Adı:
Paris Sıkıntısı
Baskı tarihi:
Nisan 1982
Sayfa sayısı:
122
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le Spleen De Paris
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Çağdaş şiirin en büyük öncülerinden biri olan CharIes Baudelaire (1821 -1867), yalnızca bir ozan değildi, çağının ilerisinde bir düşünür, bir sanat eleştirmeniydi de. Bu arada, kişiliğinin iki yönünü birleştirMek istercesine, "dizemsiz ve uyaksız bir ezgisel düzyazı"nın olanaklarını araştırdı:Paris Sıkıntısı'nı yazdı. Büyük ozan, "düz şiir" diye adlandırabileceğimiz elli parçadan oluşan bu yapıtta, hem düşlediği yazınsal biçime yüzde yüz ulaşıyor, hem de içinde yaşadığı toplumun ve büyük kentin derin ozan duyarlığında yarattığı titreşimleri benzersiz bir ustalıkla yansıtıyor.
Baudelaire'in 1862'de tamamladığı bu yapıt, ancak ölümünden iki yıl sonra, 1869'da kitap olarak yayımlandı. Ama, o gün bugün, Fransız şiirinin köşe taşlarından biri olan Les Fleurs du mal'le birlikte anılır. (Arka kapaktan)
128 syf.
Baudelaire'ın Paris şehrini bir tımarhane gibi görerek bu tımarhanede yaşanan gündelik trajediler üzerinden, hangi şehirde olursa olsun, insanlar için bağlayıcılığı olan varoluş sorunlarını ele aldığı muazzam kitap. Aslında Paris şehri bu noktada bir imge sadece. Şehir yaşamları hemen hemen birbirine benzer bir formda oldukları için Paris'in adını yaşadığınız şehir olarak yorumlayabilmek mümkün.

Kitap çok parçalı bölümlerden oluşuyor. Dolayısıyla alıştığımız o olay akışı yok. Bu yönüyle de tıpkı şehirler gibi belli sınırları olan kentler yaratmış diyebiliriz yazınsal anlamda. Okur bir şehirden* diğerine , bir sıkıntıdan* diğerine kolaylıkla geçebiliyor.

''Her insan kendine yetecek ölçüde afyon taşır içinde, durmamacasına yenilenen bir afyon...'' der Baudelaire. sıkıntının içinde kimi zaman bir koltuk köşesinde, kimi zaman bir cam kenarında, kimi zaman ise bir kaldırım üzerinde yürürken ortaya çıkarır afyonunu. Düş, insan için kaçınılmaz bir kurtuluş reçetesidir çünkü.

Baudelaire kent içinde kendisini yalnız hisseder sürekli ve sıkıntının özünü bu duygusundan alır. Gündelik rutin içinde gizlenmiş olan detaylar Baudelaire'ın her fırsatta anlatım için başvurduğu yoldur ve kitabı bize ait hissettiren kısmı da burada başlar. Çünkü artık bir rutini değil, bir düşü yaşıyoruz Baudelaire ile birlikte.

Aslında bir yönüyle de Bergson'un zaman kavramı ile de ilişkili bir karaktere bürünüyor kitap. Çünkü her şey döngüsel anlamda birbirini tekrar ediyor kent yaşamında. Geçmişin birikerek birbirini tekrar etmesi meselesi yani. Zaman da keza öyle, bunu tüm şehirlere atfederek yaşayabildiğimiz, okuyabildiğimiz için döngünün geçerliliği bir kez daha kanıtlanıyor.

