Özgürlük Üzerine Bir DenemeHerbert Marcuse

·
Okunma
·
Beğeni
·
599
Gösterim
Adı:
Özgürlük Üzerine Bir Deneme
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755397603
Orijinal adı:
An Essay On Liberation
Çeviri:
Soner Soysal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Frankfurt Okulu'nun kurucu üyelerinden ve 20. yüzyıl eleştirel düşünce dünyasının köşe taşlarından biri olan Herbert Marcuse'nin 1969 yılında, bütün dünyanın halk ayaklanmalarıyla ve toplumsal hareketlerle çalkalandığı sıcak günlerde yayımlanan kitabı Özgürlük Üzerine Bir Deneme ele aldığı konuları ve tespitleriyle günümüzde de önemini koruyor. Bu kısa ama çarpıcı makale, Sol'un teorik ve pratik yeniden inşası ve eleştirel düşüncenin doğru mecralarda ilerleyişinin sağlanması açısından mutlaka okunması ve derinlemesine irdelenip tartışılması gereken eserlerin başında gelir.

İleri endüstri toplumuyla rekabete giren sosyalist blok, bu rekabetin bir sonucu olarak, kendi hedeflerinden saparak rekabet ettiği sistemin değerlerinin egemen olduğu bir sisteme kaymıştır. Bu kayma, Marcuse'ye göre, geleneksel özgürlük anlayışını geçersiz kılmıştır. Artık, insanların gereksinimleri özgürce kendileri tarafından geliştirilmediği için, "herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinimine göre" ilkesinin işe yaramayacağı bir aşamadayız. Öyle ki, kendilerinin özgürce geliştirdikleri gereksinimlere sahip olmadıkları sürece, üretim araçlarının işçiler tarafından sahiplenildiği durumda bile, toplum baskıcı bir toplum olabilir. Dolayısıyla, özgürlüğünün olanakları başka yerlerde aramak gerekir. Marcuse de, Özgürlük Üzerine Bir Deneme kitabında, bu yeni durum içerisinde özgürlüğün yeni olanaklarını aramaktadır.
(Tanıtım Bülteninden)
Gecenin 01:59'unda ne derdim vardı da şu incelemeyi yazdım? Bitirince kendime ağız tadıyla girişeceğim. Hatta şarj aletinin sapıyla girişeceğim kendime. Ama kabahat Marcuse'nin!

Bütün mesele dünyanın halk ayaklanmalarıyla ve toplumsal hareketlerle çalkalandığı o meşhur dönemde, Marcuse'nin yazmaya cüret etmesinde saklı. 1969 yılında, Sol'un vaziyetinin pek de parlak olmadığı, Marksizmin göz bebeği olan işçi sınıfının devrim yapsalar bile bir halta yaramayacak kadar bulanık olan durumunun ve Batı kapitalizminin dişlerini toplumsal hayata geçirmesine güya karşı duracak olan fakat görülen o ki kendisini o çarkın içerisinde görmekten pek de rahatsızlık duymayan Sovyetlerin olduğu dönemde, her şey tam da olmaması gerektiği gibiyken bu deneme Marcuse'nin itirazıydı. O, "bari tabutum uzun olsun" diyen cüceydi. Kaldı ki bu inceleme uzun. Demiş olayım.

Marcuse'nin Marsizmi reddetmeyen -sitedeki incelemenin ilk boşluğu buydu-, aksine devrimin teşviki için teorik oyalamalardan öteye geçip fiili olarak bir şeyler yapmayı vazeden duruşu onu klasik ütopya anlayışından farklı bir yere koyuyor. Orwellci sahte-demokrasinin uzağında, Marksizmin ütopik-spekülasyondan sıyrılma çabasının yanında Marcuse'nin özgün ütopyası, gerçeğin sıfır noktasında bir yerde duruyor. Hayal olmayan, bir kıvılcım bekleyen ve birgün mutlaka olacak olan ütopya. Olması hayal edilen ütopyadan farklı bir noktada...

Kitabın derdi burada başlıyor çünkü özlenen ve daha önce doğal olarak sahip olunan özgürlüğün tekrar fakat bu kez daha sağlam şekilde sahiplenilmesi için gerekli olan başkaldırı giderek bürokratikleşen ve homojenleşen sosyalist bir çevreden geliyordu. Çin'de, Vietnam'da, Küba'da, hatta Latin Amerika'da bile aynı "yıkıcı güç" Büyük Reddedişi diri tutuyordu. Elbette Marcus bu yıkıcı gücün kapitalizm karşısında zafer kazanacağını düşünmüyordu. Yine de ekseriyeti öğrenci grupları ve gettolardan oluşan bu grupların kazanamasalar bile arzularının dindirilemeyecek olduğuna inancı yüksekti. Yeter ki parola ihmal edilmesindi: "sömürü düzeninin özgürlüklerinden de özgürleşmek." Bu da gösteriyor ki Marcuse'nin özgürlük tanımının kendisi bir kere kendisinden doğan bir anlamı karşılıyor. Zaten ilerleyen sayfalarda özgürlüğün ne olduğunu değil fakat özgürlüğün ne olmadığı üzerine açık yargılarını esirgemiyor Marcuse: o (özgürlük), tahakküm altında rekabetçi olmayan, yaşamın saldırgan, vahşi ve çirkinliğine biat etmeyen bir duruştur. Bu tanımı anlamak zor değildir çünkü açıkça insanın arzu ve doyumlarına sistemin talepleri lehine biat etmemesi telkin edilir. Özgür insan budur.

