Onüç Günün MektuplarıCemal Süreya

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.690
Gösterim
Adı:
Onüç Günün Mektupları
Baskı tarihi:
Nisan 2017
Sayfa sayısı:
131
ISBN:
9789753639088
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Onüç Günün Mektupları, Türk şiirinin büyük ustası Cemal Süreya'nın 1972 Temmuz'unda, Okmeydanı SSK Hastanesi'nde yatan eşi Zuhal Tekkanat'a yazmış olduğu mektuplardan oluşuyor.
Mektup yazma eylemine o kadar uzak kalmışız ki insanın aklına bile gelmiyor doğrusu( benim aklıma hiç gelmiyordu açıkçası )

Halbuki samimiyetle, hissederek kağıda dökülen duygular, yeri gelir gözyaşları, o an yazarken içilen kahvelerin unutup kağıdın üzerine bıraktığı izler mektupla özümsenebilir değil mi ?
Hangimiz bu güzel eylemi yapmaya niyetli ve uygulamaya geçme potansiyelinde? Bu kitabı okuyana dek aklıma gelmemişti mektup yazmak, telefonlarla sabit yazı stiliyle mesaj atıyordum ya neden gelsin ki hem sabır da gerektirmiyor tık iletiliyor tık cevap geliyor efendim.Rutinleşmiş sıradan bir eylem…

Mektup illa edebi sözlerle ya ilanı aşk gibi mevzu bahislerle mi olmak zorunda hayır tabiki Cemal Süreya’nın mektuplarını da okuduğumuzda da göreceğimiz gibi sadece samimiyet söz konusu olmalı, içimizden ne geçiyorsa tüm netliğiyle aktarabilmeli. ‘’bugün sabah kalktım, şunu şunu yaptım, sen aklıma geldin yazmak geldi içimden, seni seviyorum diyerek kalbimizdekini serpiştirsek ne de hoş olur .Yaşıyoruz lakin çoğu zaman mekanikleşmiş, duygularımıza kilit vurarak, gurur ve kibirle geçiriyoruz günlerimizi arada durup mola versek bu durumlara da mektup yazsak sevdiklerimize yavaş yavaş esneyerek samimiyetimizi serpiştirsek etraflarımıza..


Kendimden küçük bir kesit paylaşmak istiyorum buradaki ailem olan sizlerle.

''Çocuklardan hayat dersi almak, onlardan çok şey öğrenmek mümkün gerçekten. Ben de kardeşimden çok şey öğreniyorum. Öğrendiğim şeylerden biri de:

Gurbetten eve gelince sımsıkı sarılır abla sana içimden bunu yazmak geldi der elime kağıt tutuştururdu. Yazdığı genelde ‘’abla seni çok özledim seni seviyorum ya da annemle problem yaşadıysa ona karşı söyleyemediği şeyleri kağıda aktarıp sonra bunu konuşalım olur mu yüz yüze diye belirtmesi gibi ‘’
Mesud olurdum okuduğumda, yüzüme tebessümüm yansırdı o da mesud olurdu bunu görünce.

Anneme de yazardı aynı evdeyiz ama yazardı lakin kıymet verdiğimiz şeyler günden güne değişip algımız daraldığı için fark edemeyişlerimiz çoğaldı maalesef buna ben de dahil. Önemsememizden ötürü kardeşim yazmayı bıraktı ,uğraş vermedi , o da teknolojiye ayak uydurdu.''

Bu kitabı okuyunca kalbim acıdı insanın verilen değere karşılık vermemesi ne de acı.. Tekrar kardeşimle yazma meselesini konuşacağım bu vesileyle *-*
Umm hikayem bu kadardı.:))


Kitaba dönecek olursak Erdal Öz’ün mektuba dair naif düşünceleriyle yoğrulmuş, mektubun samimiyetine dair, Cemal Süreya’nın Onüçüncü mektuplarının yazılış öyküsünü kısaca anlatmasıyla giriş yapmak oldukça tatlı idi.
Cemal Süreya’nın mektuplarında eşine duyduğu sevgiyi her defasında dile getirişi, gün içerisinde neler yaptığına dair samimi ve öz anlatışı, oğluna duyduğu pıtırcık sevgisi,

(bkz: ‘’Piliçleri kestim. Hepsini temizledim. İkisini buzluğa attım. Birini bu akşam bizim hayduda yedireceğim.
‘’Annem nerde?’’ diye soruyor sık sık.’’Annem yerde?’’
-‘’Annen hastanede, iyileşip gelecek.’’ ‘’Ben gidip bütün iğneleri kırcam.’’ ‘’Aferin, oğlum; Nice’ler de çok uslu durdun, çok beğendim seni.’’
- ‘’Çok mu hoşuna gitti?’’ ‘’Çok hoşuma gitti .’’)

gibi sımsıcak cümleler, eşine karşı hitap biçimi, eşini hastane yemeklerini yiyemediği için kendine dert edinmesi,

Basit gibi görünen ama önemsemediğimiz, (bkz: Simit ve çay.. Olsa da beraber içsek ) gibi içli serzenişlerle bezenmiş mektupları okumak keyifli ve duygu dolu idi.


