·
Okunma
·
Beğeni
·
5,4bin
Gösterim
Adı:
Ölümlü Nesneler
Baskı tarihi:
30 Ekim 2015
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059799454
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Objecto Quase
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Baskılar:
Ölümlü Nesneler
Kısırdöngü
The Lives of Things
Ölümlü Nesneler
José Saramago'nun Portekiz'de Salazar diktatörlüğü altında yaşadığı dönemde yazdığı öykülerden oluşan, ülkesinde ilk defa 1975 yılında yayımlanmış Ölümlü Nesneler, büyük ustanın dünya çapında ünlenmesine ve Nobel Ödülü'nün kendisine layık görülmesine sebep olan müthiş ironisinin, muazzam öngörüsünün ve zekice geliştirdiği özgün felsefi mantığının erken dönem örneklerini okurlara sunar. Bir sandalyenin diktatörlükteki kader değiştirici önemi; bütün bir ülkeyi tek bir mezara gömmeye çalışan bir lider; kendi idaresini ele geçirmek isteyen bir araba ya da kimsenin itiraz etmediği baskıcı bir düzene isyan eden nesneler etrafında kurduğu bu öyküler, Saramago'nun külliyatındaki, Ölüm Bir Varmış. Bir Yokmuş ya da Körlük gibi okurların büyük hayranlık duyduğu başyapıtlarının tohumlarını da barındırır.

"Saramago da tıpkı Faulkner gibi, kendi kaynaklarına ve nihai hedefine o kadar güveniyor ki imkânsız olan herhangi bir şeye can verebilir." 
-John Updike, New Yorker-
(Tanıtım Bülteninden)
136 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Youtube inceleme videosu: https://youtu.be/rgaowT8txz4

Saramago’nun tarzını bilmeyen ve daha önce okumamışlar için iyi bir başlangıç kitabı. Diğer kitapları Körlük, Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, Kopyalanmış Adam gibi yorucu metinler yok diyebilirim. İçerisinde 6 farklı öykü barındırıyor. İlk hikaye Sandalye bir diktatörün yıkılışını anlatır. Ama bunu anlatırken yine kendi tarzından hiçbir şey kaybetmez yazarımız. Öyle bir yıkılıştır ki sandalyeye verdiği ruh diktatörün düşüşüyle anlam kazanır. Böceklerin içten içe yediği sandalye ile diktatörün düşüşü aslında gerçekten yaşamış olan Portekiz’li Antonio de Oliviera Salazar’ın ölümüne bir göndermedir. O da beyin kanaması geçirip sandalyeden düşmüştü. Saramago’nun muhteşem tasviri sayesinde an be an sandalyeden düşen Salazar’ı gözünüzde canlandırmak çok kolay oluyor.

İkinci öykü ise Ambargo… Arabası tarafından esir alınan bir adamın hikayesi. Ne yapsa kar etmiyor, arabadan bir türlü inemiyordu. Arabayı kontrol edebiliyor olsa da ne zaman benzinciden geçse kontrolü araba alıyor ve benzin almak için sıraya giriyordu. Yine yazarımız bir dönem benzine uygulanan ambargoyu kendi anlatım tarzıyla eleştiriyor.
Üçüncü hikaye Kısırdöngüde ölümden endişe duyan diktatörün bir gün şehrin en güzel yerine muazzam bir mezarlık yaptırdığı fakat ölüler ile yaşayanların arasında hiçbir farkın olmadığı, halkın koyun gibi güdüldüğü, boyun eğdiği, tek bir adamın insanların hayatını hiçe saydığı ve görmezden geldiği başka bir eleştiridir.

Dördüncü hikaye Nesneler benim en sevdiğim öykü oldu. Sınıflara ayrılmış bir toplumda sahip olduğunuz tüm eşyaların bir anda isyan ettiğini düşünün. Kapıların, Tvlerin, masa ve sandalyelerin, araçların, merdivenlerin ve hatta binaların bile. Toplumda kendine yer edinmek isteyen bu eşyalara karşı devlet elinden geleni yapsa da kar etmiyor. Çünkü bunu yaparken de eşyalardan yararlanmak zorundalar ve doğal olarak eşyası olmayan bir insan ortada çırılçıplak kalmak zorunda.

Beşinci hikaye Sentor mitolojik bir canlıdır. At adam desem gözünüzde canlanır diye düşünüyorum. Günümüz dünyasında son kalan sentorun hayatta kalma mücadelesini masal tadında anlatmış yazar.

Ve altıncı hikaye ise Kısas. Belki de Saramago’nun en kısa öyküsü. 1 sayfa kadar. Bundan çok da bahsetmeme gerek yok.

Ben en çok Nesneler öyküsünü sevdim ama her bir öykü damağınızda ayrı bir tat bırakıyor. Özellikle Ambargo öyküsü çok sürükleyiciyken, Sentor hikayesi büyülü bir masal gibi. Ve yazarın diğer kitaplarıyla karşılaştırıldığında tarzından hiçbir şey kaybetmemiş ve inanılmaz akıcı ve sade bir dille yazılmış öyküler. Bu kitabı da mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
136 syf.
·9/10 puan
“İnsanlar bir daha asla nesnelerin yerine konmayacak”

Hiciv, ironi diyince aklıma gelen ilk isimlerden biri de Jose Saramago’dur. Saramago çocuksu bir ruha sahip. İstedikçe daha çok isteyen, eleştirdikçe daha çok eleştiren ki bu eleştirenler çoğu zaman yapıcı eleştiriler olmakla beraber bazen vicdansızca eleştirdiğini de düşünmüyor değilim. Tıpkı Nobokov’un Dostoyevski’ye “vasat”demesi kadar bana ağır gelir eleştirileri. Bu eleştirel yanı, insanları sorgulamaya yöneltirken zaman zaman karamsarlığa da itiyor. Zaman, şahıs, mekân, olay önemli değildir Saramago için. O, her yerde sanatıyla anlatmak istediğini anlatma derdinde ve bu metinlerin yüksek sanatsal ve eleştirel yanı Saramago’nun edebi kişiliğinin yetkinliğindendir. Saramago bir edebiyat dehasıdır ve yüzyıllın en büyük isimlerinden biridir.

Saramago bizde “Körlük” ve “Kabil” kitaplarıyla bilinmektedir. Telif haklarından dolayı “Körlük” uzun bir süredir basılmıyor. Aldığım habere göre Kırmızı Kedi Yayınevi yakın zamanda tekrar basımını gerçekleştirecek. Bu yaz sahafçıları gezerken en çok aranan kitaplardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Saramago’nun tüm eserleri, şüphesiz çok değerlidir. Eserleri; edebi değeri çok yüksek, dilli hicivle harmanlanan, sürekli insanları tartışmaya ve sorgulamaya iten özelliklere sahip. Çoğu kitaplarında da eleştirel bir bakış açısı mevcut. Yazının konusu olacak bu kitap da şüphesiz bu eleştirel bakış acısıyla yazılmış en güzel kitaplarından biridir. Saramago; kişileri, zamanı, mekânı, devri eleştirmekle kalmaz yepyeni karakterler, ortamlar, hayatlar ve sistemleri de yaratır. Yaratıklarını sorgulattır ve yeri geldiğinde öldürür yenisi tekrar yaratır.
Elimizdeki bu kitap toplam altı öyküden oluşuyor. Her öykünün ayrı bir felsefi temeli var, her öykü bizi düşünmeye sevk etmektedir. İlk öyküsü “Sandalye” de bir diktatörü bir sandalye ile rezil eder yazar. “ Beelzebub sandalyesi kırılınca yere kapaklanmış, zebanileri ve iblisleri de peşi sıra yere yuvarlamış, bir düşünsenize!”(s21). Eşyaya bir anlam, bir güç, bir insan-i nüans yükler. Eşyalarla, nesnelerle dost olurken insanları düşman olarak görebilecek kadar kendinizi kaptırabiliyorsunuz bu öykülerde. “… Böylece ihtiyar layık olduğu bu kutlu olayın her anını layık olduğu biçimde, yapayalnız yaşıyor. (s.25)”. “Aslında biçim ve karakter itibariyle sırtlan sınıfına dahil edilebilirler ve nereden baksak bu büyük bir keşif sayılır(26)” . Bu cümleleriyle okurun için rahatlatıyor adeta. Burada Saramago’nun aslında insanın acizliğine ve sıradanlığına değinirken sonsuzluğun gölgesinde yer bulamayan bir güçten bir iktidardan bahsetmektedir. Ve bir gün tüm zorbaların ve zorbalığın kaderini sil baştan yazacak çok büyük olayların olmasına gerek olmadığını da şu cümlelerle dille getirir: “ Bazen, Buck jones dağın öteki yamacınsa dürüst ve mütevazı birkaç at hırsızını kovalamakla meşgulse basit bir sandalye ve katı bir çıkıntı bile, tıpkı Arşiment’in Sirakuzalı Hierona’a dediği gibi dünyaları yerinden oynatmaya ve kafatası kemiklerinin aklınca koruduğu damarları yetebilir.(S.26)” Ve eminim bugünlerde hepimizin ihtiyacı olduğu bu cümleyi de kurar ve ümit var olun der; “Bu sene eylül ayı ne güzel geçiyor, değil mi? Bu güzel havalara epeydir hasret kalmıştık (s.30)”

Tabi tüm öyküleri burada ele almak, teker teker incelemek mümkün değil. Saramago’nun neredeyse tüm öykülerinde sürrealist bir konu ve hava hakkim. Ayrıca bu öykülerde, insanların egemenliğini eşyaların, nesnelerin, insan dışı varlıkların varlığı ve hükümleri ve tüm bunların normal hayatımızda ilgisizliğin ve kayıtsızlığın boyutlarını da irdelerken gerçek dünyanın sahibinin kim olduğunu da sorgulattırıyor. Hayatımızda nesnelerin konumu ne? Nesneler ve diğer canlılarla ne kadar diyalogumuz var? Bir gün onların yok olması, aniden hayatımızdan çıkmaları ve bir gün- ilginç olanı burası- bizden intikam alabileceklerini düşünmemiz veya düşünemememiz ne kadar doğru? Bu soruların cevabını bu kitaptan sonra aramaya başlayan sadece ben olduğumu düşünmüyor. Farkın dallık ve sorgulama adına biraz da vicdanımız varsa eğer dönüp kendimizi eleştirmeye bu kitapla tekrar başlayabiliriz ve tarafsız bir hükme varmamız içten bile olmayacak o zaman. Ama yapamadığımız muhakkak, yine yazara kulak verelim; “İki tarafın anlattıklarına kulak verip suya sabuna dokunmadan tarafsız kalmaktan kolay bir şey yoktur bu dünyada, çünkü bu sayede zinanın alasını işleyip vicdanımızı temiz tuttuğumu iddia edebiliriz(s.28) ”.
Saramago’nun ironiye olan yetkinliğinden daha değerli ve daha göze çarpan bir diğer özelliği ise kullandığı dil ve üsluptur. “Sandalye” hikâyesine daha ağır, uzun ve ayrıntılı bir dil kullanırken, “Nesneler”, “Ambargo”,“Kısas”, “Sentor”, “Kısırdöngü” hikâyelerinde ise daha sade daha kolay okunan bir dil kullanmış. Burada iki öykü üzerinde iyi durulmalı ve tekrar tekrar okunmalı diye düşünüyorum; “Sandalye” ve “Nesneler” öyküleri.
“Nesneler” öyküsünde bir hiyerarşi düzenin, devlet-hükümet-vatandaş üçlüsü arasında bizleri dolaştırırken sosyal ve toplumsal mesajlar vermekten kaçınmaz ve aslında halkın tüm sistemlerin içerisinde rolünü de bize bir kere daha hatırlatıyor. Tabi yine hiciv ve ironi sanatını kullanması burada daha etkili olduğunu söylemekte fayda var. “Tarih boyunca tüm krallar ve dedilerse haklı çıkmışlar, kral olmayanlarsa hep bu haklılığın gölgesinde kalmışlardır; hem bu saptama tarih boyunca kralların emriyle tutulmuş olan kraliyet kayıtlarında yazılanlarla da örtüşüyor (s.48) ”
Şu satırları okurken yaşadığımız bugünleri hatırlamamak mümkün değil; “ Göçük altında kalarak, duvarın tepesinden çarpa çarpa düşerek, başına güneş geçip yere yığılarak, kanlı canlı ayaktayken aniden donup kaskatı kesilerek can verenlerin haddi hesabı yoktu. Ama bütün kurbanların şanlı törenlerle toprağa verildiği sakın unutulmasın (s.49)”. İtiraf edelim tam yaşadıklarımızı anlatıyor. Temel soru şu olmalı; hayat tekerrürden mi ibaret ve tüm insanlığın kaderi uçurumda sallanan aynı ip üzerine mi yazıldı? Yalnız değiliz ve yaptıklarımız sadece bizi değil tüm insanlığı etkilediğini, insanlığın geleceğine yön verdiğini bilmemiz lazım. Ona göre de hareket etmemiz lazım. Daha dünya bizimken.
“- Şimdi her şeyi baştan inşa etmemiz lazım.”
Ve bir kadın şöyle dedi;
“Nesneler olarak başka çaremiz kalmamıştı. İnsanlar bir daha asla nesnelerin yerine konmayacak”(s.106)
136 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Kendimizi hapsedilmiş, terkedilmiş ya da unutulmuş bir nesne olarak tahayyül edebilir miyiz?
İşte bu kitapta yazarımız bunu öylesine güzel imgelerle kurgulamış ki; akıcılığına hayran kalmama rağmen yavaş yavaş, hazmede hazmede bitirmeyi yeğledim. Saramago'nun kıvrak zekasını taşlamalarla bütünleştirdiği eserini mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.
136 syf.
·15 günde·7/10 puan
Saramago'dan okuduğum ikinci kitaptı. Nesneler üzerinden metaforlarla çok farklı konulara temas etmiş. Büyülü gerçekçilik tarzına alışık biri olarak beğendiğim bir kitap oldu.
İçerisinde altı öykü var. Sandalye ve nesneler öyküsü, oldukça düşündüren öyküler. Bazı öykülerin sonu havada kalıyor, biraz da okurun emek vermesi gerekiyor açıkçası.
Kalemine çok bayılmasam da Saramago okunması gereken bir yazar.
Üslubuyla tanışmayı düşünenler için güzel bir tercih olur.
136 syf.
En sevdiğim yazarlardan biri olan José Saramago'nun farkının ortada olduğu bir eserdi. Şimdiye kadar okuduğum kitaplarından da aşina olduğum üzere karakterlere, ülkelere isim vermemiş yazar. İhtiyar adam, memur, adam gibi sözcüklerle yetinmiş ve yazarın tarzını benimsemiş biri olarak benim için de yeterli oldu açıkçası. Yazar bu eserinde de isimler yerine olaylara yoğunlaşıyor.


Kitabın içeriğinden bahsetmek gerekirse; Birbirinden bağımsız 6 farklı bölümden oluşuyor.
-Sandalye
-Ambargo
-Kısır Döngü
-Nesneler
-Sentor
-Kısas.

Sandalye adlı bölümde yazar, ihtiyar bir adamın sandalyeden düşmesini anlatıyor. Çok basit gelebilir fakat yazar bunu o kadar profesyonel bir şekilde anlatıyor ki hayran kalmamak mümkün değil.

Ambargo ve Kısır Döngü bölümlerinde siyasi taşlamalar fazlasıyla dikkat çekiyor.

Nesneler bölümü çok tuhaf ve özgündü. Kanepenin ateşinin çıkması, posta kutusunun aniden ortadan kaybolması gibi garip olaylar sonrası ülkede yaşananları konu alıyor. Büyük bir krize dönüşen olaylar neticesinde sonunu en çok merak ettiğim bölüm oldu. En sevdiğim bölüm oldu diyebilirim de aslında...

Sentor ve Kısas bölümlerini ilk dört bölüm kadar sevemedim maalesef.

Ama genel olarak baktığım zaman, yine Saramago farkının olduğu bir eserdi. Hangi yazar, sandalyeden düşen ihtiyar bir adamı anlatır ve okuyucu sıkılmaz ki? José Saramago mutlaka okunması gereken yazarlardan. Jose Saramago okumamışlar için de yazarla tanışmak için de güzel bir başlangıç olabilir. Keyifli okumalar dilerim...
136 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
https://www.instagram.com/...?igshid=mj7nfr08k1gj

Ölümlü Nesneler 6 farklı öyküden oluşmaktadır. Gerçek bir başkaldırı eseridir. İronilerle doludur. Diğer eserlerine nazaran noktalama işaretleri mevcut ve blok yazılardan uzaktır. Okuması kolay ve keyifli bir kitap. En beğendiğim öykü açık ara farkla 'Nesneler'. Okuyan çoğunluğun da beğenisi bu yönde kesişir diye düşünüyorum. Bu arada yazarın hayatını ve Salazar diktatörlüğünü araştırmak kitabı sizin için daha anlaşılır kılacaktır. Bakış açısını sevdiğim bir yazar. Her eseriyle beni şaşırtmaya devam ediyor. Okuyun okutun. Ayrıca eser Saramago'ya Nobel Ödülü'nü getirmiş.
136 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Saramagoyu hiç okumayanlar için güzel bi başlangıç kitabı olacağını düşünüyorum.
6 öyküden oluşan kitap hem çok sürükleyici,hemde içinde hep daha derin anlamlar barındırıyor. En çok ambargo hikayesi etkiledi hem gerdi hem düşündürdü. Elimizi kolumuzu bağlayan nesneler var ve bizi onlar mı yönetiyor dedim. Çünkü sürücüsünden bağımsız bir araba aşırı dikkatimi çekti. Ve gerildim ha indi ha inecek niye böyle niye inemiyor diye yerimde sinirlerim oynadı.
(Nefes nefes kaldım ambargo sende.)

Her zamanki Saramago yine karakter isimleri koymamıştı.
Hangi yazar, sandalyeden düşen ihtiyar bir adamı anlatır ve okuyucu sıkılmaz ki?

“İnsanlar bir daha asla nesnelerin yerine konmayacak.”
136 syf.
·1 günde·4/10 puan
Bu kitabı okumaya başlamadan önce 1k'daki yazılan incelemeleri okudum. Ve incelemelere göre kitap güzelmiş. Ne yazık ki bana öyle gelmedi. Okumaya başladığımda ne okuduğumu anlamadım. İlk hikaye böylece bitti daha sonra . İkinci hikâyesine başladım. Orada belli bir olay vardı ve gerçekten çok güzeldi. 3. hikayesinde tekrar çok ve gereksiz betimleme vardı çok akıl karışıklığı yaşadım ve 4. hikaye de enfesti. Yani çifter çifter güzel hikâye ile karşılaştım:). İçerisinde olay olan hikayeler güzeldi ancak kitabın bütünü için bunu söylemek yanlış olur.


“Sandalye devrilmeye, düşmeye, kırılmaya başladı, ancak yere indiğini söylemek pek uygun olmaz. İnmek ifadesi kullanılırsa sandalyenin kanatlarını çırparak havalandığı, sonra da yere indiği zannedilebilir. Tabii sandalyenin kanatları olmaz, kolçakları varsa da onların yere indiği söylenmez, olsa olsa sandalyenin kolçakları yerinden çıktı denir. Gerçi inmek sözcüğünü gökten yağmur indi derken de kullanıyoruz, ama ben kendi tuzağıma düşmeden lafımı toparlasam iyi olacak…”

Diğer öyküler ise kendi yönetimini eline almak isteyen bu nedenle şoförünü rehin alan bir arabanın başkahraman olduğu Ambargo; ölüm korkusu yüzünden hükmettiği yeri mezarlığa çeviren bir iktidar sahibinin sonunu işaret eden Kısırdöngü; kaybolarak insanları derinden etkileyen nesnelerin zorba düzene karşı gelmesini konu eden ve tüketim körlüğünü de eleştiren Nesneler; yarı insan yarı at bir canlının insanlıktan kaçışını izleyerek varoluşa ilişkin yanıtlar arayan Sentor ve bir delikanlının doğa ile ilişkisinden, bir domuzun kesilişine tanık olduğu günlük hayatından, belki de bir gündüz düşünden kesitin kısacık bir metinle verildiği Kısas.
136 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10 puan
Saramago benim çok sevdiğim yazarlardan biri. Ölümlü Nesneler altı öyküden oluşan bir hikaye kitabı. Kısırdöngü ve Nesneler kitabın en uzun öyküleri. Bir öykü sever olarak benim en çok beğendiğim iki hikayesi Sandalye ve Ambargo oldu. Ambargoda nefes nefese kaldım diyebilirim. Diğerleri için aynı şeyi söylemek zor. Nesnelerde yer yer güzeldi. Diğerleri de güzeldi ama biraz zorlanarak okudum diyebilirim. Sandalye yani ilk öyküsü ciddi anlamda komikti diyebiliriz.

Kitap elbette bir Kabil değildi. O çok başka bir kitap. Harika bir konusu ve yazım şekli vardı. Öykü severlerin bu kitabı sıkılmadan okuyabileceğini düşünüyorum. Ancak yer yer biraz sizi zorlayabilir.
136 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Kaşını bıyığını almadan evlendirme programına katılıp, dalyan gibi erkeklerden elektrik alamadığını beyan eden bir kadının, ters köşe yaptığı gibi.. Jose Saramago, sağ gösterip sol vuruyor.. 5 hikaye, 5 ironi, 5 tokat.. Aforizmaları çok iyi.. Derin spoiler yüklü.. Kaliteli bir yazar..
136 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Saramago elinden çıkmış altı öykülük bir kitapla geçirdim iki günümü. Aralıksız devam edemedim okumaya zira uzuun molalar vermem gerekti öyküler üzerinde düşünmek için. Kitap bittiğinde de kendiliğinden geldi kitabın adının anlamı. Her öyküde ölüm temasının bulunduğunu söylemem "spoiler" sayılmaz sanırım. İnsanlara dair ise ironik siyasi eleştiriler-ki ilk öykü olan "Sandalye"de bir sandalyenin(diktatörün) devriliş anını anlatır- eşliğinde insanların nasıl birer eşyaya dönüştüğünü, insani değerlerini nasıl yitirdiklerini, çoğu zaman ekonomik kimi zaman da toplumsal dürtülerle birbirlerine değer vermeyi bir kenara bırakıp onlara hükmetme ve onları köleleştirme yoluna gittiklerini ki bu süreçte aslında kendilerini eşyaların kölesi haline getirdiklerini fark etmemelerini düşündüm. Bu iki noktayı bağlayınca da ortaya "Ölümlü Nesneler" çıktı. İnsani yönlerini yitirmiş varlıklar...

Ambargo, Nesneler ve Sentor adlı öyküleri çok sevdim.

Saramago'nun üslubu çoğu öyküde her zamanki gibi harikaydı. Ama bu kitap ilk dönemlerine rastladığından mıdır bilmiyorum bana birkaç öyküde farklı bir üslubu da denemiş gibi geldi. Birkaç öykü akıcılıktan yoksundu ama işlediği konular, akışı sağladı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölümlü Nesneler
Baskı tarihi:
30 Ekim 2015
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059799454
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Objecto Quase
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Baskılar:
Ölümlü Nesneler
Kısırdöngü
The Lives of Things
Ölümlü Nesneler
José Saramago'nun Portekiz'de Salazar diktatörlüğü altında yaşadığı dönemde yazdığı öykülerden oluşan, ülkesinde ilk defa 1975 yılında yayımlanmış Ölümlü Nesneler, büyük ustanın dünya çapında ünlenmesine ve Nobel Ödülü'nün kendisine layık görülmesine sebep olan müthiş ironisinin, muazzam öngörüsünün ve zekice geliştirdiği özgün felsefi mantığının erken dönem örneklerini okurlara sunar. Bir sandalyenin diktatörlükteki kader değiştirici önemi; bütün bir ülkeyi tek bir mezara gömmeye çalışan bir lider; kendi idaresini ele geçirmek isteyen bir araba ya da kimsenin itiraz etmediği baskıcı bir düzene isyan eden nesneler etrafında kurduğu bu öyküler, Saramago'nun külliyatındaki, Ölüm Bir Varmış. Bir Yokmuş ya da Körlük gibi okurların büyük hayranlık duyduğu başyapıtlarının tohumlarını da barındırır.

"Saramago da tıpkı Faulkner gibi, kendi kaynaklarına ve nihai hedefine o kadar güveniyor ki imkânsız olan herhangi bir şeye can verebilir." 
-John Updike, New Yorker-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 965 okur

  • Perihan arslan
  • Lumina
  • Ayşe SAĞKOL
  • GizemKaradeli
  • destine bayramoglu
  • Kadriye
  • Deniz
  • Ömer Kılıç
  • Gökhan Alkan
  • BYZ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%1.7
13-17 Yaş
%6.9
18-24 Yaş
%17.2
25-34 Yaş
%44.8
35-44 Yaş
%24.1
45-54 Yaş
%1.7
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.2
Erkek
%39.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.7 (57)
9
%14.1 (48)
8
%20.2 (69)
7
%20.5 (70)
6
%8.5 (29)
5
%4.1 (14)
4
%2.3 (8)
3
%0
2
%0.3 (1)
1
%0.3 (1)