Adı:
Ölümlü Nesneler
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059799454
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Objecto Quase
Çeviri:
Emrah İmre
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi
José Saramago'nun Portekiz'de Salazar diktatörlüğü altında yaşadığı dönemde yazdığı öykülerden oluşan, ülkesinde ilk defa 1975 yılında yayımlanmış Ölümlü Nesneler, büyük ustanın dünya çapında ünlenmesine ve Nobel Ödülü'nün kendisine layık görülmesine sebep olan müthiş ironisinin, muazzam öngörüsünün ve zekice geliştirdiği özgün felsefi mantığının erken dönem örneklerini okurlara sunar. Bir sandalyenin diktatörlükteki kader değiştirici önemi; bütün bir ülkeyi tek bir mezara gömmeye çalışan bir lider; kendi idaresini ele geçirmek isteyen bir araba ya da kimsenin itiraz etmediği baskıcı bir düzene isyan eden nesneler etrafında kurduğu bu öyküler, Saramago'nun külliyatındaki, Ölüm Bir Varmış. Bir Yokmuş ya da Körlük gibi okurların büyük hayranlık duyduğu başyapıtlarının tohumlarını da barındırır.

"Saramago da tıpkı Faulkner gibi, kendi kaynaklarına ve nihai hedefine o kadar güveniyor ki imkânsız olan herhangi bir şeye can verebilir."
-John Updike, New Yorker-
(Tanıtım Bülteninden)
“İnsanlar bir daha asla nesnelerin yerine konmayacak”

Hiciv, ironi diyince aklıma gelen ilk isimlerden biri de Jose Saramago’dur. Saramago çocuksu bir ruha sahip. İstedikçe daha çok isteyen, eleştirdikçe daha çok eleştiren ki bu eleştirenler çoğu zaman yapıcı eleştiriler olmakla beraber bazen vicdansızca eleştirdiğini de düşünmüyor değilim. Tıpkı Nobokov’un Dostoyevski’ye “vasat”demesi kadar bana ağır gelir eleştirileri. Bu eleştirel yanı, insanları sorgulamaya yöneltirken zaman zaman karamsarlığa da itiyor. Zaman, şahıs, mekân, olay önemli değildir Saramago için. O, her yerde sanatıyla anlatmak istediğini anlatma derdinde ve bu metinlerin yüksek sanatsal ve eleştirel yanı Saramago’nun edebi kişiliğinin yetkinliğindendir. Saramago bir edebiyat dehasıdır ve yüzyıllın en büyük isimlerinden biridir.

