·
Okunma
·
Beğeni
·
26906
Gösterim
Adı:
Pal Sokağı Çocukları
Baskı tarihi:
1977
Sayfa sayısı:
226
Format:
Karton kapak
ISBN:
---
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
235 syf.
·Beğendi·7/10
Çocukluğunu özleyenlere veya çocukluğuna ait saf duyguları arayanlara özenle duyurulur... Pâl Sokağı Çocukları ‘ ında kendi küçük ama kalbi dünyalardan büyük Nemecsek ‘ in dürüstlüğünü , özverisini , arsası ( arkadaşlarıyla beraber oynadığını , tüm zamanı geçtiği , kaleleri olarak niteliği eşsiz yer) uğruna hayatından olmasını konu ediniyor. Nemescek ve arkadaşları bize insanlık adına çok şeyler anlatıyor ve hatırlatıyor... Kitap çocuk kitabı olarak nitelendiriyor ama 1000k’ da kitabın hakkında bölümüne girdiğim de %29 ile 25-34 yaş arasının en fazla okumuş olduğunu gördüm. Kitapta eleştirebileceğim tek nokta ise çocuklar arasında kendi iç dünyaları da olsa askeri hiyerarşi olması , bu konu birazcık üzdü gibi beni gerçi dönemin şartlarını da düşününce makul de görülebilir belki. Bana göre tüm çocuk/kadın veya erkekler eşittir ve herkes özeldir. Tüm Sevgili Kitapseverlere saygılarımla...
207 syf.
·2 günde·8/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Pal Sokağı Çocukları kitabını yorumladım:
https://youtu.be/0QsuJ9RyBtA

Daha dün Kitap Ağacı İzmit Kitap Buluşması'nda bir çocuğa "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diye sordum. Bana "YouTuber" dedi. Burada bir sorun var. Bu incelemede bu sorunu çözmeye çalışacağım.

Küçük Prens'in en azından bir gezegeni vardı. Küçük Kara Balık'ın en azından bir göleti vardı. Peki Pal Sokağı Çocukları'nın elinde ne vardı?

Çocukluğumu hatırlıyorum da, kirlenmesini hiç istemediğim yeni alınmış giysilerle, istediğim zaman edinebileceğim renkli oyuncaklarla, televizyondan istediğim zaman izleyebildiğim zevkli çizgi filmlerle doluydu. Pal Sokağı Çocukları'nın ise nedense hiç böyle dertleri yoktu. Onların derdi ebeveynlerinin onları içine attığı yaşam mücadelesinde bütün çocukluklarıyla ayakta durabilmekti.

Kitabı okumuş olanlar az çok Nemençek karakterinin ebeveynlerde bile bulunmayan çocuk cesaretinin nasıl olduğunu, aralarında kurdukları çocukça bir rütbe hiyerarşisinin askeri bir düzenle yönetilen ülkeleri hatırlattığını, üniformalarının içinde kaybolan bedenlerinin bütün savaşlara inat sempatikliğini bilirler. Bu incelemede daha çok bizim sokağın çocuklarıyla Pal Sokağı Çocukları'nın karakterlerini karşılaştıracağım.

Çocukların sokakta oyunlar oynayıp birbirleriyle çocukluklarını geçirebildiği son yılları yakalamıştım. Aslında çocuklar sokaklara, sokaklar da çocuklara aitti. Bir çocuk için en önemli tanışma, oyun ve sosyalleşme mekanı olabilecek sokaklar 21. yüzyılda teknolojik bir evrim geçirmişti. Ebeveynler artık çocuklarını tabletlerdeki ve telefonlardaki sokaklarla başbaşa bırakıyorlardı. Oyunlar dijitalleşmişti ve samimiliğini kaybetmişti. Ama onlar da haklıydı! "Sokak çocukları" söz öbeğinden korkan ve görmezden gelen insanların arasında buna şaşılmamalıydı. Hiçbir ebeveyn çocuğunun "sokak çocuğu" olmasına göz yumamazdı!

