·
Okunma
·
Beğeni
·
4.390
Gösterim
Adı:
On Liberty
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
103
Format:
E-kitap
Dil:
English
198 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Kitap son derece uzun cümlelere sahip olsa da özgürlük, ahlâk, hukuk gibi birçok sosyal mefhumla ilgili bu büyük filozofun önemli düşüncelerini içeriyor. Mill; işçi hakları, ırkların eşitliği, kadın hakları gibi birçok konuda mücadele vermiş ve babası sayesinde çok küçük yaşlarda aldığım muazzam eğitimle zihninin ürettiklerini bu eserinde samimi bir üslûp ile aktarmış. Yalnızca siyâset ile değil, insan hayatının herhangi bir noktası ile ilgilenen, hayata dokunmaya çalışan her bireyin kütüphanesinde bulunması gereken bir eser.
160 syf.
·Puan vermedi
kitabın temel savı; insan özgürlüğünün sac ayaklarının belirlenmesinden sonraki özgürlüğün sınırlarının neler olduğu ve bu sınırları koyan gücün ne anlama geldiği noktasında açıklamalar sunmaktadır. bu bağlamda özgürlük sorunun temel algoritması ve bu algoritmaya neden olan etmenler açısından insanın özgürlük inşasının neliği hakkında bilgi vermektedir. bu açıdan özgürlüğün anlaşılabilirliğinin ana dayanak noktası, birey ve bireyin çeperinden olaşan insanlık denilen eylem ve düşünce siferinin rengin zaviyesinden örüntüsünün çözümü anlatılmıştır.
144 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Ya sen zamanda yolculuk mu yapıyorsun Sayın, John Stuart Mill
Dark dizisindeki Jonas Kahnwald gibisin sen bunları 19. Yüzyıldada nasıl öngöre biliyorsun özgürlük, bireyselcilik, mutluluk aradan geçen onca zaman rağmen değerinden bir şey kaybetmek bir yana önemi daha da artan bu kavramları ne güzel irdelemişsin. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim elimizdeki kitabın çevirmeni Berkay Tartıcı sade 1996 doğumlu ve hala öğrencidir. Yolun açık olsun
219 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bireyselciliği ve özgürlüğü son derece muazzam işlemiş olan Mill, verdiği geniş örneklerle meseleye daha iyi bir bakış sağlıyor. Kitabın dili başta ağır gelebilir ancak; okudukça bunun yalnızca bir ön yargı olduğunu görüyorsunuz. Bireyin özgürlüğü ve toplumun baskısı üzerine yollar çizen bir eser. kesinlikle okunmalı.
160 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Mill daha da ileri gitti ve memnun bir aptal olmaktansa, memnuniyetsiz bir Sokrates olmanın daha iyi olduğunu söyledi. Bunun nedeni filozof Sokrates'in düşünmekle, bir aptalın elde edebileceğinden çok daha incelikli hazlara ulaşabilmesiydi.
Mill' e neden inanalım? Buna cevabı, hem aşağı hem de yüksek hazları deneyimlemiş birinin, daha yüksek olanları tercih edeceği olmuştu. Domuz, okuyamaz ya da klasik müzik dinleyemez; dolayısıyla onun bu konu hakkındaki fikri hesaba katılmaz. Eğer minik domuz okuyabilseydi, çamurda yuvarlanmak yerine okumayı tercih ederdi. John Stuart Mill
198 syf.
·33 günde·Beğendi·8/10 puan
Ara ara yoğun bir dille anlatım olsa da kitap gerçekten bir efsane benim için. İnsanın kendi iç ve toplum üzerindeki ilişkilerini farklı yönlerden ele alarak inceliyor Mill bu eserinde.
160 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Mill gercek bir düşünür. Özgürlük kavramına ve bunun toplum ile ilişkisine dair çok güzel açıklamalar ve yöntemler var kitapta. Toplum ve bireyin çıkarları arasındaki bağa değinerek birey özgürlüğüne de ciddi olarak değinmiş. Tavsiye ediyorum.
198 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu kitabı 2’nci defa okudum, iyi ki okumuşum.
