Adı:
Paranın Cinleri
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
95
ISBN:
9789753421362
Yayınevi:
Metis Yayınları
O fotoğraflar bizim olmadığımız zamanları aktarır bize. Tanımadığımız yakınlarmızı. Bizi beklemeden gidenleri. Biim yaşadıklarımız gerçek, onların yaşadıkları masaldır sanki. Onların duruşları, pozları, bakışları, gülüşleri, giysileri, takıları, üstleri başları başka türlü büyüler bizi. Bu fotoğrafların çekildiği yerlerin ayrıntıları, hem bilmediğimiz bir geçmişin kapılarını açar bize hem de ölümün gizine değgin özel işaretlermiş gibi görünür. Fotoğraflar yitirilmiş anları belgeler. Yitirilmiş anlar, zaman ile ölüm arasında en kısa yoldur. Elbette adını böyle koyamayız o yaşlarda ama, bunu bir duygu olarak, bir önsezi olarak derinlemesine yaşarız.
Murathan Mungan'ın çocukken yaşadıkları, anıları masalsı bir dille anlatılmış.Tavsiye ederim...
Doğrudan Murathan Mungan- ya da ilk defa keşfetmiş gibi sıkı sıkı sarılmak istediğim Muro-
Bir kitabı okuduktan sonra söyleyecek söz bulamadığım sanırım olmamıştı. Bu sefer kitap bitti ve ben hüzünlü, suskun kaldım. Daha çok sevdim. Daha çok merak ettim. Bir an önce Harita Metod Defteri'ni de okuyacağım sanırım.

Benzer kitaplar

''Paranın Cinleri'' yazarın kendi ifadesi ile yaşamöyküsel bir roman, bir kaç defa başlanıp bırakılan... Bu roman ile anıları artık yakasından düşsün, geçmişi peşini bıraksın istemiş ama öyle olmadığını ve asla da olamayacağını anlamış. Yine de içindeki isteğe bağlı kalarak albümünde ve belleğinde kalan fotoğraflarla geçmişi dile getirmiş.

Muro Mardin'de geçen çocukluğuna olan bağlılığını '' Mardin gökyüzüne komşu bir kalenin eteklerine kurulmuş bir taşkent. Ben orada doğdum. Orada büyüdüm. Orada öldüm. Ondan sonrası bütünüyle kendi içimde çıktığım uzun bir yolculuktur.'' şeklinde ifade ediyor.

Anılar, beklentiler, hayal kırıklıkları...İçindeki duyguları bastırma telaşı...Her bastırılan duygunun tek bir idealde, kendini tüm Türkiye'ye anlatabilme arzusunda toplanması .Muro' nun Mardin'i, kıymetli taşların dili...Onun için yıldızların en parlak olduğu tek dönem...Yazları avluda yatılan geceler ve uykuya en yakışanın sim işi yorgan yüzlerine vuran ay ışığı olduğu ... İçine işlemiş acılar, peşini bırakmayan intikam cinleri... Öyle güzel anlatmış ki... Okurken hem tadına doyamıyor hem de aldığı tat için vicdan azabı duyuyor insan...

Kitaptan uzun bir alıntı görmek istemeyenler, lütfen okumayı burada bırakınız...

Annemin aslında öz annem olmadığını on yedi yaşında öğrendiğimde, kaç yılın kuruntusunun gerçek çıkması; ablamın gerçek ablam; ağabeyimin gerçek ağabeyim olmadığını öğrenmek; dayılarımın, teyzelerimin, herkesin, her şeyin, benden bir adım geri çekildiğini ve zaten hep yabancısı olduğum bu gezegende, o güne dek bir kenarına ilişmeye çalıştığım bir dairenin hepten dışına sürüldüğümü hissetmek... Yüzünü hiç görmediğim yabancı bir kadının, İstanbul'da yaşayan bir kadının beni doğuran öz annem olduğunu bilmek, ama nerede, nasıl, kim olduğunu bilmemek... Ve hepsinden önemlisi, neden? neden? neden?

Yüreğim üveylik yaralarıyla dolu.

Üstelik hiçbiri üvey gibi değildi ki...Ne annem, ne ablam, ne diğerleri. Hep sevildim, gözetildim, şımartıldım. Hele annem. Ama sorun, bu değildi...Nitekim onlarla kurduğum ilişki, bu ''hakikatin'' öğrenilmesi sonrasında da hiç değişmedi. Sadece, dünyayla kurduğum ''gerçeklik'' yara almıştı bir kez, hem de arkasında taşıdığı ancak melodramlarda görülebilecek acıklı bir hikayenin bundan sonrasını benim omuzlarıma ve hayatıma yükleyerek... Her yerde hep iğreti, hep yabancı, hep sürgün gibi duran benim, yıllardır içimde yaralı bir hayvan gibi saklanan yalnızlığımı büyütmüştü bu ''üvey'' kimliğiyle hayatımı damgalayan yeni gerçek.

Sonrasında kabaca söylersek: Hayattan kaçtım, sanata sığındım. Yazı' yı evlat edindim, okurları akraba...

Keyifli okumalar ...
Satir aralarinda kivrilip uyudum resmen Kapayip gozlerimi hayal ettim,notlar dustum ardindan...
Yuregi; tasa, topraga, eskiye, saygiya, medeniyetlere, renklere, isiklara, sanata, masallara ve tum inceliklere acikmis olanlara tavsiyemdir.
Murathan Mungan kendi çocukluğundan, doğduğu topraklardan yola çıkarak hayatı anlatıyor.Anı kitabı diye bakmak, önemsememek yanlış, başlı başına bir derin anlatı kitabı.
Öyle cümleler sıkıştırılmış ki aralara, aslında kendi çocukluğundan çıkarak seni beni hepimizi anlattığı farkediliyor. İnceden inceye hissettiriyor bunu.
bir kitap bir insanı nasıl bu kadar çarpabilir, büyüleyebilir diye düşünmüştüm kitabı tekrar tekrar okuduktan sonra. bu soruyu şimdilik cevapsız bırakacam ama şu kadarını anladım ki iyi bir kitap sadece yazma yeteneğiyle alakalı değil aynı zamanda iyi ve derin bir insan olmakla da yakından alakalı. bence Mungan'in yazdıklarının kalbimize dokunmasının sebebi içten, samimi, sahici ve yetenekli bir yazar olması. çocukluğunu, doğup büyüdüğü Mardin'i ve ailesini anlattığı bu otobiyografik metinler kitabında bunu bir kez daha anlıyoruz.
Doğu-Batı arasında kalmış bir yazarın Türkiye tarihiyle kendi tarihini sentezlediği,biyografik tat veren bir eser,yazarın hayatını da biraz irdeleyince Mahsun'un Güneşi Gördüm filmindeki Kardelen hikayesini anlatan adan aklıma geldi nedense!!!
Yazarın kendi çocukluk anılarını anlattığı bu kitabının son sayfalarını akdenizin kıyısında okumuştum. Kitap bitmiş, ben sakince dalgalanan denizin kıyısında hüzülü bir ruh haliyle kalakalmıştım. Ne kadar çoktu altını çizdiğim satırlar ve o zaman olduğu gibi şimdi de o destansı satırların arasında kayboluyorum.
Beni fark etsinler diye, masanın etrafında bir kedi yavrusu gibi geziniyorum. Oralı bile olmuyorlar. Gene aynı hassas denge : Hem fark edilmek istiyorum, hem rahatsızlık veren bir arsız olmak istemiyorum. Bu dengeyi, bugün için bile öğrenebilmiş olduğumdan hâlâ emin değilim.
Murathan Mungan
Sayfa 58 - Metis Yayınları
Sonrasında kabaca söylersek: Hayattan kaçtım, sanata sığındım. Yazı'yı evlat edindim, okurları akraba...
“Bütün kelimeler kaybedilmiş dünyaları geri çağırmak için mi?”
Murathan Mungan
Sayfa 79 - Metis Yayıncılık
''Her biten yazıdan sonra yeniden beyaz, boş bir sayfa oluyorum; bana ve yazıdaki benlere ilişkin söyleyecek sözlerimi çoğaltıyorum; bu kitapta da bitmedim, gelecek yazılara, kitaplara arttım, hayat çok zengin, insanlar çok beklenmedik; kaldı ki şu anda kapanmamış bir hayatın ben'ini anlatıyorum.

Kaç yılın sayfasında kendimi arıyorum. O cama asılmış boş, beyaz kağıt parçasından bu yana kaç sayfada göründüm kayboldum.

Sahi ey okur, beni hiç gördünüz mü?''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Paranın Cinleri
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
95
ISBN:
9789753421362
Yayınevi:
Metis Yayınları
O fotoğraflar bizim olmadığımız zamanları aktarır bize. Tanımadığımız yakınlarmızı. Bizi beklemeden gidenleri. Biim yaşadıklarımız gerçek, onların yaşadıkları masaldır sanki. Onların duruşları, pozları, bakışları, gülüşleri, giysileri, takıları, üstleri başları başka türlü büyüler bizi. Bu fotoğrafların çekildiği yerlerin ayrıntıları, hem bilmediğimiz bir geçmişin kapılarını açar bize hem de ölümün gizine değgin özel işaretlermiş gibi görünür. Fotoğraflar yitirilmiş anları belgeler. Yitirilmiş anlar, zaman ile ölüm arasında en kısa yoldur. Elbette adını böyle koyamayız o yaşlarda ama, bunu bir duygu olarak, bir önsezi olarak derinlemesine yaşarız.

Kitabı okuyanlar 160 okur

  • BilgeSevgi
  • Eskici
  • Leyla Leyla
  • CSU
  • Bahar Ü
  • kuzeyk2304
  • Cüneyt GAFFAROĞLU
  • read.a.lot
  • Savaş ŞENEL
  • Pınar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.5
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%19.8
25-34 Yaş
%27.9
35-44 Yaş
%29.1
45-54 Yaş
%10.5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.2
Erkek
%33.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.7 (18)
9
%21.8 (12)
8
%20 (11)
7
%14.5 (8)
6
%5.5 (3)
5
%1.8 (1)
4
%3.6 (2)
3
%0
2
%0
1
%0