Adı:
Oxford Epistemoloji
Baskı tarihi:
Ekim 2018
Sayfa sayısı:
552
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752500594
Orijinal adı:
The Oxford Handbook of Epistemology
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Liberte Yayınevi
Oxford Epistemoloji , günümüzde bilgi felsefesi alanındaki çalışmalara öncülük eden on dokuz akademisyenin makalelerinden ve problemlere göre düzenlenmiş bir epistemoloji kaynakçasından oluşur. Bu makaleler, epistemolojinin ana noktalarını ve önemli sorunlarını ince ayrıntılarına kadar ele alır. Kavramlara duyarlı filozofların ellerinde bilginin doğası, kaynağı ve alanına odaklanılmakta; bilginin sınırları ve tanımın unsurları başta olmak üzere disiplinin tüm sorunları mükemmel bir çözümleme yöntemiyle incelenmektedir. Tüm bu çaba, epistemolojinin şu can alıcı sorusuna cevap verebilmek içindir: Yüksek seviyede güvenli bir bilme standardı oluşturabilir miyiz?

Bu elbette mümkün, ama bunun yüksek bir maliyeti var: Bilmesüreçlerimizde bizi doğruluğa götürecek olan veya yanıltması muhtemel olan durumların dökümünü ince ayrıntılarına kadar ortaya koyabilmek; kanıtların ve bilme süreçlerin güvenilirliğinden emin olmak.Bunları yapmak kolay olmayacak, çünkü her cevap, başka bir soruyu ortaya çıkaracak ve her soru da büyüleyici bir çeşitlilik ve karmaşa yaratacaktır. Moser, bu karmaşanın ardında derin bir akılcı birlik yattığını ve çözümlerin, bu birliğin dinamizminde ortaya çıktığı söyler.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Açıklama nedir? Bu soru, epistemologlardan ziyade bilim felsefecileri tarafından da olsa Mantıksal Pozitivizmin en parlak devirlerinden itibaren çok geniş olarak tartışılmıştır. Yirminci yüzyılın önde gelen cevabı, Hempel ve Oppenheim’ın (1948) aynı zamada ‘kapsayıcı yasa’ modeli olarak da adlandırılan Dedüktif-Nomolojik (D-N) teorisiydi. Bu teoriye göre, bir olgu ya da olay (‘açıklanan’), daha önce var olan bir durumlar ve koşullar kümesinden gelen doğa yasasını izlediği gösterilerek açıklanır. Bu tür bir gösterim, açıklananın geçmiş koşullar ve bir veya birden fazla doğa yasasından çıkarsandığı tümdengelimsel bir argüman şeklini alır
Etrafımızdaki dünyanın bilgisinin mümkünlüğünün sonuçları nelerdir? Bir aygıtı ayarlamaya başladığın zaman bunu söz konusu aygıta dayanarak yapmazsın. Bir yakıt seviye göstergesini, gösterge değerini belirli bir depodaki yakıt seviyesi ile kıyas ederek ayarlayabilirsin. Depodaki yakıt miktarını belirlemek için ilk önce göstergeyi kullanıp sonra göstergenin bu miktarı gösterip göstermediğine bakmak anlamsız olacaktır. Bu bir gazetedeki bir haberin doğruluğunu kontrol etmek için gazetenin ikinci bir kopyasını almak gibidir (Wittgenstein 1953/1961, § 265). Bunun yerine ilk olarak başka bir şekilde -mesela görme duyusunu kullanarak- depodaki yakıt miktarına karar verirsin. Bu durumda gösterge değeri bağımsız olarak doğrulanmış değerlerle mukayese edilebilir. Daha genel bir ifadeyle, bir aygıtı ayarlama süreci şeylerin, aygıtın kendisi içinde çalışabilecek şekilde ayarlandığı alanda nasıl var olduğu bilgisine bağımsız bir şekilde erişimi gerektirmektedir. Bu şekilde, bu bilgiyi o aygıttan çıkan şeylerin doğruluğunu değerlendirebilmek için kullanacak bir konumda olursun.
Saul Kripke’nin metafiziksel ve semantik sonuçları Kant’ın a priori ve zorunlu arasındaki ilişki ile ilgili açıklamasına olan ilgiyi tazelemiştir. Kripke, a priori bilgi kavramının epistemik, fakat zorunlu doğru kavramının metafiziksel bir kavram olduğunu ve bir kimsenin bunların kapsamının aynı olduğunu argümana dayanmaksızın varsayamayacağını güçlü bir şekilde savunmaktadır. Dahası o, a posteriori olarak bilinen zorunlu önermeler ve a priori olarak bilinen kontenjan önermelerin olduğunu öne sürmektedir. Kripke’nin iddiaları, a priori ve zorunlu arasındaki ilişki ile ilgili genel sorunun yanı sıra onun tikel örneklerini de ele alan geniş bir literatürün oluşmasına neden olmuştur.
Epistemolojinin esas konusu, bilgi kavramı ve inançlara tatbik edilen bir normatif kavramlar kümesidir. Bu küme rasyonel, akledilebilir, gerekçelendirilmiş ve güvence altına alınmış inançları ihtiva eder. Epistemologlar, bilgi kavramının nasıl daha iyi anlaşılabileceği hususunda hemfikir değiller, fakat yukarıdaki kavramlar kümesi söz konusu olduğunda bu fikir ayrılığı daha da derinleşmektedir. Genel olarak bu kavramları anlamanın ortak bir yolunun bulunmayışı bir tarafa, bunların eşit düzeyde ele alınıp alınmayacağı hususunda dahi herhangi bir uzlaşma mevcut değildir. Kimi epistemologlar, bunları birbirinin yerine kullanır. Kimi epistemologlar, bunlardan sadece birisini kullanır, diğerlerini kullanmaktan ise kaçınır. Yine kimileri de bu nosyonlardan ikisini veya daha fazlasını dikkate alır.
Feminist hareketin ikinci dalgası olarak isimlendirilen dönem boyunca, akademideki pek çok kadın, disiplinleri hakkında sivri sorular sormaya başladı: Bu alanda neden bu kadar az kadın var? Kadınların aktiviteleri, başarıları ve ilgileri, niçin bilimsel tutumda bu kadar az kabul edildi? Neden bu sorular daha önce sorulmadı?⁵ Belki de Batı felsefe geleneğine bu şekilde yaklaşırken feministlerin gözüne ilk çarpan şey onun feminen olanı hor görmesidir.⁶ Büyük filozoflar tarafından kadınlar büyük oranda görmezden gelinse de, her ne zaman tartışılmış olsak, karalanırız. Şaşırtıcı bir biçimde felsefecinin çoğu kez başka bir yerde tam bireylik için hayati olduğunu düşündüğü birtakım özellikleri, kadınlar için açık bir şekilde inkâr etmesini içeren hareket, tanım gereği bizi, daha az insan yapar. Bu yüzden “insan”ı düşünen hayvan olarak tanımlayan Aristoteles, “etkin olmak için (gereken) güçten yoksun olması” bakımından kadın aklının noksan olduğunu iddia etmektedir.⁷ “Erkeğin” sivil anlaşma vasıtası ile doğal güç ilişkilerinin sınırını aşabileceğini düşünen Locke, karı-koca arasındaki bir anlaşmazlık durumunda, “daha muktedir ve daha güçlü olduğu için doğal olarak erkeğin payına düşer” kuralını açık bulmaktadır.⁸ Özgürlüğü, insanlığın ayırt edici işareti olarak kabul eden Rousseau, kadın (pasif ve zayıf) ve erkeğin (aktif ve güçlü) farklı mizaçlarından hareket eden, “kadın, erkek tarafından memnun edilir ve erkeğin egemenliği altına alınır” düşüncesine sahiptir.⁹

⁵ Bu soru, Sandra Harding’in makalesinin konusudur, “Why Has the Sex/Gender System Become Visible Only Now?”, Harding ve Hinttikka’nın içinde, Discovering Reality, 311-324.
⁶ Ben açıkça aksini söylemediğim sürece, odak noktamı, (“Batı geleneği” olarak atıfta bulunduğum) bu geleneğin öcülleri ile birlikte, analitik geleneğin içerisinde yapılan felsefi çalışma ile sınırlandıracağım. Ben, analitik geleneği, tarihsel olarak, kabaca, yirminci yüzyılın başlarından beri, İngilizce konuşulan dünyada (Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, Birleşik Krallık ve ABD’de) egemen olan felsefi düşünme olarak karakterize ediyorum. (Bu yüzden, Rorty’nin aksine ben, Amerikan pragmatizminin, Analitik gelenek için olduğunu iddia ediyorum.) Ben, eğer kadınların rolü hakkındaki hikayeler çok farklı olsaydı çok şaşıracak olmama rağmen Batılı olmayan gelenekler hakkında hiçbir iddiada bulunmuyorum. Aristotle, Politics, Philosophy of Woman’ın içinde, 3. baskı, ed. Mary Mahowald (Indianapolis: Hackett, 1994), 31.
⁷ Aristotle, Politics, Philosophy of Woman’ın içinde, 3. baskı, ed. Mary Mahowald (Indianapolis: Hackett, 1994), 31.
⁸ John Locke, Two Treatises of Government, Mahowald’ın içinde, Philosophy of Woman, 72.
⁹ Jean-Jacques Rousseau, The Emile, Mahowald’ın içinde, Philosophy of Woman, 89.
Paul K. Moser
Sayfa 427 - Louise M. Antony
Feminist epistemoloji içerisindeki hâkim görüş, alandaki erkek egemenliğinin genellikle, insan bilgisinin bozuk ve eksik bir resmi olarak sonuçlanmasıdır. Örneğin, pek çok feminist bilgi kuramcısı, erkeklerin, katı nesnelliğin epistemik bir normunu desteklemeye kadınlardan daha uygun olduğuna inanır. Fakat aynı kuramcılar, herhangi bir insan bilen için uygun olmayan böyle bir norma da inanırlar.* Bir başka deyişle feminist bilgi kuramcıları, daha çok epistemolojinin bedenleşmesinin potansiyel meta-etkilerini araştırmakla ilgilenirler. Onlar içerisinde önemli ölçüde daha az olan bir topluluk ise zemin-seviyesi etkilerinin varoluşunu göstermekle ilgilenir.

*Örneğin bkz. Evelyn Fox Keller, “Gender and Science”, Discovering Reality: Feminist Perspectives on Epistemology, Metaphysics, Methodology and Philosophy of Science, ed. Sandra Harding ve Merrill Hinttika (Dordrecht: Reidel 1983), 187-205.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Oxford Epistemoloji
Baskı tarihi:
Ekim 2018
Sayfa sayısı:
552
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752500594
Orijinal adı:
The Oxford Handbook of Epistemology
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Liberte Yayınevi
Oxford Epistemoloji , günümüzde bilgi felsefesi alanındaki çalışmalara öncülük eden on dokuz akademisyenin makalelerinden ve problemlere göre düzenlenmiş bir epistemoloji kaynakçasından oluşur. Bu makaleler, epistemolojinin ana noktalarını ve önemli sorunlarını ince ayrıntılarına kadar ele alır. Kavramlara duyarlı filozofların ellerinde bilginin doğası, kaynağı ve alanına odaklanılmakta; bilginin sınırları ve tanımın unsurları başta olmak üzere disiplinin tüm sorunları mükemmel bir çözümleme yöntemiyle incelenmektedir. Tüm bu çaba, epistemolojinin şu can alıcı sorusuna cevap verebilmek içindir: Yüksek seviyede güvenli bir bilme standardı oluşturabilir miyiz?

Bu elbette mümkün, ama bunun yüksek bir maliyeti var: Bilmesüreçlerimizde bizi doğruluğa götürecek olan veya yanıltması muhtemel olan durumların dökümünü ince ayrıntılarına kadar ortaya koyabilmek; kanıtların ve bilme süreçlerin güvenilirliğinden emin olmak.Bunları yapmak kolay olmayacak, çünkü her cevap, başka bir soruyu ortaya çıkaracak ve her soru da büyüleyici bir çeşitlilik ve karmaşa yaratacaktır. Moser, bu karmaşanın ardında derin bir akılcı birlik yattığını ve çözümlerin, bu birliğin dinamizminde ortaya çıktığı söyler.

Kitabı okuyanlar 4 okur

  • bohemian
  • Tanju Aşanel
  • Oktay Kavaz
  • Yaïr  φ

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0