·
Okunma
·
Beğeni
·
4.887
Gösterim
Adı:
Operadaki Hayalet
Baskı tarihi:
2 Ekim 2018
Sayfa sayısı:
406
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051069524
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le Fantôme de l'Opéra
Çeviri:
Osman Olcay Kunal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayınevi
Baskılar:
Operadaki Hayalet
Operadaki Hayalet
Operadaki Hayalet
Operadaki Hayalet
“Operadaki Hayalet vardı.”

Varlığı herkes tarafından bilinip korkuyla karşılan fakat kimsenin görmediği Hayalet, Paris Operası’nın karanlık mahzenlerinde yaşar. Operanın parlayan yıldızı güzel Christine, bir gün onun sesini duyar. Hayalet’i kendisinin Müzik Meleği olarak kabul eden sanatçı onun takıntılı ve tutkulu aşkıyla yüzleşince tehlikede olduğunu anlar. Hayalet’in maskeyle gizlemeye çalıştığı çirkinliğinden dolayı reddedilme korkusu ve kıskançlığı, Christine için büyük çıkmazlar yaratacaktır.
Aşkın hem yıkıcı hem kurtarıcı yönünün okunduğu bu eserin kalbinde tutku, şiddet ve gerilim duruyor. Bugün dahi bu gerilim, yalnızca gotik renk tonuyla ilgi uyandıran bir hikâye değil, aynı zamanda coşkulu dramatizasyonun müthiş bir romantizmidir.
1910’da ilk kez ortaya çıkışından bu yana okuyucuları etkileyen Operadaki Hayalet ilham verdiği müzikal ve beyaz perde uyarlamalarıyla ölümsüzleştirilmiştir.
Lisede,Almanca olarak tarih öğretmenimin tavsiyesi ile okumuştum...Muhteşemdi.Hayaletin aşkını unutmamışım...Yinede bu eseri Türkçe olarakta okuyacağım .Güzel bir klasikti...
Takıntılı olduğum -takıntılı demek az olur hatta- 4 şey var. Bunlardan biri The Phantom Of The Opera.

Olay, Paris Opera Binası'nda geçiyor. Sürekli ortalıkta bir hayalet dedikodusu dolaşıyor. Hayalet ise Christine'e aşık olur ve müzik dersleri vermeye başlar. Fakat Christine'i seven diğer adam Raoul, bu işin peşini bırakmaz. Peki Christine'e neler olacak? Felaketler son bulacak mı?

Mayıs ayında İstanbul'a geldi The Phantom of the Opera. Müzikali izlemeye gittim. Bugüne kadar izlediğim hiçbir şeyden bu derece etkilenmedim. Sahne şovları, oyuncular, müzikleri, kıyafetler... Her şey o kadar mükemmeldi ki.

Kitap mı müzikal mi derseniz, cevap veremem. Çünkü ikisi de birbirinden güzel. Kitabı müzikalden çok farklı. Evet, ana konu aynı ama olayların çoğunun farklı olmasını beklemiyordum.

Müzikali izlemek isteyenler için:
http://unutulmazfilmler.co/...yal-albert-hall.html

Müzikali izleyince kitabı da merak edeceğinizi düşünüyorum. İyi okumalar!
Büyük bir opera binası ve bir hayalet söylentisi var.Hayaleti gören yok fakat beş numaralı loca her zaman ona ayrılıyor.Hayaleti kimse görmediğinden beş numaralı loca yada bilet kesilir ve olaylar başlar.Birde hayalet aşıksa ortalık karışır.
Büyük bir zevkle filmini ve müzikalini izlediğim, çok sevdiğim bir karakter Operadaki Hayalet. Gerçek bir hikayeden esinlenerek yazılan roman başka alemlere alıp götürdü yine beni. Olayların akışını biliyor olmama rağmen yine de aynı tadı alarak okudum. Christine bir opera şarkıcısıdır ve Müzik Meleği olarak adlandırdığı (ve aslında Operadaki Hayaletin ta kendisi olan) kişi tarafından ses eğitimi almaktadır. Christine her şeyden habersiz müzik eğitimine devam ederken çocukluktan beri tanıdığı Raul ile aralarında başlayan aşk, Opera Hayaleti'nin öfkesini daha da arttırır ve Christine bir anda ortadan kaybolur. Sonrası ise zaten tam bir efsane! İzlediyseniz bile okumadan geçmemeniz gereken bir eser..
" Maskemin ardında gizlenen bu aşkı yalnızca sen görebilirsin..."

