Panteizm ve Vahdet-i Vücud Mukayesesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
388
Gösterim
Adı:
Panteizm ve Vahdet-i Vücud Mukayesesi
Baskı tarihi:
Ocak 1990
Sayfa sayısı:
123
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751706928
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kültür Bakanlığı Yayınları
Panteizm
-Panteizm'in Tarihçesi
-Spinoza'da panteizm
-Vahdet-i Vucud
-İbn-i Arabi'ye Kadar Vahdet-i Vucud Anlayışı
-Vahdet-i Vucud Ve İbn-i Arabi
-La-Taayyün, Ahadiyet, Vat-ı Bahd, Mutlak Vücud
-İlk Taayun, Ceberut Alemi, İlk Cevher
-İlk Akıl, Hakikat-i Muhammediye, Vahididyet Mertebesi
-İkinci Taayün, Alem-i Meleküt, Alem-i Emr, Mertebe-i Vahidiyet
-Ruhlar Mertebesi
-Misal Alemi
-Şehadet Mertebesi, Cisimler Alemi
-İnsan-ı Kamil
-Mertebe-i Camia
-Vahdet-i Şuhud'un Vahdet-i Vücud İle Alakası
-Vahdet-i Vücud İle Panteizm'in Birleştikleri Ve Ayrıldıkları Noktalar
-Panteizm Ve Vahdet-i Vücud Karşısında İslam Düşünürlerinin Tavrı
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
"Mutlak Varlık", Ibni Arabi’de sadece Tanrı-Âlem münasebetini
değil, bütün sisteminin özünü meydana getirmektedir.Ona göre,
Ontolojik açıdan "Vucûd (Varlık)" birdir. Bu "Mutlak Birlik”tir. Buna ister
Külli Cevher densin, ister ilk Muharrik, ister Külli Ruh, Külli Akıl vb. ne
denirse densin, tek Hakikat, tek Vucûd vardır; O da, ALlah'ın
vucûdudur. Eşyanın ayrıca bir vucudu yoktur. Onlar Allah’ın vucûdu ile
varlığa gelen (kâim olan) çeşitli şekil (süret) ve tezahürlerdeki tecellîden
ibarettir.
Böyle olunca felsefenin varlık probleminde ele almış olduğu madde
var mıdır? Maddenin mahiyeti nedir? Madde kadîm midir? Yoksa
mahlûk mudur? gibi vb. sorulara da lûzûm kalmamış oluyor.
Genel olarak, Ibni Arabî, varlığı; Mutlak Varlık, Mümkün Varlık ve ne
var ne de yok olan; ne ezelî, ne de zamanda olan varlık olmak üzere
üçe ayırıyor. Mutlak Varlık Tanrı, Mutlak Varlığa bağlı olarak varlığa gelen
mümkün varlık âlem ve de son katagoride yer alan hakikatların
hakikati, idelerin idesi, en yüksek cins, İlk Akıl vb. olan
tanımlanamayan varlık.
Garvie, Spinoza (1632 - 1677)'nın panteizmini yorumlarken de Spinoza’nın
hem içkinci, hem de aşkıncı bir panteist olduğu hatasına
düşmektedir. Ona göre "Spinoza, bütün eşya ve insanı İlâhî iki sıfat
olan "FİKİR" ve "UZAM"ın sadece modustarı olarak kabul ederken
içkincidir; fakat bu sıfatları ezelî ve ebedî, yok olmayan sıfatlar olarak
kabul ettiğinde ise aşkıncıdır. Belki Tanrı'nın tam olarak kavranamaması
ve metafizik bir gerçek oluşu, bizim açımızdan O'nu aşkınmış
gibi anlamamıza sebep olabilir. Bu sadece bizim açımızdan böyiedir.
Spinoza açısından ise, hiç de zannedildiği gibi değildir; çünkü Spinoza,
tek gerçeklik kabul ediyor, o da cevherdir ve bu cevher Tanrı-âlem ikiliğini
ortadan kaldıran ve onları aynileştirerek tek realite haline getiren
mutlak bir gerçektir. Zaten bu sebepten dolayı Spinoza ilk tutarlı ve
gerçek panteist sayılmıştır.
İlk önceleri VARLIĞIN BİRLİĞİ, daha sonraları ise VAHDET-I
VÜCÛD olarak isimlendirilen bu tasavvuf kaynaklı düşünce mesleğinin
sistemcisi lbn-i Arabî, üstün bir hafıza, geniş bir bilgi, örnek bir insan
olarak yaşamış, gerçek sayısını henüz bilemediğimiz yüzlerce eser
vermiş, hem İslâm, hem de Hıristiyan dünyasında ilgi toplamış bir fikir
ve hâl adamıdır. Sûfîleri felsefesi sistem ve tesbit edilmiş görüşleri
olmayan insanlar olarak vasıflandıran Ebu’l - A'lâ Afifi, lbn-i Arabi'yi bu
tip süfîlerden istisna etmiştir. Ona göre lbn-i Arabi’nin sisteminde Vahdet-
i Vücûd (Varlığın Birliği) görüşü hakimdir. Afifi, Vahdet-i
Vucûd’un en olgun şeklinin Füsûsu’l - Hikem’de özetlendiğini, bunun
düzensiz ve anlaşılmaz bir özet olduğunu, lbn-i Arabi'nin Vahdet-i
Vücûd felsefesinin şuurunda bulunduğunu söyledikten sonra şöyle
diyor: "Fakat felsefe eğitiminden geçmediği için O'nu nasıl ifade
edeceğini bilmiyordu. O'nun sözde kalan paradokslarına ve sık sık
görülen Islâm'ın naslarmı felsefenin ilkeleriyle uzlaştırma çabalarına
pek fazla önem verilmediği müddetçe, O'na tutarlı düşünür denilebilir..."
Spinoza, gerek ruhun, gerekse şeylerin kendi kendisinin bilgisine
sahip olmalarını zorunluluk ilkesinin gereği olarak görmektedir. Bu bir
çeşit "kim nefsini bilirse Rabbini bilir" kelâmının Spinoza'ca yorumudur.
Spinoza'ya göre her kim kendisini, kendi duygulanışlarını açık ve seçik
bilirse. Tanrıyı sever ve kendisini, duygulanışlarını ne kadar iyi bilirse
Tanrı'yı o kadar iyi bilir. Demek oluyor ki, insan tikel şeyleri ne kadar
iyi bilir, eşyayı ne kafdar iyi tanırsa Tanrı’yı da, o kadar çok iyi tanır.
Ruhumuz bir çeşit ezeliliğe sahip şeyler gibi, kendi kendisini ve bedeni
bildiği nisbette zorunlu olarak Tanrı'nın bilgisine de sahiptir. Bu bilgi
sayesinde ruh Tanrı’da olduğunu ve Tanrı ile kendisini bildiğini bilir.
Varlığın Birliği hallâc'da daha açık bir şekil kazanır. Hallâc "Vahid ve Tevhid Onda ve Ondan: Fi ve An" diyerek, herşeyin Allah'da
olduğunu, Onun gayrının bulunmadığını ifade ediyor. Buna göre "Zât vahiddir" "Hak sandığın şey, Hakkın kendisi değil, sadece Hakk'ın zühur ettiği âlemdir" Demek oluyor ki, hallaca göre, sadece Hakk
vardır; Hakk'ın dışında bir şey yoktur; Ben de O’dur; Sen de 0'dur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Panteizm ve Vahdet-i Vücud Mukayesesi
Baskı tarihi:
Ocak 1990
Sayfa sayısı:
123
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751706928
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kültür Bakanlığı Yayınları
Panteizm
-Panteizm'in Tarihçesi
-Spinoza'da panteizm
-Vahdet-i Vucud
-İbn-i Arabi'ye Kadar Vahdet-i Vucud Anlayışı
-Vahdet-i Vucud Ve İbn-i Arabi
-La-Taayyün, Ahadiyet, Vat-ı Bahd, Mutlak Vücud
-İlk Taayun, Ceberut Alemi, İlk Cevher
-İlk Akıl, Hakikat-i Muhammediye, Vahididyet Mertebesi
-İkinci Taayün, Alem-i Meleküt, Alem-i Emr, Mertebe-i Vahidiyet
-Ruhlar Mertebesi
-Misal Alemi
-Şehadet Mertebesi, Cisimler Alemi
-İnsan-ı Kamil
-Mertebe-i Camia
-Vahdet-i Şuhud'un Vahdet-i Vücud İle Alakası
-Vahdet-i Vücud İle Panteizm'in Birleştikleri Ve Ayrıldıkları Noktalar
-Panteizm Ve Vahdet-i Vücud Karşısında İslam Düşünürlerinin Tavrı

Kitabı okuyanlar 4 okur

  • Murat İslam
  • Hamide Altunsoy
  • Yok
  • Hasan Suphi

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%100 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0