Osmanlı'da Bir İngiliz Gelin

7,5/10  (2 Oy) · 
4 okunma  · 
1 beğeni  · 
261 gösterim
ngiltere'den 1897 İstanbul'una bir aylığına gelen Nellienin hayatı, Mehmet Ali Bey'le tanışmasıyla birden bire değişir. Büyük bir aşkla birbirine bağlanan bu iki genç kısa sürede evlenirler. Bir Osmanlı konağına yerleşen Neillie, yeni ailesinin fertlerini tanımaya, tamamen yabancı olduğu bu kültüre alışmaya çalışır. Bir süre Halep'te de yaşayan genç çift, çocuklarıyla birlikte mutlu bir beraberlik sürerler. Ancak önce Balkan Savaşları, ardından da I. Dünya Savaşı'nın patlak vermesi ile Osmanlı'nın en zor günlerine tanıklık edeceklerdir. Dönemin siyasî çalkantıları, Damad Ferit Paşa hükümetinin Dâhiliye Nazırı Mehmet Ali Bey'i de etkileyecek, cumhuriyetin ilk yıllarında rüzgâr bu defa onları Fransa'ya savuracaktır. Neillie orada II. Dünya Savaşı'nın en sıkıntılı günlerinde tek başına hayatta kalma mücadelesi verecektir. İçindeki İstanbul hasreti ise onu son günlerinde tekrar bu şehre getirecektir. "Osmanlı?da Bir İngiliz Gelin" romanı ile onun bu destansı hayat hikâyesine tanık olacaksınız.
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2014
  • Sayfa Sayısı:
    280
  • ISBN:
    9786055200626
  • Yayınevi:
    Yeditepe Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Martenteo 
 27 Eki 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Kitap 150'liklerden Mehmet Ali Gerede'nin İngiliz eşi Eleanor Louisa Bendon'un(Nilüfer Gerede) akrabası Tülün Yalçın tarafından yazılmış hayat hikayesidir. Tülün Hanım sanki Eleanor anlatıyormuş gibi hikayeyi onun ağzından sunmuş,böylesi de çok daha iyi olmuş bence.Hikayeye girişi,sonuna doğru baştaki girişe bağlaması da oldukça güzel bir fikir.Aslında biyografi okumayı sevsemde başta biraz tereddüt etmiştim çünkü yazar daha önceleri sadece çocuk kitabı yazmış ve bu ilk romanı.Fakat başlayınca daha ilk sayfaları okurken bu tereddütüm yok oldu ve kitabı okuduğuma pişman olmadım.
Eleanor'un hayatı gerçekten ilgi uyandırıcı. Daha ilkten kısa bir ziyaret için geldiği İstanbul'da Mehmet Ali Bey'i görüp ona aşık olarak onunla evlenmek için yanında ailesinden kimse olmadan tek başına İstanbul'da kalmaya karar vermesine şaşıyorsunuz.Sonra bir genç kızın ailesinden kopup yabancı bir ülkede kalarak onları ölene kadar görmeyişine de tabii. Eleanor'un evliliğinden itibaren kendini bir yabancı değil de bir Türk gibi görmesi,Avrupa'da Mısır'da yabancı kadınlarla evlenmiş oğullarını uğurlarken "Çocuklarınız Türkçe'yi bilmeli,onlara mutlaka Türkçe öğretmelisiniz." diyerek defalarca tembih etmesi,Avrupa II. Dünya savaşı'nın ortasındayken İşgal altındaki Paris'te yaşlı ve hasta haliyle tek başına yaşamayı başarması ve ölene kadar yaşadığı onca sıkıntıyı ve kaybı dirayetle karşılayıp hayatına devam edebilmesi hayranlık uyandırıyor.Daha fazla uzatmayayım,ben Eleanor'un hikayesini beğenerek okudum,biyografi sevenlere tavsiye ederim.