Paradigmanın İflası (Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1854
Gösterim
Adı:
Paradigmanın İflası
Alt başlık:
Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
362
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758449163
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Özgür Üniversite Kitaplığı
Baskılar:
Paradigmanın İflası
Paradigmanın İflası
Paradigmanın İflası
"Sömürü ve baskının bir aracı olan bilim ve teknoloji, hem emperyalist Batı'ya dünyanın zenginliğine el koyma olanağı verdiği için Batılılarca itiraz edilmiyor, hem de azgelişmiş ülkelerdeki işbirlikçi oligarşiler ve onların çevresi sömürüden pay alabiliyorlar. Aldıkları bu pay karşılığında kendi halklarına zulmederek, baskıyı ve devlet terörünü sürekli gündemde tuturak, eski sömürgeciyi yöneticilerin uyguladıkları baskı bile geride bırakıyorlar. Üstelik bunu "ulusallık", "ulusal çıkarlar", "ulusal güvenlik", "birlik bereberlik" gibi kavramların gerisine gizlenerek yapıyorlar. Bu anlamda bir düşünürün dediği gibi: "Hakların kendi kaderlerini tayin hakkı, bu ülkeleri yöneten oligarşilerin kendi haklarını boğazlama hakkına dönüşmüş" bulunuyor."
362 syf.
·9/10
90'ların sonlarında okuduğum, son derece açık ve yalın bir dille anlatılmış bir sistem incelemesi. Mevcut devlet sisteminin sıkı bir eleştirisi. Bu günlerde tekrar okumak istediğim, hatta paragraf paragraf paylaşmak istediğim değerli bir kitap. Özellikle siyaset ile ilgilenenlerin okuması gereken bir kaynak. Katılırsınız katılmazsınız ayrı ama sıkı bir Kemalizm (devlet bakışı açısından düşünerek özellikle de yazıldığı dönemde) eleştirisi.
235 syf.
Rahmetli validem, 21 Ekim 1996 Pazartesi akşamüstü, doğumgünü hediyesi olarak vermişti bu kitabı bana, kendisinin imzaladığı bu kitap hala kütüphanemdedir. O zamanlar Rumelihisarüstü'nde yaşadığım evde, doğumgünü akşamı birkaç kişiyi misafir etmiştim ve bazıları da yatıya kalmıştı. İçlerinden biri, şimdilerde çokuluslu bir şirketin genel müdürü olan arkadaşım, kendisini uyku tutmayınca bu kitabı gece boyunca okuyup bitirmişti. Sabahleyin, kitabı beğenip beğenmediğini ona sorduğumda, bana, Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu yıllarda, savaş zamanı ve sonrası ekonomik istatistiksel durumu anlatan sıkı bir kitap, bence okumalısın demişti, haksız da değilmiş. Başka da bir sürprizbozan vermediğinden ben de kitabı takip eden iki gün içerisinde okudum. Akademik ve istatiksel bilgi anlamında iyi bir eserdi, ancak Kurtuluş Savaşı sonrası Atatürk ve hükümetinin iktisadi kararlarını kıyasıya eleştiren hatta Başkaya'nın aslında Atatürk'ten ve Kemalizmden hiç de hoşlanmadığını ayrımsadığım bir okuma olmuştu bu. Hem o günlerde alınan tüm iktisadi kararları yanlış buluyor, hem o günki hükümetin siyasal hareket ve devrimlerini kıyasıya eleştiriyor, hem de Atatürk ve silah arkadaşlarının vermiş olduğu savaşımı küçümsüyordu yazar. İnsanlar düşüncüleri yüzünden suçlanamaz elbette, Başkaya da bahsi geçen insanlara küfretmemişti sonuçta...

Sözün özü, önyargıları bir kenara bırakıp daha nesnel bir eser kaleme alsaydı Başkaya, bence Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ekonomik durumu derinlemesine anlatan en iyi birkaç eserden biri de bu kitaptır diyebilirdim.

Benim bu eserden çıkarımım bu, bir de siz okuyun bakalım, sizin çıkarımınız ne olacak?

Elinizden kitap, kalbinizden huzur hiç eksik olmasın.

Süha Demirel, 1 Kasım 2019, İstanbul.

***

Okuduğum Kitabın Künyesi

Adı: Paradigmanın İflası: Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş
Yazar: Fikret Başkaya
Alt başlık: Batılılaşma, Çağdaşlaşma, Kalkınma
Baskı: 5. Baskı, 1996
Sayfa sayısı: 344
Format: Karton kapak
Kitabın türü: Araştırma-İnceleme, Felsefe-Düşünce, Siyaset-Politika
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Doz Yayınları
362 syf.
·1 günde
Devrimci delikanlı olduğumuz dönemler de okuduğum bu kitapla ilgili eleştirel fikirlere sahibim. Bu kitap yüzünden yanılmıyorsam Fikret Başkaya ceza alıp,hapse girmişti. Kitaba gelecek olursak;okuyucuyu yormayan bir anlatım ve sadelikle "ağır" bir resmi tarih ve resmi ideoloji eleştirisi içeriyor.

Bu kitabı okuduğunuz da Cumhuriyet Tarihi'ne dair olan bilgileriniz ve donanımınız;şaşkınlığınızı yada öfkenizin ölçüsünü belirleyecektir.

Uzun bir emeğin ve çalışmanın bir ürünü gibi görünse de aslında geçmişte daha önce başka devrimci önderler tarafından Kemalizm'e ve Mustafa Kemal'e yapılan sert eleştirilerin derlenip düzenlendiği ve kategorik olarak kullanıldığı bir çalışma.

Dikkatimi çeken diğer nokta,yazarın Troçki sempatisinin kitabın tamamın da kendini hissettirmesi'dir.
Yerli yersiz,Troçki alıntıları'nın kullanılması ve güzellemeye varan bir dil açıkcası beni rahatsız etmişti.

Milli mücadele ile ilgili eleştirilerin de Doğan Avcıoğlu'nun sözleri ve eserlerinden faydalanması çarpıcı bir detay. İlginizi çekebileceğini düşünüyorum.

Uzun uzun pek çok şey yazılabilir bu çalışma ile ilgili. Ne yakılacak bir kitap (hiç bir kitap yakılmasın!) ne de çok övülecek ve methiyeler düzülecek kadar değerli bir çalışma!

Resmi tarih ve ideoloji'yi irdelemek ve eleştirel bir yetkinlik kazanmak adına okunması zaruri olan bir kitap.
362 syf.
·Beğendi·10/10
'91 basımı eseri sahaftan bulup okuma şansım oldu.Kitap ağır bir sistem eleştirisi yapmış.Ağırlıklı olarak belirli bir kesimi eleştirilerin odağına almış hissi verebilir bazı okurlar için.Kendimizi bildik bileli dilimizden düşürmediğimiz sistemle yüzleşme olanağı sunuyor.Kitabı,yaptığı eleştirilerden dolayı yarım bırakabileceklerin devam etmeleri halinde hoşlarına gidecek bölümlerin kendilerini beklediğini söyleyebilirim:) Benim gibi , okurken not almayı sevenler için onlarca malzeme de mevcut bu kitapta,keza ben öyle yaptım.

''...Kendi kimliğini inkar eden kişi ortaya çıkan 'boşluğu' ezen ulusun kimliğiyle doldurmak gibi bir açmazla karşılaşıyor ve psikolojik planda 'bozuk bir kişilik ' sergiliyor (Elbette burada söz konusu olan daha çok diplomalılardır)'' / K.Marx (S.58)




~İyi Okumalar~
362 syf.
·Puan vermedi
Bir afrika atasözü ile başlar kitap: Aslanlar kendi tarihlerini yazana dek, av hikayeleri hep avcıları övecektir.
Entelektüel olmaktan çok ilerdedir cesur bir kimliğe sahip olmak. İşte Fikret Başkaya bu kitapla hem eleştirel bir tarih okuması nasıl olur bunun cevabını verirken aynı zamanda cesaretin de nasıl önemli bir ahlakî çehre olduğunu gösteriyor çünkü hapis de yatmıştır bu kitabı yayınlayınca. Müflis olmuş bir sistemin ekonomik, siyasal çöküntülerini ele alarak güzel bir şekilde irdelemiştir. Özellikle Kürt meselesi ile ilgili yer dikkatimi çekmiş ve okurken zevk almıştım ki o zaman bu konu hakkında yeterli malzeme de yoktu. Türkiyede meselenin şahıs ve ideolojiden öteye ahlakî bir paradigma sorunu olduğunu da görüyoruz. Tarihi, hangi grup, parti yada ideolojiden olduğumuza bakmadan eleştirel okumamız gerek. Kibirli bir tarih okuyuşu hem bilgi ahlakina aykırı olup ilkel gruplaşma eğilimleri de meydana getirir. Tarih, siyaset alanlarına merakı olan arkadaşların kaçırmaması gerekiyor. Ki günümüz koşullarına güncellersek kitabı bu ülkenin yeni ideoloji ya da partilerden ziyade ahlakî bir siyasal konumlanışa ihtiyacının olduğunu hissettim. Resmî paradigmanın içinin çıkar ve ikiyüzlülükten arınması gerek ki felsefi konumlanışını tartışalım. Ama ne yazık ki ilmî eleştiri dâhi halen hapis ya da tehditlerle ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Çöküşü kendisine rehber edinmiş bir siyasal kadronun hiç değişmediğini ve zerre miktar ilerleyememiş bir ülke olduğunu fark edeceksiniz kitabı bitirince.
368 syf.
·18 günde·9/10
İnsanlardaki kafa karışıklığının sebeplerinin başında kavramların düzgün kategorize edilmemesi, değerlendirme ölçütleri oluşturamaması dolayısıyla sap ile samanın sıklıkla birbirine karıştırılması gelir. Bilim ve felsefe bize bu konuda oldukça sağlam elekler sunar. Eğer bunları tanır ve etkili bir biçimde kullanmayı öğrenirsek, sap ile saman birbirinden ayrılır ve kafa karışıklıkları bir nebze azalmış olur. Kitapla ilgili düşüncelerimi aktarmadan önce böylesi bir elek olan betimsel ve normatif düşünce ayrımından söz edeceğim.

