On Dokuz Numaralı OdaDoris Lessing

·
Okunma
·
Beğeni
·
720
Gösterim
Adı:
On Dokuz Numaralı Oda
Baskı tarihi:
Ağustos 2015
Sayfa sayısı:
520
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750726163
Kitabın türü:
Çeviri:
Sinem Yazıcıoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
"Doris Lessing için kişisel yaşamlar, kişisel günahlar, kişisel mutluluklar tarihin birer parçasıdır; o yüzden de Lessing kısa öykülerinde bile yaşadığı dönemin tarihini yazar ve o dönemin vicdanını yansıtır."
-Lorna Sage, Observer-

Eleştirmen Sage'in belirttiği gibi kişisel deneyimlerden evrensel genellemeye açılan Doris Lessing, feministlerin kendisinden beklediği anlamda feminist olmadığını ısrarla vurgulasa da, yine de bütün yapıtlarında şaşırtıcı bir analiz gücüyle kadınları ve onların sorunlarını ön plana çıkardı. İsveç Akademisi de, Lessing'e Nobel Edebiyat Ödülü'nü verirken karar gerekçesinde onun bu özelliğini şu sözlerle vurguladı: "Kuşkuculukla, hararetle ve hayal gücüyle kadın deneyimlerinin destanını yazan yazar."

Usta yazarın bu kitabında herkesin hem kendini bulacağı hem başka ülkelerin insanlarıyla ortak duyguları paylaşacağı öyküler yer alıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Bu kitap, benim için anısı olan kitaplardan biri. Çömezliğin verdiği şevk ile -akılsızlık da diyebiliriz- “ben 45 gün staj yaparım ya ne var ki” diyerek başladığım staj anım. Ha bitti ha bitecek diye şafak sayar gibi çetele tuttuğum stajım biterken, iyi ki tanışmışım dediğim güzel yürekli editör abimden hediye olarak geldi bana.

On Dokuz Numaralı Oda, Doris Lessing’in daha önce başka yerlerde de yayımlanmış olan hikayelerinden oluşuyor. Farklı dillerde çevirileri yapılan bu hikayeler için Lessing, kitabın önsözünde “... yayımlandıklarından beri hareketli ve bağımsız yaşamlar sürdüler” sözlerini kullanır. Lessing’in atıfta bulunduğu gibi her bir hikaye birbirinden bağımsız. Bağımsız olan sadece hikayeler değil, karakterler de birbirini tekrar etmiyor. Hatta aynı hikayeyi paylaşan iki karakter kendi içinde barındırdığı başka bir hikayeyi de okura sezdiriyor. Bu durumun sonucu karşılaştığımız geniş karakter yelpazesi ile kadın-erkek ilişkisinin anlatıldığı hikayelerde birbirinden farklı kadın ve erkek kişiliklerini görüyoruz.

Genç bir kadına duyduğu umutsuz aşkı, başka bir genç kadınla evlenerek çözmeye çalışan orta yaşlı bir erkeğin hikayesini okurken, aynı hikaye içinde bu orta yaşlı adamın kendine bulduğu kaçış yöntemi sonucu hayatı etkilenen başka bir erkeğin hikayesi ortaya çıkıyor. Çocuğunu korumaya çalışırken onu dünyadan soyutlayan ama bunun farkına varmayan bir anne modeli görürken, başka bir hikayede anne olduğu için kocasına “hayatına başka bir kadın alma hakkı” tanıyan, annelik sonrası kadın olgusu ile anneliği dengeleyememiş başka bir karakter okuyoruz. Kadınlar için en önemli işin yemek, çocuk ve ev işi olduğunu düşünen ancak boş vakti olduğunda -hobi gibi- bir işte çalışabileceğini ifade eden erkek ya da “isterim ve alırım” mantığı ile kadına duygulardan arınmış bir şekilde yaklaşan başka bir erkek.

Her ne kadar karakterler birbirine benzemese de hikayelerde kadına ya da erkeğe yüklenmiş olgularda genel bir negatiflik mevcut. Bunlara kadının kadına yüklediği anlam ve erkek için kullandıkları “istediğini alır” etiketi dahil.

Kitabın önsözünde hikayelerin nasıl yazıldığı ya da kimden etkilendiğine dair bilgiler bulunmakta. İçlerinden bazıları Doris Lessing’in bizzat gözlemlediği ve yaşayan karakterlere sahipken, birkaç tanesi Lessing’in kendi yaşamından izler taşıyor.

Ben kitabin önsözünü okurken en sona bıraktım ama bilinçli yaptığım bir şey değildi. Fakat iyi ki öyle yapmışım. Çünkü en çok etkilendiğim hikaye kitapla aynı ismi taşıyan On Dokuz Numaralı Oda oldu. Hikayede biraz Virginia Woolf etkisi hissediliyor. Lessing de önsözünde bu hikayeye epey bir yer vermiş zaten. Hatta hikayedeki ana kadın karakter için “ne istediğini bildiğine inanmıyorum” sözlerini kullanıp, “sürükleniyor, ama ne yüzünden?” sorusunu sorarak kendi yazdığı karakteri sorgulamış. Bu nedenle önsözü sonraya bırakmış olmam benim açımdan iyi bir şey oldu.

Kitabı okurken en çok zorlandığım şey ise dili oldu ama bunu sadece yazar ile açıklamam doğru olmaz. Bana göre sorunun büyük kaynağı çevirmendeydi. Sanki cümleler birebir çeviri yapılmış ve Türkçeye tam oturtulmamış gibi. Özellikle okurken cümle devam ettiği halde duraklama hissi vermesi ve bir türlü cümlenin devamının gelmemesi ya da özne ve yüklemin uyuşmaması gibi sorunlar gözüme iyice battı diyebilirim.

Dil sorununu göz ardı edersek erkeğin kadına ve kadının da kendisine yüklediği kalıpları Doris Lessing’in kurgusu ile okumak isteyenlere önerimdir.
Hayatı sorgulattıran, kafanızda hayatın anlamını aramaya yönelik düşünceler uyandıran belkide gerçek kimliğinizi bulmanızı sağlayan bir kitap.. Mükemmel..
Hikayeler gerçekten etkileyici ve bir durup düşünüyorsunuz özellikle de on dokuz numaralı oda hikayesi benim En en etkilendiğim hikayeydi... Özellikle hanimefendi arkadaşların okuyup kendilerine nasıl davrandıklarıni sorgulatan.. beyefendilerin de hanımlara nasıl davrandıklarıni düşündüren.. Özgürlükleri kısıtlanmis mi yoksa kadınlar kendileri mi bu kadar taviz vermis.. NEFES ALDIĞINIZI HISSEDEGINIZ BİR KİTAP..
Bir kişi bir başkasını gerçekten ve bütün benliğiyle seviyorsa, o zaman sona ermesi imkânsız olan ilişkinin bir tarafı gözü yaşlı bir elvedayla sırtını döndüğünde yıkılan şey aşktan fazlasıdır.
Doris Lessing
Sayfa 16 - Can Yayınları
George "kalp ağrısı" sözcüğünün, bir kişinin ağrıyan bir kalbi günler ve geceler boyu, kendi durumunda da aylar boyu yanında taşıyabileceği anlamına geldiğini kavradı.
Doris Lessing
Sayfa 18 - Can Yayınları
... "Senin yeterince işin var," diye diretti adam. "Temizlik ve yemek yapmak, sonra da bütün gün dışarıda çalışmak."
"Erkekler" dedi kadın, iyi niyetli ama baştan savan bir bütün çekme hareketiyle.
"Bunun hiç anlamı yok," diye karşı çıktı adam, nefesini harcadığını bilerek. Rose on altı yaşına basıp onun yerini alabilecek duruma gelene dek karısı çalışmakta ısrar etmişti. "Kadınlar bağımsız olmalı," demişti. Şimdi de Rose, "Bağımsız olmaktan hoşlanıyorum," diyordu.
Jem şöyle dedi: "Kadınlar. Kadınların tek istediğinin onları elinde tutacak bir erkek olduğunu söylerler, ama sen ve annen, çalışmamanız gerektiğini söylediğimde sizi bir şeyden alıkoymaya uğraşıyormuşum gibi devam ediyorsunuz."
"Kadınlar aşağı, kadınlar yukarı," dedi Rose. "Kadınları bilmiyorum. Tek bildiğim, kendi düşündüğüm şey."
Doris Lessing
Sayfa 144 - Can Yayınları
Kalmaya gücü olmadığı için onları terk edecekken onlar için endişelenerek burada oturmak nasıl bir ikiyüzlülük?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
On Dokuz Numaralı Oda
Baskı tarihi:
Ağustos 2015
Sayfa sayısı:
520
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750726163
Kitabın türü:
Çeviri:
Sinem Yazıcıoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
"Doris Lessing için kişisel yaşamlar, kişisel günahlar, kişisel mutluluklar tarihin birer parçasıdır; o yüzden de Lessing kısa öykülerinde bile yaşadığı dönemin tarihini yazar ve o dönemin vicdanını yansıtır."
-Lorna Sage, Observer-

Eleştirmen Sage'in belirttiği gibi kişisel deneyimlerden evrensel genellemeye açılan Doris Lessing, feministlerin kendisinden beklediği anlamda feminist olmadığını ısrarla vurgulasa da, yine de bütün yapıtlarında şaşırtıcı bir analiz gücüyle kadınları ve onların sorunlarını ön plana çıkardı. İsveç Akademisi de, Lessing'e Nobel Edebiyat Ödülü'nü verirken karar gerekçesinde onun bu özelliğini şu sözlerle vurguladı: "Kuşkuculukla, hararetle ve hayal gücüyle kadın deneyimlerinin destanını yazan yazar."

Usta yazarın bu kitabında herkesin hem kendini bulacağı hem başka ülkelerin insanlarıyla ortak duyguları paylaşacağı öyküler yer alıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • seyda degirmenci
  • FATMA NUR KÖPRÜLÜ
  • Duygu
  • Whatever
  • Vildan Yılmaz
  • Leylaa

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (1)
9
%25 (1)
8
%50 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0