Kitap
Özgürlükten Kaçış

Özgürlükten Kaçış

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.8
234 Kişi
919
Okunma
314
Beğeni
11,3bin
Gösterim
234 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 6 sa. 38 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Payel Yayınları · Mart 1996 · Karton kapak · 9789753880428
Orijinal adı
Escape From Freedom
Diğer baskılar
Özgürlükten Kaçış
Özgürlükten Kaçış
Özgürlükten Kaçış
Hürriyetten Kaçış
... Çağdaş toplumlarda birey, kendi yazgısıyla başbaşa bırakılmakta bu da kendisine korku ve güçsüzlükten başka bir şey getirmemektedir. Kendini içinde yaşadığı dünyadan ve toplumdan soyutlanmış duyan bireyler gittikçe çaresizleşerek yeni diktatörlüklere, totaliter yönetimlere verimli bir zemin oluşturmaktadır. İşte Dr. Fromm, bu çok önemli konuyu bilimsel yöntemlerle inceleyerek, herkesin anlayacağı bir dille gözler önüne sermektedir. (Arka Kapak)
5 mağazanın 7 ürününün ortalama fiyatı: ₺20,66
8.8
10 üzerinden
234 Puan · 43 İnceleme
Elif
Özgürlükten Kaçış'ı inceledi.
234 syf.
Yazar özgürlük kavramını analitik olarak incelerken özgürlüğü farklı boyutlarla ele almış, aktörün ruhsal yapısı ve iç dinamiklerinden hareketle aktörün psikolojik tutumlarının topluma yansıyan yönünü değerlendirmiştir. “ Özgürlük" ancak ve ancak çağdaş insanın kişilik yapısının bütünüyle çözümlenmesi temel alındığında tam anlamıyla anlaşılabilir” açıklamasından da anlaşılacağı üzere toplumu oluşturan bireyin hem fiziksel hem de ruhsal olarak incelenmesi gerektiğine, özellikle kişilik yapısının çözümlenmesine vurgu yaparak bu düşüncesini dile getirmiştir. Hem toplumun hem de toplumu oluşturan aktörün dinamik yönü düşünüldüğünde özgürlük kavramını değerlendirmek ve kavramsal olarak bir sınır çizmek neredeyse imkânsız görünmektedir. Bu imkânsızlık düşüncesini değişkenlik kavramı çerçevesinde sosyolojik düzlem içerisinde tekrar ele alırsak hem toplumun hem de bireyin hangi yönde ve nasıl bir evrilmeye doğru ilerlediğini çözümleyebilir ve bir olumlamaya ulaşabiliriz. Kültür kalıpları içerisinde kendi değişimini devam ettiren bireyle toplumsal sürecin kendi dinamiğini anlamak aynı kitabın farklı dillerde okumaya benzemektedir. Her yapının ontolojik olarak var ettiği sistemler kontekstinde kendine kavramlar sistemi ve adeta bir lisan da oluşturmuştur diyebiliriz. Bu iki lisan ne birbiri ile aynı ne de tamamıyla birbirinden farklı bir dil olup her iki dilin de çok iyi anlaşılması semantik yanlışlıklara mahal verilmemesi gerekmektedir. Özgürlük kavramı insanın varlığı ile birlikte ortaya çıkmış bir olgu olarak görünse de aslında insan kendi varlığından önce dış dünyanın farkına varmış ve evereni gözlemlemiş, sorgulamış, anlamlandırmış, şekillendirmiş ve hatta olanı değiştirmeye çalışmıştır. Doğaya egemen olduğunu yaratılmış her şeyin kendine hizmet ettiğini anladıktan sonra kendi iç dünyasını bizatihi kendi varlığına bir dönüş yaşamış artık içindeki “ben” i sorgulamaya başlamıştır. Burada yazar insanın kendi özgürlüğünü keşfetme sürecini anlatırken özellikle Avrupa’da yaşanılan skolastik döneme ve insan üzerindeki baskısına hayli vurgu yapmıştır. Zira bu dönemde insan kendi varlığını