Osmanlılar ve Vehhâbîlik

·
Okunma
·
Beğeni
·
309
Gösterim
Adı:
Osmanlılar ve Vehhâbîlik
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759957025
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
İslâm entelektüel geleneği modernleşme döneminde çeşitli cilveler gösterir. Öteden beri hükmünü yürüten itiyat ve idealler, yaşanılan zamana boyun eğer. Tarih ve gelenek en büyük otorite olmaktan çıkar. Zihniyet dünyamızla hayat felsefemizin dört yol ağzında, selefîlik günün meselesi hâline gelir. Bu zihniyet kendisini tam mânâsıyla modern İslâm düşüncesinin zeminine yerleştirilen Vehhâbîlikte bulur.

Türklere karşı bir isyan hareketi olarak tarih sahnesine çıkan bu zümre, Moğolları en korkunç yüzleri ile yeniden canlandırır. Osmanlı asırlarında aksiyon hâline gelen düşünce onlarda fikirden sıyrılmış bir harekete dönüşür. Bir başka ifadeyle devlet kuran din, filozofik terbiyesi olmayan kişilerin elinde devlet yıkan bir hâl alır. Hayatın grameri değişir.

Osmanlı'nın hâkim olduğu iklimde yörüngeyi Müslümanlık belirlediğine göre devlete karşı isyan bayrağı açan Vehhâbîler aslında İslâm'a karşı savaş açarlar. Bu sebeple de Hâricî zihniyetin öz çocuğu olarak nitelendirirler. Elinizdeki çalışma, Osmanlıların Vehhâbîlik etrafındaki görüşlerini tasvir ve tahlile tabi tutmaktadır.
192 syf.
·6 günde·Beğendi·7/10
Türkiye'de maalesef üzerinde çok çalışılmayan ve fazla aydınlatıcı kaynak eserin de bulunmadığı bir alanda Vehhabilik konusudur. Hem tarihçiler hem de dini tarih üzerine araştırma yapanlar bu konuya diğer konular kadar girmez. Sanki bir çeşit 'yasakmış' ya da 'dokunulmaz' bir alanmış gibi gözüküyor. Bu siyasi/dini yapı nasıl devletleşti ve yardımcı olan unsurlar nelerdi, bunun araştırılması gerekir. Dini söylemlerin devlet oluşumunda etkisi neler? Dini etki mi yoksa milliyetçilik mi etkili oldu?

Yazar kitabın önsözünde "Osmanlı Devleti'nde Vehhabi hareketini etraflı bir şekilde ele alan mütefekkir Cevdet Paşa'dır (s.7)" diyerek önce bir tespitte bulunur. Osmanlılar ve Vehhabilik. Cevdet Paşa'nın Tarih-i Cevdet adlı kitabı burada kaynak olarak çok geçer. Ayrıca Hüseyin Kazım Kadri'den de bahsederek, Osmanlı'da iki damar bulunduğunu kaydeder. Cevdet Paşa'nın tam zıddında fikirler beyan ettiğini ve hatta Vehhabiliği yüceltip, 'Osmanlı düşünce sistemine hakim olmasını bile istediğinden bahseder' Hüseyin Kazım Kadri' için.

Kitap Ahmet Cevdet Paşa ve Hüseyin Kazım Kadri'nin düşünceleri etrafında yoğunlaşır. Yazar, Vehhabiliğin geçmişi inkar ederek, milletlerin milli ve manevi değerlerine saldırarak ve onları yok ederek bir yerlere gelmeye çalıştığını ama bu durumun gelecek açısından çok da geçerli ve doğru bir eylem olmayacağını ifade eder.

Vehhabiler için, İslam'la bağdaştıramadıkları "kandil geceleri, mezar taşları, mevlid merasimi, tespih çekme, zikir ayinlerini reddeder; ilmihalleri yakar, tefsirleri yırtar, tarikatları ortadan kaldırırlar (s.12)" açıklamasında bulunur. Vehhabilerin bu düşüncelerine karşılık yazar ise, "Menkıbe, bidat, hurafe, örf ve adet denilen şeylerin (s.12)" toplumda bir karşılığı olduğunu ifade eder. Bunların geçmişten günümüze kadar gelen ve bazı şeylerin tam anlaşılabilmesi ve idrak edilebilmesi için 'sembolik' kararlar olduğunu belirtir. Bu yerleşik değerlerin yıkıldığında toplumun boşta kalacağına anlamına gelen ifadelerle hurafe ve bidat diye görülen şeyleri savunur.

