Osmanlı Düşünce Dünyası ve Tarih Yazımı

·
Okunma
·
Beğeni
·
592
Gösterim
Adı:
Osmanlı Düşünce Dünyası ve Tarih Yazımı
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
188
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053600336
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Bir taştaki yazıyı nasıl okursun Numizmatik meseleleri nasıl değerlendirirsin Bir kâğıdı eline aldığın zaman paleografik ve diplomatik yönden nasıl bakarsın Tarihlendirmeyi nasıl koyarsın Bu ilimdir. 
Bu bakımdan da tarih ilmi, diğer sosyal bilimlerin içindedir; hattâ doğa bilimleri gibi pekinliği, kesinliği olan bir ilimdir. () Fakat tarihçilik bu kadar değildir. Ondan sonra bir spekülasyon safhası vardır ki, bu sanatçılıktır. Belirgin bir şekilde, abartma ve yalana sapmadan yorumlama meselesidir. Dolayısıyla, bu, tarihçide bir yerden sonra bir sanatçılık vasfı olduğunu gösterir. Johann Gustav Droysenin dediği gibi, 
Tarih bilim değildir, bilimin de üstünde bir şeydir.

Prof. Dr. İlber Ortaylının Seçme Eserlerinin dördüncü cildi, 
tarih ilmini ilk başlangıçlarından günümüze dek uzanan süreci içinde ele alan makalelerin yanı sıra, okuyucuyu 18. ve 19. yüzyıl Osmanlı düşünce dünyasında keyifli bir gezintiye çıkaran yazılarıyla da önemli bir boşluğu dolduruyor. Ortaylı, seyahatnamelerden lâyihalara, Thukydidesten İbn-i Halduna, Tanzimat edebiyatından ilk Türkoloji ürünlerine, metinler ve tarihçiler arasında dolaşırken, Akdeniz dünyası içinde Türkiye, Galatadaki yabancı misyonların günlük yaşamı, Osmanlı seçkinleri ve Osmanlı devletinde laiklik hareketleri gibi geniş bir yelpazede okurlarını zenginleştirmeyi sürdürüyor.
188 syf.
·1 günde·Puan vermedi
2019 Yılı okudugum ilk Ilber Ortaylı eseri ve incelemem.
Sosyal değişme, esas itibariyle Rönesans’ta fark edilen bir olgu ve buna bağlı olarak edinilen bir bilinçtir. Keşfedilen yeni kara parçalarındaki ilkeller, “bon sauvage” (iyi vahşi) Avrupa’da insan ve insan toplumunun evrimi konusunda bir bilinç uyandırdı. Bu evrim kuşkusuz Avrupa kıtasına has bir olgu olarak algılanıyordu. Özellikle Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’ya yapılan geziler neticesinde 18. yüzyıl Avrupa’sında, diğer dünya parçalarındaki toplumların durgun olduğu ve oralarda tarihin fasit bir daire teşkil ettiği fikri yaygındı. Bu keyfiyete, seyyah Chardin’in “Asya atalettir, Avrupa devamlı değişmedir,” ifadesinde şahit oluyoruz. Mousnier de 1740’ta Paris Akademisi adına yaptığı bir açıklamada “Avrupa bilinç ve bilgi düzeyindeki gelişme sayesinde değişen bir dünyadır, diğer bölgeler atalet içindedir,” der.1
Bu gibi görüşler Şark’ın münevverleri tarafından da değişme çağında, yani 19. yüzyılda benimsenmiştir. 19. yüzyılın öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda nasıl bir sosyal değişme ve ıslahat fikri vardı? Galiba 18. yüzyıl bizdeki değişme bilinci bakımından en önemli çağdır. Osmanlı 18. yüzyılının da değişmeci dalgalanmalara uzak olmadığı apaçık... Ama bu gerçek Türk tarih bilincinde yeterince akis bulamamıştır. Çünkü Türkiye’de bu memleketin tarihinin 18. yüzyılı bilinmemektedir.
Tarihsel dönemleme açısından “II. Viyana muhasarası sonrası dönem” olarak mütalâa edegeldiğimiz 17. yüzyılın sonu ilâ 18. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa’yla sıcak çatışma hâlindeydi. Rusya ve Avusturya (bu asırda henüz Alman İmparatorluğu adını taşıyor) hep müttefik olarak Osmanlı ordularıyla çarpışıyordu. Osmanlı askerî modernleşmesi, bazen yenilgi, bazen direniş ve bazen zaferle geri püskürterek, Avusturya ve Rusya’ya karşı direnebiliyordu. Türkiye, Doğu’daki değişme bilincinin doğduğu yerdi, zira bu tarihsel koşullarda bu bilince sahib olmak zorundaydı. 18. yüzyılın siyasî, sosyal görüşleri en açık olarak sefaretnamelerde izlenebiliyor. Ünlü gezgin ve dâhi Evliya Çelebi’nin istisnaî örneğinden sonra seyahat eden ve seyahatname yazabilecek biri çıkmamıştır. Seyahatname, Osmanlı edebiyatında zayıf ve geç gelişen bir tür; klasik İslâm çağı ve Rönesans Avrupa’sıyla boy ölçüşebilecek durumda değil.
18. yüzyıldaki siyasî tefekkürümüzü bu nedenle memurların genel raporlarından izlemek zorundayız. İkinci kaynak ordu ve maliyenin başındakilerdir. Fennen, gelişen merkezî ordunun ağır masraflarını karşılayacak zümre ıslahat üzerinde düşünmek durumundaydı. Nitekim 18. yüzyıl Osmanlı dünyası, artık geçen asırlardaki ıslahat lâyihaları geleneğinden daha farklı bir ıslahat fikir ve hareketi ihtiyacı içindedir. 17. yüzyıl Osmanlı yazarları İbn-i Haldun’cu kuramdaki çöküşün farkında olarak, âdeta “asabiyye” ve “dayanışmayı” askerî reformlarla sağlamayı ve muhafazayı düşünürler; askerî reform, müesseselerin iç içeliği itibariyle toprak nizamı ve maliyeyi de etkileyecektir. Osmanlı, “devlet-i ebed müddet”e inanır. Binaenaleyh, çöküntü emarelerine rağmen dirilişin, devletin temel müesseselerine avdet ile mümkün olabileceği düşünülür. Kınalızade’de bu görüş açıkça ortadadır. “İstanos Politikos” deyiminden haberdar olan Kâtib Çelebi, politika ilmini toplumu bir insan bedeni gibi ele alarak mütalâa eder. Asıl olan hükümdarlık, askerî kurumların düzgünlüğü ve malî güçtür. Tabii ki bu yazarlar İbn-i Haldun’u benimsemeye devam eder, ama onun işaret ettiği kaçınılmaz sona kendi reform lâyihalarında pek itibar etmezler.

Yunanlılar / etrafa bakıyor, “bu nedir?” diye. Bu duygu var; bu aidos’tur işte.


Herodot / yaptığı belirli bir gerçeğin etrafındaki rivayetleri toplamak.


Thukydides’te tam bir soğukkanlılık var.


Tarih yazımında / kimse kimseyi geçmez, normlar bellidir. (s. 3)


Tarihçilik / belirgin bir şekilde, abartma ve yalana sapmadan yorumlama meselesidir.


Batılılar “İslam medeniyeti” diyor. Hâlbuki Müslümanların medeniyeti var.

İslam medeniyeti yok ve olmaz.

Çünkü tabir infiratçıdır (izole edici)


Medeniyet tarihi açısından en tehlikeli şey Aydınlanma Çağı’nın tarih yaklaşımıdır; çünkü tarihi yorumla kademelere ayırmışlardır. Teleolojik, gâî bir yorum getirmişlerdir. En iptidaisiVoltaire’dir. Bu çizgiye Weber, Tonnies ve Karl Marx dâhildir. (s. 6)


Artık insanoğlu tarihi (…) bir şey inşa etmek için kullanıyor.


Bu nedenle “tarih yapmak” gibi bir görüş ve deyim ortaya çıkıyor.


St. Augustinus’un de Civitate dei’si 17. Yüzyılda J.B. Bossuet’nin Discours sur I’Histoire universelle ad usum Dophinum adlı eserinde ustaca bir ortak bulunuyor. Tanrı’nın insan topluluğunu belirli bir amaca götürdüğü işleniyor bu eserde. İşte bu teleolojik (gâî) yorum, Avrupa düşüncesinde Voltaire’den Hegel’e birçok yazarı etkiledi. (s. 11)


Kültürler; arası saygılı bakış Eski Yunanda vardı, İslâm ortaçağında vardır.

Rönesans sonrası Batı ise egosentrik, etnosentrik bir dünyayı, bir kurulmuş düşünceyi temsil eder. (s. 13)


Tarih Dersleri -2: Tarih Yazıcılığı (Yunan ve Roma Geleneği)

Hakikatin künhüne inmekten çok, çıplak gerçeği görüp onu tasnif etmek; Yunan düşüncesinin herhalde en önemli katkısı da budur.


Tarihi yazarken, efsaneden kurtulamamışlar.

Fakat Roma tarihçiliğinde (…) doğrudan doğruya tarihe ve millete misyon yükleme niteliği vardır. (s. 16-17)


Yunanistan’ın izleyicisi olduğunu iddia eden Batı, Yunandan çok Roma tarzı bir historiografiyi benimsemiştir.


Roma / bu militarist bir toplumun tarihidir. Askeri tarihtir ve burada bir Romalılık söz konusudur; başka milletleri idare edecek bir misyon. (s. 22)


Roma tarihçiliğinde (…) bir tür etrafı inceleme, mukayese etme ve pratik bir yaklaşım söz konusu. Hâlbuki bu daha evvel söz konusu değildir. (s. 23)


Polybios / ona göre bütün tarihçiler tarih yazımıyla siyasi faaliyet için eğitimi amaçlar. (s. 24)


Tarih Dersleri -3: Hellensitik Devirde Tarihçilik

Tarihyazıcılık alanında en önemli aşamalardan (…) birini Hellenizm devri (…) oluşturur.


General Ptolemaios Mısır’ın hükümdarı olduğunda Kobt rahib Manethon’a eski Mısır vesikalarını kullanarak, Yunanca Mısır tarihini yazmayı emretti.


Yunan (…) kendi ile barışık bir kültür (…) etrafa üstünlük mukayesesi yok. Bu yüzden Hellenizm devrinde dışa yönelik bir tarihçilik başlamıştır.


Tevrat mı istiyorsun, Yunanca tercümesi var; felsefî, edebî eser, matematik, tıb mı istiyorsun Yunancası var… (s. 31)


Yunanca, Doğu Akdeniz dünyasının en yaygın diliydi

Bugün Şark tetkikleri yapmak isteyen insanın kesin olarak Yunancayı çok iyi bilmesi lazım. (s. 33)


Türkoloji ve Var Olmayan Bir Dal: Oksidentalistik

Oryantalizmin sorunu / oryantallerin, oksidentalist olmaları, yani Doğuluların Batı-bilimci olmaları gerekiyor.


Resmî Tarihçilik Sorunu Üzerine

Resmî tarihçilikten kasıt, toplumun başındaki yönetimin yüceltilmesi ise, böyle bir eğilim ve hattâ kurum, tarihin kendisi kadar eskidir.


Hükümdarın veya bazı kabilelerin destan ve vekayinamelerde saptırılmış olay ve övgülerle yüceltilmesi üniversal bir olgudur.

Resmî tarihçilik denen olgunun ve kurumun köklerini bakıma Rönesans ve Aydınlanma döneminde aramak gerekir. Bu günahı doğuran ana da tarih felsefesi denen daldır. Voltaire…


Jean Deny ve Türkoloji

Osmanlı Türkolojisi akademik kurumlarda değil, edebî ve siyasî muhitlerde doğmuştur. (s. 52)


16. Yüzyıl Alman Seyahatnamelerinde Türkiye

Hans Dernschwam’ın Günlüğü(1553-155)

“Türkler tarih bilmezler, ibadetleri Arapçadır. Rahiplerini anlamazlar, tıpkı bizimkilerin papazların Latincesini anlamadığı gibi.”


Solomon Schweigger’in İstanbul İzlenimleri (1571)

…eserinin önemli bir bölümü İstanbul’da gördükleri hakkındadır.


İstanbul’un kamusal binalarının güzellik ve görkemine değinmektedir. Ona göre bu binalardaki şaşaa ancak riyakârlara ve sahte dindarlık taslayanlara özgüdür; gerçek müminler bu işte gevşek ve ihmalkârdır ve paralarını faydalı işlere yatırırlar. (s. 63)


19. Asırdan Zamanımıza Hindistan Üzerine Türk Seyahatnameleri

Direktör Ali Bey

Bağdat üzerinden Hindistan’a yaptığı seyahat (H. 1300-1304) 1884-1888 yılları arasındadır ve bu uzun iş seyahatinin sonucunda seyahat notlarını 1898’de bastırmıştır.


Bağdat’ı uzun uzadıya anlatmaktadır.


Ahmed Hamdi Efendi’nin Hindistan ve Sevad-ı Afganistan Seyahatnamesi

Ahmed Hamdi Efendi, din adamıdır.

Hind’de en çok dinler onun ilgisini çekmiştir.


Falih Rıfkı’nın Zeytindağı eseri; İmparatorluğun Şark’taki yıkımının realist ve renkli bir destanıdır.


Avrupa Seyahatnamelerinde Türkiye ve Türkler

Türkiye’yi anlatan seyahatnamelerden ilkiSchiltberger’inkidir. Hans Schiltberger 1396 Niğbolu Savaşı’nda Türklere esir düşmüştür. Esareti uzun sürmüş… (s. 77)


“…bütün dünyayı dehşete düşüren Türkler karılarından korkarlar…”

Schiltberger


18. Yüzyılda Akdeniz Dünyası ve Genel Çizgileriyle Türkiye

Fransa, İngiltere / Atlantik ülkeleri Akdeniz’deki faaliyetlerini bir süre tatil ediyorlardı (17. yüzyıldan sonra)

Boşluğu ise Avusturya dolduracaktı. (s. 86)


1774-83 / Kırım’ın Rusya’ya ilhakı / İstanbul’un tahıl ihtiyacı gereği ticaret devam ediyordu / ağırlıkla kaçak yollarla ve bu yollar Osmanlı tebaası Rum armatörleri zenginleştirdi. Bunlardan biri deAlexander İpsilanti’dir. (s. 88)


Osmanlı’da 18. Yüzyıl Düşünce Dünyasına Dair Notlar

Cevdet Paşa / ona göre devlet bir vahiydir. Cevdet Paşa’daki epistemolojik sorun, diğer kurumlaştırma gayretlerinde de mevcuttur. (s. 97)


18. yüzyıl / değişmenin adının konmayıp zarurî olarak yaşandığı bir asırdır.

Dolayısıyla 18. yüzyılı mektep kitaplarının deyişiyle gerileme çağı olarak kabul etmek bir düşünsel hamlıktır.

Ahmet Cevdet Paşa, medeniyeti reddeden ve her yenilikte bid’at arayan Vahhabîliğin kökünün İbn-i Teymiyye’ye kadar uzandığını söyler ki doğrudur. (s. 98)


Osmanlı Seçkinleri


Tanzimat Adamı ve Tanzimat Toplumu

1849 Polonya-Macaristan mültecileri

19. yüzyıl Osmanlı hayatına birtakım yeniliklerin girmesinde mültecilerin payı olduğu açıktır.


Klasik Arap ve İran edebiyatının Türkçedeki en iyi tercüme ve şerhleri 19. yüzyılda yapılmaya başlandı.


Osmanlı Devletinde Laiklik Hareketleri Üzerine

Laique, laicus yani lâdinî, kavram olarak ruhban sınıfına ve ruhaniyete ait olmayan düşün ve yaşam biçimini ifadede kullanılan bir deyimdir.


Osmanlı padişahı 15. yüzyılda artık Oğuz boylarının başkanlığından çok bir Roma kayzeri olmayı benimsemiştir.


Yavuz Sultan Selim’in hilafet sembollerini hem de merasimle aldığı rivayeti, onun çağdaşları tarafından değil 18. yüzyıl vakanüvisi Enderunlu Ata tarafından ortaya atılmıştır. Üstelik Yavuz Sultan Selim bu unvanı kullanmamış, sadece “Hadîm-i Haremeynu’ş-Şerifeyn” gibi bir unvanla yetinmiştir. (s. 139)


Hilâfet unvanının kullanılması 1789 Aynalı Kavak Tenkihnamesi ile başlar.


Osmanlı İmparatorluğu’nda Millet

Arapçada millet “community-communitas” anlamında dinî topluluğu karşılayan bir terim. Etnik grup karşılığı “kavm” olabilir.


Bu nedenle nation deyiminin karşılığı olarak titizlikle uluskarşılığı kullanılmalıdır.


18.-19. Yüzyıllarda Galata


Galata’daki Yabancı Misyonların Günlük Yaşamı
Dün başladım, ama hoca konuya bodoslama girmiş ve bana göre karışık anlatmış çok yavaş ilerleyeceğini şimdiden belli eden kitabı sanırım biraz yavaş okuyacağım araya başka kitaplar almak pek adetim değildir ama bu sefer deneyeceğim bakalım, şimdilik rafa kaldırıyorum, sanırım daha sonra biterebileceğim
Romalılar bir estetika'dan, ideal estetikten, ideal çizimden çok, realist çizimi tercih eden insanlardır. Herhangi bir Yunan heykeline baktığınız zaman orada bir güzellik, ideal bir güzelliğin sentezi söz konusudur. Myron, Diskophol'u yapar, o ideal bir erkek atlet vücududur veya Praxiteles, Knidos Afroditi'ni yapar, o ideal bir kadın vücududur. Bütün ölçüleri birbirine uyar; belki dünyada öyle kadın vücudu yok. Roma'da bu yoktur; Romalılar realist insanlardır, fotoğraf gibi portre yaparlar: Konsüllerin portrelerine bakın, yüzündeki çıbanı, karga burnu, kalın burnu, bazen patlak gözleri, vücutta nisbetsizlik varsa onu görürsünüz.
İlber Ortaylı
Sayfa 20 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Laik toplum standart ve monist bir yönetim düzeninin ve her din ve cinsiyete mensub insanların eşit koşullarla bağlı olduğu bir hukuk mevzuatının bulunduğu toplum düzeni demektir. Yani bir toplumda dinî hoşgörü olabilir (eski Roma ve Osmanlı İmparatorluklarında olduğu gibi) dindışı kaynaklardan esinlenen veya bu gibi kaynakların ağırlık kazandığı bir hukuk mevzuatı uygulanabilir (Osmanlı, eski Roma, Bizans ve Cengiz imparatorlukları gibi), ama toplumda her dinî cemaat aynı yasalarla yönetilmiyorsa, kadın ve erkek için dinî inanca dayalı farklı düzenleme ve norm varsa (mirasta eşitsizlik, toplum hayatına katılımda kısıtlama ve farklılık gibi) hattâ sadece belirli bir sınıf için, örneğin ruhban için imtiyazlar tanınmış ve yönetici elidin imtiyazlarının meşruiyeti tanrısal bir kaynağa dayandırılarak açıklanıyorsa, orada laiklikten söz edilemez.
İlber Ortaylı
Sayfa 136 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Yahudilerin iki cinsi vardı bu dönemde: Birisi Ferisiler, birisi de Sedusiler. Ferisiler eski İbran kaynakları üzerinde durup sözlü mişna ve haham kültürünü geliştiren takım; İncil’in anlatımına göre Hz. İsa’nın en çok çatıştığı insanlar, yobaz takımı güya, ama aslında rafine grup. Sedusiler de Yunan-Latin kültürüne geçmiş, laik adamlar, Yahudi tarihinin Tanzimatçıları.
Romalılar Yunancayı ve Yunanistan’ı severler “Graecia capta ferum victorem cepti” “Mağlûb Yunanistan yabanî galibini yendi; cum artibus [...] sanatıyla,” diyor. “Roma her şeye rağmen köylü kaldı” bu sözü yazan Latin’dir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Osmanlı Düşünce Dünyası ve Tarih Yazımı
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
188
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053600336
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Bir taştaki yazıyı nasıl okursun Numizmatik meseleleri nasıl değerlendirirsin Bir kâğıdı eline aldığın zaman paleografik ve diplomatik yönden nasıl bakarsın Tarihlendirmeyi nasıl koyarsın Bu ilimdir. 
Bu bakımdan da tarih ilmi, diğer sosyal bilimlerin içindedir; hattâ doğa bilimleri gibi pekinliği, kesinliği olan bir ilimdir. () Fakat tarihçilik bu kadar değildir. Ondan sonra bir spekülasyon safhası vardır ki, bu sanatçılıktır. Belirgin bir şekilde, abartma ve yalana sapmadan yorumlama meselesidir. Dolayısıyla, bu, tarihçide bir yerden sonra bir sanatçılık vasfı olduğunu gösterir. Johann Gustav Droysenin dediği gibi, 
Tarih bilim değildir, bilimin de üstünde bir şeydir.

Prof. Dr. İlber Ortaylının Seçme Eserlerinin dördüncü cildi, 
tarih ilmini ilk başlangıçlarından günümüze dek uzanan süreci içinde ele alan makalelerin yanı sıra, okuyucuyu 18. ve 19. yüzyıl Osmanlı düşünce dünyasında keyifli bir gezintiye çıkaran yazılarıyla da önemli bir boşluğu dolduruyor. Ortaylı, seyahatnamelerden lâyihalara, Thukydidesten İbn-i Halduna, Tanzimat edebiyatından ilk Türkoloji ürünlerine, metinler ve tarihçiler arasında dolaşırken, Akdeniz dünyası içinde Türkiye, Galatadaki yabancı misyonların günlük yaşamı, Osmanlı seçkinleri ve Osmanlı devletinde laiklik hareketleri gibi geniş bir yelpazede okurlarını zenginleştirmeyi sürdürüyor.

Kitabı okuyanlar 21 okur

  • Kutay Burak Yeşil
  • Alimurtaza Rutci
  • Pefun
  • Cahit
  • AOS
  • Mustafa Mücahit Gündoğdu
  • Furkan Berkay
  • Aysun Yıldırım
  • Mir'at-ı Cünun
  • Buket özgey

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%50 (2)
8
%50 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0