Çocukluğum boyunca hiçbir zaman futbol sevdam olmadı. Keza şimdi de olmadığı gibi. Galatasaray'ı tutuyorum ama bakmayın, zenginlikleriyle kendi zenginliklerini doyuranlar ordusu. Bu yüzden de arayışlarıma cevap bulabileceğim, kendi oyun ihtiyacımı karşılayabileceğim verimli bir çocukluk çağım olmadı. Zaten bizim sokağın çocukları akşam ezanında evlerine çağrılan, sokaktan sonra birbirlerini unutup parçacıl hayatlarına devam eden insanlardı. Peki Pal Sokağı Çocukları'nın bizim çocuklardan ne farkı vardı?

Pal Sokağı Çocukları'nın vicdanı, merhameti, içlerinde bitmek bilmeyen dayanışma duygusu, aralarında kurdukları ebeveynlerinin bile beceremediği nitelikteki çocukça sistemleri kıskanılacak nitelikteydi. Milyonlarca ölü çıkarılıp kimsenin kazanmadığı savaşlarda sadece 1 tane şanlı bir ceset çıkarıp aralarındaki bütün sorunları çözebiliyorlardı! Biz, ebeveynler ve yetişkinler olarak çocuklar gibi olmayı hiçbir zaman başaramayacaktık. Yaşımız arttıkça içimizde çocukluğumuza duyduğumuz özlem de doğru orantılı olarak artacaktı.

Eskilerin sokaklarındaki çocuklar ellerindeki milyarlarca liralık teknolojik aletlerle değil, içlerindeki duygu değişimleri, birbirlerine karşı duydukları çocukça özlem ve beraber hissettikleri dayanışma duygusunun getirdiği manevi değerle sevinçlerine karşılık bulurdu. Teknolojiyi yaratan bizler ne kadar onun için köleleşirsek, doğanın içinde en özgür hareket etmesi gereken çocuklar da onun köleleri olarak hayatlarına devam ederdi. Kafka'nın kafesi teknoloji, kuşu ise çocuklar olurdu. Ama ülkenin sokaklarında güven kalmamış olması, ebeveynlerin çocukları artık yanlarında görmek istemesi gibi çağdaş ikilemler, çocukların "herhangi bir sokak çocuğu" ya da "X sokağı çocukları" olması arasındaki ince sınırdı.

Benim çocukluğum kendi adıma herhangi bir sokak çocuğunun hayatı ve Pal Sokağı Çocukları'ndan bir çocuğun hayatı arasında bir yerdeydi. Şu an hiçbir çocukluk arkadaşımın olmaması bu duruma en iyi örnektir. Biz insanlar olarak sokakları ne kadar tehlikeleştirir ve güvensizleştirirsek çocuklarımızı da evlere hapsederiz. Oysaki çocuklar ilk olarak sokaklarla sosyalleşir ve sokaklar da çocuklarla renklenir.

Sokaklarda oyun oynayan çocuk göremezsek, kedilerin korkmayacakları boyda insanlar kalmamış olur artık.

Sokaklarda oyun oynayan çocuk göremezsek, bakkal amcaların yüzü gülmez artık.

Sokaklarda oyun oynayan çocuk göremezsek, Pal Sokağı Çocukları'nın kendilerine kurduğu minik dünyanın benzeri, Küçük Prens'in mütevazı gezegeni, Küçük Kara Balık'ın devrimci vizyonu kalmamış olur artık.

Artık kalmamak için çocuklarımızı ya kitap dünyasının sokaklarıyla tanıştıralım ya da sokaklarımızı tehlikeleştirmemeyi öğrenelim. Biz büyükler olarak bundan başka çaremiz yok.

"Bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir." Mustafa Kemal Atatürk

Kitabı bana hediye eden Selman Ç. dostuma çokça teşekkürlerimle.
244 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Hahoo ho! Hahoo ho! Evet doğru okudunuz... Bu parolayla yazıya başlamanın, Pal Sokağı Çocukları'na yakışır olduğunu düşünüyorum. Bu nida onların kendileri arasında bir parola. Birbirlerini bundan tanıyorlar. Kitabı okurken, çocuğa bürünüp okudum ama bitirdiğimde yeniden yetişkin halimdeydim ve gözlerim sızıntı içindeydi. Macaristan'ın yoksul bir semtinde geçen hikayede, bir Pal Sokağı çocukları var, bir de onların ezeli rakipleri Kızıl Gömlekliler. İlk önce bilye savaşıyla başlıyor ardından yürekten bağlı oldukları oynadıkları arsayla. İki grubun kıyasıya mücadelesiyle kazanılacak bir arsa! Oyun oynamak için başka bir yer yok çünkü. Kitabı Hakan Günday'ın sevdikleri arasında görüp, not etmiştim. İyi ki okumuşum diyorum şu an.

Çocuk kitabı olarak adlandırılan romanı, yetişkinlerde çok rahat okuyabilir ve o küçücük, demir karakterli çocuklardan çok şey öğrenebilirler. Janos Boka, Pal sokağı çocuklarının lideri olarak hayran olunası bir çocuk. Hele en küçükleri kahraman Nemecsek, ah Nemecsek üzdün, dağıttın beni. Gereb, yaptıklarına rağmen bile, gözümden düşmedi.Öyle ki, Kızıl Gömleklileri oluşturan çocuklara bile yeri geldi saygı duydum. Çocukluklarına bakmadan, kendilerinden büyük davranış sergilediler. Çoğu büyük insanda arzulayıp, göremediğimiz şeyleri...

Ben bu tarz kitapların, içimizdeki çocuğun okuması gerektiğini düşünürüm her zaman. Bir şeyleri hatırlamak, üzerinde düşünmek iyi geliyor insana. İyilik, dürüstlük, gerçek arkadaşlık, bağlılık. Siz de, Ferenc Molnar'ın bu başyapıtını mutlaka okuyun.
244 syf.
“Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
rüyalarımıza melekler uğrardı
Kapımızdan yoğurtçu bahçemizden ishakkuşu
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi..
kışın bir sobamız olurdu
sobanın yanında kedimiz
kedinin önünde yün yumağı
bir hayat bilgisi fotoğrafı gibiydik..

Konya tahıl ambarı Mersin muz cennetiydi
Taksim'den Fatih'e troleybus kalkar
Şişhane’de mutlak raydan çıkardı.
Vallahi hayat zor fakat çok matraktı..

Geceleri bekçimiz gündüzleri sütçümüz
bizim kadar zayıf da olsa
nohuta makarnaya alışmış da olsa
Sarman adında bir kedimiz
ceplerimizde kırık misketlerimiz
çamur bulaşığı ellerimiz
ve gülümseyen bir yüzümüz
göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
bir araya gelerek çektirebilecegimiz
bir aile fotoğrafımız vardı..”

İbrahim Sadri’nin bu şiirinde çocukluğundan izlere rastlamayan azdır sanırım. Çocukluk her zaman güzel anılarla yad edilen hayatın hiç bir zorluğunun henüz yaşanmadığı acılardan habersiz geçirilen bir dönem olarak lanse edilir genellikle. Oysa yetişkin olup değer yargılarımıza göz attığımızda bunu şekillendiren olarak çocukluk döneminin azımsanmayacak kadar büyük etkilerinin olduğunu görebiliriz.

Çocukluğumuzdaki olaylar bilinçaltımızın dehlizlerinde yer etmiş ve ileriki dönemlerde onların etkisini göreceğimiz önemli yaşantılardan oluşur aslında.

Çocukluk denilen dönem nasıl harikalar diyarında geçmiyorsa çocuk diye adlandırdıklarımız da mutluluktan havada uçan her zaman mutlu şen şakrak kişiler değildir. Yaşımız ilerlediğinde ise bu gerçeği genellikle unutur onların da en az bir yetişkin kadar üzüntü duyabileceğini acılarının da en az bir yetişkin kadar ağlamaya değer sebepler barındırabileceğini düşünmeyiz.