Vehhabilerin bir takım şeyleri reddetmesinin Osmanlı'da yüzlerce yıldan beri yerleşik örfe inananlar tarafından çok da hoş karşılanamayacağını, çünkü halkın bu örf ve adetleri ata kültürü olarak kabul ettiğini açıklar. Hatta yazar 'gerçeğin' değil de yıllardır anlatılana inanıldığını da belirtir.

Yazar, Vehhabiliğin yaptığı bir takım reddetmeleri, kendince reddeder. Geleneklerin ve bazı dini olduğunu düşünülen inanışların insanların dine ulaşması için 'aracı' olduğunu, dine 'doğrudan' ulaşılamayacağını dini bir söylemle değil, kişisel bir açıklamayla ifade eder. Geleneklerin din ve dine ulaşmak için 'elzem' bir durum olduğunu ifade ederken de tarihi, dini bir gerçeklik sunamaz. Sadece 'alışılmış, bilinen, bizden' anlayışıyla hareket eder. Bidat ve hurafelere bir çeşit söz söyletmez.

Toplumlar dededen, babadan gelen bir takım uygulamaları hala sürdürürler. Bu sürdürme 'dini öğretilere dayansa o doğrultuda bakılır ama tarihi bir aktarımla gelmişse bunu tabu olarak, din olarak değişmez olarak görmek tarihselciliğe aykırı olmaz mı?' Yazar, Vehhabiliğe karşı çıkacağım diyerek geleneği savunur. Din içinde olmayan ama geleneğin içinde olan çeşitli yanlış uygulamalara karşı çıkmayı dine yapılan bir saldırıymış gibi savunması çok da anlaşılır değil. Yazar, ta baştan ortamı spotlarla aydınlatacağı yerde günümüzden geçmişe giderek her türlü bidat, hurafe karşısındaki oluşumlara karşı durur. Geleneğin karşısında olan her türlü söz, düşünce yenilik hareketi olarak görülebilir. Ama yenilik hareketi eşittir Vehhabilik onlarda eşittir dine karşı çıkmadır söylemi çok da tutarlı bir durum da değil. Örneğin: "Cebriyeci bir karakter arz eden tasavvufu eleştirir…. (s.14). Bu ve buna benzer kavramları salt bir cümle içinde geçiştirilmesi yerine ayrıntılı bir şekilde açıklanması daha iyi olur diye düşünüyorum. Şimdi bu Cebriyecilik ya da kadercilik nedir? Özelliği nedir? Neyi savunur? Tasavvufla bağı ve geleneksel yapı içindeki durumu nedir? Bunlar ve buna benzer bazı kısımlara çok değinilmemiş.

Yazar, Vehhabilik akımını gelenekselin dışında görür ve geleneksele karşı tutum sergileyen herkesi de reddeder. Batıl, hurafe olarak adlandırılan bir takım uygulamaları 'cebriyecilik' düşüncesi içinde yoğurup, bunlara karşı çıkanın 'kaderciliğe'de karşı çıktığını sonucuna vardırılan bir düşünceyi ifade eder.

Tüm yapılan yenilik/değişiklikleri Vehhabilikle eş tutar.

Yazarın bazı düşüncelerinden hareketle sanki, Osmanlı'nın son zamanı ile Türkiye Cumhuriyeti Vehhabiliği resmi din ideolojisiymiş gibi benimsedikleri anlaşılıyor. Türkiye'de özellikle 1960 sonrası yıllarda Suudi Arabistan kökenli dini/siyasi/kültürel/ticari yapıların Vehhabilik düşüncesini yaymaya çalıştıkları ve bunun içinde neleri kullandıkları (ticari/dini/siyasi kurum, şahıs vb.) biraz tarih bilgisine sahip olan herkes tarafından kolay bir şekilde öğrenilebilir. Bu konuda yayınlar da mevcut. Vehhabilik düşüncesine ben/bizde karşıyız ama bunu hurafelerin, bidatların kaldırılmasına bağlamak ve bundan dolayı reddetmek yanlış olduğunu düşünüyorum. Dinin içine sanki farzmış gibi sokulmaya çalışılan tüm hurafelerin temizlenmesi ayrı Vehhabilik ayrı. Farklı görmek, bakmak, yorumlamak nasıl Vehhabilik olarak bağdaştırılmış anlaşılır değil.

Muhammed B.Abdülvehhab'ın doğumu (1699-1700) bulunduğu çevre ve ortamın siyasi, dini, coğrafi unsurları hakkında kısa bilgilendirme yapılıyor. Vehhabiliğin temel düşünce yapısı olan -ki, dinin de temeli odur- "tevhid/teklik" ilkesi ön plana çıkartılır.

Abdülvehhab ile İbn Teymiyye'nin görüşleri arasındaki benzerlik, farklar anlatılır. Bazen aynı şeyler üzerinden hareket ettiklerini söylerken, bazen de farklı yolları takip ettiklerini ifade eder.


Yazar, Osmanlı döneminde Vehhabiliğin etkilerini varsa benzerlerini araştırır. Benzer bir takım tasavvufi akımlar üzerinden Vehhabilik tartışması yapar. Vehhabiliğin Arap Milliyetçiliği ve Osmanlı devletine karşı isyan hareketi olduğunu; kökeninin ise Arap yarım adasında bir takım dini uygulamalara karşı çıkmasıyla ortaya çıktığını belirtir. Ama Osmanlı bu hareketi nasıl bastırdı ve isyanın başındakiler ne oldu? Bununla ilgili bir açıklama göremedim.

Cevdet Paşa'nın Vehhabilik üzerine yazdıkları dışına hala çıkılamadığını, halefi tarihçilerin (sonrasında gelen) hiçbirinin bu konunun üstüne bir tuğla koyamadığından da bahseder. Tarih-i Cevdet'in hala bu konuda en üstün ve tek otorite olduğunu özellikle vurgular. Eyüp Sabri Paşa'nın yazdığı 'Mir'atül Harameyn' adlı eserinde Vehhabilik hakkındaki görüşlerin de Ahmet Cevdet Paşa'nın Tarih-i Cevdet'i destekleyecek mahiyette olduğundan bahseder.

Ahmet Cevdet Paşa'yı milli ve vehhabi zihniyete karşı çıkan bir kişi olarak öne çıkartırken; Hüseyin Kazım Kadri'yi ise Vehhabi zihniyetine mensup bir Osmanlı olarak nitelendirir.

Açıkça söylemek gerekirse ağır bir dilin kullanıldığı - içindeki alıntılar dahil- kitabı bitirdiğim için mutluyum. Ne zamandır okumak istiyordum, kısmet bugünlereymiş. Eğer bu kitabı okuyacaksınız ya bilgisayar açık olsun ya da artık evlerde kaldı mı bilmiyorum ama ansiklopedi ve sözlükler mutlaka yanınızda olsun. Konunun ağır olması dilin de ağır olmasını gerektirmez. İçerik güzel ama seçilen kelimelerden kaynaklı büyük sıkıntı var. Çok önemli bir konu. Alıntılanan metinleri çevrimyazı ile yeni Türkçeye dönüştürmesi yerinde ama bunların anlaşılması için ya sadeleştirme ya da sözlük eklenebilseydi çok daha iyi olurdu. Yazarın düşüncelerini aktarırken kullandığı kelime ve cümleler o kadar zahmetli, zorlayıcı ki anlaşılmaması için elinden geleni yapmış diyebiliriz.

Anlaşılır kısımlarda nesnel anlatımların olduğu bölümler oldukça iyi. Keşke daha anlaşılır bir dil kullanabilseydi. Öznel düşüncelerine katılmamakla beraber nesnel bir anlatımla konunun bütünlüğüne bakabilseydi çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

Osmanlılar ve Vehhabilik başlığına sahip kitap, Osmanlı da Vehhabilik fikrini işliyor. Önce Vehhabiliğin çıkış yeri, etkilendiği düşünce ve daha sonra da etkilediği çevreyi anlatır. Dini anlamda İbn Teyymiye fikrine yakın olmakla beraber bire bir o fikriyat içinde olmadığını da belirtir. Vehhabiliğin Osmanlı tarihi içinde ki yerine değinir ve özellikle Ahmet Cevdet Paşa'nın bakış açısı üzerinden durumu değerlendirir. Tarih-i Cevdet kitabından örnekler verir. Buna karşı olarak da yine Osmanlı içinde Hüseyin Kazım Kadri'nin düşüncesi, etkiledikleri anlatılır. Vehhabilik fikrinin Osmanlı da savunucusu olarak da Hüseyin Kazım Kadri'yi görür.

Kitap içinde bulunmayan noktalar ise: Osmanlı bu asileri nasıl ortadan kaldırdı.

Çok dillendirilen bir konu olan Vehhabi mezhebini İngilizler kurdurdu savı üzerine bir satır bile fikir bildirilmemiş. İngilizlerin bu hareketi kendi menfaatleri için desteklediğini ifade ediyor. Kısa bir satır da olsa olumlu/olumsuz düşünce keşke yazılabilseydi. Okuyucunun kafasındaki soru işaretlerine derman olurdu diye düşünüyorum.

++ Ayrıntılı kaynakça olması iyi.
++ Yazarın birincil kaynakları da kullanması iyi.
++ Kapak iyi, baskı güzel, kaynakça ve dizin kısmının olması iyi.

Ezcümle: Yazarın dili ağır olmakla beraber tavsiye ederim. 15-20/2/2019 tarihleri arasında okunup, 26/2/2019 tarihinde buraya yazı eklenmiştir.
344 syf.
·Beğendi·10/10
Vehhâbîliğin tarihî gelişimi ve son dönem Osmanlı aydınları arasında nasıl yorumlandığını çok güzel anlatan bir kitap. Şiddetle okunmasını tavsiye ederim. Özellikle son dönem İslamcılarının fikir babalarının nasıl bu illetten müteessir olduklarını (bilerek ya da bilmeyerek) çok güzel bir şekilde delilli ispatlı ifade ediyor.
Ölçüsü Osmanlı olan Cevdet Paşa’ya göre Osmanlı Devleti’nin gerçek halkı Müslümanlar olduğu için, Osmanlı’ya karşı savaşan Vehhâbîler doğrudan ehl-i İslâm’a karşı savaşmışlardır.
Mesela I. Bâyezîd devri âlimlerinden Şeyh Fahreddîn-i Rûmî, selef-i sâlihînin ibadetlere karşılık ücret alınmasını kerih görmeleri sebebiyle, para karşılığı imâmlık yapan kimselerin arkasında namaz kılmaz.
“Bize tarih değil odun lazım” diyen ve orijinal olma iddiasıyla meydana çıkan Vehhâbîler ise dünyaya uzaktan bakarlar, toplumun rûh muvazenesini ortadan kaldırırlar, girdikleri her yerde hayatı kuruturlar, kıymetler dünyasını sarsarlar, asırları çöl kafasına hapsederler, Allah’a giden yollan kapatırlar
Fikrî temel itibariyle Vehhâbî hareketinin zeminini İbn Teymiyye teşkil etse de, Vehhâbîler düşüncelerini inşa ettikleri bu zemini idrâkten mahrum bir hâlet-i rûhiye sergilerler.
Osmanlıların hâkim olduğu iklimde yörüngeyi Müslümanlık belirlediğine göre devlete karşı isyan bayrağı açan Vehhâbîler aslında İslâm’a karşı savaş açarlar....
Hârici zihniyetin öz çocuğu olan Vehhâbîler, İslâm tarih tecrübesinin geldiği aşamaya kafa tutarlar. İslâm nâmına Müslümanlığı inkâr ederler.
Erol Güngör de şunu söyler: “Türbesi ve yatırı olmayan bir Müslüman kasabası mümkündür, ama böyle bir Türk kasabası düşünülemez”. Mistik bir mâhiyete sahip olan bu konularda Vehhâbîlerin tasavvufi lügati tamamen inkâr etmeleri düşündürücüdür.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Osmanlılar ve Vehhâbîlik
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759957025
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
İslâm entelektüel geleneği modernleşme döneminde çeşitli cilveler gösterir. Öteden beri hükmünü yürüten itiyat ve idealler, yaşanılan zamana boyun eğer. Tarih ve gelenek en büyük otorite olmaktan çıkar. Zihniyet dünyamızla hayat felsefemizin dört yol ağzında, selefîlik günün meselesi hâline gelir. Bu zihniyet kendisini tam mânâsıyla modern İslâm düşüncesinin zeminine yerleştirilen Vehhâbîlikte bulur.

Türklere karşı bir isyan hareketi olarak tarih sahnesine çıkan bu zümre, Moğolları en korkunç yüzleri ile yeniden canlandırır. Osmanlı asırlarında aksiyon hâline gelen düşünce onlarda fikirden sıyrılmış bir harekete dönüşür. Bir başka ifadeyle devlet kuran din, filozofik terbiyesi olmayan kişilerin elinde devlet yıkan bir hâl alır. Hayatın grameri değişir.

Osmanlı'nın hâkim olduğu iklimde yörüngeyi Müslümanlık belirlediğine göre devlete karşı isyan bayrağı açan Vehhâbîler aslında İslâm'a karşı savaş açarlar. Bu sebeple de Hâricî zihniyetin öz çocuğu olarak nitelendirirler. Elinizdeki çalışma, Osmanlıların Vehhâbîlik etrafındaki görüşlerini tasvir ve tahlile tabi tutmaktadır.

Kitabı okuyanlar 8 okur

  • Amar Ademi
  • S. Ali
  • Fezadakivenus
  • Alperen Arslan
  • Furkan Alperen SONKAYA
  • Mesut Emre ÇELENK
  • Ramiz Hatay
  • mehmet ali kılıç

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (1)
9
%0
8
%0
7
%66.7 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0