Trajik bir aşk hikayesi... Yüzünün korkunç görüntüsü Erik' in insanlardan uzak kalarak, bir hayalet gibi yaşamasına sebep olmuştur. Opera binasının mahzeninde yaşamını sürdürürken, korodaki Christine aşık olur, fakat Christine aşık olan tek kişi o değildir. Gizemli aşk üzerine dönen bir roman.Kurgusu güzel, sürükleyici ve etkileyici bir klasik. Aynı zamanda beyaz perdeye de uyarlanmış bir eser.
New York, Londra en son İstanbul'da anlatılmaz bir zevkle ve heyecanla seyrettiğim bir müzikalin libretosu diyebiliriz.
Hiç bıkmadığım ve tekrar tekrar dinleyebileceğim bir müzik (Sir Andrew Lloyd Weber).
Daha müzikali bilmeden kitap bana aynı büyüleyici bir etki yaratmıştır. Hiç eskimez, ölmez bir hikâyedir. Kitaplığımda farklı 5 dilde baskısı var.
İNCELEMEM SPOILER İÇERİR!
Bir konunun makalesi nasıl ki giriş gelişme sonuç olarak yazılıyorsa bu incelememde de duygularımı giriş gelişme sonuç olarak yazdım.. Bu nedenle sadece girişi okuyup gerisini es geçmemenizi rica ederim..
Kitabı geçen yıl bu zamanlarda A101'den almıştım.. Gerçi Operadaki Hayalet'i bulmak biraz lüks oldu çünkü birkaç marketini gezdim ama bulamamıştım, rastgeldi aldım.. Sonra tabi çeviri farkları yüzünden tercih etmememi söylediler, ben de bir daha oradan kitap almadım..
Kitabın adından ötürü esasen çok merak etmiştim.. Hep vardı aklımda okumak işte keşke önceden okusaymışım da bir yıl bekletmeseymişim..
Kitaba iki kere başa aldım çünkü anlamadım.. Başlarda adapte olamadım.. İsimler, olaylar biraz kopuk gibi geldi bana ama sonra hızla toparladı.. Christine Daae çok masum bir kız.. Öyle ki hala hayallere, rüyalara inanıyor.. Bir trajediye kurban gideceğini hiç mi hiç düşünmüyor.. Kitabın sonuna kadar Christine'e hep hak verdim.. Evet dediyse de hayır dediyse de.. Çok merhametli bir insan.. Erik'e çok nazik davrandı bana göre.. Eminim Erik de böyle düşünüyordu..
Vikont C.'ye gelince de cidden aşkının peşinden gideceğini hiç düşünmemiştim.. En az Erik kadar gözü karaymış..
Hız treni etkisi gibi oldu.. Başta yavaş yavaş ilerledik taa ki tepeye varana kadar.. Sonra kendini bir bıraktı sabah dörde kadar okuyordum kitabı..
Beni etkileyen kısma geleyim direkt..
Erik'in hayatı.. Yani ona tamamen hak vereceğiniz bir hayat yaşamış.. Damla Kasapoğlu 'nun önerisiyle filimini de izledim tabi film-kitap arasında fark oluyor..
Ah Erik..
Soluğun ölüm olsa da,
Bir ırkın tüm dehası var sende..
Tüm o karmaşan ve müziğin,
Tüm o kudretli dehan ve aşkın..
Çizemiyorum seni bir maskenin ardında..
Öfkenin rengine daha koyu ton ekleyemiyorum..
Düşünemiyorum aşkına olan sonsuz sadakatini..
Bana Erik kim deseniz size şunu söylerim.. Kendisi doğuştan bir cilt hastalığına sahip.. "Onu gördüğümde ölmek üzere olduğunu sandım." diyor Christine.. Esasen yaşayan ölü olarak da zamanında sirklerde gösterilmiş, tıpkı bir hayvan tanır gibi tanıtmışlar onu.. Çürüyen bir cesete aşık olabilir misiniz?! Hoş, sapyoseksüeller bunun için ne der bilemem ama Erik muhteşem bir zekaya sahip.. Annesini sevmek istediğinde annesinin yüzüne maskesini fırlatması içimi acıtmıştı.. Erik'in sevgisiz büyümesi onda geri dönüşülmez ve sabit bir ruh ortaya çıkarttı bana göre..
Erik aynı zamanda muazzam bir mimardı.. Öyle binalar, odalar, saraylar inşa etmiş ki sonunda bir başkasına yapmaması için büyük insanlarca öldürülmek istemiş.. İran'da da insanlara zevkine öldürebilecek işkence odaları inşa etmiş o zamanın şeyhine.. Hatta İstanbul'daki sultanlara bile saraylar, gizli geçitler yaptığından bahsediliyor kitapta..
Erik'in Opera binasına gelme serüveni de burada başlıyor esasen.. Acem denen karakter onu ölümden kurtarıyor ve kaçırıyor.. Erik'in herkesi amacı uğruna öldüreceği bir gerçekken Acem'e hep tolerans sağlıyor.. Operayı kendisi inşa ediyor ve binanın altına kendisine uygun bir yer inşa ediyor.. O kadar muazzam bir yapı ki İşkence Odası adını verdiği yapının şimdiki tekniklerle donatıldığını düşünebiliriz ki kitap eski bir zamana ait.. Erik sadece bir mimar değil.. Aynı zamanda büyük de bir müzik dehası.. Muzaffer Don Juan adını verdiği eseri tanıtırken o müziği duyanların kendini asabilecekleri aklıma geldi.. " Sana Mozart çalarım; eğer istersen. Bu seni sadece ağlatır. Ama benim Don Juanım, yakar hem de cennetin ateşinden doğmamış olmamasına rağmen." diyordu.. " Bazı müzikler öyle fecidir ki, ona yaklaşan herkesi yakıp kül ederler. Neyse ki, sen o tür müzikle henüz karşılaşmadın. Yoksa yüzünün o güzel rengini kaybederdin ve Paris'e döndüğünde seni kimse tanıyamazdı." diyordu.. Filmde çalan müzik Muzaffer Don Juan olabilirdi bence.. Keskin bir müzikti..
Erik'in sesi ve eserleriyle Christine'i kandırması aşık olduğu içindi ve buna masumca tamam diyorduk taa ki kıskançlık duygusu araya girene kadar.. Öyle ki gözünü kırpmadan Paris'in dörtte birini yok edecek kadar saf kıskançlıkla dolmuştu..
Erik'in Christine'i öptüğünü Acem'e anlattı yerde o kadar çok içim yandı ki anlatamam.. Sonuçta annesinin bile yüzüne bakmadığı çocuğu, güzeller güzeli Christine'i öptüğünde kız ondan kaçmıyor ya da en ufak bir tiksinti belirtisi göstermiyor.. Zaten canavar dedikleri Erik kızı, sevdiği adamla özgür bırakıyor.. Ve "Erik Öldü." yazıyor gazete ilanlarında.. Baştan aşağıya etkiledi beni kitap.. Aynı hissi Koku 'da yaşadım.. Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi.. Yine çok şey değişti.. Kitabı elden çıkartmayı düşünmüştüm fakat onu sonsuza dek kitaplığımda tutma kararı aldım ve tekrardan okuyacağım.. O kadar tuhaf hissediyorum ki sanki Erik'le yaşadım ve onu kaybettim.. Aşırı etkilendim.. KESİNLİKLE OKUYUN.. BEKLETMEYİN KİTABI.. Belki aklıma geldikçe ya da dertlendikçe incelemeyi güncellerim..
OPERADAKİ HAYALET

TEK GERÇEK VE TUTKULU HAYALET

Beyaz perde ve müzikalden sonra ölümsüzleşen Operadaki Hayalet, Gaston Leroux 'in 1909 senesinde yazmış olduğu dünya tarihine en iyi kitaplardan biri olarak adını yazdırmış tüylerinizi diken diken eden bir kitaptır. Gotik bir roman olarak kabul edilmektedir.

Gaston Leroux, gerçek bir eserden esinlenerek yazdığını söylemiştir. Hayaletle ilgili olarak "Onu tanıyordum, gerçekti fakat tıpkı bir hayalet gibi yaşıyordu." diye anlatmıştır.

"Maskemin altında gizlenen bu aşkı sadece sen görebilirsin."

Olaylar Paris'te bir opera binasında başlar. Opera binasında bir süredir tuhaf olaylar olmaktadır. İnsanlar Operada bir hayalet olduğunu ve hatta onu görenlerin bile olduğunu aralarında konuşmaya başlarlar. Christine operada şarkıcılık yapmaktadır. Roul ise Christine'e deliler gibi aşıktır. Christine yüzünü hiç görmediği sadece sesini duyduğu birinden bir süredir müzik dersi almaktadır. Sesin sahibi için Christine "Müzik Meleği" demektedir fakat o tam da tahmin ettiğiniz üzere Operadaki Hayalettir. Gerçek ismi Erik ve Christine'e aşık üstelik onu delirircesine kıskanmaktadır. Erik'in yüzü korkunç bir görüntüde olduğu için yüzünü bir maske ile gizlemektedir.

Ve bir gün Christine sahnede şarkısını söylerken aniden yok olur...

Raul her yerde nasıl Christine'i aradığını, bu tehlikeli ve aşık Operadaki Hayalet Erik'in gerçekte kim olduğunu ve bu aşk üçgeninin nasıl son bulduğunu öğrenmek için mutlaka Operadaki Hayalet'i okumalısınız.

"İnsanlar aşık olduklarında bu kadar bedbaht olurlar mı?
- Evet Christine. Sevip de sevildiklerine emin olamadıklarında."

Maskenin altında gizlenen tutku dolu aşk hikayesi, Paris opera binasının mahzeninde olan tuhaf olaylar, cinayetler, müzik dehası bir hayalet, güzel sesli bir kadın ve karanlıklarla dolu bir kitap.

Birçok defa sinemaya uyarlanmış ve müzikalleri yapılmıştır.Ayrıca "Phantom Of The Opera isminde bestesi yapılmış ve yıllardır çeşitli isimler tarafından defalarca seslendirilmiştir.

İlk olarak 1925 senesinde ABD de gösterime girmiştir. İngiliz besteci Andrew Lloyd Webber tarafından bestesi yapılarak dünya çapında en popüler müzikal haline gelmiştir.

Gaston Leroux'un bu sıradışı olduğu kadar da gerçek aşk, kıskançlık, tutku ve merhametin yer aldığı Operadaki Hayalet kitabını okumanızı tüm ruhumla tavsiye ederim. Tabi kitaptan sonra filmlerini ve de şarkılarını...

"Acı hissedilmeyi talep eder ancak bu kadar acı hepimiz için çok fazla değil mi?"

YEŞİM TEKE
Bu günə qədər oxuduğum möhtəşəm kitablardan biridir. Niyə bu qədər gecikmişəm bilmirəm. Kitabı oxuyarkən heç sıxılmadım əksinə həyəcanlandım. Bütün opera binasını qəhrəmanlarla birlikdə gəzdim. Christine və Eriklə birgə göldəki evdə, Vikont və Acemlə birgə işkəncə otağında oldum. Baş verən hadisələri doğrudan da insana hiss elətdirir. Bir sözlə, mən kitabı çox bəyəndim. Tanıdığım bütün kitab sevərlərə də tövsiyyə edəcəyəm.
Bayıldım. Trajik bir aşk hikayesi... Aşk muhteşemdi. Hayaletin aşkıda Raoul aşkıda
... Karakterlerin psikolojisini ve duygularını derinden hissederek okuyorsunuz. Zaman zaman aksiyon kısımlarında da heyecanlanıyorsunuz. Bütün duyguları hissetim. Duygulandım, heyecanlandım, korktum, gerildim...
Opera binası nasıl bir mimarı ile yapıldıysa, binanın altında göl, zindanlar, mahzenler var. O mahzenlerde nelerle karşılaşıyorsunuz nelerle. Kapı örtücüleri eski adı "cereyan def edenler", ateşten başı olan sıçan tutucu, deniz kızı, Tonkin korsanları...Açıkçası ben o opera binasını çok merak ettim. Son olarak Erik ve Acem'in dostluğunu çok sevdim. Kesinlikle tavsiye ederim. Mutlaka okuyun..
Kitap anlatımıyla yer yer beni zorlasa da genel olarak oldukça ilgi çekici bir konuya sahipti. Konusuna değinmeyeceğim çünkü mutlaka spoiler veririm. Ama kitaba başladığınız anda sizi fantastik ve polisiye temelli bir aşk hikayesi içine girmiş gibi hissettiriyor. Kitap sonunda ise her şey yerine oturuyor.

Yalnız kitabın anlatımı sıradan bir roman gibi değildi. Konuşmalar tıpkı bir tiyatro gibi şiirseldi fakat bazen olay akışı yazar tarafından kesilip bilgi veriliyordu. Deyim yerinde ise belgesel roman tadında bir kitaptı Operadaki Hayalet..

Kısacası benim sevdiğim bir kitap oldu. Hatta kitap sonunda hüzünlenmekten alıkoyamadım kendimi.
Bir insan düşünün... Yüzü korkunç göründüğü için tiksinilen, annesinin bile yüzüne bakmaktan iğrendiği ve yüzünü kapatması için maske fırlattığı. Hep sevilmeyi beklemiş; ama kimse sevmeyi bırakın yüzüne bakmak dahi istememiş. Opera binasının altında kendisini kimsenin göremeyeceği şekilde bir yaşam kurmuş.Taa ki Christine ile tanışıp onunla müzik dersi çalışana kadar. Müzik dersleriyle olan münasebetiyle zamanla Christine 'e aşık olur. Fakat Christine henüz Hayalet'in yüzünü görmemiştir ve onu seven başka biri daha vardır. Hayalet hayatı boyunca arzu ettiği gibi sevilebilecek midir?
Benim yakışıklı olduğumu sansaydın, bana dönebilirdin. Dönerdin, eminim! Ama artık çirkinliğimden haberdar olduğuna göre, benden geri dönmemek üzere kaçarsın. İşte, seni bu yüzden burada tutacağım!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Operadaki Hayalet
Baskı tarihi:
2 Ekim 2018
Sayfa sayısı:
406
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051069524
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le Fantôme de l'Opéra
Çeviri:
Osman Olcay Kunal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayınevi
Baskılar:
Operadaki Hayalet
Operadaki Hayalet
Operadaki Hayalet
Operadaki Hayalet
“Operadaki Hayalet vardı.”

Varlığı herkes tarafından bilinip korkuyla karşılan fakat kimsenin görmediği Hayalet, Paris Operası’nın karanlık mahzenlerinde yaşar. Operanın parlayan yıldızı güzel Christine, bir gün onun sesini duyar. Hayalet’i kendisinin Müzik Meleği olarak kabul eden sanatçı onun takıntılı ve tutkulu aşkıyla yüzleşince tehlikede olduğunu anlar. Hayalet’in maskeyle gizlemeye çalıştığı çirkinliğinden dolayı reddedilme korkusu ve kıskançlığı, Christine için büyük çıkmazlar yaratacaktır.
Aşkın hem yıkıcı hem kurtarıcı yönünün okunduğu bu eserin kalbinde tutku, şiddet ve gerilim duruyor. Bugün dahi bu gerilim, yalnızca gotik renk tonuyla ilgi uyandıran bir hikâye değil, aynı zamanda coşkulu dramatizasyonun müthiş bir romantizmidir.
1910’da ilk kez ortaya çıkışından bu yana okuyucuları etkileyen Operadaki Hayalet ilham verdiği müzikal ve beyaz perde uyarlamalarıyla ölümsüzleştirilmiştir.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0