Ölümlü NesnelerJosé Saramago

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.834
Gösterim
Adı:
Ölümlü Nesneler
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059799454
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Objecto Quase
Çeviri:
Emrah İmre
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi
José Saramago'nun Portekiz'de Salazar diktatörlüğü altında yaşadığı dönemde yazdığı öykülerden oluşan, ülkesinde ilk defa 1975 yılında yayımlanmış Ölümlü Nesneler, büyük ustanın dünya çapında ünlenmesine ve Nobel Ödülü'nün kendisine layık görülmesine sebep olan müthiş ironisinin, muazzam öngörüsünün ve zekice geliştirdiği özgün felsefi mantığının erken dönem örneklerini okurlara sunar. Bir sandalyenin diktatörlükteki kader değiştirici önemi; bütün bir ülkeyi tek bir mezara gömmeye çalışan bir lider; kendi idaresini ele geçirmek isteyen bir araba ya da kimsenin itiraz etmediği baskıcı bir düzene isyan eden nesneler etrafında kurduğu bu öyküler, Saramago'nun külliyatındaki, Ölüm Bir Varmış. Bir Yokmuş ya da Körlük gibi okurların büyük hayranlık duyduğu başyapıtlarının tohumlarını da barındırır.

"Saramago da tıpkı Faulkner gibi, kendi kaynaklarına ve nihai hedefine o kadar güveniyor ki imkânsız olan herhangi bir şeye can verebilir."
-John Updike, New Yorker-
(Tanıtım Bülteninden)
“İnsanlar bir daha asla nesnelerin yerine konmayacak”

Hiciv, ironi diyince aklıma gelen ilk isimlerden biri de Jose Saramago’dur. Saramago çocuksu bir ruha sahip. İstedikçe daha çok isteyen, eleştirdikçe daha çok eleştiren ki bu eleştirenler çoğu zaman yapıcı eleştiriler olmakla beraber bazen vicdansızca eleştirdiğini de düşünmüyor değilim. Tıpkı Nobokov’un Dostoyevski’ye “vasat”demesi kadar bana ağır gelir eleştirileri. Bu eleştirel yanı, insanları sorgulamaya yöneltirken zaman zaman karamsarlığa da itiyor. Zaman, şahıs, mekân, olay önemli değildir Saramago için. O, her yerde sanatıyla anlatmak istediğini anlatma derdinde ve bu metinlerin yüksek sanatsal ve eleştirel yanı Saramago’nun edebi kişiliğinin yetkinliğindendir. Saramago bir edebiyat dehasıdır ve yüzyıllın en büyük isimlerinden biridir.

Saramago bizde “Körlük” ve “Kabil” kitaplarıyla bilinmektedir. Telif haklarından dolayı “Körlük” uzun bir süredir basılmıyor. Aldığım habere göre Kırmızı Kedi Yayınevi yakın zamanda tekrar basımını gerçekleştirecek. Bu yaz sahafçıları gezerken en çok aranan kitaplardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Saramago’nun tüm eserleri, şüphesiz çok değerlidir. Eserleri; edebi değeri çok yüksek, dilli hicivle harmanlanan, sürekli insanları tartışmaya ve sorgulamaya iten özelliklere sahip. Çoğu kitaplarında da eleştirel bir bakış açısı mevcut. Yazının konusu olacak bu kitap da şüphesiz bu eleştirel bakış acısıyla yazılmış en güzel kitaplarından biridir. Saramago; kişileri, zamanı, mekânı, devri eleştirmekle kalmaz yepyeni karakterler, ortamlar, hayatlar ve sistemleri de yaratır. Yaratıklarını sorgulattır ve yeri geldiğinde öldürür yenisi tekrar yaratır.
Elimizdeki bu kitap toplam altı öyküden oluşuyor. Her öykünün ayrı bir felsefi temeli var, her öykü bizi düşünmeye sevk etmektedir. İlk öyküsü “Sandalye” de bir diktatörü bir sandalye ile rezil eder yazar. “ Beelzebub sandalyesi kırılınca yere kapaklanmış, zebanileri ve iblisleri de peşi sıra yere yuvarlamış, bir düşünsenize!”(s21). Eşyaya bir anlam, bir güç, bir insan-i nüans yükler. Eşyalarla, nesnelerle dost olurken insanları düşman olarak görebilecek kadar kendinizi kaptırabiliyorsunuz bu öykülerde. “… Böylece ihtiyar layık olduğu bu kutlu olayın her anını layık olduğu biçimde, yapayalnız yaşıyor. (s.25)”. “Aslında biçim ve karakter itibariyle sırtlan sınıfına dahil edilebilirler ve nereden baksak bu büyük bir keşif sayılır(26)” . Bu cümleleriyle okurun için rahatlatıyor adeta. Burada Saramago’nun aslında insanın acizliğine ve sıradanlığına değinirken sonsuzluğun gölgesinde yer bulamayan bir güçten bir iktidardan bahsetmektedir. Ve bir gün tüm zorbaların ve zorbalığın kaderini sil baştan yazacak çok büyük olayların olmasına gerek olmadığını da şu cümlelerle dille getirir: “ Bazen, Buck jones dağın öteki yamacınsa dürüst ve mütevazı birkaç at hırsızını kovalamakla meşgulse basit bir sandalye ve katı bir çıkıntı bile, tıpkı Arşiment’in Sirakuzalı Hierona’a dediği gibi dünyaları yerinden oynatmaya ve kafatası kemiklerinin aklınca koruduğu damarları yetebilir.(S.26)” Ve eminim bugünlerde hepimizin ihtiyacı olduğu bu cümleyi de kurar ve ümit var olun der; “Bu sene eylül ayı ne güzel geçiyor, değil mi? Bu güzel havalara epeydir hasret kalmıştık (s.30)”

Tabi tüm öyküleri burada ele almak, teker teker incelemek mümkün değil. Saramago’nun neredeyse tüm öykülerinde sürrealist bir konu ve hava hakkim. Ayrıca bu öykülerde, insanların egemenliğini eşyaların, nesnelerin, insan dışı varlıkların varlığı ve hükümleri ve tüm bunların normal hayatımızda ilgisizliğin ve kayıtsızlığın boyutlarını da irdelerken gerçek dünyanın sahibinin kim olduğunu da sorgulattırıyor. Hayatımızda nesnelerin konumu ne? Nesneler ve diğer canlılarla ne kadar diyalogumuz var? Bir gün onların yok olması, aniden hayatımızdan çıkmaları ve bir gün- ilginç olanı burası- bizden intikam alabileceklerini düşünmemiz veya düşünemememiz ne kadar doğru? Bu soruların cevabını bu kitaptan sonra aramaya başlayan sadece ben olduğumu düşünmüyor. Farkın dallık ve sorgulama adına biraz da vicdanımız varsa eğer dönüp kendimizi eleştirmeye bu kitapla tekrar başlayabiliriz ve tarafsız bir hükme varmamız içten bile olmayacak o zaman. Ama yapamadığımız muhakkak, yine yazara kulak verelim; “İki tarafın anlattıklarına kulak verip suya sabuna dokunmadan tarafsız kalmaktan kolay bir şey yoktur bu dünyada, çünkü bu sayede zinanın alasını işleyip vicdanımızı temiz tuttuğumu iddia edebiliriz(s.28) ”.
Saramago’nun ironiye olan yetkinliğinden daha değerli ve daha göze çarpan bir diğer özelliği ise kullandığı dil ve üsluptur. “Sandalye” hikâyesine daha ağır, uzun ve ayrıntılı bir dil kullanırken, “Nesneler”, “Ambargo”,“Kısas”, “Sentor”, “Kısırdöngü” hikâyelerinde ise daha sade daha kolay okunan bir dil kullanmış. Burada iki öykü üzerinde iyi durulmalı ve tekrar tekrar okunmalı diye düşünüyorum; “Sandalye” ve “Nesneler” öyküleri.
“Nesneler” öyküsünde bir hiyerarşi düzenin, devlet-hükümet-vatandaş üçlüsü arasında bizleri dolaştırırken sosyal ve toplumsal mesajlar vermekten kaçınmaz ve aslında halkın tüm sistemlerin içerisinde rolünü de bize bir kere daha hatırlatıyor. Tabi yine hiciv ve ironi sanatını kullanması burada daha etkili olduğunu söylemekte fayda var. “Tarih boyunca tüm krallar ve dedilerse haklı çıkmışlar, kral olmayanlarsa hep bu haklılığın gölgesinde kalmışlardır; hem bu saptama tarih boyunca kralların emriyle tutulmuş olan kraliyet kayıtlarında yazılanlarla da örtüşüyor (s.48) ”
Şu satırları okurken yaşadığımız bugünleri hatırlamamak mümkün değil; “ Göçük altında kalarak, duvarın tepesinden çarpa çarpa düşerek, başına güneş geçip yere yığılarak, kanlı canlı ayaktayken aniden donup kaskatı kesilerek can verenlerin haddi hesabı yoktu. Ama bütün kurbanların şanlı törenlerle toprağa verildiği sakın unutulmasın (s.49)”. İtiraf edelim tam yaşadıklarımızı anlatıyor. Temel soru şu olmalı; hayat tekerrürden mi ibaret ve tüm insanlığın kaderi uçurumda sallanan aynı ip üzerine mi yazıldı? Yalnız değiliz ve yaptıklarımız sadece bizi değil tüm insanlığı etkilediğini, insanlığın geleceğine yön verdiğini bilmemiz lazım. Ona göre de hareket etmemiz lazım. Daha dünya bizimken.
“- Şimdi her şeyi baştan inşa etmemiz lazım.”
Ve bir kadın şöyle dedi;
“Nesneler olarak başka çaremiz kalmamıştı. İnsanlar bir daha asla nesnelerin yerine konmayacak”(s.106)
Yine José Saramago'nun farkının ortada olduğu bir eserdi. Şimdiye kadar okuduğum kitaplarından da aşina olduğum üzere karakterlere, ülkelere isim vermemiş yazar. İhtiyar adam, memur, adam gibi sözcüklerle yetinmiş ve yazarın tarzını benimsemiş biri olarak benim için de yeterli oldu açıkçası. Yazar bu eserinde de isimler yerine olaylara yoğunlaşıyor.


Kitabın içeriğinden bahsetmek gerekirse; Birbirinden bağımsız 6 farklı bölümden oluşuyor.
-Sandalye
-Ambargo
-Kısır Döngü
-Nesneler
-Sentor
-Kısas.

Sandalye adlı bölümde yazar, ihtiyar bir adamın sandalyeden düşmesini anlatıyor. Çok basit gelebilir fakat yazar bunu o kadar profesyonel bir şekilde anlatıyor ki hayran kalmamak mümkün değil.

Ambargo ve Kısır Döngü bölümlerinde siyasi taşlamalar fazlasıyla dikkat çekiyor.

Nesneler bölümü çok tuhaf ve özgündü. Kanepenin ateşinin çıkması, posta kutusunun aniden ortadan kaybolması gibi garip olaylar sonrası ülkede yaşananları konu alıyor. Büyük bir krize dönüşen olaylar neticesinde sonunu en çok merak ettiğim bölüm oldu. En sevdiğim bölüm oldu diyebilirim de aslında...

Sentor ve Kısas bölümlerini ilk dört bölüm kadar sevemedim maalesef.

Ama genel olarak baktığım zaman, yine Saramago farkının olduğu bir eserdi. Hangi yazar, sandalyeden düşen ihtiyar bir adamı anlatır ve okuyucu sıkılmaz ki? José Saramago mutlaka okunması gereken yazarlardan. Jose Saramago okumamışlar için de yazarla tanışmak için de güzel bir başlangıç olabilir. Keyifli okumalar dilerim...
  • Satranç
    8.7/10 (8.423 Oy)8.373 beğeni22.711 okunma1.430 alıntı104.927 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.034 Oy)17.406 beğeni39.310 okunma2.092 alıntı164.514 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.806 Oy)8.098 beğeni25.876 okunma618 alıntı126.020 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.969 Oy)12.416 beğeni31.605 okunma2.735 alıntı131.924 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.789 Oy)7.322 beğeni20.474 okunma675 alıntı79.039 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.495 Oy)5.771 beğeni15.155 okunma2.193 alıntı78.132 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (3.946 Oy)3.472 beğeni11.639 okunma1.034 alıntı47.422 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.229 Oy)5.341 beğeni18.052 okunma687 alıntı91.816 gösterim
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    8.6/10 (5.357 Oy)5.012 beğeni14.417 okunma1.593 alıntı77.268 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.938 Oy)8.325 beğeni23.118 okunma1.124 alıntı112.239 gösterim
Saramago benim çok sevdiğim yazarlardan biri. Ölümlü Nesneler altı öyküden oluşan bir hikaye kitabı. Kısırdöngü ve Nesneler kitabın en uzun öyküleri. Bir öykü sever olarak benim en çok beğendiğim iki hikayesi Sandalye ve Ambargo oldu. Ambargoda nefes nefese kaldım diyebilirim. Diğerleri için aynı şeyi söylemek zor. Nesnelerde yer yer güzeldi. Diğerleri de güzeldi ama biraz zorlanarak okudum diyebilirim. Sandalye yani ilk öyküsü ciddi anlamda komikti diyebiliriz.

Kitap elbette bir Kabil değildi. O çok başka bir kitap. Harika bir konusu ve yazım şekli vardı. Öykü severlerin bu kitabı sıkılmadan okuyabileceğini düşünüyorum. Ancak yer yer biraz sizi zorlayabilir.
Okuduğum ilk Saramago kitabı oldu. İlk bu kitaptan başlamak yazarı tanımak adına doğru bir karar mıydı açıkçası bilemiyorum. Yaşanan tarihsel olayları çeşitli nesneler üzerinden yoğun bir ironi ile aktarmış yazar. Sandalye ile ilgili kısmını okurken adeta bir sandalye üzerine bu kadar yazılabilir mi diye ciddi ciddi sorguladım. Ambargo ile ilgili kısımda ise çıldırmak üzereydim ki sonunda o koltuktan kalkabildi karakterimiz. Kısacası sıradışı bir kitap. Yazarın ilk okunacak kitabı olmasa da okunması gereken kitaplarından birisi.
'Ambargo' ve 'Nesneler' öykülerine bayıldım. Özellikle 'Nesneler' daha geniş yazılarak harika bir bilim kurgu romanına dönüşebilirmiş, bana bu hissi verdi...
Saramago elinden çıkmış altı öykülük bir kitapla geçirdim iki günümü. Aralıksız devam edemedim okumaya zira uzuun molalar vermem gerekti öyküler üzerinde düşünmek için. Kitap bittiğinde de kendiliğinden geldi kitabın adının anlamı. Her öyküde ölüm temasının bulunduğunu söylemem "spoiler" sayılmaz sanırım. İnsanlara dair ise ironik siyasi eleştiriler-ki ilk öykü olan "Sandalye"de bir sandalyenin(diktatörün) devriliş anını anlatır- eşliğinde insanların nasıl birer eşyaya dönüştüğünü, insani değerlerini nasıl yitirdiklerini, çoğu zaman ekonomik kimi zaman da toplumsal dürtülerle birbirlerine değer vermeyi bir kenara bırakıp onlara hükmetme ve onları köleleştirme yoluna gittiklerini ki bu süreçte aslında kendilerini eşyaların kölesi haline getirdiklerini fark etmemelerini düşündüm. Bu iki noktayı bağlayınca da ortaya "Ölümlü Nesneler" çıktı. İnsani yönlerini yitirmiş varlıklar...

Ambargo, Nesneler ve Sentor adlı öyküleri çok sevdim.

Saramago'nun üslubu çoğu öyküde her zamanki gibi harikaydı. Ama bu kitap ilk dönemlerine rastladığından mıdır bilmiyorum bana birkaç öyküde farklı bir üslubu da denemiş gibi geldi. Birkaç öykü akıcılıktan yoksundu ama işlediği konular, akışı sağladı.
Birbirinden farklı ve bir o kadar da ilgi çekici olan altı öyküden oluşmuş güzel bir kolaj okudum. Her öykünün bence bir ortak yönü vardı;distopya. Her öyküde farklı distopya örnekleri bulunmaktaydı. Özellikle 'Nesneler' öyküsü tam bir distopya idi. İnsanların kastlarının olduğu bu kastlara dair bedenlerinde bir mühür taşıdıkları, mühürsüz olanlar tarafından dünyalarına müdahalede bulunması vs. her şey çok iyi kurgulanmıştı. Bunun yanı sıra ölüm teması da kitabın adından da ötürü olsa gerek tüm öykülerin belli kısımlarında mevcuttu.
Kendimizi hapsedilmiş, terkedilmiş ya da unutulmuş bir nesne olarak tahayyül edebilir miyiz?
İşte bu kitapta yazarımız bunu öylesine güzel imgelerle kurgulamış ki; akıcılığına hayran kalmama rağmen yavaş yavaş, hazmede hazmede bitirmeyi yeğledim. Saramago'nun kıvrak zekasını taşlamalarla bütünleştirdiği eserini mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.
Jose Samarago, beni bütün gün hayal gücüne hayran bıraktın üstelik kitabı ikinci kez okuyor olmama rağmen tekrar yaşattın beni o hayal gezegeninde.
Çok şeker öykülerinle beni benden aldın. Şu tatlı kitabı okumayın da ya ne yapın. Bu arada Nobel Edebiyat ödülü almış Samarago abimiz Portekizli. Aslında Portekizlileri pek sevmem. Bu Amerikayı kesifleri ve o diyarlarda yaşayanlara yaptıklarından kaynaklı biraz. Tabi ki onyargi hepsi aynı mı tabi ki öyle değil ama Portekiz denilince aklıma o geliyor. Ben napayim beynimin oyunu. Ben bu oyunu bozarım deyip bozdum azıcık. Samarago abimiz farklı. Çok insanca. Oykulerinden biri var ki beni benden aldı. Yok olan insanlar mı desem nesneler mi? Her ikisi de mi? Spoiler içerdi. Sustum. Ve artık insanlar nesnelerin yerini alamayacak sözü. Evet Az, çoktur sahiden. Niye o kadar eşyaya boğuyoruz kendimizi. Bir baza bir de kitap okumalık mor bir berjer 'kesinlikle mor olmalı' yeterdi di mi? Bence de :)
Saramago, henüz bu ilk öykülerinde bile rastlayabileceğimiz alışılmadık kurgularıyla, ileride nasıl bir çılgınlık yapacağını,nasıl enfes hikayelerle başımızı döndüreceğini sezdirir bizlere.

Nerede en akla gelmedik, en beklenmedik, en sıradışı konu varsa, orada Saramago'yu buluruz. Müthiş edebi işçiliğiyle, duygusallıktan, öznellikten uzak bir açıklık ve sadelikle, benzerlerini Hemingway'de de gördüğümüz o olaylara bir gazeteci gibi yaklaşan anlatımıyla, imkansızı mümkün dünyalara taşır. Verdiği ayrıntılar, anlatılan konuyu daha inanılmaz yapmaz; aksine, bu ayrıntılar, kurguyu "bunlar mümkün olsaydı tam olarak böyle yaşanırdı" düzlemine taşır.

Nesnelerin ayaklanması, onu kullananlara başkaldırması.. Hep olduğu gibi, yine önce şaşıran, ardından duruma hemen alışan insanlığın, kendinden olmayana karşı zalimce uygulamalar eşliğinde önlemler alması; tehdidi yok etmek yerine kendi sonunu kendi eliyle hazırlaması.. Salazar diktatörlüğünden çok çekmiş bir yazar için konuyu bu açıdan ele alması beklenilen bir şey elbette. Fakat kurgular fazlasıyla özgün, fazlasıyla ilgi çekici, fazlasıyla tuhaf..

Okuyun!..
Bazen boş kalmaktan, bazen hayalperestliğin verdiği düşünce koşturmalarından, bazen ondan bundan... Bir şekilde saçma dediğiniz, düşündüğünüz anda yanınızdaki kişye dahi söylemekte çekindiğiniz fikirler olmuştur. Mesela 'bir sabah arabamıza bindiğimizde biz onu degil de o bizi kullansa' gibi. Bu düşünceden utanmak bu düşünceyi kurmaktan daha uzun sürer hatta. Lakin insan Saramago okuyunca, aslında o fikirlerin ,bilakis, değerli olduğuna, bu tarz fikirlerden nice metaforlar ile pek çok düşüncelerin var edeceğine kanaat getiriyor. Insan, doğrusu, artık üzerindeki çecre baskısından gelen yetişkinliği önce çocukça kurmacalardan besliyor. Teşekkürler Saramago :)
Saramago farkı... Her defasında dehasıyla beni şaşırtan adam... Kitaplarının hepsini okuyup bitirmekten korktuğum, cümleleri kurma biçimiyle ve edebi tutumuyla siyasete inceden dokundurarak her şeye bakış açısıyla özgünlüğünü hiç bozmamış bir yazar.
Doğruydu ya, ölüm bir tek insanlara değil, her canlıya mahsustu...
José Saramago
Sayfa 54 - Kırmızı Kedi Yayınevi
İnsan ruhunun varlığı kimileri tarafından çeşitli yollarla kanıtlanmışsa bize de bu ruhun keyfini çıkarmak düşer.
José Saramago
Sayfa 15 - Kırmızı Kedi Yayınevi
gündüzleri uyumaya ve geceleri yürümeye başlamıştı. (..)
Uyumasının sebebiyse rüya görebilmekti. Suyu sadece su içmiş olmak için içiyordu.
José Saramago
Sayfa 114 - Kırmızıkedi kitap
Aman dikkat, kafatasının içindeki her şeyin duygu ve düşüncelerle alakalı olduğu gibi bir düşünceye kapılmayalım.
José Saramago
Sayfa 29 - Kırmızı Kedi Yayınevi
İnşa edilen heybetli piramitle firavunun yerleştirileceği veya yerleştirildiği izbe odanın arasındaki fark, bilge ve sağduyulu atalarımızın söylediği gibi, kefenin cebi yok, şeklinde özetlenebilir.
José Saramago
Sayfa 14 - Kırmızı Kedi Yayınevi 3. Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölümlü Nesneler
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059799454
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Objecto Quase
Çeviri:
Emrah İmre
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi
José Saramago'nun Portekiz'de Salazar diktatörlüğü altında yaşadığı dönemde yazdığı öykülerden oluşan, ülkesinde ilk defa 1975 yılında yayımlanmış Ölümlü Nesneler, büyük ustanın dünya çapında ünlenmesine ve Nobel Ödülü'nün kendisine layık görülmesine sebep olan müthiş ironisinin, muazzam öngörüsünün ve zekice geliştirdiği özgün felsefi mantığının erken dönem örneklerini okurlara sunar. Bir sandalyenin diktatörlükteki kader değiştirici önemi; bütün bir ülkeyi tek bir mezara gömmeye çalışan bir lider; kendi idaresini ele geçirmek isteyen bir araba ya da kimsenin itiraz etmediği baskıcı bir düzene isyan eden nesneler etrafında kurduğu bu öyküler, Saramago'nun külliyatındaki, Ölüm Bir Varmış. Bir Yokmuş ya da Körlük gibi okurların büyük hayranlık duyduğu başyapıtlarının tohumlarını da barındırır.

"Saramago da tıpkı Faulkner gibi, kendi kaynaklarına ve nihai hedefine o kadar güveniyor ki imkânsız olan herhangi bir şeye can verebilir."
-John Updike, New Yorker-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 131 okur

  • gizem dağlı
  • Büşra Aslan
  • naim sarı
  • Çetin Ceviz
  • F
  • İsmail YILDIZ
  • Selim Taş
  • Leyla ÖZEN
  • Barış
  • Sadullah AKSOY

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.7
14-17 Yaş
%6.9
18-24 Yaş
%17.2
25-34 Yaş
%44.8
35-44 Yaş
%24.1
45-54 Yaş
%1.7
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.2
Erkek
%39.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.2 (10)
9
%25 (13)
8
%17.3 (9)
7
%21.2 (11)
6
%11.5 (6)
5
%1.9 (1)
4
%1.9 (1)
3
%0
2
%1.9 (1)
1
%0