Geri Bildirim

Paradigmanın İflasıFikret Başkaya

·
Okunma
·
Beğeni
·
991
Gösterim
Adı:
Paradigmanın İflası
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
362
ISBN:
9789758449163
Yayınevi:
Özgür Üniversite
"Sömürü ve baskının bir aracı olan bilim ve teknoloji, hem emperyalist Batı'ya dünyanın zenginliğine el koyma olanağı verdiği için Batılılarca itiraz edilmiyor, hem de azgelişmiş ülkelerdeki işbirlikçi oligarşiler ve onların çevresi sömürüden pay alabiliyorlar. Aldıkları bu pay karşılığında kendi halklarına zulmederek, baskıyı ve devlet terörünü sürekli gündemde tuturak, eski sömürgeciyi yöneticilerin uyguladıkları baskı bile geride bırakıyorlar. Üstelik bunu "ulusallık", "ulusal çıkarlar", "ulusal güvenlik", "birlik bereberlik" gibi kavramların gerisine gizlenerek yapıyorlar. Bu anlamda bir düşünürün dediği gibi: "Hakların kendi kaderlerini tayin hakkı, bu ülkeleri yöneten oligarşilerin kendi haklarını boğazlama hakkına dönüşmüş" bulunuyor."
90'ların sonlarında okuduğum, son derece açık ve yalın bir dille anlatılmış bir sistem incelemesi. Mevcut devlet sisteminin sıkı bir eleştirisi. Bu günlerde tekrar okumak istediğim, hatta paragraf paragraf paylaşmak istediğim değerli bir kitap. Özellikle siyaset ile ilgilenenlerin okuması gereken bir kaynak. Katılırsınız katılmazsınız ayrı ama sıkı bir Kemalizm (devlet bakışı açısından düşünerek özellikle de yazıldığı dönemde) eleştirisi.
Ölü emek,canli emek olan işçiyi esir alır ve işçi bizzat kendi emeğinin ürunu olan nesnelerin esiri haline gelir......................................

Benzer kitaplar

'91 basımı eseri sahaftan bulup okuma şansım oldu.Kitap ağır bir sistem eleştirisi yapmış.Ağırlıklı olarak belirli bir kesimi eleştirilerin odağına almış hissi verebilir bazı okurlar için.Kendimizi bildik bileli dilimizden düşürmediğimiz sistemle yüzleşme olanağı sunuyor.Kitabı,yaptığı eleştirilerden dolayı yarım bırakabileceklerin devam etmeleri halinde hoşlarına gidecek bölümlerin kendilerini beklediğini söyleyebilirim:) Benim gibi , okurken not almayı sevenler için onlarca malzeme de mevcut bu kitapta,keza ben öyle yaptım.

''...Kendi kimliğini inkar eden kişi ortaya çıkan 'boşluğu' ezen ulusun kimliğiyle doldurmak gibi bir açmazla karşılaşıyor ve psikolojik planda 'bozuk bir kişilik ' sergiliyor (Elbette burada söz konusu olan daha çok diplomalılardır)'' / K.Marx (S.58)