Zamansız alan olarak da düşlerimizi söyleyebiliriz Baudelaire'a göre... Bu alan bizi varoluşumuzun yarattığı sorunların üstesinden gelmemize katkı sağlayan bir nefes alama alanı olarak okuyor Baudelaire. Kitap bu yüzden oldukça nitelikli bir kimliğe sahip. Tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
122 syf.
Altı yaşında babasını kaybetmiş. Hukuk terk. Delikanlılık yaşlarında fuhuş mahallelerinde takılmaktan frengi denen illeti kapmış. 20 yaşında Hindistan'a gidiyorum diye terk ettiği Paris'e petkası sıkmadığından yalnızca 2 yıl sonra geri dönmüş. Babasından kalan mirası yolun yolcusu metreslere yedireyim derken evdeki bulgurdan da olup miras elinden alındığından beş parasız kalmış. 25 yaşında "Kötülük Çiçekleri" eseri için şiir yazmaya başlamış. 26 yaşında Poe'yu keşfetmiş ve kendi anadiline çeviriler yapmış. 27 yaşında cidden bir delikanlılık yapıp Paris Komunü'nü desteklemiş ve aktif eylemlere katılmış. Nihayet 36 yaşında "Kötülük Çiçekleri" adlı şahaseri yayımlatmış, ancak içindeki şiirlerden birkaçı yüzünden hakkında kamu davaları açılmış ve satanistlikle itham edilmiş. Ölümünden beş yıl önce, henüz 41 yaşındayken, düz şiirleri (nesir şiir tarzı) "Paris Sıkıntısı" yayımlanmaya başlandığı günlerde frengisi iyice azmış, Beçika'ya gidip iki yıl sonra Paris'e geri döndüğnde felç geçirmiş ve bir süre sonra da henüz 46 yaşındayken aramızdan ayrılmış. Her ne kadar ölüm sonrası hayata pek inanmasa da, üstadın yeri yurdu Uçmağ olsun.

Baudelaire afyonu çok severdi; afyon, ifritler, cinler, göksel imparatorlukların çocukları hep beyninin içindeydi. Paris Sıkıntısı adlı eserinde, bu sembolizm ve uyuşturucunun etkisi altındaykenki esrikliği çok hissediliyor, sembozlimin cidden dibine vurmuş, hem de düz şiirler yazarken. Kötülük Çiçekleri'ni yazarken çektiği afyonun fazlasını bence Paris Sıkıntısı'nı yazarken çekmiş, olsun, gönlünce yaşamış. 46 değil 100 sene bomboş yaşayan hödüklerle dolu dünya denen bu cehennemde yaşıyoruz bizler de, arkamızda ne bırakacağız...

119 sayfalık bu çeviri eser Tahsin Yücel tarafından ilk defa 1961'de çevrilmiş, İş Bankası Kültür Yayınlarında bu çeviriyi bulabilirsiniz. Benim okuduğum bu edisyon ise ADAM Yayınlarından ilk basımı Nisan 1982. Tahsin Yücel'i bilirsiniz, hayatının çeyrek yüzyıllık kısmını istanbul Ünivesitesi'nde (Laleli Edebiyat Fakültesi benim eski okul) akademisyen olarak geçirmiş bir edebiyat ve biliminsanı. Öztürkçecidir, dilimizde yabancı sözcüklerin kullanılmaması gerektiğini savunan büyük Türkçecilerimizdendi (çok uzun bir sözcük oldu!). Örneğin Yıldız Teknik Akademiden hocam Sayın Ertuğrul Efeoğlu da Yücel gibidir. Efeoğlu da tüm çeviri eserlerinde bazen bizim ÇAZ dediğimiz (çeviride aşırı zorlama) olayını sıkça yapar (ben de yapıyorum!). Hocamın son çevirisi benim de eskiden çalıştığım Tefrika Yayınlarından çıkan Romain Gary otobiyografisi (Romain Gary, Dominique Bona, Çev. Ertuğrul Efeoğlu, Tefrika Yayınları, 1.Baskı 2017). Bu özyaşam öyküsünde de Türkçe zorlama yerler epeyce var. Herneyse, söylemeye çalıştığım şu: Elime bir Yücel çevirisi geçtiğinde hep bir gerilim yaşarım, şimdi ne icatlar vardır bu çeviride diye, bazen o karşılıkları hiç anlamam, halbuki çeviride tercih ettiği karşılıklar öztürkçedir. Aslına bakarsanız, ilk çeviri teslimim 2014 Ekiminden son çeviri teslimim 2019 Nisanına kadar çevirdiğim 11 eserde ben de benzer takıntıları yaşadım. Çeviri edimi, sanırım Yücel-Efeoğlu ya da bendeniz gibilerde biraz didaktik ve mekanik, işin duygusal boyutuna pek bakmıyoruz, aslolan çeviriyi düzgün-anlaşılır yapmak ve işi teslim edip yola devam etmek. Uzattım, sözün kısası Paris Sıkıntısı çevirisinde de var bu tip sözcük tercihleri, birkaçını aşağıda ilgi ve alakanıza sunuyorum:

...durasız yalnızlığına çekildi... (Sf. 10-71)
...ser duyularıyla ığralanıyor... (Sf. 13-40-54; Iğralanmak: Irgalanmak (TDK); sarsılmak, sallanmak, ilgilendirmek...)
...olumlu ergiyle... (Sf. 44)
...gecenin yengin baskısı... (Sf. 55)
...gözde oyucusunu... (Sf.64; Oyucu: Heykeltıraş)
...kusursuz bir ülküleşim oldu... (Sf. 66)
...konuklayıcımla ben... (Sf. 72; evsahibim demek istiyor sanırım)
...eğit bilimcilerin kalemine... (Sf. 73)
...Bütün bu güzel tüveyçler, bütün bu keisler... (Sf. 83)
...ülkünün çukuruna bağlanıp kaldım... (Sf. 92)
...bir fümuarda, dört adam sigara tüttürüyor... (Sf. 96)
...kaçırdığımız ergiler tattım ben... (Sf. 98)
...karanlıkta uzun uzun yunabiliriz... (Sf. 111)
...filozofların ergisi... (Sf. 113)

Bu arada, Yücel'in çeviride yerelleştirme yaparken yine ÇAZ yaptığı yerler (bence kaynak dilde nasılsa öyle bırakmalıydı; kapik, frank, tanrı vb.):

..."Hay Allah!" dedim... (Sf. 52)
...liraların güzelliğinden... (Sf. 61)
...kuruşlarını topladılar... (Sf. 81)

Bu eserin orijinalinde/çevirisinde elli düz şiir var, biliyorsunuz. Birkaç tanesi feci kadın düşmanlığı kokuyor. Bence elli düz şiir de çok iyi, ancak bazılarını çok sevdim, aşağıda adlarını paylaşıyorum sizinle:

Kahramanca Bir Ölüm (Sf. 64)
İp (Sf. 75)
Çapkın Nişancı (Sf. 101)
Yoksulları Gebertelim (Sf. 112)
İyi Köpekler (Sf. 115; bu düz şiirde özellikle her gün işine gücüne gidip gelen normal vatandaşları iyi köpeklere benzetiyor).

Bu eseri okumak isteyenler için son not: Her ne kadar bu eseri çevirenlerden biri Yıldız Teknik Akademide yazınsal çeviri ve teknik çeviri derslerime de giren sevgili hocam Doçent Dr. Beki Haleva olsa da (Paris Kasveti, Kırmızı Yayınları, Çev. Hasan Anamur ve Beki Haleva, 1. Baskı Mart 2008), size, piyasada hala satılan Varlık Yayınları Erdoğan Alkan çevirisini okumanızı salık veriyorum. Neden derseniz; Rimbaud sağlığında Baudelaire için "Şiir Tanrısı" demişti, kanımca Rimbaud'yu dilimize en iyi çeviren Erdoğan Alkan'dı, zincirleme kıyas yaparsak, bence Baudelaire'i de dilimize en iyi Erdoğan Alkan çevirmiştir diyebiliriz.

Elinizden kitap, kalbinizden huzur hiç eksik olmasın.

Süha Demirel, 26 Ekim 2020, İstanbul.

