On Dakika Otuz Sekiz Saniye

·
Okunma
·
Beğeni
·
16,9bin
Gösterim
Adı:
On Dakika Otuz Sekiz Saniye
Baskı tarihi:
29 Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
392
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050963090
Kitabın türü:
Orijinal adı:
10 Minutes 38 Seconds in this Strange World
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Adı Leyla’ydı. İstanbul’un en eski genelevlerini barındıran o meşum sokakta yer alan gülkurusu renkli evde bilinen adıyla Tekila Leyla. Öyle derdi ona arkadaşları, ahbapları ve müşterileri. Öyle derdi ona beş kadim dostu. Hiç istemezdi Leyla kendisinden geçmiş zaman diliminde söz edilmesini. Ama işte kalbi daha az evvel susmuş, soluk alış verişi ise hepten kesilmişti. Şehrin kenarlarında bir çöp kutusuna bırakılmıştı cansız bedeni. Gene de henüz durmamıştı beyni. Çalışıyordu hâlâ. Tastamam on dakika otuz sekiz saniye boyunca…
392 syf.
·6 günde·4/10 puan
Kitabın kurgusunu gerçekten çok beğendim yani yazarın olayları birbiri ile bağdaşlaştırması etkileyiciydi. Ama kitabın içeriğini değerlendirecek olursam hoşuma gitmeyen birçok yer vardı ve asıl sinir olduğum bir diğer husussa Elif Şafak' ın bazen neden böyle yaptığını anlayamıyorum. Kitaplarında İslam dininde olmayan ama sanki İslamda varmış gibi gösterilen birçok yerler vardı ve bu benim hiç hoşuma gitmedi. Yani amacım Elif Şafak' ı kötülemek değil. Sadece eğer İslamı biliyor ise okuyucuya doğru bilgi aktarsın fakat eğer bilmiyorsa hiç İslama girmesin okuyucuya yanlış bilgiler vermek hiç hoş değil. Bu konuda fazla sevmediğim türden bir yazar çünkü sadece bu kitabında değil diğer kitaplarında da bu probleme rastlamıştım.

Kitap kurgu olarak etkileyici, içerik olaraksa sıradan bir kitaptı. Genel anlamda beğendim.
392 syf.
·51 günde·Beğendi·8/10 puan
Bir şeyler arıyordu.

Kendini arıyordu. Hikayesini.’

Kadim şehir İstanbul. Yorgunlukların kırgınlıkların kırılmışların ve kırılacakların şehri. Boğazın tuzlu kokusu martı çığlıkları ve gök kubbe altında binbir renk mozaiklere bürünmüş kadim şehir.

Ve hikayeler.. hepsi birbirinden farklı kimi acıların aynı kimi sevinçlerin ayrı olduğu insanı insana anlatan kadim şehrin hikayeleri..

Tüm bu yorgun ve kırgın detayların arasında ise fısıldayan gerçek, insanın insan kalabilmesi için insanlara ihtiyaç duyduğu.’

Şafaktan İstanbul’un kozmopolitik ve kadim ruhuna ilmek ilmek işlenmiş bir eser. Okurken bazen tarihi bir şerit misali izliyor bazen ise uslubun akıcılığı ve olay örgüsü içinde kayboluyorsunuz.

Leyla ve hikayesi.. On dakika ve otuz sekiz saniye’yi idrak etmenin dimakta bıraktığı edebi buruk bir haz..

Umudumuz baki göğümüz mavi kalsın.’
Çok sevdim. Daha da uzatılabilirdi bence. Bazı olayları birkaç cümleyle özetlemeyip uzun uzun yazabilirdi. Severek okunacak, dili son derece kuvvetli bir kitap
Leyla ve 5 kadim dostunun hikayesi ! Farklı yerlerden gelmiş 5 farklı insanın hayatlarının kesiştiği olayları anlatan çoğunlukla üzülüp yer yer isyan edip bazen tiksinerek okuduğum bu kitap için keşke her ebeveynin kız erkek ayırt etmeden çocuğunun masumluğuna güvenerek yalan söylemeyeceğine inansa. Keşke insanların kötülük yapmak yerine iyilikle dünyanın kurtulacağına güvense de böyle bir dünya da hele hele kız çocuklarına yapılan iğrençliklerle dolu bu dünya da yaşamak zorunda kalmasak.
392 syf.
On Dakika Otuz Sekiz Saniye, okuyup okumamakta uzun süre tereddüt ettiğim bir roman oldu. Şafak’ın Pinhan’dan başlayarak her kitabını değil ama romanını okumuş bir okuruyum. Bu incelemede de aslında Şafak’tan değil de, son romanı On Dakika Otuz Sekiz Saniye’den söz etmek niyetindeydim.

