On Dokuz Numaralı Oda

8,8/10  (4 Oy) · 
2 okunma  · 
5 beğeni  · 
654 gösterim
"Doris Lessing için kişisel yaşamlar, kişisel günahlar, kişisel mutluluklar tarihin birer parçasıdır; o yüzden de Lessing kısa öykülerinde bile yaşadığı dönemin tarihini yazar ve o dönemin vicdanını yansıtır."
-Lorna Sage, Observer-

Eleştirmen Sage'in belirttiği gibi kişisel deneyimlerden evrensel genellemeye açılan Doris Lessing, feministlerin kendisinden beklediği anlamda feminist olmadığını ısrarla vurgulasa da, yine de bütün yapıtlarında şaşırtıcı bir analiz gücüyle kadınları ve onların sorunlarını ön plana çıkardı. İsveç Akademisi de, Lessing'e Nobel Edebiyat Ödülü'nü verirken karar gerekçesinde onun bu özelliğini şu sözlerle vurguladı: "Kuşkuculukla, hararetle ve hayal gücüyle kadın deneyimlerinin destanını yazan yazar."

Usta yazarın bu kitabında herkesin hem kendini bulacağı hem başka ülkelerin insanlarıyla ortak duyguları paylaşacağı öyküler yer alıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2015
  • Sayfa Sayısı:
    520
  • ISBN:
    9789750726163
  • Çeviri:
    Sinem Yazıcıoğlu
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Vildan Yılmaz 
12 Mar 18:59 · Kitabı okudu · 21 günde · 8/10 puan

Bu kitap, benim için anısı olan kitaplardan biri. Çömezliğin verdiği şevk ile -akılsızlık da diyebiliriz- “ben 45 gün staj yaparım ya ne var ki” diyerek başladığım staj anım. Ha bitti ha bitecek diye şafak sayar gibi çetele tuttuğum stajım biterken, iyi ki tanışmışım dediğim güzel yürekli editör abimden hediye olarak geldi bana.

On Dokuz Numaralı Oda, Doris Lessing’in daha önce başka yerlerde de yayımlanmış olan hikayelerinden oluşuyor. Farklı dillerde çevirileri yapılan bu hikayeler için Lessing, kitabın önsözünde “... yayımlandıklarından beri hareketli ve bağımsız yaşamlar sürdüler” sözlerini kullanır. Lessing’in atıfta bulunduğu gibi her bir hikaye birbirinden bağımsız. Bağımsız olan sadece hikayeler değil, karakterler de birbirini tekrar etmiyor. Hatta aynı hikayeyi paylaşan iki karakter kendi içinde barındırdığı başka bir hikayeyi de okura sezdiriyor. Bu durumun sonucu karşılaştığımız geniş karakter yelpazesi ile kadın-erkek ilişkisinin anlatıldığı hikayelerde birbirinden farklı kadın ve erkek kişiliklerini görüyoruz.

Genç bir kadına duyduğu umutsuz aşkı, başka bir genç kadınla evlenerek çözmeye çalışan orta yaşlı bir erkeğin hikayesini okurken, aynı hikaye içinde bu orta yaşlı adamın kendine bulduğu kaçış yöntemi sonucu hayatı etkilenen başka bir erkeğin hikayesi ortaya çıkıyor. Çocuğunu korumaya çalışırken onu dünyadan soyutlayan ama bunun farkına varmayan bir anne modeli görürken, başka bir hikayede anne olduğu için kocasına “hayatına başka bir kadın alma hakkı” tanıyan, annelik sonrası kadın olgusu ile anneliği dengeleyememiş başka bir karakter okuyoruz. Kadınlar için en önemli işin yemek, çocuk ve ev işi olduğunu düşünen ancak boş vakti olduğunda -hobi gibi- bir işte çalışabileceğini ifade eden erkek ya da “isterim ve alırım” mantığı ile kadına duygulardan arınmış bir şekilde yaklaşan başka bir erkek.

Her ne kadar karakterler birbirine benzemese de hikayelerde kadına ya da erkeğe yüklenmiş olgularda genel bir negatiflik mevcut. Bunlara kadının kadına yüklediği anlam ve erkek için kullandıkları “istediğini alır” etiketi dahil.

Kitabın önsözünde hikayelerin nasıl yazıldığı ya da kimden etkilendiğine dair bilgiler bulunmakta. İçlerinden bazıları Doris Lessing’in bizzat gözlemlediği ve yaşayan karakterlere sahipken, birkaç tanesi Lessing’in kendi yaşamından izler taşıyor.

Ben kitabin önsözünü okurken en sona bıraktım ama bilinçli yaptığım bir şey değildi. Fakat iyi ki öyle yapmışım. Çünkü en çok etkilendiğim hikaye kitapla aynı ismi taşıyan On Dokuz Numaralı Oda oldu. Hikayede biraz Virginia Woolf etkisi hissediliyor. Lessing de önsözünde bu hikayeye epey bir yer vermiş zaten. Hatta hikayedeki ana kadın karakter için “ne istediğini bildiğine inanmıyorum” sözlerini kullanıp, “sürükleniyor, ama ne yüzünden?” sorusunu sorarak kendi yazdığı karakteri sorgulamış. Bu nedenle önsözü sonraya bırakmış olmam benim açımdan iyi bir şey oldu.

Kitabı okurken en çok zorlandığım şey ise dili oldu ama bunu sadece yazar ile açıklamam doğru olmaz. Bana göre sorunun büyük kaynağı çevirmendeydi. Sanki cümleler birebir çeviri yapılmış ve Türkçeye tam oturtulmamış gibi. Özellikle okurken cümle devam ettiği halde duraklama hissi vermesi ve bir türlü cümlenin devamının gelmemesi ya da özne ve yüklemin uyuşmaması gibi sorunlar gözüme iyice battı diyebilirim.

Dil sorununu göz ardı edersek erkeğin kadına ve kadının da kendisine yüklediği kalıpları Doris Lessing’in kurgusu ile okumak isteyenlere önerimdir.