Bunca meşruiyet üretmenin yanında bir de meşru devrim zemini olmalı ki Marcuse için bu çocuk oyuncağıdır. Onun nezdinde dönemin toplumu "müstehcen" toplumdur. Bu kavram, cinsellikle doğrudan bağıntılı değil fakat büsbütün ayrıksı da değil. Dönemin toplumu -uzağa gitmeye gerek yok aslında, günümüz toplumu- boğucu bir boğlukta mal ürettiği ve kurbanlarının yaşam ihtiyaçları gün gibi ortadayken onları ihtiyaçlarından yoksun bırakarak bu malları ahlaksızca sergilediği için; politikacılarının eylem, söz, dua, gülümsemelerinde bile cehalet olduğu; sömürüyü meşru ve gerekli göstermek adına insanı tek boyutlu hale sokmaya cüret ettiğimizde için "müstehcendir." Nokta. Bitti. Böyle bir toplum modeline karşı başkaldırı özgür olmanın önkoşuludur.

Buraya kadar aktardıklarım "neden özgür olmalı" sorusunun cevaplarıydı. Kitabın bu soruya alt başlıkları da var. Süsü kaçmasın diye yazmayacağım. Dileyen olursa ayrıca sorar, ayrıca cevap alır. Şuurlu okumalar.
Alanına ve konusuna göre kıyaslama yaptığım takdirde herhangi bir şey üzerindeki beğeni oranımın çıtasını yükseklere çıkaran bir kitap diyebilirim. Kendi fikirlerimi söyleme kısmına geçmeden önce, rahatlıkla söyleyebilirim ki arka kapak yazısı bile tek başına yeterli bir inceleme olmuş. Ama ben buna "Sol'un teorik ve pratik yeniden inşası" demezdim, yazar dahi bunu kastediyor olsa bile.

Özgürlük Üzerine Bir Deneme, yalnızca doksan bir sayfadan oluşan kısacık bir kitap, fakat bu yanıltıcı olmamalı, iki hatta belki de üç katı kadar sayfa sayısına sahip bir inceleme-kitaptan çok daha tatmin edici. Peki neden bu kadar göklere çıkardım? Yaptım bunu çünkü yalnızca benzer alıntıların bir araya getirilmesinden oluşan, böylece okuyucuyu zorlarken konudan saptıran birçok kitaba karşın Mercuse'ninki oldukça basit bir dile sahip, dolayısıyla anlaşılır, fakat bunlara rağmen akademik olmaktan uzaklaşma durumunda değil. Birinci sebep buydu. İkincisiyse, Frankfurt Okulu'na aşinaysanız tahmin edebileceğiniz bir sebep aslında: onların eleştirel teorisi. Mercuse, "fiili olan ideal olandan epeyce sapabilir" derken savunuculuğunu yaptığı Marksizmi; "eski lüksler temel ihtiyaçlar haline geldi" derken de şirket kapitalizmini eleştiriyor. Elbette bunlar yalnızca basit örnekler, dahası kitapla birlikte zihninize oturuyor.

Herbert Mercuse'nin dünyası, ütopyası değil, özgürlüğün temel alındığı bambaşka bir dünya üzerine kurulu, adından da anlaşılacağı gibi. Korkunç taraflı bir hali yok, bir şey üzerine inceleme yazdığını iddia eden birçok insana karşın yazarın üslubu olabildiğince nesnel ve kesinlikle yorucu değil. "Bilincin toplum mühendisliği ile tutuklanması"ndan tutun da, "rekabetçi performans ve standartlaştırılmış eğlence"ye kadar, her kesim, her düşünceden insana hitap eden bir eleştiri mekanizmasıyla karşılaşıyoruz. Fakat katiyen hakaret bombardımanı değil.

Toplumdan, işleyişten ziyade kendinizi eleştireceğiniz, sorgulayacağınız bir kitap bu. "İnsanlığa karşı işlenmiş suçların kefaretini ödemiş olmayacak, fakat bunları durdurabilecek ve yeniden başlamalarını engelleyebilecek" bireyler olabilmemiz dileğiyle. Dikkatli okumalar.
Şirket kapitalizminin küresel hâkimiyetine karşı giderek artan muhalefet, bu hâkimiyetin sürmesini sağlayan güçler tarafından karşılanmaktadır; onun dört kıtadaki ekonomik ve askeri egemenliği, yeni sömürgeci imparatorluğu ve en önemlisi, nüfusun büyük bir çoğunluğunu karşı konulamaz üretkenliğine ve gücüne maruz bırakmadaki sarsılmaz yeteneği.
Herbert Marcuse
Sayfa 9 - Ayrıntı Yayınları. (Çev. Soner Soysal). 2013: İstanbul
Politik dilbilim: Egemen sınıfın silahı. Eğer radikal muhalefet kendi dilini geliştirirse, egemenliğin ve iftiranın en etkili "gizli silahları"ndan birini kendiliğinden ve bilinçsizce protesto eder.
Nasıl bir yaşam? Hala "somut alternatif" sunma talebiyle karşı karşıyayız. Eğer bu talep yeni toplumda olabilecek belirli kurum ve ilişkilerin detaylı bir planını istiyorsa, talep anlamsızdır; bunlar önceden belirlenemezler; bunlar yeni toplum gelişirken deneme yanılma yoluyla gelişeceklerdir.
Otomobil baskıcı değildir, televizyon baskıcı değildir, ev aletleri baskıcı değildir; karlı bir değişimin gereklerine göre üretilen ve insanların kendi varoluşlarının ve kendilerini "gerçekleştirme"lerinin önemli bir parçası haline gelen arabadır, televizyondur, aletlerdir baskıcı olan.
...Öğrenci nüfusunun çok büyük bir kısmı geleceğin işçi sınıfıdır; bu "yeni işçi sınıfı" sadece harcanamaz değil, aynı zamanda var olan toplumun gelişmesi için yaşamsaldır da. (...)

"Öğrenci hareketi" ifadesinin kendisi zaten ideolojik ve sakıncalıdır. Yaşlı entelijansiyanın ve öğrenci olmayan nüfusun büyük bir kısmının bu hareket içinde etkin bir yeri olduğu gerçeğini saklar.
Bu toplum boğucu bir bollukta mal ürettiği ve kurbanlarını her yerde yaşam ihtiyaçlarından yoksun bırakırken bu malları ahlaksızca sergilediği için müstehcendir; kendi saldırganlık alanındaki kıt gıda maddelerini yakar ve zehirlerken, kendi çöp tenekelerini doldurduğu için müstehcendir; politikacıların ve eğlendiricilerinin sözcüklerinde ve gülümsemelerinde müstehcendir; dualarında, cehaletinde ve besleme entelektüellerinin bilgeliğinde müstehcendir.

Müstehcenlik, düzenin sözel cephaneliği içerisindeki ahlaki bir kavramdır. Düzen, bu kavramı, kendi ahlakının ifadelerine değil de, diğerlerininkine uygulayarak kötüye kullanır.
Toplumsal ve bireysel ihtiyaçların bu yanlış özdeşleştirilmesinde, insanların korkunç fakat karlı olarak çalışan bir topluma bu şekilde derinden "organik" uyumunda, demokratik ikna ve evrimin sınırları yatar. Demokrasinin kurulması bu sınırların üstesinden gelinmesine bağlıdır.

Meta biçiminin kalıcı hale gelmesini ve yayılmasını ve buna paralel olarak davranış ve doyum üzerindeki toplumsal denetimlerini yayılmasını sürdüren şey, tam olarak insan organizmasının bu aşırı uyum yeteneğidir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Özgürlük Üzerine Bir Deneme
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755397603
Orijinal adı:
An Essay On Liberation
Çeviri:
Soner Soysal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Frankfurt Okulu'nun kurucu üyelerinden ve 20. yüzyıl eleştirel düşünce dünyasının köşe taşlarından biri olan Herbert Marcuse'nin 1969 yılında, bütün dünyanın halk ayaklanmalarıyla ve toplumsal hareketlerle çalkalandığı sıcak günlerde yayımlanan kitabı Özgürlük Üzerine Bir Deneme ele aldığı konuları ve tespitleriyle günümüzde de önemini koruyor. Bu kısa ama çarpıcı makale, Sol'un teorik ve pratik yeniden inşası ve eleştirel düşüncenin doğru mecralarda ilerleyişinin sağlanması açısından mutlaka okunması ve derinlemesine irdelenip tartışılması gereken eserlerin başında gelir.

İleri endüstri toplumuyla rekabete giren sosyalist blok, bu rekabetin bir sonucu olarak, kendi hedeflerinden saparak rekabet ettiği sistemin değerlerinin egemen olduğu bir sisteme kaymıştır. Bu kayma, Marcuse'ye göre, geleneksel özgürlük anlayışını geçersiz kılmıştır. Artık, insanların gereksinimleri özgürce kendileri tarafından geliştirilmediği için, "herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinimine göre" ilkesinin işe yaramayacağı bir aşamadayız. Öyle ki, kendilerinin özgürce geliştirdikleri gereksinimlere sahip olmadıkları sürece, üretim araçlarının işçiler tarafından sahiplenildiği durumda bile, toplum baskıcı bir toplum olabilir. Dolayısıyla, özgürlüğünün olanakları başka yerlerde aramak gerekir. Marcuse de, Özgürlük Üzerine Bir Deneme kitabında, bu yeni durum içerisinde özgürlüğün yeni olanaklarını aramaktadır.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • Galaksiler Perisi
  • mustafa çilek
  • Hüseyin
  • Gamze Züleyha Üredi
  • Selim KOÇ

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (1)
9
%0
8
%0
7
%50 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0