Ancak, bütün yollar yine yazarını, eserinin önüne geçiriyor. Çünkü Şafak, öyle açıklamalar yapıyor ki, adeta “eserimin konuşulmasını istiyorum” değil de, “eserden başka şeylerin konuşulmasını istiyorum” der gibi davranıyor…

O yüzden biraz yazarının dedikodusunu yapacağız…

İlginçtir, Elif Şafak bana Arda Turan’ı hatırlatıyor. Elbette eğitimleri, dünyaya bakışları, branşları falan çok farklı iki insan ama ortak yönleri çok. İkisi de Türkiye çıkışlı ve beynelmilel alanda tanındılar. İkisinin de çıkışları alanlarında oldukça yetenekli, gelecek vaat eden hatta geleceğin bizzat kendisi olan isimler olmalarına dayanıyordu. Yetenekleri halen tartışılmaz ama bunu kullanmakta eskisi kadar mahir değiller. Bile isteye ya da istemeden de olsa gitmeleri gereken yoldan saptılar. Yani, düşüşleri bence kazaen değil, bunu kendileri seçtiler. Arda Turan’ın her ne kadar şu aralar iyice çaptan düşmesi nedeniyle pek yapamasa da, ara ara iyi maçlar çıkarabilmesi durumu gibi Elif Şafak da bu romanda zaman zaman üst seviye işler başarmış…

On Dakika Otuz Sekiz Saniye, birkaç bölümden oluşuyor. İlk bölümde öldürülmüş ancak beyni çalışmaya devam eden bir hayat kadınının geri dönüşlerle, hayatını anlatmasını okuyoruz. Bence romanın en etkileyici ve başarılı kısımları işte o anlatımların, İstanbul’a gelene kadar olan kısmıydı. Yani aşağı yukarı ilk 150 sayfa ve o, 150 sayfaya iyi not verebilirim.

Leyla’nın çocukluk ve ilk gençlik yıllarına tekabül eden kısımlar hayli etkileyiciydi bence. En azından hikayesi olarak öyleydi. Van’da doğan ve büyüyen Leyla’nın ve mesela annesi/teyzesi Binnaz’ın yaşadıkları Khalid Hosseini’nin Bin Muhteşem Güneş’i gibi beni yüreğimden yaraladı. Onu, o hale getiren şartlar iç burkan cinstendi. Zaten kitapta alıntı yaptığım cümleler de oraya aitti. Demem o ki, şahane başlayan, sizi içine alan, sarsan bir roman, sonrasında vites düşürüyor, vasata bağlıyor ve hatta kısmen sıkıyor…

Yazarlar gibi okurlar da farklı farklıdır. Bu anlamda ben zaman/mekan ilişikisine çok dikkat eden bir okurum. Yani tarihlerde, günlerde, vakalarda tutarsızlık olmamalı. Elbette roman denilen şey bir kurmacadır lakin yine de bazı şeylere dikkat etmek lazım. Romanda, bu zamana uygun olmama durumları vardı. Mesela mı?

Olaylar 1990 yılında bitiyordu. Sayfa 314'te bununla ilgili bir terslik vardı bence. İki polis memurunun radyoda maç dinlediklerini ama bu maçın önemsiz bir 2. Lig maçı olduğu yazılmış. Halbuki o yıllarda da 2. Lig maçlarının radyo yayınları yoktu.

Türkiye’de arafta kalmış bir yazar durumuna düşen Şafak’ın bu kitabında devrimcilere çok sık göz kırptığını hissettim. Sürekli devrimci güzellemeleri vardı. Romanın beyaz atlı ve iyilik timsali prensi D/Ali mesela… Ve onun üzerinden anlatılan pek çok konu…

Şafak’ın sıkı bir milliyetçilik bile değil "milliyetçi" düşmanı olduğuna iyice inandım. Çünkü romandaki pek çok karakter ve hadise oraya bilhassa konulmuş gibiydi. Bir kere, kötü çocuklar ülkücülerdi. Geneleve gidecek tıynette ama milliyetçiliği elden bırakmayıp padişah portresini oradan indirtecek bir tip var mesela. O uçkuruna düşkünken, D’Ali tam bir irade hakimi ve insanlık timsaliydi…

Keza, Amerikan Filosu’nu protesto eden devrimciler yüzünden Coniler, geneleve gelemeyince morali bozulan Şeker Ana, onlara o kadar kızıyor ki, Komünizmle Mücadele Dernekleri’ne para bağışı yapıyor!

Bitti mi? Hayır… Ülkemizin bir vilayeti olan Van’dayız. Ancak sonradan şeyhe bağlanan, aksi ve kaba biri olan baba mesela… Muhtemelen bir Kürt ailesi olmaları gerekirken ilginç bir şekilde oğlu olursa adını Tarkan koyacak! İkincisi olursa da Tolga… Tabii yetmiyor, romanın sapkın ve lanet adamı, adi bir herif olan amcası çoktan oğlunun adını Tolga koymuş bile. Bunlar bana bilinçli ve tuhaf geldi.

Romanın bahsini ettiğim ilk bölümlerini başka biri, ikinciyi başka biri yazmış gibiydi. Evet, hikayenin kendinden kaynaklanan bir durum vardır mutlaka ancak özellikle 236. sayfada başlayan ve "İkinci Bölüm" denen bölüm, usta bir yazar yerine ilk romanını yazan biri tarafından kaleme alınmış gibiydi. Mesela mezarlık diyalogları o kadar uzun ve bir kısmı gereksizdi.

Roman akıcı ve çabuk okunan bir romandı; bunu da söylemem lazım. Bir puanlama yapmak gerekirse, İstanbul’a gelene kadar ki kısım için 9, diğerleri için 5 verebilirim. Nihayetinde, Şafak, bir edebiyatçıdan çok popüler bir yazar olma yolunda koşar adım gidiyor…

Son olarak, yazar romanlarını epeydir Türkçe değil, İngilizce yazıyor ve Türkçeye çevriliyor. Bu nedenle Türk edebiyatı kategorisinde sayılmalı mı, ondan da emin değilim…

Mehmet Y.
kitapsuuru.com
392 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10 puan
Öncelikle yazara yani onun hayallerine ve kalemine tekrar tekrar hayran kalarak okuduğumu söylemek istiyorum. Bu kurmaca dediğimiz her romanın aslında yazarın ve hayatın kendisinin gerçeklerinden oluştuğunu hepimiz biliyoruz. Zaten romanın sonunda Elif Şafak bunu içtenlikle belirtiyor.

Gelelim romana.

Sürükleyici, insanın içine işleyen, şu köhne İstanbul’da kim bilir buna benzer ne hayatlar vardır diye düşündüren bir eser. Bir Tekila Leyla ve onun beş kadim dostunun hikayesi...

Tekila Leyla’nın kötü yola düşmeden önce yaşadıkları insanın kanını donduruyor. Televizyonda ya da gazete okuduğumuz aile içi istismarlara bir gönderme belki de bunlar. Bunu yapan yapabilenlere en katı cezalar verilmeli. Ah! İçim sızlayarak okudum Leyla kızın yaşadıklarını. Sanırım beni en çok etkileyen de Leyla’nın geçmişi oldu.

Beş kadim dostun da kan donduran ayrı ayrı hikayeleri var. Sabotaj Sinan aralarındaki en normal hayata sahip gibi duranı ama o da hayatını lakabının hakkını verircesine sabotaj ederek romanın sonlarında diğerlerinin yanındaki yerini alıyor.

Acılı bir aşk hikayesi insanı üzüyor bir yandan da umutlandırıyor. Hayat hiç beklemediğimiz bir anda bize gülümseyebilirin örneğini veriyor. Ama tabi gülümseme sonsuza kadar sürmüyor.

Yazarın Kanlı 1 Mayıs’a da değinip kitabında kurgu ile bize o günleri hatırlatması da beğendiğim bir yönü oldu. Zira böyle olaylar unutulmalı. İnsalığın nereden nereye geldiğini ve sonrasında nereye geri gittiğini göstermek lazım!

Baş karakterin romanın en başında öldürülmesi ve tüm romanı bu kadın neden öldürüldü diye roman boyunca aramamız da romanın güzel bir tarafını oluşturmuş. Bilimsel bir bilgiyi de bu sayede öğrenmiş oluyoruz.

Son olarak kötü yola düşen ya da düşürülenleri, trans bireyleri, pavyon sanatçılarını, toplumdan dışlananları anlatan böyle romanların çoğalmasını ve toplumun da onları anlamasını dileyerek yorumumu bitiyorum.

Keyifli okumalar dilerim! Ön yargılarınızı kırarak ve empati kurmaya çalışarak okumanız dileğiyle.
392 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Elif Safak, vucudu ölen ama beyni "on dakika otuzsekiz saniye" daha ölmeyi kabul etmeyen Tekila Leyla' nin yasaminin belli anlarini ve arkadaslarinin oykulerini anlatiyor bu kitapta. Son derece nitelikli ve surukleyici. Elif Safak kitaplarini her zaman keyifle okumusumdur. Akici kendini okutan kaleme sahip. Yine harika bir kitap cikarmis ortaya. Ulkemizin bitmek bilmeyen sorunlari; ensest iliski, cocuk istismari, kadin olmanin zorlugu ele alinmis. Tavsiye ettigim kitaplar arasinda tabiki :)...
Kitapla kalin...
392 syf.
Hep hor gözle gördüğümüz, kınadığımız ya da ailemize yanaşmasını asla istemediğimiz hayat kadınları var ya. Hah işte onlar, keyfiye düşmüyorlar o yola hepimiz biliyoruz aslında. Ya küçükken yaşadıkları ensest ilişkilerden ya pedofili vakaalarından ya çok güvenip deli gibi sevdikleri adamların onları başkalarının koyunlarına sokmalarından vs vs. Hep onlar suçlu ama dimi. Onları bu yola itenler hep en namuslu insanlar.. Hiç amcan tarafından ilişkiye zorlandın mı küçücük yaşındayken. Ya da hiç bunu ailene söylediğinde amcanı tutup seni suçladılar mı? Peki göz göre göre amcanın çocuğu ile evlendirilmeye çalışıldın mı? O adam senin gözlerine bakarken, oğluna kadınlık yapmak! Ne kötü dimi, yazarken bile tüylerim diken diken oldu. İşte böyle Leyla'nın hikayesi. Kaçıp Van'ın en ücra köşelerinden, oradaki yaşadıklarından kurtulayım derken çukura düşmek, yok yok olmadı bu cümle!!Bildiğin çukura gömülmek.Bir kaç arkadaş ile bir hayata devam etme çabaları ve ölüm, öldürülmek. ..Hayat kadınısın ya ölüm en çok sana yakışıyordur çünkü.Bir insan öldükten sonra ondakika otuzsekiz saniye hissedermiş herşeyi. Leyla da bu dakikalarda tüm hayatını gözden geçirdi işte. Akrabaları, arkadaşları var olduğu halde kimsesizler mezarlığına gömüldü. Buraya kadar biraz Türk filmi tadında.Sonra kitap birden hadi birazda okura aksiyon yaşatayıma dönüveriyor. Tamam dönsün de, mezardan adam kaçırmakta nedir :) Kitabın yarısından sonuna kadar, arkadaşlarının o kimsesizler mezarlığından Leyla'yı çıkarıp denize atıp özgürleştirmenin planları ve bunu gerçekleştirmelerinden bahsedilmiş.#elifşafak duygusal değişimler yaşarken yazmış gibi bu kitabı :) Okunmaya değer mi? O kişiden kişiye değişir ama ben yarısından sonra gerçekten kitabı bitirmek için okudum :)
392 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Elif Şafak 'ın okuduğum 5. romanı. 10 dakika 38 saniyeye bir değil onlarca hayat sığdırmış Elif Şafak... Sürükleyicilik acısından yazarın romanlarını seviyorum. Paspas altı edilen, konuşulmayan, aslında toplumun gerçeği olmasına rağmen bile bile üstü kapatılan konulari romanda harmanlayisi bence çok başarılı. Farklı bir bakış açısı ve empati yapmanızi sağlıyor. Kendisi de kitabın sonunda okuyucuya not adı altında bazı konuların gerçek haberlerden yola çıkarak esinlendigini, ancak bazı yerlerin de kurmaca olduğunu belirtiyor zaten.
Tek eleştirdiğim konu Islami bazı konuların özellikle Islam' da hurafe denilen meselelerin sanki Islam' in kendisindeymis gibi lanse edilmesi beni üzüyor. Ne olursa olsun Islam akıl ve mantık dinidir. Özünde olmayan şeylerin böyle anlatılması hos değil bence.
Kitap sonlarina doğru daha heyecanlı bir hal alıyor. Herşey bir yana yaptığı ters köşeleri ve özellikle kitabın sonunu baglayisini seviyorum...
Okunasi bir Elif Şafak kitabı daha...
392 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10 puan
Hep çeşitli ve farklı kitaplar okumaya çalışırım ama Elif Şafak kalemi farkından olsa gerek; daha önce böyle sürükleyici ve ilginç bir kurgu okumamıştım. Kalp işlevini yitirdikten sonra,bir bedendeki beyinsel elektrik akımını işlemiş Elif Şafak,bilimsel olarak değil elbet, kurgusal olarak ve harika bir kurgu. Mesleğimden olsa gerek beni derinden etkiledi; bir Roman kahramanı da olsa ölümden dakikalar önce yaşananları, yaşayanin ağzından okumak. Tekila Leyla'nin ağzından, Elif Safak'in kaleminden..
Tekila Leyla ve onun beş kadim dostunun hikayesini okuyorsunuz daha doğrusu yaşıyorsunuz on dakika otuz sekiz saniye boyunca.. Ölümden önce, ölürken ve öldükten sonra... Ve daha bir çok derin konu.. Diğer sayfaya merakla geçilecek bir roman, okunası.
392 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yazımı kışa çevirdin
Karlar yağdı başa Leyla'm
Viran oldu evim yurdum
Ne söylesem boşa Leyla'm

•Bu kitabın ortasındayken hatta leyla’nın leyla olma sebebini okurken (syf86) bu türkü çaldı kulaklarım da belki de bu türküyü söyleyen hollywood hümeyra’dır bilemeyiz. Elif şafak’ın kalemine bir kez daha aşık oldum yine ağladım, gülümsedim , sorguladım ve isyan ettim.

•Kitabın konusuna gelirsek; Farklı insanlar, farklı hayatlar ve onları Tekila Leyla, Hollywood Hümeyra, Zeynep122 , Nostalji Nalan, Cemile ve Sabotaj Sinan ve onları bu olmaya iten hikayeler var. Anadoludan İstanbul’a uzanan bir kadın hikayesi.
#elifsafak
.
.
.
.
On Dakika Otuz Sekiz Saniye Elif Şafak
392 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
ELİF ŞAFAK gerçekten çok sevdiğim çıkan her kitabını okumaya çalıştığım bir yazardır. bu kitabı da öyle oldu tabiki. ama.....
sanki kitabı Elif Şafak değil de onun imitasyonu yazmış gibi geldi.
ölmeden neler hissederiz acaba , neler düşünürüz, ne yaşarız ve bu ne kadar sürer? yanıtını şu an asla bilemeyeceğimiz sorularla kurgulanmış , gene güzel akıcı sürükleyici bir kitap..ama sanki Elif Şafak için daha fazlası mı olmalıydı ?
yani yazara çok mu şey yükledim kendimce bilemedim?
sonuç olarak kitap sürükleyici güzel okunabilir ama yazar hafif kalmış diyeceğim.
eğlenceli okumalar : )
Böylece bu kadının bütün hayatı, Anadolu masallarını başlatan o meşhur cümlenin bir yansıması olacaktı: Bir varmış, bir yokmuş...
"Emin misin? Birine inanmak ciddi bir meseledir. Öylesine söylenmez. Eğer gerçekten inanıyorsan, inandığın kişiyi her durumda desteklemen gerekir. Başkaları hakkında feci şeyler söylese bile. Bunu yapabilir misin?"
"Yas dediğin bir kırlangıç" dedi yaşlı adam. "Bir gün bir uyanırsınız ki yok. Gitmiş sanırsınız ama meğersem başka bir yere göç etmiş, tüylerini ısıtmaya. Er ya da geç geri gelir, gene konar kalbinizin üstüne."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
On Dakika Otuz Sekiz Saniye
Baskı tarihi:
29 Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
392
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050963090
Kitabın türü:
Orijinal adı:
10 Minutes 38 Seconds in this Strange World
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Adı Leyla’ydı. İstanbul’un en eski genelevlerini barındıran o meşum sokakta yer alan gülkurusu renkli evde bilinen adıyla Tekila Leyla. Öyle derdi ona arkadaşları, ahbapları ve müşterileri. Öyle derdi ona beş kadim dostu. Hiç istemezdi Leyla kendisinden geçmiş zaman diliminde söz edilmesini. Ama işte kalbi daha az evvel susmuş, soluk alış verişi ise hepten kesilmişti. Şehrin kenarlarında bir çöp kutusuna bırakılmıştı cansız bedeni. Gene de henüz durmamıştı beyni. Çalışıyordu hâlâ. Tastamam on dakika otuz sekiz saniye boyunca…

Kitabı okuyanlar 2.832 okur

  • Murat TURAN
  • Ferha Kılıçkıran
  • Tuğba gürler
  • Aylin
  • Yavuz Kavalcı
  • Sevgi Yaman
  • Seneca
  • Ibrahim teber
  • Nilüfer hünerli
  • Hale Buluz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.6 (224)
9
%16 (152)
8
%27.3 (259)
7
%15.7 (149)
6
%7.4 (70)
5
%3.3 (31)
4
%2 (19)
3
%2.3 (22)
2
%0.9 (9)
1
%1.5 (14)

Kitabın sıralamaları