Pal Sokağı çocuklarında da zamanla unuttuğumuz bu gerçekler hatırlatılıyor. Nemecsek Boka Feri Ats ve diğerlerinin gözünden bir zamanlar küçük olduğumuz ancak öfkelerimizin ve mücadelelerimizin hiç de küçük olmadığı günlere dönüyoruz.

Pal Sokağı çocuklarının heyecanını bu kadar derinden hissedebilmem de doksanlı yıllara ucundan kıyısından da olsa yetişen biri olarak kalabalıklar halinde sokakta oynayarak büyüyen son nesilden olmam belki de. Her ne kadar merkezde cadde üzerindeki bir apartmanda otursak da teknolojiden henüz nasibini almamış çocuklar olarak sokaktan eve girmez, mesken tuttuğumuz anadolu lisesinin bahçesinde türlü maceralar peşinde koşardık.

İlkokul zamanlarımıza rastlayan o dönemlerde favori bir oyunumuz vardı, savaş oyunu. Savaş oyununun sona ermesi bazen haftaları bulurdu. Üyelerinin hiçbir zaman değişmediği iki takım ve onları yöneten başkanlardan oluşan ve düşmanları(?!?) esir etme amacına dayanan nefret damarlarımızı kabartan bir oyundu bu.. Oyun aynı anda grubun kaçıp saklanmasıyla başlar her grup rakip takımın üyelerini ele geçirinceye kadar devam ederdi..

Bizim her ne kadar Pal Sokağı çocukları gibi uğruna savaştığımız arsamız olmasa da en az onlar kadar birbirimize reva gördüğümüz cezalar vardı. Yakalanmama uğruna girdiğimiz inşaatları hatırlayınca ister istemez aklıma gelenler; kollarımızı sürttüğümüz, dizlerimizi yüzdürdüğümüz kaza anları ve yalamak(?!?) suretiyle kanamayı durdurma çabamızın doğal sonucu olarak, düşününce hala ağzıma gelen kan tadı, yakalanmaya ramak kala duyduğumuz heyecan ve bunun sonucunda düşman tarafından kömürlüğe tıkılma korkusu.. Başka alternatiflerse değnek cezası, ellere ip bağlayıp sürüyerek dolaştırma gibi seçeneklerdi.Diğer oyunlarda kardeş gibi olan bizler savaş oyunu sözkonusu olduğunda kendimizden geçer sözde düşmanımıza ’işkence’ ederek bas bas bağırtmaktan zevk alırdık.

Bunlar Pal Sokağı’nın bana hatırlattığı ve tekrar tekrar yaşattığı anılardan bir kısmı.. Bir çocuğun da kendi değerleri olabileceğini ve hatta bunlar uğruna mücadele ederek neleri feda edebileceğini yüzyıl öncesinden sade bir dille aktarmış bize sevgili yazar.Aynı zamanda çocukların kendileri yarattığı bu değerler uğruna nasıl bir savaş verebileceğini, hiyerarşinin intikam duygusunun sadece yetişkinlerin dünyasına özgü olgular olmadığını uygun ortam hazırlandığında onların da ne kadar acımasız olabileceğini hatırlamış oluyoruz.
244 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Ferenc Molnar ,Macaristan’da bir okulda yayınlanmaya başlayan bir gazete için Edebiyat öğretmeninin ondan bir öykü kaleme almasını istediğinde ve Molnar teklifi kabul ettiğinde bölüm bölüm tefrika edilen “Pal Sokağı Çocukları”nın bu kadar yankı uyandıracağını bilmiyordu.

Kendisi hukuk eğitimi alırken 1.Dünya Savaşı patlak vermiş ve bu sayede Galiçya Cephesinde savaş muhabirliği yapma imkanı bulmuştur.
Pal Sokağını yazdığı dönem Avusturya-Macaristan İmp. da içerisinde bulunduğu, savaşın ayak seslerinin duyulduğu zamanlardı. Yazar adeta kendi vatan sevgisini , vatanı için yapmak istediklerini , aidiyet duygusunu ,olmak istediği veya olamayacağı tüm yönlerini yazdığı öyküde Nemecsek üzerinde şekillendirmiştir.
Gelelim kitaba.

Taş binalarla çevrili Budapeşte’nin çocuklarının ellerinde kalan son iki oyun merkezinde kurdukları iki vatan ele alınıyor. Bu iki vatandan birinin sahibi Pal Sokağı Çocukları ve vatanlarının adı Arsa. Diğerleri ise Taş Binaların arasına sıkıştırılmış küçük parklardan birine sığınan Kızıl Gömlekliler. Kızıl Gömlekliler maddi durumu Pal Sokağı Çocuklarından daha iyi olan bir grup lise öğrencisini kapsıyor.
İki grupta da mükemmel bir askeri nizam hakim. Her iki grubunda başkomutanı , subayları, yüzbaşıları ve sürekli emir verdikleri küçük erleri var. Pal Sokağı Çocuklarının eri Nemecsek. Arsadaki bu teşkilatlanma kurulduğundan beri -“Macun Biriktirme Derneği”- Nemecsek ve arsada bulunan köpek er olarak çalışma yürütüyor. Aklınıza gelebilecek her türlü işi Nemecsek’e yaptırmak akranlarının hoşuna gidiyor ve Nemecsek gün gelip de erlik rütbesinin artık yükseltilmesi gerektiğini söylediğinde hiç de sanıldığı gibi masum olmayan çocukların reddiyle karşılaşıyor. Çünkü her zaman emir verilecek birine ihtiyaç duyduklarını ve bu görev için çelimsiz ve küçük Nemecsek’in uygun olduğu konusunda hemfikirler.
Ancak kitabın devamında bu çelimsiz ve küçük er Nemecsek’ten bir adanmışlığın , dostluğun, vatan sevgisinin ne demek olduğunu çok büyük bir sınavdan ve büyük bir sonuçtan geçerek ödeyecekler.

Bu sınav, zengin grubun oluşturduğu Kızıl Gömleklilerin , Pal Sokağı Çocuklarının arsasına izinsiz girerek , top oynayacak bir sahaya sahip olmamaları gerekçesiyle Arsa’ya sahip olmak için savaş ilan edeceklerini bildirmesiyle başlar.

Her savaşta hainler olur. Hayattaki savaşta , kendimizle olan savaşta kimi zamanda böyle cephelerin birbiriyle olduğu savaşlarda… İçimizdeki hainlere nasıl yaklaşmalı? Nemecsek ve Boka’dan büyük bir ders burada bizi bekliyor olacak.

Ya da saygı duymak nedir? Erdem sahibi olmak , düşmana , nefret ettiğine , yeri geldiğinde her türlü pisliği yapmaya çekinmeyeceğin insan karşında saygılı olmak. O insanın tek bir hareketiyle tüm rütbeleri unutup onu saymak …
Tüm bu değerleri bize liseye yeni başlayan 13 – 14 yaşındaki çocuklar öğretecekler.

Ya da kanunların nasıl işlenmesi gerektiğini, haklarımızı nasıl savunmamız gerektiğini , yeri geldiğinde bizden yükseğe de haksızlık karşısında sesimizi çıkartmamız gerektiğini , sonu işkence de olsa karşı çıkabilmeyi bu ayakları yaşıtlarından da küçük olan , ufacık, şarışın bir çocuk öğretecek bize.

