarımızın biz güçsüzler gibi katliamlara, sürgünlere ve başka 'temizlik harekatlarına' tanık olması ve bazen bunlara katlanmak zorunda kalmasının önüne geçmek isteniyorsa, pantere ne işkenceyle ne de merhametle davranılmaması, ama serinkanlılıkla gözlemlenmesi, incelenmesi, anlaşılması sonra dizginlenmesi, evcilleştirilmesi gerekir. "

Kimlik kavramı üzerine bir okuma yapmak istiyorsanız biçilmiş kaftan bu kitap.

Şiddet içermeyen bir şiddetle hepinize gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.

Keyifli Okumalar...
134 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Her şeyden önce Amin Maalof ile tanışmam biraz geç oldu İlber ortaylı'nın en sevdiğim yazar dedikten sonra okuduğum ilk kitabı Semerkant 'tan sonra ikinci kitabı. Kitapta çizmediğim yer kalmadı her halde...
"1976'da Lübnan'ı terk edip Fransa'ya yerleştiğimden beri, son derece iyi niyetli olarak, kendimi 'daha çok Fransız' mı, yoksa 'daha çok Lübnanlı' mı hissettiğim ne kadar çok sorulmuştur bana. Cevabım hiç değişmez: Her ikisi de."

Amin Maalouf bu cümlelerle başlıyor, Ölümcül Kimlikler adlı kitabına. Dört bölüm halinde kaleme aldığı kitapta çok yönlü, ilginç ve tartışmaya açık hususlarıyla yer yer geçmişe, tarihe de giderek günümüzde belirginleşen ve artık yerküredeki herkesi etkileyen 'kimlik' ve 'aidiyet' sorunlarını ele alıyor yazar.

Kitapta genellikle, çok iyi bildiği Asya ve Akdeniz çevresi kültürlerinin inanç, yaşayış, tarih ve söylencelerini başarıyla islediğini düşünüyorum.

kitapta Maaloufun (önyargılarına, eleştirilebilecek hususlarına rağmen) düşünsel deneme alanında güçlü, donanımlı olduğu Kesinlikle anlaşılıyor. Kitap "kimlik ve aidiyet"le ilgili birçok ayrıntıya değinmekle birlikte merkezinde Doğu'nun, İslam algısının ve müslüman kimliğin bulunması nedeniyle değinilmeyi, tartışılmayı hak ediyor.

Yazar, "kimlik"in, çekindiği bir sözcük olduğunu söyleyerek işe başlıyor ve ardından kendinden başlayarak bir "kimlik muhasebesi" yapmaya koyuluyor.

Yazar, her insanın kimliğinin, resmi kayıtlarda görünenlerle kesinlikle sınırlı olmayan bir yığın öğeden oluştuğunun altını çiziyor. İnsanların büyük çoğunluğu için dinsel bir geleneğe, bir ya da iki ulusa, etnik ya da dilsel bir gruba, bir aileye, mesleğe, bir kuruma, belli bir sosyal çevreye bağlılığın söz konusu olduğunu ve bu bağlılıkların daha da çoğaltılabileceğini belirtiyor.

Yani kısaca deneme yazılarını beğenerek okuyorsanız mutlaka okumanız gereken bir kitap
134 syf.
·Beğendi·7/10
Tarih her an sonsuz yollar üzerinde ilerlemekte. Bütün bunlardan her şeye rağmen herhangi bir anlam bir yön çıkacak mıdır? Biz bunu elbette ancak "varış" ta bilebileceğiz. Üstelik bu sözcüğün de bir anlam kazanması gerekecektir.
Gelecek, umutlarımızın mı yoksa karabasanlarımızın mı yarını olacak? Özgürlükle mi donanacak yoksa kölelikle mi? Sonuçta bilim kurtuluşumuzun mu aracı olacak yoksa felaketimizin mi? Bir Yaratıcı'nın aydın yardımcıları mı olacağız, yoksa adi büyücü çırakları mı? Daha îyi bir dünyaya doğru mu gideceğiz, yoksa "dünyaların en iyisine" mi?

Öncelikle de, daha yakınımızdaki gelecek onyıllar bize ne gösterecek? Bir "uygarlıklar savaşı" mı, yoksa "küresel köy" ün huzurunu mu?

"Ben geleceğin hiçbir yerde yazılı olmadığına derinden inanıyorum, gelecek bizim ona ne yaptıklarımız olacak.

Amin Maalouf' un Ölümcül Kimlikler adlı kitabını bitirince, inandığım değerlerin, normların,dinin, ve kullandığım dilleri bir kez daha sorgulama ihtiyacı hissettim. Yukarıda yazılan ve aynı zamanda kitapta adı geçen bütün soruların ve ikilemli cevaplar ile ilgili aklınıza gelebilecek ve tercih edeceğiniz yanıtlar elbette ki olacaktır yalnız aklınızın ucundan dâhi geçemeyecek derecede ağır ve bir o kadar da manalı yanıtlar bu kitapta bulunmaktadır.

Bütün bir gezegen, zevklerimizi, hayallerimizi, davranışlarımızı, yaşam biçimimizi, dünyaya ve kendimize bakış açımızı her gün biraz daha değiştiren bir imaj, ses, düşünce ve çeşitli ürün selinin istilası altında. Bu olağanüstü kaynaşmadan çoğu zaman çelişkili gerçekler ortaya çıkıyor.. (Syf. 90)
*Kitapta çok güzel örnekler bulunmaktadır.


Her türlü, ideolojik, politik, psikolojik, dilsel, dinsel, tinsel, bilimsel, kültürel, etimolojik, (sayısal olmayan yalnız sözel anlamdaki) analitik düşünme ve türlü türlü konular ile ilgili az sayfadan oluşan yalnız insanın zihninde etkisini çok derinden hissettirebilen makaleler var. Kesinlikle okunmasını tavsiye ederim.

Bilgi sonsuz yol uzun :)

Îyi okumalar diliyorum :)
136 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Amin Maalouf' un okuduğum ilk kitabı. Başlamamın sebebi isminden çok etkilenmem ve günümüz "kimlik" sorununu anlatıyor olmasıydı. Baştan sona anlatmak istediği konuyu o kadar iyi işledi ki ondan etkilenmemek kaçınılmaz oldu benim için. Yazarın okuduğum her cümlede, beni aklımda karmaşık ve asla çözemeyeceğim sorulara gebe bıraktığını hissettim. Bu kitapla ilgili söylenecek çok şey var ama ayrıntılara girmenin kışkırtıcılığına direniyorum. Ve kitabı tavsiye ediyorum.
136 syf.
·11 günde
1976’da Lübnan’ı terk edip Fransa’ya yerleşen yazarı ilk başlarda gülümseten ancak daha sonra insanlardaki tehlikeli bir bakış açısının konuluşu gibi gelen kendini daha çok Lübnanlı mı yoksa daha Fransız mı hissettiği sorusundan yola çıkarak, kimlik hakkındaki düşüncelerini yazdığı kitap, günümüzde de aynı bakış açısıyla karşılaşmamdan dolayı ilgimi çekti.

Amin Maaluf’un deneme niteliğinde olan kitabının 1. bölümünde insanların dinsel, etnik, ulusal kimliklerden ötürü neden cinayetler işlediğini anlamak için kendi deyimiyle en kalleş bulduğu sözcüklerden biri olan kimlik kavramını sorguluyor. Kimliğin sadece bir değerden oluşmadığını insan doğduğu andan itibaren fiziksel özellikler, dili, dini, milliyeti, çevresi, kültürü yaşadıklarıyla kendisine aktarılan değerler bütününün oluşturduğu bir aidiyet duygusu olduğunu, bu değerler bütününün aynısının başka bir insanda bulunmamasının her insanı özel yaptığını belirtiyor. Dar, tutucu bir yaklaşımla bu değerler bütününden sadece birini alıp insanı seçime zorlama noktasında kimlikler ölümcül olmaya başlıyor.

Yazar kitabın diğer bölümlerinde kimliği oluşturan unsurları modernleşme, evrensellik, ölümcül kimlikleri evcilleştirme konularıyla ilişkilendirerek, Müslüman, Hristiyan dünyasından, bulunduğu ülkelerden örnekler vererek, geçmişi ve şu anı karşılaştırarak düşüncelerini paylaşmış.

Günümüzde de önemini koruyan bir konu kimlikler. Savaşların, katliamların oluşmasında etken. İnsanlar kendi ve başkalarının kimlikleriyle barışık, çeşitliliklerin ayırt edici değil de kültürümüze zenginlik katan değerler olduğunu benimseyebilirlerse aramızdaki ölümcül kimliklerin bizi yok etmesini durdurabiliriz.

Yazarın bazı düşünceleri tartışılabilir, genel olarak tespitleri doğru ayrımlaştırmanın etkilerine sık rastladığımız günümüzde de okunması gereken kitaplardan biri.
134 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
1949 doğumlu Amin Maalouf (doğrusu Emin Maluf) Lübnan’da dünyaya gelmiş 1976 yılında ülkede çıkan iç savaş sonucu ailesi ile Fransa’ya göç etmek zorunda kalmış anadili Arapça olan Hristiyan bir yazar. 44 yıldır Fransa da olmasından dolayı anadili gibi Fransızca konuşup tüm eserlerini Fransızca olarak yazmaktadır.