Cemal Süreya’nın ilk kez bir eserini okudum kendisini geç tanımak hüzün verdi ama tanımak da nasip oldu ^_^Duru bir dili var, öz .

İçime mektup yazma eylemi doldurttu bu kıymetli eser. O isteği iyice uyandırıp :D içten gelen duygularımızı kağıda döktüğümüz, değer verdiğimiz insanlara neden biz de göndermeyelim değil mi? İçtenlik çokça mühim efendim.
Esenle kalın. Sevgilerimle.
Evet mektup. Ancak basılacak kaygısıyla yazılmayan, sadece sevgilinin okuması için yazılan mektuplar. Ölümünden sonra eşi tarafından basılmış iyiki de öyle olmuş. Cemal Süreya eşinin hastanede yattığı on üç gün boyunca bulunduğu her mekanda ona sevgisini anlatıyor. Aşkın en gösterişsiz en saf hali. "Ne güzel sevgilisin sen" diyor Cemal Süreya mektubunda. Ama kitabı bitirince "Ne güzel sevmişsin sen" diyorsunuz...

Benzer kitaplar

Bu nasıl bir şeydi benim yaşadığım?

Mutluyum, gülümsüyorum Cemal'i daha yakından tanıma fırsatım oldu ama üzgünüm de...
Nedenini burada söyleyemem ama bu kitap beni derin bi' hüzne boğdu.

Öncelikle bana 3 tane kitap hediye eden cömert dostum Beyza Demir'e çok teşekkür ederim.

Kitap incelemesine geçmeden önce: Cemal Süreya sevenler incelemeyi okumakla zaman kaybetmesin, HEMEN GİDİP ALIN,OKUYUN!
Evet, gece oldu o zaman internetten sipariş edin.

Peki neden bu mektupları bu kadar çok sevdim?
Cemal Süreya bu dünyada yaşamış en güzel insandır. En güzel şairdir.
En güzel babadır.
Abartmıyorum, açın okuyun kitabı...

Cemal'imiz burada On Üç Gün Mektupları adıyla eşi hastaneye yattığı günlerde 13 gün art arda mektup yazmıştır. Kitabın ismi buradan gelir.
Ama burada kitabı elime aldığım anda çok korktum. Hayatımda çok az korkmuşumdur bu şekilde. Sevmemekten korktum tiksinmekten korktum.
O çok ama çok aşık olduğum adamdan uzaklaşacağımdan korktum.
Sevgi, aşk gibi kavramlara nasıl yaklaştığım biliniyor bu yüzden çok sevdiğim Franz Kafka'dan Milenaya Mektuplar'dan sonra biraz uzaklaşmıştım.

Peki ya çok sevdiğim Süreya'dan uzaklaşacak mıydım? İşte bu yüzden korktum.
Yavaş yavaş okumaya başladım korkarak...

Ama öyle olmadı. HER SAYFASINDA TEKRAR AŞIK OLDUM BU GÜZEL ADAMA!
Sevgi ölçülmez ama bu adama bu kitaptan önce sevgim milyon deseydim.
Şimdi yıldızlar kadar...

Burada bi' şairi okumuyorsunuz. Bi' aşığın aşkına yazdıklarını, kalbinden dudaklarına orada da kağıda dökülenleri okuyorsunuz.
Güzel bir çocuğun, Memo'nun babasından Memo'yu ne kadar çok sevdiğini okuyorsunuz.