Çocuklara aidiyet kavramının , dostluk ve sevginin açıklamasını yapmak ; bu soyut kavramları açıklamak zor olabilir. Bu gibi durumlarda bu tarz kitaplar yardımımıza koşacaktır. Elbette bu sadece bir çocuk kitabı değildir. Kahramanlar da çocuk değildir , en azından kişilikleri , oluşturdukları kimlikleri onları çocukluktan soyutlamıştır. Kimi zaman onları bir göz yaşından bile mahrum eder. Büyümüş çocuklardır onlar.
Nemecsek’ten herkesin öğrenmesi gereken bir takım erdemler olduğunu tüm okuyanlar görecektir. Çocukların dünyası çoğu zaman yetişkinler daha gerçek. Biz ambalajlar etrafında bazı şeyleri artık göremiyoruz , belki bu kitapla birlikte gözlerimiz bir nebze olsun açılır. Bu arada bu kitabın bir çok okulda okutulmasının da zorunlu olduğunu biliyor muydunuz? Söyledim, artık biliyorsunuz.
Bana bu kitabın incelemesini ve çocuklar üzerindeki etkilerini araştırmamı isteyen bölüm hocama çok teşekkür ediyorum. Göğsümde kapanmayan bir yara , Nemecsek , seni unutmayacağım.
235 syf.
·2 günde·10/10
Kitabı bitirdikten sonra boğazda oluşan düğüm ve ardından gelen ağlama isteği...

Çok özel bir kitap okudum. Çocuk kitabı kategorisinde olmasına rağmen, içinde barındırdıkları ders niteliğinde olan eser; oyun oynadıkları arsa uğruna savaşan bir grup çocuğun hikayesini konu alıyor. Çocukların gözünden dostluğun ne kadar güzel bir şey olduğunu görüyoruz. Kitapta beni en çok etkileyen karakter tahminimce, okuyan tüm okurları etkileyen; sarışın minik Nemescek oldu.
Uğruna çok şey kaybettikleri Pâl Sokağı Çocukları'nın arsasında şimdi çok katlı evler var. Keyifli okumalar.
134 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Sonlara geldiğimde boğazım düğümlendi. Küçük adamların, toprak için verdikleri "ciddi savaş" sadece oyun oynamak içindi. Kitap iade-i itibarın ancak iş işten geçtikten sonra verildiğini, çocuk dünyasında da bu gerçeğin değişmediğini anlatıyor. Duygulu ve çocuklara bakış açımıza ciddiyet getiren bir kitap.

Çocuk kitabı olduğundan belki, biraz zorlanarak hafif de sıkılarak okudum ama son çeyrek akıcıydı. Tabi bu akıcılık acıklı bir örgü içinde yazılmış. Çocuklar için güzel bir hikaye. Bizler için de hoş satırlar.
235 syf.
·2 günde·9/10
Yeni nesil 5. Sınıfların dersindeyim. Derse girmeden önce işleyeceğim konuya hazırlık yapıyorum. Güzel bir şiir işleyecektik o gün. Şiiri okuduğum gibi çok etkilenmeye başladım. Şiir resmen beni alıp kendi çocukluğuma götürdü. Şehirde top oynadığımız bütün arsalar yavaş yavaş bina olarak karşımıza çıkıyordu. Her arsaya bir bina dikilmeye başlıyordu. Kaç yıldır meyvelerini yediğimiz ağaçlarımız da birer birer gidiyordu. Ne meyvesini yiyeceğimiz ağacımız ne tırmandığımızda kendimizi “Tarzan” gibi hissedeceğimiz bir ağacımız ne de saatlerce hiç yorulmadan top oynayacağınız bir arsamız kalıyordu.

Son bir tane küçük bir bahçemiz ve o bahçenin içinde iki tane ağacımız kalmıştı. Bütün mahalledeki çocuklar o bahçede top oynamak için kavga eder. Sonra gücümüz takatimiz bitince takım takıma kavga ettiğiniz arkadaşlarla top oynardık. Kafam 6 yerden kırıldıysa 4’ü o bahçede top oynamak içindir. Bana çocukluğunu anlat deseler, mahallemizdeki boş arsaları anlatırdım. Çünkü gün gelir o arsalar: “top sahası”, gün gelir “cephe hattı” gün gelir “Formula rallisi” olurdu. Vel hasıl dolu dolu geçen çocukluğumun en büyük anısıydı onlar.