~İyi Okumalar~
Hemen hemen herkesin bir ideolojisi vardır diye düşünürüm. Komünizm onlardan biri. Komünist çok tanıdım, yobaz da gördüm. Ama yobaz komünist ilk defa gördüm desem yeridir. İşin ilginç yanı solcu arkadaşlardan ve internette ki solcu takılanlardan bu kitabı okuyanları incelediğimde ağır bir kemalist eleştri olmuş. objektif olmuş vs diyenler çoktu. Kitabı okuduktan sonra şunu söyleyebilirim ki bugünlerde Atatürk e saldıranların nelerden beslendiği belli oluyor. Memleketin kurucu kadrosuna burjuvazi heveslileri diyecek. kurtuluş savaşı çok abartıldı , yunanlar zaten çekiliyordu diyecek. kendini solcu diyen arkadaşlar bu kitaba güzel diyecek. Aklım almıyor , aynen yazacağım kötü cümleleri bu sayfanın alamayacağı gibi. Kitap kötülemem. O yüzden merak eden arkadaşlar okusun.
Bir harekete halk hareketi olma niteliği kazandıran, halkın(emekçi kitlenin), kendi kaderini tayin etmedeki bilinç ve kararlılığıdır, tarihin öznesi olmada ulaştığı seviyedir. Eğer siyasi harekete yön veren temel güç halk kitlelerinin siyasi tercihleriyse ve hareket kitlelerin yaşam koşullarını iyileştirici bir öz ve mesaj taşıyorsa, o zaman gerçekten bir halk hareketinden söz edilebilir...
Fikret Başkaya
Sayfa 45 - Doz yayınları
Gerçekten Mustafa Kemal ve onun"inkılapları"yla ilgili olarak yaratılan efsane, yedi yüzyıllık Hilâfet ve Saltanat devrinde yaratılmamıştır. İlginç olan bir şey de, bu efsane üreticilerinin, sözde efsaneleri yıkmak, hurafeleri yok etmek amacıyla ortaya çıkmış olanlarıdır! Topluma rasyonel düşünceyi egemen kılmak amacıyla yola çıkanlar, hiçbir dönemde görülmemiş düzeyde hurafe üretmişlerdir. Putları yıkmak için yola çıkanlar, hiçbir dönemde görülmemiş düzeyde put ürettiler. Cumhuriyet aydını, put üreticiliği ve bekçiliğine koşulmuştu.
Fikret Başkaya
Sayfa 29 - Doz yayınları
"Batılı yazar ve politika adamları Türk Devrimi'nden Doğu aleminden bir kader, alın yazısı değiştirir gibi, Batı Medeniyetine yönelmesini bir takdir, hayranlık ve büyük bir başarı sayarak bahsetmişlerdir" diyor.
Herhalde emperyalist devletlerin yöneticileri ve sözcüleri, M. Kemal'in **mavi gözlerine hayranlık duymuyorlardı.** Onu **emperyalist çıkarlar** açısından değerlendiriyorlardı... Bu açıdan bakılınca da kuşkuya yer yoktu. Zira tutulan yol "yeni-sömürgeciliğin" yoluydu.
Türkiye'de 1920'lerde, 1930'larda gerçekleştirilenler, **klasik sömürgeciliğin tasfiye** edildiği Emperyalist Savaş sonrasında birçok yoksul ülkede gerçekleştirilenlerin **öncüsüydü...** Gerçekleştirilen "inkılaplar"ın Batı'ya bir zararı dokunmadığı gibi, tam tersine Batı'nın işini daha da kolaylaştırmaktaydı. Bu durumu çok iyi bilen emperyalist yöneticiler, M. Kemal'in kişiliğinde **güvenilir bir müttefik** bulmuşlardı. Onun kişiliğinde ayrıca Batı hayranlığının en radikal temsilcisini bulmuşlardı...
Bu yüzden, **klasik sömürgecilikten kurtulan ülkelere** Batılı yöneticilerin, akıl hocalarının, bu arada "bilim adamları"nın, **M. Kemal örneğini vermeleri** boşuna değildir. Böylece, sanki bir "üçüncü yol" varmış gibi gösterilmek isteniyordu.
**M. Kemal Hareketi gerçekten emperyalizme karşı olsaydı, emperyalistlerin bölgedeki çıkarlarına ciddi bir darbe indirseydi başkalarına örnek gösterilmesi söz konusu olur muydu?**
Emperyalist devletler sömürüp baskı altında tuttukları, kaynaklarına el koydukları ülkelerdeki hayati çıkarlarının tehlikeye girmesini isterler miydi? Batılılar, artık klasik sömürgeciliğin gününü doldurduğu bir dönemde, **M. Kemal liderliğinde aralanan kapının yeni sömürgeciliğin yolu olduğunu çok iyi biliyorlardı...**
M. Kemal Hareketi, emperyalizmin çıkarlarına zarar vermiyordu ve emperyalizmle yeni bir "dengenin kurulması" demekti. Asya'nın, Afrika'nın, Latin Amerika'nın mazlum halkları, M. Kemal'inkine benzer bir yol izledikleri sürece, emperyalizmin bundan hiçbir zararı olmazdı...
Emperyalistler, Türkiye'deki düzeni diğer azgelişmiş ülkelere örnek göstermekten çıkar umuyorlardı. Bu amaçla, M. Kemal Hareketi "ilerici" bir hareket olarak gösterilmek isteniyordu... Böylece, "ilerici" bir görüntü veren bir **cila altında sömürgeciliğin yeni bir biçimi sergileniyordu. Sonradan buna neo-colonialisme (yenisömürgecilik) denilecekti.** Yaklaşık yetmiş yılda yaşadıklarımız, yapılan tüm abartmaların, ideolojik zorlamaların ne anlama geldiğini gösteriyor.
Azgelişmişlik sürecindeki diğer ülkelerden Türkiye'nin gerçekten bir farkı var mı? Eğer bugün Türkiye Batılılar'ın her istediğini yaptırabildikleri bir ülke olmaktan kurtulamamışsa, bunun nedeni, ülke kaynaklarını **yerli asalak sınıfların emperyalistlerle ortaklaşa talan etmeleri ve sağlıklı gelişme yollarını tıkamalarıdır.** İşte bu talan, M. Kemal'in kişiliğinin gerisine gizlenerek yapılıyor.
Asalak sınıfların ve emperyalistlerin sömürüsü devam ettikçe, bu, "Atatürkçülük" oluyor. Bu sömürüye karış çıkan her kim olursa, "Atatürkçülük yolundan sapmış" sayılıyor.
M. Kemal, mülk sahibi sınıfların siyasal ve ideolojik **temsilcisi** olarak, o sınıfların çıkarlarını gerçekleştirmek amacıyla bazı "inkılaplar" yaptı.
Syf 97-98
Kişiyi yüceltmekle kişiye tapma arasında doğru yönde bir ilişki vardır. Fakat asıl amaç yüceltilen kişi değildir. Yüceltme, mistifikasyon yaratmak içindir. Böylelikle tarihsel olaylar çarpıtılmak istenir. Tarihsel olayları çarpıtmaktan amaç da, sınıfsal çıkarları gizlemektir. Tarihsel olayların çarpıtılmasında, bir liderin kişiliğinin arkasına gizlenmek ekseri başvurulan bir yoldur.
Bir Osmanlı Paşa'sını yarı-ilâh durumuna getirenler, elbette bunu boşuna yapmadılar. Sınıfsal çıkarların bir gereği olarak, M. Kemal'i putlaştırdılar. Aslında Paşa'nın putlaştınlmasının nedeni, başarılan şeylerin büyüklüğünden çok, emekçi kitlelerden gizlenmesi gerekenin öneminden kaynaklanıyordu. Mustafa Kemal'in yaptıkları, bir başka Mustafa'nın, Mustafa Reşit Paşa'nın başlattığı "olaylar" zincirinde sadece bir halkaydı, üstelik zincirin büyük bir halkası da değildi.
Tanzimat, Islahat, Meşrutiyet, Cumhuriyet yarı-sömürgeleşmenin aşamalarıdır. Oysa resmi ideoloji ve kişi kültü üreticileri tarafından Cumhuriyetin kurulması yarı-sömürgeleşmenin sonu olarak gösterilmek istenmiştir...
Bir üretim tarzı olarak kapitalizmin her gelişim aşamasına, her tarihsel dönemine uygun düşen sömürü yöntemleri oluşuyor. Siyasal plandaki bağımsızlık bu bakımdan yeterli olmadığı gibi, Türkiye daha önceki dönemde de siyasal bağımsızlığını yitirmiş bir ülke değildi.
M. Kemal Tanzimat geleneği dışında değil, söz konusu geleneğin en radikal sürdürücüsüydü. Ne ki, resmi ideoloji tarafından ısrarla Tanzimat geleneği dışında gösterilmeye çalışıldı. Cumhuriyet aydınları kişi kültü üretip kişiye tapma yolunu seçtiklerinde, buna mecburdular. Şevket Süreyya Aydemir; "İnkılâbımızı oturtmaya ve Atatürk'ü putlaştırmaya mecburduk... Ama şimdi size ifade edeyim, kitabımda da yazdım: Kahraman putlaştığı zaman ölür"[*] diyor. (...) Tarihsel olayları tahrif ederek ve gerçeğin saptırılmasıyla hegemonya boşluğunu doldurabilirlerdi...
Dünyada sağlığında ve ölümünden sonra M. Kemal kadar anıtı dikilmiş, heykeli, büstü yapılmış, resimleri çoğaltılmış bir başka lider herhalde yoktur. M. Kemal heykel ve anıtlarının yapılmasından pek çok hoşlanıyordu, ilk anıtı 1927'de Sarayburnu'nda dikilmişti. Daha sonra heykel ve anıtları görülmemiş boyutlarda arttı...
5 Ağustos 1935 tarihli (M. Kemal'in hayatta olduğu tarih) Cumhuriyet Gazetesi'nde yer alan bir haberde;
"Atatürk yarım bir ilahtır; Türkler'in babasıdır. Hiçbir devlet şefi için hayatında bu kadar heykel dikilmemiştir; ne Mussolini'nin ne Hitler'in, ne de Lenin'in anıtları onunkilerle ölçülemez" deniliyordu.
Öyle görünüyor ki, yapılan heykeller, anıtlar vb. ideolojik hegemonya boşluğunu doldurmanın bir aracı olarak görülüyor. **********

KAYNAK: sayfa 87, 88.
[*] Abdi İpekçi'den Aktaran A. Dilipak, Bir Başka Açıdan Kemalizm, Beyan Yay. 1988. sayfa 387.
Fikret Başkaya
Sayfa 87 - Doz yayınları, İstanbul 1991
Resmi ideoloji oluşturmak için " bilgi" kanallarını denetlemek, bazı bilgilerin kitlelere ulaşmasını engellemek, kitlelerin bilincinde bir boşluk yaratmak üzere kendi geçmişiyle bağlarını koparmak, iktidardaki sınıfların çıkarlarına uygun bir bilgi ve enformasyon ağı oluşturmakla mümkündür.
Fikret Başkaya
Sayfa 21 - Doz yayınları
İşte Cumhuriyet aydınlarının işlevi, böyle bir resmi ideoloji oluşturmak olmuştur. Bu amaçla yakın tarih tahrif edilmiş, Kürt kimliği inkar edilmiş, Milli Mücadele'nin gerçek dışı bir versiyonu icad geliştirilmiş, son tahlilde emperyalizmle bir uzlaşma olan "Milli Mücadele", mazlum halklara kurtuluş yolunu gösteren ilk anti-emperyalist hareket olarak gösterilmek istenmiştir.
Fikret Başkaya
Sayfa 25 - Doz yayınları
Batı'ya olan kültürel, ideolojik ve bağımlılık Türk aydınlarının orijinal ürünler vermelerini de engellemiştir. Üstelik giderek kendi realitelerine de yabancılaşmışlardır. Gerçek anlamda entellektüellerin resmi ideoloji üretmek gibi bir misyonları olamaz. Tam tersine, gerçek aydın (entellektüel) olmanın koşulu, her türlü egemen ideolojiden, bu arada resmi ideolojiden bağımsızlaşmaktır. Resmi ideolojinin üretici ve yayıcısı olmak değil, onu eleştirebilmektir. Resmi ideoloji üretmenin yerini resmi ideolojinin eleştirisi almadıkça, gerçek anlamda aydınlanma olmayacaktır.
Fikret Başkaya
Sayfa 25 - Doz yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Paradigmanın İflası
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
362
ISBN:
9789758449163
Yayınevi:
Özgür Üniversite
"Sömürü ve baskının bir aracı olan bilim ve teknoloji, hem emperyalist Batı'ya dünyanın zenginliğine el koyma olanağı verdiği için Batılılarca itiraz edilmiyor, hem de azgelişmiş ülkelerdeki işbirlikçi oligarşiler ve onların çevresi sömürüden pay alabiliyorlar. Aldıkları bu pay karşılığında kendi halklarına zulmederek, baskıyı ve devlet terörünü sürekli gündemde tuturak, eski sömürgeciyi yöneticilerin uyguladıkları baskı bile geride bırakıyorlar. Üstelik bunu "ulusallık", "ulusal çıkarlar", "ulusal güvenlik", "birlik bereberlik" gibi kavramların gerisine gizlenerek yapıyorlar. Bu anlamda bir düşünürün dediği gibi: "Hakların kendi kaderlerini tayin hakkı, bu ülkeleri yöneten oligarşilerin kendi haklarını boğazlama hakkına dönüşmüş" bulunuyor."

Kitabı okuyanlar 56 okur

  • Azad Pamuk
  • Felat aya
  • Tuğulka Köseoğlu
  • ilker YILDIRIM
  • Ahmet
  • H.Y
  • Ibrahim Halil Korkmaz
  • Ezgiiii
  • Yılmaz Demir
  • Cemal Şahin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%4.2
25-34 Yaş
%41.7
35-44 Yaş
%45.8
45-54 Yaş
%4.2
55-64 Yaş
%4.2
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%19.3
Erkek
%80.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37.5 (9)
9
%50 (12)
8
%0
7
%8.3 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%4.2 (1)