doğadan ya da dini tekelinde bulunduran kiliseden ayrı bir varlık olarak düşünmemekte onun bir parçası olarak görerek özgürlük gibi bir düşünceye de ulaşamamış durumdadır. Aynı zamanda kilisenin bu baskıcı ve totaliter tutumu insanın kendi varlığını sorgulamasına, özgürlük kavramına doğru ilerlemesine de neden olmuştur. İnsan da sürekli olarak kendini var eden değişim bir kalıba dökülmese de kendi içinde bir tutarlılık bir ahenk barındırmaktadır. Tıpkı uçsuz bucaksız gökyüzünde uçan kuşların belli bir koordinatta uçması gibi. Bu bağlamda yazarın şu cümlesi bu düşüncemizi destekler mahiyettedir. “ İnsanı hem kendi iç dünyasında hem de toplum hayatında denetleyen davranışlarının tutarlı olmasını sağlayan ruh ile beden arasında dengeyi kuran bir kuvvet vardır.” İnsan ontolojik olarak farklı kişilik ve karakter özelliklerinde yaratılmış, hem karmaşık hem de bu karmaşanın içinde “uyarlanabilen” bir mekanizmaya da sahip bir canlıdır. İçinde yaşadığı zamanın ve toplumun ayrıca kendi içsel dürtülerinin de yadsınamaz etkilerinden hareketle uyum sağlama ya da uyarlanma iç denetimiyle varlığını sürdürmede kararlı ve güçlü bir yapıdadır. “ İnsan varoluşu ve özgürlüğü en baştan birbirinden ayrılmaz iki öğedir.” Cümlesinden hareketle yazarın özgürlüğe olan bakış açısını anlayabilmekte, hem anlamsal hem de sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir kavram olduğu sonucuna varabilmekteyiz. Yazarın özellikle üzerinde durduğu diğer iki kavram ise “yapma özgürlüğü” ile “ yapmama özgürlüğü” söylemleridir. Bu iki kavram arasında gözle görülmeyen fakat insan ruhunda belli yaptırımlara sahip bir konum bulunmakta bu iki olgu arasındaki mesafenin artmasıyla kişi kendini yalnızlaşmış, tükenmiş ve özgürlüğünü sorgular halde bulmaktadır. Bu kitapta özgürlük tanımı yapılırken özellikle çağdaş yani modern insanın özgürlüğüne değinilmekte var olan bireysellikten hareketle ortaya çıkan soyutlanma, bireysel önemsizlik, güçsüzlük duygusu ve yalnızlık hissine atıfta bulunulmaktadır. Skolastik düşüncenin belli aşamalarla önemini yitirmesi, pozitif ve rasyonel düşüncenin hayata entegre olmasıyla birlikte insan kendini ekonomik ve kültürel bağlamda bireysellik yarışında bulmuş, bu yarışı kazandığını düşündüğünde ise varlığını temellendirdiğini düşündüğü manevi bağlardan koparak anlamsızlık seremonisinin içinde kendini yeni bir anlam arayışı içinde bulmuştur. Zira gelenekten gelen dinin ortaya koyduğu normlar ve değerler kapitalizmin de etkisiyle seküler bir yaşam süren insana artık yeterli gelmemekte kopan bağlar “yeni” oluşturulacak manalara yönelmektedir. Bireyselleşen insan özgürlüğünü her açıdan kavradıktan sonra daha önce yaşadığı tutsak düşünce kalıplarına dönüşü reddetmekte değişen manevi istek ve arzularıyla kendi değer ve inanışlarını oluşturmaya başlamıştır. Dinsel özgürlük ile göbek bağını kendi elleriyle kesen insan hem özgürlüğü talep etmekte hem de bir dine bir manaya bir ideolojiye bağlanma ihtiyacı duymaktadır. Çağdaş özgürlük insanı böylesi bir ikilemle baş başa bırakmış ruhen ve karakter olarak evrilen aktörü kendi güçsüzlüğüyle tanıştırmıştır. Kapitalizm insanı özgürlük söylemi altında modern bir köleliğe doğru sürüklerken kişiyi hem köklerinden koparmış hem de yalnızlığa iterek kendine bağımlı hale getirmiştir. Calvinizmin dikte ettiği “ çalış, israf etme, sermayeye dönüştür” söylemleri çağdaş insanın adeta kutsal metinleri haline gelmiştir. Ekonomik hayattaki niteliksiz ve çıkar ilişkileri toplumsal ve kişisel ilişkilerde de kendini göstermiş bu ilişkilerin “insansı” özelliğinin yitirilmesine neden olmuştur. İnsan içinde yaşadığı toplumda yaptırımların katı kuralların ve değişmez dini normların etkisinden kurtulduğu anda kendi özgürlüğünün peşine düşmüş maddeye hükmetmeye başlamış her anlamda hazza ulaşmaya çalışmıştır. Bu hazcılık ve bitmek bilmeyen tüketim arzusu bireysellik çıkmazı ortasında kalan insanı köksüz ağaçlara dönüştürmüş manen içsel bir çöküntüye uğramasına neden olmuştur. Bu özgürlük paradoksu içinde bunalan insan kendine kaçış mekanizmaları geliştirmiştir. Bu mekanizmalar fundamanadalist bir yaklaşım olup ya boyun eğme ya da egemenlik kurma olarak ortaya çıkmıştır. Bu ortaya çıkan durumlar aşırılıkları ve insanın ruhsal düzlemde bir saplantıya dönüştüğü için “sadizm” e ve “ mazoşizm” e dönüşmüştür. Sadist eğilimde de mazoşist eğilimde de soyutlanmış bireyin tek başına ayakta kalma yetersizliğiyle bu yalnızlığı yenecek bir ortak yaşamsal ilişki gereksiniminin bir sonucudur. Kişi ekonomik özgürlüğe kavuşurken yalnızlaşmış güçsüzleşmiş ve yetkeci bir kişiliğin etkisi altına girme ihtiyacı hissetmeye başlamıştır. Bu da yeni dini hareketlerin ve marjinal grupların ortaya çıkmasına ya insanın kendini karizmatik bir lidere körü körüne bağlanarak özgürlükten kurtarmasına ya da üstünlük duygusuyla kendini vazgeçilmez bir güç olarak görmesine neden olmuştur. Hitlerin nevrotik kişiliği ve sadist gerçekliğiyle bu aşırılığa bir örnek oluştururken kendine acı çektirerek mutluluğa erişeceğini düşünen toplu intiharlara kadar giden cemaatler de mazoşizme örnektirler. Sonuç olarak yazar değişen toplumu ve toplumun yapı taşı insanın fiillerinin nedenlerini anlamak için aktörün karakter analizinin, ruhsal çözümlenmesinin yapılması gerektiğini, ayrıca çağdaş insanın içine düştüğü buhranın, yalnızlığın ve durdurulamaz değişimin hangi yöne doğru ilerleyeceğinin bir ön değerlendirmesini yapmıştır. Yazar tarihi arka plan bağlamında, değişen çağdaş insan portresinin oluşmasında var olan her bir fırça darbesini analitik olarak ortaya koyarken sosyal gerçekliklerin dinamik insan doğasında ne denli önemli değişiklikler meydana getirdiğini de örneklerle izah etmiştir. Yaşadığı evrende bir parça konumda olan insan kendi varlığını keşfe çıkmış var olan dinsel hayat, ekonomik değişim ve buna bağlı piyasa hareketleri, kutsallığın yön değiştirmesi özellikle de sekülerleşme ile kapitalizmin yeni normları ile adeta var ettiği özgürlüğünden kaçmaya kaybettiği köklerini yeniden inşa etmeye karar vermiştir. Yapılan tanımlardan hareketle özgürlük, yaşama anlam ve güven veren tüm bağlardan kurtulan çağdaş toplumda soyutlanmış ve güçsüz kalmış bireyin güvensizliğidir.
Özgürlükten Kaçış
8.8/10
· 919 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
42
Ali Buğurcu
Özgürlükten Kaçış'ı inceledi.
256 syf.
·
9 günde
·
Puan vermedi
Tarihsel sürece baktığımızda bütün milletler savaşlarını, kavgalarını özgürlükleri için vermiştir. Ama gerçekten özgürlük istenen bir şey midir? Kitapta, insanın sürekli aidiyet ve birey olma duyguları arasında nasıl bir çatışma yaşadığını görüyoruz. Birey aidiyetine önem verirken, kendini yitiriyor. Herkes gibi biri oluyor. Öte yandan kendin olmanın bedelini büyük bir yalnızlık ve kökensizlik duyguları ile ödüyor. Çok arzuladığı özgürlük onu zeminsiz bırakıyor. Artık tüm seçimleri ve de en önemlisi, seçimlerinin sorumluluğu onundur. Yazar, özgürlük kavramını insanın doğadan ayrılış sürecinden başlatıp günümüz insanının özgürlük anlayışına kadar irdeliyor. İnsan doğadaki diğer canlılardan farklı olarak kendinin, geleceğinin ve mutlak sonunun farkında olması , kendi ve evrende olan diğer şeyler arasındaki ayrımı farketmesini sağlar. Birey, doğanın içinde kendisini hilkat garibesi gibi hisseder. Aidiyet duygusu, yaşamına yön verecek bir anlam ve amaç olmadığı sürece , birey olarak bir toz zerresi hatta bir hiç olduğunun ayrımına varacaktır. Bireyin, kendisini doğadaki diğer varlıklardan farklı olarak algılaması bireyleşme yolundaki ilk adımıdır. Ama bireyleşme yolundaki ilk adım, aidiyetin verdiği güvenlikten uzağa atılan ilk adımdır. Kitpata, insanın aidiyet ve bireyleşme gereksinimlerine örnek olarak bebeğin gelişimi anlatılır. Bebek doğumdan sonraki birkaç hafta annesinin memesini , kendisinin bir uzantısı olarak algılar. Ama birkaç hafta sonra kendisinin anneden ayrı bir varlık olduğunun farkına varır. Ortaçağda insanlar arasında yardımlaşma ve engin bir aidiyet duygusu vardı. Ama özgürlük yoktu insanlar feodalite sistemi altında hiçbir özgürlüğe sahip değillerdi Rönesans ve reformla bireycilik önem kazanmaya başlar. Ardından kapitalizmin yükselişine şahit oluruz. Kapitalizmle insan zihinsel , toplumsal ve siyasal açıdan özgürleşmiştir. Kendi kaderinin efendisi konumuna gelmiş, bireysel başarı ve rekabet önem kazanmış. İnsanlar arasında kültürel kalıplar, din ve toplumsal geçişler zayıflamıştır. Bütün bunların karşısında birey yine bedel ödemiştir: güvensizlik ve yalıtılmışlık. Birey özgürlükten nasıl kaçar? Otoriteye boyun eğerek, yıkarak ve konformizm ile özgürlükten ve kendi benliğinden kurtulur. Otoriteye boyun eğerek , kendi özünü, kendi dışında olan bir güçle kaynaştırır. Kendi güçsüzlüğünü, kendisini otoritenin gücü ile birleştirerek kapatmaya çalışır. Böylece bireysel özünden kurtulur. İnsan yıkıcılığı da benimser. Görev duygusu, sevgi ve vatanseverlik gibi kavramları kullanarak yıkıcılığını kendi mantığına bürümeye çalışır. Bunları yapamayan insan , kendi benliğinden vazgeçip, toplumun ve kültürün ona çizdiği sınırlar içinde yaşar. Toplumun istediği kişi olur. Kalabalıkların arasında herkesten birisi olmuştur. Bir amaç uğruna emek verir, ama amaç kendisinin değildir. Kendi özünü ve benliğini yitirmiştir. Böylece, birey kendini kalabalıklar arasında yitirerek, yalnızlık ve yalıtılmışlık duygularını bir nebze olsun dindirebilecektir. Konformizmi kitaptaki şu örnek özetler aslında: kimim ben? Fiziksel özümün sürekliğinin dışında kendi kimliğim için bir kanıta sahip miyim? Hiçbir kimliğim yok, başkalarının benden olmamı beklediklerinin yansıması olan şeyin dışında hiçbir öz yok: ben, "senin benden olmamı istediğin şeyim." Peki insan bütün bu özgürlükten kaçış serüvenine rağmen, özgürlüğe doğru bir çıkış yolu yok mu? Sevgi. Ama bu sevgi başkasına sahip olmak onu elde etmek anlamındaki sevgi değil. Sevgi duyulan kişiyi bir birey olarak kabul edip, ona sahip olmaya çalışmadan , onu değiştirmeye çalışmadan onu, o olduğu için sevmek ve değer vermek. Bir başka özgürlük yolu ise çalışmak. Zorunluluktan çalışmak kastedilmiyor elbette. İnsanın yaratma eylemidir. Bu bir sanat eseri olabilir, özgün bir düşünce, ürün olabilir.
Özgürlükten Kaçış
8.8/10
· 919 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
Fergan
Özgürlükten Kaçış'ı inceledi.
234 syf.
“Kısaca özetlemek gerekirse, birey, kendi olmaktan çıkar; kültürel kalıpların kendisine sunduğu kişiliği tümüyle benimser; böylece tıpkı diğerleri gibi ve onların kendisinden beklediği gibi olur. “ben” ile dünya arasındaki tutarsızlık ve onunla birlikte de, bilinçli yalnızlık ve güçsüzlük duygusu ortadan kalkar. Bu mekânizma, bazı hayvanların kendilerini korumak üzere renk değiştirmesiyle kıyaslanabilir. Onlar da kendi çevrelerine o kadar benzerler ki, çevrelerinden neredeyse ayırt edilemezler. Kendi bireysel benliğinden vazgeçen ve neredeyse bir robot haline gelen kişi, çevresindeki milyonlarca diğer robotla aynı olur, ve artık kendini yalnız hissetmez, kaygı duymaz. Ama ödediği bedel yüksektir; kendi benliğini yitirmiştir. '' E. Fromm Bu nefis alıntı "Özgürlükten Kaçış" adlı kitaptan. Bu kitabı niçin keşfetmelisin? Günümüz insanını anlamak, olur gibi gözükmek değil de gerçekten var olmayı düşünmek; bize sunulan dünyayı tanımak; içinde yaşadığımız ekonomik sistemin tarihsel dayanaklarını görmek; bizim olan düşünceleri sorgulamak; yalnızlığımız, yabancılığımız, soyutlanmışlığımız ve son olarak diğerlerinin yanına niçin bir türlü yerleşemediğimizi anlamak için. Hikmet Benol, diyordu ya: "kelimeler albayım bazı anlamlara gelmiyor" diye, E. Fromm'da şöyle diyor: "Sözcükler, hakikati gizlemede hiçbir zaman bugünkü kadar yanlış kullanılmadı." Sonu intiharla biten çağdaş insan hikayeleri üzerine; "Bir doygunluk ve iyimserlik maskesinin ardındaki çağdaş insan son derece mutsuzdur; hatta umarsızlığın eşiğine gelmiş bulunmaktadır."
Özgürlükten Kaçış
8.8/10
· 919 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
8
Bênav
Özgürlükten Kaçış'ı inceledi.
304 syf.
Bilinçli farkındalık... Çoğumuz okuyarak , görerek , işiterek ve daha çok farklı yollardan hayata dair bir şeyler öğreniriz ve bu öğrendiklerimiz ile farkındalığımızı arttırırız ama kuru bir farkındalık. Yani sorgulamadan mideye atılan bir besin gibi...Bazen bu farkındalığın getirdiği sorumluluklar altında ezilir bazen de bu farkındalığı içselleştiririz. Ama kuru bilgi farkındalığı cansız bir kitap veya kağıt yığınından başka bir şey değildir. Peki “özgürlükten kaçış” kitabını incelerken başlık neden bilinçli farkındalık nasıl bağdaştırabilirim. Bu kavramı üniversitesi döneminde bir konferansta duymuştum ve nasıl hem bilinçli hem de farkında olabiliriz ikisi aynı şey değil mi diye. Öğrendiğimiz bilgilerin içinimizde hayat bulması için bu öğrendiklerimizi aklın ve ahlakın süzgecinden geçirmemiz ve hayatımıza entegre etmemiz gerekir. Örneğin yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, birine zarar vermemek gibi hem ahlaki hem de usçu kuralları hepimiz biliriz ama ne kadar içselleştirip hayatımıza entegre edebiliyoruz. Bilinçli farkındalık ile buna erişebileceğimizi düşünüyorum. Umut ediyorum ki bunu yaptığımızda hayat daha anlamlı hale gelecektir. Özgürlükten kaçış kitabını incelerken de bu başlığı koyma amacım budur. Çoğumuz Özgür olmak için elimizden geleni yaparız. Peki hangimiz özgürlüğün ne olduğunu ve özgürlüğe sahip olduğumuzda neler olabileceğini kestiremiyoruz. Bilinçli özgürlük.... Bir robottan farklı olmadan bize yüklenen rolleri sorgulamadan kabul edip hayatımıza devem ediyoruz. Özgürlükten kaçış kitabında Fromm belki bunları sorgulamamıza yardımcı olur. İyi okumalar.
Özgürlükten Kaçış
8.8/10
· 919 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
13