Ortadoğu: Bir Şiddet Tarihi (Osmanlı İmparatorluğu'nun Sonundan El Kaide'ye)

·
Okunma
·
Beğeni
·
285
Gösterim
Adı:
Ortadoğu: Bir Şiddet Tarihi
Alt başlık:
Osmanlı İmparatorluğu'nun Sonundan El Kaide'ye
Baskı tarihi:
Nisan 2015
Sayfa sayısı:
390
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750508059
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
İkinci İntifada, 11 Eylül, Lübnan İç Savaşı, Irak, Afganistan ve Pakistan'da intihar saldırıları... 1906-1908 arasında Tahran ve İstanbul'daki rejim değişikliklerinin yol açtığı kanlı olaylar... 1920'lerde kurulan manda rejimlerine karşı yükselen isyan dalgaları ve baskı rejimleri... 1948'de Filistin'in paylaşılmasıyla başlayan protestolar, askerî darbeler, yıkılan rejimlerden çok daha baskıcı yönetimlerin tırmandırdığı gerilim… 1979'daki İran Devrimi, Mekke'deki İslamcı ayaklanma, Camp David Anlaşmaları ve Afganistan'ın işgalinin sebep olduğu olaylar...

1990'larda Mısır ve Cezayir'deki cihad yanlısı silahlı mücadeleler ve El-Kaide...
Bozarslan'ın çalışması, Ortadoğu'daki şiddetin kronolojisinde üç ana dönemi öne çıkarıyor: 1906-1979 arasında Osmanlı İmparatorluğu'ndan İran'a uzanan devrimci hareketler, 1948'de Filistin'in bölünmesiyle 1950-1970 arasının otoriter rejimleri, 1966'da Seyyid Kutb'un idamıyla başlayan ve günümüze kadar gelen İslamcı muhalefetler.

"Ortadoğu'da şiddet hakkında çalışmak, mayınlı araziye girmeyi kabullenmek anlamına gelir" diyen Bozarslan, Ortadoğu'nun bu şiddet geleneğini orada yaşayanların kaderi olarak gösteren kültüralist eğilimden uzak durarak bu zorlu arazide başarıyla ilerliyor.

Ortadoğu: Bir Şiddet Tarihi önce baskıcı rejimin, ardından bu rejime karşı isyanın ve nihayet isyanın bastırılmasının aracı olan şiddeti, dinamikleri ve kökenleriyle; insanları silahlı mücadeleye ya da kendilerini feda etmeye iten sosyo-ekonomik nedenleriyle birlikte çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.
390 syf.
·20 günde·Beğendi·8/10
Hamit Bozarslan, yapmış olduğu çalışmalara öznel yargılarını katmadan, nesnel verilere göre olay ve olguları değerlendiren ender sosyalbilimcilerden bir tanesidir. Yazdığı eserler adeta bir alanda nasıl çalışma yapılacağını gösteren iyi birer örnektir.

Bu kitapta da aynı yöntemi izlemiştir. Ortadoğu gibi karmaşık ve hemen her gün değişen olay ve olguları açıklamak kolay değildir. Yazar bu karmaşa ve kaosu çok güzel ve yalın biçimde işlemiştir. Ortadoğu’daki kültür, inanç, etnik ve sosyal çelişki ve çatışmaları temellerine kadar inerek irdelemeye çalışmıştır.
Özelikle 1-2. Dünya savaşların sonucunda Ortadoğu coğrafyasını adeta cetvellerle çizilmesinin, günümüzdeki yaşanan problemlerine neden olduğuna ışık tutmaktadır. Başta Arap devletlerin iktidar çekişmeleri, İran ve Türkiye ulus ve mezhep problemleri, Kürtlerin ve Filistin’lerin kendi kaderini tayin hakkı vb. temel sorunlar önemli konuların başında gelmektedir.
Bunun yanında kapitalist devletlerin sömürü politikaları ve petrol gibi değerli madenler üzerindeki kirli politikalar ve daha bir çok etmen söz konusu.
Başta ABD ve Sovyetler’in Ortadoğu’ya müdaheleleri, Ortadoğu devlet ve toplumların tepkisel çıkışları bir çok yeni çıkmazlar yaratmıştır.
Kitapta bu çıkmazları, işgal, özgürlük, direniş, şehit, cihad, devrim gibi kavramlarla açıklanmayacak kadar bir derinliğe sahip olduğunu vurgulamaktadır. Bu kavramları, tarafların sürekli kullanılması bir nokta da sonra siyasi bir amaçtan başka bir karşılığı yoktur. Oysa her gün yüzlerce insan ölüyor yada yersiz yurtsuz kalıyor.

Kısacası kitap Ortadoğu kaosuna bir projektör işlevini görmektedir. Ezberci ve şabloncu söylemlere takılıp kalmadan bu coğrafyadaki gelişmelere bakmak için seçkin bir kaynak. Bilip bilmeden savunduğumuz şeylerin bir de arka planları var. Bu yüzde acıyı dillere pelesenk etmek yerine bunların kaynağına inip, öğrenmek, anlamak ve kavramak daha mantıklı ve ahlaki bir eylemdir.
Mehran Kamrava, Arap dünyasında devletten söz ederken, askerî devletle muhaberat devleti arasında bir ayrım yapar: "Muhaberat devletleri uyruklarının siyasal zihniyetlerini kırarak onları depolitize etmekten başka bir hedef gütmezken, askerî devletler silahlı düşmanlarını bulup yok etmeye uğraşırlar."
“Aynı zamanda dünyanın çürümüşlüğünden kurtarılmış, adaleti geri getirebilecek tek davanın kutsallığına şehadet etmek üzere kurban edilmeye hâlâ layık tek mülk olarak algılanır. Oluşturulmuş bir ulusal gövdenin bulunmadığı veya artık sorumluluklarını üstlenemediği yerde, nöbeti bireyin gövdesi devralır.”
11 Eylül 2001, İkinci İntifada, çatışma bölgelerinde, özellikle de Irak, Afganistan ve Pakistan'da yüzlerce intihar saldırısı, Beyrut'ta kanlı sahneler... Şiddeti Ortadoğu'nun alınyazısıymış gibi gösteren onca olay, onca görüntü...
“Kendini küresel veya bölgesel süpergüç ilan edip, her türlü askeri güç kapasitesini kullanmak, bumerang etkisiyle, diğer güç özlemlerini kışkırtmaktan başka bir işe yaramamaktadır.”
“Devrimci sarhoşluk döneminin şiarı insan hakları iken, devrimci zorun soğuk analizi Ziya Gökalp’in şu sözünde özetlenmektedir: Hak yok, vazife var.”
Hamit Bozarslan
Sayfa 64 - İletişim yay (pdf)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ortadoğu: Bir Şiddet Tarihi
Alt başlık:
Osmanlı İmparatorluğu'nun Sonundan El Kaide'ye
Baskı tarihi:
Nisan 2015
Sayfa sayısı:
390
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750508059
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
İkinci İntifada, 11 Eylül, Lübnan İç Savaşı, Irak, Afganistan ve Pakistan'da intihar saldırıları... 1906-1908 arasında Tahran ve İstanbul'daki rejim değişikliklerinin yol açtığı kanlı olaylar... 1920'lerde kurulan manda rejimlerine karşı yükselen isyan dalgaları ve baskı rejimleri... 1948'de Filistin'in paylaşılmasıyla başlayan protestolar, askerî darbeler, yıkılan rejimlerden çok daha baskıcı yönetimlerin tırmandırdığı gerilim… 1979'daki İran Devrimi, Mekke'deki İslamcı ayaklanma, Camp David Anlaşmaları ve Afganistan'ın işgalinin sebep olduğu olaylar...

1990'larda Mısır ve Cezayir'deki cihad yanlısı silahlı mücadeleler ve El-Kaide...
Bozarslan'ın çalışması, Ortadoğu'daki şiddetin kronolojisinde üç ana dönemi öne çıkarıyor: 1906-1979 arasında Osmanlı İmparatorluğu'ndan İran'a uzanan devrimci hareketler, 1948'de Filistin'in bölünmesiyle 1950-1970 arasının otoriter rejimleri, 1966'da Seyyid Kutb'un idamıyla başlayan ve günümüze kadar gelen İslamcı muhalefetler.

"Ortadoğu'da şiddet hakkında çalışmak, mayınlı araziye girmeyi kabullenmek anlamına gelir" diyen Bozarslan, Ortadoğu'nun bu şiddet geleneğini orada yaşayanların kaderi olarak gösteren kültüralist eğilimden uzak durarak bu zorlu arazide başarıyla ilerliyor.

Ortadoğu: Bir Şiddet Tarihi önce baskıcı rejimin, ardından bu rejime karşı isyanın ve nihayet isyanın bastırılmasının aracı olan şiddeti, dinamikleri ve kökenleriyle; insanları silahlı mücadeleye ya da kendilerini feda etmeye iten sosyo-ekonomik nedenleriyle birlikte çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Kitabı okuyanlar 16 okur

  • blntylv
  • Yunus Öztürk
  • Pınar Çelik
  • Çağatay
  • Ribelle
  • Serhan
  • bilgehan yiğit
  • Halil İbrahim...
  • SosyologÇa
  • Subcomandante Marcos

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20 (1)
9
%40 (2)
8
%20 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%20 (1)
2
%0
1
%0