***

Okuduğum Kitabın Künyesi:

Paris Sıkıntısı
Charles Baudelaire
Tahsin Yücel (Çevirmen), Sait Maden (Kapak Tasarımı)
Baskı tarihi: 1. Baskı Nisan 1982
Sayfa sayısı: 122
Format: Karton kapak
Kitabın türü: Edebiyat, Şiir
Orijinal adı:Le Spleen De Paris
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Adam Yayınları
128 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Baudelaire'in metaforik düzyazılmış şiirlerinden oluşan bu eser, "Birileri, bunun ne başı ne kıçı belli demeye kalkarsa doğrusu haksızlık etmiş olur, çünkü tam tersine her parça çalışmanın bütünü içinde art arda ve karşılıklı, hem başı hem sonu oluşturur." diyerek farklı konuları işlediği kısa bölümlerden oluşan eserindeki uyumu baştan garanti ettiği bir giriş yazısı ile başlıyor.
Neden Paris Sıkıntısı? Kitabı okumadan cevap verilebilecek bir soru değil. Şairin yazdığı bölümleri okurken duyguların, merakın, imgelemin, şaşkınlıkların, kaçışların, yaşama dair ne iz kalmışsa ruhunda, az ya da çok her nesnenin arka planda verdiği sıkıntıyı duyumsuyor insan.
Eserde görünenin arkasındaki mesajları almaya çalıştım daha çok, o şairane ifadelerin güzelliğinde gözlerim ve zihnim bambaşka zevkleri tadarken, amacım şairi  yakından tanımaktı her şeyden önce, bunun için bağışlayabilir beni kendisi. Hatta belki satır aralarını okumamı kendisi istemiştir, birçok Fransız aydınının kaygısı bu değil mi zaten? O, kendisine haksızlık edilemeyecek kadar iyi zaten.
Şair; yaşlı kadınlar, yoksullar ve çocuklar konusunda duyarlı bir yapıya sahip daha önemlisi birçok büyük sanatçıda gördüğüm aşırı duyarlılık hali, gözlem yeteneği, ışıltının, gürültünün ve debdebenin içindeki o arayış isteği onda da var. Yoksul Soytarı, Dul Kadınlar, Yoksulların Oyuncağı, Yoksulların Gözleri gibi bölümleri okuyan biri tespitimi gayet anlaşılır bulacaktır. Gizemin büyüsüne, yalnızlığın, yalnız olabilmenin gücüne, insanın zayıflığına, kadınların duyarsızlığına -hatta bu fazlasıyla değindiği bir konudur- dair düşüncelerini büyük bir inanç ve anlatım yeteneği ile birleştirerek sunuyor bize.
Bir arayışta bu şair, bir aydın huzursuzluğunda, insan Paris'te sıkılır mı desen, işte sıkıntıda. Sanki dünya bir kadın ya da dev bir sulu meyve. Şair, onu dişlemiş de yetmemiş gibi.
Bir iblis bile ister yanına, Socrates'in Damon'u gibi. Rüyalarda reddeder tüm çekici teklifleri de uyanınca Tanrı'ya dua eder iblisle pazarlığını garantilemek için.
Gitmek ister, ruhuna seçenekler sunduğu bir bölüm bile vardır kitapta. Sonunda ruhunun isyanına sebep olacak kadar sorar.
Fransız ya işin siyasi kısmına bakmamak olmaz bir sosyo-politik eleştiri yapmış mı diye? Fransız toplumunun kendini beğenmiş ve çıkarcı yapısına atıfta bulunduğu noktalar çok. Bunun yanında özellikle Köpek ve Şişe bölümünde halkın değerli şeyleri bilmek ve benimsemekten ne denli uzak olduğunu sağlam bir benzetme ile anlatarak ironide tavan yapar. Buna o dönem Fransız milletinin edindiği haklar konusuna yaklaşımını alaycı bir dil kullanarak  anlattığı Ayna bölümünde de rastlanabilir.
Şairin İki Oda adlı bölümde betimlemede sınırları zorlayan başarısı karşısında hayranlık duydum, zaten birçok yerde tatlı, yumuşak, ılık bir iklimin güzel kokulu odaları ve o odalarda yarattığı tembel bir mutluluğu, zevki ifade edişi o kadar gerçeğe yakın ki gözlerimi kapatsam ruhum bir anda orayı bulabilir.
Ruhumun en tatlı hülyalara dalmasina sebep olanları, tabii ki bir kadın olarak, bir aşk daveti, bir yolculuk çağrısı, bir düşsel ülke özlemi içeren Yolculuğa Çağrı. İkincisi de Saçlarındaki Yarımküre. Tüm bu düşsel sözlerin içinde ruhumu kaybetmenin eşiğinde, şairin bizden biri olmadığını bile düşünmeye başladım. Belki bir iblis'tir. Kendisine istediği türden. Damon'dan farklı tabi, eleştirmeyen, vazgeçirmeye çalışmayan, yoldan çıkaran. 
117 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Baudelaire'in eşsiz anlatımını bu kitapta yazmış olduğu 116 sayfalık kısa şiirsel anlatımı ile imgelemeler, alttan alta metaforlar, göndermelerle olsa da düzyazı olarak yazdığı yaşadığı hayata dair müthiş gözlem yeteneği ile kendisinin yanında Fransa halkının sorunlarına değiniyor. Bu yönüyle hem anlatım tarzı, hem de değindiği konular ile etkili bir kitap.

"Paris Sıkıntısı" kitabın ilk yayınlandığı andan itibaren insanların ve edebiyat dünyasının etkisi altına almış önemli tartışmalara neden olmuş. En büyük amacı anlaşılmak olan yazarın anlaşılmaması bu yüzden onu üzmüştür.

Kitapta cümlelerin ve tartışmalara neden olmasının en büyük nedeni; insanın dehşetle, sıkıntıyla, yaşadığının düşmanın ölümsüz isteğiyle anlatan bir üsluba sahip olmasıdır. O dönemde Fransa da bulunan romantizm akımının etkisi Baudelaire bu tam tersi kullandığı gerek üslubu gerekse anlatılan konuların tam tersi özelliklerde olması büyük bir problem teşkil ediyordu. Nesne özneleştiğinde, ben kendisini eritir. Ruh öyle mutsuzdur belki de bu dünyada yaşam yaşar, yaşamı düşe dalar, ama yaşamı her zaman günün birinde mutlaka acı çeker. İnsan düşleyen bir varlıktır. Tutku beslediği için düşleyen bir varlık olan insan, bütün dünyayı tutkusunun görüntüsüne dönüştürme gücüne sahiptir. BAUDELAİRE'in gerek şiir dünyasında gerekse felsefesinde bu tutkulu düşüncelerini rahatlıkla görebiliyoruz. Bunu yaparken de okuyucusuna insanın kendisini gizlemekten hoşlandığı en önemli şey olan varlığını gün ışığına çıkartmasına yardımcı oluyor.
128 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Evet kesinlikle artık eminim charles baudelaire karanlığın şairidir. Ya da daha doğrusu karanlığın, kötülüğün içindeki güzelliği şiire dönüştüren bir şair. Ve ben bunu çok sevdim.
128 syf.
·2 günde·5/10
Paris Sıkıntısı | Charles Baudelaıre | Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

#kitapyorumu
Merhabalar, sembolizim dönemini işledik ve inceleme kitabımız Paris Sıkıntısı’ydı. Hocamız kitabın düz yazı şeklinde yazılmış bir şiir kitabı olduğunu söylediğinde çok merak etmiştim.

Pek fazla şiir okuyamayan, hatta şiirle hiç ilgisi olmayan beni bile heyecanlandırmıştı bu. Okurken bana sık sık Montagne’nin Denemeler kitabını hatırlattı. Denemeler kadar ağır bir kitap değildi tabii ki ama farklı konular üzerinde kısa kısa değinmesinden dolayı benzettim sanırım.

Şiir kitabı olduğundan düz yazı şeklinde yazılmış olsa da bolca imge vardı kitapta. Sevemediğim tek yanı tam bahsettiği şeye odaklanıp, konunun içine girdim derken o konuyu bitirip hop başka konuya geçmesi oldu. Okumayı düşünenler için ilginç bir deneyim olacağına eminim, ben okurken bolca çizdim kitabı.
117 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
Üniversitede Baudelaire'i tercüman olarak tanıdım. Poe'nun metinlerini fransızcaya çevirmiş bir tercüman olarak kaldı aklımda. Bir de şu olaylı şiir kitabı var tabi. Kötülük Çiçekleri -Les Fluers Du Mal-. Ahlaki sınırları zorladığı gerekçesiyle bir süre yasaklı kalmış, edebiyatçıya türlü davalar açılmış. (Kendisinin frengiden öldüğünü belirtmek lazım mı? Bilemedim.) Sonuç olarak Baudelaire'in çeviri dışında hoşuma gideceğini hiç düşünmedim. Ama Paris Sıkıntısı yüzümü kara çıkardı. Fransız sanatçılarının huyudur; eserlerinde alttan alta ideolojik, dini, kültürel vs. birçok konuyu fark ettirmeden eleştirirler. Baudelaire düz yazıyı kullanarak, şiir sanatında bile bir insanın zekasının ne kadar kıvrak olabileceğini gösterdi bana. Kitabı okumaya zamanınız yoksa bile içini açıp; İki Kişilik Oda, Yoksulun Oyuncağı, Perilerin Armağanları, İp, Sarhoş Olun, Ne Çabuk!, Ayna, Çorba ve Bulutlar metinlerini ve sonuç bölümündeki şiiri okumanızı tavsiye ederim. (Şiir bir kısım kısaltılmış.) Çerez kitaplardan kendisi...
128 syf.
·5 günde
Dünyanın en önemli şairlerinden olan, önünde saygı ile önümü iliklediğim Baudelaire'ın en güzide eseri. Bir eser hem bu kadar açık sözlü hem de bu kadar hermetik olabilir. İmgelerin gücünü, Edgar Allan Poe gibi bir şairi çevirmekle yetinmeyip onu anlamış ve kendi sembolizm furyasını yüceltmiş Baudelaire, bu kitapta tanrı moduna ulaşmıştır gözümde. Dünyanın bir kadına ve yeşil gözlerine en güzel iltifatlarının yer aldığı bir kitap aynı zamanda aksi yönde esen rüzgarlar ile de hakaret boyutunda yermiştir. İronik görünse de Baudelaire anlaşıldığında bu eser de insanın gözünde ayrı bir değer görüyor. Fransız devrimi sonrası klasik bir hal alan Fransız romantizmini avcunun içine almış ve kendi gerçekçi sembolizmi ile apayrı bir boyuta evirmiştir. Bana Fransız şiirini Verlaine ve Rimbaud'dan daha çok sevdiren Baudelaire gözüme hep en uzak en soğuk ama en çok merak uyandıran gezegen Plüto gibi görünmüştür. 1977'de fırlatılan Voyager uydusu nasıl Plüto'ya ulaştıysa azimle, onu okuyan kişi de sert ama gerçek hislere ulaşacaktır aynı azimle. Dali'nin The Persistence of Memory tablosundaki gibi tahtaboşa akan zaman gibidir, okunması elzemdir.
128 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10·
Kitap , düz yazı şiirleri olarak adlandırıliyor. Değişik güzel bir tarz kesinlikle. İçinde çok sayıda birbirinden bağımsız farklı konularda yazılmış şiir / düz yazılar var. Yazar hayattayken kıymeti bilinmeyip, öldükten sonra değeri anlaşılanlar arasında yer alıyor. Bir çok kez şiirleri yasaklı şiir olarak öngörülüp kitaplarından kaldırılıp tekrar bastırılıyor. Ben tarzını da yazılarını da sevdim. Keyifli okumalar dilerim.
128 syf.
·Beğendi·9/10
Yine yarısını bir ay önce yarısını kısa sürede okuduğum bir kitap.
Ve yine sorun kitapta değil.

Bu şekilde okumanın çok verimli olduğunu söyleyemeyeceğim. Çünkü bu kitapta aklımda kalan tek şey şiirsel üslup. Bir de fıkramsı metinler.
İçimden çok kötü bir benzetme yaptım, ama içimle benim aramızda kalsın. (Rezalet.)

Çok donanımlı bir inceleme yapabilirdim ama yapmayacağım. Canım öyle istiyor. (Ben inandım. Bana kalırsa insanları kaldırmanın ilk aşaması söylediğin yalana önce kendin inanmaktır.)

Son zamanlarda gereksiz birçok ileti paylaştım. Konuşmak ihtiyacından zahir. Profilimi daha çok kirletmeyeyim deye burada biraz lafi uzatıyorum. Zaten kimse okumuyor incelemeleri. Kitap ne kadar popülerse incelemeler o kadar beğeni alıyor, bu da onu daha çok okunmuş gibi gösteriyor. Hep aldatmaca.
Ben ara sıra bakıyorum incelemelere. Her zaman değil, yeni bir yazarla tanışacak olduğumda ya da okuyup bilgi birikimimin anlamama yetmediği kitaplarda. Çok güzel incelemeler yazan okurlar var burada. Bazısı da gereksiz yere lafı uzatıyor benim gibi: İsimlerini tutmadım aklımda. Böyle bir gereksizlik yapacağımı bilsem kesin bir iki tanesini yazardım bir köşeye.

Aslında gerçekten güzel bir inceleme yazabilirdim ben de; şayet kitaba tam anlamıyla odaklanabilseydim.
Yine de okurken büyük bir haz aldığımı söyleyecek kadar ilgilendim.
Durduk yere kederlendim, dudağımın sol tarafı da gülümser gibi, tek taraflı, kıvrıldı.

Bu kadardı.
(Okuyan olursa belli etmesin lütfen, bunun bir inceleme olmadığını.)
128 syf.
·10/10
Düz yazı şiire ancak bu denli yakisabilirdi. Ve bu kitap bir insanın 116 sayfalık nesir boyunca şairine üslubunu koruyabileceginin kanitiydi...
“Sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.”
Kendi kendimden de, başka hiç kimseden de hoşnut değilken, gecenin sessizliğinde, yalnızlığında, kendimi bağışlamak, biraz da gururlanmak isterdim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Paris Sıkıntısı
Baskı tarihi:
Nisan 1982
Sayfa sayısı:
122
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le Spleen De Paris
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Çağdaş şiirin en büyük öncülerinden biri olan CharIes Baudelaire (1821 -1867), yalnızca bir ozan değildi, çağının ilerisinde bir düşünür, bir sanat eleştirmeniydi de. Bu arada, kişiliğinin iki yönünü birleştirMek istercesine, "dizemsiz ve uyaksız bir ezgisel düzyazı"nın olanaklarını araştırdı:Paris Sıkıntısı'nı yazdı. Büyük ozan, "düz şiir" diye adlandırabileceğimiz elli parçadan oluşan bu yapıtta, hem düşlediği yazınsal biçime yüzde yüz ulaşıyor, hem de içinde yaşadığı toplumun ve büyük kentin derin ozan duyarlığında yarattığı titreşimleri benzersiz bir ustalıkla yansıtıyor.
Baudelaire'in 1862'de tamamladığı bu yapıt, ancak ölümünden iki yıl sonra, 1869'da kitap olarak yayımlandı. Ama, o gün bugün, Fransız şiirinin köşe taşlarından biri olan Les Fleurs du mal'le birlikte anılır. (Arka kapaktan)

Kitabı okuyanlar 775 okur

  • Özge
  • Süha Demirel

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0