Adı:
Origin
Yazar:
Baskı tarihi:
Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
656
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780525563709
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Anchor
Baskılar:
Başlangıç
Origin
Robert Langdon, Harvard professor of symbology, arrives at the ultramodern Guggenheim Museum Bilbao to attend the unveiling of a discovery that “will change the face of science forever.” The evening’s host is Edmond Kirsch, a forty-year-old billionaire and futurist, and one of Langdon’s first students.

But the meticulously orchestrated evening suddenly erupts into chaos, and Kirsch’s precious discovery teeters on the brink of being lost forever. Facing an imminent threat, Langdon is forced to flee. With him is Ambra Vidal, the elegant museum director who worked with Kirsch. They travel to Barcelona on a perilous quest to locate a cryptic password that will unlock Kirsch’s secret.

Navigating the dark corridors of hidden history and extreme re­ligion, Langdon and Vidal must evade an enemy whose all-knowing power seems to emanate from Spain’s Royal Palace. They uncover clues that ultimately bring them face-to-face with Kirsch’s shocking discovery…and the breathtaking truth that has long eluded us.
536 syf.
·3 günde·7/10
Öncelikle incelememe başlamadan önce bu yazarla ve kitapla tanışma öykümü anlatmak istiyorum. Yazarı tabii ki tanıyordum ama henüz hiçbir kitabını okumamıştım. Hayatımdaki
en değerli insanlardan birisi'' ile hangi kitaba başlasam? diye kitaplardan sohbet ederken bana Robert Langdon'u tanıyıp tanımadığımı sordu ve kitaplığındaki Başlangıç kitabından bahsetti. Daha önceki okuduğu eserlerden ne kadar etkilendiğinden, benim de etkileneceğimden ve hoşuma gideceğinden. Güzel telkinlerde bulundu ve bu benim ilgimi çekti. Yazara ve kitaplarına olan ilgimi arttırdı. Araştırmaya başladım ve etrafımdaki kitapsever arkadaşlarımdan önce diğer kitaplarını temin edip okudum. Harika gitti okuma maceram. Her kitabında bir tık arttırdı heyecanımı ve okuma isteğimi. Kitapların içindeki karakterler, karakterlerin hikayeleri, hikayelerin geçtiği yerler, o yapıtların tasvirleri, çeşitli dini semboller, tarihi eserler, müzeler, bazilikalar, heykeller, tablolar sanki bana kitabı öneren kişinin marifetli ellerinden çıkmış, o hayat vermiş gibi güzel geldi bana. Bu yazarın kitaplarını benim okumama vesile olduğun için sana minnettarım BUTTERFREE.. Daha güzel kitaplarda buluşalım seninle.


Dan Brown'un son kitabı Başlangıç. Ülkemizde 2017 yılının en çok satan kitabı. Üzülerek söylüyorum ki bende istediğim etkiyi bırakmadı ve beklediğim heyecanı uyandırmadı. Öncelikle bilim insanı Edmond Kirsch buluşuyla hem din dünyasını hem de bilim dünyasını derinden sarsacağını söyleyerek merakımızı uyandırıyor. Kitap bu güzel cümlelerle başlıyor ama devamı o kadar durağan ki ilk 120 sayfa betimlemelerden resmen sıkıldım, sonra birkaç ufak hareketlilikle 'hadi şimdi başlıyor herhalde' dedim -kendi kendime ama yine hiçbir şey olmadı. Böyle güzel girişi olan bir kitabın devamının böyle sönük kalması beni çok şaşırttı. Allah'tan ilk sayfalarda Winston ile tanışıyoruz da kitabın biraz akışını değiştirip bizi farklı düşünmeye ve durağan akışından uzaklaştırmaya yarıyor. İyi ki varsın Winston, kitaba çok farklı bir renk katıyorsun. Yoksa bu kitap için söyleyecek pek olumlu şey bulamayabilirdim. Kahramanımızın dünyanın en ünlü müzelerinden birinde başlayan macerasında yine çeşitli yerleri geziyoruz. Dan Brown'un başarı sebeplerinden birisi yeni yerler keşfetmeye sevk etmek. Ben okurken o yerleri keşfediyorum mesela. O müzeyi araştırıyorum ve kahramanımızın yanında yer alıyorum. Ardından yapımı hala devam eden bitmemiş kilise lakaplı Sagrada Familia'yı geziyoruz. Buralar muhteşem. Romanda geçen yerleri bilmesek dahi keşfetme arzusu bizi daha fazla okumaya itiyor bu sayede eserlere tutuluyoruz ve tutunuyoruz bence. Yazar bunu çok iyi yapıyor. Hiç umulmadık bir anda, ummadığımız bir yerde buluyoruz kendimizi. Bu sayede biraz da olsa canlanıyor umudumuz. Ard arda gelen koşturmaca, kovalamaca serüveni baya heyecanlıydı ama artık farklı yolların bulunması gerek. Tahmin edilebilir olunca aynı tadı vermiyor. Son sayfalar için ayrıca yorum yapacağım şu an. İlk sayfalar ve hafif kıpırtıdan sonraki durağanlıktan eser yok. Kitabın sonlarında hiç ummadığımız bağlantılar ve ilişkiler gün yüzüne çıkıyor. Açıklamalar ve bilimsel gerçeklerle süslü şaşırtıcı bir son bekliyor okuyacak olanları. Diğer romanları gibi bu romanın da sonunda her şey gün yüzüne çıkıyor ama hala etkisi altında kalıyorsunuz okuduklarınızın. Gerçekten etkisi oluyor insanda böyle derin düşüncelerin ve üretilen güzel eserlerin. Beklentim çok büyük olduğu için belki biraz hayal kırıklığıyla okudum ama tavsiye ederim.

İlgimi çeken güzel alıntıları ve sayfalarını incelememe eklemek istiyorum.

Dünyanın mütevazı kişilere miras kalması gerekirdi ama tam aksine gençlere kaldı. Kendi ruhlarına bakmak yerine bilgisayar ekranlarına bakan teknoloji bağımlılarına...
Sayfa 11

Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikâyeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var.
Sayfa 20

Kurallarla yaşayanlara herkes saygı duyar.
Sayfa 25

Tanrı'yı kalplerimizin içinde aramalıyız!
Atomların içinde değil!
Sayfa 115

Cehalete izin vermek, ona güç vermektir.
Sayfa 343

En sevdiğim alıntısı..
***En tehlikeli teröristler aslında bombaları yapanlar değil, çaresiz topluluklara nefret aşılayan ve emrindekileri şiddet içerikli eylemlerde bulunmaya teşvik eden nüfuz sahibi liderlerdir. Kolay etki altında kalan insanlara hoşgörüsüzlük, milliyetçilik veya kin aşılayarak dünyayı altüst etmek, tek bir güçlü ve kötü insana bakar!!!***
Sayfa 392

İncelememi okuyan herkese teşekkür ederim.
536 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
KIŞKIRITICI, AKIL KARIŞTIRICI, DÜŞÜNDÜRÜCÜ, SOLUKSUZ BİR ROMAN

Dan Brown okurları, Dan Brown’ın yeni bir kitabını okumadan önce hemen hemen ana hatlarıyla hatta ara hatlarıyla da dahil olmak üzere ne okuyacaklarını, kurgunun kısmi olarak da kollarını bilirler. Robert Langdon bir kurumdan veya bir kişiden bir davet alır, cinayet ile olaylar başlar, cinayetin arkasında tarih, bilim, sanat ve dini öğeler yer alır ve Langdon baştan sona suçlu durumunda gözükürken, olaylar ve şifrelerin çözülmesi ile de konu sonuçlanır ve okur da kendini heyecanın içinde bulur. Başlangıç da bu şekilde olup, tüm diğer kitapları gibi konuya girdikten sonra her bir sayfasının final havasında heyecanlı olduğu bir kitap. Tabii bunların yanında Langdon her bir defasında da bir kadın ile tanışır, beraber ortak bir şekilde de maceralarına devam ederler. Tanışılan kadın da Dan Brown’ın tasvirleri ile öğreniriz ki güzel ve çekici bir kadındır. Genelde bu tarz romanlarda kadın ile erkek arasında istemsiz bir şekilde aşk başlar hatta devam kitaplarında da aynı kişi devam kitaplarına tekrardan dahil olur; ama Dan Brown kitaplarında bu durum hiç yoktur. Kitap içerikleri unutulmayacak, kitap içindeki dünyada çok ses getirecek kadar önemli bir olay olsa da bu durumla karşılaşmayız, o kadından ses seda çıkmaz artık. Düşünüyorum da, Robert Langdon’ın yeni bir macerasına acaba Sophie Neveu ya da Vittoria Vetra bir şekilde dahil olsa ya da bambaşka kitabı olan, seri dışı romanı olan İhanet Noktası’ndaki Rachel Sexton filan dahil olsan nasıl olur? Bence çok güzel olurdu hatta diğer kitaplara yapılan ufak göndermeler ile de bu güzelliğin keyfi artardı. Bunun ufak örneklerini Greg Iles kitaplarında görsek de bana göre en başarılı şekilde yapan Michael Connelly ‘dir. Bu benzerliklerle beraber Brown’ın kitaplarında olmazsa olmazı artık alışageldiğimiz katilidir, Langdon ve yanındaki kişiyi sürekli kovalayanıdır. Cehennem’de bu kadar net olarak yoktu ama genelde katilin farklı bir özelliği olur, fiziksel bir kusur ya da değişiklik gibi ve katilin acılarla olan geçmişi gibi. Bu kitapta da Dan Brown’ın bu özelliklerinin hepsini görüyoruz. Kısaca özet geçmem gerekirse Dan Brown okurları, yeni bir kitabı çıkmadan önce kitabı için ne şekilde işleyeceğini, ne şekilde ilerleyeceğini bildiklerinden dolayı merak ettikleri Brown’un bu sefer hangi tarihi unsuru kullanacağı, hangi tarihi gerçeklere bağlantı yapacağı ve bunları günümüze ne şekilde bağlayacağı esas merak konusudur. Tipik Harlan Coben kitaplarının biraz farklı beklentisi olarak da denilebilir. Coben kitaplarında da okur ne okuyacağını bilir, sadece bana göre hiç kimsenin tahmin edemeyeceği sürpriz finalini merak eder, çünkü bilindiği üzere Coben romanlarında da bir aile üyesi kaybolur/kaçırılır/ölür ve gelişme kısmında bu kişi sanki suçlu ve kötü olarak görünür ve okur bu durumu artık kabul de eder. Final de Coben kitaplarının isimlerine yakışacağı şekilde hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı anlaşılır ve mükemmel bir final ile de kitap sonuçlanır.

İki yazarı kurgu olarak olmasa da kendi usüllerine göre yazım tarzı olarak aynı kefeye koydum diyebilirim; ama Brown’ın Coben’e göre farklı çok güzel ve çok başarılı şekilde yaptığı bir şey daha var, o da hiç şüphesiz tabii ki reklam. Tek kelime ile desteklemek gerekirse mükemmel reklam. Dan Brown kitapları güzel, akıcı, okunması kolay olmasına rağmen çoğu gerilim/macera romanları gibi içi boş da değildir ama dünya gündeminde çıkarttığı ses kadar da dolu değildir demem gerekiyor; ve bu işi de, yazarlığı da çok iyi yaptığını söylemem gerekiyor. Bu kitabının çeviri aşamasında bile takdire şayan bir şekilde ülkemiz dahil aynı zamanda yayınlanacak ülkelerin çevirmenlerinin bilinmeyen bir şehirde bir bina içinde kilit altında tutulmaları bile gerekli olduğu kadar bana göre kitap için de mükemmel bir reklam oldu. Düşünsenize çeviri odanıza girerken cep telefonlarınızdan, saatlerinize kadar her bir şey dışarıda bırakılıyor ve çoğu şeyden bihaber şekilde çeviri yapıyorsunuz, aynı Dan Brown kitaplarının içeriği gibi çevirisi de süper gizemli bir organizasyon.

Başlangıç’ta Dan Brown, Melekler ve Şeytanlar’dan sonra tekrardan sürekli karşı karşıya gelen bilim ve dini karşı karşıya getiriyor. Teist olan ya da olmayan biraz düşünen hemen hemen herkesin sürekli düşündüğü iki soru vardır, “Nereden geldik?” ve “Nereye gidiyoruz?” sorularını düşünür, fikirler üretir ve üzerine yorumlar yaparız. Bu kitapta da yazar bu iki soruyu temeline alarak kurgusunu oluşturmuş. Burada, bu sitede bile bu ve benzeri konular sürekli tartışılır, sürekli de her yerde gündemimizde olacak sorulardır. Dediğim gibi kitaba bu riskli belki de kışkırtıcı sorulardan temel oluşturup ortaya mükemmel bir roman çıkartmış. Ve bana göre de kitapta olan sunum kısmında gördüğüm en sağlam, en gerçekçi sorgulamanın yapıldığı, aynı şekilde düşüncelerin barındırıldığı bir kitap. Sorgu yapan tarafa da hak vermemek gerçekten çok zor. Yeni moda ateist dalgasının yaptığı gibi basit bir şekilde, basitliğinden insanı sinir edici seviyede tespitleri kullanmayan karakterlerin olduğu bir sunum. Bu kısımlar ise aklın karışıp ve düşünmeye şevk ettiği en başarılı kısım, yapılan sunum ise kesinlikle izlemek istediğim, gözlerimde adeta canlanan, sunumda verilen efektleri duyabilmem kadar güzeldi. Nereden geldik ve nereye gidiyoruz soruları kitap için esas soru olsa da benim için kitapta daha zor olan iki adet başka bir soru var: #24671301 Bilim ve din romanda karşı karşıya geldiği için de adından anlaşılacağı üzere romanın baş konusu “yaratılış”, bir tarafta din adamlarının anlattığı tek seferde yaratılış kısmı var, diğer tarafta ise bilim insanlarının anlattığı bir sürece dair olan başlangıç kısmı var, maalesef ki olması gerektiği ama maalesef bir türlü olmayan, var diyenlerin de tepki gördüğü bir sürecin dair olduğu yaratılış kısmı tabii ki de yok, her ne kadar Langdon bunun olabileceğini söylese de genel olarak bu düşünce ne romana hâkim ne de dünyamıza. Nereden geliyoruz ve nereye gidiyoruz sorusu gerçekçi bir şekilde tarafların sadece kendi düşündüğü taraflarından tek taraflı olarak baktıkları için kısır bir döngüye de girmemesinin imkânsız olduğu bir durum. Aslında Edmond’ın dediği gibi, bu iki soru, aynı hikâyenin iki yarısıdır. Çok öncelere gitmemiz lazım cevap için, İsa’dan 4 milyar öncesine kadar gitmemiz lazım ki tam olarak net cevabı ancak o zaman bulabiliriz ya da dini gerçeklerle bilimin şimdilerde harmanlanması lazım. Konu bu şekilde olunca da sürekli aklıma Miller-Urey deneyi geldi ve tabii ki Dan Brown da kitabında bu konuya ayrıntılı şekilde giriş yapmış. Bazı incelemelerde de kitabın içinde bahsi geçen buluşla ilgili denildiği kadar büyük ve önemli olmadığı söylenmekle beraber tüm dinleri yıkacağı sözünün altında ezildiği söyleniyor. Asıl olan bu söylemlerin büyük bir yanlış olduğu, yapılan buluş denildiği kadar yer yerinden oynatacak bir buluştur ve böyle demek de ya kitaptaki ve gerçek hayattaki gibi bazı kişilerin dini bilgilere kayıtsız, şartsız ve sorgusuz şekilde bağlı olmaları ya da bu tarz bilgilere uzak olup olayın büyüklüğünü kavrayamamaktır. Yapılan buluş gerçek olsun, emin olun dinler gerçek bir darbe yer, ortaya başka bir soru daha çıkar ama bu darbenin büyük olmadığının bir göstergesi de değildir ve tabii ki de önemli bir başka şey bu buluş yapıldıktan sonra kişilerin bunu ne kadar dinleyip anlamak istedikleri de olacaktır. Hatırlatmak isterim hâlâ günümüzde dünyanın dönmediği ve yuvarlak olmadığını söyleyen Müslüman din adamları hatta Hristiyan din adamları var, hatta bir Müslüman din adamı Güneş dünyayı aydınlatıyorsa eğer uzay neden karanlık diye sorduğu 1 byte etmeyecek beyni ile konuşması da var.

Kitap içeriğinde ara ara bir internet sitesinden haber başlıklarını ve kısa kısa haber içeriklerini okuyoruz. Bu kısa bölümler hem heyecanı arttırıyor hem de çapı büyük olan bu kovalamacanın kısa bir özeti gibi oluyor. Kitaptan unutamadığım bir başka karakter de Winston. Bu kitabı okuyup da Winston karakterine hayran olmayacak, onu sevmeyecek bir okur yoktur diye düşünüyorum. Dikkatli ve düşünerek okuyan bir okursanız kitabın sonunu aslında çok rahat şekilde tahmin edebilirsiniz, Dan Brown eklentisini de bolca merak edersiniz.

Altın Kitaplar, acele olarak hızlı bir şekilde kitabı bastığı için Kayıp Sembol’de olduğu gibi imla hataları bu kitabın da birkaç yerinde mevcut. Meksika dizilerini biliriz, karakterlerden biri bir mektup vs. alır ve o mektubun çok önemli bir yazı yazdığını, konuyu çözüp başka boyutlara taşıyacağını biliriz, heyecanı ve merakı yüksek tutmak için de mektubun hemen okunduğunu göremeyiz, okunsa da içeriğini bilemeyiz hatta öyle bir durum olur ki 3 – 4 bölüm sonra mektubun okunduğunu görürüz, kısa bir an olsa neyse kabul edilebilir de süreç uzatılınca maalesef bu durum izleyiciyi sıkar ve maalesef ki Dan Brown da bir durum için 3 bölümde bu tekniği kullanmış, ilk bölüm sonunu anlarım, ikinci bölümün de sonunda açıklanmasını anlarım ama dediğim gibi süre uzayınca maalesef heyecan ve merakın artmasından ziyade okura, en azından bana sıkıcı geliyor.

Kitap içinde diğer tüm Langdon maceraları gibi birçok sanat eseri hakkında bilgiler mevcut, bu sefer modern sanattan da bilgiler alıyoruz, resim olduğu kadar bestelerden de bilgiler geçiyor. Kitap içinde geçen beğendiğim bir notayı da buraya bırakayım, sessiz ortamda dinlemenizi tavsiye ederim.

https://www.youtube.com/...LPIfgzi0E&t=575s
  • Cehennem
    8.6/10 (2.375 Oy)2.341 beğeni8.654 okunma726 alıntı26.744 gösterim
  • Kayıp Sembol
    8.3/10 (1.470 Oy)1.401 beğeni6.336 okunma403 alıntı14.504 gösterim
  • Dijital Kale
    8.3/10 (1.762 Oy)1.606 beğeni7.219 okunma149 alıntı16.594 gösterim
  • Melekler ve Şeytanlar
    8.7/10 (3.075 Oy)3.063 beğeni12.819 okunma612 alıntı45.455 gösterim
  • İhanet Noktası
    8.3/10 (1.234 Oy)1.137 beğeni4.998 okunma144 alıntı11.520 gösterim
  • Kızıl Nehirler
    8.7/10 (1.568 Oy)1.402 beğeni5.306 okunma405 alıntı22.859 gösterim
  • Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
    8.8/10 (3.268 Oy)3.492 beğeni8.278 okunma4.570 alıntı57.859 gösterim
  • Da Vinci Şifresi
    8.7/10 (4.107 Oy)4.278 beğeni16.520 okunma617 alıntı53.287 gösterim
  • Empati
    8.4/10 (2.998 Oy)2.967 beğeni11.964 okunma703 alıntı57.639 gösterim
  • Fi
    7.8/10 (2.054 Oy)2.048 beğeni7.064 okunma1.486 alıntı44.148 gösterim
536 syf.
·Beğendi·9/10
Ne yazsa okurum dediğim yazarlardan biridir Dan Brown... Her kitap öncesi yaptığı incelemelerle ve araştırmalarla okuyucuyu daha çok bağlıyor kitabına. Hem okuyor hem de onunla birlikte hayal ediyoruz her an...

Kitap, 12 ülke ile aynı anda ülkemizdeydi ve çeviri iki ay boyunca Barcelona'da sıkı güvenlik önlemleri eşliğinde yapıldı. Konu ise hepimizin aslında merak etmekten kendini alamadığı "Nereden geldik?" ve "Nereye gidiyoruz?" sorularının cevapları ve bu cevapların dini açıdan yıkıcı etkileri...

Yine bir Robert Langdon klasiği ile karşımızda yazar. Hangimiz hayran değiliz ki Langdon'a! Bu kez İspanya'da Guggenheim Müzesi'nde başlıyor her şey. Robert'ın eski öğrencilerinden biri olan Edmond Kirsh'ün insanlığın yaşayışını ve tüm bildiklerini değiştireceği tahmini imkansız buluşunu açıklamak üzere yaptığı davet ile başlayan macera; Kirsh'ün ani ölümü ile bulduğu yanıtın ortaya çıkarılma serüvenine dönüşür. Ve bu yanıtı ortaya çıkaracak kişi Robert'tan başkası değildir elbette.

Benim şahsi fikirlerime gelince, Dan Brown'dan kutsal kâse, Dante, Cehennem, Da Vinci, Michaelangelo okumaya alışık biri olarak şaşkınlığımı gizleyemedim bir süre... Kitap yine sanat tarihi ile ilgili birçok bilgiden oluşuyordu ancak kendi tarzının dışına çıkmıştı Brown. Modern sanat ile ilgili fazla bilgim olmadığı için de bu şekilde düşünmüş olabilirim. Bunun dışında, her eser ve eserin sahibi ile ilgili fikir edinme şansını buluyoruz Başlangıç'ı okurken.

Ayrıca, kitapta bir şeyler eksik geldi bana... Sanırım daha fazla heyecan ve karmaşa bekledim ben. Sonuçta Cehennem okurken yaşadığım heyecanı okuduğum birçok kitapta yaşamadım. E yazar da Dan Brown olunca aksiyon beklememek elde değil dostlarım.

Okuyucunun ilgisini çeken ve merak uyandıran konuya sahip olan kitap, dini yönden de tartışmalara neden olacak gibi. Zaten yazar Dan Brown ise bu tartışmalar da kaçınılmaz oluyor :)
Kitabın güzelliği konusunda birçok arkadaşımla aynı fikirde olsam da, Dan Brown'ın en iyi kitabı olduğunu düşünmüyorum. Yine de okunmayı hak eden, birçok yeni şey öğreneceğimiz bir eserdi.

Ve kitapta bahsedilen yerleri görmek isteyenler için bir site bırakıyorum aşağıya. Umarım işinize yarar, iyi okumalar... :)
https://www.google.com.tr/...-ve-eserler.html/amp
536 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Okunması gereken cok güzel bir kurgu. Kitap bittiğinde hem çok iyi bir cinayet romanı okumuş oluyorsunuz hem de basit bir cinayet romanından edinemeyeceginiz onlarca bilgi ediniyorsunuz. Olayın kurgu olmasi fakat olayların geçtiği mekanların gercek olması da ayrıca cok güzel ve etkileyici olmuş.
536 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Dan Brown sen mükemmel bir yazarsın! Birkaç ay önce Dan Brown'ın Da Vinci Şifresi isimli eserini üçüncü kez okumamı saymazsam çok uzun zamandır Dan Brown okumuyordum, en son Cehennem'i okumuştum ki bu da sanırım dört-beş yıl önceydi. Bu nedenle yazarı okumayı bir hayli özlemiştim, Başlangıç'ın ilk baskısı Ekim 2017'de yapılsa da bana bu ay okumak nasip oldu sanırım. Yazarın daha önce okuduğum altı kitabının her birini çok beğenmiş biri olarak (bu altı kitaptan dördü Robert Langdon Serisine aitken diğer ikisi tek kitaplardı) Başlangıç için de beklentilerim bir hayli yüksekti. Başlangıç'ın Robert Langdon serisinin devam kitabı olduğunu ve benim bu seriyi aşırı derecede sevdiğimi de hesaba katarsak beklentilerimin yüksek olması gayet normal diye düşünüyorum. Beklentilerimin karşılanması ise benim için oldukça mutluluk vericiydi. Dan Brown benim için saygı duyulası bir yazar, kendisine çok saygı duyuyorum ve önceki altı kitabının üstüne Başlangıç'ı yazarak bizleri tekrar kendine has tarzıyla buluşturduğu için çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum.

Geçmişten bu yana binlerce kişinin sorup durduğu ve çeşitli yollarla cevap bulmaya çalıştığı iki temel soru ekseninde dönüyor Başlangıç. Bu sorular: Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Din ve bilim eksenli birçok açıklama getirilmeye çalışılan bu sorular Harvard Simgebilim Profesörü Robert Langdon'ı yine aksiyon dolu olayların içine sokuyor. Bir dönem öğrencisi de olan ve halen arkadaşlıklarını sürdürdüğü ünlü bilim adamı Edmond Kirsch bu iki soruya cevap bulduğunu ve bu buluşunun dünya dinlerinin temelini kökünden sarsacağını söylüyor ve heyecan başlıyor.

Şu ana kadar okuduğum Robert Langdon serisi kitapları içinde en beğendiğim Melekler ve Şeytanlar olmuştu. Ardından Da Vinci Şifresi'ni dördüncü sıraya Cehennem'i koyacak olursam Başlangıç için üçüncü sırada diyebilirim. Bunun nedeni Başlangıç'ın kötü olması değil tabii ki, Melekler ve Şeytanlar ile Da Vinci Şifresi'nin çok iyi olmaları. Dan Brown'ın Robert Langdon serisiyle yakaladığı bir stili var ve ben bu stili çok seviyorum. Serinin diğer kitaplarında olduğu gibi Başlangıç'ta da olay örgüsünü ilmek ilmek işliyor yazarımız. İlk sayfadan başlıyor heyecan, merak, sürükleyicilik ve son sayfasına kadar devam ediyor kitabın. Yazarın bu eseri ortaya koymak için yaptığı araştırmaları tahmin edebiliyorsunuz çünkü bu tarzda yazmak gerçekten sıkı bir çalışma, araştırma süreci ve bilgi birikimi gerektiriyor. Dan Brown belki de romanlarda bunu en iyi yapan yazar. Bugüne kadar birçok yazar, birçok roman okudum ve bunlar arasında bana genel-kültür anlamında en çok şeyi katan yazar Dan Brown'dı. Melekler ve Şeytanlar'da Vatikan'ı, Roma'yı gezdim; Da Vinci Şifresi'nde Paris sokaklarını; Başlangıç'ta ise Bilbao ve Barcelona'yı. Guggenheim Müzesi'nde bulundum, Mimar Gaudi ile tanıştım, Sagrada Familia'yı ziyaret ettim, bilim-din gibi olgular üzerine düşündüm. İyi bir konu ve kurguya sahip sürükleyici, heyecan verici, merak uyandırıcı bir kitap okudum. Kitaba dair söyleyebileceğim olumsuz tek şey kendi adıma bilimsel açıklamaların yapılması sırasında zaman zaman olaylardan kopmam oldu, bunu da fizik gibi alanlara uzak olmama bağlayabilirim sanırım. Bu olumsuzluk dışında benim için gayet iyi bir okuma oldu Başlangıç. Kitabı okurken internet hep elimin altındaydı çünkü Dan Brown'ın o harika çevre betimlemelerini okuduktan sonra bir de binaların, parkların, müzelerin gerçeklerine bakmak istedim; hepsi mükemmel eserlerdi hepsi.

Sonuç olarak harika bir kitap daha okudum diyebilirim. Umarım Dan Brown daha uzun yıllar yaşar ve bizi Robert Langdon'ın dünyanın farklı şehirlerindeki müzelerde, dini, tarihi yapılarda geçen maceralarıyla tekrar tekrar buluşturur.
536 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Dan Brown ile tanışma kitabım oldu...

Kitapta genel olarak esas konu din ile bilim ilişkisini anlatmış. Yüzyıllardır süregelen bu iki konu hakkındaki ilişkinin günümüzde ve gelecekteki yansımalarını kaleme almış.

Kitapta en sevdiğim cümle şuydu: "Din ile bilim rakip değildir. Onlar aynı hikayeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var."

Bu cümle aslında kitabı özetliyor. Yazar her ne kadar bilim ağırlıklı konuşsada, din konusunda bazı noktalarda dini olan bir kaç ifadeyi açık açık söylemekten kaçındığını sezdim.

Dilerim en kısa zamanda öbür kitaplarını da okurum. Çok güzel bir kitaptı. Oldukçada akıcıydı. Okunmasını tavsiye ederim.
Herkese iyi okumalar... Jı
536 syf.
·19 günde·Beğendi·10/10
Koşun, koşun!!!!! Biraz zaman alsa da, sonunda bende Başlangıç’ı bitirdim. Tüm dünyada büyük hayranlıkla takip edilen Dan BROWN son kitabı Başlangıç’ta gene zekasını, becerisini ve dahiyane kurgusunu konuşturmuş. Okuyanlar ve sık takip edenler hatırlayacaktır ki, bu seferki hikâyemiz Dijital Kale (1998) #32371742 ve İhanet Noktası (2001) #29274907 adlı eserlerinde kaleme aldığı teknolojiye (İlim ve Bilim) yakın bir hikâye ile karşımıza çıkacaktır. Biliyorum, bazılarınız kendisini Cehennem (2013) adlı kitabında İstanbul’u çok detaylıca ele almamasından dolayı sevmiyorsunuz ama ben işin bu tarafını bir yana bırakacağım ve yaklaşık bir aydır bana eşlik eden bu güzelliği size dilim döndüğünce biraz olsun anlatmaya çalışacağım. Hazır mıyız? Bazılarınızın sabırsızlık ile beklediğiniz biliyorum ve onun için giriş kısmını fazla uzatmıyorum. Haydi bismillah, başlayalım o zaman….

Uzun zamandır beklediğim Dan Brown eserinin piyasalara çıktığı gün sonunda gelmişti ve bende çok değerli bir grup yöneticimizin (İlkay Taşkın Tuncer) hiç beklemediğim bir jesti ile çok ama çok mutlu oldum. Tüm eserlerini okumuş bir Dan Brown hayranı olarak diyebileceğim; yeni kitabını elinize aldığınızda, kaliteyi ve yazarın kaleminin gücünü içinizde hissediyorsunuz. Kitapta bahse konu mekânlar, karakterler ve kurgu her zamanki gibi yerli yerinde işlenmiş. Etkilenmemek ne mümkün efendim. Zaten bu değil midir ki, yazarın kendisinin eserlerini her daim çekici ve revaçta kılan. O zaman girişimizi şöyle yapalım;


Kim olursan ol, neye inanırsan inan,
Çok yakında her şey değişecek...


Genç fütürist (gelecekçi) Edmond Kirsh, aniden üç büyük dinin temsilcilerine döndü. “Şaşırtıcı bulacağınızı tahmin ettiğim bilimsel bir buluşum sebebiyle bugün buradayım. İnsanlık deneyimimizin en temel iki sorusuna cevap bulma ümidi ile yıllardır peşinden koşuyordum. Bu bilginin tüm inananları derinden etkileyeceğine inanıyorum. Nasıl desem, ‘yıkıcı’ diye tanımlanabilecek bir değişikliğe sebep olabilir. Birazdan görecekleriniz, dünyayla paylaşmayı umduğum sunumun kaba bir kesiti. Fakat bunu yapmadan önce dünyanın en etkili din adamlarına danışmak, en çok etkilenecek kişilerce nasıl algılanacağını öğrenmek istedim.”

Piskopos Valdespino, Haham Yehuda Köves ve Ulema Seyyid El-Fasıl birbirlerine baktılar ve bu durumda sıkılmış görünüyorlardı. Piskopos Valdespino, “İlginç bir girizgâh Bay Kirsch. Bize gösterecekleriniz dünya dinlerinin temelini sarsacakmış gibi konuşuyorsunuz," dedi.

Genç adam birçok kutsal metnin saklandığı bu eski mahzende etrafına bakınarak, sadece temellerini sarsmayacak, tümden yıkacak, diye düşündü. Toplantıda bulunan din adamları, fütürist Edmond Kirsch’in üç gün içinde bu sunumu etkileyici bir etkinlikle tüm dünyaya duyuracağını nereden bilebilirlerdi. Bunu yaptığında tüm insanlar, dini öğretilerin tamamının gerçekten de ortak bir noktası bulunduğunu anlayacaklardı.

Nereden geldik? Nereye gidiyoruz?

Tüm insanlığın dünya var olduğu günden beri cevabını bulmaya çalıştığı bu temel soruya cevap bulma iddiasındaki bir fütüristin tam da keşfini açıklamak istediği bir gecede, beklenmedik bir trajik olay ile her şey karanlığa gömülür. Yaşanan bu trajedi sonrasında, söyleşilerinden keyif aldığı ve eski öğrencisinin sunumuna davetli olan Simgebilim Profesörü Robert Langdon, öğrencisinin anısına bu keşfi dünyaya duyurmaya karar verir. Ancak Profesörün bilmediği bir şeyler vardır. Oda önüne çıkacak şifrelerden, beklenmedik acı sürprizlerden ve ölümcül fanatiklerden bihaberdir...

Dan Brown her daim saygıyı ve övgüyü hak eden kalemi kuvvetli, mükemmel bir yazardır. Her eserini/romanını yayınlamadan öncesi yaptığı detaylı araştırmalar, son zamanlarda kolaya kaçan yazarları gördükçe ona olan saygıyı ve ilgiyi daha da arttırıyor. Başlangıç romanı da, Dan Brown’un en yeni romanı ve yine oldukça fazla ilmi ve bilimsel araştırmayı temel alan bir hikayesi var.

Yazarımızın romanlarına has oluşturduğu gerçek mekânlar ve öğeler ile kurguyu birleştirme tarzını yeni kitabında da konuşturduğunu görüyoruz. Yine bir Langdon serisi ile karşı karşıyayız ve bu romanımızın ana karakteri de Robert Langdon’dan bir başkası olamazdı. Mekân olarak da yazarımız bizi bu kez İspanya’nın eşsiz güzelliklerine götürüyor. Tarihi kişilik olarak ise bu kez fazlası ile İspanya’nın simge eserlerine imza adan Antoni Gaudi var.

Dan Brown Başlangıç romanında, kitabın adından da anlayacağımız üzere insanoğlunun yaşadığımız bu dünyadaki başlangıç hikayesine ele alıyor. Geçmişten bugüne her daim tartışmalara neden olan insanoğlunun nereden geldiği sorusunun cevabı kitabın içeriğinde işleniyor.

Çok zengin olan ve günümüzün dâhisi olarak da bilinen fütürist Edmond aynı zamanda Langdon’un eski öğrencisidir. Edmond kendince yıllardır tartışma konusu olan insanoğlu nereden geldi ve nereye gidiyor sorularının cevabını bulmuştur. Bunun duyurusunu yapacağı etkinliğe Langdon’u da davet eder. Dünyanın her bir tarafından özel davetli birçok kişi Edmond’un bu sunumu için İspanya’ya gelir. Edmond gösterişli bir sunum ile izleyenleri cevaba ve geleceğe dair sarsacak buluşuna hazırlar. Fakat tamda nereden gelip, nereye gideceğimize dair cevabını vermeden önce kendisi sahnede iken acılı bir dindar bir fanatik olan eski Deniz Kuvvetleri Amirali Luis Ávila tarafından öldürülür ve bu saatten sonra bir kaos başlar.

Langdon tüm bu yaşananlardan ve Edmond’un ölümünden bir anlamda kendini sorumlu tutar. Çünkü sunumdan birkaç dakika önce Edmond ile konuşma şansı olmuştur. Edmond bulduğu cevapların tüm dinleri yok edeceğini düşündüğü için sunumundan üç gün önce üç büyük dinin, Hristiyan, İslam ve Yahudi, temsilcileri ile özel olarak yüz yüze görüşmüş ve temsilcileri şok edici sunumu ilk onlara yapmıştır. Bu sunum dini temsilciler arasında büyük rahatsızlık yaratmış ve Edmond sunumdan önce bunu yapmaması için tehditkâr bir tavır ile uyarılmıştır. Edmond ise hayatından şüphe ettiği için son kez Langdon’a danışmış, Langdon ise dini temsilcilerin onu öldürmek gibi bir hatanın içine düşmeyeceğini belirtmiştir. Fakat bundan dakikalar sonra öğrencisi gözlerinin önünde bir fanatiğin işlediği cinayete kurban gitmiştir. Yaşanan tüm bu olumsuzluklardan sonra Edmond’un sunumunun geri kalanını tüm dünyaya duyurmak için kendisini sorumlu hisseder ve kendini soluksuz okuyacapınız bir maceranın içinde bulur.

Dan Brown’un önceki kitaplarını okuduysanız ve biliyorsanız, bundan sonra yaşanacak karmaşa ve aksiyonu az çok tahmin edebiliyorsunuz. Langdon yine onu bekleyen gizemleri çözerek, peşindekilerden de kaçarak sunumu bulmak için bir maceranın içine girer. Peşinde ise kim olduklarını bilmediğimiz karakterler roman boyunca Kraliyet Ailesi, Hristiyan temsilcileri ya da Din fanatikleri olarak geçer. Her ne kadar bu kişiler olaya dahil olsalar bile, bu biraz konunun arka planında kalıyor. Çünkü açıklanacak cevapları bir okuyucu olarak tabi sizi de çok etkiliyor ve yaşanan olaylardan daha çok soruların cevabını dört gözle bekliyorsunuz.

Konuyu buraya kadar takip ettiyseniz ve yazarın bu kitabını da okumaya karar verdiyseniz, şimdi yazacaklarımı okumanızı tavsiye etmiyorum. Çünkü kitabın finali ile ilgili izlenimlerimi de yazmaya çalışacağım.

Öncelikle kitabın kurgusu yazarımızın bir önceki kitaplarındaki kadar aşırı merak uyandırıcı ve çokta karmaşık değil. Bu sebeptendir ki, Dan Brown bu kez konudan daha çok cevapların merak uyandıracağını düşündüğü insanoğlunun geldiği yeri “Başlangıç’ı” konu olarak tercih etmiş. Evet, bir yerden geldik ve oluşmamız için hazırda bekleyen kimyasallara bir ilahi kuvvet sihirli dokunuşuyla tüm canlılara ve bize son halimizi verdi. Kitabın başlangıcı da zaten sizi bunun üzerine hazırlıyor ve kitabı cevapları merak ettiğiniz, öğrenmek istediğiniz için okuyorsunuz.

İkincisi Dan Brown her ne kadar ortalığı baya karıştırmaya kalksa da, dikkatli okuyucular cinayet anı ile birlikte aslında neler olduğunu anlıyorlar. Bu sebepten cinayetin ne amaçla işlendiği, cinayetin arkasında kimler olduğu merakı oluşmuyor. Aslında, cinayete kadar olan kısmı dikkatli okuyan zeki okuyucular ve katilin “zamanlama her şey” cümlesini tekrar tekrar analiz edenler, her şeyi anlıyorlar. Yazarımız bunu bilerek mi yaptı bilemeyiz, fakat ilk kez bir Dan Brown kitabının sonunu baştan tahmin edebiliyorsunuz.

Bu sebepten okuyucu kitleye geriye bir tek merakla beklediği soruların cevabı kalıyor. Dan Brown zeki davranıp bunların cevabını vermese, zannımca kitabı okuyacak olan çoğu kişi okuduktan sonra büyük tepki gösterirdi diye düşünmeden edemiyorum. Aldığınız soruların cevabı da tam net olmadığı için Dan Brown’un ne yapacağını da merak etmiyor değilsiniz. Kitapta bahse konu insanoğlunun nereden geldi sorusunun cevabı son zamanlarda araştırmalar ile ortaya çıkan bir deneye bağlanıyor. Bu deney aslında yıllar önce iki ünlü bilim adamı tarafından yapıldı ve bir anlamda başarılı olmasına rağmen zaman faktörü işin içine katılmadığı için başarısız gibi görüldü. Kısacası, insanoğlunun aceleciliği bu deneyde de kendini gösterdi. Bilim dünyasında bilinen bir gerçeği Dan Brown zaman kavramına uyarlayıp, konuya aksiyon katarak bize sunuyor. Nereye gidiyoruz sorusunun cevabı ise daha ilginç bir düşünce. Birçok kez farklı kişiler tarafından dillendirilen bir cevabı, bu kez Dan Brown, ilginç bir bakış açısı ile biz okuyuculara sunmuş. Fakat bilimve teknoloji alanında yaşananlar bu konuları sıkı takip edenler için cevapların pek şaşırtıcı bir noktası yok.

Başlangıç kitabı yine mükemmel bir kitap, bu şüphe götürmez ama Dan Brown’un en iyi kitaplarından birisi olmaya da aday değil. Güzel bir reklam ile zaten hali hazırda olan bir okuyucu kitlesinin dışındaki yeni katılımcılara çok güzel pazarlandı diyebilirim. Din konusunda söyledikleri ile de bazı kesim ve görüşlerden baya tepki toplayacağı, bilhassa sona doğru ufak itiraf (aman aman, evlerden ırak) kısmı ile İspanya’da baya nefret uyandıracağı kesin. Her zaman olduğu gibi olayların vuku bulduğu mekânlar ile zaten popüler olan İspanya turizmine de baya katkı sağlayacak gibi görünüyor.

Şimdiden keyifli okumalar dostlar. :)

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesinde görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
536 syf.
·Puan vermedi
Dan Brown, en sevdiğim yazarlardan.
Başlangıç kitabini çıktığı günden beri okumak istiyordum. Şimdi okumak nasip oldu.
Açıkçası kitabin arka kapağında "Dan Brown' ın bugüne kadar yazdığı en yaratıcı, en müthiş roman" yazısını okuyunca ve Türkiyede de çok satıldığını öğrenince büyük beklentilerle başladım kitaba.
Ne yazık ki benim için Brown'ın en müthiş romanı değildi. Da vinci şifresi, melekler ve şeytanlar, ihanet noktasındaki etkiyi bırakmadı. Büyük beklentilerle başladım diye olduğunu sanmıyorum. Hic kitabin ününü bilmeden başlasam yine diger kitaplarini daha başarılı bulurdum yazarın.

Dan Brown in kitaplarında başlarda olaya giriş olduğu için sıkılırsın ama başlangıç öyle değildi başı daha merak uyandırıcıydi ortalara doğru 'hadi açıkla şunu' diye diye sıkıldım!

~Spoi içerir! ~

Kitapta bilim adamı Edmond Kirsch tüm dinleri sarsacak bir bilgiyi - buluşu dünyaya duyuracağıni açıklar. Buluşun ana başlığı "NERDEN GELDIK? NEREYE GİDİYORUZ?"
Okuyorum okuyorum Edmond açıklamıyor. Uzatıyor da uzatıyor. Sonra hoop Edmond öldü. Aaaa! E nasil olacak?
Profesörumuz Robert Langdon devreye giriyor. Ve tabii dan Brown 'ın kitaplarınin vazgeçilmezi bir kadin karakterimiz geleceğin ispanya kraliçesi Ambra, Roberta yardım ediyor.
Bu Edmond'ın bilgisayarını aradığı kısımlarda sıkıldım diyebilirim. Uzattıkça uzadı. Şükür Edmondın bilgisayarını bulduk ve yarım kalan sunumu, yani buluşu dünyaya sunduk
.
'Nerden geldik?' Edmond da göre "Tanrıya gerek yok. Yaşam, fizik kanunları doğrultusunda kendiliğinden gelişti."

Nereye gidiyoruz' un cevabını zaten biliyoruz. Edmonda göre nereye mi gidiyoruz ? Teknolojinin insanları yutacagi bir geleceğe. E bu bariz belli degilmi zaten?

Ve sonra Robert akıl karıştırıcı bir soru sordu? :
"fizik kanunları bir canlı yaratacak kadar güçlüyse... Bu kanunları kim yarattı?:) "

Vede yazarın bu kitaptaki teknolojik düşünceleri melekler ve şeytanlar kitabındaki cümleleriyle aynıydı. Kendini tekrarlamis diyr düşünmeden edemedim.

İlk insanların ateşi bulmaları ile tekerleği icat etmeleri arasında milyon yıldan fazla zaman vardı"
Artık bilimdeki ilerlemeleri ayarla ölçüyoruz", (başlangıç sayfa :116)

Her keşif, yeni keşiflere kapı açıyor. İnsanlığın tekerlekten arabaya geçmesi binlerce yıl almıştı. Ama arabadan uzaya geçiş arasında on yıllar var. Artık bilimsel gelişmeleri haftalarla ölçüyoruz. Kontrolden çıkmak üzereyiz.(melekler ve şeytanlar)





Keyifli okumalar.
536 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Eveeet bir Dan Brown kitabını daha bitirdim. Bu da diğer kitapları gibi bol kaçmali, kovalamali bir kitaptı. Din mi bilim mi , nerden geldik nereye gidiyoruz sorularına cevap aradık. Bulduk mu bilemem...
Kitap okurken bol bol farkli yerleri gezdim dolastim. Bir elimde kitap, bir elimde telefon. İspanya da bakmadığım müze, kilise, şapel kalmadı. Sanat eserlerine, kiliselerine gerçekten bayıldım. Casa mila, Sagra da familia favorilerim arasında. Kesinlikle okuyup geçmeden , oralarin resimlerini incelemenizi tavsiye ederim. Şimdilik keyifli okumalar:)
536 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
Uzun zamandır inandığınız bir şeyin aslında doğru olmadığını öğrendiğinizde nasıl tepki verirsiniz?

Ünlü ateist Edmond Kirsch üç ilahi dinin büyük din adamlarıyla neden bir toplantı yapmıştı? Bütün dünyanın önünde yapacağı canlı yayında insanlara ne anlatacaktı? Ambra ve prensin istikbali nasıldı? Kralın büyük sırrı neydi?

Nereden geliyoruz ve nereye gidiyoruz?..

Eğer gerçekten yarı insan yarı robot olacağımız bir gelecek varsa, siz bu gelecekte yaşamak ister misiniz?

Hayatımda okuduğum tartışmasız en etkileyici kitaplardan biriydi. Bu kitap insana her şeyi yeniden sorgulatıyor. Önümüzdeki yıllarda bu kitabı değişen düşüncelerimle birlikte yeniden okumayı çok isterim.
Winston, Langdon, Ambra ve tabii ki Kirsch'e sevgilerimle....
"Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikâyeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var."
Dan Brown
Sayfa 20 - Altın Kitaplar
I + XI = X

Bir artı on bir eşittir on mu? Hemen, "Yanlış," dedi.
"Peki bunun doğru olmasının bir yolu var mı sence?"
Ambra başını iki yana salladı. " Hayır, denklemin kesinlikle yanlış."
Profesör nazikçe genç kadını elinden tutup kendi bulunduğu tarafa çekti. Ambra işaretlere onun durduğu noktadan bakıyordu.
Denklem baş aşağı olmuştu.

X = IX + I

Ambra şaşkınlık içinde başını kaldırdı.
Langdon gülümsüyordu. "On eşittir, dokuz artı bir. Bazen başka birinin gerçeğini anlamak için tek yapman gereken bakış açını değiştirmektir."
Dan Brown
Sayfa 510 - Altın Kitaplar
"Düşmanlarınız mı var? Güzel. Demek ki hayatta bir şeylerin mücadelesini vermişsiniz."
Dan Brown
Sayfa 274 - Altın Kitaplar

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Origin
Yazar:
Baskı tarihi:
Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
656
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780525563709
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Anchor
Baskılar:
Başlangıç
Origin
Robert Langdon, Harvard professor of symbology, arrives at the ultramodern Guggenheim Museum Bilbao to attend the unveiling of a discovery that “will change the face of science forever.” The evening’s host is Edmond Kirsch, a forty-year-old billionaire and futurist, and one of Langdon’s first students.

But the meticulously orchestrated evening suddenly erupts into chaos, and Kirsch’s precious discovery teeters on the brink of being lost forever. Facing an imminent threat, Langdon is forced to flee. With him is Ambra Vidal, the elegant museum director who worked with Kirsch. They travel to Barcelona on a perilous quest to locate a cryptic password that will unlock Kirsch’s secret.

Navigating the dark corridors of hidden history and extreme re­ligion, Langdon and Vidal must evade an enemy whose all-knowing power seems to emanate from Spain’s Royal Palace. They uncover clues that ultimately bring them face-to-face with Kirsch’s shocking discovery…and the breathtaking truth that has long eluded us.

Kitabı okuyanlar 5.680 okur

  • Basar Turan
  • Ömer Kartal
  • Merve Araz

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları