Adı:
Onca Yoksulluk Varken
Baskı tarihi:
Haziran 2009
Sayfa sayısı:
197
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051030388
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Vie Devant Soi
Çeviri:
Vivet Kanetti
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Agora Kitaplığı
Baskılar:
Onca Yoksulluk Varken
Onca Yoksulluk Varken
Onca Yoksulluk Varken
Onca Yoksulluk Varken
1975'te Fransa'nın en prestijli edebiyat ödüllerinden Goncourt Ödülü'ne layık görülen "Onca Yoksulluk Varken", bir hayat kadınının oğlu olan Arap bir çocuğun, fahişe çocuklarına bakan Yahudi Madam Rosa'yla birlikte geçen hayatını anlatır. Ve aynı ödülü 1956'da "Cennetin Kökleri" kitabıyla kazanmış olan Romain Gary'nin, daha sonra açıkladığı üzere, "Yalnızca kendim olmaktan bıkmıştım," gerekçesiyle 'Emile Ajar' müstear adıyla yayınlamış olduğu bir romandır.
(Tanıtım Bülteninden)
197 syf.
Olabilecek en kötü koşullarda yaşayan, fakat bu berbat şartların içinde bile bir güzellik bulmaya çalışan insanların yaşamı ya da dramı diyebiliriz kitap için.
Her karakter kendi içinde yalnız, fakat çaresiz değiller. Korkuyla yaşamayı öğrenip hayata meydan okuyorlar.
Hepsinin hayatı acı dolu fakat garip bir şekilde yüzümde gülümsemeyle okudum. Yüzümü güldüren kitap içimi hüzne boğdu.

Bayılıyorum acının gözümüze gözümüze sokulmadığı, dramın bile eğlenceli hale getirildiği kitaplara.

Yalnızlıktan, şemsiyesini giydirip onu kendine arkadaş yapan, insanlar arkadaşın mı diye sorunca da, "nasıl arkadaşım olabilir ki, o bir şemsiye" diyen, insanların kendisini küçümsemesine göz yummamak için, kendi hayatıyla hatta hayatın ta kendisiyle alay eden Momo
Keşke baska bir kitapta yine seni okusam da büyüdüğünü de görseydim.
220 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Çok gecikmiş bi' inceleme, bi' seslendirmeye girişiyorum. Cesaretimi sürtünen, bana sinen karakterlerden, yazınını giderek sevdiğim, öğrendiğim, öğrendikçe tutkusal bi' yakınlık, korkunç bi' samimiyet duyduğum yazardan, Romain Gary'den alıyorum.

Onca Yoksulluk Varken, Romain Gary'nin Emile Ajar takma ismiyle yayımlattığı kitaplarından biri. Bu kitabı yaklaşık iki sene önce okumuştum, çok tesadüfi bi' buluşmamız olmuştu, o anı asla unutamam. Çünkü çok beklenmedik şeyler yaşamıştım okurken. Elimdeki versiyonu 1980, Can Yayınları basımı olan bu kitap neredeyse her sayfası kopuk, sararmış; fiziken geçmişin nostaljisinde ama okuyunca hiç de öyle olmadığını anlıyor insan.

Onca Yoksulluk Varken'de Momo adlı bi' çocuğun dünyasında, bakışını "yaşatılan"la değil "yaşadığı"yla aktaran, içi sorularla, fikirlerle dolu büyümüş de küçülmüş bi' çocuğun dünyasına iniyoruz. Büyümüş de küçülmüş deyimi, kendine has ince bi' ukalalık taşıyor, inanın Momo hiç öyle değil. Hiç. Yoksulluk içinde yaşamaya çalışan değil yaşayan bi'ri o, çok sevgili bi' insan. Deneysel davranışları, düşünceleri Madam Rosa'yla, Mösyö Hamil'le hareket halinde, döneniyor. O görmüş geçirmişçesine fikirlerini, duyduğundan söylemiyor Momo, hissettiği anda-derince bize aktarıyor. Ve bizi sarıyor. Momosal dünya küçük bakışlı ama derin görüşlü. Bi' çocuk ne yaşar da dünya kadar şeyi hisseder?

Bazı kitapların çok ilginç bi' şekilde kolları ve gözleri vardır ve o gözler okurken size baktığında hissedersiniz. Kitaba ara verdiğinizde kendi rutininizdeyken hissettiğiniz, o etki, bir şeylerin sizi sarmasıyla(kolların) farkına varırsınız. Bu da değişik bi' bağ yaratır. Onca Yoksulluk Varken'in bakışları beni çok rahatsız ettiği için kısa sürede bitirmiştim. Ama, o kollardan hiçbir zaman kurtulamadım. Sevgi kuşkusuz derin duygu ama belirli bi' damgası var, ben bu kitaba sevgi duyamayacak kadar bağlıyım, belirsizliğin, sorgunun, samimiyetin en özel halini yaşamıştım. Tabii bunun ardından Romain Gary'i tanıdım.

Buket Uzuner'in yazdığı "Balık İzlerinin Sesi" yaşamış etkileyici bazı insanların hayatlarını birer karakter olarak, yarı gerçek yarı kurgu halinde ele almış bi' kitap. Ordan Uzuner'in aklımda kalan bi' sözü var; Romain Gary "mış gibi" ustasıdır, diyordu. Bu cümle aslında okuduğum her Gary kitabında bana kendini hissettiriyor; ancak "mış gibi"yi iyi bilen bi' insan böylesine samimi olabilir! "Mış gibi" herkesin yaşamak noktasında bazen kendi ayaklarıyla yürüdüğü, bazen itildiği bazen teselli bulduğu çokyüzlü bi' dünya. Onca Yoksulluk Varken'in sarıcılığı "mış gibi"sizliğinden geliyor. Her şeyiyle, her fikriyle, kıyıdaki içsesi, sayfalarca diyaloğu, tokatları ve köpek gözlü ölümleriyle o kadar gerçek ki! Sıklıkla sapıyorum, çünkü Gary beni çıkmazlarımdan biri.

Onca Yoksulluk Varken, fakirlikten dem vurmuyor, aksine yokluğun en "var" halini marjinal bi' ruhtan, Momo'dan, anlatıyor. Hüznü kitabın yuvası yapmıyor, çeşitli olayları yansıtarak pek çok duygu kırılması yaşatıyor okura. Hayaller içinde geçmiyor aksine, çok gerçek, yaşanan evlerin içinden bakıyor. Kurguda yukarıdan bakış yok, kurguda yukarısı yok. Kurgu sizin yanınıza oturuyor, sonra karakterler, olaylar yavaşça size sarılıyor.

Elbette tüm bu kurgusal yakınlaşma dille tamamlanıyor. Gary benim tanıdığım en samimi yazar. Okumuş olduğum ve diğer kitaplarıyla da farkına vardığım kadarıyla iç-gören kalemi öylesine sivri, kendine has ki...
Hava sıcak, ama bu kitap daha sıcak! Yakıcı olmayan, özlemli dost bi' sıcaklıkta.

Tavsiyemdir, üşüdüğünüzde Onca Yoksulluk Varken'i okuyun.


"— Yahudi barınağım orası, Momo.
— Eh peki, iyi öyleyse.
— Anlıyor musun?
— Hayır, ama yok zararı, alışığım.
— Korktuğum zaman gider oraya gizlenirim.
— Neden korktuğunuz zaman Madam Rosa?
— Korkmak için insanın bir nedeni olması gerekmez Momo.
Hiç unutmadım bunu, bugüne dek duyduğum en doğru şeydir çünkü." (sy.47)
197 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Çok sevdiği eski eşi Jean Seberg'in,şüpheli bir şekilde intiharından kısa bir süre sonra, 1980 yılında, kendisi de intihar eden yazar Romain Gary'nin, Emile Ajar adıyla yazdığı muhteşem bir eser.Kitapta, Müslüman bir fahişe çocuğu olan Momo nun, kendisini büyüten ve aynı zamanda eski bir fahişe olan, Yahudi Madam Rose ile birlikteliğindeki ,4 -14 yaş arası çocukluk dönemi anlatılıyor. Olayları tamamen Momo nun kendi ağzından anlatımıyla okuyoruz.O dönemde Fransa da fahişelerin çocuk sahibi olmaları yasak olduğundan,alınan önlemlere rağmen yinede doğmuş olan çocukların, gizli olarak,tamamen sahte evraklarla bu tür bakıcılık yapan kadınların işlettiği evlerde büyütüldüğünü öğreniyoruz.Kendini bildiğinden beri Madam Rose'dan başka birini aile olarak görmeyen Momo'nun 6 yaşına geldiğinde, madamın aslında kendisine parayla bakan biri olduğunu öğrenmesiyle o çocuk ruhu büyük bir yara alıyor ve biz, ondan sonraki, yürek burkan,insanın içini parçalayan,dağlayan,gözlerini nemlendiren,o yaştaki bir çocuğun yaşamaması gereken olayları içeren hikayesini okuyoruz.Çok akıllı ve iyi niyetli olan Momo,okula da gidemediği için,bütün öğrendiklerini, bir müslüman olan bunamanın eşiğindeki ihtiyar Mösyö Hamil 'in anlattıklarından sağlamaktadır.Evdeki zorluklar,Madam Rose'un gittikçe yaşlanması ve hastalanması,yoksulluk,yalnızlık,o yaştaki çocuğun bilemeyeceği şeyler,etraftaki bir çok tehlikeler,Momo' nun hayatını gün geçtikçe zorlaştırmakta,büyüklerin bile katlanamayacağı olayların içinde mücadele etmesine sebep olmaktadır.Bu mücadele de Momo ya,etraflarında oturan ama Fransa nın dışladığı kesim olan yabancılardan ve bir travestiden oluşan komşuları destek olmaktadır.
Bana göre yazar bu kitabında bir çok sosyal mesajlar vermektedir.Bunlardan bazıları:
Fahişelerin çocuk sahibi olmasını yasaklayan yasanın çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri,kürtajın yasak oluşunun,ötenazi hakkının olmayışının yarattığı sorunlar,Fransız halkının düşündüğünün aksine bütün yabancıların kötü olmadıkları,travestilerin ve fahişelerin de birer iyilik meleği olabilecekleri.......vs diye sıralanabilir.
Kitap o kadar akıcı ve sade bir dille yazılmış ki sanki uçarcasına okunuyor. Bun da çevirmenin de çok büyük payının olduğuna inanıyorum.
1975 yılında Fransa'nın en büyük edebiyat ödülü olan Goncourt ödülüne layık görülmüş bir kitap.Tabiiki Emile Ajar ismiyle yayınlandığından,bu ödülün Romain Gary'e kuralların aksine ikinci defa verildiğinin farkına varılmamıştır.(ilk ödül ''Cennetin Kökleri''isimli kitabına 1956 yılında verilmişti). Ancak Gary intihar ettiğinde yazdığı notta dalga geçercesine bu durumu açıklayınca bir skandal olarak tarihe geçmiştir. Ama bence iyi ki de böyle olmuş.Çünkü kitap her türlü ödülü hak ediyor.
Bu kitap ve yazarı hakkında daha çok şeyler yazılabilir ama,bence en iyisi kitabı okumak diyorum.Çünkü ancak o zaman neden bu kadar övgüyü hak ettiği anlaşılır.
Son cümle olarak, mutlaka ama mutlaka okunması gereken bir kitap diyorum ve tavsiye ediyorum.
150 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
“ Küçüklere yasak edilen, bir de yasak edilmeyen bütün öbür şeyleri düşününce adamın bayağı gülesi geliyor.”