Saramago bizde “Körlük” ve “Kabil” kitaplarıyla bilinmektedir. Telif haklarından dolayı “Körlük” uzun bir süredir basılmıyor. Aldığım habere göre Kırmızı Kedi Yayınevi yakın zamanda tekrar basımını gerçekleştirecek. Bu yaz sahafçıları gezerken en çok aranan kitaplardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Saramago’nun tüm eserleri, şüphesiz çok değerlidir. Eserleri; edebi değeri çok yüksek, dilli hicivle harmanlanan, sürekli insanları tartışmaya ve sorgulamaya iten özelliklere sahip. Çoğu kitaplarında da eleştirel bir bakış açısı mevcut. Yazının konusu olacak bu kitap da şüphesiz bu eleştirel bakış acısıyla yazılmış en güzel kitaplarından biridir. Saramago; kişileri, zamanı, mekânı, devri eleştirmekle kalmaz yepyeni karakterler, ortamlar, hayatlar ve sistemleri de yaratır. Yaratıklarını sorgulattır ve yeri geldiğinde öldürür yenisi tekrar yaratır.
Elimizdeki bu kitap toplam altı öyküden oluşuyor. Her öykünün ayrı bir felsefi temeli var, her öykü bizi düşünmeye sevk etmektedir. İlk öyküsü “Sandalye” de bir diktatörü bir sandalye ile rezil eder yazar. “ Beelzebub sandalyesi kırılınca yere kapaklanmış, zebanileri ve iblisleri de peşi sıra yere yuvarlamış, bir düşünsenize!”(s21). Eşyaya bir anlam, bir güç, bir insan-i nüans yükler. Eşyalarla, nesnelerle dost olurken insanları düşman olarak görebilecek kadar kendinizi kaptırabiliyorsunuz bu öykülerde. “… Böylece ihtiyar layık olduğu bu kutlu olayın her anını layık olduğu biçimde, yapayalnız yaşıyor. (s.25)”. “Aslında biçim ve karakter itibariyle sırtlan sınıfına dahil edilebilirler ve nereden baksak bu büyük bir keşif sayılır(26)” . Bu cümleleriyle okurun için rahatlatıyor adeta. Burada Saramago’nun aslında insanın acizliğine ve sıradanlığına değinirken sonsuzluğun gölgesinde yer bulamayan bir güçten bir iktidardan bahsetmektedir. Ve bir gün tüm zorbaların ve zorbalığın kaderini sil baştan yazacak çok büyük olayların olmasına gerek olmadığını da şu cümlelerle dille getirir: “ Bazen, Buck jones dağın öteki yamacınsa dürüst ve mütevazı birkaç at hırsızını kovalamakla meşgulse basit bir sandalye ve katı bir çıkıntı bile, tıpkı Arşiment’in Sirakuzalı Hierona’a dediği gibi dünyaları yerinden oynatmaya ve kafatası kemiklerinin aklınca koruduğu damarları yetebilir.(S.26)” Ve eminim bugünlerde hepimizin ihtiyacı olduğu bu cümleyi de kurar ve ümit var olun der; “Bu sene eylül ayı ne güzel geçiyor, değil mi? Bu güzel havalara epeydir hasret kalmıştık (s.30)”

Tabi tüm öyküleri burada ele almak, teker teker incelemek mümkün değil. Saramago’nun neredeyse tüm öykülerinde sürrealist bir konu ve hava hakkim. Ayrıca bu öykülerde, insanların egemenliğini eşyaların, nesnelerin, insan dışı varlıkların varlığı ve hükümleri ve tüm bunların normal hayatımızda ilgisizliğin ve kayıtsızlığın boyutlarını da irdelerken gerçek dünyanın sahibinin kim olduğunu da sorgulattırıyor. Hayatımızda nesnelerin konumu ne? Nesneler ve diğer canlılarla ne kadar diyalogumuz var? Bir gün onların yok olması, aniden hayatımızdan çıkmaları ve bir gün- ilginç olanı burası- bizden intikam alabileceklerini düşünmemiz veya düşünemememiz ne kadar doğru? Bu soruların cevabını bu kitaptan sonra aramaya başlayan sadece ben olduğumu düşünmüyor. Farkın dallık ve sorgulama adına biraz da vicdanımız varsa eğer dönüp kendimizi eleştirmeye bu kitapla tekrar başlayabiliriz ve tarafsız bir hükme varmamız içten bile olmayacak o zaman. Ama yapamadığımız muhakkak, yine yazara kulak verelim; “İki tarafın anlattıklarına kulak verip suya sabuna dokunmadan tarafsız kalmaktan kolay bir şey yoktur bu dünyada, çünkü bu sayede zinanın alasını işleyip vicdanımızı temiz tuttuğumu iddia edebiliriz(s.28) ”.
Saramago’nun ironiye olan yetkinliğinden daha değerli ve daha göze çarpan bir diğer özelliği ise kullandığı dil ve üsluptur. “Sandalye” hikâyesine daha ağır, uzun ve ayrıntılı bir dil kullanırken, “Nesneler”, “Ambargo”,“Kısas”, “Sentor”, “Kısırdöngü” hikâyelerinde ise daha sade daha kolay okunan bir dil kullanmış. Burada iki öykü üzerinde iyi durulmalı ve tekrar tekrar okunmalı diye düşünüyorum; “Sandalye” ve “Nesneler” öyküleri.
“Nesneler” öyküsünde bir hiyerarşi düzenin, devlet-hükümet-vatandaş üçlüsü arasında bizleri dolaştırırken sosyal ve toplumsal mesajlar vermekten kaçınmaz ve aslında halkın tüm sistemlerin içerisinde rolünü de bize bir kere daha hatırlatıyor. Tabi yine hiciv ve ironi sanatını kullanması burada daha etkili olduğunu söylemekte fayda var. “Tarih boyunca tüm krallar ve dedilerse haklı çıkmışlar, kral olmayanlarsa hep bu haklılığın gölgesinde kalmışlardır; hem bu saptama tarih boyunca kralların emriyle tutulmuş olan kraliyet kayıtlarında yazılanlarla da örtüşüyor (s.48) ”
Şu satırları okurken yaşadığımız bugünleri hatırlamamak mümkün değil; “ Göçük altında kalarak, duvarın tepesinden çarpa çarpa düşerek, başına güneş geçip yere yığılarak, kanlı canlı ayaktayken aniden donup kaskatı kesilerek can verenlerin haddi hesabı yoktu. Ama bütün kurbanların şanlı törenlerle toprağa verildiği sakın unutulmasın (s.49)”. İtiraf edelim tam yaşadıklarımızı anlatıyor. Temel soru şu olmalı; hayat tekerrürden mi ibaret ve tüm insanlığın kaderi uçurumda sallanan aynı ip üzerine mi yazıldı? Yalnız değiliz ve yaptıklarımız sadece bizi değil tüm insanlığı etkilediğini, insanlığın geleceğine yön verdiğini bilmemiz lazım. Ona göre de hareket etmemiz lazım. Daha dünya bizimken.
“- Şimdi her şeyi baştan inşa etmemiz lazım.”
Ve bir kadın şöyle dedi;
“Nesneler olarak başka çaremiz kalmamıştı. İnsanlar bir daha asla nesnelerin yerine konmayacak”(s.106)
Yine José Saramago'nun farkının ortada olduğu bir eserdi. Şimdiye kadar okuduğum kitaplarından da aşina olduğum üzere karakterlere, ülkelere isim vermemiş yazar. İhtiyar adam, memur, adam gibi sözcüklerle yetinmiş ve yazarın tarzını benimsemiş biri olarak benim için de yeterli oldu açıkçası. Yazar bu eserinde de isimler yerine olaylara yoğunlaşıyor.


Kitabın içeriğinden bahsetmek gerekirse; Birbirinden bağımsız 6 farklı bölümden oluşuyor.
-Sandalye
-Ambargo
-Kısır Döngü
-Nesneler
-Sentor
-Kısas.

Sandalye adlı bölümde yazar, ihtiyar bir adamın sandalyeden düşmesini anlatıyor. Çok basit gelebilir fakat yazar bunu o kadar profesyonel bir şekilde anlatıyor ki hayran kalmamak mümkün değil.

Ambargo ve Kısır Döngü bölümlerinde siyasi taşlamalar fazlasıyla dikkat çekiyor.

Nesneler bölümü çok tuhaf ve özgündü. Kanepenin ateşinin çıkması, posta kutusunun aniden ortadan kaybolması gibi garip olaylar sonrası ülkede yaşananları konu alıyor. Büyük bir krize dönüşen olaylar neticesinde sonunu en çok merak ettiğim bölüm oldu. En sevdiğim bölüm oldu diyebilirim de aslında...

Sentor ve Kısas bölümlerini ilk dört bölüm kadar sevemedim maalesef.

Ama genel olarak baktığım zaman, yine Saramago farkının olduğu bir eserdi. Hangi yazar, sandalyeden düşen ihtiyar bir adamı anlatır ve okuyucu sıkılmaz ki? José Saramago mutlaka okunması gereken yazarlardan. Jose Saramago okumamışlar için de yazarla tanışmak için de güzel bir başlangıç olabilir. Keyifli okumalar dilerim...
Saramago benim çok sevdiğim yazarlardan biri. Ölümlü Nesneler altı öyküden oluşan bir hikaye kitabı. Kısırdöngü ve Nesneler kitabın en uzun öyküleri. Bir öykü sever olarak benim en çok beğendiğim iki hikayesi Sandalye ve Ambargo oldu. Ambargoda nefes nefese kaldım diyebilirim. Diğerleri için aynı şeyi söylemek zor. Nesnelerde yer yer güzeldi. Diğerleri de güzeldi ama biraz zorlanarak okudum diyebilirim. Sandalye yani ilk öyküsü ciddi anlamda komikti diyebiliriz.

Kitap elbette bir Kabil değildi. O çok başka bir kitap. Harika bir konusu ve yazım şekli vardı. Öykü severlerin bu kitabı sıkılmadan okuyabileceğini düşünüyorum. Ancak yer yer biraz sizi zorlayabilir.
Kitap, arka kapaktada belirtildiği gibi Saramago'nun Portekiz'de Salazar diktatörlüğü altında yaşadığı dönemde yazdığı: Sandalye, Ambargo, Kısırdöngü, Nesneler, Sentör ve Kısas öykülerinden oluşuyor.

Saramago'nun politik ve sosyolojik eleştirilerini ironiyle kaleme aldığı öykülerde simgesel anlatım dikkat çekiyor.

Diktatörlüğü anlatmak için seçtiği ''sandalye'' simgesi, bizde olsa ''koltuk'' olurdu sanırım. Kısırdöngü'de de aynı şekilde baştaki yönetimi eleştiren benzer bir kurgu söz konusu.Ölümden kaçmaya çalışan kralın, ölümü gözü önünde tutmak için bütün mezarları şehrin merkezine taşıyarak büyük bir mezarlık yapması anlatılıyor.

Ambargo va Nesneler, anafikir açısından benziyor. Eşyalar, insan hayatının neresinde olmalı? Araç olmaktan çıkıp amaç haline gelen eşyaların, insanları köleleştirmesinin fantastik bir kurguyla sunulduğu distopik bir dünya var aslında öykülerde. Maalesef günümüz insanının eşyanın kölesi, hizmetçisi ve bağımlısı olduğu bu zamanda, yazarın abartarak oluşturduğu hikayeler gerçekleşmiş gibi görünüyor. Bu hikayeleri okurken Kafka'da hissettiğim bilinmeyen tarafında kuşatılmışlık, ümitsizlik ve kurtulma çabası, hikayeleri Kafka hikayelerine benzetmeme neden oldu.

Kitaptaki son hikayeler Sentör ve Kısas, mitolojik ögeler içeren fantastik öykülerdi.

Saramago'nun dili kullanırken yaptığı oyunlar da hikayelere keyif katmış. Keyifli okumalar dileğiyle hikayeseverlere önerilir...
Kendimizi hapsedilmiş, terkedilmiş ya da unutulmuş bir nesne olarak tahayyül edebilir miyiz?
İşte bu kitapta yazarımız bunu öylesine güzel imgelerle kurgulamış ki; akıcılığına hayran kalmama rağmen yavaş yavaş, hazmede hazmede bitirmeyi yeğledim. Saramago'nun kıvrak zekasını taşlamalarla bütünleştirdiği eserini mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.
Okuduğum ilk Saramago kitabı oldu. İlk bu kitaptan başlamak yazarı tanımak adına doğru bir karar mıydı açıkçası bilemiyorum. Yaşanan tarihsel olayları çeşitli nesneler üzerinden yoğun bir ironi ile aktarmış yazar. Sandalye ile ilgili kısmını okurken adeta bir sandalye üzerine bu kadar yazılabilir mi diye ciddi ciddi sorguladım. Ambargo ile ilgili kısımda ise çıldırmak üzereydim ki sonunda o koltuktan kalkabildi karakterimiz. Kısacası sıradışı bir kitap. Yazarın ilk okunacak kitabı olmasa da okunması gereken kitaplarından birisi.
Saramago elinden çıkmış altı öykülük bir kitapla geçirdim iki günümü. Aralıksız devam edemedim okumaya zira uzuun molalar vermem gerekti öyküler üzerinde düşünmek için. Kitap bittiğinde de kendiliğinden geldi kitabın adının anlamı. Her öyküde ölüm temasının bulunduğunu söylemem "spoiler" sayılmaz sanırım. İnsanlara dair ise ironik siyasi eleştiriler-ki ilk öykü olan "Sandalye"de bir sandalyenin(diktatörün) devriliş anını anlatır- eşliğinde insanların nasıl birer eşyaya dönüştüğünü, insani değerlerini nasıl yitirdiklerini, çoğu zaman ekonomik kimi zaman da toplumsal dürtülerle birbirlerine değer vermeyi bir kenara bırakıp onlara hükmetme ve onları köleleştirme yoluna gittiklerini ki bu süreçte aslında kendilerini eşyaların kölesi haline getirdiklerini fark etmemelerini düşündüm. Bu iki noktayı bağlayınca da ortaya "Ölümlü Nesneler" çıktı. İnsani yönlerini yitirmiş varlıklar...

Ambargo, Nesneler ve Sentor adlı öyküleri çok sevdim.

Saramago'nun üslubu çoğu öyküde her zamanki gibi harikaydı. Ama bu kitap ilk dönemlerine rastladığından mıdır bilmiyorum bana birkaç öyküde farklı bir üslubu da denemiş gibi geldi. Birkaç öykü akıcılıktan yoksundu ama işlediği konular, akışı sağladı.
Birbirinden farklı ve bir o kadar da ilgi çekici olan altı öyküden oluşmuş güzel bir kolaj okudum. Her öykünün bence bir ortak yönü vardı;distopya. Her öyküde farklı distopya örnekleri bulunmaktaydı. Özellikle 'Nesneler' öyküsü tam bir distopya idi. İnsanların kastlarının olduğu bu kastlara dair bedenlerinde bir mühür taşıdıkları, mühürsüz olanlar tarafından dünyalarına müdahalede bulunması vs. her şey çok iyi kurgulanmıştı. Bunun yanı sıra ölüm teması da kitabın adından da ötürü olsa gerek tüm öykülerin belli kısımlarında mevcuttu.
'Ambargo' ve 'Nesneler' öykülerine bayıldım. Özellikle 'Nesneler' daha geniş yazılarak harika bir bilim kurgu romanına dönüşebilirmiş, bana bu hissi verdi...
Gerçeküstü olayları en gerçekçi biçimde yazıya döken Jose Emmi’ nin 6 hikayeden oluşan kitabı. Alışık olduğumuz gibi sadece nokta ve virgül kullanan yazar, bu kitabında genel yazım kurallarına sadık kalıp diğer noktalama işaretlerini de kullanmış. Blok halinde yazılmış uzun satırlardan oluşan sayfaların sayısı az. Tavsiyem okuduğunuz hikayelerde kopukluklar olmaması için hikayeleri bitirmeden ara vermemeniz.

Sandalye hikayesinde bir diktatörün düşüşünü konu ediyor. Sahneye assolist gibi çıkan diktatörün aralık duran ağzından dökülen salyalar eşliğinde yıkılışı. Saramago’ nun her zaman yaptığı tanrı yergisi ve güzel betimlemeleri sıkça karşımızda. Adem’ den Havva’ ya, Charlie Chaplin’ den Tom Mix’ e ve bazı mitolojik karakterlerle göndermeler eşliğinde hikaye akışı devam ediyor.

Bir diktatörün yıkılışını ; ‘’ Düşerken ters dönmüş bir tosbağa gibi çırpınıyor, sonra aniden yaz tatilinde köydeki ailesinin evine dönen ve ailesi tarlaya gittiği sırada çavuşu tokatlayan çizmeli bir ilahiyat öğrencisi gibi kasılıp kalıyor. ‘’ gibi cümlelerle muzipçe anlatan ender yazarlardan. Bu alıntıyı ilk defa isimsiz bir şekilde başka bir yerde okusam aklıma gelecek ilk isim Jose Saramago olurdu.

Ambargo; bir şehre ve/ veya ülkeye uygulanan ambargo nedeniyle sorun yaşayan halkın, akaryakıt sıkıntısı üzerinden arabası tarafından esir alınan bir adamın hikayesi. Ülkemize uyarlasak gaz kuyruğu sıkıntısı ve gaz lambası tarafından esir alınan bir adam üzerinde hikaye yazılabilirdi.

Kısırdöngü: Yine bir hürmetli büyük bir yönetici tarafından çıkarılan yasaya halkın uyumu ve değişerek şekillenen yaşayış biçiminin hikayesi. Kıymetlimiz ölümle ilgili bir şey görmek istemediği için tüm ölülerin tek bir yere gömülmesini ve etrafının büyük duvarlarla çevrilmesini emreder. Halkın tüm alışkanlıkları, gelenekleri ve yaşayış biçimleri kralın emrine göre şekillenmeye başlar. Her ne kadar önemli değişiklikler olsa da su akar yolunu bulur misali zengin ve fakir sınıflar bu düzende de bir şekilde üstlerine düşen rolü yeni düzene göre oynarlar, şehirleşme yeni yasaya göre şekillenir vs. Temelde her şeye kuzu gibi boyun eğen halkın bir adamın keyfi uygulamasına adapte olup yaşamlarını ona göre şekillendirmelerine eleştiri de olabilir.

Nesneler: Kitaptaki en çok beğendiğim hikaye. Eşyaların/ nesnelerin insanlara baş kaldırması. Almışsın 4k bir tv, daha ilk taksit yeni ödenmiş, sabah bir kalkmışsın tv almış başını gitmiş. Asansörler, kapılar, sürahiler, binalar yavaş yavaş ortadan kaybolmaya başlar. Bu isyanın başladığı bölgede/ ülkede kast sistemi vardır. Alfabetik sıraya göre insanlar a, b, c diye devam eden sınıflara mensup vatandaşlardır. İsyan devam ederken hükümet yetkililerin aldığı önlemler bu sınıf farklarının da çatırdamaya başlamasına neden olur.

Bir arkadaşımla sohbet ediyoruz. Ne okuduğum kitaptan konu açıldı ne de Jose’ den. Aşağıda linki olan 6 dakikalık bir kısa filmden bahsetti. Tam da nesneler hikayesinde kalmışken. Şimdi nesneler mi insanlara isyan etti yoksa nesneleşen insanlar mı ayaklandı? Hikayenin son cümlesi bu konuda insanı düşünmeye sevk ediyor.

https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

Sentor: İnsanlar tarafında kutsallığı elinden alınan ve yüzyıllardır hayatta kalma mücadelesi veren Sentor’ un sürgün yaşamından son kesitler. Mitolojiyle bezenmiş masalsı bir anlatımı olan hikaye.

Kısas: Kısas kitapta yer alan son hikaye. Kafamda oturtup şekillendiremedim ve biraz havada kaldı.

Keyifli okumalar.
Jose Samarago, beni bütün gün hayal gücüne hayran bıraktın üstelik kitabı ikinci kez okuyor olmama rağmen tekrar yaşattın beni o hayal gezegeninde.
Çok şeker öykülerinle beni benden aldın. Şu tatlı kitabı okumayın da ya ne yapın. Bu arada Nobel Edebiyat ödülü almış Samarago abimiz Portekizli. Aslında Portekizlileri pek sevmem. Bu Amerikayı kesifleri ve o diyarlarda yaşayanlara yaptıklarından kaynaklı biraz. Tabi ki onyargi hepsi aynı mı tabi ki öyle değil ama Portekiz denilince aklıma o geliyor. Ben napayim beynimin oyunu. Ben bu oyunu bozarım deyip bozdum azıcık. Samarago abimiz farklı. Çok insanca. Oykulerinden biri var ki beni benden aldı. Yok olan insanlar mı desem nesneler mi? Her ikisi de mi? Spoiler içerdi. Sustum. Ve artık insanlar nesnelerin yerini alamayacak sözü. Evet Az, çoktur sahiden. Niye o kadar eşyaya boğuyoruz kendimizi. Bir baza bir de kitap okumalık mor bir berjer 'kesinlikle mor olmalı' yeterdi di mi? Bence de :)
Bazen boş kalmaktan, bazen hayalperestliğin verdiği düşünce koşturmalarından, bazen ondan bundan... Bir şekilde saçma dediğiniz, düşündüğünüz anda yanınızdaki kişye dahi söylemekte çekindiğiniz fikirler olmuştur. Mesela 'bir sabah arabamıza bindiğimizde biz onu degil de o bizi kullansa' gibi. Bu düşünceden utanmak bu düşünceyi kurmaktan daha uzun sürer hatta. Lakin insan Saramago okuyunca, aslında o fikirlerin ,bilakis, değerli olduğuna, bu tarz fikirlerden nice metaforlar ile pek çok düşüncelerin var edeceğine kanaat getiriyor. Insan, doğrusu, artık üzerindeki çecre baskısından gelen yetişkinliği önce çocukça kurmacalardan besliyor. Teşekkürler Saramago :)
İnsan ruhunun varlığı kimileri tarafından çeşitli yollarla kanıtlanmışsa bize de bu ruhun keyfini çıkarmak düşer.
José Saramago
Sayfa 15 - Kırmızı Kedi Yayınevi
gündüzleri uyumaya ve geceleri yürümeye başlamıştı. (..)
Uyumasının sebebiyse rüya görebilmekti. Suyu sadece su içmiş olmak için içiyordu.
José Saramago
Sayfa 114 - Kırmızıkedi kitap
Aman dikkat, kafatasının içindeki her şeyin duygu ve düşüncelerle alakalı olduğu gibi bir düşünceye kapılmayalım.
José Saramago
Sayfa 29 - Kırmızı Kedi Yayınevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölümlü Nesneler
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059799454
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Objecto Quase
Çeviri:
Emrah İmre
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi
José Saramago'nun Portekiz'de Salazar diktatörlüğü altında yaşadığı dönemde yazdığı öykülerden oluşan, ülkesinde ilk defa 1975 yılında yayımlanmış Ölümlü Nesneler, büyük ustanın dünya çapında ünlenmesine ve Nobel Ödülü'nün kendisine layık görülmesine sebep olan müthiş ironisinin, muazzam öngörüsünün ve zekice geliştirdiği özgün felsefi mantığının erken dönem örneklerini okurlara sunar. Bir sandalyenin diktatörlükteki kader değiştirici önemi; bütün bir ülkeyi tek bir mezara gömmeye çalışan bir lider; kendi idaresini ele geçirmek isteyen bir araba ya da kimsenin itiraz etmediği baskıcı bir düzene isyan eden nesneler etrafında kurduğu bu öyküler, Saramago'nun külliyatındaki, Ölüm Bir Varmış. Bir Yokmuş ya da Körlük gibi okurların büyük hayranlık duyduğu başyapıtlarının tohumlarını da barındırır.

"Saramago da tıpkı Faulkner gibi, kendi kaynaklarına ve nihai hedefine o kadar güveniyor ki imkânsız olan herhangi bir şeye can verebilir."
-John Updike, New Yorker-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 168 okur

  • Meryem
  • Canan Kölük
  • Meryem
  • Beyza Coskun
  • Aysun Öncel
  • ROJBİN
  • Umut Acun
  • Aydın Beyhan
  • Ayşe
  • Bey Böyrek

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.7
14-17 Yaş
%6.9
18-24 Yaş
%17.2
25-34 Yaş
%44.8
35-44 Yaş
%24.1
45-54 Yaş
%1.7
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.2
Erkek
%39.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15.2 (10)
9
%24.2 (16)
8
%24.2 (16)
7
%19.7 (13)
6
%10.6 (7)
5
%3 (2)
4
%1.5 (1)
3
%0
2
%1.5 (1)
1
%0