Bir sabah uyandığımda her sabah yaptığım ilk iş gibi kendimi arsamıza atacaktım. Fakat orada bir şeyler olduğunu gördüm. Yakından baktığımda elimizde kalan son arsamızın otopark olacağını söylediler. O an dünyam başıma yıkılmıştı. Çünkü bir daha orası bizim olmayacaktı. Aslında arsa otopark olmuştu ama bizim çocukluğumuz ölmüştü. Gerçekten de öyle oldu. O mahallede oynayan son çocuklar bizim neslimiz oldu. Ve bizden sonra hiçbir çocuğu o mahallede görmedim. Aradan yıllar geçtikten sonra tabi ki o meşhur arsamızda bina oldu. Geçen merak edip gidip saymak istedim. Eskiden bu sokakta kaç ağaç vardı diye. Yerlerini hatırladığım kadarıyla saydım. Dile kolay ufak bir sokak ve çevresinde benim çocukluğumdan itibaren 28 ağaç gitmişti. Tabi her ağaç kendiyle beraber bir çocukta götürmüştü. Ve gitmişti masallara sığmayan evrenimiz…


Peki okuduğum şiir hangisiydi: “

Kentlerde Yaşayan Çocuklar da Oyun Oynamak İster / Eray Canberk”
kentler daralıyor yollar daralıyor
kaldırımlar daralıyor daralıyor bahçeler bile,
daralıyor masallara sığmayan evrenimiz
yüreklerimiz daralıyor gün geçtikçe
oynayacak yer bırakın bize
önce cadde kenarları sonra kaldırımlar
bahçeli apartmanların bahçeleri
size ayrıldı sizin otomobillerinizle doldu
okulumuzun önü düşlerimizin içi
oynayacak yer bırakın bize
caddelere şimşek gibi fırlıyorsak
haşarılıktan değil yaramazlıktan değil
bizim olması gereken yerler bize yasak
büyükler söz anlamaz büyükler bencil
oynayacak yer bırakın bize
hey babalar abiler amcalar yöneticiler
bir makina yığınına kurban etmeyin bizi
aklınıza gelsin boş arsalarda oynadığınız günler
ama şimdi boş arsalar bile otomobil sergileri
oynayacak yer bırakın bize...

Şiiri okudum sonra ne oldu biliyor musun? Öğrenciler hiçbir şey anlamadı. Açıklamaya çalıştım. Kendi çocukluğumdan örnek verdim. Eski günleri anlattım. Anlatım da anlattım. Tık etmedi. Hayal kırıklığına uğradım. Baya üzüldüm. Bu çocuklarda artık ne masal vardı ne de kendi hayatlarını masal düzeyine getirecek bir arsaları. Anlamadılar… Çünkü bu çocuklar daha önce hiçbir şekilde sokakta oyun oynamadılar zaten. Ve bir neslin böyle çöktüğünü görünce bende orada çöktüm. İlkin “Serbestsiniz, ders bitmiştir.” dedim. Sonra: “Baro!” dedim Youtube işleri nasıl gidiyor? Baran cevap verdi. “Hocam her geçen gün takipçi sayım artıyor. Yakında ünlü bir Youtuber olacağım.” dedi. Bir baktım bütün sınıf şak şak konuşmaya başladı. Artık arsaları hatırlayacak bir nesil bile yoktu. (Bazen de Piisa sınavında sonuncu oluşumuzu burada aramak gerekiyor herhalde.)

Gel gelelim kitabımıza “Pal Sokağı Çocukları” 1907 yılında Budapeşte’nin yoksul semtinde yaşayan çocukların muhteşem hayatını ele almış. Ellerinde kalan son oyun yerleri için ellerinden gelen her şeyi yapan çocukların hayatını ele alıyor. Kitabı tüm yetişkin arkadaşlarıma tavsiye ediyorum. Ben iki gündür kitabı bıraktım hala etkisinden çıkamıyorum. Resmen aldı beni çocukluğuma götürdü. Muhtemelen de uzun bir süre etkisinde kalacağım. Yaşadınız çocukluğu tekrar hatırlamak istiyorsanız. Kesininle okuyun derim. Çocukları okutmayı tavsiye etsem mi etmesem mi bilmiyorum. Muhtemelen okuduklarında neden o kadar uğraşmışlar ki “Puncing” oynasaydılar diyecekler…

Son olarak kitabı bitirdikten sonra, kitap hayatınıza yepyeni bir arkadaş daha katacak “Erno Nemeçsek” ve onu en az kendi çocuğunuz kadar seveceksiniz.

Sevgiyle Kalın…
244 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Eğlenceli ve bir o kadar hüzünlü bir deneyimdi bunca zaman neden gözardı ettiğimi bilmeden elimin altında tutmuş olmam son derece üzücü :( hani olur da okumak için niyetlenirseniz bilin ki oldukça sarsıcı akabinde bir o kadarda keyifli bir eser. :)
235 syf.
Pal Sokağı Çocukları,
Ferenc Molnár'ı bütün dünyaya tanıtan kitap...
Yaşamının büyük bir bölümünü Budapeşte'de geçiren çevirmen Tarık Demirkan' ın "Dünyanın Bütün Çocukları Pál Sokağı' ndandır" başlıklı yazısında Pál Sokağı Çocukları için söylediği sözler özetler kitabı: "Ve onlar önem verilen değerler uğruna her şeyin göze alınmasını ve 'ihanete' karşı 'kopmaz dostluğu' temsil ediyorlar."

Kendilerine Pal Sokağı Çocukları diyen, vatanları olarak gördükleri Arsa için canlarını bile çekinmeden veren çocukların masum, hüzünlü, cesaret dolu hikayesine tanıklık ediyorsunuz.

Yazar vatan sevgisini, özlemini içten bir dille aktarıyor. İkinci Dünya Savaşı öncesi vatanını terk etmek zorunda kalan yazar, Pál Sokağı çocukları nezdinde vatanını kahramanca savunur. Arsa yazarın gözünde bir nevi Macaristan' dır aslında ve vatan için ölmek en şerefli duygudur!. Tabi uğruna savaştığın, öldüğün vatan toprakları gün gelir işgal edilir sebepsizse. Yazar hayatın aldatıcı gerçekliğini son sayfalarda çarpar yüzümüze:
" Pál Sokağı Çocukları'nın üstüne titredikleri, o kadar acıyla korudukları, kahramanca savundukları bu toprak parçası şimdi içinde evler olan kışla gibi bir binayla dolacaktı. Hem de sonsuza kadar..."

Yazar okura biraz acımasızca davranmış. Cesur Ernö sen bunları haketmedin. Ama gerçek kahramanlar en büyük bedeli ödeyenlerdir maalesef..

Savaşın bile dürüst olanı vardır, -çağımız için pek geçerli olmasada-Kızıl Gömlekliler onurlu düşman duruşlarıyla bunu bize gösterirler.
Elçiler, beyaz bayraklar, komuta birliği, dernek kurulu, çocukların kendi aralarında zevk aldıkları resmi ifade konuşmaları Molnar' ın dâhi yazma gücünün birer kanıtıdır.
Pál Sokağı Çocukları, oynayacak boş oyun alanı bulamayan masum çocukların cesaret dolu hikayesidir...

Tabletlerin, yetişkinlerin, beton yığınlarının arasına hapsolmuş bütün çocukların okuması dileğiyle...
“ Sevgili anıları üzerinde düşünebilir, belki de o anılar için ağlayabilirdi de, tabii gözlerinden yaş akarsa ... “
Ferenc Molnar
Sayfa 232 - Yapı Kredi Yayınları
Ah Nemeçsek, seni aptal çocuk... Kazanma ihtimalin sıfıra yakın işte, kaçsana, kaçıp gitsene sen de, kendini kurtarsana... Aklını Nemeçsek, aklını kullansana...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Pal Sokağı Çocukları
Baskı tarihi:
1977
Sayfa sayısı:
226
Format:
Karton kapak
ISBN:
---
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi

Kitabı okuyanlar 3.734 okur

  • Nurinaz
  • Hazal Uçgun

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları