1000Kitap Logosu
Özgürleşen Seyirci
Özgürleşen Seyirci
Özgürleşen Seyirci

Özgürleşen Seyirci

OKUYACAKLARIMA EKLE
7.6
8 Kişi
29
Okunma
6
Beğeni
774
Gösterim
128 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 3 sa. 38 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Metis Yayıncılık · 2010 · Karton kapak · 9789753427760
Orijinal adı
Le Spectateur Emancipe
Siyasal sanat veya sanatın siyasallığından ne anlamak gerekir? Eleştirel sanat geleneğinin ve hayatı sanatsallaştırma arzusunun neresindeyiz? Metalar ve görüntülerin tüketilmesine yöneltilen militan eleştiriler nasıl oldu da birden meta ve görüntülerin her şeye kâdir olduğunun melankolik bir şekilde kabul edilmesine veya "demokratik insan"ı hedef alan gerici bir eleştiriye dönüşebildi? Ranciere kitabında, çağdaş sanatın bazı önemli sorunsallarını inceleyerek bu sorulara cevap vermeye çalışıyor. Bir filozoftan "görme" üzerine fikir açıcı bir çalışma.
6 mağazanın 5 ürününün ortalama fiyatı: ₺17,96
7.6
10 üzerinden
8 Puan · 3 İnceleme
Zürriyetsiz
Özgürleşen Seyirci'yi inceledi.
50mg Ranciere
“Le Spectateur Emancipe” “Azat Olan Seyirci” Latince “emancipatio”dan Fransızca “emancipation”a. Oradan İngilizceye. Fiil haliyle “emancipate”. Batıdaki kölelik karşıtlarının 18. ve 19. yüzyıllarda kullandıkları bir tabir. Yani azat etmek… Ranciere’in kitapta ne anlatmaya çalıştığını daha iyi kavrayabilmek adına, kitabın ismi hakkında kısaca ahkam kesmem lazımdı. “Özgürleşmek” üzerine düşündüğünde ucu bucağı olmayan bir deryaya dalmış gibi oluyor insan. Özün gürlemesi, gür olması. Gürüldemek… Neyse “özgür” başka bir incelemenin konusu olsun, kitabın ismine döneyim. Türkçe’ye çevrilirken Özgürleşen Seyirci’den ziyade “Azat Edilen Seyirci” ya da "Azat Olan-Olunan Seyirci" olmalıydı. Zira biz, yani seyir eyleyenler, seyirciler; Ranciere’e göre açıkça köleyiz. Çoğunlukla önüne gelen görüntüleri filtreleme kabiliyetinden yoksun, ağzı açık seyre dalmış köleleler… 2008 yılında basılmış olması nedeniyle, Ranciere’in “multimedya, streaming” v.b dijital tabirleri, interneti iyi tanıdığından eminiz. Yani söylemek istediğim, 11 yıl geçmiş olmasına rağmen aradan, kitabı okurken yazarıyla dönemdaş olduğunuzu hissedeceksiniz ki bu hoş bir histir okuyucu açısından. Ranciere’in kitabı yazarken takriben 67-68 yaşında olduğunu da söyleyeyim. Kitapta neler var? Bu Fransız feylesof neler söylemeye çalışmış? Meta ve görüntü bombardımanı altındaki seyircinin yani benim-senin-onun-bizim-sizin-onların edilgenliğinin, ahlaki manada “insanlığın yenilgiyi kabul etmesi” anlamına gelebileceğini söylemiş Ranciere. Açıkça değilse de, şu çağın hikayesiz insanının, pasif halde meta ve görüntü tüketimiyle geçen ömrünün beyhudeliğinden bahsetmiş bence Ranciere. Benim gibi bu durumdan yakınanlara da geçirmeyi unutmamış bence Ranciere. Misal: “Dört bir yandan üzerimize salıverilen uyarıcılar haddinden fazlaydı; bu bollukla başa çıkmaya henüz hazır olmayan beyinleri istila eden haddinden fazla düşünce ve görüntü, büyük şehirlerde yaşayan yoksulların gözü önüne bırakılmış haddinden fazla hoş imge ve yoksul çocukların boş kafalarına kakılmış haddinden fazla yeni bilgi vardı. Sinirsel enerjilerinin bu şekilde uyarılması, ciddi tehlike arz ediyordu. Sonucu, kısa vadede toplum düzenine karşı yeni saldırılar, uzun vadedeyse çalışkan ve sağlam bir ırkın sonunu getirecek olan meçhul arzuların zincirinden boşanması olacaktı. Tüketilebilir metalar ile