Osmanlı'da Milletler ve Diplomasi (Seçme Eserler 3)

·
Okunma
·
Beğeni
·
677
Gösterim
Adı:
Osmanlı'da Milletler ve Diplomasi
Alt başlık:
Seçme Eserler 3
Baskı tarihi:
Nisan 2010
Sayfa sayısı:
340
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944885287
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Türkiye´de insanlar dinleri tanımazlar ve merak etmezler. Kapalı kompartımanlar halinde yaşayan bir toplumduk ve halen öyle bir toplumuz. Dinin sözü buna rağmen çok ediliyor, eksik bilgilere göre tarih yorumlanıyor.

 
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
1699 Karlofça Antlaşması'ndan sonra, bürokrasinin hâkimiyeti kesinlikle dış işlerini yürütmekte olan ketebe sınıfı temsilcilerine geçti (burada Halil İnalcık'ın İA'deki "Reisü'l-küttab" maddesine müracaat edilmelidir) ve giderayak Osmanlı devlet mevkilerini, devşirme çocuklar yerine, Anadolu'dan gelme kabiliyetler ele geçirmekteydi; yani, bir Anadolu Türkleşmesi söz konusudur.
Ortodoks Kilisesi için böyle bir renklilik ve güç söz konusu değildir. Ortodoksinin yayıldığı alanlarda göreceğiz ki, idarî yönden de, itikad yönünden de, dil yönünden de, hiyerarşi yönünden de çok büyük farklılıklar vardır. Bugünkü Ortodoks Kilisesi'nde belki bir tek standart unsur vardır; bir tek renk vardır; o da Hellenizmdir. Yani bu kilisenin, bu itikada sahip olanların bir bölümünde Yunanlılık ve Yunan dili hâkimdir.
Rusya 1700'de İstanbul Antlaşması'yla, Ortodoks Hıristiyanlar üzerinde kazandığı sınırlı himaye ve Kudüs'e yönelik hac organizasyonu hakkını, 1711 Prut Barışı'nda kaybetti. Fakat Rusya 1720'de, bu "Kudüs Hadîmliği" statüsünü yeniden kazandı. Kuşkusuz, bu bir başlangıçtı; 1774 Küçük Kaynarca ve 1792 Yaş Antlaşmaları ile tamamlanacaktı.
Rusya'nın Bizans İmparatorluğu projesi de Osmanlı'ya yönelik böyle bir teatral olaydı. Yalnız Rusya bu illüzyona kendisi de fazla kapıldı ve etkisini daha uzun zaman yaşadı.
1930'larda dil devrimi sırasında, Türkiye'deki dilci çevrelerde de Kumukçaya önem verilmesi ve yeni kelimelerin Kumukçadan taranması bir tesadüf değildir
Cevdet Paşa ayrı bir medeniyet çevresinin, yani Avrupa medeniyet tarihinin dönüm noktası olan Fransız İhtilâli'nin (bu arada paşanın Fransız İnkılâbı terimini kullanmayı sevmediğini belirtelim), Osmanlı ülkesini de etkisi altına aldığının farkındadır ve bu meseleye bunun için eğilir. Nitekim, ilk cildinin 200 sahifesi bu ihtilâle bir methal gibidir. Gene altıncı ciltte de böyle bir icmalin olduğunu belirtmiştik: İhtilâlin sebeplerini uzun bir tarihin içinde arar.
İhtilâl bahsine girişte, Kraliyet Fransa'sındaki malî müzayaka üzerinde durur (VI, 228). Burada Turgot'nun aldığı tedbirleri överek, onun azlinin kraliyetin bir hatası olduğunu belirtir (s. 240). Cevdet Paşa, ihtilâl için kraliyetin basiretsiz ve dar görüşlü, bunaltıcı idaresini birinci derecede suçlu görmektedir. İhtilâli hazırlayan nazariyata da eğilir:
Voltaire istihza ile din ve devlete saldırır, akaid ve efkâr-ı atîkayı itibardan düşürür. Rousseau nâm müellif de gayet münşîyane olarak telif ettiği kitablarda devlet ve dinin ve mezhebin ahvâl-i esâsîyesinden bahseder. (...) Fransa yasaklardan bunaldığından hemen bunların peşinden sürüklendiler. Bu grubun dışında kalan geniş bir kitle de eski hükemâ-yı kelbiyyûnun (yani M.Ö. 5. asırdaki filozof Antistenis'in taraftarları, cynique'leri takip edenleri kastediyor) takibçisi olanları izlediler ve zevk u sefâya saptılar, ihtilâl öncesinde bir ahlâkî buhran doğdu.
Cevdet Paşa, muhtemelen Rousseau'yu esaslı bir surette tetkik etmemiştir. Sözünü ettiği "ahvâl ve esâsîyenin" (!) ne olduğunu da pek ele almıyor. Yoksa onun, Rousseau konusunda hayli enteresan şerhler düşmesi ve nakiller yapması beklenirdi. Ama Cevdet Paşa'nın Montesquieu hakkında değişik bir değerlendirmesi vardır. Ondan, hukuk ve adalet fikrinin tekâmülünü tetkik eden müellif olarak söz ediyor. Britanya parlamentarizmine ve rejimin evrimine olan taraftarlığı bu üç düşünür hakkındaki değerlendirmesinde de açıkça görülüyor. Voltaire ve Rousseau için sarf ettiği sözlerden, Montesquieu'yü müstağni tutmaktadır, çünkü sonuncusunun rejim modelleri de esas itibariyle Britanya modelinden mülhemdir (Montesquieu parlamentarist ve kuvvetler ayrımını esas alan bir meşrutî monarşiyi mütekâmil rejim olarak değerlendirir). Nitekim Cevdet Paşa Amerikan İhtilâli için de olumsuz bir değerlendirme yapmaz ve soğukkanlı bir üslûbla olayları nakleder.
Uzun süren savaşta, Osmanlı komuta kademelerinin yaşlı vezirlerce doldurulması, Rusya'nın ise, aksine Rumyantsev, Suvorov gibi generallerle harb etmesi sayesinde, savaş Türkler aleyhinde gelişti. Fakat bu muharebelerde de Rusya'nın 1918'e kadar Türklerle yaptığı muharebelerdeki lojistik zaafı görülmüştür. Uzun harbin sonunda 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'nın hükümleri ve gelişmeleri bellidir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Osmanlı'da Milletler ve Diplomasi
Alt başlık:
Seçme Eserler 3
Baskı tarihi:
Nisan 2010
Sayfa sayısı:
340
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944885287
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Türkiye´de insanlar dinleri tanımazlar ve merak etmezler. Kapalı kompartımanlar halinde yaşayan bir toplumduk ve halen öyle bir toplumuz. Dinin sözü buna rağmen çok ediliyor, eksik bilgilere göre tarih yorumlanıyor.

 

Kitabı okuyanlar 32 okur

  • Kitap Bozkurdu
  • hüseyin attila bozok
  • Ali Onur Kaylan
  • Recep
  • Safa bayram adak
  • Yasin Sandrock
  • H T
  • Oktay,,
  • Ahmet Çetin
  • PORTRE

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%45.5 (5)
9
%18.2 (2)
8
%18.2 (2)
7
%18.2 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0