Yaşam : Uzun ince bir yol. Engebelerle dolu.
Bu yolun adeta enkaz çukuruna düşmüş hayatların romanını okuyoruz. Orospular ve orospu çocuklarının hikayesini... Dilimizde en çok kullandığımız küfürlerden biri bu : Orospu çocuğu. Peki ya orospu çocuğu olmak? Orospu olmak? Pezevenk olmak?

Hayat her şeyi yaşayacak kadar uzun değil fakat yaşanmış şeyleri başkalarından görerek veya okuyarak öğrenebiliyoruz. Sanırım bu da kitapların en güzel yanı.

10-14 yaşındaki bir orospu çocuğunun ağzından anlatılıyor hikaye. Çocuğun da birçok kez dediği gibi asla çocuk olamıyor o. Her zaman olması gerekenden daha fazla şey yüklüyor hayat omuzlarına ,yeri geliyor bakıcılık yapıyor, yeri geliyor hırsızlık, yeri geliyor gülünç bir şekilde giydirdiği şemsiyesiyle oynuyor, dünyayı bir film karesi gibi geriye sardığını hayal ediyor bazen, en büyük hayali de bu oluyor. Mutlu olmayı düşünmüyor bile.
O kadar acı içerisinde nasıl hayata devam ettiğini anlattığında gözleri yaşlı dinliyorlar onu. Orospu çocuğuysa gayet soğukkanlı bir şekilde bunu “yaşam”olduğunu kabul ediyor.

Yaşam , rastgele bir kura değildir. Bir seçimdir. Seçimler yeni seçenekleri doğurur ve her yeni seçenek de ardından kaosu getirir. En iyi yaşam da bile vardır bu. Yaşamın daha iyi veya daha kötü olması ancak yaşayanın standartlarında geçerlidir. Diğer yaşayışları görmediğimiz instagram , facebook veya twitter gibi sosyal böbürlenme ağlarımız olmasaydı bence çok daha mutlu olurduk. Gerçek mutluluklara ve mutsuzluklara sahip olurdurduk. Tıpkı bu orospu çocuğu gibi...

İnsanın gülesi de gelmiyor değil hani. Çocukların +18 film izlemesi yasaktır, küfür etmesi ayıp karşılanır, hırsızlık yapması durumunda içeri atılır, kimsesizse bir yurda verilir daha fazla kimsesiz , daha az özgür olsun diye. Ama sokaklarda aç gezen bir çocuk o kadar da önemli değildir ya da üstü başı yırtıksa. Gözlerini daha güzel görünen bir tarafa çevirir ve yaşamaya devam edersin. Yaşamdır çünkü bu, oluru bu kadardır.

Orospu çocuğu kelimesini fazlaca kullandım. Çünkü gözlere biraz çarpsın, kelimesine bile dayanamayan bizler için gerçekten öyle olmanın nasıl bir şey olabileceği biraz hissedilsin diye. Bu yazdıklarım bir inceleme olmaktan çok uzak. Eğer gerçek bir inceleme yazsaydım ,kitapta yer alan oldukça önemli ötenazi, din , çocuk gelişimi ve toplumsal roller konularına değinmek zorunda kalıp sayfalarca yazı çıkarmam gerekecek ve bunları da kimseye okutamayacaktım. Eğer buraya kadar incelemeyi okuduysan ve kitabı okumuş ya da okuyacak bir okursan , bu konuları detaylıca konuşabiliriz.
Son olarak :
Orospu çocuğu olunmaz, doğulur!
197 syf.
·Puan vermedi
Litvanyalı Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Vilnius`da dünyaya gelen yazarın gerçek adı Roman Kacew'dir. Ve bildiğimiz diğer adıysa Romain Gray'dir. Emile Ajar ise yalnızca bir takma addır. Bir süre Polonya'da yaşayan daha sonra Fransa`nın Nice şehrine göç eden, aldığı hukuk eğitimin ardından, diplomatlık, kitap ve senaryo yazarlığı, film yönetmenliği yapan yazar, bir yazarın yalnızca bir defa alabileceği Goncourt ödülünü, Romain Gray ve Emile Ajar ismiyle 2 kez alır.

Romain Gray edebiyatı ve kitapları okurlar tarafından öyle beğenilir ki, bir dönem kitapları Camus'un yazdığı söylentileri çıkar. Bu söylentilere cevap bile vermez. Ama bir süre sonra edebiyat eleştirmenleri ona yine taş atmaya başlar ve Romain Gary tükendi, artık kendisini tekrar etmeye başladı, şeklinde yorumlar yaparlar. Gary yine her zaman ki duruşunu sergiler ve hiç tartışmaya girmez ama kitaplarını Emile Ajar adıyla yayınlamaya başlar.. "Onca Yoksulluk Varken" de bu kitaplardan biri.. Emile Ajar adıyla da satış rekorları kıran ve çok ses getiren yazar için bu defa eleştirmenler, "muhteşem yazar" ifadelerini kullanırlar.

Gerçek kimliği ise, 1980 yılında intihar ederken bıraktığı, "kendim olmaktan cok sıkılmıştım" dediği mektupla ortaya çıkıyor ve bu mektubunu “Çok eğlendim, teşekkür ederim. Hoşçakalın.” diye bitiriyor.

Işte o zaman Emile Ajar'ın kim olduğunu öğreniyoruz ve dünya aynı anda iki yazarını birden kaybediyor.

...


“Sevdiğin yüzünden deli oldun,” dediler.

“Yaşamın tadını yalnız deliler bilir,” dedim.

Yafî’nin bu dizeleriyle başlıyor roman..

Annesi, fahişe olduğu için bakımını üstlenemediği Momo'yu, yine eski bir fahişe olan Yahudi, Madam Rose isimli kadına bırakıyor.. Büyümüş de küçülmüş derecede olgun ama yalnızca 10-14 yaşlarında bir çocuk olan Momo'nun yetişkinlerin gözünden dünyayı anlamaya çalışan, yoksulluk için de geçen fakat sevgi dolu sıcacık dünyasını anlatıyor kitap... Bu sevgiyi ve eşlik eden hüznü kitapta pek çok yerde derinden hissediyorsunuz..
Kitabın en önemli temaları sanırım, göçmenlik ve dışlanmışlık hissi... Bu yoksunluk duygusunun çevresinde gelişiyor aslında hikaye. Yazar'ın pek çok kitabında hep bu farkedilme çığlıklarını duyuyoruz..

“ Emile Ajar benim!” diye bağırdım. “Biricik, tek Emile Ajar’ım ben! Ben yapıtlarımın çocuğu ve onların babasıyım. Kendi oğlum ve kendi babamım ben! Kimseye bir şey borçlu değilim! Kendi yazarımım ben ve bununla gurur duyuyorum! Gerçeğim! Balon değilim! Sahte değilim; acı çeken, daha fazla acı çekip yapıtıma, dünyaya, insanlığa bir şeyler kazandırmak için yazan bir insanım!”(Yalan Roman-Emile Ajar)

"Onca Yoksulluk Varken..."
cümlesinde tamamlanmamış kısmın cevabını kitapta pek çok yerde duyuyoruz. Herkes kendince dolduruyor bu boşluğu tabiî ama ben bu boşluğu sevgiyle dolduruyorum ve ancak sevginin, onca yoksulluğa rağmen yalnız sevginin, insanın içini nasıl ısıttığını bildiğimden belki de..

Işte sıcacık sevgi dolu ve kocaman yüreğiyle vefalı bir çocuk Momo. Momo'yu da en az "Zeze" kadar, "Küçük Prens" kadar çok seveceksiniz.. Ve bunca hüzne ve yoksulluğa rağmen onun hikayesini okurken biraz da tebessüm edeceksiniz...


"Bir insanın en önemli parçaları kalbi ve aklıdır; en pahalı bedeller onlar için ödenmelidir... " diyordu.. Romain Gray.
Hep öyle değil midir, en ağır bedelleri bir kalp sızısı uğruna ödemez miyiz?
197 syf.
·32 günde·Beğendi·10/10
Yazar iki büyük uç noktayı, çocuklukla yaşlılığı bir çocuğun gözünden birleştiriyor....Onca yoksulluğun içinde, küçük Momo'nun zengin düşleri, onu büyüten ve annesi gibi fahişe olan madam Rosa'ya olan sevgisini vazgeçilmez kılıyor.
Kitabı daha önce de okumuştum fakat tekrar okumam gerekenler arasındaydı ve zamanı iyi ki gelmişti.
197 syf.
Eğer küçük yaşta annenizin bir hayat kadını olduğunu öğrenerek kendiniz gibi olan pek çok çocukla aynı evde büyümeye başlarsınız hayat çok tuhaf olabilir . 10 yaşında olduğunuzu düşündüğünüz bir zamanda böyle bir evin yükü sizin omuzlarınıza binerse eğer çok daha erken büyüyebilirsiniz .
226 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Son birkaç sayfa ... Boğazım düğüm düğüm oldu yutkunamadım. Acıyı, sevgiyi, çaresizlik içinde çareler yaratmayı iliklerime kadar hissettim.

Çocuk olmanın tadına varamadan büyümek zorunda kalanlar var bu dünyada Momo. Yaşamın kokusu yok ama çaresizliğin burnun direklerini sızlatacak kadar ağır bir kokusu var.

Sahi; insan birini sevmeden yasayabilir mi Mösyö Hamil ?
Sevmek gerek Momo, iliklerine kadar hissederek sevmek gerek ...

Bir çocuğun yüreğine dokunmadan terketmemeli bu diyarı.
Sevin, çünkü sevmek gerek!
226 syf.
*(Arapça) Yalnız Tanrının sonu yoktur.

Momo'nun Dilinden Karakter Analizleri:

MADAM ROSA: 65 yaşında. Hitler, askerleri ve gaz odalarından şans eseri kurtulmuş, Yahudi asıllı Fransız, bekar, eski bir kıç savunucusu (fahişe). Belleville sokağında, asansörsüz bir binanın altıncı katında, Yedi farklı kıç savunan kadının evlilik dışı çocuklarına evinde yuva hizmeti veriyor. Yurtsever değil. İnsanlar Yahudi mi Afrikalı mı hiç aldırmaz. İlkeleri olan bir kadın değil. Ama, Mösyö Hamil’in halıları gibi nefis gözleri var. "Yahudi Deliği" dediği, rahatlamak için gittiği, yaşadığı binanın bodrumunda özel bir odası var.

MOMO: Ekim 1956 doğumlu, kendini 10-11 yaşında sanıyor ama aslında 14-15 yaşlarında Cezayir asıllı bir Müslüman Arap. Madam Rosa’nın yuvasında üç yaşından beri yaşıyor. Yuvadaki çocukların en büyüğü. Madam Rosa’ya çok yardım ediyor. Momo üç yaşındayken, kıçını savunan annesi Ayşe, babası pizevenk (momo bu şekilde söylüyor) Yusuf Kadir tarafından öldürülür. Babası 11 yıl boyunca tımarhaneye kapatılır. Anne ve babasını hiç tanımıyor. Momo 11 yıl önce dayısı tarafından bu yuvaya bırakılmış. Yuvaya, her ay 300 Frank gönderiyor dayısı. Momo, arasıra esrar çekiyor (Marie = Marijuna). Momo, mutlu olabilmek adına yaşamın kıçını yalayacak bir çocuk değildir.

MÖSYÖ HAMİL: Cezayir asıllı, yaşlı bir müslüman Arap. Emekli olmuş eski bir halı satıcısı. Artık bunama aşamasında ve hafızası gelip gidiyor, gözleri de artık görmüyor. Victor Hugo aşığı bir münzevi. Tanrıdan öylesine korkuyor ki, Mekke'ye gidip hacı bile olmuş. "En güvenilir yandaşımız korkudur," diyor.

DOKTOR KATZ: İhtiyar bir Yahudi doktor. "Orospular, ruhun bir bakışıdır," diyor. Yardımsever ama artık dış işlere, yaşlı ve güçsüz olmasından dolayı, pek gidemiyor.

MADAM LOLA: Senegalli, 35 yaşında, eski bir boksör. Doğa tarafından yanlış yaratılmış tam bir anne, ama erkek! Şimdilerde Boulogne ormanında kıçını savunan bir travesti. Erkeklik organını henüz kestirmemiş. Şen, şakrak birisi, güzel yemekler yapıyor. Madam Rosa ve Momo’ya, bu zor günlerinde, çok yardım ediyor. Ne zaman Momo’ların eve girse, eve güneş girmiş gibi oluyor.

NADINE: 25 yaşlarında, sarışın, uzun saçlı, güzel bir kadın. Film seslendirme stüdyosunda dublaj yapıyor. Momo’yla çok ilgileniyor ve onu çok sevip ona değer veriyor, iyi kalpli bir kadın. Kocası Dr. Ramon ve iki çocuğuyla Saint-Honore sokağındaki evlerinde yaşıyorlar.

MÖSYÖ N’DA AMEDEE: Nijeryalı Pizevenk. Giydiği her şey pembe renkte. İyi yürekli ve bonkör birisi.

MÖSYÖ BORO: Mösyö Amedée’nin kişisel koruması. Sahte jeton suratlı diyorlar Boro’ya (yaşamlarında arka arkaya iki kez aynı suratı olmayan demek 'jeton surat').

MOISE: Yuvadaki Yahudi çocuklardan biri. Cin gibi. Bir aile tarafından evlat edinilmek üzere.

MÖSYÖ WALOUMBA: Fransa'yı süpürmeye gelmiş Kamerunlu bir zenci. Para kazanmak için ateş yutma gösterileri yapıyor boş zamanlarında. Bonkör, insancıl, yardımsever birisi.

KAHVECİ MÖSYÖ DRISS: Belleville sokağında Mösyö Hamil ve Momo’nun buluşup sohbet ettikleri kahvenin sahibi. Müslüman bir Arap.

LE MAHOUTE: 15 yaşlarında, Fas’ın Casbah’ında doğmuş bir şeker hastası. Hastalığı nedeniyle yasal yollardan eroin iğnesi yapıyor kendine.

BANANIA, MICHEL, SELİME, ANTOINE: Antoine hariç diğerleri Madam Rosa’nın yuvadaki devamlı çocukları. Antoine geçici bir çocuk.

SÜPER: Momo’nun alıp beslediği, sonradan 500 Franka zengin bir kadına satıp, aldığı parayı üzüntüden bir lağım çukuruna atmasına neden olan eski köpeği.

MÖSYÖ MOUSSA: Anneleri olmayan iki çocuğunu Madam Rosa’nın yuvasına günübirlik olarak bırakıp akşam alıyor.

ARTHUR. Momo’nun, üstüne surat çizip, şapka-atkıyla süslediği, arasıra sokak gösterilerinde kullandığı şemsiyesinin adı. Momo, Pigalle ve Blanche sokaklarında ki gösterilerinde kullanıyor bu şemsiyeyi.

MARYSE: Pigalle sokağında kıçını savunan kadınlardan birisi. Momo’yla ilgileniyor ve onun pizevengi olmasını istiyor.

MÖSYÖ CHARMETTE: Fransız, Madam Rosa’nın yaşadığı binada ikinci katta oturuyor. Madama mütamadiyen beraber yaşamayı ima ediyor. Madama aşık.

MÖSYÖ REZA: Bellevile sokağı ve civarının kundura tamircisi.

JULES: Dakar’a, annesinin pizevengi tarafından zorla gönderilmek istenen kıçını savunan bir kadının oğlu. Sadece on günlüğüne Madama Rosa’nın yuvasında kalıyor.

ZAOUM KARDEŞLER: Bellevile sokağı ve civarının en kuvvetli hamal kardeşleri. Kibarlar ve çok yardım severler.

MÖSYÖ ABOUA: 20 yaşlarında Fildişili, Fransızca hiç bilmeyen, Mösyö Soko’nun kahvesine takılan bir aylak.

ZENCİ: Bellevile sokağında çalışan Afrikalı bir hamal.

MÖSYÖ BOUFFA: Madamın binasında yaşayan ve Madamdan önce ölen münzevi bir ihtiyar.

ANDRE: Afrika yurtlarının katolik papazı.

***

Kitaba gelirsek:

Kendi evinde -mahallede kendilerine "fahişe çocukları" denen- evlilik dışı çocuklara bakıcılık yapan Musevi Madam Rosa ve bu çocuklardan biri olan, şemsiyesine Arthur adını takmış, Momo isimli Müslüman Arap küçük bir çocuğun olağanüstü macerasına buyrunuz. Momo'nun tek bir hayali vardır, o da gerçek bir aileye sahip olmak!

Kitabın ilk yarısı biraz sıkıcı gibi, yok yere kitabı elinizden bırakmanıza neden olabilir. Ancak 80-100. sayfalardan sonra kitap elinize yapışıp kalıyor, bırakamıyorsunuz. Kitap sizi ağlatacak derecede acılarla dolu ve bu acılar sizi hasta edebilir, inanın. Hayatın sillesini çok sağlam yemiş insanların acılarını, Ajar, son derece sıkı bir kurguyla okuyucusuna aktarmış. Yazarın yarattığı karakterler öylesine eşsiz ki, sanki hepsi gerçek hayattan birebir alınıp kitaba konmuş gibi duruyorlar, bu yüzden yukarıda tüm karakterlerin analizlerini verdim, hepsi de karakterli karakterler!

Kitabı okurken içinizi bir sıcaklık kaplıyor ve Momo'nun tüm acılarına duygudaşlık kuruyorsunuz. İkinci Goncourt Ödülünü (asıl adı Romain Gary olan yazar, normalde bir kişiye birden fazla verilmeyen bu ödülü kullandığı takma isimle tekrar kazanır, ancak ölümüne dek de yaptığı bu uyanıklık asla fark edilmez) Emile Ajar mahlasıyla alan yazarın eşsiz üslubuna ve Vivet Kanetti'nin usta işi çevirisine hayran kalacaksınız.

Elinizden kitap, kalbinizden huzur hiç eksik olmasın.

Süha Demirel, 10 Kasım 2019, İstanbul.
197 syf.
·9/10
Romandan önce Romain Gary'den bahsetmek gerekiyor bence, çünkü kendisi 80 yılında tek kurşunla iki yazarı vurmuş biri. Vurmadan önce de mektubunda "Çok eğlendim, teşekkür ederim. Hoşça kalın." demiş. Gary gerçekten de eğlenmiş ama, asıl biz teşekkür ederiz.
Tek kitap, iki cümle yetti farklı olduğunu düşünmeme. Fransız yazar, yönetmen, senarist, 2. dünya savaşında pilot ve diplomat vesaire yazıyor karşısında. Biraz araştırdım Sartre'ın hayranlığını kazanmış üstelik Huxley ile de sıkı arkadaşlarmış. Bir de Emile Ajar olması farkı. Bizi daha çok ilgilendiren kısım bu. Gary, Gary olarak önyargılardan bir türlü kurtulamıyor bu yüzden sürekli farklı isimlerle yazıyor. En sonunda detaylıca düşünüp yaratıyor bu ismi. Yanılmıyorsam Gary "yanmak" anlamına geliyordu, Ajar da "sıcak". Ve Onca Yoksulluk Varken ile esaslı yükseliş yapan Emile Ajar'ın ünü Romain Gary'ninkini geçiyor. Gary bu durumla eğelniyor fakat sonradan üzülmeye başlıyor. Çünkü kitaplarında ipuçları vermesine rağmen kimse anlamıyor kim olduğunu Gary bunu intihar mektubunda açıklayıncaya kadar tabii. Yalnızca kendim olmaktan bıkmıştım, diyerek de basit bir şekilde nedenini de açıklıyor. Ama biz biliyoruz tabii bu kadar basit olmadığını.
Onca Yoksulluk Varken, bir orospunun çocuğu olan Arap - Müslüman Momo ile Holokost'tan kurtulmuş Madam Rosa ilişkisi üzerine kurulu bir roman. Fransa'da fahişelerin doğum yapması yasak olduğu için, yanlışlıkla doğan çocukları bakmaları için birilerine bırakıyorlar. Momo da Madam Rosa diye eskiden fahişelik yapan ama artık yaşlanmış ve orospu çocuklarına bakıcılık yapan bu Yahudi kadına verilmiş 11 sene önce. Orospu çocuğu diyorum çünkü kitapta da sürekli böyle geçiyor. Ve Momo fahişeliği kendini kıçıyla savunmak olarak tanımlıyor.
Hikayeyi bir çocuğun ağzından anlatmak risklidir bence çünkü o saflığı okuyucuya hissettirmek lazım aksi takdirde yapaylaşır ve içine almaz okuyucu. Fakat bunu başarmış yazar. Çok derin anlamları, sığ çocuk üslubuyla verebilmiş. Ve bir çocuğun olgunlaşmasını baştan sona hem çocuğa hem de okuyucuya fark ettirebilmiş.
Madam Rosa Hitlerin elinden kıl payı kurtulmuş, o döneme, olaylara göndermeler yapılıyor kitapta. Zaten bulundukları mahallede zenciler müslümanlar ve yahudiler var. Haliyle bunlarla ilgili diyaloglar da var.
Mösyö Hamil ile Momo'nun arasında geçen konuşmalar çok sevimli. Mösyö Hamil sürekli elinde Victor Hugo kitabıyla dolaşan bir Müslüman, hangi kitap olduğu sonlara doğru açık ediliyor. Burada yazarın kendi hayatıyla bir ilişkisi olduğu çok bariz. Romain Gary'nin annesi onun her konuda çok başarılı olacağına inanıyor sürekli Victor Hugo kadar başarılı bir yazar olacak diyormuş. Momo da buna benzer şeyler söylüyor.
Velhasıl, ben kitabı çok beğendim. Bundan tam üç yıl önce Franz Kafka'nın bir cümlesini çözmeye çalışyordum. Üç yıl boyunca da hiçbir cevap bulamadım ta ki bu kitabı okuyana kadar. Yani ben kendimce, kendi soruma kendi cevabımı buldum. Cümle şu: "Anlaşılması kolay bir son, gerçek bir acıya neden olur."
Dilerim okuyan herkes "bir şey" bulur.
197 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Dil­de­ki zeh­ri fark ettiğim zaman met­ni terketmek istedim lakin yapamadım.Kur­ma­ca, za­ten baş­lı ba­şı­na ters yüz eden bir ev­ren. Bir de üs­te­lik ze­hir­li bir dil kul­la­nıl­mış­sa ya­za­rın dil da­ğar­cı­ğı, oku­run dil da­ğar­cı­ğıy­la bo­ğuş­ma ha­lin­de ka­lır.Bunun bir sonu yok. Alı­şı­la­gel­mi­şi sar­san, ke­sin­li­ği ol­ma­yan, an­la­mı par­ça­lı hal­de ile­ten ve­ya ilet­me­ye ni­ye­ti ol­ma­dı­ğı­nı bel­li eden yazar­lar var­dır: Bec­kett, Sa­lin­ger, Re­fik Ha­lid Ka­ray, Oğuz Atay, Kurt Von­ne­gut, Ah­met Ham­di Tan­pı­nar gi­bi....
Yukarıda bah­setti­ğim an­lam­da be­ni zehir­le­yen bir ki­tap ol­du.
Ser­best do­lay­lı an­la­tı­mın bi­rin­ci te­kil şah­sın ağ­zın­dan an­la­tıl­dı­ğı tü­rü et­ki­le­yi­ci­dir.
Fa­kat bu­ra­da an­la­tı­mın gü­cü­ne güç ka­tan ikin­ci bir et­ken da­ha var: Ki­ta­bın kün­ye­sin­de yazar ola­rak gö­zü­ken Emi­le Ajar’ın da kur­ma­ca ol­ma­sı. Çün­kü Emi­le Ajar, Ro­ma­in Gary’nin takma adıdır..
Onca Yoksulluk Varken, fakirlikten dem vurmuyor, aksine yokluğun en "var" halini marjinal bi' ruhtan, Momo'dan, anlatıyor. Hüznü kitabın yuvası yapmıyor, çeşitli olayları aktararak pek çok duygu kırılması yaşatıyor okura. Hayaller içinde geçmiyor aksine, çok gerçek, yaşanan evlerin içinden bakıyor.
Kitap o kadar akıcı ve sade bir dille yazılmış ki sanki uçarcasına okunuyor. Bun da çevirmenin de çok büyük payının olduğuna inanıyorum.
1975 yılında Fransa'nın en büyük edebiyat ödülü olan Goncourt ödülüne layık görülmüş bir kitap. Son cümle olarak, mutlaka ama mutlaka okunması gereken bir kitap diyorum ve şiddetle tavsiye ediyorum.Kitapla kalın..
En iyi uyuyanlar dürüst olmayanlardır. Çünkü hiçbir şeyi takmazlar, oysa dürüst insanlar gözlerini kırpamazlar, her şeyi dert edinirler.
Romain Gary (Emile Ajar)
Sayfa 23 - Agora Kitaplığı
Bana hep garip gelen, gözyaşların doğmadan önce programlanmış olmasıdır. Bu demektir ki, ağlayacağımız önceden saptanmış.
Bunu hiç düşündünüz mü?
Romain Gary (Emile Ajar)
Sayfa 55 - Agora Kitaplığı
Kapının önüne oturmuş, zamanın geçmesini bekliyordum, ama zaman her şeyden daha yaşlıdır, pek yavaş ilerler.....İnsanlar acı çekince gözleri büyür, eskisinden daha anlamlı durur...
En iyi uyuyanlar dürüst olmayanlardır. Çünkü hiçbir şeyi takmazlar, oysa dürüst insanlar gözlerini kırpamazlar, her şeyi dert edinirler. Yoksa dürüst olmazlardı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Onca Yoksulluk Varken
Baskı tarihi:
Haziran 2009
Sayfa sayısı:
197
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051030388
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Vie Devant Soi
Çeviri:
Vivet Kanetti
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Agora Kitaplığı
Baskılar:
Onca Yoksulluk Varken
Onca Yoksulluk Varken
Onca Yoksulluk Varken
Onca Yoksulluk Varken
1975'te Fransa'nın en prestijli edebiyat ödüllerinden Goncourt Ödülü'ne layık görülen "Onca Yoksulluk Varken", bir hayat kadınının oğlu olan Arap bir çocuğun, fahişe çocuklarına bakan Yahudi Madam Rosa'yla birlikte geçen hayatını anlatır. Ve aynı ödülü 1956'da "Cennetin Kökleri" kitabıyla kazanmış olan Romain Gary'nin, daha sonra açıkladığı üzere, "Yalnızca kendim olmaktan bıkmıştım," gerekçesiyle 'Emile Ajar' müstear adıyla yayınlamış olduğu bir romandır.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 810 okur

  • Onur Öncü
  • o k u  d u k ç a ▪
  • Özge Baylan
  • Dilek
  • Beşire Korkmaz
  • Patates Domates
  • Orhan
  • Mert Özçiçek
  • Ayse Nur
  • Sezer yıldız

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.2
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%25.8
25-34 Yaş
%31.2
35-44 Yaş
%28
45-54 Yaş
%7.5
55-64 Yaş
%3.2
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.2
Erkek
%39.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.9 (96)
9
%24.3 (71)
8
%20.5 (60)
7
%8.6 (25)
6
%2.4 (7)
5
%2.4 (7)
4
%1 (3)
3
%0.3 (1)
2
%0
1
%0.3 (1)