Betimsel önermeler ahlaki herhangi bir yargıda bulunmadan olayların ortaya çıkışları, gelişme seyirleri ve sonuçlarını elden geldiğinde objektif biçimde tasvir eden önermelerdir. Bilimsel düşünceye yakıştırılan tavır budur: Gözlemler ve deneyler neticesinde olayları not etmek ve bunlar arasındaki örüntüleri irdeleyerek belirli teori ya da yasalara ulaşmak. Normatif önermeler ise içerisinde değer kavramını barındıran önermelerdir. Bir olayın iyi ya da kötü, değerli ya da önemsiz, geliştirici ya da geriletici olduğuna dair yargıda bulunduğumuzda normatif bir söylem geliştirmiş oluruz.

Bilim insanları inceledikleri alanın daha sağlam bir betimini sunmak için sürekli yeni araçlar ve yöntemler geliştirip bu konuda gerçeklikle aralarındaki mesafeyi giderek daraltırlar. Zaten betimsel ifadelerde çok fazla sıkıntı yoktur, genellikle uzun vadede üzerinde uzlaşılır. Peki, normatif ifadelerde bir evrensellik yakalamak mümkün müdür? Nihayetinde birisine zaruri görünen, diğeri için pekâlâ önemsiz olabilir, burada nasıl bir yöntem izlemek gerekir?

Normatif ifadelerinizin bir anlam taşıması için onlara dair değerlendirme standartlarınızın olması gerekir. Bu değerlendirme standartlarınız ne kadar kapsayıcı olursa, normatif ifadeleriniz de o düzeyde anlamlı olur. Kant’ın “aynı zamanda genel bir yasa olmasını isteyebileceğin maksime göre eylemde bulun" ilkesi tam da bu noktaya işaret eder. Siz yaptığınız ya da meşru gördüğünüz hareketleri herkes için meşru bulduğunuz sürece anlamlı bir düşünce geliştirmiş olursunuz; başta evrensel bir standart geliştirmeli ve eylemleri bunun üzerinden değerlendirmelisiniz. Aksi takdirde hem ahlaklı davranmamış hem de ciddiye alınmama biletinizi baştan kesmiş olursunuz.

Bu kısımdan bahsettikten sonra ikinci bir mesele olan bireylerin tarih yaptığı yanılgısına değinmek gerekiyor. Bir insan, yalnız başına, verili bir topluma doğar. İçerisine doğduğu toplumun üretim ilişkileri, kültürel üst yapısı gibi çok güçlü değişkenleri seçemediği gibi ailesi, okuyacağı okul, yaşayacağı ev, annesi ile arasındaki ilişkiyi dahi seçemez. Dolayısıyla birey, çoğunlukla verili durumların bir ürünüdür, özgürlük alanı varsa da çok dardır. Bu düşünce bize belirli durumlardan dolayı bireylere kahretmemeyi öğrettiği gibi yüceltmemeyi de öğretmelidir. Tarih nihayetinde belirli doğal, ekonomik, kültürel vb. etkileşimlerin ürünüdür. Bireyler burada ancak hızlandırıcı ya da yavaşlatıcı etkilerde bulunabilirler. Tarihsel dönemleri tek başına Napolyon, Sezar, Atatürk gibi isimlerin belirlediğini düşünmek en iyi ihtimalle cahilliğin ürünüdür.

Türkiye’nin kurulmasıyla birlikte, henüz kapitalist bireyleşme aşamasını tamamlayamamış çoğu toplumda olduğu gibi, M. Kemal belirli kesimler tarafından kurtarıcı bir mesih payesine yükseltilmiş kimi kesimler tarafından da yedi cihana hükmeden Osmanlı’yı yok edip, dini değerlere saldıran bir deccal olarak görülmüştür. Kişi kültünün olduğu toplumlar belirli bireyleri yüceltip karşılarındakini de şeytanlaştırarak ancak ikilikler (dikotomi) üzerinden düşünmeye alışkındırlar. Ülkemizdeki Abüdlhamid – M. Kemal karşılaştırması bunun tipik bir örneğidir. Devlet aygıtı uzun bir süre yalnız başına Kemalist kadroların elinde olduğu için, bir resmi ideoloji oluşturulmuş, bu ideolojide M. Kemal göklere çıkarılmış, dünyada eşi benzeri olmayan bir lider olduğu, bütün dünya liderlerinin ona özendiği, dünya halklarına örnek olduğu vb. söylemler geliştirilmiştir. Tabii ki bu söylemleri sorgulayan, buna inanmayan ya da bunu çürütmek için kalem oynatan herkes devletin tunç elinden nasibini almıştır. Fikret Başkaya da bu düşünürlerden bir tanesi.

1940’ta Denizli’de doğup, Ankara Siyasal’da iktisat ve maliye bölümlerini bitirerek Paris ve Poitiers üniversitelerinde doktora yapan Başkaya; Marksizm, azgelişmişlik, emperyalizm, kapitalizmden sosyalizme geçiş sorunları üzerine onlarca çalışma yayınlamıştır. Ordudayken sakıncalı er olarak Erzurum’a sürülmüş, kaynakça kısmının neredeyse tamamı Kemalist yazarlardan oluşturulan Paradigmanın İflası sebebiyle 20 ay hapis yatmış, 2004 yılında "devletin manevi şahsiyetine hakaret ettiği" gerekçesiyle 3 yıl hapsi istenmiştir. Edward Said’in tabiriyle entelektüele uygun düşen “her devrin sevilmeyeni” ya da “sürgün olma” sıfatlarını taşıyan Başkaya’nın 2014 yılında yazdığı kitabı AKP Ilımlı İslam, Neoliberalizm ismini taşımaktadır. Bunları niçin anlatıyorum? Çünkü gördüğüm kadarıyla kendini ilerici, aydın, eleştirel, özgürlükçü gören Kemalist çevrede M. Kemal’i eleştiren herkese bir kulp takıp, argümanları tartışmama rahatlığı var. Görüldüğü üzere Başkaya; basitçe geçiştirilecek bir cahil, iktidar yandaşı, yetmez ama evetçi, Kadir Mısırlıoğlu, devrim karşıtı, Kürt, Kürtçü vs. değil. Ama beni bir kitap incelemesinden önce önyargıyı kırmak adına bunca şey yazmak zorunda bırakan bazı Kemalist arkadaşlar da özgürlükçü, eleştiriye açık, demokratik, ilerici vs. değil. Hâlbuki, gönül isterdi ki 2002 yılından beri iktidarda olan AKP ile birlikte bu arkadaşlar da dönüp, “Acaba biz bir yerlerde hata mı yaptık?”, “Toplumla iletişim kuramamamızın altında bizden kaynaklanan sıkıntılar olabilir mi?”, “İnsanların hala 1000 yıl öncesindeki bir altın çağa saplanıp kalmasında bizim de bir payımız var mı?” gibi sorular sorup, bir adım ileri atma fırsatını yakalasın. Heyhat ki, buna çok uzağız…

Kitabın formatı bu biçimde olmasa da ben konuyu genel olarak resmi ideoloji tarafından oluşturulan bazı mitler üzerinden ele alacağım. Resmi ideolojinin ürettiği efsanelerin haddi hesabı, benim de hepsini değerlendirecek kadar vaktim yok. Burada sadece en temel gördüğüm beş miti tartışacağım. İncelemeye geçmeden önce belirtmek isterim ki ben ne M. Kemal’den ne de Abdülhamid’den nefret ediyor ya da hayranlık besliyorum. Bana göre ikisi de kendi dönemine, kendi toplumsal tabakasının misyonuna uygun rollerden bazılarını üstlenmiş, topluma katkısı olacak şeyler yanında zararı da dokunmuş insanlardır. Başarıları ideolojilerinin gerçeklik ile örtüşme oranında, başarısızlıkları da yine ideolojileri yüzünden gerçekliği kavrayamamalarındadır. Niyetim sadece bu kitap bağlamında M. Kemal’e yüklenen sıfatların gerçeklikle örtüşüp örtüşmediğini tartışmak. Yoksa sosyal bilim okumuş her insan bilir ki, ne birey abartıldığı gibi bir dönüştürücü güce sahiptir ne de geçmişe ah vah etmekle gelecek değişir.

Mit 1: Kurtuluş Savaşı anti-emperyalist bir mücadele, M. Kemal’de anti-emperyalist bir liderdir.

Her ne kadar bizim Kemalist arkadaşlarımız Türkiye’yi Osmanlı’nın devamı değil de sıfırdan kurulmuş bir devlet gibi görseler de durum böyle değildir. Osmanlı birinci emperyalist paylaşım savaşına girip, ondan pay almaya çalışmış ve mağlup olmuş bir devlettir. Ancak bizim resmi tarihimiz miladı hep 1919 ile başlatıp, bize saldıran bir vahşiler güruhu ile masum, gariban bir devlet teması çiziyorlar. Paylaşım savaşında kaybeden her ülkede olduğu gibi Osmanlı’ya da ağır şartlar dayatılmış, kazandıkları savaşın ganimetini almak amacıyla diğer emperyalist devletler yönünü bu tarafa dönmüştür. Memlekette herkesin birbirini suçladığı “İngilizlerle işbirliği yapma” M. Kemal için de geçerlidir. Emperyalistlerle arasına hiçbir zaman kesin çizgiler çekmemiş, onlarla dost olduğunu, kendisine uygun bir sorumluluk verilirse seve seve yapacağını belirtmiş, ayrıca ülke kendine gelir gelmez yapılan İzmir İktisat Kongresi ile birlikte aralarında gelişen dostluğu pekiştirmiştir. Kurtuluş Savaşı artık Kemalistlerin de kabul ettiği gibi Anadolu tarafından benimsenen, topyekun desteklenen bir hareket değildir. Genellikle bir kesim elit, aydın, öğrenci ve ordu mensubu tarafından öncülük edilen, emperyalistlerle diplomasinin ağır bastığı bir harekettir. Nitekim nihayetinde Osmanlı’nın borçlarının devralınması gibi emperyalistler tarafından dayatılan onlarca istek kabul edilmiştir. Yedi düvele karşı verilen bir mücadelede tüm cephelerde 9167 askerin ölmesi, olayın anlatıldığı gibi olmadığını anlamanın en basit yoludur. Bugün dünyanın herhangi bir yerinde bu tarz diplomasi hareketleri emperyalizme yaranma olarak değerlendirilirken M. Kemal’in böyle değerlendirilmemesi ikiyüzlülüktür.

#72424087
#72427845
#72432379

Mit 2: M. Kemal’in gerçekleştirdiği bir Ulusal Kurtuluş Mücadelesidir ve onun milliyetçiliği ırk temeline dayanmayan bir milliyetçiliktir.

Ulusal Kurtuluş Mücadelesi, adı üstünde bir ulusun kendi yaşadığı topraklarda onlar üzerinde egemenlik kuran başka uluslara ya da topluluklara karşı verdiği mücadeledir. Ulusal mücadele veren bir hareket ilkesel olarak her ulusun da kendi mücadelesini vermesinin doğal olduğunu kabul eder. Başka bir ulusun kurtuluş hareketi sizin hareketinize zarar veriyorsa, yaptığınız şeyin niteliğini sorgulamanız gerekir. Kendisi için zaruri gördüğünü yanı başındaki diğer uluslar için hainlik olarak gören, bünyesindeki diğer ulusları kendi ulusu üzerinden tanımlayan, başa geçer geçmez diğer ulusların dillerini, kimliklerini, yaşam normlarını yasaklayıp hor görerek var olan bir hareket ulusal kurtuluş hareketinden başka her şeydir. Nihayetinde, mücadele ettiği şeye dönüşen ancak dönüştüğü şey ile isimlendirilir.

Ayrıca Kemalistlerin bolca dillendirdiği Atatürk milliyetçiliğinin ırka dayanmadığı fikri de doğru değildir. Muhtemelen demek istenilen şudur; Atatürk bu coğrafyada yaşayan herkesi belirli bir üst kimliğe dâhil etmiştir. Bu kimlik ilginçtir ki, bin yıllardır bu coğrafyada yaşayan insanların kendilerinden geldiğini, bütün dillerin Orta Asya’dan doğduğunu, bu coğrafyada kullanılan diller yerine özellikle “Türk” ırkına ait kelimelerin ikame edilmesinin gerektiğini, tarihi bu coğrafyanın tarihi olarak değil de Orta Asya’dan başlatmak gerektiğini, damarlarında asil bir kan olduğunu hatta Türklere özgü kafatası yapısının olduğunu, büyük düşünürlerin Türk olup olmadığını anlamak ölçümler yapılması gerektiğini vb. savunmaktadır. Maalesef tüm bunlara rağmen hala bunun kucaklayıcı, kapsayıcı olduğunu savunan arkadaşlara empati önermekten başka çarem kalmıyor. Şu soruyla başlayabilirsiniz; başka bir ulus size aynı şeyleri reva görseydi bunu da ırkçılık olarak değerlendirmeyecek miydiniz?

#72511180
#72835365
#73335988
#73369168
#73335988
#73083714
#72835338
#73485646

Mit 3: M. Kemal’in Doğu’da yürüttüğü mücadele özünde ağalık ve şeyhlik düzenine karşı yürütülen bir mücadeledir.

M. Kemal kendi döneminde Doğu’da yükselen bir Kürt ulusal hareketi olduğunun bilincindedir. Bu hareket onlarca komutan, dernekler, dergi çevreleri, öğrenciler ve bölge halkı tarafından sahiplenilmekte ve giderek büyümektedir. M. Kemal 15 Eylül 1915’te Malatya Mutasarrıfı aracılığıyla Hacı Kaya ve Şehzade Mustafa'ya şunları yazar:

"Maazallah İslam kanı akıtılması, günahsız zavallı Kürt kardeşlerimizden birçoğunun Osmanlı askerleri tarafından öldürülmesi gibi Dünya ve ahrette pek elim bir sonucu doğuracaktır. Oysa din ve namus sahibi büyükler yaşadıkça Kürt ve Türk'ün birbirinden ayrılmaz iki öz kardeş olarak yaşamakta devam edeceği ve hilafet etrafında sarsılmaz bir vücut halinde kalacağı şüphesizdir.”

Yani Kürt diye bir şey vardır, güçlüdür ve iletişim kurmak gerekir. Bu Kürt hareketi de tıpkı M. Kemal gibi, “müthiş taktiklerle”, İngilizlerle iletişim kurmak, toplumu harekete sevk etmek için dini kullanmak, yer yer hilafet sevdası yer yer de hilafet karşıtlığı üzerinden örgütlenme geliştirmektedir. Koçgiri, Ağrı, Dersim, Şeyh Said isyanlarının farklı taktik ve saikleri olsa da kökeninde ulusal hareketlerdir. Şeyh Said hilafet yanlısı, Seyit Rıza hilafet karşıtı bir tandansa sahiptir. İngiliz işbirliği ise sadece M. Kemal yapınca hoş görülen bir eylemdir.

