Osmanlı'nın Altın Sayfaları

·
Okunma
·
Beğeni
·
43
Gösterim
Adı:
Osmanlı'nın Altın Sayfaları
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
363
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059113335
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kamer Yayınları
Çanakkale Savaşlarının cereyan ettiği bölgeyi karış karış gezen, vesikalarda bahsî geçen çeşitli hadiselerin hangi derede, hangi çalının dibinde, hangi hendekte cereyan ettiğini tesbit için çok sayıda Çanakkale gazisi ile görüşen yazar Mehmet İhsan Gençcan anlatıyor; Savaşın üzerinden yetmiş yıl geçmiş. Birgün Alçıtepe Köyü'nden İsmail Aldıkaçtı, tarlasında çift sürüyor, tarla sınırında pulluk toprağa biraz derince dalmış; bakmış ki bir ceset, daha doğrusu bir iskelet imiş...

"Hayırdır inşallah" sözüyle üzerine eğilmiş. Elbiseleri çürümüş fakat bir cebi ve matarası sağlam; Aldıkaçtı elini cebe sokuyor ve gümüş bir saat çıkıyor, saat pırıl pırıl, kolundaki saate bakıyor; 02:15, düzeltmek için bulduğu saate bakıyor, o da 02:15'i gösteriyor.; "tesadüf" diyor. Sati kuruyor ve kulağına götürdüğünde çalıştığını anlıyor. Sonra mataraya bakıyor, bir Türk askeri matarası, içinde hâlâ su var ve pırıl mı pırıl, dupduru!

İskeleti yine örtüyor, saati ve matarayı alıp evine götürüyor. İsmail Aldıkaçtı o gece yarısı bir kâbusla uyanıyor, rüyasında genç yaralı bir asker ağlayarak saatini ve matarasını istiyor, gerekçe olarak da saatine bakıp namaz vaktini öğrendiğini, matarasından da abdest almak için su aldığını söylüyor. İsmail Aldıkaçtı uyandığı zaman gece yarısı, çarpılırım korkusuyla sabahı zor ediyor. İsmail Aldıkaçtı, sabah ezanını duyar duymaz, soluğu tarlada alır, matarayı ve saati aldığı yere götürüp, gömüyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Nihat Sami Banarlı;
Türkçe bir imparatorluk dilidir. Biz, büyük imparatorluklar kuran bir milletiz. Bu bakımdan, asırlarca birlikte yaşadığımız milletlerin dillerinden, çok tabii olarak bazı kelimeler aldık. Aynı şekilde birlikte yaşadığımız milletlerin dillerine de Türkçe'mizden kelimeler verdik. Her millet, bir imparatorluk diliyle konuşamaz.Çünkü her millet, bizim gibi büyük imparatorluklar kuramaz.
Sağlığında bir gazeteciye, ''Göğsümde bir şarapnel parçası var. Acı veriyor.'' demişti. Tarihimizin göğsündeki şarapneller ne olacak Fatma teyze, sen söyle?
Tarihin bu kopa kopa, atlaya atlaya gidişi devam ettikçe, yarının gençleri de bugünküleri okumayacaklar, okusalar da anlamayacaklardır. Devrimbazlar her çeyrek asırda bir Türkçenin büyük bir kısmını değiştirmiş olacaklardır. (Tabiî, ellerinden gelebilse…)
Tarihinin sürekliliğini kaybeden bir millet her şeyini kaybetmeye mahkûmdur. Hafızası parça parça kopmuş bir akıl hastası gibi, geçmişiyle, hatıralarıyla ve benliğini terkip eden bütün varlık unsurlarıyla ilgisi kesilmiştir. Yabancı tesir ve müdahalelere, yabancı vesayete hazır ve muhtaç bir hâlde, evvelâ bağımsızlığını, sonra da bütün millî şahsiyetini ve varlığını kaybeder. Her nesil bir evvelkini tercüman vasıtasıyla anlamak zorunda kalınca, dilin zaman içindeki vahdetini kaybeden milletlerin tarihteki meş’um sonları bizim de akıbetimiz olacaktır

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Osmanlı'nın Altın Sayfaları
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
363
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059113335
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kamer Yayınları
Çanakkale Savaşlarının cereyan ettiği bölgeyi karış karış gezen, vesikalarda bahsî geçen çeşitli hadiselerin hangi derede, hangi çalının dibinde, hangi hendekte cereyan ettiğini tesbit için çok sayıda Çanakkale gazisi ile görüşen yazar Mehmet İhsan Gençcan anlatıyor; Savaşın üzerinden yetmiş yıl geçmiş. Birgün Alçıtepe Köyü'nden İsmail Aldıkaçtı, tarlasında çift sürüyor, tarla sınırında pulluk toprağa biraz derince dalmış; bakmış ki bir ceset, daha doğrusu bir iskelet imiş...

"Hayırdır inşallah" sözüyle üzerine eğilmiş. Elbiseleri çürümüş fakat bir cebi ve matarası sağlam; Aldıkaçtı elini cebe sokuyor ve gümüş bir saat çıkıyor, saat pırıl pırıl, kolundaki saate bakıyor; 02:15, düzeltmek için bulduğu saate bakıyor, o da 02:15'i gösteriyor.; "tesadüf" diyor. Sati kuruyor ve kulağına götürdüğünde çalıştığını anlıyor. Sonra mataraya bakıyor, bir Türk askeri matarası, içinde hâlâ su var ve pırıl mı pırıl, dupduru!

İskeleti yine örtüyor, saati ve matarayı alıp evine götürüyor. İsmail Aldıkaçtı o gece yarısı bir kâbusla uyanıyor, rüyasında genç yaralı bir asker ağlayarak saatini ve matarasını istiyor, gerekçe olarak da saatine bakıp namaz vaktini öğrendiğini, matarasından da abdest almak için su aldığını söylüyor. İsmail Aldıkaçtı uyandığı zaman gece yarısı, çarpılırım korkusuyla sabahı zor ediyor. İsmail Aldıkaçtı, sabah ezanını duyar duymaz, soluğu tarlada alır, matarayı ve saati aldığı yere götürüp, gömüyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • Simay ÖZTÜRK
  • Aykut Anıl
  • Ömer Kavas
  • SiYahAşKıNa..
  • Emre idik

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%100 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0