Böyle bir giriş yapmamın sebebi kitabın ilk bölümünde kimlik ve aidiyet sorununa dikkat çeken yazar hem Arap hem Hristiyan hem de Fransız vatandaşı olması nedeniyle kendini nasıl hissettiği ile ilgili tespitlerde bulunarak kimlik ve ait olma sorununun tüm dünyada önemli bir yer teşkil ettiğinden bahsetmektedir. Peki biz kimiz? Hangi kimliği taşıyıp nereye aitiz? Bu bölüm daha çok bu konuda okuyucuya bir kimlik muhasebesi yaptırıyor

Devamı : https://www.kitapofisihakan.com/...a/olumcul-kimlikler/
Ama madem gerginlikler hâlâ var gitgide daha vahim hale geliyor , bunun anlamı
bu gerçeklerin ne yeterince açık olduğu , ne de içtenlikle kabullenildiğidir .
Kimlik bölümlere ayrılamaz, o ne yarımlardan oluşur, ne üçte birlerden, ne de kuşatılmış diyarlardan. Benim bir çok kimliğim yok, bir kişiden diğerine asla aynı olmayan özel bir "dozda" onu biçimlendiren bütün ögelerden oluşmuş tek bir kimliğim var.
“Bir göçmen kendi kültürünün saygı gördüğünü ne kadar hissederse, geldiği ülke kültürüne o kadar açılacaktır.”
Her yaralı topluluğun içinde doğal olarak önderler belirir. Öfkeli ya da hesapçı bu kişiler , yaralara merhem olan “sonuna kadar gidelim “ söylemleriyle ortaya çıkarlar . Bir hak olan saygıyı karşıdakilerden dilenmemek gerektiğini , ama bunu onlara dayatmak gerektiğini söylerler .

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölümcül Kimlikler
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
134
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750801990
Orijinal adı:
Les Identites Meurtrieres
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Ben kimim?.. Nereye aitim?.. Doğulu muyum yoksa Batılı mı? Nereye aitim?.. Kültürel özellikler beni ne kadar ben yapıyor?.. Toplumsal yapı beni ne kadar belirliyor? Toplumsal ve kültürel koşullanmalardan ne kadar bağımsız düşünebiliyorum ve ne kadar özgür hareket edebiliyorum? Baktığım aynalar sürekli çatlayıp kırılıyor... Gerçekten ben, düşündüğüm ben miyim yoksa bir yanılsamanın içinde debelenip duruyor muyum?.. Son deneme kitabı Ölümcül Kimlikler'de bu can alıcı sorunları irdeleyen Amin Maalouf, böylece romanlarının teorik arka planını da açmış oluyor. Yirmi altı yaşında ülkesinden ayrılıp Paris'e yerleşen Amin Maalouf, ekonomi ve toplumbilim okudu. Gazetecilik yaptı... İlk kitabını 1983'te yayımladı. Bugün bir klasik kabul edilen ilk romanı Afrikalı Leo (1986) Fransız-Arap Dostluk Ödülü'nü, Tanios Kayası (1993) Goncourt Ödülü'nü kazandı. 1988'de yayımlanan ikinci romanı Semerkant ise pek çok dile çevrildi ve yazarı dünya çapında bir ilginin odağına yerleştirdi. Yazınsal sorunlarını kültür arkeolojisi temeli üstüne oturtan Lübnanlı yazar Amin Maalouf'u daha önce yine yayınlarımız arasında çıkan Afrikalı Leo, Doğunun Limanları, Semerkant, Tanios Kayası romanlarıyla Türkiyeli okurlar da çok sevdi ve benimsedi. Şimdi Maalouf, yeni kitabıyla yine önümüzde yeni ufuklar açıyor, kitaplığımızda yerini alıyor.

Kitabı okuyanlar 3.090 okur

  • S T
  • Ertuğrul GÜRCÜ
  • BüşraN
  • Es
  • Hülya Akkoyun
  • Artemisia
  • Aydın A
  • Ömer Faruk Kaplan
  • İzzettin AKKURT
  • Oğuz AYTEKİN

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.9
14-17 Yaş
%0.7
18-24 Yaş
%16.2
25-34 Yaş
%32.8
35-44 Yaş
%29.3
45-54 Yaş
%10.7
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%2.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%58.7
Erkek
%41.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.4 (176)
9
%20.7 (162)
8
%29.2 (229)
7
%16.1 (126)
6
%6 (47)
5
%3.1 (24)
4
%0.8 (6)
3
%0.9 (7)
2
%0.4 (3)
1
%0.5 (4)

Kitabın sıralamaları