Otların Uğultusu Altında

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.093
Gösterim
Adı:
Otların Uğultusu Altında
Baskı tarihi:
Aralık 2018
Sayfa sayısı:
84
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052984277
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Eskiden, çok eskiden
Tanrımız yoktu. Korkumuz yoktu.
Günahımız yoktu. Yapraklar gibiydik.
Öpüşler gibiydik. Köpükler gibiydik.
Yapamadık. Güzellik boğdu
İyilik zayıf düşürdü hepimizi.

İçimizden birisini göklerin ardına gönderdik.

Şimdi hepimiz huzurla birbirimize kötülük ediyoruz.
Şimdi hepimiz korkuyla acımızı seviyoruz
Şimdi hepimiz dünyayı bir tanrıya değiştik
Şimdi hepimiz cehenneme dua ediyoruz.
84 syf.
18.01.2019 / Cuma

“Bu hayatta insana bulaşan en büyük illet nedir biliyor musun? Yapıştı mı insana kolay kolay bırakmaz peşini, ta ki canını alana kadar. Kanserdir o illet, rezil bir şeydir. Başımı eğerim önüme bu kelimeyi duydukça. İstemsiz dökülür gözyaşlarım…”

“Ömür Hanım...
İçinden geçmediğin zaman
İçinden geçmediğin söz
İçinden geçmediğin rüya
Sana karşı işlediğim
Bir unutma suçudur.” (syf 22)

“Şu Metin var ya şu Metin, severim bu hergeleyi. 45 yıllık yol arkadaşım eşim Hatice Hanım’ı toprağa gömdükten çok kısa bir süre sonra hepimiz yine oturduk rakı masasındayız, ki ben eşimi gömmeden bir saat önce bile bir duble içip gittim cenazesine, başka türlü dayanılır gibi değil ki. Neyse işte, bu Metinle yine kurduk rakı masasını, dökeceğiz varımızı yoğumuzu ortaya. Ben pek de güzel olmayan sesimle türkülere tam başlamıştım ki Metin bir laf attı ortaya, Hatice Hanım bir gün bana "Babanız içeride şiir yazıyor diye çocuklarımı sessiz ağlattım ben." dedi, sustu sonra.. Ben de sustum… Dillere destan bir evliliğimiz yoktu, hırla gürle geçen günlerimiz çoktu, ama biz o yuvada saygıyı büyüttük.. 45 yıl boyunca en hoyrat kavgalarda bile saygımızla kızdık birbirimize, kızdık ama kırmadık, dökmedik, saygımızı incitmedik. Hanım benim arkamdan bile bana saygı duyarmış, böyle demiş işte Metin'e, Babanız içeride şiir yazıyor diye çocuklarımı sessiz ağlattım ben demiş.. Not aldım onu bir köşeye, acımı büyüttükçe büyüttüm sonra. Mazoşist falan da değilim ha yanlış anlama, acıyı sevdiğim falan da yok, ama yürek işte ağladım gece yarıları.”

Burada Erbaş’ın şu dizesiyle sözleri arasına bir parantez açıp sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğim..

// “Bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?” // #38813456

“Acımla yazdım her şeyi. Bir imgem vardı benim, “Ömür Hanım”. Bir şiirimde kullandım bunu, kendimle olan bir iç konuşmamdı aslında, ömrüm elden giderken ömrüme bir şiir yazdım, bir imgelem kullandım, herkes onu Hatice Hanım’a benzetti, ona yakıştırdılar. Sonraki şiirlerimde Ömür Hanım, oldu Hatice Hanım... Sonra herkes kendi sevdiğine benzetti, kendi aşklarını, kendi acılarını buldu şiirlerimde. Ben ve şiirlerim topluma mâl olduk. Yeri geldi bir genel ev fahişesi oldum şiirlerimde, yeri geldi tepeden tırnağa bir Kürt, yeri geldi bir travesti, yeri geldi sinema kapısında bekleyen beş parasız bir çocuk oldum. Toplumun acısını yaşamaya başladım içimde, toplum da kendini buldu şiirlerimde. Bu şiirlerde hissettiğim şey insanlığın acısıdır, insanın acısını da insan alır, siz okuyup beni anladıkça benim acım hafifliyor…”

Elinde bu kitabı tutarken bu sözler döküldü Erbaş’ın dilinden buruk bir ses tonuyla. Acımla yaşıyorum, acımla nefes alıyorum, insanın acısını insan hissetmezse nasıl yaşar bu dünyada insanca diyordu.. O yüzdendir ki her kitabında olduğu gibi bu kitabında da acıyı derinlemesine işlemiş. Kitabın kapağını açar açmaz acı acı okunmayı bekliyor kırık dökük, bazısı tamamlanamamış, bir yutkunma olarak bitmiş, sonu getirilememiş dizeler..

“Ben yalnızlığımda yazdım bu şiirleri, yalnızlığımda döktüm içimi. O yüzdendir ki yalnızlık kokar bu sayfalar” diyordu. Kitabı kendine yaklaştırdı, sayfa aralarını hızlıca çevirdi: “Eskisi gibi saman kağıdı, mürekkep ya da kitap kokmuyor bu sayfalar, yalnızca yalnızlık ve acı.” dedi…

Okudukça hissedeceksiniz onun anlattığı tüm bu şeyleri.. Kendim ayrıca bir inceleme yapmaktansa onun bize o kısacık sohbette anlattığı şeyleri aktarmak istedim ki bu kitaba onun bu anlattıkları dışında da nasıl bir inceleme yazabilirim bilemiyorum…

Aşkın, sevginin, acının, ayrılığın, toplumsal sorunların hayat bulmuş halidir onun şiirleri, her bir dizesi. Okuyun, okunmasına vesile olun.
Selametle…
84 syf.
·10/10
Bu kitabı benim için imzalatıp gönderen ve beni çok mutlu eden Retro Hanım
Sana Şükrü Erbaş gibi güzel bir şiir yazamadığım için beni affedersin umarım

https://i.hizliresim.com/OvyPM5.jpg

Bütün Şükrü Erbaş kitaplarım imzalı ve hediyedir. Güzel insanlara tekrar teşekkürler.
1. Bölüm: Otların Uğultusu Altında
Sevilir mi bir kadın böyle yürekten,
Ve hissedilir mi yokluğu böyle derinden
Neden bu kadar acı veriyordu sevmek. Neden hep çekip gidiyordu o çok sevdiklerimiz ve biz otların uğultusu altında seyretmeye çalışıyorduk onları. Ve bu şiirde acıda boğuluyor insan. Hissediyor yana yana tutuşan her kelimenin seyrettirdiği kederi.
Kanserden ölsem bana da böyle şiirler yazar mısın Şükrü Erbaş


2. Bölüm: Neşet Ertaş
Dile getirdiği yaşantıların bütün acılarıyla yaralı olan bir adam. Toprağın sesi. Bozkırın tezenesi. Ses büyücüsü diyor ona Şükrü Erbaş. Sesinden yüreğimize mızrap olup batmış insan. Anadolu'nun son ozanı. Otların uğultusu altında şimdi.


3. Bölüm: İnce Memed
Bozkırın sıcağını yüreğimize düşüren yiğit. Torosun dağlarında sizi karlara gömen yiğit. Kâh güldürüp kâh ağlatan yiğit. Dağlardan oluk oluk cesurluğu akan yiğit. Türkçe'nin tezenesi. "Coğrafyanın meydan sazı, mazlumun avazı"
Otların uğultusu altında şimdi.


4. Bölüm: Sennur Sezer
Ülkemizin büyük ve en KADIN şairlerinden biri. Emekçi bir kadın. Devrimci ateşiyle kendini yakan bir kadın. Direncini sürdürmeyi hiç bitirmemiş bir kadın. Dünyanın bütün çocuklarını kalbinden doğuran kadın. Dünyanın bütün mahpus devrimcilerini yüreğinde yatıran kadın. Dünyanın bütün emekçileriyle aynı tezgahlarda çalışan kadın. Otların uğultusu altında şimdi.

''— Uyanıp gecenin bir yerinde
karanlığı dinlemek?
— Sevdadandır

— Dalıp gitmek yıldızların kımıltısına
Yüreği bölmesi türkülerin?
— Sevdadandır''
84 syf.
Dikkat : İncelemenin içinde biraz fazla denecek kadar kitap içinden alıntı kullanılmıştır kitabı okumayıp, sürprizi de kaçırmak istemeyenler daha sonra okusun lütfen.

Şimdi ben ne yazayım?
Ne yapayım?

"Yara aynı yara
Dil aynı dil.

Biz neden bu kadar yalnızız..."

Ahhh be Şükrü Erbaş aldın kocaman bir boşluğu koydun kucağıma, hatta kucağımda da değil...
"Tam şuramda..."
Şükrü Erbaş diye yazılır Şükrü abi, üstat, Hatice Hanım ve en önemlisi ÖMÜR HANIM olarak okunur...

Ne demek biliyor musun seni okumak ?
"Birden dünyada kötü insan kalmıyor" sanki herkes sen gibi seviyor.
Herkes Ömür Hanım gibi sevilmek istiyor...
"Bunu da sen öğrettin biliyor musun
Sevmek ölümden uzun sürüyormuş."

Ve insan seni okuduktan sonra ölüm de bir aşk..
(İnsan seni yaşadıktan sonra
Ölüm de bir aşk Ömür Hanım.)

