Otların Uğultusu Altında

·
Okunma
·
Beğeni
·
6,4bin
Gösterim
Adı:
Otların Uğultusu Altında
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
77
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052984277
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Eskiden, çok eskiden
Tanrımız yoktu. Korkumuz yoktu.
Günahımız yoktu. Yapraklar gibiydik.
Öpüşler gibiydik. Köpükler gibiydik.
Yapamadık. Güzellik boğdu
İyilik zayıf düşürdü hepimizi.

İçimizden birisini göklerin ardına gönderdik.

Şimdi hepimiz huzurla birbirimize kötülük ediyoruz.
Şimdi hepimiz korkuyla acımızı seviyoruz
Şimdi hepimiz dünyayı bir tanrıya değiştik
Şimdi hepimiz cehenneme dua ediyoruz.
84 syf.
18.01.2019 / Cuma

“Bu hayatta insana bulaşan en büyük illet nedir biliyor musun? Yapıştı mı insana kolay kolay bırakmaz peşini, ta ki canını alana kadar. Kanserdir o illet, rezil bir şeydir. Başımı eğerim önüme bu kelimeyi duydukça. İstemsiz dökülür gözyaşlarım…”

“Ömür Hanım...
İçinden geçmediğin zaman
İçinden geçmediğin söz
İçinden geçmediğin rüya
Sana karşı işlediğim
Bir unutma suçudur.” (syf 22)

“Şu Metin var ya şu Metin, severim bu hergeleyi. 45 yıllık yol arkadaşım eşim Hatice Hanım’ı toprağa gömdükten çok kısa bir süre sonra hepimiz yine oturduk rakı masasındayız, ki ben eşimi gömmeden bir saat önce bile bir duble içip gittim cenazesine, başka türlü dayanılır gibi değil ki. Neyse işte, bu Metinle yine kurduk rakı masasını, dökeceğiz varımızı yoğumuzu ortaya. Ben pek de güzel olmayan sesimle türkülere tam başlamıştım ki Metin bir laf attı ortaya, Hatice Hanım bir gün bana "Babanız içeride şiir yazıyor diye çocuklarımı sessiz ağlattım ben." dedi, sustu sonra.. Ben de sustum… Dillere destan bir evliliğimiz yoktu, hırla gürle geçen günlerimiz çoktu, ama biz o yuvada saygıyı büyüttük.. 45 yıl boyunca en hoyrat kavgalarda bile saygımızla kızdık birbirimize, kızdık ama kırmadık, dökmedik, saygımızı incitmedik. Hanım benim arkamdan bile bana saygı duyarmış, böyle demiş işte Metin'e, Babanız içeride şiir yazıyor diye çocuklarımı sessiz ağlattım ben demiş.. Not aldım onu bir köşeye, acımı büyüttükçe büyüttüm sonra. Mazoşist falan da değilim ha yanlış anlama, acıyı sevdiğim falan da yok, ama yürek işte ağladım gece yarıları.”

Burada Erbaş’ın şu dizesiyle sözleri arasına bir parantez açıp sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğim..

// “Bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?” // #38813456

“Acımla yazdım her şeyi. Bir imgem vardı benim, “Ömür Hanım”. Bir şiirimde kullandım bunu, kendimle olan bir iç konuşmamdı aslında, ömrüm elden giderken ömrüme bir şiir yazdım, bir imgelem kullandım, herkes onu Hatice Hanım’a benzetti, ona yakıştırdılar. Sonraki şiirlerimde Ömür Hanım, oldu Hatice Hanım... Sonra herkes kendi sevdiğine benzetti, kendi aşklarını, kendi acılarını buldu şiirlerimde. Ben ve şiirlerim topluma mâl olduk. Yeri geldi bir genel ev fahişesi oldum şiirlerimde, yeri geldi tepeden tırnağa bir Kürt, yeri geldi bir travesti, yeri geldi sinema kapısında bekleyen beş parasız bir çocuk oldum. Toplumun acısını yaşamaya başladım içimde, toplum da kendini buldu şiirlerimde. Bu şiirlerde hissettiğim şey insanlığın acısıdır, insanın acısını da insan alır, siz okuyup beni anladıkça benim acım hafifliyor…”

