Ölümün Eşiği (Türk Uzay Bilim Kurgu Romanı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.129
Gösterim
Adı:
Ölümün Eşiği
Alt başlık:
Türk Uzay Bilim Kurgu Romanı
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058017740
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sisyphos Yayınları
Dünyadakiler uzaydakileri, uzaydakiler ise her riski göze almış, oraya gidişlerinin tersi bir işlemle geri dönme ihtimalini kaçırmamak icin tüm hazırlıkları bitirmiş, son hamlenin yapilmasını beklemektedirler.
320 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Şair olarak tanıdığım 1000K dan şiirlerini takip ettiğim UĞUR UKUT bey benim gibi takipçilerini resmen ters köşeye yatırdı.

Neden mi? Şiir kitabını beklediğim Uğur bey beklenilenin tam tersine fantastik ve bilimkurgu türünde bir roman yazmış; hem de terminolojisi ağır bir uzay bilimkurgu romanı. Galiba ülkemizde de bir ilk bu kitap, bildiğim kadarıyla.

İnceleme yazmak için bekledim, hemen yazmak istemedim. Ölümün Eşiği'nin peşinden okuduğum beşinci kitabımın yarısına gelmişken, şimdi yazayım dedim. İncelemeler yazıldı ama ben onları okumadan içimden gelenleri yazmak istedim şimdi.

Bu tür romanlara giriş sıkıcıdır genelde, ama bu romanda giriş bölümü sade olsa da sayfaları biraz çevirdikçe kitabın içine hemen giriyorsunuz. Olaylar olayları takip ediyor. MERAK, MERAK, MERAK... Kıvranıyorsunuz meraktan, hayal kuruyorsunuz, tahmin ediyorsunuz. Ama yok bunlar değil, konu nerelere kadar gidiyor, şaşırıyorsunuz. Kitabın içindeki hangi karakter olmak isteyeceğinizi kestiremiyorsunuz. Karakter sayısı çok fazla ve kurgu ise çok aşırı detaylı. Ben Uğur beyin hayal gücüne hayran kaldım.

Roman aynı zamanda aşırı adrenalin ve gerilim içermekte. Gerilim ve merak için yazılmış resmen. Olaylar öylesine iç içe giriyor ki, ipin ucunu çekiyorsunuz, çekiyorsunuz hep ipin ucundakini görmeye çalışıyorsunuz. Diyorum ya KURGU çok detaylı, bir türlü sonunu bulamıyorsunuz. Kitabın sonuna geldiğinizde kesin bulurum diyorsunuz. Ama erken sevinmeyin, kitabın ikincisini beklemeniz gerekiyor. Bir şairden bu kadar girift, bu kadar ayrıntılı, bu kadar aksiyon dolu bir roman beklemezdim. Ama insan işte, nelere muktedir diyorsunuz, diyeceksiniz.

İşte bu tür romanlar bana dizi- sinema tadı veriyor, neden bilmem. Olayları ayrıntılı anlatmak, spoi vermek istemiyorum. Sonuçta kurgu-olay endeksli bir kitap, lezzetin tarifini size bırakmak istiyorum. İddia ediyorum siz de ŞAŞIRACAKSINIZ. Bu tarz romanları sevenelere tavsiyem siz de mutlaka okuyun.

İçerikle alakalı incelemeler de yazılmıştır zannedersem. O yüzden daha fazla uzatmadan incelememe son veriyorum.

NOT:Yazım yanlışları, hatalı noktalama işaretleri editör çalışmasını yetersiz gördüğüm kitabın tek eksisi maalesef. Ama bunun bir sonraki baskıda düzeltilebileceğine eminim. Kitabın kapağı, kağıt kalitesi oldukça başarılı, sadece olumsuz eleştirmiş olmayayım.

KİTAP ve AFİYETLE KALIN...

Keyifli okumalar...
320 syf.
Söze nereden başlasam acaba?...
Eserin hayal dünyamda bıraktığı etkilerine mi değinmeliyim yoksa değerli yazarımız hakkında edindiğim düşüncelerime mi?...

Öncelikle bu hususlara değinmeden önce, bir teşekkürle söze devam etmek isterim. Değerli okurlar uzun bir ara paylaşım yapmadığım halde, varlığımı unutmayarak hatırlayan okur arkadaşım ve değerli yazarımıza huzurunuzda teşekkürü borç bilirim.
Teşekkür ederim, Uğur Bey...
Mutluluğunuza beni de ortak etme, nezaketiniz adına...

Hatırlanmak!...
Bir insanın yaşama dair isteyebileceği en değerli bir hazine olsa gerek!
Kim olduğun değil, kim olarak görüldüğün ya da takipçi sayısına göre, itibar görülen bir dünyada!...  

Daha siteye ilk katıldığım an tanıdım ben yazarımızı. O zamanlar şair kimliği ile ön planda olan bir okur. Gönülden kaleme dökülen dizeleri takılmıştı gözüme. İşte o zaman anladım ki, karşımda zevk sahibi, duygulu ve dirayetli bir insan var. Zamanla tanıdıkça da dürüst bir karaktere sahip olmasından etkilendim. Anlaşamadığı ya da farklı düşündüğü hususlarda bile, müsamahakâr olması ya da daha ilk katıldığım zaman " Hoşgeldiniz! " diyerek, muhabbetkâr bir tavır sergilemesiydi belki de! Kim bilir!...

Eserin muhteviyatı bilim-kurgu. Hani bazı zamanlar hayal dünyasının kıyısında gezinir bakışlar, Fetih ile birlikte dolaştım uzay boşluğunun hayal dünyasında. Kurgudaki karakterleri sevdim. Bizden, içimizden...
Belki de bazılarımızın komşusu ya da yakını. Ya da bizden bir parça...
Yazım lisanı yalın ve sade. Kurgu ise, tek kelime ile mükemmel. Hayatıma yön veren eserleri, samimi bir okur gözü ile okumayı öğrendiğim için eserin mükemmel bir kurgu ile kaleme alınmış olduğuna değinmek isterim. Esere dair genel anlamda, olumsuz bir fikir beyan etmem olanaksız! Sadece başlarda betimlemeler arası geçişler de biraz kopukluk hissettiğime, sonlara doğru ise sorunun tamamen ortadan kalktığına dem vurabilirim.
Yazarımızın ilk eseri olmasına rağmen, son derece özenli ve titizlikle hazırlanmış başarılı bir çalışma. Özellikle bilim-kurgu sevenler, okumalısınız!...

Kimileri şansın, Tanrı' dan geldiğini söyler...
Kimisi ise, kişinin kendisinden kaynaklandığını...
Son yıllarda, sosyal şartların kişiyi kahraman yaptığı da söylenir.
Hâlbuki bana göre kişi mevcut durumunu değiştirebilirse, işte o zaman şans kendiliğinden gelir.
Kendi şansını yaratan bir yazar var, okurun karşısında.
Tebrik ederim, Uğur Bey...
Şansınız daim ola!...

Ne demişti Travanian, tarihin tozlu raflarında yerini çoktan almış " Katya'nın Yazı " isimli kitabında,

" Bir gülümse bana, olmaz mı? Paylaşacağımız bunca  çok şey varken! "

Bol, bol tebessüm etmeniz dileğiyle, sevgili okurlar...
320 syf.
·2 günde·9/10 puan
Mutlu pazarlar arkadaşlar
Size güzel mi güzel bir kurguya sahip, film tadında olan , heyecan ve aksiyonun dinmediği , merakınızı her sayfada taptaze tutan bir bilim kurgu kitap yorumuyla geldim.
İlk başta daha ilk sayfalarda yazarımız beni feth etti. Nasıl mı ? İlk Türk uzay aracının uzaya yolculuğunun başladığı tarihle tabi ki29Mayıs 2032 ve uzay aracının adı da Fetih İstanbul'un fethiyle aynı olması ve adının Fetih olması ba_yıl_dım. Beni çok duygulandırdı o yüzden bundan bahsetmeden geçemiyorum.
13 kişi uzaya yolculuğa başladı. Ama içlerinde bir Nuri var ki stresli , heyecanlı , merakla okurken satırları beni birçok kez güldürmeyi başardı
Yusuf Kaptan ve ekibi uzay mekiği ile yolculuğa başladılar ama daha ilk başta işler ters gitti. Uzay boşluğunda kayboldular. Türkiye ile bağlantıları koptu. Bilmedikleri bir gezegen vardı karşılarında. Yaşam mücadelesi başladı. Çok sürükleyici bir kitaptı. Yazarımızın hayal gücüne hayran kaldım.
Peki bu gezegende hayat var mıydı?
Ölüm eşiği kitabın adı ne demek?
Uzaylılar gerçek mi?
Uzaylılar varsa kanları Amerika'lıların dediği gibi yeşil mi?
Yusuf ve ekibini bu gezegende neler bekliyor?
Dünya ya geri dönecekler mi ?
İşte bu soruları okuyup öğrenin arkadaşlar
Kitabınızın tek kusuru imla hatalarıydı. Rahatsız edecek boyutta değil ama yine de olmasa daha güzel olurdu.
Yazarımız @ugutukut u ayrıca çok tebrik ediyorum bol bol okurlarınız olsun inşallah
Okumanızı öneririm arkadaşlar
Kitapla kalın
320 syf.
Uzay, insanoğlunun hep ilgisini çekmiştir. Bilim kurgu filmleri en çok izlenenler olmuş, kitapları yok satmıştır. Ya da öyledir sanırım.

Uzay konulu kitaplar,filmler çok ilgimi çeken bir tür değil açıkçası. Konusu uzayda geçen bir iki film izlemişimdir belki ama roman olarak ilk okuduğum kitap. Bütün önyargılarıma rağmen elime aldığımda kendi kendime söz verdim konuya odaklanıp sıkıcı bile olsa sonuna kadar okuyacağım diye. İlk sayfaları geçtikten sonra baktım ki gercekten önyargıları kenara bırakıp okunması gereken bir roman.

Anlatılan olay çok alışılagelmiş bir konu değil ama okudukça insanı içine çeken bir yanı var. Sayfalar ilerledikçe daha çok merak ediyorsunuz. Konuyla ilgili yorum yapıyor, tahminlerde bulunuyorsunuz. Uzay terimleriyle, tanışılan yeni ırkın dilini çözmeye çalışıyorsunuz. Hatta kitap ilerledikçe baya çözdüm dili. Bir lisan bir insan misali öğrenmeye gayret edip evdekilere bile ders vermeye başladım. Kitap yazılırken çok titiz ve güzel bir çalışma yapılmış belli.

Aralarda imla hataları ve anlatım bozukluklarını saymazsak genel itibariyle güzel bir kitap. Ancak bu hatalarda çok göze batıp insanı yormuyor. Kitabın bütünlüğünü bozacak tarzda değil. Yazarın heyecanını, kitaba olan inancını en güzel şekliyle okudum sayfalarda...

Özellikle yapılan betimlemeler benim çok hoşuma gitti. Okuduğum her sayfada o ortamı tam anlamıyla yaşadım. Gözümde canlandırdığım her mekan kitaba ayrı bir keyif kattı. Ben keyifle okudum. Yüreğinize, emeğinize sağlık, kaleminiz daim olsun Sayın https://1000kitap.com/Uzakhayaller_03... Serinin diğer kitaplarını da büyük bir heyecan ve sabırsızlıkla bekliyorum...

Keyifli okumalar...
320 syf.
Kitabın başında gereksiz isimler yüzünden biraz zorlansamda İlk kez uzayla ilgili bir bilim kurgu romanı okumuş oldum. Genellikle edebiyat içerikli romanlar okumayı seven biri olarak kitapları incelerken konusunu, anlatım şeklinden daha çok eleştirmeyi severim, o yüzde çok dikkatli okuyup hakkını vermeliydim o kadar yavaş okudum ki romandaki uzay gemisi Fetih'in içinde sandım kendimi. Romanın sonuna geldiğimde kafamda iki seçenek vardı; uzaydakiler ya dönecekler ya da öleceklerdi ikiside olmadı çok şaşırdım aklıma hiç kitabın devamı olabileceği gelmemişti bu da benim romana bakış açımı pozitif yaptı. Romanın anlatım diline gelirsek o kadar uzay terimi oluşturmuş ki yazar bu kelimeleri sözlük haline getirmesi gerekirdi abartmış biraz derken her sayfada okuya okuya istemsizce ezberlediğimi farkettim. Şimdi düşünüyorum da bazı okuyucular ben hikaye okumayı sevmiyorum kısa geliyor diyor ama bazı okuyucular da ben roman okuyamam çok uzun bitmiyor diyorlar ya işte bu kitap iki okuyucuya da hitap ediyor, bir sürü hikaye bir araya gelmiş aksiyon dolu çok farklı ütopik bir roman olmuş, yazarın ilk romanı olduğu için okumadan önceki ön yargım; olaylar çok basit anlatılmıştır şeklindeydi ama okudukça hikayesi o kadar şaşırtıcıydı ki yıllarca hikayeler yazmış bir senaristin eserini okuyorum ya da iyi bir yönetmenin filmini izliyorum sandım, romandaki olayları çözmeye çalışırken aynı çengelli bir bulmaca da dolanır gibi çıkışı ararken sonuna gelmişim bir baktım ki arkası yarın. Herkese okumasını tavsiye edeceğim serinin ilk kitabını beğendiğimi ikinci kısmını da büyük bir heycanla beklediğimi belirtmeliyim. Saygılar.
320 syf.
Spoiler içerebilir!!!

Öncelikle Uğur Bey'in göstermiş olduğu medeni cesaretinden, ortaya koyduğu üründen ve bunun için harcadığı emekten dolayı kendisini kutlamak gerekir. Gerçekten kitap yazmak zor ve zahmetli bir aktivitedir. Ben de bu düşünceler çerçevesinde yazarlık hayatında kendisine başarılar diliyor ve "Komutanım sistemler kapanıyor!" ifadesine "Herkes sakin olsun" cevabıyla bu macerayı serileştirmesini bekliyorum.


Normalde incelemelerimi bu kadar detaylandırmam. Ancak gerek yazarın aramızda olması gerekse bu hikayenin devam etme potansiyelinin olması yorumları biraz daha somutlaştırma yoluna götürdü beni. Bu açıdan umarım bir katkı sağlamış olacağım...

Kitabı bir cümleyle ifade edecek olursam, konu ve kurgulama başarılı ama oluşturulan diyaloglar ve genel olarak metinlerin edebi nitelikleri zayıf. Kitabın kapağından başlayarak kademe kademe ilerlersem: Bana göre kapak fotosu içeriğine tam uygun düşmemiş, kitabı okumadan sadece kapağından yola çıkarak tahminde bulunursam şunu derim: Uzaya gönderilmiş bir astronotun hikayesi ve bu noktada başlığı da eklersem, bu astronotun bu maceradaki ölümden dönüşü olarak değerlendirebilirim, tabii ki de kitabı okuduğunuzda içeriğin bu olmadığını görebilirsiniz. Kapak bu görselin yerine Fetih uzay aracının resmi ya da Obuz'daki alt katlara inen asansör veya Konya uzay üstündeki takip sistemini gösteren bir kare olabilirdi.

Başlığı güzel olmuş yani farklı bir şey bekleyen kişiler için bence tatmin edici noktada. İçerik kısmına gelirsek, baştaki içerik edebi nitelik açısından çok mat başlamış, olaylar art arda tek düze olarak anlatılmış; gitti, geldi, şunu yaptı, bunu yaptı gibisinden oysa bu kısma biraz betimleme, kahramanların duygularına, olayın genel düşüncesine yol açabilecek fikirlerin açılımına yer verilerek okurun dikkatinin toplanması sağlanabilir ve zihinsel yorgunluğu hafifletebilirdi. Yine yer yer cümlelerdeki anlatım bozuklukları, yazım hataları ve aynı kelimelerin fazlasıyla tekrara düşmesi kitabın negatif yönlerini oluşturmuş [(örneğin pürdikkat kelimesi başlarda çok fazla kullanılmış)
("s.11-Kahvaltıyı bitir bitirmez, s.13 Kimse bilmese de ülkesine böyle bir hizmet verdiği için hem de çok huzurluydu, s.13 hepiniz o gemide ihtiyaç olacak elemanlarsınız, s.13 Belki uzay adamı olmak aklınız ucundan bile geçmiyordu, s.15 Aramızda biri ben olmak üzere, s.23 Ben ve Hüseyin Bey böyle nöbet tutmayacak vs. yani böyle uzar gider.) Ayrıca yayınevinin kitap dizaynındaki hataları da göze çarpıyor, devam eden bir cümle küçük harfle başlatılarak paragraf olarak ayrılmış (s.222 pilot...) gibi.]


Diyaloglar ah diyaloglar! Kitaba en büyük sıkıntı veren durumlardan biri, oluşturulan diyaloglar olmuş. Bazen sıradan bir konuşmadaki biri birdenbire coşup sert bir tepki ortaya koyuyor, yani sanki akli dengesi bozukmuş gibi! Şimdi bunlardan birkaç örnek vereceğim. Uzay aracının kaybolmasından sonra ortaya konulan tepkiler bunlardan biri! Cumhurbaşkanının tuhaf konuşması, ülkedeki tüm büyükelçileri toplayıp yaptığı konuşmanın bir kısmı:

'Tabiri yerindeyse biz de en sevdiği oyuncağı elinden alınmış ya da kırılmış çocuklara döndük' 'Bu ülkeye fitne sokmaya izin vermeyeceğiz' birkaç cümle sonra ise 'Tekrar hepinizden ülkem adına özür dilerim' gibi, bir kızıyor bir seviyor sanki akli dengesi bozuk bir Cumhurbaşkanı gibi konuşmayı sürdürüyor. Sonrası daha kötü, diplomatik bir dilden uzak misket oynayan çocukların birbirine dayılanması mahiyetindeki bir üslupla İsrail büyükelçisinin Türkiye Cumhurbaşkanına söylediklerine bakalım:

"Eminim buradaki herkes benimle aynı fikirdedir. Ben hayatımda böyle küstahlık görmedim. Şimdi siz bizi ayağınıza getirip tüm dünyaya meydan mı okuyorsunuz Türkiye Cumhurbaşkanı'na yakıştı mı şimdi bu olanlar? Böyle aklı kıtlık olur mu? Aklıselim olmanız gerektiği bir anda tüm dünyayı karşınıza alıyorsunuz. Hem de en çok yardıma muhtaç olduğunuz bir zamanda."
Sonra Cumhurbaşkanının buna cevabı "Kimseye meydan okuduğumuz yok bizim. Derdimizi anlatmaya çalışıyoruz. Yarası olan gocunur. Varsa bir yaranız ya da bildiğiniz buyurun odamda görüşelim..."

En basit ifadeyle bunlar olmamış!

Yine eşlerini kaybetmiş kadınlar daha üzerinden iki ay bile geçmemişken saçma sapan bir bildiri düzenliyorlar ve birkaç cümlesi yok artık dedirtiyor. Bu aileler her ne kadar amacımız maddi değil dese de şöyle bir ifade geçiyor bildiride: "...amaç para değil yapılan haksızlığı ortaya koymaktır. Eşlerimiz kaybolduğu için cesetleri bulunamamıştır. Bu nedenle kanunlara göre ölü sayılmıyorlarmış. Tazminatlarımız bir yıldan önce ödenmeyecekmiş. Hem acılıyız hem mağduruz."

Daha iki ay geçmiş geçmemiş ve ölüp ölmedikleri bile belli değilken tazminat ödenmiyor diye mağduriyetlerini dile getirmek ve bunu basın açıklamasıyla yapmak!!

Ve daha kötüsü bir komutan, yürekleri parçalanmış, acı çeken, sızlanan bu kadınların tek suçları bir bildiri okumak iken, onlara şöyle hitap edebiliyor: " İçimden yüzünüze tükürüp hakaret etmek geliyor, ama bulunduğum mevki buna izin vermez." Hatta bu konuşmadan sonra da bir bisküvi alıp üstüne de bir çay yudumladıktan sonra konuşmasına devam ediyor. Bu hayat içinde böyle bir adamla karşılaşsam, beyaz önlük diye bağırırım sanırım. Yani bir yükseleceksin sonra oradan bir bisküvi ve çayı götüreceksin!!



Kısacası bu ve buna benzer diyaloglar hiç olmamış . Yine toplantıya hazırlanan Pungonra'nın elbisesine likör dökülüyor ve döken kişi has Anadolu kadını çıkıyor resmen, bakalım:

"Sen ne yaptın ya? Beni mahvettin, benimle ilgili bir
problemin mi var?"
"Çok özür dilerim. Sana sarılmak cesaretini artırmak istemiştim. Keşke kalkamadan dizlerim kırılaydı da öylece kalsaydım."

Bunu cefakâr Anadolu kadınından başkası söylemez, hani bu uzaylıdan daha farklı bir tepki bekler insan bilmem haksız mıyım? Bunun dışında uzaydaki ortam genel olarak dünyaya çok benzetilmiş, öyle bir izlenim uyandırıyor ki sanki bunlar uzaylılar değil de dünyadaki başka bir ülkenin insanları. Örneğin yeraltına inen asansörleri gören dünyalıların verdiği ilk tepki, buraya çok para harcanmış olmalı. Yani onlar da parayı bulmuşlar, onlar da dünyadaki yönetimlere benzer bir şekilde yönetiliyorlar ve böyle şeylere de para harcıyorlar. Niye ilk akla gelen zaman değil, enerji değil de para! Bilim kurgu kitabı yazmak bana göre büyük risktir, çünkü bu ürün hayal dünyası ve bilimin birleşimi olmalı, hem şaşırtmalı hem etkilemeli...



Uzaylılar için oluşturulan dil, kitabı aşırı derecede karmaşık hale getirmiş. Yeni bir gezegendeki insanlar için bir dil oluşturulabilir ancak o zaman bu dilin mantığını vermek gerekir ya da dile kısmen değinilip geçilebilir. Sonraki aşamalarda, kendi dilinde şunu dedi, bunu dedi denilebilir. Burada ise sistematik bir şekilde olmamakla birlikte bazı kelimelerin, terimlerin veya ifadelerin açıklamaları verilmiş ve sonra bunlar kullanılmaya başlanmış ancak onların anlamlarını aklınızda tutmanız gerekir aksi halde geri gitmek zorunda kalırsınız. Ve dil de bana öyle geldi ki rastgele oluşturulmuş, kinoni, Toluna fontun duragın, Doro muanne gone bor fortuna... vs. Eğer bu macera seri haline getirilecekse ilk yapılacaklardan bir tanesi bu dilden kurtulmak olmalı.



Amaç kısmı için de şunları söyleyebilirim: Amacı tam olarak tespit ettiğimi söyleyemem ancak alt konuların içine yerleştirilmiş birçok mesajı algıladığımı söyleyebilirim

-İslam’ın hak din olduğunu (çünkü İslam dini dünyadan tamamen bağımsız ve etkileşimsiz başka bir gezegende de aynı şekilde karşınıza çıkıyor)
-Doğal yapıyla oynamanın insanları sürükleyebileceği belalar (Tugvanlar gibi canavarların oluşmasına sebep olmaları)
-Türkiye-İran işbirliği ve buna karşı dış mihrakların oyunları!
-Türklerin de çalışmayla ortaya koyabilecekleri başarılar (Fetih uzay aracı gibi)
-Kalabalıkların kışkırtmayla birlikte nasıl hedeften uzaklaştığını gösteren olaylar (Uzay ekibi eşlerinin basın açıklaması ve sonrasında gelişen olaylar)



Kendi açımdan orijinal fikir olarak da şunları sıralayabilirim:

-İnsanın bir araca dönüştürülmesi, sadece kan ve irin üreten bir bedene dönüştürülmesi
-Yeraltı dünyası
-Virüslerle mücadelede farklı yöntemler
-Dünya için yola düşmüş uzaylılar (Biz nasıl ki hayvanların ve bitkilerin dünyasını istila ettikse, onlar da bir gün aynı şekilde bizim dünyamızı istila edebilirler.)

Şimdi bütün olarak değerlendirirsek iyi olarak başlanmasa da son bölümlerde daha derli toplu hale geldiği söylenebilir bu da sonraki eserler için bir ışık olarak değerlendirilebilir. Kitapta güzel fikirler var ve bu fikirler iyi bir şekilde süslenebilirse kaliteli eserler ortaya çıkabilir. İncelemeyi bitirirken yazara da yazarlık hayatında tekrardan başarılar diliyorum...

İyi okumalar.
320 syf.
Öncelikle Uğur Ukut beye imzalı kitabını gönderme inceliğini gösterdiği için çok teşekkür ederim.

Kitaba gelirsek ilk kez bir bilim kurgu kitabı okudum, hiç tarzım olmayan ve açıkçası ilgimide çekmedi bu güne kadar.

Kitabın konusuyla ilgili çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum merak eden herkes okusun.
Yazarımızın ilk kitabı olduğu için anlatım dilini iyi buldum,
sadece çok fazla süslü dil kullanılmış buda açıkçası beni biraz yordu ve betimlemeleri daha ayrıntılı beklerdim sonuçta bilim kurgu sevenlerin hayal güçleri çok fazla,
Onun dışında gayet sürükleyici ve güzel buldum. Bilim kurgu sevenler kesinlikle okumalı.
Yazarımızı tebrik ederim ve başarılarının devamını dilerim.
320 syf.
·11 günde
Yazarın hayal gücü diyorum! Normalde bilim kurguya karşı hiçbir ilgim olmamasına rağmen bu kitap bende çok güzel etki bıraktı. Bir kere kitabın ilk sayfası itibariyle başlayan heyecan ve buna bağlı gerilim son sayfasına kadar devam etmekte. Roman boyunca asla kopmuyorsunuz çünkü sürekli bir merak hakim. Kurgu çok sağlam. İncelemenin belki sonuna yazmalıydım ama kitabı okurken sürekli şunu tekrarladım "bu kitabın filmi olmalı!". Film izlemektense kitap okumayı her daim tercih ederim ancak bu kitaptaki hayal gücü daha fazla kitlelere ulaşsın istedim. Şimdi şöyle ki uzay, evet hemen hemen başını göğe çeviren herkesin merak ettiği bir konu. Eşsiz benzersiz, ucu bucağı olmayan ve belki hakkında en az bilgi sahibi olduğumuz konulardan biri. Böylelikle daha çok merak edilip üzerine türlü senaryolar çizilmiş, sınırları olmayan bir kavram bizim için. İşte yazar bu romanda o sınırları öyle bir belirtmiş ki ben uzaya bir gittim geldim diyebilirim. Resmen son on gündür uzayda bir gezegende yaşadım, orada farklı varlıklar tanıdım, korktum, heyecanlandım, sevindim, telaşlandım... Okuyucuya okuduğu satırları yaşatmak bence bir yazar için en büyük başarı ve evet Uğur bey bunu biz okurlarına fazlasıyla sunmuş.