Retro Hanım 'ında incelemesinde kullandığı gibi Şükrü Erbaşın sözleri olan şu cümleler;
"Dillere destan bir evliliğimiz yoktu, hırla gürle geçen günlerimiz çoktu, ama biz o yuvada saygıyı büyüttük.. 45 yıl boyunca en hoyrat kavgalarda bile saygımızla kızdık birbirimize, kızdık ama kırmadık, dökmedik, saygımızı incitmedik. Hanım benim arkamdan bile bana saygı duyarmış, böyle demiş işte Metin'e, Babanız içeride şiir yazıyor diye çocuklarımı sessiz ağlattım ben demiş.. Not aldım onu bir köşeye, acımı büyüttükçe büyüttüm sonra. Mazoşist falan da değilim ha yanlış anlama, acıyı sevdiğim falan da yok, ama yürek işte ağladım gece yarıları.”
O kadar belli oluyor ki aralarındaki saygı; eşinin onun arkasından duyduğu saygı, onun şuanda eşinin arkasından duyduğu saygı ve sevgi... Ne denebilirdi ki bu cümlelerden sonra...?

Sen hep yaz evet belki acını yazıyorsun bunu senden istemek haksızlık...
Ama insanın acısını insan almaz mı?
Biz de acını acımız biliyoruz, sevgini sevgimiz...
Şu dizeleri okuyup yutkunmamak mümkün müdür?
"Üç yıldır sesler senin yarım kalmış sesin
Üç yıldır yüzün dünyanın tek fotoğrafı
Üç yıldır senden yapılmış bir kapıyım.
Bunu da sen öğrettin biliyor musun
Sevmek ölümden uzun sürüyormuş."(43)

Şükrü Erbaş'ın her kitabı gibi acı, özlem yarım kalmışlık kokuyor Otların Uğultusu Altında. Bir yarım nefes, bir yarım yalnızlık, bir yarım ölüm... Koca bir boşluk, kocaman bir yutkunma...
" Yaşamak desem değil
Ölmek desem değil"

Sen;
"Yazmasaydın insan nasıl sevecekti insanı?
Yazmasaydın merhameti ve utancı nereden öğrenecektik?
Yazmasaydın ölüme karşı hangi cesaretle konuşacaktık?"

Ölümün bu kadar yalnız bırakacağını,
Bir insanın bu kadar merhametli sevileceğini nereden öğrenecektik?

Soluğu canından çekilen kadınını gidip toprağın uysal kollarına bırakırken
" Bizi yaşamakla cezalandırmış bir tanrı
Gömdük kendimizi geliyoruz. " diyerek acısını içine alarak, hem Ömür Hanım için hem kendin için yaşamaya (yazmaya) devam edeceğini nasıl bilecektik?

"Sözlerimi topluyorum usul usul"
Aslında yazmaya devam edeceğim ama o kadar güzelsin ki her dizen her kelimen... Hepsini tek tek irdelersem kitabı yazacağım buraya ki çoğu yazıldı sanırım, lütfen kızmayın bana...

1 ay içinde 2 baskı
20 gün içinde 21 okuma
İşte Şükrü Erbaş farkı...
Daha kitabı alıp okumayan ve ya 1k dışı okuyanlar da mevcuttur..
"Sen okumazsan ben yaşamamış "olacağım."
Hiç bir zaman yaşamamış olarak kalmayacaksın çünkü bu yaşamdan bir Şükrü Erbaş ve Ömür Hanım geçti...

Son olarak yine Şükrü Erbaş ile bitireceğim istemezseniz okumayın...

" İnsanın acısını inandım. Kimse diz çökmesin, dedim. Yazdım. Sözlerim insandan acıydı. Dünyanın bütün harflerini okudum. Önce anladım. Sonra anlamadım. İnsan sonsuzdu. Zaman sonsuzdu. Ölüm sonsuzdu. Üç sonsuzluk içinde sevdim. Acı inceldi, güzelleşti. Dünyaya inandım. Sözler içimde büyüdü, büyüdü. Yalnızlık oldu. Yazdım. Önce kalabalık oldu, sonra yine yalnızlık. Ölümden önce bir iş gelmedi elimden. "(69)
Kitabı hediye eden ve bu kadar erken okumamı sağlayan koca yürekli arkadaşım sana buradan kocaman.... Anladın sen
" Kitaplar kadar derin ve anlamlı bak dünyaya. "
Ne kadar güzel değil mi...?
İyi okumalar...
Keyifle...
Sahneden inerken okuyan herkese teşekkürler...
84 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
"Ne olurdu kokunun da fotoğrafı olsaydı
Sesin fotoğrafı. Boşluğun fotoğrafı.
Parmak uçlarındaki karıncanın
Ruhtaki üşümenin

Ölüm kimseyi bu kadar yalnız bırakmazdı."

Şükrü Erbaş.. Hakkında söylemek istediğim çok şeyim var ama söyleyeceğim bir şey de kalmamış gibi hissediyorum. Burada kendisinin bir çok kitabını inceledim. Bu kitabını inceleyen ilk kişi olma onurunu ve fırsatını kaçırmak istemedim.

Ömür Hanım, serçeler, hayatın içinde ama hayatın çok dışında bir yaşam, olgunluk, dünyanın yürekte mayalanması ve şarap gibi olgunlaşmış ömrün tortusu..

2019'un ilk güzel gelişmesi benim için bu kitabın çıkışı oldu. Çok değerli bir yüreğe sahip bu kalemin, dünyaya naif bakışını, yaşadıklarının getirdiği tecrübeleri kaleme dökmesi.. Kesinlikle okunması gerek.. Aslında çok konuşup anlamı eksiltmemeli okuyunca zaten hak vereceksiniz...
84 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Ne demek biliyor musun bir insanı sevmek. Birden dünyada kötü insan kalmıyor.
Puhu kuşları saka kuşlarının şarkısını söylüyor geceye.
Bütün erkekler kadınlarda inceliğe dönüşüyor. Tanrı, çocukların sevgisiyle iyileştiriyor dünyamızı.
Sular yıldızlar çimenler bahçeler güneş salkımları.
Hepsi günde bin kez sonsuzluğundan doğuruyor bizi.

Şükrü Erbaş'ın okuduğum ilk kitabı hemde benim için çok değerli iki insandan hediye olan kitabı... Hep derim şiir benim kaçmak istediğim zamanlarda sığındığım bir limandır. Bu limanlardan birinde de artık Erbaş'ın sözleri var. Bana göre Şükrü Erbaş hayatta olan en iyi şair...
Zevkle ve çoğu yerinde duraksayarak beni düşündürerek okuduğum bir kitap oldu kendisi...
84 syf.
·4 günde·9/10
Beğendiğim bir şairdi kendisi fakat ilk kez kitabını okuma fırsatı edindim. Şiirlerine ve sözlerine sosyal medyada rastlıyordum. Kitap şahane olmuş, insanı dinlendiren şiirleri var. Ayrıca tasarımına da bayıldım.
84 syf.
·2 günde·6/10
Şükrü Erbaş bu kitabında beni yanılttı. Şiir tadına tam varacak iken kesilen sözler... Şiir olamamış sözler.
Ama yine de burada 'Ömür Hanım'ı ' görebilmek mutlu etti beni:)
Şükrü Erbaş kitaplarını tercih edip okuyan biri değilim, kütüphane görevlisi tarafından öneriyle okumaya başladığım bir kitap, evet şiirlerin bazı kısımları güzel. ama kitabın tamamı için aynı ifadeyi kullanamıyorum.
Ne bir ses insandan insana
Ne eşyada zamanın soluğu
Pencereler birer ölüm fotoğrafı

Sadece otlar
Yaşıyor hepimizin yerine
Şükrü Erbaş
Sayfa 10 - Kırmızı Kedi Yayınevi
"Hangi hayal hangi hatıranın yerini tutar
Ey çaresizlikten yapılmış yaşama bilgisi
Taşların taşlarla konuştuğu bu yalnızlıkta
İnsan üzüntüden başka nedir ki..."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Otların Uğultusu Altında
Baskı tarihi:
Aralık 2018
Sayfa sayısı:
84
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052984277
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Eskiden, çok eskiden
Tanrımız yoktu. Korkumuz yoktu.
Günahımız yoktu. Yapraklar gibiydik.
Öpüşler gibiydik. Köpükler gibiydik.
Yapamadık. Güzellik boğdu
İyilik zayıf düşürdü hepimizi.

İçimizden birisini göklerin ardına gönderdik.

Şimdi hepimiz huzurla birbirimize kötülük ediyoruz.
Şimdi hepimiz korkuyla acımızı seviyoruz
Şimdi hepimiz dünyayı bir tanrıya değiştik
Şimdi hepimiz cehenneme dua ediyoruz.

Kitabı okuyanlar 80 okur

  • Selma
  • Şeyma Bayram
  • Hilal Taşan
  • Zilan Zerrin Kızıl
  • mathilda
  • Reyhan
  • Gülten Şah
  • Yasemin Ekşi
  • Ümran Anşin
  • Nurseda Yılmaz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%57.9 (22)
9
%21.1 (8)
8
%5.3 (2)
7
%2.6 (1)
6
%2.6 (1)
5
%2.6 (1)
4
%5.3 (2)
3
%0
2
%0
1
%2.6 (1)

Kitabın sıralamaları