Elinde bu kitabı tutarken bu sözler döküldü Erbaş’ın dilinden buruk bir ses tonuyla. Acımla yaşıyorum, acımla nefes alıyorum, insanın acısını insan hissetmezse nasıl yaşar bu dünyada insanca diyordu.. O yüzdendir ki her kitabında olduğu gibi bu kitabında da acıyı derinlemesine işlemiş. Kitabın kapağını açar açmaz acı acı okunmayı bekliyor kırık dökük, bazısı tamamlanamamış, bir yutkunma olarak bitmiş, sonu getirilememiş dizeler..

“Ben yalnızlığımda yazdım bu şiirleri, yalnızlığımda döktüm içimi. O yüzdendir ki yalnızlık kokar bu sayfalar” diyordu. Kitabı kendine yaklaştırdı, sayfa aralarını hızlıca çevirdi: “Eskisi gibi saman kağıdı, mürekkep ya da kitap kokmuyor bu sayfalar, yalnızca yalnızlık ve acı.” dedi…

Okudukça hissedeceksiniz onun anlattığı tüm bu şeyleri.. Kendim ayrıca bir inceleme yapmaktansa onun bize o kısacık sohbette anlattığı şeyleri aktarmak istedim ki bu kitaba onun bu anlattıkları dışında da nasıl bir inceleme yazabilirim bilemiyorum…

Aşkın, sevginin, acının, ayrılığın, toplumsal sorunların hayat bulmuş halidir onun şiirleri, her bir dizesi. Okuyun, okunmasına vesile olun.
Selametle…
77 syf.
·6 günde
Önce sevgiye sonra da kaybetmeye dair öyle güzel kelimeler dökülmüş ki kağıda, her okuyuşta başka bir duygu sarıveriyor insanı.
“Ne olurdu kokunun da fotoğrafı olsaydı
Sesin fotoğrafı. Boşluğun fotoğrafı.
Parmak uçlarındaki karıncanın
Ruhtaki üşümenin
Ölüm kimseyi bu kadar yalnız bırakmazdı.” diyor. Şu dizelere vurulmamak mümkün mü?
84 syf.
·10/10
Bu kitabı benim için imzalatıp gönderen ve beni çok mutlu eden https://1000kitap.com/RetroHanim
Sana Şükrü Erbaş gibi güzel bir şiir yazamadığım için beni affedersin umarım

https://i.hizliresim.com/OvyPM5.jpg

Bütün Şükrü Erbaş kitaplarım imzalı ve hediyedir. Güzel insanlara tekrar teşekkürler.
1. Bölüm: Otların Uğultusu Altında
Sevilir mi bir kadın böyle yürekten,
Ve hissedilir mi yokluğu böyle derinden
Neden bu kadar acı veriyordu sevmek. Neden hep çekip gidiyordu o çok sevdiklerimiz ve biz otların uğultusu altında seyretmeye çalışıyorduk onları. Ve bu şiirde acıda boğuluyor insan. Hissediyor yana yana tutuşan her kelimenin seyrettirdiği kederi.
Kanserden ölsem bana da böyle şiirler yazar mısın Şükrü Erbaş


2. Bölüm: Neşet Ertaş
Dile getirdiği yaşantıların bütün acılarıyla yaralı olan bir adam. Toprağın sesi. Bozkırın tezenesi. Ses büyücüsü diyor ona Şükrü Erbaş. Sesinden yüreğimize mızrap olup batmış insan. Anadolu'nun son ozanı. Otların uğultusu altında şimdi.


3. Bölüm: İnce Memed
Bozkırın sıcağını yüreğimize düşüren yiğit. Torosun dağlarında sizi karlara gömen yiğit. Kâh güldürüp kâh ağlatan yiğit. Dağlardan oluk oluk cesurluğu akan yiğit. Türkçe'nin tezenesi. "Coğrafyanın meydan sazı, mazlumun avazı"
Otların uğultusu altında şimdi.


4. Bölüm: Sennur Sezer
Ülkemizin büyük ve en KADIN şairlerinden biri. Emekçi bir kadın. Devrimci ateşiyle kendini yakan bir kadın. Direncini sürdürmeyi hiç bitirmemiş bir kadın. Dünyanın bütün çocuklarını kalbinden doğuran kadın. Dünyanın bütün mahpus devrimcilerini yüreğinde yatıran kadın. Dünyanın bütün emekçileriyle aynı tezgahlarda çalışan kadın. Otların uğultusu altında şimdi.

''— Uyanıp gecenin bir yerinde
karanlığı dinlemek?
— Sevdadandır

— Dalıp gitmek yıldızların kımıltısına
Yüreği bölmesi türkülerin?
— Sevdadandır''
84 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Şükrü Erbaş insana şiiri sevdirebilecek sayılı insanlardan biri, okurken duyguları size o kadar güzel geçiriyor ki, diyebileceğim tek şey tanışmakta geç kalmayın olacak.
84 syf.
·2 günde·10/10
"Sevmek ne uzun kelime!
Derin deniz mavisi."
Demiş Cemal Süreya... Hakikaten ne uzun kelime ne anlamlı kelime "sevmek".
Anlamının, süresinin sonsuz olduğu, yüreğe güzel müzikler bahşeden bir kelime... Benim hikayem de uzun işte bu kelimeyi içinde barındıran, kelimeyi içinde barındırıyorsa sonsuz olmalı gerçi... Sonsuz bir hikaye... Yolumuzu Şükrü Erbaş'ın bu kitabına düşüren, bir masal belki de... Şimdi bu güzel kelimenin ışığıyla okumalıyız dedim... Ama neyi? Ruhlarımızı okumaya devam ederken yanına bir de kitap eklemeliyiz dedim. Ve bu kitabı seçtim... İyi ki'lerime bir yenisi eklendi.

Arasına çiçekler koydum yüreğimden öpüşlerle... Verdim ona beraber okuyalim diye. Çünkü biliyorum ki aynı satırları aynı anda okumak bambaşka... Bulutların üzerinde gezintilere çıkmak gibi, aynı yağmurun altında ıslanmak gibi farklı yerlerde olsan dahi..  Sevmek bu, dedim ve sonsuzluğun gökyüzü bu kitapta... Sonsuzluğun görünen yüzü gökyüzü fikrimce... Ve bu kitapta bu var... Mavi mavi...

Şimdi habersizce uyuyor göğün koynunda... Gözlerimi yumup bir öpücük bırakıyorum kirpiğine. Huzurun uykusu buymuş meğer...

Şükrü Erbaş her şiirinde insana nahifliğini hissettiren bir şair. Her kelimesi bir kedi yumağı yumuşaklığında...
Acısı derin bir eş aynı zamanda, Ömür Hanımın ardında bıraktığı. Ömür Hanım hissediyordur her an derin uykusunda kocasının özlem yarasının şiirlerini... Ne büyük aşk dedittiriyor insana bu. Ne derin ne uzun kelime "sevmek"... Otların uğultusu altına bile erişebilen... Zamanı ve mekanı katiyen olmayan.

Kitabı hediye edin sevdiklerinize... Ve en sevdiklerinize. Beraber okuyun, birbirinize okuyun... Satırların altını çizin beraber...

"Sevmek" kelimeniz uzun, ömrünüz göğün güzelliğinde olsun....

Kitapla kalın...

https://youtu.be/UhBmb9Y0puo
Ve müzikle:)
77 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yine üç yıllık yalnızlığı ve Hatice'si var kitabın içerisinde.
Ölümü en güzel anlatır oldu eşinin ölümüyle birlikte.
Ölen birini unutmanın korkusunu da o suçluluk hissini de çok güzel anlatmış..

"ömür hanım...
içinden geçmediğin zaman
içinden geçmediğin söz
içinden geçmediğin rüya
sana karşı işlediğim
bir unutma suçudur."
84 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
"Ne olurdu kokunun da fotoğrafı olsaydı
Sesin fotoğrafı. Boşluğun fotoğrafı.
Parmak uçlarındaki karıncanın
Ruhtaki üşümenin

Ölüm kimseyi bu kadar yalnız bırakmazdı."

Şükrü Erbaş.. Hakkında söylemek istediğim çok şeyim var ama söyleyeceğim bir şey de kalmamış gibi hissediyorum. Burada kendisinin bir çok kitabını inceledim. Bu kitabını inceleyen ilk kişi olma onurunu ve fırsatını kaçırmak istemedim.

Ömür Hanım, serçeler, hayatın içinde ama hayatın çok dışında bir yaşam, olgunluk, dünyanın yürekte mayalanması ve şarap gibi olgunlaşmış ömrün tortusu..

2019'un ilk güzel gelişmesi benim için bu kitabın çıkışı oldu. Çok değerli bir yüreğe sahip bu kalemin, dünyaya naif bakışını, yaşadıklarının getirdiği tecrübeleri kaleme dökmesi.. Kesinlikle okunması gerek.. Aslında çok konuşup anlamı eksiltmemeli okuyunca zaten hak vereceksiniz...
84 syf.
Dikkat : İncelemenin içinde biraz fazla denecek kadar kitap içinden alıntı kullanılmıştır kitabı okumayıp, sürprizi de kaçırmak istemeyenler daha sonra okusun lütfen.

Şimdi ben ne yazayım?
Ne yapayım?

"Yara aynı yara
Dil aynı dil.

Biz neden bu kadar yalnızız..."

Ahhh be Şükrü Erbaş aldın kocaman bir boşluğu koydun kucağıma, hatta kucağımda da değil...
"Tam şuramda..."
Şükrü Erbaş diye yazılır Şükrü abi, üstat, Hatice Hanım ve en önemlisi ÖMÜR HANIM olarak okunur...

Ne demek biliyor musun seni okumak ?
"Birden dünyada kötü insan kalmıyor" sanki herkes sen gibi seviyor.
Herkes Ömür Hanım gibi sevilmek istiyor...
"Bunu da sen öğrettin biliyor musun
Sevmek ölümden uzun sürüyormuş."

Ve insan seni okuduktan sonra ölüm de bir aşk..
(İnsan seni yaşadıktan sonra
Ölüm de bir aşk Ömür Hanım.)

https://1000kitap.com/RetroHanim 'ında incelemesinde kullandığı gibi Şükrü Erbaşın sözleri olan şu cümleler;
"Dillere destan bir evliliğimiz yoktu, hırla gürle geçen günlerimiz çoktu, ama biz o yuvada saygıyı büyüttük.. 45 yıl boyunca en hoyrat kavgalarda bile saygımızla kızdık birbirimize, kızdık ama kırmadık, dökmedik, saygımızı incitmedik. Hanım benim arkamdan bile bana saygı duyarmış, böyle demiş işte Metin'e, Babanız içeride şiir yazıyor diye çocuklarımı sessiz ağlattım ben demiş.. Not aldım onu bir köşeye, acımı büyüttükçe büyüttüm sonra. Mazoşist falan da değilim ha yanlış anlama, acıyı sevdiğim falan da yok, ama yürek işte ağladım gece yarıları.”
O kadar belli oluyor ki aralarındaki saygı; eşinin onun arkasından duyduğu saygı, onun şuanda eşinin arkasından duyduğu saygı ve sevgi... Ne denebilirdi ki bu cümlelerden sonra...?

Sen hep yaz evet belki acını yazıyorsun bunu senden istemek haksızlık...
Ama insanın acısını insan almaz mı?
Biz de acını acımız biliyoruz, sevgini sevgimiz...
Şu dizeleri okuyup yutkunmamak mümkün müdür?
"Üç yıldır sesler senin yarım kalmış sesin
Üç yıldır yüzün dünyanın tek fotoğrafı
Üç yıldır senden yapılmış bir kapıyım.
Bunu da sen öğrettin biliyor musun
Sevmek ölümden uzun sürüyormuş."(43)

Şükrü Erbaş'ın her kitabı gibi acı, özlem yarım kalmışlık kokuyor Otların Uğultusu Altında. Bir yarım nefes, bir yarım yalnızlık, bir yarım ölüm... Koca bir boşluk, kocaman bir yutkunma...
" Yaşamak desem değil
Ölmek desem değil"

Sen;
"Yazmasaydın insan nasıl sevecekti insanı?
Yazmasaydın merhameti ve utancı nereden öğrenecektik?
Yazmasaydın ölüme karşı hangi cesaretle konuşacaktık?"

Ölümün bu kadar yalnız bırakacağını,
Bir insanın bu kadar merhametli sevileceğini nereden öğrenecektik?

Soluğu canından çekilen kadınını gidip toprağın uysal kollarına bırakırken
" Bizi yaşamakla cezalandırmış bir tanrı
Gömdük kendimizi geliyoruz. " diyerek acısını içine alarak, hem Ömür Hanım için hem kendin için yaşamaya (yazmaya) devam edeceğini nasıl bilecektik?

"Sözlerimi topluyorum usul usul"
Aslında yazmaya devam edeceğim ama o kadar güzelsin ki her dizen her kelimen... Hepsini tek tek irdelersem kitabı yazacağım buraya ki çoğu yazıldı sanırım, lütfen kızmayın bana...

1 ay içinde 2 baskı
20 gün içinde 21 okuma
İşte Şükrü Erbaş farkı...
Daha kitabı alıp okumayan ve ya 1k dışı okuyanlar da mevcuttur..
"Sen okumazsan ben yaşamamış "olacağım."
Hiç bir zaman yaşamamış olarak kalmayacaksın çünkü bu yaşamdan bir Şükrü Erbaş ve Ömür Hanım geçti...

Son olarak yine Şükrü Erbaş ile bitireceğim istemezseniz okumayın...

" İnsanın acısını inandım. Kimse diz çökmesin, dedim. Yazdım. Sözlerim insandan acıydı. Dünyanın bütün harflerini okudum. Önce anladım. Sonra anlamadım. İnsan sonsuzdu. Zaman sonsuzdu. Ölüm sonsuzdu. Üç sonsuzluk içinde sevdim. Acı inceldi, güzelleşti. Dünyaya inandım. Sözler içimde büyüdü, büyüdü. Yalnızlık oldu. Yazdım. Önce kalabalık oldu, sonra yine yalnızlık. Ölümden önce bir iş gelmedi elimden. "(69)
Kitabı hediye eden ve bu kadar erken okumamı sağlayan koca yürekli arkadaşım sana buradan kocaman.... Anladın sen
" Kitaplar kadar derin ve anlamlı bak dünyaya. "
Ne kadar güzel değil mi...?
İyi okumalar...
Keyifle...
Sahneden inerken okuyan herkese teşekkürler...
84 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bir kitap bu kadar derin, güzel akan bir ırmağın ışıltısı kadar aydınlık, gökteki bulutun uzaklığı kadar naif yakınlığı kadar ağır olmak zorunda mı ?

Şükrü Erbaş, şu yazdığın uğultulu satırları, birşeyleri aklın süzgecinden ayırıp kıymetinin bilinmesi için bir köşeye süpürttürdüğün yetmiyormuş gibi, insan derisinin sıcaklığının yanına şu kış soğuğu gibi o tatlı üpertisini de eklemiyor musun... Daha nasıl anlatılır bilemedim ki ben burada...
Sanki sallantılı bir merdivenden gökyüzüne açılan bir kapı gibi hissettiğim bu kitap, ruhun duygularını, insanın ellerinden bir kuş özgürlüğüne kavuşacakmış gibi o maviliğe ya da gecenin karanlığına bıraktırıyor...

Kelimeler, cümleler ve dizeler...

Çık çıkabildiğin kadar kelimelerden cümlelerden ve dizelerden... Bu sallantılı, insanın aklına bir patika gibi gelip giden düşünceli merdivenlerden...

Gecenin bilmem saat kaçında uykuyla cebelleşirken, gündüzün o hararetli akışında çocuklar taş duvarların arasında kırlarda top oynarmışcasına coşarken bu dizelerde raks ettirdim ben ruhumu sallantılı patikalarda...

Dur dur dahası var elbet sayfa aralarında. Bozkırın tezenesinin bir hışımla türküler savurduğu şiirler çıkar karşına.. Bağdaş kurup oturursun ve ara verirsin aklın kalple olan uzlaşmasına, dalıp gidersin türküler diyarına...
Sonra, sonra bir bakmışsın bozkırın yiğidi dikilmiş karşına tam bir Yaşar Kemal edasıyla...Yüreğindeki zarifliğin kabullenemediği iltifatlar dökülmüş bu satırlara...
Ve en sonunda çiçek gibi açan bir kadının, ruhunun ve aklının yansımalarına şahit olursun, -bu uğultulu sözler dökülen kalemden- merakla...
Nice manidar, ruha ışık saçan şiirlerinde sözlerinde, derinliğinde, zariflik akan kaleminde gözlerimi yormak umuduyla...
Şükrü Erbaş sen ölümde de olsa mutlu ve güzel yaşa .

Canı yürekten tavsiye edilen bir kitap daha,
Keyifli okumalar dilerim.
84 syf.
·1 günde·6/10
Ne ara bittin ?
Zaten ince kitapsın ama dolusun . Neden bittin ? Bugün içimdeki acıların tek adresi sensin Şükrü ağabeyi. Ama bir şey itiraf etmem gerek ki birkaç saat önce " YAŞIYORUZ SESSİZCE" kitabında ki hüznü alamadım. Burada daha çok genelleme diliyle konuşmuşsun. Olsun ama sıkma canını biz seni yine çok iyi anladık bu kitapta da. Ömür Hanımı bu kitapta özledim haberin olsun. Az anlatmışsın onu.
Ömür Hanım'a ayıp olmamıştır inşallah.
İçimi boşaltıp geldim bu kitabında sana. Belkide ondan çok derin sızlamadı burnum. Ama sen iyi ki sevmişsin abi. İyi ki sevmişsiniz siz. Bugünlük bu kadar yeter mi bilmiyorum elimde KUŞ UÇAR KANAT AĞLAR kitabın var. Geceye saklıyorum. yüreğim yoruldu çünkü. Gece görüşmek üzere...
"Ruhumda soğumuş bir zaman.
Etimde bir pişmanlık.
Şimdisiz öncesiz sonrasız.
Yaşamak desem değil.
Ölmek desem değil.
Bir Araf.
Tam şuramda..."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Otların Uğultusu Altında
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
77
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052984277
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Eskiden, çok eskiden
Tanrımız yoktu. Korkumuz yoktu.
Günahımız yoktu. Yapraklar gibiydik.
Öpüşler gibiydik. Köpükler gibiydik.
Yapamadık. Güzellik boğdu
İyilik zayıf düşürdü hepimizi.

İçimizden birisini göklerin ardına gönderdik.

Şimdi hepimiz huzurla birbirimize kötülük ediyoruz.
Şimdi hepimiz korkuyla acımızı seviyoruz
Şimdi hepimiz dünyayı bir tanrıya değiştik
Şimdi hepimiz cehenneme dua ediyoruz.

Kitabı okuyanlar 916 okur

  • Kerem
  • •Z•
  • Merve Demir
  • Ebru
  • Seyda Burgan
  • Tuğba Bozkurt
  • selin
  • Okuyanbiri
  • Nazlı Ağrı
  • Gri

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.2 (129)
9
%20.9 (61)
8
%19.9 (58)
7
%5.8 (17)
6
%3.4 (10)
5
%2.7 (8)
4
%1 (3)
3
%0
2
%1 (3)
1
%1 (3)