Ölümün Anlamı (Toplu Eserler 11)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.759
Gösterim
Adı:
Ölümün Anlamı
Alt başlık:
Toplu Eserler 11
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050201192
Kitabın türü:
Çeviri:
Ahmet Aydoğdu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
"Ölüm yaşama iradesinin ve daha da özelde onun için temel ve elzem olan bencilliğin tabiatın akışı içinde aldığı büyük tazirdir ve varoluşumuz için bir ceza olarak düşünülebilir.

Ölüm maddi-hissi hazla doğumun birleşip oluşturdukları düğümün acıyla sancıyla çözülmesidir; o şiddetli yıkımdır ve hakiki tabiatımızın temel hatasını dışarıdan haykırır: Büyük uyanıştır ölüm."

Ölüm hayatın neresinde? Hayat ölümün neresinde?

Ölümü hayatın tam göbeğinden sürüp çıkarmanın ve başımızdan ustaca savuşturmanın en sofistike yollarını keşfetmek bize ve yaşadığımız dünyaya neye maloldu? Yaşadığımız hayatı kendi ellerimizle cehenneme çevirdiğimizi artık en ayak direyiciler bile itiraf ederlerken, bu cehennemde ölümü hayatın içinde tuttuğu yerden ve o yere bağlı olarak haiz olduğu ağırlıktan etmenin faturasını görmekte hâlâ ayak direyecek miyiz?

O halde ölümü yaptığımız hesaplarda sürekli göz önünde bulundurmanın verimli yolu hangisidir? Kendi ölümümüzü büyük ve önemli bir hadiseye nasıl çevirebiliriz? Bir son olarak değil, hayatın kurucu oluşturucu bir parçası olarak ölüme dair canlı bir kavrayışa nasıl sahip olabiliriz?..

Ölümü tekrar hayatın içine çekmenin bir yolunu mutlaka bulmalıyız.
128 syf.
Felsefeci kökenli biri olarak bu kitabı okumam beni çok yormadı. Bazen felsefeci yazarların yazdığı kitapları felsefeyi veya felsefi terimleri düşük seviyede de olsa bilmeyen biri bu kitapları okurken okuduğunu gerçek anlamıyla kavramayabilir. Zira sözlük kullanmak yetersiz kalabiliyor bazen. Ancak bu kitap herkes tarafından rahatlıkla anlaşılabilir (sözlük yardımıyla da olsa) kanaatindeyim.
Yazar “Ölüm” kavramını/olgusunu çok iyi bir şekilde tanımlamak birlikte reel yaşamdaki yerini ve önemini vurgulamış ve anlamlandırmıştır.
Ölümlü olduğumuzu bilerek ve ölümden sonraki boyutun sonsuz bir yaşam olduğunu bilerek yaşamanın insan yaşamına çok büyük anlam kazandıracağını belirtir.
Ölüm yaşam boyu bizimle beraber yaşamakta ve zaman ilerledikçe ölüme yaklaşan biz insanların hayatını huzurlu bir şekilde idame etmesi ve tamamlayabilmesi için iyi, doğru ve entellektüel seviyede yaşamamız gerektiği kanaatinde.

Not:
Yayıncılar felsefi kitapları basarken çevirisini ve editörlüğünü çok iyi yapmalı. Zira felsefi meseleler kaleme alınırken yapılan küçük bir hata anlamsal olarak bizi çok farklı mecralara götürüp yazarın bize anlatmak istediğinden uzaklaştırabilir!

Saygılar...
128 syf.
·Puan vermedi
Kitaplığıma bakan hiç kimse kendine uygun bir kitap bulamıyormuş. Ben buna üzülüyor muyum? Tabii ki hayır hatta seviniyorum. :) Kitaplığım şu sıralar buram buram felsefe kokuyor. Varlık, hiçlik, kaygı, sorgu, ölüm, yaşam, intihar derken "bu ne biçim hayat lan" diyesim gelmiyor değil:) Bu kitabı da ölüm neymiş, insan ölüme nasıl bakarmış, yaşam böyle kötüyken ölümden neden korkulurmuş diye okumak istedim.
Schopenhauer kitabın girişinde benim bizzat içli dışlı olduğum varoluşçular -Heidegger, Sartre, Jaspers- dan alıntılarla ölüme ve ölümün insan için ifade ettiklerine ışık tutmakta. Hâliyle kitabın en çok ilgilendiğim kısmı bu oldu.
Tavsiye ediyor muyum? Evet, şayet ölüm ne ola ki diye düşünüyorsanız okumalısınız. Ancak öğrendikleriniz yüzeyde kalacaktır. Çünkü Heidegger'e göre kimse başkası yerine ölemez ve ölümün gerçek anlamı ancak bireyin kendi ölümüyle ortaya çıkar. Bu yadsınamaz bir gerçektir.
Hoş zaten kimse de sizin için ölmez. Bırakın o "senin için ölürüm" saçmalığını. :)
128 syf.
Schopenhauer karamsarlık filozofu olarak tanınır. Çünkü o dünyayı da dünyanın içindekileri de (bilhassa insanları) hiçbir zaman olumlamaz. Hep bir nefreti, şartlanmış bir kini ve sövgüsü vardır sanki olaylara, olgulara. "Sürü" olarak nitelediği insan topluluklarından da uzaktır kendi yaşamında, neredeyse hiç dostu yoktur ve cenaze merasimine dahi cenaze görevlileri dışında birkaç kişi katılmıştır.

Dahası Schopenhauer, benim okuduklarım/tanıdıklarım arasında en samimi, en dürüst ateist. Ateizmini, felsefi bir bütünlükte içselleştirecek kadar da ayakları sağlam basan biri. Böyle bir portreden ölümü, ve dolayısıyla yaşamı okumak oldukça ilgi çekici bir durum.

Onun ölüme yaklaşımı, kesinlikle ölümün bir yokluk olmadığını imler. Çünkü onda doğum da, bir başlangıç değildir. Bu yüzden doğumu varlığının başlangıcı görenlerin, ölümü varlıklarının sonu olarak göreceklerinin altını çizer. Onun insan felsefesinde ruh, nasıl ki ezeli yaşamında, geçici bir uğrak olarak dünya yaşamına çıkmışsa, dünya yaşamından çıkarak da ebedi yaşamını sürdürecektir.Yani doğumla başlayan bir yaratımı kabul etmediği gibi, ölümle başlayan bir sonu, bir yok oluşu da kabul etmez.

İlgilileri mutlaka bileceklerdir ki Schopenhauer'in bu düşüncelerini dayandırdığı gelenek ya da felsefe, içinde bulunduğu Batı düşünce geleneği değil, coğrafi olarak çok uzaktaki başka bir gelenektir: Hint mistisizmi. Nitekim kitabın son kısımlarında konuyu bağlama sadedinde söylenenler bu fikirlerinin Budist öğretide nasıl temellendirildiğiyle ilgilidir.

Güzel bir eser, çünkü derleme de olsa metinlerin yazarı Schopenhauer. Kalemi keskin, ağzı bozuk, gözü pek, cesur ve oldukça zeki bir düşünürle muhatap olduğunuzu hemen her sayfada yeniden hissedersiniz. Lakin, kanaatimce okur, Schopenhauer felsefesi ile ilgili genel bir kanıya sahip değil ise, aynı yayınevinden çıkan diğer eserleri gibi bu eseri de hak ettiği şekilde anlamlandırmakta güçlük çekecektir. Geriye belki, onun veciz ifadelerinden bir demet kalır elde ama bunların birleşiminden bir Schopenhauer felsefesi çıkarmak oldukça güçtür. Bunun için, başlangıç olarak Senail Özkan'ın Paradokslar Üzerinde Raks: Schopenhauer eserini tavsiye edebilirim. Konuya, felsefi ciddiyetten çok, magazinsel popüler bir gözle yaklaşma arzusunda iseniz de İrvin Yalom'un Schopenhauer Tedavisi ilginizi çekebilir.
128 syf.
·Puan vermedi
Ölüm her insanın üzerinde kafa yorduğu bir konudur. Öldükten sonra varlığımızı sürdürüp sürdürmeyeceğimiz ya da nasıl sürdürebilecegimiz hakkında insanlık bin yıllardır kafa yormuş, birbiri ile çelişen düşünceler ortaya koymuştur. Bu kitapta ünlü filozof Schopenhauer'in ölüme ve dolayısıyla varoluşa nasıl baktığını öğreniyoruz. Onun görüşlerini kısaca ortaya koyup eleştirilerimi sunmak istiyorum.

Schopenhauer'e göre felsefenin var olma sebebi insanın ölümlü bir varlık olmasıdır. Onu kendi varoluşu üzerine düşünmeye ve varoluşunun amacını sorgulamaya bir gün öleceğini bilmesi sevk etmiştir. O ölümü felsefenin ilham perisi ve esinleyici gücü olarak tanımlar. Bu noktada ona katılıyorum.

Schopenhauer'e göre yaşama iradesi tüm canlı varlıkların olduğu gibi insanın da asli özüdür ve bu yaşama iradesinin kökü tek tek bireylerde degil türdedir. Bu yüzden filozofa göre insan birey olarak değil ama ancak tür olarak ölümsüz olabilir. İnsanlar tekil olarak insan ideasının formlarıdırlar ve tüm formlar gibi belli bir süre sonra bozulup yok olmaya mahkumdurlar. Asıl ölümsüz olan ise türle ifade edilebilecek olan ideadır. Burada ise düşünüre insan ile hayvan arasındaki ayrımı kaldırarak insanı da onlar gibi sadece bir tür olarak ifade etmesi sebebiyle katılmıyorum. İnsan aklı sayesinde kendi özünü kendi yaratır ve her insan biriciktir düşüncesindeyim.

Düşünüre göre beyninin ölümüyle birlikte insanın bireyselligi de yok olur. Çünkü insanın özü iradedir ve zihin iradeye göre ikincildir. Nasıl bireysellik varlığını zihne borcluysa, zihin de varolusunu beyne borçludur. Beynin ölümünden sonra varlığını sürdüremez. Bu yüzden insanlar öldükleri zaman kendi benliklerini kaybederler ve birey olmaktan çıkarlar. Bir damlanın denizde kaybolması gibi büyük bütünü oluşturan irade içinde kaybolurlar. Ama bu onların öldükten sonra yok olduğu anlamına gelmez. Belki birey olarak yok olmuşturlar ama asıl özleri olan irade yani istenç olarak varolmaya devam etmektedirler.

Düşünürün anlattığı böylesine bilinçsiz bir varoluş düşünceme göre insanı teselli etmekten ve ölüm korkusundan kurtarmaktan uzaktır. İnsanın asıl korkusu zaten oldüğünde birey olarak, yani kendi olarak varlığını yitirmektir. Yoksa o toprak olarak var olacağını bilir ve bununla sevinmez. İradeyi de yaşam enerjisi olarak görürsek insan birey olarak yok olup bilincsiz bir enerji olarak var olacağını düşünmekle mutlu olmaz.

Schopenhauer'e göre insan olarak dunyaya gelmek bir mutsuzluk sebebidir ve bu mutsuzluktan ancak ölümle kurtulunabilir. Ona göre hiç doğmamak doğmaktan evladır. Eğer bu böyleyse filozofa evrenin özü olarak kabul ettigi yaşam iradesi neden insan olarak forma bürünmektedir diye sorulabilir. Bunun tek sebebi bilinçli bir varlık olmanın, akıl sahibi olmanın yaşam iradesi tarafından arzulanması olabilir.

Bir diğer mesele ise zihnin kaynağı meselesidir. Zihnin dolayısıyla aklın iradeye göre ikincil olması makul olsa bile aklı sadece beyinle ilişkilendirmek maddeci bir görüş biçimidir. İdealist filozoflara göre akıl maddenin değil ruhun bir melekesidir ve asıl beyin varlığını akla borçludur. Ben de bu görüşte olduğum için insanın öldükten sonra bireyselliğini yitireceği konusunda düşünüre katılmıyorum. Aksine bireyselligini koruyarak varolmaya devam edecektir düşüncesindeyim.

Sonuç olarak kitapta katılmadığım bircok görüş olmasına rağmen iradenin ilkliği ve varlığın özünü olusturması düşüncesi ilgimi çekti. Akıl mı iradenin yoksa irade mi aklın kaynağıdır konusunda arastırma yapmaya karar verdim. Bu yüzden benim icin faydalı bir okuma oldu diyebilirim.
128 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Arthur Schopenhauer, bedenin ve buna bağlı olan zihni içeren bilincin yani "fenomenin" ölümlü olduğunu fakat özü oluşturan iradenin yani "kendinde şey" in ölümsüz olduğunu belirtmiş. Dolayısı ile türün iradesi bilinç dışı bir şekilde kendini devam ettiriyor, bunu yaparken de bilince sahip olan önemsiz ve ihmal edilebilir bedeni, fenomeni bir süre için kullanıyor.
Bu meyanda ölümden korkmayın diyor üstat. Ben varsam ölüm yok, ölüm olduğunda da ben olmayacağım.....
128 syf.
25 Ekim 2017 de babaannemi kaybettim :( ve kitapçıda gezinirken görüp almıştım bu kitabı belki de hâlâ kabullenemedigim içindir :(( ölümün anlamini bilmediğim içindir belki de .
127 syf.
·11 günde·Beğendi·8/10
Arthur schopenhauerin olumun anlamını anlattığı bir kitabi.yalniz bu kitabin ciddi tercüme hataları var.say yayınlarının bütün kitapları boyle.say yayınlarına duyurulur
Büyük uyanıştır ölüm.
"Ölüm hayatın neresinde? Hayat ölümün neresinde?
....
O halde ölümü yaptığımız hesaplarda sürekli göz önünde bulundurmanın verimli yolu hangisidir?
Kendi ölümümüzü büyük ve önemli bir hadiseye nasıl çevirebiliriz?
Bir son olarak değil, hayatın kurucu oluşturucu bir parçası olarak ölüme dair canlı bir kavrayışa nasıl sahip olabiliriz?...
Ölümü tekrar hayatın içine çekmenin bir yolunu mutlaka bulmalıyız.
Genel olarak benim felsefem hakkında fikir sahibi olmak isteyen herkesin bana ait her satırı okumasını talep ediyorum. Çünkü ben üretken bir yazar, bir seri hülasalar imalatçısı, para ödülleri avcısı, yazdıklarıyla devlet veya kilise ricalinin tasvibini ve takdirini kazanmayı hedefleyen; tek kelimeyle, kalemi kişisel amaçların etkisi altında olan birisi değilim. Peşinde olduğum tek şey hakikat.
Arthur Schopenhauer
Sayfa 47 - 1.Basım 2012, İstanbul
Ölüm bireyleri ne kadar yok ediyorsa doğum da yenilerini o nispette vücuda getiriyor.
Arthur Schopenhauer
Sayfa 84 - Say Yayınları, 1.Basım 2012, İstanbul
İnsanın sınırlılığını, ölümün kaçınılmazlığını bilmek, kendi başına hayatı anlamlı ve önemli hale getirebilir.
Fakat nasıl ki retina üzerindeki görme sinirinin tam giriş noktası kör, nasıl ki beynin kendisi bütünüyle hissiz, güneşin cismi karanlık ve göz kendisinden başka her şeyi görüyorsa, bende bilinçteki karanlık noktadır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölümün Anlamı
Alt başlık:
Toplu Eserler 11
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050201192
Kitabın türü:
Çeviri:
Ahmet Aydoğdu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
"Ölüm yaşama iradesinin ve daha da özelde onun için temel ve elzem olan bencilliğin tabiatın akışı içinde aldığı büyük tazirdir ve varoluşumuz için bir ceza olarak düşünülebilir.

Ölüm maddi-hissi hazla doğumun birleşip oluşturdukları düğümün acıyla sancıyla çözülmesidir; o şiddetli yıkımdır ve hakiki tabiatımızın temel hatasını dışarıdan haykırır: Büyük uyanıştır ölüm."

Ölüm hayatın neresinde? Hayat ölümün neresinde?

Ölümü hayatın tam göbeğinden sürüp çıkarmanın ve başımızdan ustaca savuşturmanın en sofistike yollarını keşfetmek bize ve yaşadığımız dünyaya neye maloldu? Yaşadığımız hayatı kendi ellerimizle cehenneme çevirdiğimizi artık en ayak direyiciler bile itiraf ederlerken, bu cehennemde ölümü hayatın içinde tuttuğu yerden ve o yere bağlı olarak haiz olduğu ağırlıktan etmenin faturasını görmekte hâlâ ayak direyecek miyiz?

O halde ölümü yaptığımız hesaplarda sürekli göz önünde bulundurmanın verimli yolu hangisidir? Kendi ölümümüzü büyük ve önemli bir hadiseye nasıl çevirebiliriz? Bir son olarak değil, hayatın kurucu oluşturucu bir parçası olarak ölüme dair canlı bir kavrayışa nasıl sahip olabiliriz?..

Ölümü tekrar hayatın içine çekmenin bir yolunu mutlaka bulmalıyız.

Kitabı okuyanlar 143 okur

  • Meltem
  • Q2FnZGFz IEtvcnVjdW9nbHU
  • Hakan Orhan
  • atlas özbenol
  • Aybike Begüm OKUR
  • Murphy
  • Küheylan
  • Ozan Çoban
  • Ornitorenk
  • Tolga O

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%20
25-34 Yaş
%55
35-44 Yaş
%10
45-54 Yaş
%2.5
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%33.8
Erkek
%66.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.4 (12)
9
%16.2 (6)
8
%21.6 (8)
7
%18.9 (7)
6
%10.8 (4)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0