Kitap; düşünce ve davranışlar üzerine olması gereken özgürlüğü, çeşitli yöntemlerle ve iyi bir dille anlatmıştır.
Özgürlük çok geniş bir yelpaze olmakla birlikte; yazar özellikle düşünce ve davranış özgürlüklerini irdelemiştir.
Kişinin bireysel olarak; neyi düşünüp, düşünemeyeceği, düşüncelerini ne ölçüde uygulayıp, uygulamayacağı, sınırları, uyması gereken kurallar, haklarını nasıl kullanması gerektiği, devletin bu konudaki görev ve sorumluluklarını akıcı bir dille anlatmış, kişilerin kendilerini geliştirmesinin ancak demokrasi ile olabileceğini vurgulamıştır.
Demokrasi; hem yaşatan, hem bireysel haklarını kullandıran, hem de kendi kendini denetleyen bir sistem olursa insanlara ve topluma mutluluk getirecektir.
Devlet; kişilerin bireysel hak ve özgürlüğünü koruduğu ve yeteneklerini geliştirmelerinde destek olduğu sürece faydalıdır. Bunun yerine bürokrasiyi güçlendirdiği sürece despot, zorbaca ve de müdahaleci olacaktır. O zaman mutsuz insanlar yığını, yeteneklerin köreldiği toplumdan başka bir şey çıkmayacaktır.
Birey ve devletin üzerine düşen görevleri layıkıyla yapması gerekir ki; o toplumda adalet, huzur, gelişmişlik, girişimcilik, ve en önemlisi özgürce bir yaşam olabilsin.
Günümüzde özellikle bizim ülkemizde bu güzellikler olabilir mi?
Özgürlüğü inanmaya ve ümit etmeyi bırakmamak gerekir. Çalışmaya devam...
İşte kitapta bu yöntemleri ayrıntılı olarak okuyabileceksiniz. Ben okumaktan zevk aldım. Siz değerli okurlara da tavsiye ediyorum.
160 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Mill, Özgürlük Üstüne eserinin ilk sayfalarında, bu kitabın temel meselesinin toplumun birey üzerinde uygulayabileceği meşru gücün sınırlarını belirlemek olduğunu söyler. Başka bir deyişle, bireyin davranışlarında tamamen özgür olacağı ve kimsenin kendisine karışamayacağı alan nedir? Bu soruyu cevaplamanın çağdaş toplumda ne kadar gerekli olduğunu anlatırken, bireyselliğin hangi açılardan tehdit altında bulunduğunu analiz eder. Tarihsel olarak, bireyin özgürlük talebinin nasıl farklı biçimlere büründüğünü, toplumsal gelişmenin dört aşaması arasında bir ayrım yaparak ele alır.
Önceleri, bireyin özgürlüğü ile toplumun otoritesi arasındaki mücadele, yöneticiler ile yönetenlerin ilişkisinde ortaya çıkar. Eski Yunan’daki bazı demokratik şehir devletleri haricinde, yönetenlerin ve yöneticilerin çıkarları arasında bir çatışma olduğu için, bireyin özgürlük talebi, toplumun politik baskıya karşı kendisini nasıl koruyabileceği meselesine odaklanır. Bu görüşün başlıca temsilcilerinden olan John Locke’un, Hükümet Üzerine İkinci İnceleme adlı eserinde, hükümetin vatandaşlarına karşı temel görevlerinin ne olduğunu, kuvvetler ayrılığı yoluyla hükümetin gücünü kötüye kullanmasının nasıl denetlenebileceğini ve halkın genel ayaklanma hakkının hangi koşullarda doğacağını ele aldığından bahseder.
İkinci aşamada, özgürlük ile otorite arasındaki mücadele başka bir biçime bürünür. Artık hedef, yöneticilerin iktidarını sınırlamak değil, yöneticilerle yönetilenler arasındaki çıkar ayrılığını gidermek, yani halkın kendi kendini yöneteceği bir politik sistem yaratmaktır. Fransız Devrimi’nde en güçlü biçimiyle ortaya konan bu talebin teorik temellerini, Jean Jacques Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi eserinde bulabiliriz.
Üçüncü aşamada, hükümetin halkın çoğunluğu tarafından kontrol edildiği durumlarda bile, bunun her bireyin kendi kendini yönetmesi değil, diğerleri tarafından yönetilmesi anlamına geldiği ortaya çıkar. “Çoğunluk diktatörlüğü”nün azınlıklara baskı yapmasını engellemek için hükümetin mutlak gücünün sınırlanması gerektiği idrak edilir. Bunun sonucunda, 1776’da Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ile tescillenen ve bugün liberal demokrasi olarak adlandırdığımız, anayasal denetimle yetki sınırları belirlenmiş, demokratik bir hükümet talep edilir. Ancak bu tür yönetim biçimlerinde bireysel özgürlüklerin (özellikle, din, vicdan ve düşünce özgürlüğünün) garanti altına alınabileceği iddia edilir. Halbuki toplumun, siyasi otoritenin baskısına karşı kendini daha iyi korumasını sağlayan bu tarihsel ilerleme aşamalarının göz ardı ettiği nokta, toplumsal baskılar karşısında bireyselliğin nasıl korunabileceği meselesidir. Mill, bireysel özgürlüğün mümkün olabilmesi için, bireyin hem siyasi, hem de toplumsal baskılara karşı koyabilmesini sağlayan, kimsenin müdahale edemediği bir “özel alan”a sahip olması gerektiğini savunur.
Özgürlükten bireysel özgürlüğü anlayan Mill için bu, negatif bir özgürlüktür. Bireyin kendi dışından gelen bir zorlamaya uğramadan arzu ettiklerini yapabilme özgürlüğü olarak değerlendirilen negatif özgürlük düşüncesi, bireye özel bir yaşam alanı sunmaktadır. Bu yaşam alanına ne kadar az dış müdahale varsa, birey de o kadar özgürdür. Mill’in en fazla önem verdiği özgürlük alanlarından biri olan düşünce özgürlüğü ile ifade ve tartışma özgürlüğü, insanlığın bütün mutluluklarına kaynaklık eden fikri mutluluk için zorunludur. Bu zorunluluk da şu sebeplere bağlanabilir: Herhangi bir fikrin ifade edilmesi susturulmamalıdır. Çünkü bu fikir de bizim kesin olarak bildiklerimize rağmen doğru olabilir. Bunu kabul etmemek yanılmazlık taslamak olur ki, kabulü mümkün değildir. İfade edilmesi engellenen, susturulan fikir yanlış dahi olsa bu hususun mutlakıyet taşıması söz konusu edilemez. Nice yanlış denilen fikirler arasında hakikatin, nice hakikat diye değerlendirilen fikirler arasında yanlışlıkların bulunması mümkün olduğuna göre, hakikatin kalan kısmının tamamlanması için de karşıt fikirlere ihtiyaç vardır. Doğruluğu apaçık belli olan bir fikir bizzat hakikatin kendisi bile olsa, bu düşünceye itiraz edilebilmelidir, ettirilmelidir. Bu yapılmazsa söz konusu fikrin hakikat olmasındaki sebepler bilinmemiş olur ki, bu fikre inananların inanma gerekçeleri temellendirilmemiş, bir peşin hüküm olarak değerlendirilmiş olur. Doktrinin kendi anlamını yitirmesi, insan üzerindeki etkisini kaybetmesi söz konusu olur ki, bu da dogmanın bütünüyle etkisizleşmesine yol açar. Akıl veya şahsi tecrübe ile fikrin gelişmesi engellenmiş olur. Bu bakımdan, ifade ve tartışma özgürlüğü sadece bu özgürlüğü savunanlara değil, karşı çıkanlara da gerekli bir özgürlüktür.
Tartışma özgürlüğü belli usuller çerçevesinde olmalı, kimsenin birbirine hakaret veya aşağılamasına müsaade edilmemelidir. Toplumda genel kabul gören bir fikrin savunucuları, arkalarına toplum desteğini de alarak, karşıt fikirde olanlara karşı söz veya davranış boyutuyla baskılama hakkını kendilerinde görmemelidir. Düşünce ve ifade özgürlüğünün en iyi şekilde gerçekleşeceği idare tarzı temsili demokrasidir. Ancak burada da çoğunluğu elde edenlerin, azınlık üzerinde baskısına meydan verilmemelidir. Çoğunluk baskısı her türlü fikri gelişmeyi önleyici niteliktedir. Bu bakımdan Mill, doğru veya yanlış (iyi ve kötü) demokrasi ayrımına gitmektedir. Bireye veya topluma zarar verecek nitelikteki fikirlerin ifadesinde ve ifade şeklinde birtakım kısıtlamalara gidilebilir ki, bu gerek bireyin gerekse toplumun yararınadır. Birey, başkasının çıkarını ilgilendirmediği sürece, kendi eylemlerinden dolayı topluma karşı sorumlu değildir. Başkaları bireye öğüt verebilir, uyarılarda bulunabilir, onu ikna etmek için çaba sarf edebilirler, hatta kendi çıkarları için bireyden uzaklaşmayı tercih edebilirler, ama daha fazlası değil. Hele şiddete asla başvurmamalıdırlar. Nitekim bir kişinin işlerine, başkalarının hakkını korumak için yapılan müdahaleler dışında müdahale etmemenin sebebi, özgürlüğüne saygı düşüncesidir. Birey, ancak başkalarının çıkarları açısından zararlı olan eylemlerden dolayı sorumludur. Burada toplum kendini korumak için bireye karşı gerek toplumsal, gerekse yasal ceza verilmesi yoluna gidebilir. Ancak başkalarının çıkarlarına zarar verme meşru ve yasal olmayan yollardan gerçekleşirse toplumun müdahalesi zorunluluk taşır.
Bireyin eylemleri başkalarına zarar verme ve nefsi koruma dışında, kendisine ait eylemler olarak, kısıtlanmamalıdır. Ancak, bir toplum içinde yaşayan ve yaşadığı topluma karşı sorumlulukları olan bireyin, yalnızca kendini ilgilendiren eylem alanını belirlemek oldukça güçtür. Örneğin sarhoşluk, yasal hüküm koymak yoluyla müdahaleye elverişli bir konu olarak görülmeyebilir. Fakat sarhoşluk bir kişiyi başkalarına kötülük yapmaya tahrik ediyorsa, o kişinin isteyerek sarhoş olması başkalarına karşı işlenmiş bir suçtur. Bir kimse sarhoş olduğu zaman ne yaptığını bilmez derler, ama o kimse sarhoş olduğu zaman ne yaptığını bilmeyeceğini önceden bilmektedir.
Mill’in görüşleri, 19. yüzyılın yükselen orta sınıfının çelişkilerini de yansıtır. Bir yandan, tarihsel ilerlemeye ve kapitalizme duyulan iyimser inanç, öte yandan yeni toplum modellerini deneme hevesi; hem bireyin potansiyellerinin yüceltildiği bir hümanizm, hem de demokrasinin ilerleyişiyle kitlelerin yükselişinden duyulan endişe... Mill’in liberalizmin en renkli ve kapsamlı savunusunu yapmış olduğu iddia edilebilir. Tüm zaaf ve eksikliklerine rağmen Mill, bireyselliğe yönelik tehditleri ve gittikçe yaygınlaşan vasatlığı eleştirmesi, bugün “mahalle baskısı” üzerine tartışmalarda değinilen çoğunluğun baskısını, kapsamlı biçimde ele almasıyla, günümüzde de önemini sürdürmektedir. Bentham’ın faydacılık anlayışını sık sık tenkit etmesine rağmen utilitarianist bir düşünür olarak değerlendirilen Mill’in, yer yer hedonizmin delillerine başvursa da eudaimonist bir ahlak görüşünü benimsediğini söyleyebiliriz. Hazların niceliksel değil niteliksel ayrımını esas alan Mill, maddi özgürlüklerin sınırlılığına karşın manevi özgürlüklerin sınırsız oluşundan bahseder. Mill’in özgürlük anlayışının bazı farklı değerlendirmelere rağmen hala önemini muhafaza ettiğini söylemek mümkündür. Acı olan taraf Mill’in 1859 yılında ilk baskısı yapılan On Liberty(Özgürlük Üstüne) adlı eserinde tespit ettiği birçok hususun, bu gün dahi tartışılıyor olmasıdır. İnsanlık bireysel ve toplumsal özgürlüğün önündeki engelleri kaldırabildiği oranda mutluluğa erişecek, daha iyi yaşanabilir bir dünyanın kapısını açacaktır.
nedim
nedim Özgürlük Üstüne ve Seçme Yazılar'ı inceledi.
228 syf.
·10/10 puan
Özgürlük, insan hakları, ifade hürriyeti gibi hususlara bağlı olarak gelişmiş ülkelerin neden gelişme ortamı bulduğunu bir güzel anlatan 1859 tarihinde yazılmış kitap.
Adamlar hep birlikte huzur içinde yaşamanın formülünü bulmuşlar, geri kalmış ülkeler de kendi salaklıkları ve bencilce kendileri dışındaki kimseye hayat hakkı tanımamaları yüzünden bunların birkaç yüzyıl gerisinde kalmaya mahkum.
Ülkeyi sistem yürütür. bir kişiyi başa getirip ona tapmak ve her şeyi onun üzerine kurgulamak değil.
Sistemi de "fikir"ler güçlendirir.
Bu kitap o fikirlerden bahsediyor.
Fikir deyince de aklıma V for Vendetta geldi yine.

Facebook, Google gibi şeyler neden geri kalmış ülkelerden çıkmıyor da özgürlüğün olduğu yerlerden çıkıyor? Sorusuna adam (John) cevabı uzun zaman önce vermiş:
"Gelişmenin tek şaşmaz ve sürekli kaynağı özgürlüktür, çünkü özgürlük sayesinde, ne kadar birey varsa o oranda alabildiğince çok sayıda bağımsız gelişme merkezleri oluşur."
144 syf.
·3 günde·7/10 puan
Felsefe kitaplarına karşı bir önyargım vardı ve bu kitapla kırdım.Akıcı bir üslupla her yönden adaleti ele alan yazarın okuduğum ilk kitabıydı ama son olmayacak...
160 syf.
·7 günde·10/10 puan
Adının tersine öncelikle sadece özgürlük üzerine yazılmış bir kitap değil . Bunun yanı sıra dönemini çok ötesinde birey toplum dengesi kuran ve bunun da yanı sıra gelişmeci demokrasinin temelini gördüğümüz bu eser siyaset felsefesi merakınız var ise okumalarınız arasına mutlaka almalısınız . Dikkat etmeniz gereken başlangıç okuması için fazlasına derinlemesine olmasıdır
Bakamayacağı, doyuramayacağı ve eğitemeyeceği çocuğu dünyaya getirenler, hem şanssız çocuğa hem de topluma karşı ahlaki bir suç işlemektedir.
Bir düşünürün en önemli görevi, içindeki ses onu nereye götürürse götürsün, o sesin peşini bırakmamaktır. Bunu yerine getirmeyenler büyük düşünür olamazlar. 
Düşünce özgürlüğü sadece büyük düşünürler yetiştirmek için elzem değildir, aksine sıradan insanların ulaşabileceği en yüksek düşünce seviyesine ulaşması için olmazsa olmazdır.
Özgürlük adını hak eden tek özgürlük, başkalarını saadetlerinden mahrum etmeye veya onların saadet elde etme gayretlerine engel olmaya kalkışmadığımız müddetçe kendi iyiliğimizi kendi bildiğimiz yolda arama özgürlüğüdür.
Bireylerin davranışlarını kurallara göre düzenlemelerini öğütleyen şey, 'kendine nasıl davranılmasını istiyorsan başkasına da öyle davran' ilkesidir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
On Liberty
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
103
Format:
E-kitap
Dil:
English

Kitabı okuyanlar 262 okur

  • Mert Öncel

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%1.4 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0