Aşkı, Sevgiyi sevmeyi ve de sevilmeyi okuyorsunuz.
İşte beni de derin hüzne boğan şeyi biraz anlamışsınızdır belki :)

Neyse...
Siz hala burada mısınız? Gidin okuyun şu kitabı artık!
Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)
aşkın ne olduğunu unutanların okuması gereken bir kitap . özellikle çıkma olayına bayılanlar aylık haftalık hatta günlük akbil dolumu yapanların okumasını temenni ederim okuduğunuzdan sonra sizinde edeceğinize eminim
Çok içten bir dil, çok samimi bir yaklaşım, çok imrenilesi bir aşk... Cemal Süreya’nın kısa bir ayrılık süresince karısına yazdığı aşk mektuplarını içeren, okuduğum ilk Cemal Süreya kitabı. Bu kitapla internetten okunan özlü sözlerinin, şiirlerinin yazarın gözündeki anlamlarını keşfettim. Yaşadığı hayat, sevdiği mekanlar ve insanlar, kelimelere çok daha farklı ve özel bir anlam yükledi.
Aslında kitap çok sade, çok sıradan ve çok bizden ama bir o kadar da tüm bu saydıklarımın tersi. Yazar tüm samimiyetiyle kalbindekileri kağıda dökmüş. Yattım, kalktım, rakı içtim, seni düşündüm diyor. Bunlar bizden. Ama öyle cümleleri, hatta kelimeleri var ki, düşünüyorsunuz. Biz ne zaman mektup yazmayı bıraktık? Ne zaman şiir yazmayı bıraktık? Bunlar eskiden insanların yapmaktan gurur duydukları eylemlerdi. Ne oldu da bunu kaybettik?
“Yaşlanıp oyle kol kola yürüyelim mi? Ne güzel yaşlanırsın sen.”
Ne oldu böyle güzel cümleleri kuran insanlara?
sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim 
elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara 
hayatımız geçiyor gözlerimin önünden 
çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz 
''ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz''. 
çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere 
o gülün yüzü gülmüyor sensiz 
o köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı 
hepten hüzünlü bu günlerde 
gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye 
masada tabaklar neşesiz 
koridor ıssız 
banyoda havlular yalnız 
mutfak dersen - derbeder ve pis 
çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş 
vantilatör soluksuz 
halılar tozlu 
giysilerim gardropda ve şurda burda 
memo'nun oyuncak sepeti uykularda 
mavi gece lambası hevessiz 
kapı diyor ki açın beni kapayın beni 
perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi 
radyo desen sessiz 
tabure sandalyalardan çekiniyor 
küçük oda karanlık ve ıssız 
her şey seni bekliyor her şey gelmeni 
içeri girmeni 
senin elinin değmesini 
gözünün dokunmasını 
ve her şey tekrarlıyor 
seni nice sevdiğimi
Zuhal Tekkanat olmayı istemek.

Evet şiirlerin üstadı bu eserinde karşımıza aşkını mektuplara dökerek çıkıyor. Zuhal rahatsızlanıp hastaneye kaldırılınca mektup serüveni başlıyor.

Ki mektuplar o kadar özel ki okurken o aşk size öyle bir geçiyor ki bu geçişi inanılmaz duygularla karşılıyorsunuz.

Ah Cemo ne çok dilerdim Zuhal olmayı.
Ama sizler Zuhal'ı, Muazzez'i, Tomris'i, Vera'yı, Piraye'yi sevmiş nice şairler, yazarlarsınız.

Kendinizi bulduğunuz bir şiir kitabı, özel mektupların oluşturduğu bir kitap türü veya bir roman, bir masal kitaplığınızda olmalı. Kendinizi unuttuğunuz anda açıp sayfalarında gezinmelisiniz defalarca.

Keyif alarak okuduğum ve unutamayacağım harika kitaplardan biriydi. Elimden düşürmek istemedim her ne kadar gıdım gıdım okusam da..

Keyifli okumalar.
Cemal Süreya’nın eşi için yazdığı mektuplardan derlernmiş bir eser. Yahu ne güzel sevmiş, ne güzel severmiş eşini Cemal Süreya.. Hayran hayran okudum..
Yıllarca dilinden düşürmediğin Tomris Uyar'a olan aşkınla tanırdım hep seni Cemal Usta. Sen kadınlara değil aşka aşıksın be adam.Eşi olan Zuhal Hanım hastanede 13 gün boyunca yatmıştır. O süre zarfında eşine samimiyetiyle,kalbiyle ve ruhuyla böyle güzel mektuplar yazmış. ''Sevgilim Ben Şimdi '' şiiri en etkilendiğim kısım oldu..
**Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara
Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden
Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz
"Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz".
Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere
O gülün yüzü gülmüyor sensiz
O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı
Hepten hüzünlü bu günlerde
Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye
Masada tabaklar neşesiz
Koridor ıssız
Banyoda havlular yalnız
Mutfak dersen - derbeder ve pis
Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş
Vantilatör soluksuz
Halılar tozlu
Giysilerim gardropda ve şurda burda
Memo'nun oyuncak sepeti uykularda
Mavi gece lambası hevessiz
Kapı diyor ki açın beni kapayın beni
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi
Radyo desen sessiz
Tabure sandalyalardan çekiniyor
Küçük oda karanlık ve ıssız
Her şey seni bekliyor her şey gelmeni
İçeri girmeni
Senin elinin değmesini
Gözünün dokunmasını
Ve her şey tekrarlıyor
Seni nice sevdiğimi**
Her yerde,herzaman yazmak istedim sana.Her koşulda haykırmak istedim aşkımı,sevgimi,sana karşı olan tutkumu.Vapurda da,otobüste de,hatta yürürken de..." diyen Cemal Süreya'nın eşi Zuhal hanım'ın geçirdiği rahatsızlık sonucu hastahanede yattığı dönemlerde ona yazdığı mektupları içeren bir kitap bu.
Her biri aşk ve hasret içeren mektuplar.
Cemal süreya'nın özel dünyasını görmemizi sağlayan bu mektupları okudukça büyük usta'ya daha çok hayran olacaksınız ve kitap bittiğinde düşüneceksiniz.
Sevdiğine
“Yaşlanıp öyle kol kola yürüyelim mi?
Ne güzel yaşlanırsın sen...” Cümlelerini kuran insanlara ne oldu ?
Yürekten sevmek ve sevilmek dileğiyle...
Kitabı henüz bitirmedim ama dayanamadım bir kaç cümle erken inceleme yapmak istiyorum :)
Böyle güzel mektup yazılır mı? Kendimi düşünüyorum mektup yazacak olsam elim tutulur kelimeleri yan yana getiremem. Fakat bu mektuplar öyle güzel yazılmış ki duygulanmamak elde değil. Nasıl düşünceli nasıl ince. Yemek ye diye tembihleyen bir Cemal Süreya . Hangi çakmak ile sigarasını yaktığına kadar ayrıntıyı bile kaçırmasını istemiyor sevdiği kadının.
Böyle sevdalar ah çektiriyor.
Velhasıl güzel sevin.
---Kitabı bitirince incelememi tamamlayacağım :))
Kitap bitti.
Toplamda 51 mektup var.
Zuhal hanımın hastanede yattığı o onüç gün mektupları muazzam.
Diğer mektuplar da çok doğal yazılmış.
Güzel bir eser olmuş. Keyifli okumalar..
Beni bu kitapta en etkileyen şeylerden biri de Cemal Süreya' nın kendi el yazısıydı. Kitap hem normal yazı hem de Cemal Süreya’nın kendi el yazısıyla kaleme aldığı,hatta mektuplara ufak resimler çizdiği kısımlardan oluşuyor. Ona şiirlerinden daha da yakın olmak,el yazısına şahit olmak,hatta yüreğindeki aşkı sevgiyi daha bir yakından hissetmek gerçekten güzel birşey...
''Dün görüşemedik. İki yüzyıl görüşmemişiz gibi geldi bana. Ve üç yüzyıllık göresim seni...''
''Her şeyimi sana borçluyum. Sana rasladığım sıralar yıkıntılıydım. Sen onardın beni. Tuttun elimden kaldırdın. Ben de ekmek gibi öptüm alnıma koydum seni, kutsadım.''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Onüç Günün Mektupları
Baskı tarihi:
Nisan 2017
Sayfa sayısı:
131
ISBN:
9789753639088
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Onüç Günün Mektupları, Türk şiirinin büyük ustası Cemal Süreya'nın 1972 Temmuz'unda, Okmeydanı SSK Hastanesi'nde yatan eşi Zuhal Tekkanat'a yazmış olduğu mektuplardan oluşuyor.

Kitabı okuyanlar 425 okur

  • Murat Çağlak
  • Mesut Okan Ekşi
  • Ceren Çoban
  • BilgeSevgi
  • Elif Salman
  • Murat AYMAN
  • bal
  • Ecem İspir
  • ...........9
  • Fazilet öztürk

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.1
14-17 Yaş
%10.8
18-24 Yaş
%38
25-34 Yaş
%26.6
35-44 Yaş
%11.4
45-54 Yaş
%6.3
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%0.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.4
Erkek
%26.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (69)
9
%21.7 (30)
8
%18.8 (26)
7
%6.5 (9)
6
%2.2 (3)
5
%0
4
%0
3
%0.7 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları