Parasız Yatılı

·
Okunma
·
Beğeni
·
8766
Gösterim
Adı:
Parasız Yatılı
Yazar:
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
171
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753634830
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Parasız Yatılı
Parasız Yatılı
Parasız Yatılı
Parasız Yatılı
Parasız Yatılı
25 yıldır okunan bir öyküler kitabı "Parasız Yatılı". Füruzan'ın çağdaş bir klasiği...

"Füruzan, sıcak, acılı, yer yer insanın içine işleyen anlatımıyla, toplumumuzdan çok iyi tanıdığı kesitler veriyor bize. Çok yazmasına karşın yavanlığa düşmemesinin nedenini, el atmış olduğu çevreyi, bu çevredeki insan kaynağını iyi tanıyor olmasıyla açıklayabiliriz."
-Mehmet H. Doğan-
172 syf.
İlkokul 2. Sınıf..
Okulların açıldığı ilk gün..
Elimde siyah bir poşette kıyafetlerim, üzerimde mavi önlüğüm, yanımda babam..
Yeni okuluma gidiyoruz birlikte..
Henüz hiçbir şeyin farkında değilim.
Okula geldiğimizde yavaş yavaş sıra olmaya başlamışlar benim gibi bi sürü mavi önlüklü..
Babamı o kalabalıkta son kez görüyorum, hemen beni sıraya girmem için gönderiyor. Bulduğum ilk sıraya giriyorum ben de. Müdür ve yardımcısı merdivene çıkıp epeyce konuştuktan sonra tek sıra halinde sınıflara giriyoruz.
İlk yalnızlığımı o sırada yaşadım sanırım. Yanlış sınıfa gitmişim, ben ikinci sınıflarla sanarken kendimi, üçüncü sınıflarla aynı sıradaymışım ki onların sınıfına girmişim. Öğretmen sınıfa geldi gözümün içine baktı yeni geldiğimi anlamış olacak ki, adımı sordu kaçıncı sınıf olduğumu, kolumdan tutup bana, benim sınıfımın karşı sınıf olduğunu gösterdi.. Karşı sınıfa nasıl gittim, nereye oturdum hiç hatırlamıyorum..

Öğle vakti geldiğinde yemek yemek için yemekhaneye çıktık, oradan da elimdeki poşeti yatakhaneye bırakmak için yurdun katlarına.. Karşıma çıkan ilk odaya, kapının hemen girişindeki ranzanın alt katına bıraktım poşetimi.
(Yanlış odaya bırakmışım, ilk azarımı da orada işitmiştim)
Sonra yine okula gittik ve bir iki dersten sonra, yine yurdun önüne gelip sıraya girdik.

İşte o an anladım ben, bundan sonra eve gitmeyeceğim, her okul bitiminde burada sıra olacağım ve tek tek odalara gideceğiz ve annem çıkarmayacak benim önlüğümü, sırtıma kolum yetmediğinde kimse açmayacak fermuarımı..

Yatılı okulumdaki bu ilk günümden sonrasını bu kadar net hatırlayamıyorum. Bir de, her okul çıkışında, evimizin yoluna bakan bir yer bulur oraya koşa koşa gider yolu seyrederdim. Çoğu zamanda babamı görürdüm o yoldan eve giderken. Sesim çıkmazdı bağırmak isterdim de, "Baba ben buradayım, beni de eve götür." diye..

Gerisi hep parça parça...

Böyle böyle 7 yılımı, yani tümm çocukluğumu annemden, abimden, ablamdan, babamdan uzakta onları sadece iki haftada bir hafta sonları görerek geçirdim..

Parasız Yatılı'yı okumamdaki en büyük neden işte bunlar.. İçinde kendimi görecek olmanın verdiği inanç.
Çünkü,
Parasız Yatılı = Çocukluğum, en deli dolu zamanlarım...

Evet şimdi okudum bitirdim, döndüm bazı kısımlarını yeniden okudum. Ve bazen tek bir cümlede bazen bir bütün sayfada, kendimi gördüm, annemi gördüm..

*'Ben çocukken (ne zaman çocuk olmuştum!) görünmeyen adam olup pasta yemek isterdim. Ne kıtmış tutkularım...'

Eti Cin, küçük, portakalı çikolatalı bisküvi. Öyle çok öyle çok yerdim ki, haftalık harçlığımın tümünü daha ilk günden bitirirdim.

*'Sana da konuk günlerinde bakkal bisküvisi alırım...'

Babamı hatırlattı bana..
İlkokul 4 ya da 5.sınıftayım. Veli toplantısı var okulda ve babamın gelmesini o kadar çok istiyorum ki. Toplantının olacağı günün sabahından okul kapısını mesken tuttum. Teneffüs zili çalar çalmaz sınıftan ilk çıkıp koşuyorum kapıya, 'babam gelecek ya onu bekliyorum.' Böyle böyle tüm teneffüsler de kapıda bekledim. Arkadaşlarımın çoğunun babaları ya da anneleri geldi ben hâlâ kapıdayım. Sonra toplantı başladı ve bitti.
Ve babam toplantıya gelmedi. Ben de diyemedim babama 'baba neden gelmedin çok bekledim seni' diye...
Gelseydi belki ben de ona bakkal bisküvisi alırdım ya da o bana alırdı bilmiyorum.

*'25 Nisan. Güneşli bir hava. Ama neye yarar.'

Burada bitmiş aslında Münip Bey'in günlüğü, ben buna iki gün daha ekledim.
26 Nisan. Güneşli bir hava. Ama neye yarar.
27 Nisan. Annemin sancısı tutmuş. Ben doğmuşum..

*'Bir şey iste deselerdi, hani var ya o masallardaki gibi, periler cinler çıkıp dilek sorduklarında okumayı yazmayı sökeyim isterdim.
Oğluma iki satırcık yollamak için...'

Ve annem, ne çok ister okuma yazma bilmeyi. Harfleri tek tek bilir, heceleye heceleye de bir kaç kelime okuyabilir. 40 gün gitmiş gece okuluna gençliği zamanında. Ah bilsem, ah bilsem neler yaparım der de... En sevdiğim şeydir ona sesli kitap okumak..

...

Ve işte artık son, beni derinden sarsan bir kitaba daha düşüncelerimi yükledim kitabı da ben yüklendim yoluma devam ediyorum.
Kesinlikle ve kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Buraya kadar okuyanlara da ayrıca teşekkür ediyorum...


Hep iyilikle hep kitapla...
158 syf.
·79 günde·Beğendi·9/10
Acıların ve çekilen sıkıntıların bazı insanları olgunlaştırdığını hayata bakışlarını, üretkenliklerini ve karakterlerini olumlu etkilediğini düşünürüm hep. Acı, sıkıntı, yoksulluk ve yoksunluklar karşısında; içten içe bilir ve hisseder ki bu mücadeleyi vermek zorunda olanlar ya olacak ya da ölecektirler. Füruzan da böylesi bir mücadelede "olmayı" seçmiş ki yaşadığı yoksulluk ve imkansızlıklara rağmen kendini geliştirmiş ve bu denli güzel hikayeler kaleme alabilmiş. Kolay değil çünkü küçük yaşta babasız kalıp yoksulluk içinde kıvranmak ve dahi parasızlıktan orta okulu bırakmak zorunda kalmak.

Parasız Yatılı yazarın hayatından da derin izler taşıyan hikayelerden oluşuyor. İnsanı içine çekip yakalayıveren, hikayelerin kahramanlarından biri gibi hisssettiren kıvrak bir anlatımla yazar, okuru adeta büyülüyor. Böylesi bir ifade tarzıyla verilmek istenen duygulardan bigane kalmak mümkün değil bana göre. İç konuşmalar, aynı hikâye içinde zamandan zamana, mekandan mekana geçişlerin hızı kitaba daha bir akıcılık katıyor. Her hikayede farklı farklı dünyalara girip çıkıyor insan kimi zaman yoksulluk ve çaresizlikten okula takunya ile gelen ve arkadaşları tarafından horlanan küçük kıza üzülürken kimi zaman taşradan hiç görmediği teyzesinin yanına okumak için gelen bir kızın İstanbul'u ve alışık olmadığı çevreyi yadırgaması, kimi zaman sekiz yaşında bir çocuğun babasının ölümüyle birlikte annesiyle verdiği hayat mücadelesi ve tek umudunun parasız yatılı sınavları olması sebebiyle sınava geç kalmaktan duyduğu endişeyle okulun kadın hademesine bunu sorması sonucu kadının lâkaytça "Parasız yatılı imtihanlarının çocukları hep erken gelir. Hiç gecikmezler." cevabı oturuveriyor içimde bir yere ve
"Ah şu insan en büyük acıları yine bir başka insana yaşatıyor, çoğu zaman bilerek bazen de bilmeyerek." diye düşünmeden edemiyorum.

Kitapta en sevdiğim hikayelerden biri Edirne'nin Köprüleri adlı Balkan muhaciri bir Türk ailenin anlatıldığı hikaye oldu. Hala Adile diye anılan, evin diğer fertleri gibi bu göçe alışamayan en yaşlı kadınının herbir sözü muhacir olan ninelerimi anımsattı.
"Hangi İshak, mari oğlum? Hay Allah bizim İshak mı? Deme mari Naciye, deme mari Hasan, olmalı bir hayır bunda. Hay Allah olmalı bir hayır. Görmüşüm dün gece rüyamda alnı akıtmalı kırmızı taylar, sulamışım onları yeşil yalaklarda. Var bunda bir hayır.
Konuk beklemenin sevinci, burada geçirdikleri bayramlardan birine ilk kez anlam katmıştı."

Haraç ise kitabın son öyküsü zaman 1. Dünya Savaşı ve sonraki altmış yılı kapsıyor. Servet'in küçük yaşta bir konağa evlatlık (hizmetçi) verilmesi anasını, geldiği yeri, boğaz tokluğuna katlandığı onca yorgunluğu, neden hiç dışarı çıkmadığını sorgulamadan tükeniveren bir ömrü ve bu ömrün hayatına giren neredeyse her insan tarafından acımasızca sömürülüşünü, tüketilişini hikaye ediyor..Servet Hanım'ın hayal meyal hatırladığı anacığına benzettiği bir fotoğrafla yıllar yılı avunması, kendinden yaşça çok büyük bir adamla evliliği ve eşinin aşağılamaları....
Her şeye rağmen yine de özlemesi kendine bu geleceği hazırlayan o geçmişi başka türlüsü elinden gelmediği başka türlüsünü bilmediği için belki de...
Bir kadının hayatının son gününden anılarına açılan perde ve hüzün yine hüzün
158 syf.
·5 günde·9/10
Huzursuz Kitap.. Nasıl olur böylesi, her sayfadan huzursuzluk taşar. Bazı kitaplar yastığa sırtını dayayıp sükunet içinde rahatça okunur, bazıları masa başında yanında kağıt, kalem ve ciddiyet ister. Bazıları da sırtını oturduğun rahatsız sandalyeye bile dayayamadan, rahatsız bir pozisyonda okunur (daha şimdi yazarken fark ettim, her halde anlatılanlara karşı elden gelen sadece bu olduğu için)

Hakikaten merak ediyorum; Füruzan Türk edebiyatında neden bu kadar az tanınıyor? Sitedeki okumaları bile çok az. Bu benim okuduğum ikinci Füruzan kitabı, onunsa ilk kitabı. Ve sadece iki kitap ile beni öykücülüğüne öyle çok hayran bıraktı ki.. İlk okuduğumu -Kuşatma- daha çok beğenmiştim, belki de gittikçe ustalaştığı için.. Elimizdeki kitapta bile görüyoruz bunu zaten, ilk öykü ve son öykü arasında epey büyük bir fark var. Yine de genel olarak bakınca çok ama çok kaliteli bir öykü kitabı Parasız Yatılı.

Şu girişte huzursuz kitap demiştim ya. Mübalağa yapmadım. Lisede edebiyat öğretmenimiz durum öykülerini anlatırken "Olay öyküleri gibi değildir durum öyküleri, kısa bir zaman sonra aklınızdan uçar gider onca okuduklarınız" demişti. Şimdi o geldi aklıma, daha yeni okumayı bitirmeme rağmen bu kitaptaki 12 öyküden aklımda kalan o kadar az ki.. Ama okurken hissettiklerimi yıllar sonra bile sorsanız, sanki somut bir şeymiş gibi tasvir ederim o huzursuzluğu, öylesine garip izler bıraktı. Füruzan da gençliğinde yoksulluk çekmiş hayat öyküsünde yazana göre ama yine de anlatılan bunca korkunç hayat hikayesi nasıl böyle ustaca betimlenir, ben bunu çok sorguladım. İşte hayran kalmak kaçınılmaz.

Sözü daha fazla uzatmak yersiz. Dilerim öyküleri hak ettiği değeri Füruzan henüz hayatta iken bulur.
158 syf.
Sitedeki kapak yeni baskısının galiba. Baktım şimdi, öyle, Nisan-2013, 29. baskının kapağı. YKB yayınları. Büyük ihtimalle ön kapaktakı fotoğraf Füruzan'ın fotoğrafı. Değilse bile çok benzettim.

Benim okuduğum Haziran-1972, 3.baskı. Zaten ilk baskı da Şubat-1971 tarihli. Ön kapakta yine bir kız öğrenci vardı. Ama foto değil, resimdi. Nuri İyem'in tarzında (Toplumsal gerçekçi). Deforme , kocaman gözlü, ellerini önünde kavuşturmuş bir sulu boya resim.

Hakkında çok inceleme yazıldı, çok araştırmaya konu oldu. Çok da okundu elbet. Ben de okuyanlardanım. 12 öykü vardı kitapta. Kitaba adını veren öykü 10. idi. Çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Şimdi, daha bir beş dakika önce, "Parasız Yatılı" öyküsünü bir daha okudum. Fürüzan'ın Türk Edebiyatındaki yeri boşuna değil.
158 syf.
Kahramanları kadınlardan oluşan birbirinden ayrı öykülerin yer aldığı , ancak birbirine benzer insanların yaşam öykülerinin anlatıldığı bir eser. Okuduğum öyküler içerisinde 'Taşralı' ve 'Piyano Çalabilmek' den hüzünlenerek etkilendiğimi ifade edebilirim. Keyifli okumalar.
158 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Firuzan'ın "Parasız Yatılı" kitabı, hayatım boyunca beni gizli gizli takip etti. Üniversitedeki öğrenci derneğinin kitaplığında da vardı, babamın kırtasiye dükkânının raflarında da. Bugüne bugüne kadar hiç elimi atıp okuyamadım. Bunda 70'li yıllar Türk edebiyatında hep bana denk gelen karamsar havasının mı, yok kitap kapağının iticiliğinin mi etkisi var bilemiyorum.

“Parasız Yatılı” Füruzan’ın ilk eseri ve 1971 yılında yayınlanmış. Kitaptaki hikâyeler 1967 ile 1970 yılları arasında kaleme alınmış ve söz konusu hikâyeler kitaplaşmadan önce farklı edebiyat dergilerinde basılmış. Kitapta toplam 12 hikâye var. Kitaptaki ilk üç hikâye kitabın geri kalanındaki hikâyelerden farklı karakter sergiliyor. Dördüncü hikâyeden sonra yetim kadın hikayeleri başlıyor. Bu kadın bazen bir çocuk, bazen genç bir kız, bazen de babasını erken yaşta kaybetmiş evli ve çocuklu bir kadın oluyor.

Bazı hikâyelerde ise, birkaç kuşağı –anneanne, anne, kız- içeren hikayeler, geçişli sahnelerle anlatılıyor. Hikâyelerin çoğuna yoksulluk eşlik ediyor. Ya da ailelerin yoksullaşma süreci işleniyor. Bu yoksullaşma süreci bazen Osmanlı’dan Cumhuriyet dönemine geçiş ile, bazen bir mübadele ile, bazen İstanbul’a yaşanan göçle yaşanıyor. Bazen ise zengin bir aile içindeki besleme bir kızın yoksulluğuna tanıklık ediyoruz.

Hikayeler 1960’lı yılların sonu ve 1970’de kaleme alınmış ama sadece bir hikaye siyaseti hissettiriyor. Oysa aynı Füruzan 1974’yılında, 1960’ların sonunda yoğunlaşan siyasi hayatı aktardığı “Kırk Yedi’liler” isimli romanı yayınlamıştı. “Su Ustası Miraç” isimli hikâyede hissedilen siyaset ise sadece bir ağa çocuğunun, annesinin sert mizacına karşın köyün emekçilerin yanında durması ve üniversitede okurken gözaltına alındığına dair bir haberin köye gelmesinden ibaret.

Hikâyeler son derece canlı ve etkili. Bunda Füruzan’ın gözlem gücü kadar, bu gözlemleri aktarma yeteneği de etkili. Hikâyelerde kişi tasvirleri oldukça zengin. Ama daha zengin olan, duyguları aktarma becerisi. Elbette yetim ve öksüz çocuklar ile yoksulluk insanların yüreklerine kolay sızan duygulardır ve insanların burnunu kolaylıkla sızlatır. Ancak Füruzan, bu kolaycılığa kaçmamış. Yani hikâyeler sırf yürek burkucu konularından dolayı değil, anlatımın zenginliği ve canlılığı ile de insanın yüreğine kolaylıkla nüfuz ediyor.

Hikâyede birbirine geçiş yapan bazı hikâyeler de var ve hikâyeler daha çok Firuzan'ın kendi hayat hikayesi olduğu izlenimi veriyor. Özellikle bir vapur iskelesi yakınında geçen “İskele Parkları”, “Yaz Geldi” hikâyeleri ile “Parasız Yatılı” hikâyelerinin canlılığı, hayatın içinden kopup önümüze sahneleniyor hissine kapılmamızın nedeni, gerçekten yaşanmış hayat kesitlerinden kaynaklanıyor olsa gerek.

Firuzan 70'li yıllar Türk kadın romancıları arasında Adalet Ağaoğlu, Sevgi Soysal'la birlikte başı çeken isimlerden. Şu ana kadar her üç kadın yazarımızın da birer kitabını okumuş oldum. Belki çok erken yaşta kaybetmiş olduğumuzdan mıdır, bilemiyorum, Sevgi Soysal’ın “Yenişehir’de Bir Öğle Vakti” romanının beni en fazla etkileyen eser oldu.
158 syf.
·Beğendi·8/10
Bu kitap Füruzan'ın 1967-1970 yıllarında yazdığı hikayelerden oluşmaktadır. Parasız Yatılı, bir ilk kitap ve 1972'de Sait Faik Hikaye Ödülü'nü almış. Kitabın başında bulunan ve 1967-1968 yıllarında yazılmış ilk üç hikayeyi, kalan diğer öykülere nazaran vasat bulduğumu söylemeliyim. Kitap bu hikayelerle başlayınca, zihnimde bir hayal kırıklığı belirmeye başlamıştı ama ödüllü bir kitap olduğundan çabuk karar vermemem konusunda kendime telkinde bulundum. Ve gerçekten öyle de çıktı. Kalan hikayelerin hepsi birbirinden güzel bir anlatıma sahip.

Kitaptaki hikayelerde son derece sade bir anlatıma yer verilmiş. Bir öykü hariç hepsi çeşitli yaşlardaki kadınların dilinden anlatılıyor. Osmanlı'nın son dönemlerinde 60'lı yılların sonuna kadar bir zamanı kapsar öyküler. Kenarda köşede kalmış, kimisi zenginlikten fakirliğe düşmüş kadınların yoksulluk hikayeleri. Yazıldığı dönemin hikayesi olan "Su Ustası Miraç" ve uzun öykü formatındaki son hikaye "Haraç" okurken son derece lezzet aldığım öyküler. Anlatılan karakterlere odaklanılmış, süslü ve farklı anlatım teknikleri olmayan, basit görünen ama gayet vurucu, güçlü hikayeler.

Son olarak kitaba tam puan vermeme sebebim başta yer alan ilk üç hikayenin diğerlerine oranla güçsüzlüğünden kaynaklıdır. Öyküseverlerin mutlaka okuması gereken bir ilk kitap Parasız Yatılı.
158 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu ay tamamen KADIN yazar okuma Eylemine girişmiş bulunmaktayım, bir tanecik erkek yazarımız hariç (onu da facebook grubumuzda seçtiğimiz için mecburen okuyacağız).

Gerçi bu girişimin şansına pek vakit bulamaz oldum yine, 1 haftadır 1 kitabı ancak bitirdim. Ve hazır önceki gün bitirdiğim bu kitabıma unutmadan kısacık bir şeyler yazmadan geçmeyeyim dedim.

1971 yılında ilk baskısını yapmış,1972 yılında ise "Sait Faik Öykü Ödülü"nü almış , toplamda 169 sayfadan oluşan 12 hikayelik bir eserdi Parasız Yatılı...

Edebi otoritelere göre Fürûzan ; Türk Edebiyatının önemli kilometre taşlarından biri.. İlkokuldan sonra, şartları dolayısıyla tahsiline devam edememiş ancak, Türkçeyi nice edebiyat profesörlerine taş çıkaracak derecede muntazam, duru ve doğru kullanan alaylı bir yazarımız...

Füruzan ile bu kitap sayesinde tanışmış oldum ve çok çok beğendim. Hatta bir iki öykü de gözlerim bile doldu diyebilirim. O kadar içten anlatıyor ki, okurken yaşıyorsunuz aynı duyguları.
Hikayelerin hepsinin ana kahramanları kadınlar.. Ve bu kadınlara eşlik eden yoksulluk, kimsesizlik, çaresizlik, muhtaçlık...
Bazı hikayeler yaşanmış gerçek hayatlardan alıntılarmış, hatta kimileri der ki; Fürûzan bizzat kendini yazmış.

Kitapta bir şey dikkatimi çekti ve bu ayrıntı da hoşuma gitti. Genelde bütün öyküleri - son öykü hariç- devamı varmış da yarım kalmış gibi bitiyor. Nasıl hayat devam ediyorsa onların da sonunu yazmıyor, "bundan sonra bildiğiniz gibi hep aynı şeyler" demek istiyor gibi. Yaşıyorlar işte, hiç bir şey değişmeden, olağan şekilde diyor, ne bekliyordunuz ki? Zengin mi olacaklar? ya da, şartları mı değişecek sanıyorsunuz? diyor.
"Anlattığım nasılsa öyle yaşayıp gidecekler, nasıl doğup büyüdülerse öyle ölecekler işte" der gibi yazar....

Üst üste okuduğum savaş ve soykırım kitaplarından sonra bu kitapla kendime geldim diyebilirim. Hatta üzerine şimdi başka bir KADIN yazarımızı sıraya aldım ve onu da keyifle okuyorum.


Yani kısacası güzel bir kitaptı, tavsiyemdir.
158 syf.
·2 günde
Kitaba adını veren Parasız Yatılı hikâyesini üniversitede iken okumuştum. Kitabı okumak ise bugüne kısmetmiş. Kitap 12 hikâyeden oluşuyor. 12 hikayenin anlatıcısı da kadınlardır. Hikâyeleri konusu genel olarak; burjuva ailelerinin düşüşü, yoksulluk, kadın değeri gibi konulardır. Füruzan'ın anlatımında diyalogtan çok iç konuşma, yakınma şeklindedir. Değişik bir hikâye tarzı okumak istiyorsanız Parasız Yatılı hikâye kitabını okuyun.
158 syf.
Öykülerin en belirgin ortak noktası kadınlar. İster varlıklı bir burjuva ailesinde olsun, ister fakirlikle boğuşmak zorunda kalsın, Füruzan kadınları çok başarılı bir şekilde karakterleştirerek bizi etkilemeyi başarıyor.

Benim en sevdiğim öykü "Su ustası Miraç". Ah Vedat, ah güzel oğlan...Ne demişti savcıya kendisine "hukuk okudun değil mi?" diye sorduğunda: "Güçlülerin yönettiği hukuku."

Bu, Füruzan'ın 3. kitabı oldu okuduğum. Son zamanlarda kitap okumaktan bu kadar keyif ve daha da önemlisi huzur bulmamıştım. Okumayanlara kesinlikle tavsiye ederim.
179 syf.
·4 günde
İlk defa tavsiye kitap okudum desem yerinde olur sanırım.

Çok sevdğim bir arkadaşımın yakın zamanda okumaya başlayıp nerdeyse her öyküde iki üç pasajın fotoğrafını mesajla bana yollaması sonucu henüz okumadan tanıştım Parasız Yatılı ile. Sonunda dayanamayıp arkadaşım bitirir bitirmez çektim aldım kitabı elinden, ver bakalım bir de ben okuyayım.

Kendisi de artık burada olduğuna göre bir de ismen teşekkür edeyim. Ozan Kubilay Sevin teşekkür ederim arkadaşım, kitabı gasp etmiş gibi oldum biraz ama olsun :)

Füruzan’ın ilk kitabı Parasız Yatılı. On iki öyküden oluşan, bu öykülerin merkezine genellikle kadınları alan ve her öyküde birbirinden farlı kadın karakterlerle okura çok farklı dünyaları anlatan, anlatmakla kalmayıp yaşatan başarılı bir öykü kitabı. Bu ilk kitap yazın çevresi tarafından da oldukça başarılı bulunmuş olacak ki basımından bir yıl sonra Sait Faik Hikaye Armağanı’na hak kazanmış.

Öykü, romana kıyasladığımızda daha kısa ve yazımı kolay bir tür olarak görünse de nitelikli öykü yazabilmek oldukça zordur. Roman, öyküye göre daha hacimli olduğu için başlangıcında okuru kazanamasa bile gelişme kısımlarında ya da sonuç kısmında okuru kazanma açısından mutlaka bir şansı barındırır içerisinde. Ancak öykü okurun dikkatini çekmek bakımından biraz risklidir, beğenilmediği zaman bırakılma ihtimali daha yüksektir. Füruzan yayın hayatının başında bu riski göze alarak öyküyle yola çıkmış ve ilk kitabı Parasız Yatılı ile okuruna güçlü bir kaleme sahip olduğunu kanıtlamıştır.

Tavsiye kitap okurken başıma gelmesinden en çok korktuğum şey kitabın sıkıcı olmasıdır. Bu kitabı okurken de o korkunun eşiğinden döndüm diyebilirim. Elli sayfa kadar okuyup kitabın sıkıcı olduğuna karar vereceğim sırada ‘‘Su Ustası Miraç’’ isimli öyküyle karşılaştım ve bir anda fikrim değişti. Bu öykü diğerlerinden daha farklı, okuru içine çeken bir anlatıma sahipti. Bu nedenle kitabı okuyacak olanlara tavsiyem elli sayfa okumadıkça elinizden bırakmaya karar vermeyin, sonrasında isteseniz de bırakamayacaksınız zaten.

En beğendiğim üç öykü ‘‘Su Ustası Miraç’’, ‘‘Edirne’nin Köprüleri’’ ve kitabın son öyküsü olan‘‘Haraç’’. Üçü de ayrı ayrı üzerinde durulacak muazzam öykülerdi. Bu öyküler aynı zamanda kitabın en uzun öyküleri arasındaydı. Kitaba adını veren ‘‘Parasız Yatılı’’ isimli öyküde ise umduğumu bulamadım ne yazık ki.

Su Ustası Miraç, bir zengin konağında diğer erkek kardeşlerinden çok farklı olan Vedat’ı ve annesinin ona olan endişesini, sevgisini, merhametini anlatır. Alışılmış zenginlerden değildir Vedat, konakta kurulmuş kast sistemini tanımayan, çevresindekilerin aksine insana insan olduğu için değer veren bir karakterdir. Haksızlığa boyun eğmeyişi yalnızca konağın duvarları ile sınırlı kalmayınca başına birtakım işler gelir. Onun için tek endişelenen ise, baştan beri olduğu gibi, yine annesidir.

Edirne’nin Köprüleri, yaşadığı topraklardan kopup önce Edirne’ye ardından da İstanbula’a gelen bir ailenin öyküsüdür. Toprağa tutkun, güneşin sıcaklığını her daim omzunda hissetmeye alışık bu ailenin her bireyini ayrı ayrı etkiler gurbetlik. En çok da bu ailenin en büyüğü olan Hala Adile’yi. Zaten hikaye çoğunlukla onun ağzından aktarılmaktadır. Belki de okuru bu kadar etkilemesinin nedeni de budur.

Gelelim gecenin üçüne kadar kitabı elimden bırakamayışıma sebep olan Haraç isimli öyküye. Servet çok küçük yaşta bir zengin konağına getirilip bırakılmış, ailesi hakkında hiçbir şey bilmeyen bir kız çocuğudur. Öykü boyunca büyür, kadın olur ancak yaşadıkları ağzından dökülürken o, hâlâ çocuk masumiyetindedir. İlerleyen yaşına rağmen hâlâ anlam veremedikleri ise Haraç'ı kitapta en sevdiğim öykü yapacak olan ''samimiyet''tir...
171 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Hangi öyküsünü okumuş olursam olayım, boğazıma bir yumruk oturuyor.
Öylesine sarsıcı, öylesine içten insan öyküleri.
Yazdığı tüm eserleri okudum ama bu bambaşka. İçinde öyle tespitler, öyle vurgulamalar var ki, özellikle benim kuşağım, yani çocukluğunu 70'lerde, ilkgençliğini 80'lerde yaşamış okurlar kendilerinden de çok şeyler bulacaktır bu öykülerde.
Türk Edebiyatı'nda çok daha özel bir yere konumlandırılması gerektiğini savunduğum 70'li yılların en iyi öykücülerinden Füruzan'ın okumaktan bıkmadığım ve zaman içinde rastgele bir sayfa açıp herhangi bir öyküsünü tekrar tekrar okuduğum "Parasız Yatılı" adlı kitabını tüm kitapsever dostlara tavsiye ediyorum.
Ben çocukken (ne zaman çocuk olmuştum!) görünmeyen adam olup pasta yemek isterdim. Ne kıtmış tutkularım.
Gidiyor musunuz?
Güle güle.
Kapıyı iyice kapayın.
Sizden üşüdüm.
Ölüme inanmıyoruz ki, ondan korkalım efendim. Ama bir korktuğumuz olmalı; ihtiyarlıktan, çirkinleşmekten korkuyoruz. Aklı savunuyoruz ama güzellikten yanayız. Bize uslu olmayı öğrettiler başta.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Parasız Yatılı
Yazar:
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
171
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753634830
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Parasız Yatılı
Parasız Yatılı
Parasız Yatılı
Parasız Yatılı
Parasız Yatılı
25 yıldır okunan bir öyküler kitabı "Parasız Yatılı". Füruzan'ın çağdaş bir klasiği...

"Füruzan, sıcak, acılı, yer yer insanın içine işleyen anlatımıyla, toplumumuzdan çok iyi tanıdığı kesitler veriyor bize. Çok yazmasına karşın yavanlığa düşmemesinin nedenini, el atmış olduğu çevreyi, bu çevredeki insan kaynağını iyi tanıyor olmasıyla açıklayabiliriz."
-Mehmet H. Doğan-

Kitabı okuyanlar 643 okur

  • sevda gün
  • Ümit Çelik
  • Didem Yazıcı
  • Vivienne
  • piktobet
  • Tugba mollaoglu
  • Hilâl
  • Hakan Turan
  • Özge
  • Derdâ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.5
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%28.9
25-34 Yaş
%31.6
35-44 Yaş
%20.2
45-54 Yaş
%11.4
55-64 Yaş
%2.6
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67
Erkek
%33

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.4 (40)
9
%18.9 (39)
8
%26.2 (54)
7
%18.4 (38)
6
%8.7 (18)
5
%4.9 (10)
4
%0
3
%0
2
%0.5 (1)
1
%1.5 (3)