M. Kemal’in kendi döneminde, yalnızca kendi başına belirlediği mecliste bolca Kürt ağası ve şeyhi mevcuttur. Bu ağalar ve şeyhler yakın döneme kadar devlet tarafından silahlandırılıp, desteklenerek bölge halkına karşı bir tehdit unsuru olarak kullanılmıştır. Yani M. Kemal ağalara ya da şeyhlere karşı değildir, işine gelmeyene, ulusal mücadele yürütene karşıdır, işine geleni el üstünde tutar ve onun ağalığı ya da şeyhliğine karşı herhangi bir tutum takınmaz.

#72606323
#73831703
#73825979
#73735059
#73462022

Mit 4: M. Kemal Osmanlı’nın ayanları ve bürokratları altında ezilen yoksul köylü ve emekçileri kurtarıp rahatlatmış, halkçı bir liderdir.

Bilindiği üzere Osmanlı’nın son dönemlerinde özellikle birçok bürokrat ve ayan halkın sırtından geçinmekte, yoksul halkın kanını emmektedir. Ancak M. Kemal ile birlikte bunun bittiğini zannetmek yanılgıdır. Osmanlı’nın Babıali’den kalma birçok bürokratı İstanbul’dan Ankara’ya geçmekte, M. Kemal tarafından seçilen paşalar ve milletvekilleri dönemin birçok şirketinin, bankalarının ortağı olarak sömürüye devam etmekte, onlarca köye ağalık yapmakta, yoksul köylüye yaşam alanı tanımamakta, vergiler yine yoksul halka ve emekçilere yüklenmektedir. Toprak reformuna Adnan Menderes gibi milletvekili ağaların karşı olduğu ifade edilerek, M. Kemal temize çıkarılmaya çalışılmakta ama tüm mebusların onun onayıyla seçildiği unutulmaktadır. Dolayısıyla emekçi kesimin hayatında dişe dokunur bir dönüşüm olmamış; aksine eski yaşam biçimi de hor görülüp kılık-kıyafet kanunu getirilip, dini semboller yasaklanarak üzerlerinde başka tür bir baskı oluşturulmuştur.

#72366162
#72596022
#73338217
#73869736
#73902874
#73949742
#74676228

Mit 5: M. Kemal “egemenliği kayıtsız, şartsız millete” vermiş, cumhuriyetçi ve devrimci bir liderdir.

Arapça çokluk, kalabalık, halk anlamlarına gelen cumhūr kelimesinden türeyen cumhuriyet, görüldüğü üzere tek kişinin söz sahibi olmaması, yönetimin çokluğa, halka verilmesi anlamına gelir. Devrim ya da ihtilâl ise, halkın, hükümetten gördüğü siyasi toplumsal ve ekonomik baskılara, yolsuzluklara ve/veya basiretsizliğe tepki olarak siyasi erk ve yönetim sisteminde ani, köklü ve nitelikli bir değişim başlatmasıdır. Görüldüğü üzere buradaki özne de halktır. Ancak ne Türkiye’nin kuruluşunda ne de sonrasında halk ya bu hareketi desteklememiş ya da halkın özne olmasına izin verilmemiştir. Halka rağmen, sözümona halk adına girişilen batılılaşma, ilericileşme vb. hareketler halk nezdinde bir karşılık bulmamış, aksine bir yıkım ve aşağılanma duygusu uyandırmıştır. M. Kemal neredeyse hayatının hiçbir döneminde halkın ya da çoğunluğun ne düşündüğünü umursamamıştır. Meclisteki mebusları tehdit etmiş, mücadelesine katılmak istemeyenlerin yakınlarını dahi ölüme mahkûm etmiş, tüm mebusları kendisi seçmiş, kendi takdiriyle kurdurduğu ikinci parti dahi halkın ilgisine mazhar olunca kapattırmış, kendi düşüncesi dışındaki herkesi çeşitli damgalarla damgalayarak ya öldürmüş ya da bertaraf etmiştir. Ama canım dönem onu gerektiriyordu demek başkadır, bu eylemlerin sahibini cumhuriyetçi ya da devrimci ilan etmek bambaşkadır. Halk hareketlerini dahi içine halkın dahil edilmesi gerekmeyen bir çaba olarak gören jakoben yaklaşım ancak darbe yapabilir, diğerleri onun harcı değildir. Her fırsatta (SCF, AP, AKP) halkın bunu istemediğini, tepeden inmeci tavırların halkı dönüştüremeyeceğini anlaması gereken bu jakoben arkadaşlar maalesef hala “halkın ne kadar salak” olduğunu konuşmanın devrimci bir mücadele olduğunu zannetmektedir. Marx, ideolojiyi dünyayı tepetaklak gösteren camera obscuraya benzetir; tarih onu doğru anlayıp yorumlayabilenler için bir hazinedir ancak sürekli duvara toslayıp duvara küfredenin yapacağı en ilerici hareket dünyayı tepetaklak gösteren aynasını bir kerecik kontrol etmektir.

#72500944
#72510284
#73720213
#73727843
#73869736
#73871527
#74676228

Sonuç olarak M. Kemal abartıldığı gibi bir figür değildir, Maxime Rodinson’un Muhammed kitabında yazdığı gibi; "sakin ve sinirli, cesur ve ürkekti, ikiyüzlülük ve açık yürekliliğin bir karışımıydı. Uğradığı hakaretleri kimi zaman derhal unutur, kimi zaman da vahşice kin güderdi. Kibirli ve alçak gönüllüydü, namuslu ve şehvetliydi, zekiydi ama bazı konularda inanılmayacak derecede dar kafalıydı." Yani nihayetinde tarihte iz bırakmış bir insandı. Onu öven, yerlere göklere sığdıramayan, iyi yanlarını parlatan yüzlerce kitap var. Birkaç tane de problemli yanlarını ortaya koyan, yüklenen sıfatları taşımadığını tartışan kitaba fırsat tanımak sizi gerici yapmaz, gerçeklikle aranızdaki mesafeyi daraltarak siyah-beyaz dünyanıza gri tonlar kazandırır.
362 syf.
·4 günde·1/10
Hemen hemen herkesin bir ideolojisi vardır diye düşünürüm. Komünizm onlardan biri. Komünist çok tanıdım, yobaz da gördüm. Ama yobaz komünist ilk defa gördüm desem yeridir. İşin ilginç yanı solcu arkadaşlardan ve internette ki solcu takılanlardan bu kitabı okuyanları incelediğimde ağır bir kemalist eleştri olmuş. objektif olmuş vs diyenler çoktu. Kitabı okuduktan sonra şunu söyleyebilirim ki bugünlerde Atatürk e saldıranların nelerden beslendiği belli oluyor. Memleketin kurucu kadrosuna burjuvazi heveslileri diyecek. kurtuluş savaşı çok abartıldı , yunanlar zaten çekiliyordu diyecek. kendini solcu diyen arkadaşlar bu kitaba güzel diyecek. Aklım almıyor , aynen yazacağım kötü cümleleri bu sayfanın alamayacağı gibi. Kitap kötülemem. O yüzden merak eden arkadaşlar okusun.
362 syf.
·9/10
İlk bölüm teşekkür kısmı olacak, bu sebeple ilk kısmı geçerek kitabın yapı ve içeriği hakkında yazdıklarıma bakabilirsiniz.

Okuduğum kitapların hikayeleri ve anılarının olmasını severim. Bu kitap da o türden olduğu için bende ayrı bir yeri var. Aydın abimle olan konuşmalarımızda bana bahsettiği bir kitaptı ve alıp hızla okudum. Kitabın birkaç bölümü üzerine zaman konuştuk ve konuşuyoruz. Bundan bahsettikten sonra kitabın yapı ve içeriğine geçiyorum.

Kitap 13 bölümden oluşuyor ve her bölümde farklı kişilerden özlü söz niteliğinde cümleler var.

Kitap, alt başlığındaki şekliyle genel olarak resmi ideolojinin eleştirisi üzerine. İlk iki bölümde aydın ve entelektüel kavramlarıyla bunların nasıl olmaları gerektiği belirleniyor.

Üçüncü ve beşinci bölümler arasında Milli Mücadele ve onun niteliği, antiemperyalist olup olmadığı ve ulusallığı üzerine tartışılmış.

Altıncı ve yedinci bölümlerde Mustafa Kemal ve onun iktidarından bahsediliyor. Başkaya tarihte bireyin rolü ve bonapartizm kavramıyla o dönemin iktidarının niteliğinin nasıl olduğunu alıntı, kaynak ve verilerle yazıyor.

Buraya kadar olan bölümlerde Mustafa Kemal iktidarı özelinde gösterilenler daha sonra genel olara anlatılıyor. Ayrıca ağırlıklı olarak üretici güçler, iktisat politikası ve sermaye birikimi üzerinden gidiliyor.

Onuncu bölümde sınıfsız, imtiyazsız halkçı bir diktatörlük başlığıyla Mustafa Kemal rejimine dönülerek bu kavramların olup olmadığı tartışılıyor.

Sonraki iki bölümde Türkiye'nin yeni sömürgecilik döneminde uydulaşma ve bağımlı hale gelme süreci anlatılıyor. Ve en son bölümde kitabın da adıyla aynı olan başlıkta batılı olma çabalarının uygarlığa nasıl zarar verdiği etkili bir şekilde yazılmış.

Kitapta ayrıca dördüncü bölümde Kürt Sorunu da tarihsel gelişimiyle incelenmiş. Bu bölümle birlikte giriş yaptım ben Kürt Sorununa. Bu anlamda Kürt Sorununa giriş niteliğinde olmasından dolayı da kitabı öneririm.

Kitap benim için iktisat politikalarından bahsedilen bölüm biraz zordu. O politikalar ve kavramları bilmediğinden onlara bir daha bakmayı düşünüyorum.

Mustafa Kemal'in kişiliği ve iktidarı açısından da önemli notlar vardı, önemli alıntı ve kaynaklar. Kemalist iktidar açısından yanlış bilinenler ve anlatılanlar için bakılabilir bir kitap.

Son bölümde de tekrar edecek olursa Batı'ya özenmenin kültürleri yok ettiğinden ve Batı'nın kendi üretim şekillerinin savunusu olan iktisat ve diğer bilimlerin aslında bir örtü olarak kullanmasından bahsediyor. Bir de dünya çapında zenginlik, tüketim oranları ve istatistikleri var, bunlarla matemik bir kesinlik gösterilmiş.

Kitabı tavsiye ediyorum. İyi okumalar!
362 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Kitabı çok uzun zaman önce okuduğum için detaylarını hatırlamıyorm ama Fikret Başkaya önemli ve enfes Tespitleri olan bir yazar .Ekonomi ve sosyoloji severlerin okuması gereken bir eser
368 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kitap öncelikle resmî ideolojinin öğretisinin çok ötesinde tarafsız tarihsel olguları ele alan değerli bir yapıt . Bu kitap belkide bize ne çok yanlış bilgilerle doldurulmuş kafamız dedirtecek türden ...
Türkiye Cumhuriyeti'nin "demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti" olduğu yazılıdır. Aslında bu, kısacık bir cümlede dört yalan söylemektir. Muhalifi düşman, farklı düşüneni hain sayan bir rejimin demokrasiyle, laiklikle, hukukla, adaletle, özgürlükle, insanlıkla bir ilgisi olabilir mi?
Fikret Başkaya
Sayfa 18 - Yordam Kitap
''İnsanlar yaşam alanlarından kovuluyor, üretmek ve yaşamak için gerekli olandan mahrum ediliyor.

Asfalt vergisi de aldıklarına göre sokaklar da özelleştirilmiş sayılır. O zaman geriye bir tek hava kalıyor. Bakalım sıra ona ne zaman gelecek.''
1988'de dünyada silahlanma amacıyla kişi başına 200 dolar harcandı. Eğer her çocuk için sadece 5 dolar harcansaydı, 14 milyon çocuğun sıradan bulaşıcı hastalıklardan ölmesi önlenebilecekti.
Fikret Başkaya
Sayfa 352 - Yordam Kitap
Ölü dilleri öğreten filoloji bölümleri var iken, yaşayan bir dil olan ve milyonlarca insan tarafından konuşulan Kürtçe hiçbir edebiyat fakültesinde öğretilmez!
Fikret Başkaya
Sayfa 98 - Yordam Kitap
Burjuva toplumunda eğitimin amacı hiçbir zaman gerçekleri bulup ortaya çıkarmak değildir.(...) Düzeni yeniden üretip yaşatmak amacı taşıyan, bu amaçla oluşturulmuş kurumlardan, o düzeni eleştiren teorik yaklaşımlar beklemek iyimserlik olurdu.
Fikret Başkaya
Sayfa 173 - Yordam Kitap
İnsanlar yaşam alanlarından kovuluyor, üretmek ve yaşamak için gerekli olandan mahrum ediliyor,
Asfalt vergisi de aldıklarına göre sokaklar da özelleştirilmiş sayılır. O zaman geriye bir tek hava kalıyor. Bakalım sıra ona ne zaman gelecek..
1971'de yayımlanan Ansiklopedik Türkçe Sözlük'te, K harfinin yer aldığı ciltte, Kürtlerle ilgili şunlar yazılmış:
"Çoğu dillerini değiştirmiş Türkler'den ibaret, bozuk bir farsça konuşan ve Türkiye, Irak ve İran'da yaşayan bir topluluk adı ve topluluktan olan kimse."
Fikret Başkaya
Sayfa 94 - Yordam ** Bir başkasını ezen ulus, özgür olamaz. K. Marx

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Paradigmanın İflası
Alt başlık:
Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
362
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758449163
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Özgür Üniversite Kitaplığı
Baskılar:
Paradigmanın İflası
Paradigmanın İflası
Paradigmanın İflası
"Sömürü ve baskının bir aracı olan bilim ve teknoloji, hem emperyalist Batı'ya dünyanın zenginliğine el koyma olanağı verdiği için Batılılarca itiraz edilmiyor, hem de azgelişmiş ülkelerdeki işbirlikçi oligarşiler ve onların çevresi sömürüden pay alabiliyorlar. Aldıkları bu pay karşılığında kendi halklarına zulmederek, baskıyı ve devlet terörünü sürekli gündemde tuturak, eski sömürgeciyi yöneticilerin uyguladıkları baskı bile geride bırakıyorlar. Üstelik bunu "ulusallık", "ulusal çıkarlar", "ulusal güvenlik", "birlik bereberlik" gibi kavramların gerisine gizlenerek yapıyorlar. Bu anlamda bir düşünürün dediği gibi: "Hakların kendi kaderlerini tayin hakkı, bu ülkeleri yöneten oligarşilerin kendi haklarını boğazlama hakkına dönüşmüş" bulunuyor."

Kitabı okuyanlar 196 okur

  • Turkmaestro
  • Schweinsteiger
  • Selim Kulzade
  • Serhat Avcı
  • SK
  • Abdullah Kazım Düzcan
  • Kerem Köse
  • Davut e
  • Ali Şahin
  • Sibel Deniz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%4
25-34 Yaş
%40
35-44 Yaş
%44
45-54 Yaş
%4
55-64 Yaş
%4
65+ Yaş
%4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%18.6
Erkek
%81.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.3 (15)
9
%31.6 (18)
8
%10.5 (6)
7
%5.3 (3)
6
%0
5
%1.8 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%1.8 (1)