·
Okunma
·
Beğeni
·
3.552
Gösterim
Adı:
Ölümü İnkar
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
376
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753559515
Kitabın türü:
Çeviri:
Arzu Tüfekçi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
Baskılar:
Ölümü İnkar
Ölümü İnkar
The Denial of Death
1974'te Pulitzer ödülünü kazanan ve bir ömür boyu süren emeğin zirvesi olan Ölümü İnkâr Ernest Becker'ın, insanın varlık "nedeni"ne muhteşem ve etkileyici cevabıdır. Hâkim Freudçu düşünce okuluna cesur zıtlıkla Becker, hayatî yalan -insanın kendi ölümsüzlüğünü reddetmesi- problemini çözmeye çalışıyor. Böylece, insanoğlunun doğasını daha açık hale getiriyor ve yazıldıktan sonraki yirmi yıldan fazla süredir yankılanan bir hayat çağrısı sunuyor.
(Tanıtım Bülteninden)
376 syf.
Ebedi yaşam arayışı eskiden beri süregelen bir tutku. Günümüze kadar gelebilen en eski mitolojilerden bir tanesi de Gılgamış Destanı: Egoist bir kralın ölümsüzlük bitkisini arama yolculuğunu anlatan destan. Ölümsüzlük sadece bir alt başlık. Esas hikaye bencilliğin alçak gönüllüğe dönüşümü. Ama öyle görünüyor ki, ne kadar nafile bir çaba olursa olsun, binlerce yıldır insanlar ölümden kaçmaya çalışıyor. Silikon Vadisindeki araştırmacılar, hayatın sadece çözülmesi gereken bir bilmece olduğunu, karanlığa doğru giden kaçınılmaz bir yürüyüş olmadığını iddia ediyorlar. Descartes hatalı değildi, sadece çok erken gelmişti dünyaya. Makinedeki hayalet gerçekten bir algoritma. Plastik cerrahlar, doğanın zalim makinesine karşı, zenginlere yardım ettikçe ünlenmeye başladılar. Ama hiçbir gerdirme ya da kaldırma organların ölümünü yavaşlatmıyor. Tek yaptığı şey, yaşlanmanın gerçeğini kabul edemeyecek kadar kibirli olan insanı, mutsuz bir hayvana dönüştürmesi. Bu iğnelerin ve ameliyatların ardındaki duygular; kıskançlık, depresyon, kaygı, ironik bir şekilde yaşlanma sürecine katkıda bulunmakta. Bu, tıpkı boğulmaya benziyor: Ne kadar çok çırpınırsan, o kadar hızlı yenilirsin. Panik yapmadan rahatlamak en güzeli, ki bu da bizi Güney Kore’ye götürüyor.
Hyowon Şifa Merkezi, insanların ölümle yüzleşmelerine yardımcı olmak üzere, cenaze hizmetleri veren bir şirket tarafından finanse ediliyor. İlk başta karmaşık bir iş gibi görünse de, aslında danışmanlar diğer kültürlerin çok uzun zamandır bildiği şeyi kullanıyorlar: Ölüme hazırlanmak, hayatın kıymetini bilmenizi ve ondan keyif almanızı sağlar. Seneca, ölümü Tanrının gerçek bir hediyesi olarak görürdü. Socrates, ölüm korkumuzu bencilliğimiz ile ilişkilendirirdi: Bize ne olacağını bildiğimizi sanıyoruz, ama aslında bilmiyoruz. Bu yüzden ölümün kötü olduğunu düşünmek hatadır. Buddha, hayata bağlanmanın her hangi bir cehalet davranışı kadar tehlikeli olduğunu düşünüyordu: Bağlanmak yavaşça ve kabaca bağlandığın şeyi kaybetmektir. Güney Kore’de ki bir ritüelde, kişiler yaklaşan ölümlerini duyuruyorlar, kefenlerini giyiyorlar ve sonrada 10 dakika boyunca tamamen karanlık ortamda tabutun içine yatıyorlar. Bu bedava programa 4 yıl içinde 15 bin kişi katılmış. Katılımcılar, öz farkındalıklarının artması, intihar isteklerinin azalması gibi çok çeşitli motivasyonlar içine girdiklerinden bahsediyor. Programın yöneticilerinden biri şöyle diyor: Pek çok katılımcı bir şekilde bu ritüellerden sonra tazelendiklerini, hayatta gerçekten önemli olan şeyler hakkında-mesela aile yeni bir bakış açısı elde ettiklerini söylüyor. Son yüzyıl boyunca ortalama yaşam süreleri arttı ve dünya çapında yepyeni bir konu üretti: Yaşlıların bakımı nasıl olmalı? Hafifletici bakımın yaş sınırlamasının ve psikodeliklerin kullanımının artması, ölüm sürecini yavaşlattığımızı gösteriyor.
Ernest Becker, yaşam ve ölümün doğasını üstlenmenin, kahramanca bir katkı gerektirdiğini söylüyor. Becker: Ritüeller düşünsel yaşam döngüsüyle ilgilenmenin bir yoludur. Bu süreçten kaçmak isteyenler, içki içer, farkındalıklı yaşamdan uzaklaşır ve zamanını alışveriş ile geçirir, ki bu da farkındalıksızlıktır.
Endişeli zihinlerimizi meşgul eden sayısız avuntu mevcut. Kapitalist bilim dalı olarak kozmetik, güya gençlik aşılayan değişiklikleri geliştiren teknolojiler üzerinde çalışmaya devam ediyor. İnsanlar da bu esnada ölümü başlarından atabileceklerini düşünmeye devam ediyor. Tabut seremonisine katılan Güney Koreliler ise, Becker’in söylediği kahramanca cesareti gösteriyorlar: Bedeni şu anda olduğu gibi kabul et, böylece o ana kadar geçireceğin zaman zengin, bereketli ve dürüst olsun.
376 syf.
·Puan vermedi
Her sayfası tokat niteliğinde bir kitap. Tabuları olan yıkmaya niyeti varsa okusun. Bir sayfasında uyanış veya farkındalığın her zaman mutlulukla sonuçlan mayacağını belirtiyor. Ölüm bir içgüdü diyor. Tekrar tekrar okunacak kitaplardan.
416 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Her canlı ölümü tadacaktır
İnsan doğduğu andan itibaren ölüme mahkum oluyor er yada geç peki insan bununla nasıl baş edebilir ölümü unutup ölümsüzmüş gibi mi yaşamalı yoksa ölümü kabullenip ona göre mi yaşamalı
İnsanı havyandan ayıran duygulardan biride ölüme bakışı
Yazar çocukluktan başlayarak ölümü bakışımızı her yönüyle araştırmış freud otto rank ve wingestein den etkilenmiş
Kitap korkutuğumuz kabullenemediğimiz ölümü konu almış ilginç yanı kitabın yazarı önsözü hazırlayan gazeteci ile ölmeden kısa süre önce röpörtaj yapmış
Oldukça güzel biraz da alt yapı isteyen bir kitap şiddetle tavsiye ederim
416 syf.
·25 günde·Puan vermedi
Kitabı okumayı çok istiyordum stokta bittiği için bir türlü alamamıştım sonunda bulup aldım fakat benim için tam bir hayal kırıklığı oldu.
Kitabın giriş kısmı her ne kadar akıcı olsada kitap ilerledikçe dili çok ağırlaştı ve okumakta zorluk çektim. Sırf kitabın yarım kalmasını istemediğim için zoraki bitirdim.
Benim okuduğum kitap Kasım ayı 2020 basımı; 2013 yılı basımı arasında konu farkı var mı emin değilim fakat 2020 basımı tamamen psikofilosofik sentez üzerineydi bilginiz olsun.
376 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Başka bir kitabın (Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı) bir kısımda bu kitaptan bahsedildiği için merak edip aldım. Zaten dışarıdan da bir çekiciliği var kitabın. Dili biraz ağır gelse de iyi ki okumuşum dedirtti. Bir çok şeye karşı yeni bir bakış açısı kazandırdı. Ufkunu genişletmek isteyen okuyuculara tavsiye edeceğim kitaplardandır.
416 syf.
·11 günde·Beğendi·8/10 puan
Kitap her anımızın ölümü inkar çabasıyla geçtiğini içine girdiğimiz yarışmaların haklı çıkma çabalarımızın üstün ve özel olma çabamızın bize bir nevi ölümsüzlük vereceği yanılgısıyla yaşadığımızı ölecek olma endişesinden kurtulmanın yolunun kültür ve din olduğunu anlatıyor. İnsanın temel sorununun sıçan bir varlık olmasına rağmen bilincinin onu özel kıldığına inanması Özel olmasına rağmen ölüp kurtlar tarafından yenilmesini onda yarattığı endişe olduğu işleniyor ben kitabı beğendim olaylara bakış açımı değiştirmemde faydalı oldu. Kendimin ve insanların yaptığı bir çok şeyi ölümden kaçmaz bırakma üstün olduğunu gösterme özel olduğunu gösterme böylece belki ölüm konusunda da bir imtiyaz elde edebilme çabası ve yanılgısı olduğunu gördüm doğru anladıysam
Ne kadar az aktif olursanız o kadar çok çaresiz ve bağımlı kalırsınız. Yaşamın zorluklarından ve pervasızlığından ne kadar çok kaçınırsanız, doğal olarak o kadar beceriksiz hissetmeye başlarsınız; öz-değeriniz de o kadar düşük olur. Bu kaçınılmazdır. Eğer bir kişinin hayatı bir dizi sessiz inzivadan oluşuyorsa, o zaman bir köşeye sıkışıverir ve gidecek başka yeri de kalmaz. Bu durum depresyon bataklığıdır.
İnsan, toplumun kendisine sunduğu güvenli ve sınırlı alternatiflerle korunmaktadır ve eğer kendisine başka bir yol aramazsa, hayatını sıkıcı bir güvenlik içinde yaşamak zorunda kalabilir.
İnsandaki kaygı, net bir şekilde bir hayvan ya da bir melek olma belirsizliğinin üstesinden gelme hususundaki güçsüzlüğünden kaynaklanır. Kaderinden habersiz yaşayamaz, ne de o kaderin üzerinde kontrol sahibi olamaz.
Birine düşkünlük, her zaman kendimizde bulamadığımız tüm niteliklerle birleşmiş görünen bir ortağın gücüne ulaşmaya çalışmaktır.
Kendine özgü sorunları olan insan, ölümün unutulma anlamına geldiğini bilse bile onun derin uykusunu isteyerek kucaklayabilen tek hayvandır.
Bizim şarap içmemiz ne keyfimizden,
Ne dine, edebe aykırı gitmemizden;
Bir an geçmek istiyoruz kendimizden:
İçip içip sarhoş olmamız bu yüzden.
-Ömer Hayyam
Daha fazla dayanacak kadar güçlü değiliz. Hayat çok üzücü ve yıpratıcı. Bu yüzden insanlar en mutlu anlarında, “Bu kadarı da çok fazla,” “Dayanamıyorum” ya da “Ölebilirim” derler. Coşkun bir mutluluğa hiç kimse uzun müddet dayanamaz. Organizmalarımız bu kadar büyük bir iyilik dozunu kaldıramaz.
Virüs salgını, bizi içimizdeki iyiyi ortaya çıkarmaya, içimizde yaşanmadan bekleyen bir hayatı yaşamaya davet ediyor. Yaşanmaya değer bir hayatın nasıl olması gerektiğini ancak ölümle burun buruna geldiğimizde anlıyoruz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölümü İnkar
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
376
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753559515
Kitabın türü:
Çeviri:
Arzu Tüfekçi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
Baskılar:
Ölümü İnkar
Ölümü İnkar
The Denial of Death
1974'te Pulitzer ödülünü kazanan ve bir ömür boyu süren emeğin zirvesi olan Ölümü İnkâr Ernest Becker'ın, insanın varlık "nedeni"ne muhteşem ve etkileyici cevabıdır. Hâkim Freudçu düşünce okuluna cesur zıtlıkla Becker, hayatî yalan -insanın kendi ölümsüzlüğünü reddetmesi- problemini çözmeye çalışıyor. Böylece, insanoğlunun doğasını daha açık hale getiriyor ve yazıldıktan sonraki yirmi yıldan fazla süredir yankılanan bir hayat çağrısı sunuyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 46 okur

  • Sadeceokuyucu
  • eneshan
  • Melek ALTUNDAL
  • Rolf Taika
  • Melike Can
  • Ceyhun Meydancı
  • Elvan Duran
  • Emre aydan
  • asdjkl
  • Candan erginsoy

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%45.5 (10)
9
%18.2 (4)
8
%13.6 (3)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0