görüntülerin fazlalığından yakınmak demek, her şeyden önce demokratik toplumun, bütün o sözleri, görüntüleri ve yaşanmış tecrübeleri sahiplenebilecek haddinden fazla bireyin bulunduğu bir toplum olarak tasvir edilmesi demekti." Demokratik toplum nedir? Nasıl olmalıdır gibi lezzetli sorular sorup sorduruyor Ranciere efendi. Başarılı bir sanat felsefecisi gibi görsel sanatların -özellikle tiyatro, enstalasyonlar- politik teorileriyle ilgileniyor. “Özgürleşen Seyirci” başlığı hem kitabın adı hem de içindeki beş makaleden biri. Tiyatro ve seyirci ilişkisine dair teorileri irdeliyor. Plato’dan yakın tarihin tefekkürcülerine uzanıyor bunu yaparken, Brecht gibi, Guy Debord gibi… Her ağır metin gibi okuyucudan bazı “şeyleri” bilmesini beklese de, “hadi ağır bir metin bulayım da dalayım” diyen, felsefe okumamış bir yetişkin alıp okuyabilir. Anlamlandıramadığı şeyler bulacaksa da çoğunlukla faydasını görecektir. Ya azat olacak mıdır? Görüntülerin ve metaların köleleri değilsek bile, zamanın köleleri değil miyiz? Hiç azat olacak mıyız sanki? Belki ölüm hakiki azatlıktır. Sevgiler.
Özgürleşen Seyirci
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
Hikmet Zayi
Özgürleşen Seyirci'yi inceledi.
128 syf.
·
16 günde
·
4/10 puan
"Özgürleşen Seyirci" başlığı ekranlarına kilitlenen milyonların yönlendirilmiş ve şekillendirilmiş zihin algılarını düşününce, bana çok çekici gelmişti. Fakat kitap daha çok fotoğrafçılık ve sinema gibi alanlarda entellektüel becerileri yüksek olan ve bu alanlarda felsefemsi bir tat arayanların okuyabileceği bir dil ve üslupla kaleme alınmıştır. İsmiyle müsemma eserlerde buluşmak dileğiyle...
Özgürleşen Seyirci
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
Mehmet Emin Çiçek
Özgürleşen Seyirci'yi inceledi.
128 syf.
·
23 günde
·
Puan vermedi
Sanat Sosyolojisi veya Görmenin Hali olarak okunabilecek üç eser. Filmlerle Sosyoloji kitabini daha önce okumuş paylaşmıştım Görme Biçimleri kitabi da daha önceki okumalarımdan "John Berger: Herşeyden önce görme vardi." Diyor. Jacques Ranciere de Gören, Bakan seyircinin eğitimden, özellikle tiyatrodan, reklam afişlerinden, Fotoğrafa, Sinemaya bir bakis açısı sunuyor bize. Örneğin Katlanılmaz Görüntü bölümününde Güney Afrikalı Fotoğraf Sanatçısı Kevin Carter tarafından görünürlük uzay-zaman inşa etmek için bulduğu bir enstalasyon. Fotoğrafta yerde emekleyen ve açlıktan ölmek üzere olan küçük bir kız görürürüz. Bu esnada arkadaysa leş yiyici bir akbaba kızın ölmesini beklemektedir. Görüntünün ve fotoğrafçının kaderi, egemen haber düzeninin ikircikligine iyi bir örnektir. Fotoğraf, Sudan çölüne gidip oradan bu denli çarpıcı, Batılı seyirciyi uzaklarda yaşanan kıtlıktan ayıran duvarı yıkmaya bu derece uygun bir görüntü getiren kişiye Pulitzer ödülü kazandırmıştır. Ayni zamanda sahibini bir öfke kampanyasının hedefi haline getirmiştir Çocuğa yardim etmek yerine, kusursuz fotoğrafı yakalayacağı anı beklemiş olmak da insansı bir akbabalik değil midir? Bu kampanyaya tahammül edemeyen Kevin Carter intihar etti. Bu sadece bit örnek aslinda bu derece hepimizin nezdinde çarpıcı olmasi küçük bir kız çocuğu olmasimiydi? Ya da buna benzer belki de her gün kareler, görüntüler görüyoruz da kaniksiyor muyuz. Yoksa açılmayan ağızlar, duymayan kulaklak, görmeyen gözler ve düşünemeyen aptallasmis-aptallastirilmis beyinler mi? Görüntü, düşünceli olmaktan o kadar çabuk vazgeçmeyecektir.
Özgürleşen Seyirci
OKUYACAKLARIMA EKLE