İçerik olarak yorumlamak gerekirse kitabın başında karakter tanıtımları var ve bu sayede bu kadar çok karaktere sahip bir romanda kim kimdi şaşırmıyorsunuz, bu özelliği fazlasıyla beğendim. Sonrasında olaylar zaten hızlı ilerliyor hiç sıkmadan bir sürü şey yaşatıyor kitap size. Ancak bunu bir eleştiri olarak kabul ederseniz özellikle üst düzey karakterlerde fazla fevri çıkışlar mevcut. Hatta bu fevri çıkışlar onların konumu itibariyle pek de uygun değil diyebilirim. Biraz daha politik cümleler kurulabilirdi mesela. Sonrasında sadece üst düzey karakterler için değil normal karakterler için de fazlaca sinirli sözler ardından da hemen sakinleşmeler mevcut bunları biraz daha gözden geçirmek gerektiğini düşünüyorum.
Kitabın ilk bölümleri yeryüzündeyken çoğunluğu uzayda geçiyor. Ben mantık hatası göremedim kurgu şahaneydi. Anlaşılır ve basit bir dil kullanılmış üstelik uzay romanlarında bunun başarılabilmesi bence çok güzel.
Benim asıl eleştirim kitabın son bölümlerinde artık zirve yapmış olan "uzay dili'ne" olacak. Şöyle ki bir mantığa dayalı olmadığı için - eğer var ise ben şifresini çözemedim- okurken elinizde bir kağıt kalem yeni öğrendiğiniz kelimeleri not etmeniz gerekebilir. Tabii bunu kimse yapmayacağı için bir süre sonra tahmin yürüterek okumaya başlıyorsunuz. Bu kelimeler de cümlelerin arasına serpiştirilmis durumda. Ben şu an çoğunu ezberledim ama okurken bu beni biraz zorladı. Hani kitap nehir gibi akıyormuş da o kelimeler çakıl taşı olmuş yoluna gibi geldi bana. Olmasaymış veya daha az olsaymış daha mı iyiymiş acaba :) yine de bu hayal gücünün yanında gerçekten devede kulak bu söylediğim.

Yayinevinden yana da sıkıntı şu ki çok çok çok fazla imla hatası mevcut. Hiç mi kontrolü yapılmadı gerçekten bilemiyorum. Paragraflar cümle ortasından küçük harfle başlamış sanki imleç kaymış gibi, noktalama işaretleri konusunda da büyük eksiklikler mevcut. Bir de ben isterdim ki bölümler daha güzel ayrılsın. Bazı noktalarda bir anda paragraf ile konu apayrı yönlere gidebilmis veya konuşan kişi değişmiş ama buna dair ibareyi paragrafın sonunda görüyorsunuz. Şu yazdıklarım 2 puan kırmama sebep oldu onun dışında efsane kitap efsane kurgu tebrik ediyorum.

Desteklenmesi gereken ufku açık bir yazar olduğunu düşünüyor kendisine başarılar diliyorum. Şiir dili kadar kurgusu da muhteşem olan sevgili Uğur Ukut'a bu güzel eserle bizleri tanıştırdığı için teşekkür ederek en kısa zamanda kitabın ikincisini heyecanla beklediğimi belirtmek istiyorum. Başarınız daim, yolunuz açık olsun.
320 syf.
Elbette, evvela kitabını bana gönderme nezaketinde bulunan Uğur Ukut Bey'e teşekkürlerimi sunmak isterim.

Esasında bilim kurgu okuduğum bir tarz değildi, onu söylemem lazım. Uğur Bey, zor bir işe soyunmuş. Çünkü hem bir roman yazmak hem de bunu bilimkurgu ile donatmak zor bir iştir. Uğur Bey'in nasıl bir şevkle yazdığını tahmin edebiliyorum, el emeği göz nuru bir eser olmuş. Kutluyorum.

Romanın edebi değerlendirmesini yapmak gibi bir niyetim yok. Yoksa önceleri cumhurbaşkanıyken, bir anda başbakana dönüşen karakterler gibi bir sürü acemice ama çok içten olduğu belli olan hata var. Zayıf kalan kısımları haylice var. Dili, roman tekniği vs. Bunlara da girmeyeceğim.

Ama dediğim gibi ben Uğur Bey'in heyecanını, çabasını, emeğini hissettim ve büyük saygı duydum.

Bir nevi Hollywood film senaryosunun yerli versiyonu gibi okunabilecek bir kitap. Bilimkurgu meraklılarının ilgisini çekebilir.
320 syf.
·33 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitap görüldüğü üzere bir bilim kurgu kitabı. Komutanlar ast subaylar, komando, pilot, uçak mühendisleri, Jeolog, Eczacı, Ziraat mühendisi daha birçok alanda uzman olan bir ekip . Yapılan bir uzay aracı ile Konya askeri havaalanından Fetih 29 Mayıs 2032 de uzaya fırlatılacak.

Fırlatma olacak peki yapılmak istenen başarılı elde edilebilecek mi?


Yusuf kaptan bu zorlu görevden yüzünün akıyla çıkabilecek mi?

Kitabın anlatımı kurgusu hoşuma gitti ufak tefek yazım hataları olsa da genelinde beğendiğim bir kitap oldu. Tavsiye ederim
320 syf.
·10 günde·Puan vermedi
İlk defa bir Türk yazardan bilim - kurgu kitabı okuyorum diyecektim de ''BELEMİR'' kitabını unuttum , bu ikinci oluyor galiba . Türkiye'de bilim- kurgu türünde çok fazla kitap yok hepimizin de bildiği gibi . Yazarı bu medeni cesaretinden dolayı tebrik ediyorum. Başlarda kitap beni çok fazla içine almadı, okurken sıkıldım ama sonradan açıldı. Kısaca konusu Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk uzay aracı FETİH'in 29 Mayıs 2032 tarihinde uzaya fırlatılması... Tarihe dikkat ederseniz 29 Mayıs İstanbul'un fethinin gerçekleştiği aydır. Bu göndermeye bayıldım. Fetih aracı fırlatılınca uzayda kayboluyor , T.C askerleri hem onu arıyorlar hem de farklı şeylerle karşılaşıyorlar . Bu farklı şeyler neler ? okuyup görebilirsiniz.

Kitaba eleştirim şu şekilde , askerlerimiz uzaylılarla anlaşabilmek için onların dillerini öğrenmek zorundalar. Ve kitapta bahsi geçen dil beni birazcık yordu. Mesela 'hafta' dabrın demekti galiba. Birazcık anlayana kadar zorlandım ne ne demekti diye :) Tabi bu kitaba karşı genel kanaatimi bozmuyor. Yazarımızın yüreği susmasın ve kalemi hiç durmasın.
320 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Öncelikle belirtmeliyim ki ben bilim kurgu kitapları ile arası hoş olmayan bir okurum fakat bu kitabı merakla okudum. İlk sayfalarda kitaba giremedim bir eksiklik vardı yazım tarzında aralar biraz kopuk kalmıştı ama hemen 2.Bölümde yazar Uğur Ukut konu bütünlüğünü toparlayarak ilerlemeyi, biz okurlara ilginç bir deneyim yaşatmayı hedeflemiş bana göre başarılı da oldu. Kendisini tebrik ediyor ve yazım hayatında başarılar diliyorum...

Eserin konusu ise Türk uzay gemisinin iz bırakmadan kaybolması.
Yıl 2032
Türk Uzay Araştırma Merkezi kendi ürettiği "Fetih" adlı uzay gemisi ile uzaya gidecek mürettebatı hazırlayıp fırlatmayı başarır. Verilen koordinasyonlar ile her şey yolunda gider beklenmeyen ise "Fetih" adlı geminin kaybolmasıdır...

Kitap bu konu üzerine yazılmış olsa da sayfalar ilerledikçe insan olmayan bir ırk ile kurulan dostluğu, bilinmeyen bir yerde aileye duyulan özlemi ve nasıl bir son ile karışılacağını bilmeyen insan ve uzay varlıkları olan Alpar'ların birbirleri ile dayanışma içinde ilerlemelerini etkili bir yazım dili ile sanki okur uzay yolculuğuna çıkmış ve aralarında konuşulanlara şahitlik ediyormuş gibi canlı yazılmış. Sadece zaman dilimi isimleri zorlayıcı olmuş fakat oda esere farklı bir lezzet katmış...

Bir ilk kitap ve yazım hataları var ama bütünlüğü bozacak kadar etkili değil...

Kitap öyle bir yerde bitti ki acaba devamı gelecek mi yoksa bilinmezlikten bilinene gelineceğini yazarımız okurun hayal gücüne mi bırakmış doğrusu karar veremedim...

Bilim Kurgu eserlere ilgi duyan herkese tavsiye ederim...
"Yine tartışıyorsunuz."
"Hayir, kızım biz annenle sevgimizi böyle ifade edebiliyoruz ne yapalım. Herkesin kendini bir anlatma şekli var ya bizimki de bu işte."
Uğur Ukut
Sayfa 18 - Sisyphos yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölümün Eşiği
Alt başlık:
Türk Uzay Bilim Kurgu Romanı
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058017740
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sisyphos Yayınları
Dünyadakiler uzaydakileri, uzaydakiler ise her riski göze almış, oraya gidişlerinin tersi bir işlemle geri dönme ihtimalini kaçırmamak icin tüm hazırlıkları bitirmiş, son hamlenin yapilmasını beklemektedirler.

Kitabı okuyanlar 88 okur

  • Gülüzar Yıldırım
  • Gönül Dağı
  • Buket varlı
  • yasmn
  • Seda Erikli
  • N.Ş
  • Erkan peker
  • Selen
  • Hatice Uzun
  • Şenay Aslan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35 (21)
9
%13.3 (8)
8
%23.3 (14)
7
%10 (6)
6
%5 (3)
5
%1.7 (1)
4
%3.3 (2)
3
%3.3 (2)
2
%0
1
%5 (3)